panik atak nedenleri - panik ataklı kişilerin özellikleri - panik atak kimlerde görülür - panik atak şikayetleri1 - Panik ataklı hastaların ortak yönü, mükemmeliyetçi olmaları ve her şeyin hemen ve en kısa sürede olmasını istemeleridir. Bu stres panik atak üzerinde büyük etki oluşturur. Ayrıca acelecilerde de panik atak riski yüksektir.
2 - Hipoglisemi gibi hormon bozuklukları ve bazı fiziksel hastalıklar da panik atağa neden olabilirler. Bunlar panik atağı tetikleyen sebeplerdir ve tedaviyle ortadan kaldırılmaları mümkündür. Bu durum tedavi edilmediği sürece panik atağın bir tetikçisi olarak kalacaktır. Bu hastalığın tedavisiyle panik atak büyük ölçüde ortadan kaybolacaktır. Ama hipoglisemisi olan ve bu nedenle panik atak yaşayan bir hasta bu durum ortadan kalktıktan sonra da dikkati bedenine çok fazla yönlendirmiş olduğu için ufak tefek değişiklikleri tehlike işareti olarak algılamaya devam eder ve yine panik atak ortaya çıkabilir. Tekrarlama korkusu olur, her insanda olan çarpıntıları yine panik atak geliyor diye algılayabilir ve sonucunda da panik atağı gelişir ve yine kısırdöngüye girer.
Panik atak kimlerde görülür?
Panik atak kadınlarda daha çok görülüyor. Şehir hayatı içinde yaşayanlarda, stresin yoğun yaşandığı meslek gruplarında olanlarda çok sık rastlanır. Köyde yaşayanlarda da panik atak olur ama daha seyrektir.
Kadınlarda niye daha fazla olur?
Bence kadınlarda daha fazla görülmesinin birkaç nedeni var. Bunlardan biri kadınların daha fazla stres altında olması. Çalışan erkekler günde 8-10 saat başlarında bir patronla yaşıyorlar ama kadınların güne yayılmış sorumlulukları çok daha fazla. Çocukların sorumlulukları, evin sorumluluğu veya evde yine patron gibi davranan kocanın olumsuz etkisi var. Ayrıca erkekler günlük streslerini atmak için farklı yollar bulabiliyor. Erkek sıkıldığı zaman arkadaşlarıyla bir yere gidiyor, içiyor, bağırıp çağırıyor, maça gidiyor. Kadınlarda bu imkân biraz daha kısıtlı. Kadının stresle baş etmek için yapabileceği alanlar yok denecek kadar az. Ayrıca kadınlarda panik atağın daha çok görülmesinin bir nedeni de kadınların yaşadıkları sıkıntıyı yapıları gereği daha rahat anlatabilmeleri ve yardım isteyebilmeleri. Belki birçok erkek de aynı sorunları yaşıyor ama bunu açıklamaya çekiniyor.
Panik atağın görüldüğü psikiyatrik bozukluklar var mı?
Panik atak anksiyete bozukluğu grubu altında ama aslında başlı başına bir durum. Panik atak sıklıkla başka rahatsızlıklarla birlikte görülür. Panik atak yaşayan kişide yaşadığı streslerden dolayı uyku sorunları ortaya çıkar. Kişi işine gidip gelememeye başlar, arkadaşlıkları bozulur, aile ilişkileri bozulur. Aile tüm düzenini panik ataklı kişiye göre ayarlamaya başlar. Yalnız kalmaması, strese girmemesi gerekir.
Hatta hastanenin yakınına taşınan panik atak hastaları bile vardır. Tüm bu durumlar panik ataklı hastayı bir süre sonra depresyona da sokabilir. Aynı şekilde diğer psikiyatrik bozukluğu olan kişilerde de buna paralel olarak panik atak ortaya çıkabilir. Ama panik atak bir hastalığın devamı değildir. Depresyondaki kişi panik atak yaşayabilir. Eğer tedavi edilmezse buna eşlik eden birtakım bozukluklar oluşur. Bunların başında da madde bağımlılıkları gelir. Kişi çok sıkıntı yaşadığı için alkol alarak kendisini rahatlatmaya çalışabilir. Uyuşturucu maddelerin kullanımı da panik atağa neden olabilir.
Panik atak çağımızın hastalığı mı?
Eskiden de panik atak diye bir hastalık vardı. Çok eski çağlardan beri tarif edilmiş, dile getirilmiş bir hastalık ama adı konulmamış ya da başka psikiyatrik hastalıklarla birlikte anlatılmış. Fakat şehirleşmeyle beraber arttığı görülüyor. Bu nedenle aslında panik atağa çağımızın hastalığı da denebilir.
Panik atak yaşa bağlı olarak değişir mi?
Panik atak ağırlıklı olarak genç erişkinlik ve erişkinlik döneminde ortaya çıkar. En çok 40′lı yaşlarda görülüyor. Çocuklarda ve ergenlerde de görülebilir. Bir kişinin panik atak geçirebilmesi için bu durumu bir hastalığın belirtisi olarak düşünüp korkması gerekir. Bu nedenle bu korkunun algılanabileceği yaş başlangıç yaşı olarak düşünülüyor. 11-12 yaşlarında olabilir.
Ama bazen özel durumların görüldüğü daha küçük yaştaki panik ataklı hastalara da rastlanmaktadır. Çocuk çok yakınında bir kişiyi önemli bir hastalık sonucu kaybetmiştir ve onda 'Ben de bu hastalıktan ölebilir miyim?' düşüncesi ve korkusu gelişir. Yalnız yaşayan kişilerde de panik atak görülme oranı yükseliyor. alıntı
depresyon nasıl tedavi edilir - depresyon tedavisini kimler yapar - depresyon tanısı nasıl konur - depresyonda psikoterapi - manik depresifİlk başvurulacak kişi psikiyatrist olmalıdır. Birçok tıbbi rahatsızlıkla depresyonun ilişkisi vardır. Dolayısıyla önce depresyonun teşhisinin konulması ve sebeplerinin anlaşılması için aynı zamanda doktor olan bir psikiyatriste ihtiyaç duyulur. Psikiyatristin koyduğu teşhisten sonra başlanan tedavide ilaç verilmesini tabii ki yine doktor olan psikiyatrist belirler ama işin terapi yönünü uzman bir psikoloğun yapması gerekir. Kişiyi psikoloğa yönlendiren yine psikiyatrist olmalıdır.
Kişi depresyon şüphesiyle psikiyatriste geldi, tedavi için ne gibi aşamalardan geçmesi gerekiyor?
Öncelikle kişinin hayat hikâyesi dinlenir, şikâyetlerinin gelişimine bakılır ve tanı konulur. Tanı için gerekirse birtakım kan tahlilleri de istenebilir. Birçok hasta daha önce dahiliyecilere gittikten sonra psikiyatristlere gelir. Çünkü sorunlarının fiziksel olduğunu düşünürler. Bu nedenle psikiyatriste geldiklerinde genelde ellerinde tahlilleri vardır. Teşhisten sonra hastaya bu konuda bilgi verilir. Kişilik yapısı değerlendirilir. Tedavi planı kabaca iki yönlüdür. Bir ilaçla tedavi, diğeri de psikoterapidir. Depresyon tedavisinde bu ikili ayrılmaz bir bütündür. Bu kombinasyon başarılı sonuç verir.
Ne gibi ilaçlar kullanılıyor?
Antidepresanlar, benzodiasepin ve duygu durumunu düzenleyici ilaçlar kullanılır. Bunların arasında benzodiasepin türü ilaçların alışkanlık yapma potansiyeli yüksektir. Duygu durumunu düzenleyici ilaçlara ise lityum örnek olarak gösterilebilir. Antidepresanların farklı grupları vardır. Klasik olanlar: Bunlar en eski grup ilaçlardır. Yatıştırıcı özellikleri vardır ama yan etki potansiyelleri biraz daha yüksektir.
Bir de yeni nesil antidepresanlar var. Bunlar da seratonin mekanizması üzerinde etkilidir. Seratonin geri alımını bloke eden antidepresan türleri vardır.
Antidepresanların etkilerinin görülmesi için birkaç gün ile bir hafta arasında kullanılması gerekir. Bu ilaç grubunun yan etkileri oldukça azdır. Antidepresanlar alışkanlık yapmazlar ama kesilme belirtisi yapabilirler. Bu nedenle özellikle doktora danışmadan antidepresan kullanımını birdenbire bırakmamak gerekir. Türüne ve kişinin özelliklerine göre bırakılmalıdır. Dozu da kişiye göre ayarlanır. Benzodiasepin grubu ilaçlar ise alışkanlık yapma eğilimi olduğu için geçici bir süre kullanılmalıdır. Duygu düzenleyici ilaçları da tedaviye dirençli depresyonlarda ya da belli dönemlerde ortaya çıkıp maniyle birlikte seyreden depresyonlarda kullanırız. Bugün yeni teknoloji ilaçların yan etki potansiyeli çok düşmüştür.
Ancak son yıllarda hastaların, yakınlarının tavsiyesi üzerine ilaç aldıklarını sık sık görüyoruz. Bu çok yanlıştır. Bazı kişilerde antidepresanın kesinlikle kullanılmaması gerekir. Çünkü başka hastalıkları tetikleyebilirler.
Mesela kişide şizofreni eğilimi varsa depresyon ilaçlarıyla bu şizofreni daha da tetiklenir. Bu yanılgının nedeni de şizofreninin bazen depresyon gibi belirtiler göstermesidir. Ya da kişide manik depresif bir eğilim varsa ve bu süreçte antidepresan kullanırsa hızla mani durumuna girer. Bir de ilaç etkileşimleri vardır. Mesela kan sulandırıcı ilaçlar kullanan bir kişi belli antidepresanları belirli dozlarda almalıdır. Düzenli olarak ilaç kullanan kişilerin de hekim kontrolü olmadan antidepresan kullanmamaları gerekir.
Manik depresif durum da depresyonun bir türü müdür?
Mani tablosu tabii ki son derece ağırdır. Bunu takip eden depresif durum da genellikle ağır bir depresyonla kendini gösterir. Bu hastalık insanın hayatını yoğun bir şekilde etkiler. Kişi işinden olabilir, o dönemde çok fazla harcama yaptığı için borçlu duruma düşebilir. İlişkileri çok düzensiz hale gelir. Çok çabuk kararlar verir. Aktivitesi aşırı derece artar, kontrolden çıkar.
Bu hastalığın tedavisi var mı?
Bunun tedavisi var ama atakları önlemeye yönelik bir tedavi bu. İlaç tedavisi bu hastalıkta çok önemli bir yer tutuyor. O anda hastadaki belirtiler depresyonsa depresyonu gidermeye yönelik, maniyse maniyi baskılamaya yönelik ilaç tedavisi yapılır. Bunlarla birlikte duygu durumunu düzenleyici ilaçlar da kullanılır. Kişi nöbetler dışındaki zamanlarda normal insanlardan farksızdır. Ancak yanılgıya düşmemek gerekir. Çünkü belirtilerin olmaması atakların bir daha hiç yaşanmayacağı anlamına gelmez. Hastanın ataklar olsun veya olmasın ilaçlarını düzenli olarak kullanması gerekir. İlaç kesilirse nöbetler tekrar ortaya çıkabilir.
Depresyonun kesin olarak tedavisi var mı?
Bugün depresyon tedavi edilebilir bir hastalık olarak gösterilmektedir. Hem ilaçların yan etkileri oldukça düşük olması hem de ilaç çeşitliliği açısından durum iç açıcıdır. Bununla birlikte modern psikoterapi teknikleriyle depresyon büyük ölçüde tedavi edilebilir. Ayrıca dirençli depresyonlar için de tedavi planları vardır. Eğer depresyonun altında yatan başka bir neden varsa, fiziksel hastalık söz konusuysa o zaman bu hastalığın tedavisine yönelik bütüncül bir yaklaşım uygulanmalı.
Tedavi ne kadar sürer?
Depresyonun tedavisi, türüne ağırlığına ve geçmişine göre değişir. Eğer kişi uzun süredir depresyonda ise tedavi de daha uzun sürer. Tekrarlayıcı depresyonlarda hastanın ömür boyu hekimle işbirliği içinde olması gerekir.
Bizim işimiz sadece depresyonun belirtilerini ortadan kaldırmak değil aynı zamanda ortaya çıkmasını önlemek, ortaya çıktığında da daha hafif olmasını sağlamaktır. Ama psikoterapi açısından bakıldığında seans sayısı 12-15 olmalıdır. İlaç tedavisi de üç aydan az olmamalıdır. Hatta altı-dokuz ay bile ilaç kullanılması önerilebilir.
Unutma, depresyon belirtisi mi?
Unutkanlık depresyon belirtilerinden biridir. Ama tek başına unutkanlık depresyon belirtisidir denemez.
Sonbaharın depresyon üzerinde etkisi var mı?
Depresyonun önemli nedenlerinden biri seratonindir. Işık melatonin mekanizması üzerinden seratonin salgılanmasında etkili olur. Işık azalınca seratonin seviyesi de azalır. Bazı kimseler buna karşı hassastır bazıları değildir. Hava karardıkça depresyon eğilimi artabilir. Bir de fiziksel aktivite çok önemlidir. Mümkün olduğu kadar açık havada aydınlık bir ortamda bulunmak, ışık almak depresyonun önlenmesinde etki sağlar. Ayrıca gün ışığına benzeyen özel frekansta lambalar vardır. Bunlarla ışık tedavileri yapılır.
Peki mevsimlerin etkisi var mı yoksa tamamen ışığa mı bağlı?
Genellikle ışıkla ilgidir. Ama mevsim geçişlerinde insan hayatında birçok değişiklik olur. Bazı insanlarda da özellikle yazın depresyon görüldüğü birçok doktor tarafından gözlemlenmiştir. Bunun nedeni de tamamen psikolojiktir, çünkü kişide yalnızlık hissi oluşur. Tatil zamanıdır ama tatile birlikte çıkabileceği bir kişi yoktur. Bu durum onu depresyona sürükleyebilir.
Ayrıca bazı insanların her yıl düzenli olarak belirli dönemlerde sıkıntılarının arttığı görülmüştür. Mesela yılbaşında oğlunu kaybeden bir kişinin her yıl aynı dönemde depresyona girdiği görülebilir. Bu durum, tamamen geçirilen o travmayla ilgilidir.
Sık yapılan hatalar
• Hastaya sorumluluklarını vurgulamak ya da sitem etmek.
• İntihar düşünceleri ve imalarını hafife almak. İntihar ve ümitsizlik konularını açık ve doğrudan konuşma hastanın duygularını ifade etmesine destek olur.
• Depresif insanları yalnız bırakmak veya onlarla olan ilişkiyi sınırlamak doğru değildir. Çünkü, depresyondaki kişinin güven duygusuna yoğun olarak ihtiyacı vardır.
• Depresif hastayı dinlenmesi için tatile göndermek yanlıştır. Tatile tedaviden sonra çıkılması önerilir.
• Kişi depresyondayken aile, iş ve gelecekle ilgili önemli kararlar almamalı, iyileşinceye kadar beklemelidir.
Çocuk ve ergenlerdeki belirtileri
• Gerginlik, üzüntü ve sinirlilik.
• Kavga, tartışma ve yetişkinlerle sert konuşmalar.
• Duygu durumunda değişkenlik.
• Kendilerine güvenlerinde azalma.
• Yoğun boşluk hissi.
• Dikkat ve konsantrasyon sorunları.
• Yalnız kalma eğilimi, ölme isteği ve umutsuzluk.
• Çevre ve arkadaşlarla uyumsuzluk.
• Hareketlilik düzeyinde artış veya enerji ve hareket seviyesinde azalma.
• Uyku ve yeme düzenlerinde sorunlar.
• Okul başarılarında ve performans düzeylerinde düşüş.
• Beden imajı kendine güven temalarında problemleri (ergenlerde).
• Alkol ve madde kullanımı (ergenlerde).
alıntı
depresyondaki kişilerin özellikleri - depresif kişiler - depresyonlu kişiye nasıl yardım edilir - depresyondaki kişiye destek olmanın önemiDepresyondaki kişi kendisini yetersiz ve eksik görür, kendi yaptıklarını da aynı ölçüde yetersiz ve eksik olarak değerlendirir. Ayrıca geleceğe olumsuz ve karamsar bakar. Yani üç açıdan yetersizlik duygusu hâkimdir. Bu üç unsur, depresyondaki herkesin ortak noktasıdır. Kendilerine güvenlerinin azalması, kendilerini yetersiz hissetmeleri ve kendileri yetersiz olduğu için geleceklerini de karanlık görmeleri. Depresyondaki kişiler her şeyin kötüye gittiği hissine kapılır. Savaş ve açlığın içinde, büyük bir felaketin eşiğinde olduklarını düşünürler. Televizyonda bir haber izlerken gözleri dolar. Çoğu zaman bu tip üzücü haberleri izleyemezler bile. Filmlerde acıklı sahnelere bakmak istemezler, çünkü bu görüntülerden aşırı derecede etkileneceklerini bilirler. Kısacası adeta kara gözlük takmıştır ve sadece olumsuz şeyleri görmeye programlanmıştır.
Peki depresyondaki kişi fiziksel olarak anlaşılır mı? Yani baktığımızda o kişinin depresyonda olduğunu anlayabilir miyiz?
Bir kere depresyondaki kişi yaşlanmış gibi görünür. Kendisine hiç bakmaz. Kaşları sürekli olarak çatıktır. Yüzünde çok nadiren bir gülümseme belirir. Hatta çoğu kez bir gülümseme bile olmaz. Konuşması monoton ve yavaşlamıştır. Bu kişinin mimiklerinde de yavaşlama vardır. Konuşmalarında zaman zaman aralar uzar. Depresyon ağırlaştıkça bu yavaşlama daha da çok görülür. Bakışlarda bir parıltı kalmamıştır. Konuşmasında bir zenginlik yoktur. Konuşmaları hep olumsuz şeyler üzerinedir. Bir de karşıdan bakıldığında kişinin çok sıkıntıda olduğunu fark edersiniz.
Depresyondaki kişiye nasıl yardım edebiliriz? Yakınları ona nasıl destek olmalı?
Halk arasında depresyonda olan kişiye sanki motivasyonu yetersizmiş gibi davranırlar. Ve genellikle "Hadi biraz çaba göster, başarırsın" diyerek onu motive etmeye çalışırlar. Halbuki depresyondaki insanın çaba ve motivasyon sorunu yoktur. O kişi yapamaz, enerjisi yoktur. Kendi kendisiyle olan ilişkisinde kendisini yetersiz ve değersiz görmektedir. Kendisine güveni olmadığı için "Hadi biraz uğraş, kendini zorla yaparsın" demek o kişinin depresyonuna iyi gelmez. Hatta bu tutum onun yetersizlik duygularını artırır.
Her depresyonda intihar fikri olur mu?
Ağır ve orta şiddetteki depresyonda intihar eğilimi de görülür. Depresyon aslında ölümcül olabilecek bir rahatsızlıktır. İntihar riskinden dolayı dikkatli olmak gerekir.
Depresyon riski kimlerde yüksektir?
1 - Genetik yatkınlığı olanlar.
2 - Zor bir çocukluk geçirmiş insanlar.
3 - Çok uzun süreli stres altında kalanlar.
4 - Depresif kişilik yapısına sahip olanlar: Bu kişiler genellikle titiz, hassas insanlardır.
5 - Farkında olmadan kendisini en ağır şekilde eleştiren kişilerde görülür.
İnsanların iki türlü ilişkisi vardır. Biri başkalarıyla olan ilişki, diğeri de kendi kendimizle olan ilişkidir. Başkalarıyla olan ilişkimizi kendimiz de gördüğümüz için daha da kontrollü davranırız. Ama kendimizle olan ilişkimizi daha üstü kapalı yaşarız. Aslında insan en çok kendi kendisiyle konuşur. Kişinin kendi kendisine nasıl bir yaklaşım içerisinde bulunduğu da gene kendi duygusal durumunu belirler. Mesela bir kişi sürekli sizinle birlikte dolaşıyor ve sürekli olarak size yaptıklarınızla ilgili olumsuz şeyler söylüyor. Sanki bir müfettiş gibi davranıyor. En ufak bir şey yaptığınızda 'Zaten sen bunu da yapamıyorsun, bak başkaları ne güzel yapıyor' diyor. Sürekli olarak böyle eleştiriler duymak kişinin kendini iyi hissetmemesine neden olur. İşte bu durum kişinin kendi kendiyle ilişkisinde sıkça görülür.
İnsanlar başkalarına karşı böyle davranmasalar bile, kendilerine karşı hep bu eleştirel bakış açısıyla davranır. İçlerinde 'Ben beceremiyorum, ben hiçbir şeyi başaramıyorum, ben güzel değilim' gibi kalıplar içinde yaşarlar. Bu şemaları biz tedavi sürecinde tespit ederiz ve bunlar üzerine çalışırız. Depresyon bu tarz düşünen ve mükemmeliyetçi insanlarda daha fazla görülür. Aslında mükemmeliyetçilik diye bir şey yoktur. Bu, genelde aileden öğrenilen bir durumdur. Eş ve iş ilişkilerinde de bunun farklı bir boyutu görülür.
Birlikte yaşadıkları kişiler sürekli olarak onları eleştiriyorsa, yargılıyorsa ve hoşnutsuzluklarını dile getiriyorsa bu, o kişi üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Hoşgörüsüz bir şekilde sürekli olarak eleştirilmek depresyona neden olabilir. Eşle veya patronla ilişkilerde genelde bağlılık durumu da vardır. Bu nedenle kişi gidişata bir "Dur" diyemez. Çekip gitme yetisine de sahip değildir. Sürekli olarak eleştirilmesinin sonucu olarak 'Ben yetersizim, başarısızım' diye düşünür.
Pozitif düşünerek depresyon yenilir mi?
Ben kimseye 'Pozitif düşünün' demem. Çünkü pozitif düşünme bir süre sonra insanı hayal kırıklığına sürükler. Bu da depresyon açısından, kişinin ruh sağlığı açısından bir risk oluşturur. Önemli olan realist düşünmektir. Depresyondaki insanın birkaç düşünce yanılgısı vardır.
Depresyondaki kişi siyah-beyaz düşünce içerisindedir. Ortadaki renkler, griler yoktur. 'Eğer ben bir şeyi mükemmel yapamadıysam onu yapmamış sayılırım. Başarısızım' diye düşünür. Eğer belirlediği hedefine ulaşamamışsa bugüne kadar hiçbir şeye ulaşamamış sayar kendini. Bir de depresyondaki kişi genelleme eğilimindedir. Bir konuda yeterli değilse diğer bütün kabiliyetlerini yok sayar. Belirli bir dönemdeki başarısızlığını bütün hayatının başarısızlığı olarak algılar. Depresyondaki kişide seçici algı vardır. Seçici algı, detaydan yola çıkarak o bütünle ilgili karar vermektir. Aslında olay detayı ilgilendiren bir durumken ilişkinin tümünü göremez ve depresondaki kişi karşısındakinin sadece eksik yanına bakar. Aynı şekilde kendisinin de artı yönlerini görmeyi başaramaz. Zaman zaman başarsa da bunu dengeleyemez. Sadece negatif olanı görür, hayatındaki diğer başarıları da yok sayar.
Hayata gerçekçi bakan ve kendine güvenen bir kişi depresyon geçirmez mi?
Kategoriyel düşünmek, siyah-beyaz düşüncelerden uzak durmak, genelleme içine girmemek, kişiyi depresyondan koruyan çok önemli faktörlerdir. Bir de depresyondaki kişinin içinde bulunduğu kısırdöngüden kurtulması gerekir.
Peki nedir bu kısırdöngü?
Depresyon aslında kişinin kendi kendini değerlendirme hastalığıdır. Kendi durumunu olduğundan farklı, yaptığı herhangi bir şeyi olumsuz değerlendirir. Mesela "Ben başarısız, beceriksiz bir insanım" der. Kendisinin yetersiz, beceriksiz olduğunu düşünen herkeste zaman içinde güvensizlik hissi oluşur ve kişi ileriye yönelik olarak endişe duymaya başlar. Kendine güveni az olan, endişeli insanda üç önemli değişiklik olur.
Bunlardan biri o kişinin enerjisinin azalmasıdır. İkincisi endişeli insan o endişenin kaynağına daha çok konsantre olur. Endişenin kaynağı da kendi performansıdır. Böylece kendi performansına daha çok dikkat etmeye başlar. Buradan yola çıkarak endişe hissetmeye başlar. Kendisini değersiz görür. Kişi kendine ne kadar güven duyarsa isteği de o kadar fazla olur.
Kendine güveni azalmış kişi seçici algı dediğimiz fenomen girer ve giderek daha fazla eksiklerine dikkat eder olur. Bu kısırdöngü en etkili psikoterapi yönteminin de temelini oluşturur. Biz psikiyatristler kişinin durumunu bu aşamalardan giderek saptarız ve kişinin her aşamasını yeniden test ederiz. Sonra bunları nasıl gerçekçi hale getirebileceğimizi ve kişiye bunlarla nasıl başa çıkabileceğini öğretmeye çalışırız. Kişinin bu duyguları nasıl yeneceğini belirleriz.
Günlük yaşantı içinde kişi çok negatif yaşamaya başladığından pozitif hiçbir şey olmaz düşüncesindedir. Biz ona adım adım nasıl olumlu yönlere dikkat edeceğini gösteririz. Yaşantısını realist olarak planlamasına yardımcı oluruz. Bizim işimiz kişiyi olduğundan daha yüksek göstermek değildir. Kişinin becerilerini, performansını, potansiyelini görmesini sağlamak ve onu daha verimli kullanmasına yardımcı olmaktır. alıntı
aöf kamu yönetimi dersleri - liderin özellikleri - liderlikte strateji seçimiStratejilerin hem seçimi hem de uygulanmasında rol alan yönetici mevkiindeki kişilerin liderlik özellikleri ve yetenekleri son derece önemlidir. Burada, stratejilerin uygulanmasında, liderlik özelliklerinin önemi vurgulanacaktır. Ancak, strateji seçimi açısından da liderlik özelliklerinin, seçimin isabetli yapılmasının önemine bir daha işaret etmek yerinde olacaktır. Seçilen stratejik alternatif ya da stratejiyle bunu uygulayacak olan kimsenin kişisel özellikleri arasında bir uyum olmalıdır. Uygulamanın başarılı olmasını sağlayacak olan temel husus budur.
Yöneticinin karakteri, eğilimi, eğitimi, tecrübesi, bilgisi kısaca kişiliği, üstleneceği rolleri, diğer bir ifadeyle seçilmiş stratejiyi uygulamanın gerektirdiği rolü yapmasına uygun olmalıdır. Bir başka husussa, yöneticinin seçilen stratejiyi benimsemiş ve ona inanmış olmasıdır. Bu durum, severek, arzu ederek yapmasına ve motive olmasına yardım edecek, başarı olasılığını güçlendirecektir.
Bu nedenle, strateji seçiminde, elde bulundurulan yöneticilerin niteliğini ve önderlik özellikleri de bir beşeri sermaye unsuru olarak ele alınmalıdır. Eğer, yapılan SWOT analizleri, eldeki beşeri sermaye yapısı ve özellikle yöneticilerin kalitesiyle seçilmesi zorunlu görülen strateji arasında bir uyumsuzluk olacağını gösteriyorsa eldeki yöneticilerin ve beşeri sermayenin (kaynakların) bir kısmını değiştirmek zorunlu durumuna gelebilir.
Bu durum, özellikle yenilik yapmanın zorunlu hale geldiği durumlarda, teknolojik değişimlerde ve özellikle uygulanan mevcut stratejilerde büyük ölçüde değişimlerin söz konusu olduğu hallerde karşımıza çıkmakta ve değişimlerle ortaya çıkan yeni ortamların gerektirdiği lider yönetici ve beşeri kaynaklar dışarıdan ya da yatırımlarını çeşitlendirmiş kuruluşların başka SİB'lerinden rotasyon usulüyle temin edilmektedir.
Şekilde yeni stratejiyle liderlik ve beşeri kaynaklar ilişkisi görülmektedir. Günümüzde, her yönetici ve personel, alışmış olduğu rol ve görevleri terk ederek, yeni stratejinin gerektirdiği rolleri benimseyememektedir. Ayrıca, yöneticilerin kişilikleri itibariyle risk alma eğilimleri de farklıdır. Örneğin; büyüme ve gelişme stratejileriyle yenilik yapmayı gerektiren ortam ve stratejiler, risk almaktan kaçınmayan cesur ve atak lider ve yöneticiler gerektirir. Durgun büyüme stratejilerinde risk alma durumu asgari ölçüye indirilmiştir.
Tasarruf stratejisinde risk alma durumu nispeten mevcuttur ancak, burada da stratejiyi uygulayan yöneticinin gözünü kırpmadan işçi çıkarabilen, hislerine kapılmayan, işletmenin çıkarları için her şeyi göze alabilen cesur, kararlı, yerine göre acımasız olabilmeyi başarabilen, tepkilere karşı direnebilen nitelikte bir kişi olabilmelidir. İşte bu noktada, başından beri belirttiğimiz gibi, stratejinin başarısında yöneticinin nitelikleri ön plana çıkmaktadır.
Dünyada ve Türkiye'de yatırımlarını çeşitlendirmiş şirketlerin birçoğu, aynı ya da farklı endüstrilerde faaliyet gösteren işletmelerin (SİB'lerinin) yöneticileri arasında seçilen stratejilere uygun olarak, rotasyon yöntemini uygulayarak başarılı olmayı amaçlamaktadırlar.
Böylece, farklı strateji ve politika uygulayan firmaların ellerinde bulunan lider ve yönetici kaynaklarından eleman teminini gerçekleştirmektedirler. Parasal ya da finansal güç açısından oluşturulan havuz beşeri kaynaklar bakımından da meydana getirilerek dışarıdan eleman temini ya da transferi gibi, hem pahalı hem de başarı riski yüksek olan yola gitmemektedirler.alıntı
aöf kamu yönetimi dersleri - liderlik nedir - liderlik ve liderin değişimdeki rolüGrup ve örgütleri oluşturan insanlar farklı görüş, düşünce ve eğilimlerle, farklı çevrelerden edindikleri bilgi ve tecrübelere sahiptirler. Bu durum, onların farklı amaçlara, inançlara ve tutumlara sahip olmaları sonucunu doğurur. Bu farklı kültürel mozaiğe sahip bireyleri belirli amaçlar, normlar, değerler ve kültür ortamına sahip işletme içinde, bir arada tutma ve verimli bir şekilde çalıştırma, liderlik bilgi ve becerisini gerektirir.
Belirli amaçları gerçekleştirmek için, örgüt üyelerinin tümünün kabulleneceği bir strateji seçmek ve stratejiyi uygulatma beceri ve yeteneğine sahip olma liderliğin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Liderlik, stratejilerin yaratılması ya da oluşturulmasında olduğu kadar, uygulanmasında da yaşamsal bir role sahiptir.
Günümüzde rekabetçi ve dinamik bir hale gelmiş olan iş dünyası, değişimi gerçekleştirmek zorunda olan liderlerin önemini artırmıştır. Çünkü bu rekabetçi ve değişim ortamında yaşayabilmek ve rekabet edip daha iyi konuma gelebilmek için, köklü değişimleri ve yenilikleri yapmak gerekmektedir. Etkin bir liderlik için, liderin sahip olması gereken bazı niteliklerden söz etmek gerekir.
Öncelikle lider, ileri görüşlülüğe ve geniş bir görüş açısına (vizyona) sahip olmalıdır. Organizasyonun tüm kadrolarında yer alan diğer lider ve yöneticilere bu görevi (misyonu) aşılamalı, onlara güç ve destek vermelidir. İkinci olarak, lider değişim ve yeniliği gerçekleştirebilmek için yeni stratejik uygulamalara gitmeli ve bunların içerdiği riskleri almaktan çekinmemelidir.
Bu iki husus, liderlerin, değişim ve gelişmenin zorunlu, rekabetin de kaçınılmaz olduğu haller için sahip olmaları gereken hususlardır. Bunlar, lideri normal bir yönetici konumundan ayıran özelliklerdir.
Ancak bazı iş alanlarında, bazı endüstrilerde, bazı ülkelerde başarılı olmak için mutlaka bir yenilik ve o anda bir değişim yerine mevcut durumu sürdürmek, riske girmek de gerekebilir. Bu gibi hallerde yöneticilik vasfıyla liderlik vasfı birbirlerine yaklaşırlar.
İyi bir yönetim, ürünlerinin kalitesini ve karlılığını sürdürme, fazla riske girmeden ve mevcut durumda değişiklik yapmadan faaliyetleri eskisi gibi sürdürme becerisini gerektirir. Bu durumda yeni vizyona, misyona, kültür ve değerlerde değişikliğe gitmeye ihtiyaç olmayabilir.
alıntı
örgütsel kültür tiplerinin strateji oluşumuna etkisi - tepki verici kültür tipi - koruyucu kültür tipiÖrgütlerin uzun yıllardan beri sahip oldukları sistem, yapı ve değerleri, belirli gelenek ve alışkanlıklar edinmelerine yardımcı olmaktadır. Mille ve Snaw isimli düşünürler, örgütlerin gelenek ve akışkanlarına göre, bu özellikleri birbirinden farklı dört kültür grubunda toplamakta, bunların özelliklerini ve strateji oluşumuna katkılarını şu şekilde açıklamaktadır.
Koruyucu kültür tipi; örgüt muhafazakâr inanç ve değerlere sahiptir. Bu nedenle, düşük risk stratejisi tercih edilmekte, yöneticiler güvenli pazarlarda faaliyette bulunmaya özen göstermektedir. Güvenli pazarlar ifadesiyse geniş pazar ve müşteri yelpazesi yerine, firmanın pazar kısmında yoğunlaşmayı tercih ettiği anlamına gelmektedir.
Firma gelecekte yeni olan ürün ya da pazarları araştırma faaliyetlerini çeşitlendirme yoluna gitmemekte, bu konularda çok az araştırma yapmakta ancak, mevcut faaliyetlerinin etkinliğini iyileştirmeye daha çok önem vermektedir. Bu firmalar, geçmişteki faaliyetlerini muhafaza ederek sürdürmeyi tercih etmekte, büyüme, gelişme stratejisinin taşıdığı risklere girmeyi arzu etmemektedirler.
Geliştirici kültür tipi; bu tip örgütler yenilikçidir. Yeni ürünler üretme, yeni pazarlara girmek suretiyle yöneticileri, yüksek risklere girmekten hoşlanmaktadırlar. Bu örgütlerin faaliyet sahaları ya da endüstrileri de genellikle yeniliklere açıktır ve yöneticiler yeni fırsatlar aramayı tercih ederek, strateji ve yapılarında değişim ve belirsizlikler yaratmayı aramakta, hatta bunu arzulamaktadırlar.
Bu kültür, sürekli değişimi, belirsizliğin sağladığı risk ve fırsatları yakalamayı hedef aldığı için, yöneticiler yüksek dereceli rekabetten, rakiplerin sert tepkilerinden kaçınmamaktadırlar. Bu tür örgütler, firma içinde, eskiden beri devam eden faaliyetlerin etkenliğini artırmak yerine değişen ürün ve pazarlara yönelmekte, sürekli dinamizm ve değişim ortamında faaliyette bulunmaktadır. Bu firmaların strateji tipleri gelişme ve büyüme hedeflidir. Yöneticilerinse tutumu, girişimci ve risk almaya dönüktür.
Analizci kültür tipi; bu tip örgütlerde dengelilikle değişim gibi, iki farklı yön bir arada bulunmaktadır. Denge, biçimsel yapılar oluşturma ve mevcut faaliyetlerin etkinliğinin araştırmasına ilişkindir. Değişimse, rakiplerin faaliyet ve stratejileri kontrol edilerek, onların davranış ve fikirleri dikkate alınarak geliştirilen temkinli stratejilerdir. Bu stratejilerde dengelilik ön plandadır.
Bu nedenle, yöneticilerde geçmişten geleceğe doğru planlayıcı tutumu yanında, faaliyetleri rakiplerin faaliyetlerine uyarlayıcı bir değişim de öngörülmektedir. Risk alma, rakiplerin ve endüstrinin değişimine uygun olarak yapılmaktadır. Bu strateji türü, durgun büyüme ya da endüstri ve rakip büyüdükçe kendini ona ayarlama niteliğindedir. Yöneticiler maceralı değil kontrollü ve temkinli büyüme ve değişim taraftarıdırlar.
Tepki verici kültür tipi; bu tip örgütlerde değişim baskıları, rakiplerden ve çevreden gelmekte ancak, buna, yöneticiler etkili biçimde cevap verebilme yeteneğinden yoksun bulunmaktadırlar.
Yöneticiler bıçak kemiğe dayanınca, yani ortaya bir kriz çıktığında firmaya, hissedarlardan, müşterilerden, satıcılardan ya da diğer bir yakın çevre elamanlarından gelen uyarı ve baskılar nedeniyle ürün ve pazarlarda ve diğer işletme fonksiyonlarında ayarlamalar yapılmaktadır.
Bu tür stratejiler, iflas etmemek ve yaşamak için yapılan ayarlamalar ya da uyarlamalar niteliğindedir. Çoğu kez tasarruf stratejileri, krizden kurtulmak ve yaşayabilmek için, bu tür kültürler içinde oluşmaktadır.
Şekilde örgütlerin kültür tipleriyle bunların strateji oluşumuna etkilerini belirlemek üzere; kültür tipi, strateji ve yöneticilik özellikleri arasındaki ilişkileri göstermektedir.
alıntı
örgüt kültürü çeşitleri - örgüt kültürü tipleri - örgüt kültüründe şekil katılımcılığıÖrgüt kültürü konusunda çeşitli düşünürler tarafından bir takım sınıflamalar yapılmıştır. Bunlardan en ilginç olanı Byars tarafından geliştirilen örgütsel kültür ölçeği tekniğidir. Bu ölçek iki boyutludur. Boyutlardan biri katılımcılık niteliğinin belirlenmesine, ikincisiyse çevreye karşı gösterilen faaliyetin özelliğine ilişkindir. Katılımcı kültürler iletişimde güçlü, hem işgörenlerin, hem de müşterilerin isteklerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeterliliktedir. Bunlara katılımcı kültür adını veriyoruz. Hâlbuki işgörenlerle müşteriler arasında iletişim ve ilişki boyutunun yüksek ölçüde bulunmadığı kültürlerdeyse katılımcılık yoktur.
Şekil, katılımcılığı; "insanlar," çevreye karşı gösterilen faaliyetleri de kısaca "faaliyetler" olarak göstermektedir. Faaliyetler işletmenin karar verme, düzenleme yapma, planların yürütülmesi ve fikirlerin yaratılmasında kullanılan süreçlerdir. Bu boyutta, işletmeler "tepkisel" (dış çevreye cevap veren) ve "etkisel" (dış çevreyi etkileyen, onu yönlendiren ve şekillendiren) olarak sınıflandırılmıştır. İnsanlar, boyutundaysa işgörenler ve müşteriler arasındaki iletişim ve ilişkilerin derecesi gösterilmektedir.
Buna göre şekil 12.2'de çıkan kültür biçimlerini şu şekilde açıklayabiliriz.
Etkileşen Kültür: Bu kültürler işgörenlerin ve müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir. En önemli konu, ortaya çıkan ihtiyaçlara en iyi hizmeti vermektir. Etkileşen kültür, çevreyi etkilemekten çok, rekabet ve yeni teknolojilerin ortaya çıkardığı çevresel istek ve ihtiyaçları, en iyi biçimde karşılamaktır.
Bütünleşik Kültür: Bu kültür de işgören ve müşterilerin ihtiyaçlarını etkilemeye, değiştirmeye yöneliktir. Bunu yeni ürünler ya da hizmetler meydana getirerek, yenilikçi davranışlar sergileyerek, kısaca çevreyi etkileyerek gerçekleştirir. Rakipleri hızlandırır, çünkü rekabet avantajı elde etmek için, tüm beşeri yaratıcı güçleri harekete geçirir.
Müteşebbis Kültürler: Yeni ürünlerin ve hizmetin geliştirilmesinde oldukça yenilikçidir. Ancak, bu kültürler, genellikle karar verme de katılımcı olmamasından dolayı, çalışanlara yönelimleri yetersizdir. Bireycilik yönü ağır basmaktadır.
Sistematik Kültürler: Bu kültürler prosedürlerin, politikaların uygulanması ve faaliyetlerin yürütülmesindeki sistemler üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bu kültürlerde karar verme, dış çevre etkileşimlerine göre yönlendirilir. Görevler kalıplaşmıştır. Bu nedenle katılımcılık yoktur. Çevresel ihtiyaçların karşılanmasına rutin faaliyetlerle devam edilir.
Bu sınıflamaya göre, Apple Bilgisayar ve IBM İşletmeleri bütünleşik kültürün içinde yer alırken, McDonald's etkileşen kültür sınıfına dâhil edilmektedir. Eğitim kuruluşları, banka ve sigorta şirketleri sistematik kültür içinde yer alırlarken, küçük patron kuruluşları müteşebbis kültüre örnek oluştururlar.
kültür çeşitleri - örgüt kültürünün oluşumuToplumda bir grubun ya da kuruluşun üyesi olmak, o topluluğa uyum sağlamayı gerektirir. Uyum sağlamanın ve grup ya da kuruluş tarafından benimsenmenin temel koşuluysa, ortak amaçlar, standart ve değerlerle alışkanlıklar, felsefe ve ideolojileri paylaşma gereğini ortaya koyar. Üyelerin benzer davranışlar, tutumlar ve işbirliği içinde hareket edebilmeleri için bu gerekli bir husustur.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, örgüt kültürünün, aileden, toplumdaki tüm kurum, kuruluşlar, millet ve devletle biçimsel ve biçimsel olmayan tüm gruplaşmalarda o topluluğun özelliklerini yansıtan ve çevresiyle ilişkilerini düzenleyen bir husus olduğu ifade edilebilir.
Bir örgüt içinde yaşayan ve onun üyesi olan kimseler, davranışlarıyla örgütün kültürel özelliklerini benliklerine sindirerek, davranışları için köklü gelenekler, ahlaksal tavırlar ve alışkanlıklar edinirler.
Örgüt kültürü, o örgütün çevrede tanınmasını, değerini, toplumsal standartlarını, çevredeki diğer örgüt ve bireylerle ilişki biçimlerini ve düzeylerini de yansıtır. Bu fonksiyonuyla kültür, örgütü topluma bağlayan, onun toplum içinde yerini, önemini ve hatta başarısını belirleyen en önemli araçlardan biridir.
Ancak her örgüt kültürü, içinde yaşadığı toplumsal kültürü ve ilişkide bulunduğu diğer örgütsel kültürlerinin etkilerini taşımakta ve oluşumlarında bu kültürlerin de katkısı bulunmaktadır. Kültür çevreye ters düşemez aksi takdirde örgüt yaşamı tehlikeye girebilir. Ayrıca, çevrenin norm ve değerlerine uygun olduğu takdirde yeni bir kültür çevreye önemli etkiler yapar.alıntı
gastritte kanama sebepleri - ağrı kesicilerin gastrite etkisi - romatizmal ilaçlar ve gastritGastrit şiddetli olunca midenin yüzeyinde tahriş yaptığı için o bölgedeki damarlara ulaşır ve kanamaya neden olur. Çok ciddi bir kanama ortaya çıkar.
Çünkü kanama midenin her tarafını etkiler. Oysa ülser kanamalarında kanayan yer yani midede yaranın olduğu bölge bellidir.
Burada herkesin alması gereken bir mesaj var.
Hiçbir zaman gereksiz yere ağrı kesici veya ateş düşürücü olarak antiromatizmal ilaçlar kullanılmamalıdır.
Onun yerine parasetamol cinsi ağrı kesiciler tercih edilmelidir.
Bu hem bebekler ve çocuklar, hem de yetişkinler için geçerli bir kural.
Parasetamolün kullanılmasının risk yaratabileceği bir tek hasta grubu bulunuyor, onlar da alkolikler.
Çünkü kişi eğer kronik alkolikse normal bir insana verdiğiniz dozlarda parasetamol, o kişide karaciğer hasarına neden olabilir. alıntı
gastrit sebepleri - gastrit kimlerde görülür - sigara ve alkolün gastrite etkisi - gastrit tedavisiGastritin türüne göre değişir. Bazılarında aç karnına şikâyetler daha yoğunken bazılarında yemek sonrası şişkinlik, gerginlik, gaz ve geğirti gibi yakınmalar hâkimdir.
Onikiparmak bağırsağı ülseri olanlar sık acıkır, açlıkta ağrıları artar.
Sigara ve alkolün gastrit üzerinde bir etkisi var mı?
Sigaranın sindirim sistemi üzerinde pek çok olumsuz etkileri var. Hem yemek borusunda hem de midede koruyucu olan mükoz salgısını azaltır, mide mukozasındaki kan dolaşımını bozar. İyileşmeyi geciktirir. Ancak hiçbir zaman tek bir neden olarak 'Sigara ülser yapar' diyemeyiz. Sigaranın ülseri artırıcı bir etkisi olabilir. Alkolün hem direkt tahriş edici hem de uzun süre kullanıldığında bağışıklık sistemine zarar verici etkisi söz konusudur.
Tedavide hastanın payı ne?
Tedaviyi üç aşamada incelemek gerekir. Hastanın yapabileceği şeyler, doktorun yapabileceği şeyler ve hastayla doktorun birlikte yapabilecekleri. Hasta mutlaka düzenli beslenmeye özen göstermeli, daha olumlu, daha az sıkıntılı bir yaşam tarzı için çaba göstermeli, bir de organik bir sorun olup olmadığı belirlendikten sonra doktor kontrolünde tedavi yapılmalı.
Gastritte tedavi süresi nedir?
Helicobacter pylori'ye bağlı gastriti olan bir hastanın tedavisi bir
ile iki hafta arasında sürer. Hastanın tedavisi tamamlandıktan sonra yeniden bir endoskopi yapılmasına gerek yoktur. Çünkü nefes veya dışkı testi ile midedeki bakterinin yok edilip edilmediği anlaşılır. Bu, tedaviden bir-iki ay sonra yapılan bir testtir. Tedavinin maliyeti doktor muayenesi, endoskopi ve ilaçlar şeklinde düşünülürse 200 milyon lira ile 1 milyar lira arasında değişir. İlaçların fiyatları da firmalara göre farklılık gösterebilir. Ayrıca doktor muayeneleri de hastanelere göre değiştiği için gastrit tedavisinde tedavinin maliyet yelpazesi geniş.
Romatizmal ilaçlara bağlı ülserde ise ilaçları kesip asit salgılanmasını bastırıcı ve mide mukozasını koruyucu ilaçlar veriyoruz. Bu amaçla en sık kullanılan ilaçlar proton pompası inhibitörleri (PPI) denilen ilaçlardır. Birçok farklı tipi vardır. Etkinlikleri birbirine yakındır. Bunlar mideden asit salgılanmasının son basamağını kuvvetli şekilde bloke ederler. Bu ilaçlar genellikle bir ay kullanılır. Hastalığa neden olan romatizmal ilaçların diğer hastalığın tedavisi açısından kesilmesi mümkün değilse o zaman mideyi korumak amacıyla bu ilaçlar daha uzun süre kullanılır.
Gastritin yaşı olur mu?
Romatizmal ilaçlara bağlı gastrit ve 'otoimmun gastrit' (bağışıklık sistemine bağlı) 50′li ve daha ileri yaşlarda sık görülüyor. Ama helicobacter pylori gastriti her yaşta, hatta çocuklarda bile görülebilir.
endoskopi nedir - gastroskopi nedir - endoskopi nasıl yapılır - ülser teşhisi için endoskopi - dispepsi nedirEndoskopi ile gastrit bulgularına ulaşabiliriz. Bu bulgular özellikle midenin son kısmında yani onikiparmakbağırsağından önceki kısımda mukozada kızarıklık, rengin kırmızıya dönmesi, yer yer şişlikler, küçük küçük yüzeysel tahrişler şeklinde olabilir. Endoskopi sırasında midede veya onikiparmak bağırsağında ülser de görebiliriz. En sık ülser onikiparmakbağırsağının birinci kısmında olur. Endoskopide kanser de görülebilir. Mesela dispepsili 100 kişiye gastroskopi yaptığınız zaman bunların iki tanesinde kanser bulunabilir. Doktorlar bunu kendi aralarında çok tartışır ve 'Gastroskopiyi ne zaman yapmalı'nın cevabını arar.
Her midesi ağrıyana gastroskopi yapılırsa hemen herkesin gastroskopi olması gerekir. Çünkü hayatının bir döneminde midesi ağrımayan insan hemen hemen yok gibidir. Bu nedenle biz, hasta belirli bir yaşın üzerindeyse, zayıflama, kanama gibi belirtiler varsa, karın bölgesinde ele gelen kütle varsa mutlaka gastroskopi yapmak isteriz. Hastaya ilaçlar verip onu gönderip tekrar tekrar gelmesini istemek yerine baştan endoskopi yapmak ve ne hastalığı varsa net olarak söylemek ayrıca tedavisine radikal olarak devam etmek ancak endoskopi ile mümkündür. Mantıklı ve ekonomik bir yaklaşımdır. Bizim hastaya "Yüzde 95 ihtimalle senin bir şeyin yoktur" demek gibi bir şansımız yok, çünkü geriye kalan yüzde 5 çok ciddi bir orandır.
Peki endoskopi sırasında hastanın başına neler geliyor, zor bir iş mi?
Endoskopi 40 yıldır tıpta kullanılıyor. Eskiye oranla çok hareketli, görüntü kapasitesi yüksek cihazlar var. Endoskopinin başarısı ve hastanın endoskopiden rahatsızlık duymaması kimin yaptığına, nerede yapıldığına, nasıl yapıldığına ve deneyimli bir yardımcı ekibinin bulunup bulunmamasına göre değişir. Endoskopiyi bu konuda eğitim görmüş ve diploma almış olan gastroenterologlar yapmalıdır. Maalesef bugün ülkemizde herkes endoskopi (gastroskopi, kolonoskopi) yapıyor ve birçok yanlış teşhis konuluyor.
Eğer bir engel yoksa hastaya bir ön ilaç uygulanmalıdır. Öncelikle hastanın ağız boşluğunun geri kısmına diş hekimlerinin de kullandığı türden bir sprey sıkılır. Sprey o bölgeyi uyuşturur, ondan sonra da kol damarından hastanın reflekslerini azaltıcı rahatlatıcı ve hafif uyku yapıcı ilaçlar verilir. Bunlardan bir tanesi 'dormicum' diğeri de 'meperidin'dir. Endoskopi bu ilaçlarla birlikte yapıldığı zaman çok rahat olur. Çoğu zaman hasta işlem bittikten sonra 'Gerçekten gastroskopi yaptınız mı? Bitti mi?' diye sorabilir.
Endoskopi sonrası uyku halini giderici ilaçlar da uygulanır ve hasta bir-iki saat sonra işinin başında olabilir. Ama o gün araba kullanmasını ve dikkat gerektiren işler yapılmasını istemiyoruz.
10 milimetrelik boru
• Yapılan iş şu: 10 milimetre kalınlığında son derece yumuşak bir boru, yemek borusundan mideye ve onikiparmakbağırsağına gönderiliyor. Aşağı yukarı uzunluğu 110 ile 120 santim arasında olan cihazın ucunda kamera var ve geçtiği bölgeleri bir televizyon ekranına yansıtıyor. Doktor da bu görüntülere bakarak hastanın midesinin iç yüzeyini görüyor ve teşhisi koyabiliyor. Bu işlem sırasında hastanın nabız durumu ve oksijen düzeyi sürekli olarak takip ediliyor. Gerekirse tanı için parça alınır (biyopsi) veya kanama durdurma, polip çıkarma gibi tedavi edici işlemler yapılabilir.
Combine cream cheese and Cheddar cheese; beat with an electric mixer. Beat in onion, Worcestershire sauce, and garlic. Chill thoroughly. Shape into a ball and roll in chopped pecans. Wrap in plastic wrap and refrigerate for at least 24 hours before serving. Remove pecan cheese ball from refrigerator 2 hours before serving. Serve pecan cheese ball with assorted crackers.
selülozik maddelerin nitrik esterleri - nitroselülozun özellikleri - pamuk barutuSelülozik maddelerin nitrik esterleridir. Nitroselüloz, işlenmemiş selülozun lifli yapısının bir kısmını muhafaza eder.
Nitroselüloz kolayca tutuşabilir ve ısıya dayanıklı olmayan bir maddedir. 150°C'nin üstünde genellikle tutuşur.
Gerek nemli, gerekse kuru nitroselülozun fünye yardımıyla patlatılabileceğinin keşfinden sonra 1860 yılında jelatin haline getirilmiş nitroselüloz güçlü bir patlayıcı olarak kullanılmaya başladı.
Nitroselüloz kararlı bir madde değildir. Ayrışmasıyla teşekkül eden ürünlerde katolizör vazifesi görerek ayrışmayı hızlandırır ve patlamaya kadar gider.
Paul Vieille, ayrışma ürünlerinin katalizleyici tesirini önlemek için nitroselüloza kararlaştırıcı maddeler katarak, kararlı ve güvenilir barut türü olan dumansız barutu elde etti.
Pamuk barutu bir nitroselülozdur. Asetonda çözünür. Barut yapımında ya tek başına veya nispeten düşük dereceli nitroselülozlarla karıştırılarak kullanılır.
alıntı
oktet kaidesi - periyotik cetvel - elektron eksikliğiOktet kuralı elementlerin bileşik meydana getirirken, son yörüngelerindeki elektron sayılarını, soy gazlarınkine benzer kılmak için, sekize getirmesi kaidesi.
Helyum hariç, bütün soy gazların son yörüngesinde sekiz elektron vardır. Helyumun ise sadece iki elektronu olup, helyuma benzemek için elektron sayısını ikiye getirmeye de "duet kuralı" denir.
Soy gazların elektron düzeni, onların kararlı olmasının sebebidir. Bu sebepten son yörüngesinde, soy gaza göre elektron fazlalığı veya eksikliği olan elementler, bileşik verirken elektron alış verişlerini bu kararlı hale erişecek şekilde yaparlar.
Son yörüngesinde soy gaza göre elektron "eksikliği" olan farklı elementler veya aynı cins elementin atomları, molekül meydana getirirken, oktet kuralına uyarak "ortaklaşa elektron kullanmak" suretiyle, bu kararlı yapıya ulaşırlar. Mesela N, O ve F son yörüngelerinde sırasıyla 5, 6 ve 7 elektron bulundururlar.
Bu elektron sayılarını sekize tamamlamak için sırasıyla 3, 2 ve 1 elektron ortaklığında bulunarak N2, O2 ve F2 moleküllerini meydana getirirken, Ne (Neon) elektron düzenini (1s2, 2p6) taklit ederler.
Hidrojenin bir tek elektronu olup, iki hidrojen atomu bir hidrojen molekülü meydana getirirken, bu atomlar birer elektronlarını ortaklaşa kullanarak He elektron düzenini (1s2) taklit ederler. Metan molekülü, karbonun oktetini ve hidrojenin duetini sağladığı bir bileşiktir:
Ancak duet ve oktet kuralları, peryodik cetvelin birinci ve ikinci devirleri için tam geçerlidir. Çünkü üçüncü devirden başlıyarak elektron zarfları (d) orbitallerini ihtiva ettiğinden, atomun son yörüngesi 8'den fazla elektronla çevrili olur. Bu sebeple bu kurallar artık geçerli olmaz. alıntı
ornatığın polar etkisi - ornatığın hacmi - ornatılmış teriminin anlamıOrganik kimyada bir ornatık (substitent) bir hidrokarbon zincirindeki hidrojenorganik bileşikler isimlendirilirken -il soneki ("bağlı olan" anlamında) kullanılır.
Ornatığı olan bir hidrokarbon adlandırılırken, ornatığın bağlı olduğu karbon atomunun yer numarası da belirtilir, eğer bu bilgi yapısal izomerleri ayırdetmek için gerekliyse.
Bir ornatığın polar etkisi endüktif etki ile mezomerik etkinin bileşimidir.
Ornatığın işgal ettiği hacim sterik etkilere de yol açar. atomlarından birinin yerini almış bir atom veya atomlar grubudur.
Bir ornatığa sahip olan bir en çok ornatılmış ve en az ornatılmış terimleri molekülleri betimlemek ve onların ürünlerini tahmin etmek için sıkça kullanılır. Örneğin:
Markovnikov kuralı, bir alken grubuna bir hidrojen ekleneceği zaman, bu hidrojenin en çok hidrojen atomu olan karbonu seçeceğini söyler.
Zaitsev kuralı en büyük tepkime ürününün en çok ornatılmış çift bağlı alken olduğunu söyler.
alıntı
düşünce kültürü - duygu kültürü - genel kültür tipleri - estetik kültürüKültür alanı hayatın tümünü, tüm dallarını, boyutlarını ve şekillerini içeriyor. Kültürü tipolojik analiz açısından incelersek, öncelikle Kültür'ün Öz'ü olan insanın Yüreği'ndeki Ruhsal Güzellik, Bilgelik, Sevgi, Özgürlük Işığı'nın hayatın her şeklinde, her hücresinde ortaya çıkması olduğunu görürüz. Kültür insanın Yüreğindeki Ruhsal Tanrısal Işığı sevmek, O'na hayati değer vermek ve O'nun büyümesi ve gelişmesi için hizmet etmek, çalışmaktır. Bu açıdan bir insanın hayatında çeşitli Kültür Tipleri ortaya çıkmaktadır. Ayrı bir insan gurubunun, milletin, toplumun ve tüm insanlığın Kültür Tiplerinden de söz edilebilir. İnsanın Yüreğindeki Kültür Işığı ilk önce onun ruhunu aydınlattığı için ilk sırayı Ruhsal Kültür alır. Bir şahsın Kültür'ünden söz edersek onun Ruhsal Kültür'ünden, Ahlak Kültürü'nden Düşünce Kültürü'nden, Duygu Kültürü'nden, His Kültürü'nden, Algılama ve Hareket Kültürü'nden, Davranış Kültürü'nden, Fizik Beden Kültürü'nden söz edilebilir.
Örneğin Düşünce Kültürü ve Duygu Kültürü iki farklı Kültür Tipidir diyebiliriz. Ama ikisi de aynı zamanda aynı insana ait olabiliyor. Bir millet Kültürü'nden söz edersek, o milletin Ruhsal Kültürü'ne ait olan Mitoloji, Efsaneler, Edebiyat, Sanat, Din, İnanç, İlim, Bilim gibi Kültür Türlerini görmek mümkündür. Elbette bunların ruhsal seviyesi yeterince yüksek olmayabilir. Bu durumda bunlar daha çok o milletin Toplumsal - Psikolojik Kültürü'ne ait şeylerdir diyebiliriz. Mesela bazı fizik dalları, mühendislik, üretim bilim dalları gibi bazı ilimler tamamen ruhsuz olabilmektedir. Bunların yanı sıra her milletin kendine ait Ekolojik, Etnografik, hatta Antropolojik Kültürü de mevcuttur. Her milletin kendine ait Tarih Kültürü, Geleneksellik Kültürü, Estetik ve Sanatsal Kültürü, kendine ait Edebiyat, Dans, Tiyatro, Müzik ve diğer sanatların özel Kültür Tipleri mevcuttur. Aynı şekilde her milletin kendine ait Çiftlik Kültürü, Tüketim Kültürü, Üretim Kültürü; Yemek kültürü; Giyim Kültürü vardır. Bunlar da Kültür Tipleri sayılabilir. Genel olarak tüm insanlığın Kültürünü incelediğimiz zaman tüm hayat dallarından, toplumsal bilinç türlerinden, hayata bakışından, eylem, davranış ve hareket türlerinden ortaya genel bir tablo çıkıyor, yani insanlığın genel Kültür Tipleri ortaya çıkıyor.
1. İnsanlığın Ruhsal ve Teozofi Kültürü
a. Din Kültürü
b. İnanç Kültürü
c. Mitoloji Kültürü
d. Felsefe ve Estetik Kültürü
2. Ahlak Kültürü
3. İlim ve Bilim Kültürü
4. Sanat ve Sanatsal Yaratıcılık Kültürü
5. Sosyolojik ve Psikolojik Kültür
6. Politik Kültür
7. Ekonomik Kültür
8. Üretim, Dağıtım ve Tüketim Kültürü
9. Adalet ve Hukuk Kültürü
10.Aile Kültürü
11.Spor Kültürü
12.Eğitim ve Terbiye Kültürü
13.İş, Çalışma ve Emek Kültürü
14.Meslek Kültürü
15.Eğlence ve Boş Zaman Değerlendirme Kültürü
Bu genel Kültür Tiplerini, aynı zamanda başka açıdan da incelemek mümkündür. Çünkü hayat sürekli gelişip değiştiği için Kültür Tipleri de zaman içinde değişmektedir: bazı tipler kaybolabilir, bazı yeni tipler ortaya çıkabilir, bazı tipler birleşebilir veya dağılabilir. Bu sebeple tarih içinde çeşitli çağların Kültüründen söz edilebilir. Mesela Eski Mısır Kültürü, Antik Yunan Kültürü, Rönesans Kültürü, Aydınlanma Çağı Kültürü, Yirminci Yüzyıl Kültürü gibi Ayrıca bu Kültür Tipolojisinde dünyanın çeşitli bölgelerine göre de Kültürden söz edilebiliyor: Örneğin Asya Kültürü, Uzak Doğu Kültürü, Batı Kültürü, Avrupa Kültürü gibi çeşitli Kültür Tipleri de bu tipolojik analizde mevcuttur. Tabii ki bunların yanı sıra Genel Kültür çerçevesinde çeşitli Ekolojik, Biyolojik, Bitkisel, Hayvansal, Antropolojik Kültür Türlerinden de söz edilebilir. Örneğin Tıpta virüs gibi Mikroorganizmalar Kültürü'nden söz edilebilir; Botanikte çeşitli Bitkisel Kültürlerden söz edilebilir, mesela Pamuk Kültürü, Buğday Kültürü, Mısır Kültürü gibi; hayvancılıkta çeşitli Kültürlerden söz edilebilir, mesela Hayvancılık Kültürü, Balıkçılık Kültürü, Çiftlik Kültürü gibi
Kültür çok taraflı, çok yönlü, çok parametrik bir kavram olduğu için bu tipolojik bakışta biz sadece en temel, en önemli Kültür Tiplerinden söz ediyoruz. Hayatta ise çok daha fazla çeşitte Kültür Tipleri mevcuttur. Ama önemli olan şu ki, insanlığın çağdan çağa değişen hayatı içinde insanın ruhsallığı artınca her Kültür Tipinde biz gelişim görebiliriz ve daha yeni Kültür Tipleri ortaya çıkabilir. Ama ruhsallık azaldığı zaman, Kültür Işığı sönmeye başladığı zaman Kültür çeşitliliği azalır ve Kültürün her tipinde çökmeler olur. Aslında elbette İnsanlık Kültürünü kesinlikle bir bütün olarak görmemiz önemlidir ve O'na bir Kültür Okyanusu ya da bir Kültür Gezegeni diyebiliriz. Bu Kültür Gezegeninde ne kadar çok kıtalar, yaşam türleri, çağlar içinde değişen çeşitli insani Kültür Türleri, hatta kozmostan bu gezegene gelen çeşitli Kültür türleri de olabilir. Bu şekilde bakınca görüyoruz ki Kültür Gezegeni de aslında bir bütündür, onun tüm elementleri ve türleri de birbiriyle derin temasta ve alakadadır, bir bütündür. Bu Dünya Kültürünün bütünlüğünde her şey aynı zamanda ruhsal ve maddidir.
Ama en önemli şey şu ki, insanın Yüreğinden, ruhundan gelen Gerçek ve Yüce Güzellik, Yücelik ve Sevgi Işığı aslında normalde pek görünmüyor gibidir. Tabii O bazen insanın parlak gözlerinde, ateşsi sözlerinde, yüksek şiirlerinde veya mükemmel bir dansta kendini gösterebilir veya dahice yapılan sanat şaheserlerinde biz bu Ruhsal Işığın konsantrasyonunu görebiliriz. Çünkü O öncelikle insanın aklını değil, Yüreğini etkiler ve insan bunu hisseder. İnsan Yüreğine Kültür Işığı dokununca o Sevinçle, Sevgiyle Güzellik duygusuyla cevap verir. Çünkü benzeri benzerini yaratır. Ressamın Yüreğinden çıkan Yüksek Güzellik Işığı onun tablolarına da kendini yansıtır ve insanların yüreklerine parlayarak dokunur. Ve algılayan insan Güzellik duygusu yaşar. Veya Gerçek ve Yüksek bir Sevgi başka insanların Yüreğinde aynı Sevgiyi yaratabilir; elbette algılayan insan buna hazırsa. Aslında Buzdağının görünmeyen tarafı gibi, O Görünmeyen Yüce Işığın Etkisini veya Kendisini algılamak için insan özel bir hazırlık seviyesine gelmelidir. Yani onun Algılama Kültürü yeterince yüksek olmalıdır.
Örneğin Estetik Kültürü'ne sahip olmayan birisi Gerçek Sanatçı olamaz. Çünkü Sanatsal Kültür, Estetik Kültür'ün bir parçasıdır. İşte en önemli şey tüm insanlığın hatta tüm canlıların Yüreklerinde olan bu Yüce Güzellik, Bilgelik, Sevgi Işığının bir yıldız sistemi gibi sistem oluşturmasıdır. Bu normal gözle görülmese bile buna Işıklı Yürekler Ağı ya da Sistemi diyebiliriz. İşte Kültür'ün Temeli budur - Işıklı Yürekler Sistemidir. İşte budur Ruhsallığın ta kendisi! Ve insanlığı geliştiren Temel Kültür budur! Genel Hayır budur! Bu Işıklı Yüreklerin Birliği ve Parlaklığı bizim dünyayı Kültür Gezegenine dönüştürüyor. Kültür ise hayatın tam Özü'dür, Temelidir ve hayatı sonsuzluğa kadar götürecek Özgür Güzellik, Bilgelik ve Sevgi Gücüdür.
aöf sosyoloji dersleri - bilinç analizi - modern bilincin özellikleri - modernite ve bilinçModern bilinç, köklü yapısal değişmelerin bir türevi olarak belirmiştir. A.Gehlen'e göre, geleneksel toplumdan endüstri toplumuna geçerken insan bilincinde bazı kalitatif değişiklikler meydana geldi. Bunu insanın avcılık/göçebelikten çiftçiliğe/yerleşik yaşama geçişini ifade eden Neolitik ihtilalle kıyaslamak mümkündür.
Gehlen'e göre, "Neolitik devrimle geniş yerleşim alanları oluştu; insanlar arasında zenginlik, güç, otorite farklılıkları ortaya çıktı; tapınaklar inşa edildi, Tanrı fikri ortaya çıktı; dinler, mezhepler ortaya çıkmağa başladı; kısaca ifade edecek olursak yaşamın tümü yeniden organize edildi. Yeni devir açan bu değişim esnasında Gehlen'in iddiasına göre insanın bilinci bütünüyle değişti. Endüstrinin doğup gelişmesi esnasında sosyal yapılar ve insan bilinci benzeri değişikliklere maruz kaldı" (Zijderveld, l985: 134).
Gehlen'e göre "modern bilincin iki özelliği pek tipiktir; bir yandan giderek artan bir entelektüalizasyon, öte yanda ise giderek büyüyen bir pirimitivizasyon. Gehlen'in entelektüalizasyon ile kast ettiği, ileri derecede soyut modeller ve formalistik kategoriler cinsinden düşünme, denenebilir ve hesaba gelir olayların ön plana çıkartılması eğilimidir." Primitivizasyon ile kastettiği şey ise, modern insanın "basitliğe ve yoğrulup biçimlendirmeğe gereksinimi vardır. İnce kavramsal farklılıklara ve nüanslara karşı düşmanca hisler besler. Entelektüel onurunu popüler olabilmek ve duygusal tatminlere ulaşabilmek yolunda kurban etmeğe hazırdır"(Zijderveld, l985: 135).
Gehlen' in işaret ettiği geleneksel toplumdan modern topluma geçiş esnasında ortaya çıkan kalitatif değişikliğin en güzel yansımasının Zijderveld bürokratik davranış biçimlerinde ortaya çıktığına temas eder. Zijderveld (l985)' e göre bu tutum, bu davranış biçimi, bilincimizin en temel karakteristiği haline gelmiştir. Zijderveld buna örnek verirken alış veriş olgusunun anonimliğinden bahsetmekte ve bireyin müşteri statüsünden tüketici konumuna gelişini, giderek karmaşıklaşan bürokratik örgütlere bağlamaktadır. Bürokratik örgüt içinde bürokratik ilişki sürecinin egemen olması alışveriş yapan bireyle yüz yüze, kişisel birincil ilişki ve etkileşimi imkan dışı kılmakta, rasyonel ve gayrişahsi davranışların kurumlaşmasına yol açmaktadır.
Moderniteyle birlikte farklı alanlarda köklü değişmelere tanık olunmuştur. Teknolojinin hızla ilerlemesi, iletişim araçlarının sınırsız yayılımı ve hükümranlığı, ulaşım imkanlarındaki gelişmeler, coğrafi ve sosyal hareketliliğin artması, refah düzeyindeki gelişmeler, sekülerleşme, eğitim ve sağlık imkanlarının artması vs. bireylerin insan, toplum, hayat ve evren algılarında köklü değişmelere yol açmıştır. Artık, geleneksel, sabit, durağan, istikrarlı yapılar yoktur ve bu yapılarda geçerli bilinç örgülerinden eser kalmamıştır. Yeni dünya, beraberinde yeni bilinç yapıları oluşturmuştur. Bu bilinç yapıları, büyük ölçüde modernliğin ruhuna ayarlı değer ve anlayışlara vurgu içermektedir.
Modernlik, bir toplumsal ve siyasal tasarım olarak, ilerlemeci, yenilikçi, dönüştürücü bir karakter taşır. Geleneksellik üzerinde yıkıcı bir etkide bulunur ve onu dönüştürmeyi amaçlar. Modernliğin tanımlayıcı özellikleri, örneğin rasyonalite, bilim, birey, ulus-devlet, kent, sekülerlik vs. kendi argümanlarına içkin yeni ve farklı yapılar oluşturmaktadırlar.
Modern toplum karmaşıklaştıkça, mesleki ve entelektüel ihtisaslaşmalar arttıkça, zevklerde, kanaatlerde, ilgilerde farklaşma da ortaya çıkmaktadır. Modern toplumlarda, insanlar ortak bir uyarana tabi değildir. Çok farklı gruplar, sınıflar, mesleki ve entelektüel cemaatler, gönüllü kuruluşlar, resmi ve bürokratik örgütler vs. etkin hale gelerek, kendi içlerinde atomik bilinç yapıları oluşturmuşlardır. Uzmanlaşma arttıkça, entelektüel alışverişler de artar. Buna bağlı olarak da alt gruplar ve dolayısıyla farklı bilinç yapıları ortaya çıkar.
Bu yüzden, modern toplumlarda birey doğası oldukça bölümlenmiştir. Bireysel bilinçler çok farklı merkezler (odaklar) tarafından yönlendirilmektedir. Bireyi uyaran, bilincini denetleyen ve yönlendiren çok sayıda soyut yapı mevcuttur. Bunların tek ve asli görevi bireyi çekip çevirmek, bilincini, kişisel iradesini, özgür karar alma istencini denetim altına almaktır. Modern bireyin parçalanan zihni kendi içinde çok değişik ve çelişik zihin alaşımlarına sahiptir.
Bütünsel zihin yerine kısmi, atomik, sınırlı alanlara ayarlanmış tasavvur biçimleri, usa vurma kodları devreye girmiştir. Bu farklı bilinç yapıları sonuçta bireyin kişiliğini ve benliğini parçalarken farklı alanlarda farklı bilinç durumları gösteren, farklı maskeler ve davranış situasyonları içinde yer alan zihinsel ve kozmik bütünselliğini kaybetmiş, atomik öznelerin belirmesine neden olmaktadır. Bu olgu belki de modern bireylerin kaderi olmaktadır. Çünkü endüstriyel hayat tarzının belki de kişiler üzerindeki en büyük etkisi onun yetenekleri kadar zihnini de kompartımanlara ayarlı hale getirmesidir.
aöf sosyoloji dersleri - bilincin analizi - gelensel toplum bilinciGeleneksel toplumlar, görece az farklılaşmış, düşük işbölümüne sahip, farklaştırıcı unsurlara çok fazla bünyelerinde yer vermeyen ve sosyal kontrolün güçlü olduğu toplumlardır. Bu toplumlar, genelde, değişim sığası düşük ve hareketlilik sağlayıcı unsurlara kapalıdırlar. Bu yüzden de, yapısal formlarını muhafaza edici bir karaktere sahiptirler. Geleneklere bağlılık ve geleneklerin örgütlediği bir toplumsal ilişkiler matrisi egemendir. Geleneksellik, insan, toplum, hayat ve evren algılarını oluşturmada etkindir. Gelenekler, insani ve sosyal ilişkiler için meşrulaştırıcı, yönlendirici bir işleve sahiptir. Riesman'ın ifadesiyle, bu toplumlar "gelenek-yöneltimli"dir.
Bu toplumun insanları da "gelenek-yöneltimli insanlar"dır. Gelenekler ise, geçmişin külleri üzerinde yükselen, hayatı ve insanları çepeçevre kuşatan direngen yapılardır. Toplum ve hayat için süreklilik tohumları taşımaktalar ve yaptırımları ile, şimdiyi ve geleceği geçmişin mirası üzerinde yeniden inşa etmek istemektedirler. Bu yönüyle geleneksel toplum, toplumsal sürekliliği sağlayıcı sabit, istikrarlı, kararlı bilinç yapıları üzerine oturur. Bu toplumda, gelenekler, benzerlik, aynilik, istikrarlı tutum ve davranış formlarının inşasına hizmet ederler.
Zijderveld (l985), geleneksel toplumu bir arada tutan temel harcın gelenek ve de din olduğunu ifade eder. Gelenekler etrafında örgütlenmiş bir sosyal kurgu vardır. Her şeye meşruiyet kazandıran, anlam katan öğe, kutsal geleneklerdir. Geleneğe içkin bu dünyada, insan davranışını gelenekler refere eder. Hiç kuşkusuz, bu toplumlarda, "ben"ler arasında benzerlik ve ortak yönler fazladır. Ortak uyaranlara bağlılık ve kolektif irade etkili bir denetim mekanizması kurarak, bir örnek tavırlar ve düşünme tarzları oluşturur. Toplumun egemen anlayışı ve hakim bakışı bireylerin hayat tasarımlarında ve evren kurgularında daha belirleyicidir.
Geleneksel toplumda ortak düşünüş ve tepkiler daha yaygındır. Tüm bireyler ortak bir uyarana tabiiyet gösterir ve ortak bir iradeye bağlılık içindedirler. Bireylerin dünyasını aydınlatan, hayata anlam katan unsurlar, gelenekler, dini anlayışlar, ritüeller, ayinler vs. dir. Bunların her biri, kişiye, ortak bir anlamlar dünyası, algılama ve usa vurma melekesi kazandırır. Bu ortak bilinç ya da kolektif akıl, bireylerin hem yaşam tarzlarını bir örneklemekte hem de ortak duygu, tepki, coşku ve korkular üretmektedir. Hayat, büyük ölçüde bu ortak tasavvurların, bilinç formlarının kılavuzluğunda süre gider. Hayatın rotasını bu ortak tasavvurlar belirler.
Geleneksel yapılar ve bilinç formları, köklü ve radikal değişimlerle gelen modern toplumla birlikte büyük bir yapı bozuma uğramıştır. Modernlik, geleneksel olandan farklı, aykırı, yenilikçi, değişimci ve hatta yıkıcı bir özü içinde taşır. Modernlik, o zamana kadarki tabiat, evren, toplum ve insan tasavvuruna aykırı bir iddiayla yola çıkarken, hiç kuşkusuz geleneksel yapıları ve bu yapılara ruh veren geleneksel bilinçle hesaplaşması kaçınılmazdı.