888888

888888

Üye
13.08.2010
Astsubay
8.550
Hakkında

  • aöf sosyoloji dersleri - Durkheim bilinç tarifi - Durkheim'in toplumsal olaylara bakışı - kollektif bilinç kaynağıDurkheim toplumları mekanik ve organik dayanışmalı toplumlar şeklinde ikili bir tasnife tabi tutar. Mekanik dayanışmalı toplumda bireysel bilinçler arasında benzerlik söz konusudur. Bireyler arasında farklılaşma yok denecek kadar azdır. Bireyler bir takım ortak değer, duygu, norm ve anlam bütünleri etrafında kolektif/ortak bir bilinç oluşturmuşlardır ve onların davranışları, eylemleri ve yaşama biçimlerine bu ortak bilinç yön vermektedir.

    Organik dayanışmalı toplumda ise bireysel bilinçler arasında farklılık söz konusudur. Bireyler birbirinden farklı çıkar, inanç, değer ve güdülere sahiptir. Bireysel bilinçler farklılık temeline dayalı olarak devinimde bulunur. Toplumsal birlik daha çok farklılık temeline dayalı olarak sağlanır. Farklı unsurlar birbiriyle zorunlu etkileşim ve işbirliği esasına dayalı olarak bir tamlaşma ve bütünleşme tesis ederler. Bu durum modern toplumun farklı organları arasında bir entegrasyon meydana getirir. Ve organik dayanışma söz konusu farklı organlar arasındaki etki tepki esasına dayalı zorunlu ve bağımlı bir süreç içerisinde gerçeklik kazanır.

    Toplumsal bilinci meydana getiren ortak inanç ve duygular, bireylerin, kendilerinin yarattığı inanç ve duygular olmayıp, toplumdan edindikleri bütünleştirici unsurlardır. Yani, kolektif bilincin kaynağı toplumdur. Bu nedenle de, kolektif bilinç, bireysel bilinçlerin basit bir toplamı olmayıp, bireysel bilinçlerin üstündedir. Toplumsal hayatı düzenleyen kolektif bilinç, aynı zamanda, müeyyide (yaptırım) kullanma gücüne de sahiptir. Bu niteliği ile de, din, ahlak, hukuk vb. kurumlar içinde varlığını sürdürerek, birey bilinci ve dolayısıyla, tavır ve davranışları üzerinde sürekli yönlendirici etki yapar.

    Durkheim'e göre toplumsal olaylar, bireysel bilinçlerin dışındadırlar ve her zaman bireysel bilinçlerden önce gelir ve kendilerini bireye zorla kabul ettirirler (Tolan, l99l: 24). Bir bakıma toplumsal bilinç bizi kendi grup ya da zümremize bağlamış olur.

    Durkheim'in ifade ettiği gibi, toplumsal bilinç "bireysel bilinçleri sardığı oranda, benzerliğe dayanan mekanik dayanışma güçlenir, kişilik de o oranda silinir. Oysa toplumlarda işbölümü arttıkça, bireyler birbirlerinin eksikliklerini tamamladıklarını daha büyük bir şiddetle duyarlar, birbirlerine sımsıkı bağlanırlar. İşte bireylerin farklılaşması sonucu meydana gelen bu dayanışmaya, organik dayanışma diyoruz. İşbölümü arttıkça organik dayanışma ve bireysel kişilik güç kazanır"(Kösemihal, l971 : 65).

    Bu çerçevede Durkheim için, işbölümünün artışı toplumsal bilincin zayıflamasını sonuçlayacaktır.
    Tönnies de toplumsal bilinçden ortak irade olarak söz etmekte ve daha çok topluluk tipi toplumlarda var olduğunu ileri sürmektedir. Tönnies'e göre, "bu toplulukların meydana gelmesinde kişisel iradelerin hiçbir etkisi yoktur. Bireyler doğal dayanışmanın, uyumlu karşılıklı etkileri bulunan bir toplumsal yapının üyelerinden başka bir şey değildir. Bireylerin istemlerinde (irade) aynılık vardır. Çünkü birey istemi (irade), kamu istemi (irade) tarafından silinmiştir.

    Bu türlü örgensel topluluklarda mülkiyet mal birliğine, hukuk da aile hukukuna dayanır. Görülüyor ki Tönnies'in "gemeinschaft"ı Durkheim'in daha sonraları "mekanik dayanışmaya dayanan zümreler" diye adlandırdığı topluluklara pek benzer. Gesellschaft ise belirli bir amacı gerçekleştirme için bireysel iradeleriyle karşılıklı etkide bulunan bireylerin meydan getirdikleri topluluğa denir"(Kösemihal, l989: 204) .


    alıntı
#24.11.2011 23:40 0 0 0
  • aöf sosyoloji dersleri - toplumsal bilinç kavramı - toplumsal bilinç analizi ve marxMarx, Alman İdeolojisi'nde, "bilinç, hayatı değil, hayat bilinci belirler" görüşüne yer vermektedir. Ona göre, "insanın varlığını tayin eden şey onun bilinci değil, aksine bilinci tayin eden şey sosyal sistem yani toplumdur.

    İnsanoğlu, düşüncesinin kendi sosyal varlığına biçim verdiğine inandığı halde, gerçek bunun tamamen tersidir; sosyal realite insanın düşüncelerine biçim vermektedir. Fikirlerin, kavramların ve bilincin ortaya çıkışı insanların maddi hayatı ve nesnel alışverişleriyle ve gerçek hayatın dili ile doğrudan ilgilidir ve iç içe girmiş süreçlerdir" (Fromm, l993: 127).

    Marx'a göre, hem bilinç hem de bilinçdışı toplumsal bir olgudur. "Çoğu gerçek insani deneyimlerin bilinçaltından bilince çıkmasına izin vermeyen sosyal bir süzgeç tarafından belirlenir. Bu sosyal süzgeç öncelikle dil, mantık ve sosyal tabular içerir; öznel olarak gerçek gibi yaşansa da aslında toplumsal olarak üretilmiş ve paylaşılmış olan kurgular olan ideolojilerle (ussallaştırmalar) örtülüdür.

    Bu bilinç ve baskı yaklaşımı; deneysel olarak Marx'ın 'sosyal varoluş bilinci belirler' tanımını doğrular." (Fromm, l987:31). Bilinçli olma bir bakıma verili toplumun belirlediği "sosyal adamı" temsil eder. Varoluşsal imkanlar, toplumsal bilinci, dolayısıyla "toplumsal özne" yi olanaklı kılar. Toplumsal farkındalık bir bakıma, verili sosyal şartlar ölçüsünde gerçeklik kazanır.

    Marx, belli bir sosyal grubun benzer bilinç özelliklerine sahip olduğunu belirtmekte ve bunu sınıf bilinci kavramıyla açımlamaktadır. Ona göre, sınıf bilinci, tümüyle toplumsal varoluş biçimlerinin türevi bir bilinç formu olarak görülebilir.


    Sınıf bilinci, öz itibariyle, bir kimsenin, bir sınıfa karşıt olarak, belirli bir toplumsal sınıfa bağlı olduğunun bilinmesini sağlayan ideolojik tanımların (eğitim, kültür) ve toplumsal davranışların (meslek yaşamı, siyasal yaşam vb.) tümünü ifade etmektedir.

    alıntı
#24.11.2011 23:39 0 0 0
  • aöf sosyoloji dersleri - bilinçlenme süreci - toplumsal süreçte bilinç - bilinçlenme davranışıBilinç gerek bireysel gerekse toplumsal düzlemde birbirinden farklı süreçlerde kişilerin ya da toplumsal kümelerin yönelimini belirlemede etkili bir öğedir. Bilinç, bireyin zihinsel bütünlüğünü sağladığı gibi davranışlarında yol gösterici ve eyleme yön veren bir düşünsel bütünlük oluşturur. Ancak, şu da bir gerçektir ki, bilincin birey düşüncesini ve eylem biçimini; sosyal, ekonomik, hukuki, siyasi ve kültürel ilişkileri, örgütsel yapıları, nasıl etkilediği ve bu yönde yapılanmalar üretilmesine nasıl katkı sağladığı oldukça karmaşık ve soyut ilişki süreçlerine dayanır.

    Bu bağlamda, R.Linton, M.Mead, A.Kardiner, R.Benedict, E.Erickson, G.Bateson gibi Kültüralist okula mensup antropologlar bir zihinsel bütüne sahip olmanın beraberinde ortak tutum ve davranışlara yol açtığını kanıtlamaya çalışmışlardır. Kültüralist okul taraftarlarına göre, "bir toplum düzeyinde, birbirinin aynısı ya da birbirine yeterince benzeyen kültürel koşullar bütünü, toplumun bütün üyeleri arasında şeyleri aynı şekilde görme ve bazı tipik durumlarda aynı şekilde davranma özelliği" yaratmaktadır.

    Aynı kültürle yeterince "aşılanmış" bireylerin ortaklaşa paylaştıkları, bu türde bir kültürel kişilik, temel kişilik terimiyle adlandırılır. Temel kişilik bütün Komanciler in Komançi, Fransızların da Fransız gibi düşünmesini ve tepki göstermesini sağlayan ortak inanışların bütünüdür" (Mucchielli, l99l: 15).

    Gerçekte, ortak bir bilinç bileşenine sahip olma yalnızca toplumdaki düşünme ve akıl yürütme kalıplarını paylaşmakla kendisini göstermemekte aynı zamanda, yaşama ilişkin bir takım alışkanlık ve davranışları benimsemek ve sürdürmede de etkili olmaktadır (Mucchielli, l99l: l0). Bilinç, doğası gereği insan edimlerine biçim verir. İnsani eylemlerin niteliğini ve yönünü belirler. Birey, sahip olduğu bilinç yapısının niteliği ölçüsünde dış dünyayı algılar ve insana, topluma ve evrene ilişkin tepkiler geliştirir.

    Gerçekte, insan davranışları, zihinsel bir arkaplandan beslenir. Davranışlar ani, tesadüfi bir şekilde meydana gelmezler. Bu türde hareketler daha çok refleks olarak isimlendirilir. Davranışlar bilinçli tavırlardır; bireyin dış nesnel gerçekleri okuma biçimine göre farklı bir şekil alır. Davranışlar, bir takım prensiplere, inançlara, bilgilere göre oluşurlar. Bunlar genel bir ifade ile bilinç ya da zihniyet olarak adlandırılır. Bir başka deyişle davranışların temellendiği düşünsel öbek, gerçekte bir zihinsel inşa formudur. Kişi davranışlarını belli bir düşünsel sisteme göre yönlendirir. Davranışların amaca yönelikliğini belirleyen esas espri, bireyin içsel oluşumuyla olan oryantasyonuna dayanır. İçsel oluşum dış nesnel gerçekliklere de yansır. Tutum, davranış, vaziyet alış, yaşam biçimi hepsi kişinin sahip olduğu bilinç durumunun izlerini taşır.

    Bundan dolayı, davranışlarımız bilincimizin gözle görülebilen tezahürleri sayılabilir. Her toplumda, grupta, çete ya da akran grubunda belirli spesifik davranış kalıpları mevcuttur. Bu her grup ya da topluluğun kendi anlamsal çerçevesi olduğu anlamına gelir. Yani kısmi ya da mikro bilinç/zihniyet envanterinin olduğunu gösterir.

    İnsanın her davranışı gerçekte birbiriyle irtibatlı bilinç durumlarını refere eder. Davranış kalıpları, belli bir zihinsel inşa tarzından köken alır. Davranışlar, amaçlı hareketler kişinin odaklandığı, demir attığı zihinsel peronla uyum içindedir. Zihniyetler salt anlamda birer terminaldirler. Kişilerin davranışlarına, vaziyet alışlarına, hayat tasarımlarına, insanı , toplumu ve evreni yeniden kurma çabalarına kılavuzluk ederler.

    Oskay (l983:226) da bu çerçevede, bilincin, bireysel davranışlarımızı yönlendirmede potansiyel bir güce sahip olduğunu belirtmektedir. Ona göre, "her birey toplumsal konumuna uygun nesnel ve öznel özelliklerin bütünleşmesiyle ulaştığı kendisine özgü bir bilinç düzeyine sahiptir. Bu bilinç düzeyi doğrultusunda toplumsal, kültürel, politik, ekonomik vb. çevredeki olgu ve oluşumları değerlendirir, yorumlar ve davranışlarına yansıtır. Bundan böyle her bireyin toplumsal evrene yaklaşımı öznel, subjektif bir nitelik taşır. Çünkü her bireyin

    1) fiziksel ve toplumsal çevresi,
    2) sınıfsal konumu,
    3)fizyolojik yapısı,
    4)istem, amaç ve çıkarları,
    5) geçmiş deneyimleri, psikolojik geçmişi farklılıklar gösterir."

    Psikolog Wundt, davranışlarımız üzerinde bu ölçüde belirleyici olan bilinç öbeğini anlayabilmek için, bireysel bilincin içinde doğduğu ve serpildiği, toplumsal, kültürel, siyasal, ve moral tüm yapıların analiz edilmesi gereğinden söz eder (Bilgin, l987: 8). Dolayısıyla, birey davranışını oluşturan bilinç örgüsünü, ancak, bu yolla açımlama imkanı bulacağız.


    alıntı
#24.11.2011 23:39 0 0 0
  • peynirli mısır ekmeği ingilizce tarif - cheese and cornbread recipeIngredients:

    1 package corn muffin mix (i.e., Jiffy)
    1/2 cup grated sharp Cheddar cheese
    6 slices crisply cooked and crumbled bacon
    1 egg
    milk, as label directs

    Preparation:

    Empty corn muffin mix into a medium mixing bowl. Save about 1 tablespoon of shredded cheese and bacon for topping; stir remaining cheese and bacon into muffin mix. Mis in egg and milk, following label directions. Pour batter into a greased and floured 8-inch square baking dish. Bake at 400° for 15 minutes; sprinkle reserved cheese and bacon over top and bake 10 minutes longer, or until cornbread browned and firm.

    alıntı
#24.11.2011 23:22 0 0 0
  • ingilizce mısır ekmeği tarifi - cornbread recipeA flavorful jalapeno cornbread recipe, delicious with chili or beans.

    Cook Time: 35 minutes
    Total Time: 35 minutes

    Ingredients:

    3 cups buttermilk cornbread mix
    2 1/2 cups milk
    1/2 cup vegetable oil
    3 eggs, beaten
    1 cup chopped onion
    2 tablespoons sugar
    1 cup cream style corn
    1/2 cup finely chopped jalapeno peppers or milder chile, such as Anaheim
    1 1/2 cups Mexican blend cheese, shredded
    6 slices bacon, cooked and crumbled

    Preparation:

    Combine cornbread mix and milk in a mixing bowl. Add remaining ingredients. Pour into three greased 8-inch square baking pans, or one 9x13x2-inch baking pan and one 8-inch square baking pan. Bake at 350° for 35 to 40 minutes. This cornbread is delicious with chili or pinto beans. Jalapeno cornbread freezes well.

    alıntı
#24.11.2011 23:21 0 0 0
  • Aöf sosyoloji dersleri - Sosyolojinin ilk temsilcileri - S.Simon - Pozitivizmin ve kapitalizm* Akılcılık *Bireysellik *Kent(li)leşme *Pozitivizm */Ulus-Devlet *Laiklik ve Sekülerleşme *Uzmanlaşma *Öznenin kendini fark etmesi ve özne olarak ortaya çıkması.

    İşbölümü açısından yapısal farklılaşma:İşlevsel gereksinimler karşısında mevcut yapının üstlendiği işlevlerin artık o yapı tarafından karşılanamaması nedeniyle yeni yapılara yüklenmesidir.Yapısal işlevselci açıdan bakarsakSpencer buna "hacim büyümesi" demektedir.Farklılaşma sürecine bağlı olarak uzmanlaşma ortaya çıkmaktadır
    19. yüzyıldan itibaren sosyoloji kendi başına bir tavır sergilemeye başladı.Sosyolojinin ilk temsilcileri S.Simon ProudhonComteMarxHegelSpencerDurkheim'dır.Kur ucuların başında yer alan S.Simon ütopik bir sosyalisttir. "İnsan Tarihi" ve "İnsan bilimi Üzerine İnceleme" adlı eserlerinde bu yanı ön plana çıkar. S.Simon pozitivizmin ve kapitalizmin savunucusuduröncüsüdür.Yine de sınıfsal ayrımı vardır.Sosyolog olmasının temel nedeni topluma sınıfsal açıdan bakmasıdır. S.Simon derebeyliğe ve asalak sınıfa karşıdır.(Bal arası ve eşek arısı benzetmesi) Bu asalak sınıf feodalitede aristokrasigünümüzde ise rantiye sınıfıdır.Buna karşılık üretici sınıfı yeğler.Çünkü ona göre toplumun kendini sürdürebilmesi buna bağlıdır.Burada Marx'tan çok ayrılan farklı bir tavrı vardır. S.Simon'un bu tavrı o günün şartlarında ortaya çıkmıştır. S.Simon toplumda ne görmektedir? S.Simon yaşam için faydalı şeyleri üreten herkesi üretici sınıfı içine koyar.1813 yıllarında temel ilgisi üretici sınıfı güçlendirmeasalak sınıfa karşı mücadele üzerinedir.Bu bağlamda deneysel bir bilim olması gerektiğini söyler.1789 devrimiyle kurulan yeni düzende aaaafiziğin yerini bilimin alması gerektiğini savunur.Ayrıca tam istihdam gibi refah tedbirleriyle endüstri toplumunun akılcı bir biçimde örgütlenmesini savunur.Bilimin önemine vurgu yaparak dinin yerini bilimin alması gerektiğini savunur.Bu anlayışında toplumsal gerçeğe pozitivist açıdan bakmaktadır.Bunun yanı sıra S.Simonahlak ve felsefenin toplum dinamiklerini kendi soyut çerçevelerinde ele almasına karşı çıkar.Bu şekilde sorunlar soyut ve muğlak olarak ortaya koyulmaktadır.Halbuki asıl olan bilim çerçevesidir.Bütün sorunlarhatta ahlak ve felsefeye ilişkin olanlar bile bilimsel olarak çözülmelidir.Çünkü bütün toplumsal dinamiklertoplumun her niteliği o toplum gerçeğinin kendi oluşumundaniçsel dinamiğinden kaynaklanır.

    S.Simon oluşturmak istediği bu bilime "insan bilimi" ya da "özgürlük bilimi" der.Bunların temel amacı toplum ve toplumsal olgulardır.Dolayısıyla gözlem çok önemlidir.Ayrıca toplumu tek tek bireylerle açıklamaya yönelen yaklaşımlara karşı çıkmıştır.Toplumu geniş bir atölye olarak görür.Toplumun temel işlevi bireylere değildoğaya egemen olmakonu biçimlendirmektir.Bu egemenlik sürecinde insanların belirli biçimlerde bir araya gelmeleri söz konusudur.İnsan-doğa ilişkileri insan-insan ilişkilerini belirler.Toplumbireysel ve toplumsal çabanın bir senaaaidir.Bireysel çaba üretimdir.(Marx bu düşünceleri "Kapital" ve "Alman İdeolojisi"nde incelemiştir.)Bu üretimeylem ve yaratım toplumsal işte kendisini somutlaştırır.Toplumsal iş açısından farklılıklarla kendisini somutlaştırır.(esnaftamircidoktor vs.) "Özdeksel ve tinsel özelliği olan bireyin toplumsal çabası toplumun yaşamında da birbirinden ayırd edilemeyecek şekilde yer alır." der.
    Toplumsal grup veya sınıflar arasındaki çatışmalar toplumun evrimine yön verir.Bu güçler ekonomidemülkiyette ve siyasal düzende somutlaşır.(Bu Marx'ın etkilendiği ve sistematik hale getirdiği bir yöndür.) S.Simon toplumdaki üretim ve mülkiyet düzenlemelerini kaçınılmaz görmektedir.Bu durumkapitalist toplum düzeninde yaşayarakgözlemleyerek gerçekleşir.Ancak ona göre mücadele edilecek sınıfasalak sınıf olan aristokrasidir.Marx'ın döneminde ise işçi ve burjuva tam olarak kutuplaşmıştır.( S.Simon döneminde aristokrasinin etkisi hâlâ fazladır.) Toplumsal evrime böyle yaklaşan S.Simon Comte'a benzer şekilde bir aşama belirler:1-Feodalizm (Feodal) 2-Devrim (Liberal) 3-Endüstri Toplumu (Sosyalist)
    Bu yaklaşımıyla evrime sosyo-ekonomik bir içerik kazandırmış olur. ( S.Simon vahşi kapitalizm döneminde yaşamıştır.Düşüncelerinin oluşumunda bu gerçek göz önünde bulundurulmalıdır.)
    PROUDHON:
    Proudhon bir anarşist sosyalisttir.Yaşamı düşüncelerini etkilemiş ve yönlendirmiştir.Maddi olarak yoksul bir aileden gelirbu yüzden okuyamazerken yaşta çalışmaya başlar.Sonradan kendisini yetiştirir ve sosyalist olur.Geniş ama düzensiz bir kültüre sahiptir.
    1840'larda "Mülkiyet Nedir?"i yazdı.İlk kitabında mülkiyet hırsızlıktır demesine karşı daha sonra mülkiyeti çağdaş toplum düzeninin bir gerekliliği olduğunu vurgular.(Kendiliğinden oluşansiyasal erkin baskılarına karşı özgürlüğün bir belirlenimi olacağını söyler.) Bu da Proudhon'un en büyük tutkusuduriyasal erke karşı özgürlüğün korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması.Proudhon bunun için anarşisttir. "Siyasal özgürlük ekonomik düzenin haksızlıklarından uçlanır." der.Bunun için ütopik çareler üretir.Vergiyi kaldırmak için faizsiz banka kurulması gibi.Bu düşüncesini gerçekleştirmek için bir banka kurar fakat istediği sonucu alamaz.
    Siyasal nedenlerle pek çok kere hapse girmiştir.Sonradan yumuşamış federalizm ilkeleri hakkındaki düşüncelerini kitaplaştırmıştır.Temel fikristatüye dayanan otorite yerine tarafların eşitliğine dayanan özgür bir sözleşme mekanizmasıdır.Bu düşünceleri kolektivizm ve federalizmin çerçevesini oluşturur. "Sefaletin Felsefesi" "Mülkiyet Nedir?" eserlerinde kapitalizmin getirdiği sorunları analiz eder.Onun ütopik olmasının temel nedenlerinden biriburjuva mülkiyetinin özelliklerini ele alması gerekirkensorunu üretim ilişkileri açısındanhukuki açıdan ele almasıdır.

    Proudhon devlete karşı derin bir nefret duyar.Çünkü devlet en büyük otoritebaşka bir deyişle beladır.Buradan onun özgürlüğe olan bağlılığı anlaşılabilir.Devletin kesin otoritesini yontmak ister.Ekonomik krizlerle sarsılan toplumutoplum güçlerinden sağlanacak denge ile kurtarmak ister.Fikirleriözgürlüğü korumak istemesi bakımından liberal felsefeye bağlıdır.Ama erişmek istediği nokta toplumun götürülmesi toplumun kendi rızasıyla olmalıdıryönlendirme gereklidir.Bu yüzden sosyalisttir.Faiz ve ranta karşı çıkmıştır.Faizsiz kredi sistemleriyle işçi birlikleri kurulmasını ister.Bu düşüncelerinin temelinde adalet ve özgürlük vardır.Adaletin sağlanması eşitlik ve denge demektir.Ama doğa eşitsizliklerle doludur.Proudhon hayatı boyunca bununla mücadele eder.
    Klasik Evrimci Sosyologlar:
    Evrimcilik 19. yüzyılda etkili olmuş büyük doktrinlerden biridir.Diğer düşün sistemleri üzerinde büyük etkisi olmuştur.(sosyoloji ve sosyal antropoloji gibi)Evrimcilik genelde iki farklı anlamda kullanılmaktadır.Birincisi biyolojik evrimdir ki Darwinizmle özdeşdir.Diğeri ise sosyal evrimdir ki toplum gelişmesi ve işleyişi konularını inceler.19. yüzyıl düşüncesi genel olarak evrimcidir.Evrim anlayışına ilişkin bazı sayıltılar vardır bunlar:
    1.Dünyanın ve yaşamın bütünlüğü düşüncesi.Felsefi görüş açısından evrimciler pozitivist ve natüralisttir.
    2.Düzenlilik.İnsan yaşamı ile doğa yaşamının birlikte düşünülmesi birliktelik içinde düşünülmesiher ikisinin de aynı yasa içine konulması.Buna göre bilimin yasaları iki türlüdürüzenlilik içinde anlaşılan bir silsile izleme ve yapı-işlev bağıntısıdır.Bir yapının oluşması için öncelikle bir işlevinbir gereksinimin olması gerekir.
    3.Genetisizm.Evrimciler özellikle genetik bağımlılıkları bulmaya önem vermişlerdir.Şöyle kibir olguyu açıklamabu olgunun başlangıç noktasını bulma anlamına gelir.(Örneğin ailenin bugünkü duruma gelene kadar geçirdiği evrelerailenin ilk durumunu bulma gibi.)Bu yaklaşım aydınlanma çağının temel ilgisini yansıtır.O da varlığın kökünü anlamamaddenin özünü anlama olarak ifade edilebilir.
    4.İnsan doğasının tekdüzeliği.İnsana özgü gerçeklikler sürekli değişikliklerle karşı karşıya kaldığı haldebu gerçekliğin süreklilik gösteren nitelikleri de vardır.Özellikle evrimciler belli ölçüde insanın değişmeyen insan doğasını kabul ederler.İnsan aklının işleyişine ilişkin genel ilkelerin var olduğuna inanırlar.Aksi takdirde aynı nedenlerin aynı sonuçları vermesi mümkün olmazdı.Sürekli değişmez nitelikler her zaman sözkonusu olmakla beraber değişebilirlik her zaman mümkündür.Bu bağlamda evrimci dogmalardan birimevcut her şeyin hareket halinde olması ve değişmesidir.Evrim bütün birimlerde kabul edilen bir gerçektir ve evrenin temel yasasıdır.Açıklanması gereken şey ise durgunluk ve hareketsizliktir.
    5.İlerleme.Evrimcilere göre değişmenin bir yönü vardır:ilerleme.İlermeden geri gelme sapmadır.Aydınlanmada bu ilerleme hem kültürel hem felsefi hem de toplumsal boyutta incelenir.Bu alanda her sosyolog farklı aşamalar saptamıştır.Genel olarak şöyledir:
    Vahşilik-Barbarlık-Uygarlık.Evrimcilerin temel savunularından biri de evrimin toplumun alt alanlarında da geçerli olduğudur.(hukukailedineğitim vs.)Ancak bu alanlar birbiriyle etkileşim içinde düşünülmelidir.
    6.Değişimin global doğası.Toplumsal yaşam yasalar silsilesi içinde etkinlik gösterir.Çünkü bu anlayışa göre toplum organik bir bütündür.Dolayısıyla değişim her organa yayılır.
    7.İlerlemenin eşitsizliği.Bütün insan toplumları aynı yasalarla ilerler.Fakat evrimin hızı iki yönde değişiklik gösterir.Yani toplumlar arasında ilerleme açısından hız farkı vardır.Hatta toplumun içindeki kurumlar ararsındaki ilerleme hızı da farklıdır.(din ve ailenin çok yavaş ekonomi çok hızlı) Ve hatta tek bir toplumun değişme hızı evrimin çeşitli dönemlerinde farklıdır.
    8.İlerlemenin devamlılığı ve yavaşlığı.Evrimcilere toplumsal değişme hiçbir zaman haşin değildiryumuşaktır.Evrimin üst aşamaları alt aşamalarından sayısız ara aşamalara ayrılmıştır.Yani iki aşama arasında bir çok ara aşamalar vardırAntropolog Taylor en alt ve en üst aşama arasında ara aşamalar oluşturmuştur.Her üst aşama yavaş yavaş kendinden önceki aşamadan uçlanır.
    9.Değişmenin içselliği.Bu konuda farklı iki eğilim vardır.Birisi gelişmeyi topluma içkin olarak görme eğilimi diğeri ise toplum ve çevresinin etkileşim halinde olduğu eğilimidir.(Weber'e göre her toplum kendini rasyonelleştirme itisine sahiptir.)Değişimin içselleği tartışmaları kültür ilişkisi ve difüzyonun rolü problemine indirgenebilir.Nitekim evrimciler eleştirilmelerine rağmen difüzyonun (kendi kendini emme) farkındaydı.Dahasıdifüzyonun rolünün icatlardan istatiksel olarak daha büyük ölçüde etkin olduğunu düşünüyorlardı.
    Pozitivizm dar anlamda Comte'un anlayışıdır.Geniş anlamda ise Comte'un izleyicilerinin geliştirdiği anlayıştır.Pozitivizme çok farklı anlamlar yüklenmiş olmasına karşın bazı özellikleri herkesçe kabul edilmektedir.Pozitivizm bir düşünce biçimi ve ideolojidir.
    Pozitivizmin özellikleri:
    1.Eleştiriye karşı olmak.Yasalar vardırbunlar işler.Doğanın yasaları gibidir.
    2.aaaafiziğin eleştirisini içerir.
    3.Modern bir disiplin olarak doğal bilimdir.
    4.Sosyal olguların şeyler olarak ele alınması.Bunun altında toplumsal mühendislik düşüncesi vardır.

    alıntı
#24.11.2011 01:29 0 0 0
  • aöf sosyoloji dersleri - çağdaş sosyoloji kuramları ünite 4 konu özeti - modernitenin tanımı - Bauman modernliği• Bauman'ın modernliğin (yada modernitenin) karanlık yüzü olarak gördüğü Holocaust (Yahudilerin topluca öldürülmesi) Avrupa'da II.Dünya Savaşı esnasında Hitler ve kurduğu Alman Nazi Partisi tarafından Yahudilerin gaz odalarında ve konsantrasyon kamplarında topluca öldürülmesi ile sonuçlanan zulmü ve soykırımı anlatmak için kullanılan bir kavramdır.
    • Modernliğin Sosyolojisi: isimli kitabında Wagner,modernlik projesinin çok temel iki varsayıma yaslandığını belirtir. Bunlardan ilki 1) toplumsal dünyanın kavranabilir olduğu,2) ikincisi ise şekillendirilebilir olduğu yönündedir.
    • Bauman'a göre modernlik 17.yy'da Batı Avrupa'da başlayan Aydınlanma, Kapitalizm ve komünist endüstri toplumunun gelişimini de kapsayan tarihsel bir dönemi tanımlarken, modernizm felsefe, edebiyat ve sanatta, postmodern durumun ilk belirtileri olarak görülebilen entelektüel bir akımdır.
    • Modern düşüncenin dünyanın değiştirilebileceği fikriyle birlikte olduğunu ileri süren Bauman (1)toplumsal ve (2) psişik anlamda modernlik ayrımına gider.
    • Bauman'ın ifadesiyle modernlik, durmanın imkânsızlığıdır.
    • Modern olmak hareket halinde olmaktır. Ancak kişi tıpkı modern olmayı seçmediği gibi, hareketli olmayı da seçmez. Bu durumda kişi, vizyonun güzelliği ve gerçekliğin çirkinliği arasında gidip gelen bir dünyaya atılmakla zaten harekete başlamış olmaktadır. Bauman'a göre, vizyonun güzelliği aynı zamanda gerçekliği çirkin kılan şeydir. Böyle bir dünyada bütün sakinler bir yere yerleşmek için dolaşan göçebelerdir. İşte bu köşeyi dönünce yerleşebilecek misafirperver bir yer vardır, olmalıdır,olmak zorundadır.ancak her köşeden sonra bir köşe çıkar; yeni hüsranları ve henüz serpilmemiş yeni ümitleriyle beraber yepyeni bir köşe.
    • Bauman'ın modernliğe yönelttiği eleştirilerin temelinde yatan esas nedenlerden biri modernliğin 'farklılığı' bir suç olarak görmesidir. Modernite doğruluk,adalet ve akıl için evrensel olarak uygulanabilir standartlar belirleme ve sınıflandırma yoluyla düzen yaratma faaliyetine girmiş,bu bağlamda göreceliği,belirsizliği ve muğlaklığı bastırmaya çabalamış, farklılığı da bir suç olarak görmüştür.
    • Bauman, modern zamanlarda her bir düzen adacığının daha fazla biçimlendirilebilir, daha iyi denetlenebilir ve daha etkin uygulanır hale gelmesinden dolayı tam bir kaosa neden olduğunu ileri sürmektedir. Bundan dolayı da bauman, kaosa karşı mücadelenin görünür bir sonuca ulaşmaksızın sürüp gideceği görüşündedir. Çünkü ona göre ele geçirilip zapt edilecek kaos sorunu çözmeyecek yeni sorunların yaratılmasına neden olacaktır.
    • Bauman'ın yaşam hikayesinde onun modernliğe,modern kültüre yönelttiği eleştirilerin arkadında kendi yaşam öyküsü de yatmaktadır. Yahudi bir ailenin çocuğu olan Bauman, Yahudilere uygulanan soykırımın tarihin akışında basit bir olay olmadığını,modernlikle önemli bir bağlantısının olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre modernlik,soykırımın yeterli sebebi olmasada gerekli koşuludur. Bauman'ı bu düşünceye sevk eden temel neden Holocaust'un,toplumsal gelişmesini tamamlayamamış, daha doğrusu modernleşmemiş toplumlardan birinde değil de modernliğin en üst aşamasını yaşayan Avrupa'daki bir toplumda gerçekleşmiş olmasıdır.
    • Bauman,modern soykırımı,modern kültür gibi,genelde bir bahçıvanlık işi gibi ele almaktadır. Dolayısıyla modern soykırım,topluma bir bahçe gibi yaklaşanların yapması gereken bir çok şeyden yalnızca biridir. Bahçe tasarımı yabani otlarını belirlediğine göre bahçe olan her yerde yabani ot da olacaktır. Ancak modern bahçe kültürü anlayışına göre bu yabani otlardan arındırma yıkıcı değil, yapıcı bir etkinlik olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla kusursuz bir bahçenin yapılması ve korunması işinde bir araya gelen diğer etkinliklerden tür olarak farklı değildir.
    • Bauman için ırkçılık modern bir üründür. Modern bilim, teknoloji ve devlet gücünün modern biçimleri tarafından üretilir. Modernlik ırkçılığı olanaklı kılmakla kalmaz onun için bir talepte yaratır.
    • Postmodernlik illa da modernliğin reddi,itibarsızlaştırılması yada sona erdirilmesi değildir.Postmodernlik, kendi kendisine,durumuna ve geçmişte yaptıklarına daha derinlemesine,dikkatle ve sağduyuyla bakan,gördüklerini tamamen sevmeyen ve değişme gereksinimi hisseden modernlikten başka bir şey değil değildir. Postmodernlik,rüştüne ermiş modernliktir: kendisine içerden değilde dışarıdan bakan, kazanç ve kayıplarının tam bir hesabını yapan, kendisinin psikanalistliğini yapan,daha önce asla dile getiremediği niyetlerini keşfeden,bunların birbirlerini iptal eden,çelişkili niyetler olduğunu gören bir modernlik. Postmodernlik, kendi imkansızlığını kabul eden modernliktir: kendini gözetleyici bir modernlik;bir zamanlar bilinçsizce yaptığı şeyleri bilinçli biçimde terk eden modernliktir.
    • Bauman, akademik düzeyde post modernitenin önemli düşünürlerinden biri olarak kabul edilmektedir. örneğin Dennıs Smith, Zygmunt Bauman'ı postmodernizmin en etkili düşünürlerinden biri olarak gördüğünü belirtmekle kalmamış,onu post modernitenin peygamberi olarak ilan etmiştir.
    • Postmodern olarak adlandırılan durumda ortaya çıkan manzaranın hiç kuşkusuz,net sınırlar, berrak ayrılmalar ve saf tözler bağlamında modernliğin yaşadığı deneyimlerin sonucu olduğunu ileri süren Bauman'a göre,postmodern farklılık ve olumsallık coşkusu,modern tek tipililik ve keskinlik hülyasının tahtına oturmuş değildir. Dahası bunu asla başaramayacaktır. Çünkü bunu yapabilecek veya başarabilecek bir kapasiteye sahip değildir.Bauman'a göre,postmodern zihniyet ve pratik,doğası gereği, hiçbir şeyin yerine geçemez, hiçbir şeyi eleyemez, hatta hiçbirşeyi marjinalleştiremez. Bauman postmodernliğin müphem,çok sonuçlu birden fazla opsiyonu mümkün kılan,geleceğin doğrusal bir değişim yaşayamayacağına işaret eden, insani durumla yaşamaya mahkum olmasını postmodernliğin kazançları ve aynı zamanda kayıpları olarak değerlendirir. Bu nedenden dolayı postmodernliğe güç ve cazibe katan her şey, aynı zamanda da onun zayıflık ve savunmasızlığının kaynağı olarak görülmektedir.
    • Bauman, postmodern durumu, modern zamanların büyük oyununu pek çok küçük ve yeterince eşgüdümlenmemiş bütün oyunların kurallarını bozan ve her kurallar kümesinin hayat süresini keskin biçimde kısaltan oyunlara böldüğünü ileri sürmektedir.
    • 1998 yılında 'postmodern etik' adıyla çevrilen kitabında Bauman, postmodern zihnin farkında olduğu şeyin, insani ve toplumsal yaşamda iyi çözümleri olmayan sorunların, ortadan kaldırılmayan kuşkuların, aklın dikte ettiği reçetelerle tedavi etmek şöyle dursun yatıştırılamayan manevi acıların varlığının olduğunu ileri sürmektedir.
    • Bauman, postmodern yaşamda insanların hayat başarısını yeni alışkanlıkları çabucak edinmelerinden çok eski alışkanlıklarından kurtulabilme hızlarına bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Dolayısıyla kazanılan alışkanlık türü, alışkanlıklar olmaksızın yaşama alışkanlığıdır.Engelleyici sinsi kısıtlamaların ve sınırların yokluğuna genellikle özgürlük denildiğini belirten Bauman, postmodern dünyanın sakinleri olarak çoğumuzun, bu anlamda, atalarımız kadar özgür olmayı ancak rüyada görebileceğimizi ileri sürer
    • Bauman'a göre, modernlik kaçınılmaz bir şekilde baskı hiyerarşileri kurmuş, onları meşrulaştırmış ayrıca muğlâklığı bastırmaya yol açmıştır. Birden fazla kategoriye yerleştirilebilecek ya da modernliğin düzenleyici ilkelerinin çatlakları arasında kalan sosyal gruplar asimilasyonist yaklaşımlara yada zulme ve yok edilmeye maruz bırakılmıştır. Bauman'ın ortaya koyduğu şey, postmodern literatürde ortak olan bütünlük ya da bütünlükçülük eleştirisinin tipik örneğidir. Bu, toplumsal yaşamı bir bütün olarak ele geçirme, başka bir deyişle toplumsal yaşamı tutarlı tek bir entelektüel ve yönetsel sisteme göndermede bulunur.
    • Bauman, postmodern koşullar altında bireylerin esas olarak tüketici/oyuncu olarak inşa edildiklerini ileri sürmektedir. Bauman'a göre, tüketiciler ve oyuncuların hepsinin ya da çoğunun icra etmeleri istenen ve bunların icrası için eğitildikleri roller, kendi aralarında, bireylerin oluşumuna hizmet eden değerlendirmenin ana kalıplarını ve kriterlerini de sağlamaktadır. Postmodern koşullar içerisinde bu şekilde yaratılan bireyler ise şu özelliklere sahip olmaktadırlar.
    • Bauman'a göre modernitenin hoşnutsuzlukları,bireysel mutluluk arayışında çok az bir özgürlüğe tahammül edebilen bir güvenlik anlayışından kaynaklanırken postmodernitenin hoşnutsuzlukları ise çok az bireysel güvenliğe izin veren bir haz arama özgürlüğünden kaynaklanmaktadır.
    • Bauman'a göre, günümüzde teknoloji gelişmelere bağlı olarak zaman ve mesafenin eski anlamını yitirmesi, homojenleştirme yerine kutuplaşma eğilimi taşımaktadır. Merkezinde hareket özgürlüğü yatan günümüz kutuplaşması çok boyutludur; yeni merkez, zenginle fakir, göçebeyle yerleşik, normalle anormal ya da yasayı ihlal edenler arasındaki çağlar süren ayrımları örtbas etmiştir.
    • Bauman, küreselleşme sürecine yönelik değerlendirmesini yaparken küreselleşme sürecinin iki yönlü algılamasına dikkat çekmektedir. Bazılarına göre, 'küreselleşmenin' onsuz mutlu olamayacağımız şey; bazılarına göre ise mutsuzluğun nedeni olarak görüldüğünü belirtmektedir. Ancak herkesin birleştiği nokta küreselleşmenin dünyanın kaçamayacağı kaderi,geri dönüşü olmayan bir süreç olduğu yönündedir.
    • Küreselleşme sürecinin olumlu tarafları yanında olumsuz yönlerini de dikkate alan Bauman, küreselleşme sürecinin herkesin hem fikir olduğu varsayılan etkilerinin aslında tümüyle birleştirici olmadığını belirtir. Bauman'a göre, küreselleşme birleştirdiği kadar bölmektedir de. Bauman, yerkürenin tek tipililiğini artıran nedenlerle bölen nedenlerin özdeş olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre iş ve finans dünyasının ve bilgi akışının yerküre çapında ortaya çıkışının yanı sıra, bir 'yerelleşme' mekan sabitleme sürecide işlemektedir. Dolayısıyla Bauman'a göre,bazıları için küreselleşme olarak görülen şey başkaları için yerelleşme anlamına geliyor; bazıları için yeni bir özgürlüğün emaresi olan şey başkalarının üzerine davetsiz ve kötü bir kader olarak çullanıyor. Örneğin : Sovyetler Birliğinin ve Yugoslavya'nın dağılmasıyla yeni ulus-devletlerin özgürlüklerini ilan etmeleri küreselleşme sürecinin onlar tarafından olumlu olarak değerlendirilmesine ;ulus-devlet yapılarının ve milli kültürlerin birtakım küreselleştirici güçlerin olumsuz etkisine maruz kalması ise bu etkiye maruz kalanlarca küreselleşme sürecinin olumsuz olarak değerlendirilmesine neden olmaktadır.
    • Holocaust,Yahudilerin topluca öldürülüşünü anlatmak için kullanılan bir kavramdır.
    • Zygmunt Bauman'a göre küreselleşme fikrinden çıkan en derin anlam dünya meselelerinin belirsiz, kuralsız ve kendi başına buyruk bir doğasının olmasıdır.
    • Zygmunt Bauman 17 yüzyılda ortaya çıktığını ifade ettiği modernliğin kültür anlayışını bahçe kültürüne benzeterek açıklamıştır.

    alıntı

    Çağdaş Sosyoloji Kuramları Ünite 3
#24.11.2011 01:24 0 0 0
  • aöf sosyoloji dersleri - çağdaş sosyoloji kuramı ünite 3 özet - postmodernizm• Post modernizm;modern kültürel ürünlerden farklı olarak sanatta, filmlerde mimaride ve benzeri alanlardaki kültürel ürünleri ifade eder.
    • Postmodernite ise tarihsel anlamda modern dönemi izlediği düşünülen sosyal ve politik çağı betimler.
    • Postmodernizm:modernizmin radikal bir biçimde eleştirisidir. Postmodernizm: bir tarihsel geçmiş duygusunun yitirilmesi, gerçekliğin yerini imajların alması 'simülasyonlar', zincirden boşalmış göstergeler olarakta tanımlanabilir.
    • Bugün, post modernizmin merkezinde yer alan bazı temaların modası geçmiş olduğu ifade edilmesine rağmen birçok entelektüelin zihnini meşgul ettiği açıktır. bu temalar; öznenin ölümü ve dönüşü, temsilin reddi ve kamusal alanın çöküşü, bireycilik, bireyin kimliği anti-hümanizm kinizm, Heideger ve Nietzsche felsefesi, nihilizm ve Paris 1968 geleneği olarak sıralanmaktadır.
    • Postmodernizm yenilikçi ve özgün bir düşünce olmadığına değinilir. Birbirinden farklı genellikle birbiri ile çatışan düşünce eğilimlerinin bir araya getirilmesinden oluştuğu belirtilir.
    • Frederich Nietzsche: Aydınlanma düşüncesinin temel öncüllerini radikal olarak eleştiren bir felsefeci olarak post modern düşüncenin öncüsü sayılmaktadır.
    • Yaşam enerjisini biyolojik bir süreç olarak niteleyen Nietzsche bunun bireye özgü olduğundan söz eder ve insandan insana farklı olabileceğine değinir. Bazı insanların yaşam enerjilerinin yüksek bazılarının ise marjinal olduğunu belirtir.
    • Yaşam enerjisi yüksek olanlar tarihi yapan, büyük atılımlara kaynaklık eden ve bireyleri yönlendiren bir davranış sergiler.
    • Nietzsche, aydınlanmanın ilerleme düşüncesini de eleştirmekte ve bunu genoloji kavramı ile izah etmeye çalışmaktadır.
    • Genoloji : Herhangi bir nesneyi kaynağından alıp tarihin akış sürecinde nasıl değiştiğini inceleme anlamına gelmektedir. Tarihin akışında gezinen bir araştırmacı geçip gittiği yerlere farklı amaçlarla yeniden dönüp baktığında farklı anlam ve yorumları yakalama fırsatı bulmaktadır.
    • Modernizm-Postmodernizm Karşılaştırması: Postmodernizm kavramı Batı dünyasında iki temel öğe olan ekonomik kapitalizm ve kültürel hümanizm düşüncelerini kapsar.
    • Ziyauddin Serdar'ın postmodernizmin ilkelerinden söz etmek gerekirse ona göre postmodernizmin 6 ilkesi vardır. Bunlar;
    ilk ilkesi modernizmde geçerli olan her şeyin postmodern zamanda tümden geçersiz ve eskimeye yüz tutmuş olmasıdır.
    İkincisi gerçekliğin reddedilmesidir.
    Üçüncüsü artık elimizde olan gerçeklik yerine, imgeyle maddi gerçekliğin arasında kaybolmuş olan dünyadır.
    Dördüncü ilkesine geldiğimizde karşımıza anlamsızlık çıkar.
    Beşincisi Şüphe Bütün bu ilkelere ek olarak postmodernizmin niteliğini belirleyen,
    Altıncı ilke çoklukla ilgilidir.
    • Yine modernizmde, büyük anlatıların yerini postmodernizmde küçük tarih/anlatı almıştır.
    • Postmodernizm, modernizme karşı bir meydan okumadır. Postmodern söylemler, modern söylemlerle ve pratiklerle bağlarını kopartan yeni sanatsal, kültürel ya da teorik perspektifleri ifade etmektedir.
    • Best ve Kellner'e göre post önekinin konulduğu terimlerin hepside moderni izleyeni ve modernden sonra geleni tarif eden art arda birer işareti olarak işlev görür. Böylelikle postmodern söylem tarih, toplum, kültür ve düşüncede anahtar niteliği taşıyan bir dizi değişimi betimleyen dönüşümleştirme terimlerini içerir.
    • Olumlayıcı ve şüpheci postmodernistler olarak iki genel eğilimden söz edilir.
    • Kötümser, olumsuz ve kasvetli bir değerlendirmede bulunan şüpheci postmodernistler, postmodern çağın parçalanma, çözülme, hastalık, anlamsızlık ve toplumsal kaos çağı, ahlaki parametrelerin bulanık olduğu, hatta hiç olmadığı bir çağ olduğunu ileri sürerler (toplumbilimciler) modernliğin yakıcı yıkıcı karakteri postmodern çağı, korkunç acımasız, yabancılaştırıcı, ümitsiz ve ikircikli olan her şeyle karakterize edilen radikal aşılmaz bir belirsizlik çağı kıldığını iddia ederler. Dolayısıyla bu dönemde hiçbir toplumsal ya da siyasi projeye bağlanmaya değmez. Önümüzde nüfus artışı, soykırım, atom felaketi gibi felaketler durmaktadır. mutluluğa, eğlenmeye, parodiye vb. şeylere yer bulunsa bile bunlar felaketi bekleyerek geçen dönemi süsleyen geçici,boş anlamsız,eğlenti biçimlerinden ibarettir. Eğer şüphecilerin iddia ettikleri üzere hakikat diye bir şey yoksa o zaman geriye tek kalan şey oyundur, sözcüklerin ve anlamın oyunu'dur.
    • Olumlayıcı postmodernistler ise, şüphecilerin eleştirilerine katılmakla birlikte yinede postmodern çağa daha umutlu ve iyimser bakarlar.olumlayıcılar daha çok süreçlere bakma eğilimindedirler.
    • Lyotard toplumların postmodern çağa girmeleri ile birlikte bilginin konumunun değiştiğinden söz eder. Bilgi üretme ve edinme biçiminin giderek değişmesi sonucunda, postmodern çağın bilginin satılması için üretildiği ve tüketildiği görülmektedir. Bilgi kendinde bir amaç olmaktan uzaklaşmakta ve artık kullanım değerini kaybetmektedir. Bir bakıma bilginin metalaşması durumu ile karşılaşılmaktadır.
    • Lyotard, geleceğin toplumuyla ilgili bütüncül tahminler yapmak yerine tek bir noktaya odaklanmayı anlamlı buluyorum, diyor: oda "bilimsel bilginin bir söylem" olduğu noktasıdır.
    • Lyotard, öğrenimin de tıpkı para gibi bir değer haline geleceğinden söz eder. Artık ayrım bilgi ve cehalet arasında değil "harcama bilgisi" ile "yatırım bilgisi" arasında yapılacaktır. Diğer bir değişle,gündelik geçim bilgisiyle bir projenin optimize edilmesi için kullanılan bilgi arasında bir ayrım söz konusu olacaktır.
    • Şaylan Lyorard için dilin esnekliğinin çok önemli olduğundan ve buna bağlı olarak nesnel bir anlam yapısının olabilirliğini kuşkuyla karşıladığından bahseder.dolayısıyla Lyotard için bir metnin yazarı tarafından nasıl anlamlandırıldığı çok önemli değildir.asıl önemli olan sorun bu metnin diğerleri yani alıcılar tarafından nasıl anlamlandırıldığıdır.diğer bir ifade ile sorun metnin nasıl iletildiği ve ne tür etkileşmelere yol açtığıdır.
    • Lyotard şöyle der, Dil oyunları hakkında şu üç gözlemde bulunmak faydalı olacaktır. BİRİNCİSİ: Bunların kuralları kendi içlerinde meşruluklarını taşımazlar ama açık yada örtük bir anlaşmanın nesnesidirler İKİNCİSİ : Eğer kurallar yoksa oyun da yoktur. Hatta bir kuralın son derece küçük tadili bile oyunun tabiatını değiştirir. Bir hareket ya da ifade, kuralları tatmin etmiyorsa tanımladıkları oyuna dahil değildirler ÜÇÜNCÜ: Her ifade bir oyundaki hareket olarak düşünülmelidir.
    • Lyotard anlatısal ya da öykü anlatan bilgi savlarının geri çekilmesini tartışır. Bilimin dil oyununda, göndericiden söylediğine yönelik kanıt gösterebilmesi,aksi durumda aynı göndergeyle çelişen yada çatışan her bildirimi reddetmesi beklenir. Bilimsel kurallar 19.yy biliminin 'doğrulama'20.yy bilimin ise 'yanlışlama'dediği görüşün temelini teşkil ederler. Söz konusu yeniden üretimin gerçekleşmesini olanaklı kılan ise öğretilerdir.
    • Lyotard birçok düşünür tarafından eleştirilmesine rağmen, postmodern teorinin en önemli kitaplarından birini yazmış önemli bir düşünürdür. Postmodern Durum kitabı bilginin değişen işlevini göstermede günümüzde de güncelliğini korumaktadır.
    • Jameson'a göre postmodernizmin ne olduğunu kavrayabilmenin en emin yolu, onun öncelikle tarihsel yönden düşünmeyi unutmuş bir çağda yaşanan zaman üzerinde tarihselci bir bağlamda düşünmeye yönelik bir çaba şeklinde ele almaktadır.bu durumda post-modernizm seçmiş olduğumuz eğilime bağlı olarak ya derinlerde yatan bastırılamaz tarihsel tarihsel bir dürtüyü 'çarpık biçimde' ifade eder ya da etkili bir biçimde 'bastırır' ve 'saptırır'
    • Jameson, postmodernizmi kültürel atmosferdeki kapitalizmin son dönemine bağlı değişimlerden bağımsız olarak ele alamayacağımızı belirtir. bu demektirki; jameson postmodernizmi, kapitalist ekonomik sistemin kültürel oluşumlarıyla açıklamaktadır.
    • Jameson'a göre postmodern alan dediğimiz şey kültürel bir ideolojiyi ya da kurgu değil, kapitalizmin küresel ölçekte üçüncü genişleme aşamasıdır. bu aşama coşkulu kapitalizmin kendisidir.Bu aşamada,yeni gerçekliğe ilişkin çok sayıda yaklaşım bulunmaktadır.Bunlardan bir kısmı kültürel ürünleri yeni otantik perspektifler olarak algılarken bir kısmı da gerçekliğin çarpıtılması olarak değerlendirmektedir.
    • Jameson'ın postmodernizm teorisi Ernest Mandel'in GEÇ kapitalizm teorisine dayanır.
    • Jameson'a göre buradaki 'geç' nitelendirmesinden genel olarak vurgulamak istediği,bir şeylerin değiştiği, dünyanın artık eskisi gibi olmadığı, bir anlamda kesin, ancak modernleşme ve endüstrileşmenin yaşamış olduğu sarsıntılarla karşılaştırılamaz, daha zor algılanan ve daha az dramatik,ancak daha akıcı ve bütünüyle nüfuz etmesi nedeniyle daha kalıcı bir yaşam dönüşümünü yaşadığımız gerçeğidir.
    • Jameson postmodernizmi, kapitalist toplumun gelişimindeki bir aşama olarak görmektedir. ona göre bu yeni bir toplumsal düzen olmaktan ziyade bir aşamadır.onun kültür egemen yorumu,hem kültür hem de egemen kültür arasındaki ayrıma vurgu yapması bakımından oldukça önemlidir.
    • Jameson yeni kültürel biçimin estetiğini bilişsel haritalama olarak ifade etmektedir.
    • Jameson günümüze değin bu şeylerin ikincilleştirdiği ya da merkezden ziyade marjinal olan modernist sanatın önemsiz türden ayırıcı özellikleri haline geldiği ve bunlar kültürel üretimin merkezi ayırıcı özellikleri haline geldiklerinde yeni bir şeyle karşı karşıya olduğumuzdur.
    • Jameson'a göre post modernizmin kolayca reddedilmesinin, onun olumlu yönlerinin rahatlıkla övülmesiyle eşdeğer ölçüde olanaksız olduğu bir postmodern kültür içinde yaşıyor olmamızdır. Günümüzde postmodernizme ilişkin ideolojik yargıların, ister istemez, ürettiğimiz yapıtlara olduğu kadar kendimize ilişkin yargıların sorgulanmasına da işaret ettiği düşünülebilir.
    • Aydınlanma düşüncesinin en temel öğesi evrensellik'tir.
    • Jameson postmodernizmi kapitalist ekonominin kültürel oluşumları bağlamında açıklamaktadır.
    • Lyotard'ın büyük anlatı yitiminde "insanı doğru temsil edememesini" kastetmektedir.
    • Lyotard'ın postmodern topluma yönelik olarak ileri sürdüğü ana problem Bilginin nasıl konumlandırıldığıdır.


    alıntı


    Çağdaş Sosyoloji Kuramları Ünite 1

    Çağdaş Sosyoloji Kuramları Ünite 4
#24.11.2011 01:22 0 0 0
  • Aöf sosyoloji dersleri - Çağdaş sosyoloji kuramları ünitte 2 özet - Tourain'e klasik modernlik anlayışı• Alain Tourain'e günümüzün toplumbilimcileri ve demokrasi kuramcıları arasında yer alır.
    • Alain Tourain'e, bu dönemdeki çalışmalarından daha sonraki sürekli olarak kendilerine atıfta bulunacağı iki önemli sonuç çıkarır;
    Birincisi: sanayi işçileri bizatihi teknolojik modernleşmeye değil, bu modernleşmenin yapılma biçimine ve özellikle usta vasfı taşıyan işçiler arasında belirgin olduğu üzere, bu modernleşmenin kendilerinin iş üzerindeki özellikleri kaybetmelerine karşı çıkmaktadırlar.
    İkincisi: yirminci yüzyıl ortalarına gelininceye kadar sınaî işyerlerinde görülen emek ile sermaye arasındaki çatışma sınaî demokrasinin ve ikinci dünya savaşından sonra da refah devletinin oluşumunu sağladıktan sonra artık toplumdaki temel toplumsal çatışma olma konumunu kaybetmektedir. Bu çatışmanın yerini toplumun kendini yeniden üretimini planlayanlar ile bunların kararlarına tabi olanlar arasındaki toplumsal çatışma almaktadır.
    • Max Weber'ci yaklaşıma paralel olarak Tourain'e sosyolojinin konusunun toplumsal eylem olması gerektiğini savunur. O sadece somut-ampirik durumların incelenmesi ile ilgilenen bir sosyolog değil, aynı zamanda bu durumlarının sebep ve sonuçlarını anlamaya, açıklamaya ve sorun olarak tanımladığı bu hususların aşılmasına yarayacak öneriler ortaya koymaya çalışan bir entelektüeldir.
    • Tourain'e 1970'lerden itibaren artık sanayi toplumunun yerini yeni bir topluma, sanayi, sonrası topluma ya da programlanmış topluma, bıraktığını ve bu toplumun alacağı şeklin ise toplumsal hareketler ile bu yeni topluma egemen güç yapıları arasındaki toplumsal çatışmaya bağlı olacağını dile getirir.
    • Tourain'e göre programlanmış toplumu ve daha genelde herhangi bir toplumu anlayabilmenin yolu, klasik sosyolojinin yaptığı gibi. Toplumsal aktörleri tarihin önceden nereye gittiği bilindiği varsayılan seyri içine ya da kurumsal yapısı ve işleyişi tespit edilmiş bir toplumsal yapı içine yerleştirerek onların ne kadar uyum ya da sapma gösterdiklerini gözlemlemekten geçmez. Aksine, bir toplumu anlamanın yolu" onun toplumsal ve kültürel yönelimlerini, bu yönelimlerin ortaya konulduğu toplumsal çatışmaların ve güç mücadelelerinin doğasını ve egemen güçlerin toplumsal hareketleri tahrik eden şeylerin nesini bastırdıklarını" anlamaktan geçer.
    • Tourain'e göre toplumsal hayatın merkezinde üç unsurun yer aldığını belirtir. Bunlar;
    Örgütlenmiş uygulamaların birbirlerinden uzlaklaşması ve bir bilinç olarak özne,
    Merkezi toplumsal çatışmaların konusu olan bilişsel, iktisadi ve etik kültürel modeller
    Bu kültürel modellere toplumsal bir biçim vermek için birbirleri ile mücadele eden toplumsal gruplar olarak toplumsal hareketlerdir.
    • Tourain'e çalışmalarında toplumsal aktörler kavramı daha çok toplumsal sınıf ve benzeri kolektif topluluklar için kullanılan bir kavramdır.
    • Tourain'e göre, kültürel demokrasi insanları ve toplulukları kendi kültürel cemaatlerine hapseden çok kültürlülük değil, kültürel çeşitliliğin ulusal-toplumsal birlik ve dayanışma içinde korunması ve kültürel değerlerin akıl ve akılcılığın gerekleri ile uzlaştırılmasını ferdiyet kazanmış bireyin, yani öznenin yaratıcılığına ve iradesine bırakan bir demokrasi anlayışıdır.
    • Tourain'e göre kültürel demokrasinin hayat bulabilmesi için entelektüellere önemli görev düşmektedir.
    • Tourain'e göre Modernleşme: bir ülkenin tarım toplumundan sanayi toplumuna doğru olan tarihsel dönüşümüne;
    • Tourain'e göre Modernlik: modernleşmiş yada modernleşmekte olsun, verili bir toplumsal örgütlenmenin işleme biçimine, pratikte sanayi toplumunun sorunlarına atıfta bulunur.
    • Tourain'e göre modern toplumların en temel sorunu toplumsal birlik ve dayanışma içinde kültürel çeşitliliğin nasıl sürdürülebileceği sorunudur.
    • Tourain'e modernleşmeyi çok genel hatları ile tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş olarak ifade edebilecek bir yapı değişimi olarak tanımlar. buna karşılık modernlik kavramını ise akılcılaşma, laikleşme, özgürleşme ilerleme, insanın doğa üzerinde egemenliğinin kurulması, geleneğin terk edilmesi gibi bir dizi fikir ve ülkelere dayalı bir toplumsal örgütlenmenin, özel olarak sanayi toplumunun, işleme biçimi olarak tanımlar.
    • Tourain'e göre Rönesans'tan Fransız devrimi ve büyük ölçekli sanayileşmeye kadar olan dönem erken ya da klasik modernlik aşamasını, 1970'lere kadar olan dönem orta modernlik aşamasını, 1970'lerden sonraki dönem ise geç modernlik aşamasını temsil eder.
    • Tourain'e Klasik modernlik anlayışını modernliğin, aklın, özgürlüğün ve devrimin zaferi olarak tanımlamıştır.
    • Cemaatçilik klasik liberalizm ile kolektivizm arasında bir orta yol bulmaya çalışan bir toplumsal kuramdır. Cemaatçiler hem klasik liberalizmin aşırı bireyciliğine hem de kolektivizmin aşırı toplumculuğuna karşı çıkarlar. Cemaatçiler hiçbir kısıtlamaya uğramayan serbest piyasa ve mübadelenin insan ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini, bireylere daha fazla özgürlük verilirken aynı oranda sorumluluk verilmediğini düşünmekte ve toplum üyeleri arasında yakın cemaat bağlarının korunup beslendiği bir toplumsal düzenin gerekliliğini savunmaktadırlar.
    • Kolektivizm terimi en yaygın kullanımıyla, üretim ve dağıtım araçlarının komünal (ortak) yada devlet mülkiyetinde olmasını teşvik eden siyasal ya da sosyo-ekonomik kuram ve uygulamaları anlatır.
    • Tourain'e 'e göre, modernliği bugün içinde bulunduğu çürüme ve karmaşadan kurtarmak ve onun dağılan parçalarını bir araya getirerek yeni bir birlik oluşturmak mümkündür. bunun yolu, öncelikle bu karmaşa ile yüzleşmek, deneyim ve değerlerin çoğulculuğunu kabul etmekten geçmektedir.
    • Tourain'e göre özne kendi başına modernliğin dağılan dünyasını bir araya getiremez; onun böyle bir teşebbüste kullanılabilecek bir araç olarak da görülmemesi gerekir.
    • Tourain'e göre Özne, özgürlük demektir. Bireyin kendi eylem ve durumlarını kontrol etme, kendi deneyimlerini ve hatıralarını kişisel bir hayat hikayesi içinde birleştirmek için kendini bir aktör olarak ortaya koyma ve aktör olarak tanınma iradesidir.
    • Tourain'e sosyolojisinde toplumsal aktör eylemleriyle kendi toplumunu şekillendirme ve tarih yapma iradesine sahip tarihsel özne olarak aşılanır.
    • Demokrasi; yönetilenlerin kendi yöneticilerini seçmeleri, anayasal ve hukuki garantilere sahip siyasal çoğulculuk ve laiklik demektir.
    • Demokratik Rejim; azami sayıya azami özgürlük veren ve mümkün olan azami çeşitliliği koruyan ve tanıyan siyasal hayat biçimidir.
    • Tourain'e demokrasi ile özne arasında kurduğu ilişkiye göre demokrasi, öznelerin kendi kültürleri ve özgürlükleri bağlamında, sistemlerin egemen mantığına karşı yürüttükleri bir savaş, bir özne siyaseti ve öznenin var olabilmesinin bir ön koşuludur.
    • Gelişmekte olan ülkeler açısından demokrasi bireysel yada özel özgürlükler ile toplumsal bütünleşmenin uzlaştırılması, gelişmiş ülkeler açısından ise özne ile aklın uzlaştırılması,teşebbüsü olarak tanımlanabilir.
    • Demokrasi,modernleşmiş ülkelerde laissez faire tutumundan,modernleşmekte olan ülkelerde ise totaliteryen diktatörlükten kaynklanan bir tehditle karşı karşıyadır.
    • Otoriteryenlik kavramı ,bireylere yada gruplara karşı keyfi uygulamalara yönelebilen bir siyasal yetki biçimine atıfta bulunur.asıl itibariyle demokratik olmayan bir siyaset biçimi temsil ederler.
    • Touraine'e göre,siyasal modernliğin iki veçhesi vardır.bunlardan biri devletin keyfi gücünü sınırlayan hukuk devleti ya da hukuki temel,diğeri ise halkın egemenliğidir.
    • Tourain'e özne demokrasi ve modernlik arasında kurdu ilişkiler çok yönlü ve çok katmanlıdır. Bununla birlikte modernliği özel olarak modernleşmiş toplumların isleme biçimi olarak gören Touraine'e göre demokrasi, öznenin var olabilmesinin bir ön koşulu olarak, hem modernleşmiş hem de modernleşmekte olan ülkelerde tehdit altındadır. Demokrasi, modernleşmiş ülkelerde Laisses faire tutumundan modernleşmektekte olan ülkelerde ise totaliteryen bir tehditle karşı karşıyadır.
    • Otoriteryenlik kavramı bireylere ya da gruplara karşı keyfi uygulamalara yönelebilen bir siyasal yetki biçimine atıfta bulunur. Bu siyasal biçim içinde gücü elinde bulunduranlar seçmenlere karşı sorumlu değildirler ve kamu siyasallarının ve uygulamalarının aldığı şekil toplumsal rızaya dayanmaz. Otoriteryen rejimler kişisel diktatörlüklerden parti ve askeri diktatörlerine varıncaya kadar çok çeşitli şekiller alabilirler ve esas itibariyle demokratik olmayan bir siyaset biçimi temsil eder.
    • Totaliteryenlik: kavramı halkın bütünüyle devlet tarafından tahakküm altına alındığı bir siyasal rejime atıfta bulunur.daha ideolojik olması, tek parti yönetimi ve hayatın her alanına ve düzeyine devletin müdahale etmesi onu otoriteryenlikten ayıran başlıca özellikler olarak düşünülür. Yirminci yüzyılın faşist ve sosyalist rejimleri totaliteryen rejimlerin örneklerini temsil eder.
    • Touraine için demokrasi meselesi biçimsel olarak güçlerin ayrıldığından ziyade sivil toplum,siyasal toplum ve devlet arasındaki bağlantıların nasıl kurulduğu ile ilişkilidir.
    • Laisses faire siyaseti devletin toplumsal hayat içindeki rolünün iç güvenlik, dış güvenlik ve adaletin sağlanmasıyla sınırlı tutulması ve iktisadi alanın bütünüyle serbest bırakılması görüşünü ifade eder.bu görüşü savunan isimlerden biride Herbert Spencer'dir.
    • Touraine'e göre sanayi toplumu ve öncesinin toplumsal hareketleri bir toplumu yada özneyi radikal bir şekilde yeniden inşa etme,yani mevcut olanı reddederek,ondan kesin bir kopma yaratarak yepyeni bir toplum ya da özne inşa etme amacındaydılar.Sanayi sonrası toplumdaki toplumsal hareketler ise paylaşılan ortak değerlerden hareketle ve onlar adına toplumun veya öznenin aksayan yönlerinin demokratik yollar ve araçlarla onarılması amacındadırlar.
    • Touraine'e göre,Özne, toplumsal hareketler ve demokrasi birbirinden ayrılamaz üç tema oluştururlar.bunların karşıtında duran ayrılmaz birleşim ise şiddet cehennemine götüren tarihsel gereklilik fikri,devrimci eylem ve totaliteryenliktir.

    alıntı


    Çağdaş Sosyoloji Kuramları Ünite 1
#24.11.2011 01:18 0 0 0
  • aöf sosyoloji bölümü dersleri - çağdaş sosyoloji kuramları ünite 1 özet - bell ideolojisi• Bell hakkında;
    Newyork'ta doğmuştur.
    Columbia üniversitesinde öğrenim görmüştür.
    Harvard üniversitesinde öğrenim görmüştür.
    İdeolojinin Sonu, Sanayi Sonrası Toplumun Gelişi, Kapitalizmin Kültürel Çelişkileri kitaplarıdır.
    • Daniel Bell "bilgi toplumu" kavramını ilk kez "Sanayi Sonrası Toplumun Gelişi" isimli kitabında kullanmıştır.
    • Sanayi toplumu kavramını ilk kez kullanan Saint Simon'dur.
    • Daniel Bell sanayi sonrası toplum teorisini geliştirirken ABD ülkesini temel almıştır.
    • Sanayi sonrasında toplumdaki en önemli sınıf "Bilgi Sınıfı"dır.
    • Daniel Bell'in sosyolojisinin temel amacı "kuramdan çok toplumsal çözümlemeye" ağırlık vermesidir.
    • Toplumsal önkestirim: makro kuramsal perspektif ile günümüz koşullarını dile getiren, yenilenmiş uygun ve kullanışlı bir sosyoloji ilgisidir.
    • Bell'e göre tahmin: Olayların sonuçlarını, Toplumsal önkestirim: Tarihsel eğilim olasılıklarının ana hatlarını ortaya koymaya çalışmaktır.
    • Bell toplumsal yapıyı üç düzlemde incelemektedir.
    Sosyal
    Politik
    Kültürel
    • Bell'e göre Kuram, toplumsal eğilimleri ön kestirebilecek kapasitede olmalıdır.
    • Bell 1950'lerde ortaya çıkan yakınlaşma teorisinin önde gelen temsilcilerindendir.
    • Sanayi sonrası toplumun gelişi: kitabında sanayi toplumu sonrasında, toplumun biçimlenişi hakkında toplumsal önkestirim çerçevesinde yapsa da, gelecekteki olaylar ve gelişmelerle ilgili çıkarımlarda bulunmayı amaçlayan Fütüroloji'ye kaydığı yönünde eleştirilerde var. Kimine göre Bell fütürolojiye kaymıştır.
    • Fütüroloji: Uzun vadeli, geniş ölçekli toplumsal ve ekonomik tahminde bulunma girişimidir.
    • Bell'e göre tahmin; sanayi sonrası toplumun kaçınılmaz bir sonucu ve ahlaki bir zorunluluktur. Sanayi sonrası toplum planlamacı bir toplumdur. Sahip olduğu teknoloji ile eğilimleri izole edebilir ve projeksiyonlar çıkarabilir.
    • Bell Önkestirim Alanlarını Şu Şekilde Sıralar: Teknolojik, Demografik, Ekonomik, siyasi ve toplumsal önkestirimdir.
    • Bell Yapısal İşlevselcilik ve Çatışmacı Yapısalcılığın bir karışımı olarak karşımıza çıkar.
    • Bell Kapitalizmin Kültürel Çelişkileri kitabında Batı uluslarının toplumsal yapılarının ve kültürel formasyonlarının evrimini ele almış üretim ve tüketim arasında bir ayrışma olduğunu ileri sürmüştür.
    • Ona göre üretim ve tüketimin temel değerleri farklıdır.
    • Üretim, çalışma etiğine ve tatminin ertelenmesi ilkesine dayanır Tüketim ise hedonizme (hazcılığa) ve kişisel tatmine dayanır. Bu işlevselciliğe karşı bir eleştiridir.
    • Bell'e göre kapitalizmin ahlaki temelleri belirsiz ve kaygandır ve böyle olmaya da devam edecektir.
    • Daniel Bell'e göre ideoloji seküler bir dindir. Hayatın tüm yönlerini dönüştürmeye çabalayan "tutkuyla aşılanmış" bir düşünce setidir.
    • 19.yüzyılın siyasal ideolojileri iki önemli alanda ittifak yapmıştır: Burjuvazi tarafından yeterince tanınmayan statülerini pekiştirmeye çalışan yükselen entelektüel sınıf ve ilerlemeyi ölçebilen ve gösterebilen bilimin pozitif değerleridir.
    • Bell bugün ideolojilerin bittiğini vurgular bunun 3 nedeni olduğunu söyler bunlar;
    Sosyalist rejimlerin kendi halklarına karşı uyguladıkları şiddet içerikli baskılar.
    Kapitalist pazarın en olumsuz etkilerinin iyileştirilmesi ve refah devletinin ortaya çıkışı.
    İnsan doğasının mükemmel olduğunu vurgulayan romantik felsefelerin yerine insanlığın varoluşuna Stoacı yaklaşan yeni felsefelerin ortaya çıkışıdır.

    • Bell ideolojinin sonu tezinin öncülerinden biri olarak bilinir. Bu teze göre kapitalizmin doğasındaki büyük değişimler sağ ve sol arasındaki eski çatışmanın gücünü azaltmıştır. Aslında ideolojinin sonu tezinin asıl sahibi Bell değildir ama 1960'larda yayınladığı, derlemelerden oluşan "ideolojinin sonu" başlıklı kitabı nedeniyle bu tezle özdeşleştirilmiştir.
    • 19.yy.daki iki büyük siyasal ideoloji olan liberalizm ve sosyalizm 1950'lerin ortamında, sanayi toplumlarında yaşayan insanlar için harekete geçirme yeteneğini kaybetmiştir. Bunun iki nedeni vardır. Bunlar;
    İdeolojilerin iktisadi bunalımı ve siyasal baskıyı önleyememesi.
    Refah devleti uygulamalarının kapitalizme getirdiği uygulamalardır.
    • Bell'e göre on dokuzuncu yüzyılın büyük ideolojileri olan liberalizm ve sosyalizm güçlerini yitirmiştir, artık endüstri toplumunun bireylerini harekete geçirebilecek ideolojiler değillerdir. Bell bu durumu "İdeolojinin sonu" olarak ifade etmektedir.
    • Sanayi öncesi toplum; avcı toplayıcı toplum ve tarım toplumu olarak ayrıştırılarak tanımlanırlar. Cinsiyete dayalı iş bölümünün olduğu bu toplum birincil sektör meslekleri ve endüstrileri (avcılık, yiyecek arama, çiftçilik, balık tutma, maden çıkarma ve ormancılık ) hakimdir. İktisadi etkinlik gelenek ve göreneklere göre yürütülür. Toplumsal yaşamın birimi geniş hane yapısıdır. Bu yapı el emeğini göreli olarak çok sayıda ev içi hizmetçi kullanımını kapsamaktadır. Teknoloji sınırlı sayıdadır. Tarımda basit alet yapımı ve kullanımı yaygındır. Sınıfsal bir karakteri bulunmamaktadır.
    • Sanayi Toplumu: İnsan makine ilişkilerine dayalı, doğal çevrenin teknik çevreye dönüşümü için enerji harcayan bir toplumdur. Önemli meslekler ikincil sektör meslekleri olan, yarı-vasıflı fabrika işçisi ve mühendisliktir. Bu toplumda başlıca ekonomik sorun imalat sanayi girişimlerini kurmak için yeterli sermayenin harekete geçirilmemesidir. En temek toplumsal sorun tabakalaşma sistemindedir. Bu toplumu: fabrikalar, makine teknolojisi imalat sektörü örgütlü emek karakterize etmektedir. Üretim artışı, verimlilik ve kar bu toplumun en önemli özelliğidir. Ayrıca fabrikalarda çalışan mavi yakalı sanayi işçileri, bu işçilerin örgütlü yapısı sanayi toplumunun önemli bileşenlerindendir. Bell endüstriye dayalı bir toplumla bilime dayalı bir toplumun birbirinden çok farklı özelliklere sahip olacağını belirtir. Bu durumda Bell'e göre 3 önemli sosyolojik sorun ortaya çıkmaktadır.
    Bilimsel ve teknolojik devrim işçi sınıfı tarafından yapılmayacağına göre gelecekteki toplumda işçi sınıfının rolü ne olacaktır
    Yeni toplumun tabakalaşma sistemi kaçınılmaz olarak profesyonel ve teknik sınıfların hâkimiyetini vurgulayacaktır.
    Gelecekteki toplumda bilimsel ustalığın üretilmesi ve sürdürülmesi yüksek düzeyde eğitim görmüş bir araştırma elitinin ve onları destekleyecek geniş bir teknik kadronun varlığını gerektirecektir.
    Bell yeni bilimsel ve teknik elit ile kendi ayrıcalıklarını korumaya çalışan eski elitler arasında bir toplumsal farklılaşma problemi yaşanacağını yeni toplumun tamamen uyum içinde olmayacağını yeni çatışma ve mücadelelerin olacağını savunur.
    • Sanayi Sonrası Toplumda; diğer iki toplumun aksine bu toplum makine teknolojisinin yanı sıra enformasyona dayalı "entelektüel teknolojinin" yükseldiği bir toplumdur. Sanayi sonrası toplum üç sektörden endüstriler barındırır: ulaştırma ve hizmetlerin olduğu üçüncül endüstriler; Ticaret, finans ve sermaye değişiminin olduğu dördüncül endüstriler; Sağlık, eğitim, araştırma, kamu yönetimi ve boş zaman faaliyetlerinin olduğu beşincil endüstriler. En sonuncusu belirleyicidir. Bilim en önemli enformasyon kaynağıdır. Ulusların gücü bilimsel kapasitelerine bağlıdır. Bu toplumun en önemli özelliği: üretim biçiminin farklılaşmasıdır. Post-endüstriyel toplumda tarım ve sanayi sektörleri gerilemiş, alanda çalışanlar azalmış ve ticaret, finans, sigortacılık, emlak gibi hizmet sektöründeki mesleklerinde çalışanlar artmıştır. Mal üretiminden, hizmet üretimin yaygın hale gelmesi en çarpıcı unsurlardan birisidir. İkinci önemli değişim: toplumsal sınıflarda gözlenen farklılaşmadır. Sanayi toplumlarında mavi yakalı sanayi sonrası toplumlarda ise beyaz yakalı işçiler sayısı artmıştır. Teorik bilgi önem kazanmıştır. Bell'e göre hükümetler artık doğrudan parasal veya mali politikalar geliştirmekte, Ekonomik büyümeyi hedeflemekte, farklı sektörler arasında denge kurmakta, Bilinçli politikalarla ekonominin yönünü şekillendirmeye çalışmaktadırlar. Bell, teknolojinin sosyal bilimlerde kullanılması sayesinde gelecekte hayatlarımızı etkileyecek konuları seçip kontrol edebileceğimizi alternatif gelecekler çizebileceğimizi düşünmektedir. Üniversitelerin toplumların bilgi üretiminde, bilginin sanayinin hizmetinde kullanılması yönünde çok önemli katkıları olmuştur.
    • Bell'e göre yeniçağın temel kurumları düşünsel olacak ve önemli insanları da bilim adamları mühendisler, teknisyenler ve entelektüeller olacaktır.
    • Bell: post endüstriyel toplum hizmet ekonomisine dayalı, profesyonel ve teknik mesleklerin hakim olduğu, önemli kararlarda etkili olacak bir bilgi sınıfının merkezi olduğu, kültürün ve ideolojinin teorik bilgiye ve teknolojiye dayalı olduğu bir toplumdur der.
    • Bell post-endüstriyel toplum tipini söyle sıralamaktadır.
    Endüstriyel açıdan- mal üretiminden hizmet ekonomisine geçiş.
    Mesleki açıdan- mavi yakalı endüstriyel mesleklerden beyaz yakalı profesyonel ve teknik, işçi sınıfı ağırlıklı bir toplumdan daha da orta sınıf bir topluma geçiş.
    Politik açıdan- politikacılar ve iş adamlarından oluşan geleneksel güç yapı sına meydan okuyabilecek yeni bir bilgi sınıfının yaratılması
    Kültürel açıdan- ilerlemenin ve politika oluşturmanın asıl kaynağı olarak teorik bilginin merkezi konumu
    İdeolojik açıdan- teknolojinin kontrolü ve teknolojik değerlendirmeye dayalı "gelecek yönelimi"
    • Bell toplumsal yapı olarak tanımladığı tekno-ekonomik alanın post-endüstriyel olabileceğini iddia eder. Toplumsal yapıda iki boyut sosyo-ekonomik ve sosyo-teknik bunlardan yalnız ikincisinde sanayi sonrası toplum özellikleri oluşabilir.
    • Bell, batı toplumunda kültür ve toplumsal yapının birbirinden ayrıldığını, birinin giderek kurum-dışılaştığını ve mevcut ahlak normlarına uymaz hale geldiğini diğerinin ise işlevsel rasyonelliğe ve meritokrasiye yöneldiğini belirtir. Ona göre Toplumsal yapı: tekno-ekonomik düzen anlamına gelir.
    • Bell, post-endüstriyel toplum kavramının toplumsal yapıdaki değişimi tanımlama çabasından doğduğunu post-endüstriyalizmin asıl etkisinin toplumsal yapı üzerinde olduğunu, politik ve kültürel alanı ancak dolaylı olarak etkilediğini belirtir. Sanayi toplumunun egemen figürleri girişimciler, işadamları, endüstri yöneticileri iken, yeni figürler bilim adamları, matematikçiler, ekonomistler ve yeni bilgisayar teknolojisinin mühendisleridir.
    • Belle göre yeni toplumun liderliğini üniversiteler üstlenecektir.
    • Waters'a göre Bell sanayi sonrası toplumu 5 açıdan değerlendirmektedir.
    Hizmet ekonomisinin oluşumu: Ticaret, finans, ulaşım, sağlık, dinlence, araştırma, eğitim ve yönetim gibi hizmetlerde yer almaktadır.
    Profesyonel ve teknik sınıfın üstünlüğü: bilim adamları ve mühendisler birlikte 'bilgi Sınıfı'nı oluşturacaklar ve ağırlıklı burjuvazi ile yer değiştireceklerdir. Bell bilgi sınıfını 'sınıf' olarak betimler.
    Teorik bilginin önceliği: teorik bilgi üstündür sanayi sonrası toplumda. Bilginin çok farklı boyutlar için uygulanabilir soyut sembolik sistemler şeklinde kodlamasını kapsamaktadır.
    Teknolojinin planlanması: teorik bilginin gelişmesi teknolojik önkestirimde bulunmayı olanaklı hale getirmektedir. Bu durum, ileriye doğru değerlendirmelerin, riskleri, maliyetleri ve avantajları içerecek şekilde değişimin planlanmasıdır.
    Yeni entelektüel teknolojinin yükselişi: soyut sembollerin sistemi olarak 'entelektüel teknoloji'düşüncesini; şeylerin yeniden üretilebilir tarzda yapım yolunu belirleyen ve sorun çözümünde sezgisel yargının yerini alabilecek bilimsel bilgiyi içerir.

    • Bilgisayar entelektüel teknolojinin aletidir. Sanayi sonrası toplumun 2 temel özelliği bulunur:
    Bilim ve akıl yürütmeye dayalı değerlerin rolünün toplumun temel kurumsal gereksinimleri olarak öne çıkması.
    Kararların daha teknik bir nitelik kazanması böylece de bilimcilerin ekonomistlerin politik sürecin içine doğrudan girmeleri.
    • Bell dört işlevsel situs belirtir: Bilimsel, tekno mantıksal, yönetimsel ve kültürel. Ayrıca beş kurumsal stüs belirtir: Ticaret, hükümet, üniversite/araştırma, sosyal refah ve askeri.
    • Sanayi Sonrası Toplumların Genel Karakteristikleri Veysel bozkurt sanayi sonrası toplumun belirgin özellikleri şöyle değerlendirmiştir:
    Ekonomik yapıdaki dönüşümler: malların üretiminden hizmetlerin üretimine yönelik yaşanan değişimdir sanayi sonrası toplumda üretimin hizmetlerin üretiminde artışın gözlendiği alanlar: eğitim, sağlık, sosyal hizmetler gibi insani hizmetlerdir.
    Yükselen yeni sınıflar: sanayi sonrası toplumda kol emeğini kullanan mavi yakalı işçilerin istihdamı azalmış, teknik ve profesyonel sınıf büyümüş, mülkiyetten çok bilgi ve uzmanlığa dayanan bir güce sahip olan bilgi sınıfı önem kazanmıştır.
    Bilginin artan rolü: toplum için yeniliklerin sağlanmasında ve politik kararların alınmasında merkezi bir rol almıştır. Enformasyon teknolojileri : (bilgi teknolojileri bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin bilişimine; bilgilerin elde edilmesine depolanmasında, işlenmesinde ve iletilmesinde kullanılan yazılım, donanım ekipman ve hizmetlerin bütününe verilen addır. Enformasyon teknolojileri insanların birbiriyle iletişim olanaklarını artırmakta, üretim anlayışını değiştirmekte, sermaye hareketlerini dünya tarihinde hiç olmadığı kadar hızlandırmaktadır.
    Sanayi sonrası toplumun diğer karakteristikleri: teknolojinin ucuzlayarak kitlesel kullanımının yaygınlaşması kitle üretimi ve haberleşmesinin çözülüşüne yol açarken, diğer taraftan da bireyin konumunun güçlenmesine yol açmıştır. Bu toplumda geleneksel işçi hareketlerinin zayıfladığı, toplumsal sınıfların parçacılığının artışı sonucu işçi hareketlerinin de parçalı bir karakter kazandığı gözlemlenmektedir. Sanayi sonrası toplumda ulus devlet zayıflamış, merkeziyetçi eğilimler azalmış ve bireysellik güçlenmiştir

    • Kültürün bağımsız ve özerk bir kurum haline gelmesi Bell'e göre sosyoloji disiplini için sorun teşkil eder. Çünkü sosyolojik pratik davranışı, tutumları ve ilgileri rastlantısal olarak toplumsal konumların özellikleri olan yaş, cinsiyet ve dine göre tahmin edebileceği iddia üzerinden kurumsallaşmıştır. Oysa yaşam tarzı, diğer seçimi ve estetik tercihler daha fazla kişiselleşmiştir. Bell yukarda alınan bu faktörlerin post-endüstriyel toplumun hem toplumsal yapısı hem de siyasal yapısı ve kültürü üzerinde yol açtığı dönüşümlerle ilgilenir. Post-endüstriyel toplumun toplumsal yapısı ile kültürünü farklı ilkeler temellendirmektedir. Post-endüstriyel toplumun ekonomik meselelere odaklı toplumsal yapısında rasyonalite ve verimliliğe yönelik bir ilgi hakimken kültürel alanda irrasyonel, kendini gerçekleştirme ve tatmin etme ilkeleri hakimdir.
    • Ritzer, Bell'in bir modernist ve hatta bir muhafazakâr olarak, postmodernizmle ilişkilendirdiği bu tür irrasyonel ve hedonizm benzeri görüşmelerin, geleneksel erozyona uğratarak onların yerini aldıklarını ve bu açıdan toplum için bir tehdit oluşturduklarını düşünür.
    • Sanayi Sonrası Toplum Kuramına Yönelik Eleştiriler: Sanayi sonrası toplum aşamasında bilgi sınıfının oluşacağı, genişleyeceği şeklindeki öngörü de sorunlu görünmektedir. Sanayileşme ancak yüzyılın ikinci yarısından sonra, özellikle kırdan kente göçün etkisiyle hız kazanabilmiştir. Günümüzde ise Türkiye tarım toplumu özelliklerini geride bırakmış, sanayi toplumu karakterini benimsemiş ancak halen sanayi sonrası toplum kriterlerini Bell'in çizdiği çerçeve içinde sınırlı bir şekilde taşıyan bir ülke görünümündedir. Türkiye üretim aşamasında halen Batı'nın sanayi sonrası toplumlarından teorik bilgi ve teknoloji desteği almakta sanayileşmesini Batı'ya bağımlı bir şekilde sürdürmektedir. Artık Türkiye'de uzun zamandır hizmet sektöründe istihdam edilenleri geride bırakmış görünmektedir.
    • Boşuna mı Okuduk? Çalışması Türkiye'de beyaz yakalı işsizliği ele alan yakın dönem çalışmasıdır.

    alıntı


    Çağdaş Sosyoloji Kuramları Ünite 2
#24.11.2011 01:16 0 0 0
  • çikolatalı kurabiye ingilizce tarif - tereyağlı kurabiye - butter chocolate chip cookieIngredients:

    1 cup unsalted butter, browned and slightly cooled*
    1 cup packed brown sugar
    1/3 cup granulated sugar
    1 large egg
    1 large egg yolk
    2 tablespoons light cream, evaporated milk, or milk
    2 teaspoons vanilla
    2 1/4 cups all-purpose flour
    1 teaspoon baking soda
    1 teaspoon salt
    2 cups semisweet chocolate chips

    Preparation:

    *To brown butter, , heat in a saucepan over medium heat until the butter begins to simmer. Continue cooking, stirring, just until butter begins to turn golden brown, about 4 to 5 minutes. Pour off into a measuring cup or bowl, leaving darkest sediment behind. Let the butter cool to room temperature.

    In a large mixing bowl with electric mixer, beat the browned butter and sugars until light and fluffy. Add egg and egg yolk, milk, and vanilla. Beat on low speed until well blended.

    In a separate bowl, combine the flour, baking soda, and salt. Gradually add the dry ingredients to the egg and butter mixture, mixing on low speed, until a soft dough forms. Scrape the bowl a few times. Stir in the chocolate chips. Cover and chill for about an hour.

    Heat the oven to 375°. Line a cookie sheet with parchment paper or a silicone mat; spray paper with cooking spray. Using a cookie scoop, drop balls of dough onto the silicone mat or greased parchment, allowing about 2 to 3 inches in between the cookies.

    Bake for 6 to 10 minutes, until browned around the edges. Cool completely and transfer to an airtight container for storage.

    alıntı
#23.11.2011 23:20 0 0 0
  • ingilizce kek tarifi - cake recipeCook Time: 40 minutes
    Total Time: 40 minutes

    Ingredients:

    6 ounces butter (3/4 cup, 1 1/2 sticks)
    1 1/2 cups sugar
    3 tablespoons unsweetened cocoa
    3 eggs
    1 1/2 cups self-rising flour
    1 1/2 cups chopped pecans
    1 teaspoon vanilla extract
    6 ounces miniature marshmallows, about 3 cups
    Icing, below

    Preparation:

    Cream butter and sugar until light and fluffy; beat in cocoa. Add eggs, one at a time, beating well after each addition. Add flour, nuts and vanilla; mix well. Pour batter into greased and floured 9x13x2-inch baking pan. Bake chocolate marshmallow cake at 325° for 40 minutes. Remove from oven and place miniature marshmallows on top of hot cake. Let marshmallows melt then frost with icing (below) while still warm.

    alıntı
#23.11.2011 23:09 0 0 0
  • Aöf sosyoloji dersleri - Simsel sosyolojisi - Weber sosyolojisi - Humanist sosyoloji okuluHer iki düşünür de eleştirel sosyolojiye hizmet etmişonu sistematik hale getirmişlerdir.Hümanist sosyolojiAlman Düşünce Okulunun yansımasıdır.Buradaki hümanizm insan üzerinde özne olarak odaklanmayı ifade eder.Hümanist sosyolojinin ilke edindiği sayıltılar şunlardır:

    1.)Etkileşimcilik:Asıl önemli olan insanlar arasındaki etkileşimdir ama burada önemli olan insanların bilinç düzeylerindeki oluşan soyut toplum ve bunların öğelerinin yakalanmasıdır.Etkileşimde asıl önemli olan o soyut öğelerin birbiriyle olan etkileşimidir.Somutsoyutun körüklediği bir yansımadır.

    2.)Antinatüralisttir.(Tarihsel ve tinsel yasaların doğal yasalarla belirlenemeyeceği düşüncesi)
    3.)Toplumsal etkileşimin öznel doğası vardır.Hümanist sosyolojibilinçli öğeler olarak bireylerin karşılıklı katılımıbireylerin birbiriyle olan etkileşimini inceler.Yani kendi davranışları çerçevesinde diğerleriyle etkileşim halinde olan bireylerin hem etkileyip hem etkilendikleri varsayılır.Bu durum tarihsel süreçte bilinçte biriken değerlerle gerçekleşir.Bu bağlamda etkileşimbasit bir uyarıcıya mekanik bir tepkide bulunmak değildir.Çünkü buradaki etkileşimanlamlar düzeyindedir içselleştirilmiştir.
    4.)Anlama gereksinimi.İlk üç sayıltının doğal sonucudur bu.

    SIMMEL: (1858-1918)
    Sistematik olmayışı onun temel bir kuramının olmamasına yol açmıştır.Kötü bir dönemde yaşamıştır.Vahşi kapitalizm hızla yükselmekte ve faşizmin ayak sesleri duyulmaktadır.Kantın doğal felsefesi üzerine doktora yaptı.Antisemitizmden hep şikayet etti.Yahudidir.Weberin tersine ekonomi ve politikada başarısızdır.SimmelWeber ve Tönnies Almanyada sosyolojiyi yerleştiren isimlerdir.Estetik üzerine çalışmıştır.31 kitap256 makalesi vardır.Bütün yaşamı Berlinde geçmiştir.Dolayısıyla sosyoloji kültürel düzeyi yüksek kentsel ilişki kalıpları üzerine kuruludur.Mekanik ve yüzyüze olmayan ilişkilerin kişilikleri ne şekilde etkilediği üzerinde durur.Modern kent insanınıkent yaşamının analitik kafalı ancak sinirli ve davranış bozukluğu gösteren bir tip olarak tanımlar.Simmelin çalışmaları bu tipin nasıl ortaya çıktığını anlamak ve yorumlamak üzerinedir.Çalışmalarında oldukça mikro düzeye iner.Burada makro sosyolojinin adeta sona erdiği görülür.19. yüzyılın sonuna kadar çoğu Alman akademisyen bilim ve kültürde bütüncül bir düşünce oluşturmuştur.Ancak Weber-Simmel döneminde bu düşünce kopmaya uğrar.

    Sanatçı ve entelektüellerin genç nesli Prusya ortodoksluğuna karşı çıkmakta ve bir grup entelektüel ise gelenek ve aristokrasi yanlısıdır.Bu iki eğilim sürekli çatışma halindedir.Simmel de bu karşıtlığı yaşamaktadır.Berlindeki sosyalist gruplarla ilişki kurar ama bu katılığa karşı çok etkin olmamıştır.Simmel Alman idealizmindenComtedanSpencerın evrimci anlayışından Kant Hegel ve Schopenhourdan etkilendi.Kantın bilgi anlayışı olan edinilen bilginin öznede yorumlanarak dışavurumu düşüncesi onu oldukça etkiledi.En çok ise Dilthey ile uyuşur.Diltheyın tarihsel olayların arka planına bakarak yorumlanması gerektiği düşüncesine tam olarak katılır.Tarih ve toplum nasıl mümkündür sorusuna şöyle cevap verir:Tarih ve toplumdüşünmede ve yaratmada kullanılmış olan önermelerin (a-priori) analizinde temellenir.Burada olayın betimlenmesi değilonun arka planına geçerek anlaşılması gereklidir.Yani düşünceden hareket sözkonusudur.Bu noktada Kantın da ötesine geçer.Tarih ve toplumu bilginin nesnesi yapantoplumsal bireylerin üzerinde bağlayıcı olan sosyolojik önsellikler için arayışa girer.

    Simmelarkadaşlarının tarihsel realizm kapanına düştüklerine inanır.Onlar tarihi olduğu andaki gibi yakalayıp anlayabileceklerini düşünür.Bu noktadaKant’ın emprisizm eleştirisi ile tarihsel gerçeklik eleştirisini birbiriyle örtüştürmeye çalışır.Ve Kantın bu noktada a-priori ifadelerini soyut bulur somutlaştırılması gerektiğini savunur.Bu önseller doğal dünyadaki gerekli olan en genel koşulları betimler. Halbuki burada en genel koşulların içinde o denli mikro düzeyli koşullar vardır kigenelin anlaşılması için onların anlaşılması gereklidir.

    Tarihçiler uyum içindedir.Bireylerle deneyim niteliksel olarak doğayla deneyimden çok farklıdır.Toplumsal öğeler insanlar açısından birer objedir.Burada obje ve suje etkileşimi sözkonusudur.Bu bağlamda her an bir öznel yan söz konusudr.Dolayısıyla insanların oluşturduğu bilgi bütünlüğü doğal olandan farklıdır.

    Birbirimizi sosyal bireyler olarak görmeden önce yapmamız gereken önselleri (önyargı) ele almaktır.Çünkü bütün kaygısı bilginin temellendiği biçimi açığa çıkarmaktır.Bunu yaparken şu soruları sorar: -Diğerleri hakkında ne bilebiliriz-Kendi doğrularımızdan ne derece emin olabiliriz? Yine geldiği noktadan hareket eden Simmelşunu ifade eder:Toplum bütünlüğünün bir gözleme ihtiyacı vardır.Çünkü toplumun kendisi bilinçli bireylerdir.Birey ve gruplar olarak kendi içlerinde şeyler olarak soyutlanmışlık göstermezler.Çünkü bu birimler ilişkisel düzeyde zaten vardır.Diğerini doğrudan veya bütünüyle bilemeyiz.Fakat bilme ancak öznellikler arası etkileşim araçsallığıyla mümkündür.Doalyısıyla sosyolojinin en temel ilkesibu öznellikler arası etkileşim sistemi bağlamında oluşan etkileşim formlarının içine girip onları anlamaktır.(Hegel etkisi)

    Simmel Hegelden nesnelleştirme anlayışını almıştır.Özellikle obje ve suje arasındaki diyalektik ilişkide. Bireyler sosyalize oldukçasosyal ilişkilerin anlamını kavradıkça kendileri için özgün anlamı olan kültürelpolitikestetik objeleri yaratır.(yaniöznel kültürü)Ama etkileşim içinde yaratılanbir objektif kültürdürbu nesnelleşmiş kültürdür.Yani yaşam süreci içinde öznel bir yaşam yaratmıştır birey.Bu birikimlerin etkileşimiyle bir araya geldiğimizde bireyselin üstünde bir kültür yaratılır.İşte burada bireysel olanla onun üstündeki yaratılan sürekli çatışır.

    Simmel Marxtan da etkilenmiştironun modelini reddetmez.Fakat Marxın gelişme ve değişme modelinin sadece üretim ilişkileri temelinde değil daha başka alanlarda da önemli olduğunu söyler.Simmele göre yaşam enerjisiyle yapılar arasındaki çatışma süreklidir.(Burada çok yüzeysel düzeyde diyalektik var.)Schopenhour etkisi var.Schopenhoura göre insan iradesi her birey içinde yaşayan itici güç niteliğinde bir enerji kaynağıdır.Bu güçöznellik anlayışının ve dışsal gerçekliğin kaynağıdır.Çünkü insan içsel potansiyeli ile enerjisini yeniden yaratmak güdüsüne sahiptir.Bu irade ancak içe bakışla incelenebilir.Sanat bu amaca en uygun olan araçtır.Sanat katıksız bir düşsel dünya yaratmaya olanak verir.Bu yaratma yeteneği yaşayan oluş dünyasıdır.Daha doğrusu bir iç tepidir.(impuls)Simmel bu düşünceyi kabul eder. Yaşam transandansı estetikte kendisini en açık bir biçimde dışa vurur der.

    Psikoloji bireysel organizmanın iç tepilerini inceler ama bu enerji bir şekilde bir oluş olarak dışa yansır.Sosyoloji bu iç tepilerin gerçekleştirilmesini sağlayan ilişki biçimlerini inceler. Simmel bireylerin oldukça kompleksbir yapıda ve sistematik bir şekilde deneyimlerini somutlaştırdıklarını söyler.Simmelde toplum bir etkileşim gerçekliğidir.

    Biret toplumsal bir varlık olduğundan soyut ve somut öndeğerlerle hareket eder.Soyut önseller her toplumda bulunur.Bireyler kendileri ve diğerlerine ilişkin belirli sayıltılar taşımadıkça toplumsal yaşamın mümkün olamayacağını söyler.Toplumsal yaşama temel olabilecek üç önsel üzerinde durur:

    1.)Bireyler toplumun hem içinde hem dışındadır
    2.)Bireyler etkileşim ağı içinde hem suje hem objedir
    3.)Bireylerde kendini doyuma ulaştırma ve geliştirmetamamlama enerjisi halindedir.Yani bireyde hepbir benlik mücadelesi vardır.

    Aynı zamanda toplum kendisini bütünleşmeye yöneltme itisi içindedir.Ama bireyin içsel bütünlüğü öznelliğiöznel bilincibu bilincin bütünlüğü toplumun içsel bütünlüğüyle genelde karşıttır.Simmel çatışmacıdırçatışmayı bu anlamda ele alır.
    Organizmacı okulları reddetmiştir.Spencerın organizmacı anlayışını da. Çünkü Simmele göre toplum etkileşim halinde olan bireylerin ilişkisinden oluşur. Bu toplum toplumun sayısının üzerinde bir şeydir.Sendikadevletaile bu etkileşimin billurlaşmasısomutlaşmasıdır.Bu bağlamda yanıt aradığı sorun:insanlara ne oluyorinsanlar hangi kurallara göre davranıyor? sorusudur.Grup içinde birey Simmelin hareket noktası olduğuna göre o halde insan ilişkileri veya sosyalizasyon sosyolojinin temel konusudur.Özetle sosyolojitoplumun geometrisini inceler.Birey davranışları hareket noktasıdır.Çünkü birey toplum içinde sosyalleşir ve onunla belirlenir.Ancak birey-toplum gerginliği her zaman vardır.Çünkü birey toplumla ilişki halindedir.Kendisi için olduğu kadar toplum için de vardır.Dolayısıyla ne tam toplumsaldır ne de bireyseldir.Birey öznel bilinciyle sosyal bilinci aşmayı ister.Bu çerçevede çatışma kaçınılmazdır.Bu gerginlik yaşamın özüdür.

    Toplumsal olguların nedenideğer yargılarıözlem ve çıkarlar çerçevesinde insanlar arasındaki ilgi ve ilişkiye bağlıdır.Bu ilgi ve ilişkinin niteliğiuyum ve ortaklaşa çalışma veya uyumsuzluk ve anlaşmazlık biçiminde koyar.Dolayısıyla çatışma bir çeşit toplumsal biçimdir.Ama çatışma çok farklı boyutlarda biçimlenir.Bu ilişkinin temelinde gereksinmenefretkıskançlıkistek ve özlemler gibi psikolojik nedenler yatar.Bu çatışma sürekli bir oluşum ve dönüşüme yol açar.

    Simmel için birey ve toplum birbiri içine girmiş bütünlüklerdir.Biri yoksa diğeri de yoktur.Bireyler doyum sağladıkça ve dış objelerle ilişkiye girip onları etkiledikçeonlardan etkilendikçe benlik bilinci oluşur.

    alıntı
#23.11.2011 02:00 0 0 0
  • Aöf sosyoloji dersleri - Aydınlanma düşünürleri - Hegel felsefesi - Hegel sosyolojisi19. yüzyılın ilk dönemleri şu bakımdan çok sorunlu bir toplum yapısına sahne olmuştur:devrim olmuş ancak teorik planlar pratiğe dökülmemiştir.

    Hegel Aydınlanma düşünürlerinin en önemlilerindendir.Yöntemi idealist diyalektiktir.Platona dayanır.Toplumu Platondan Kanta kadar felsefe temelinde irdelemiştir.Hegelin hem felsefi hem de sosyolojij temeli vardır.Marcuse felsefeden devlet ve toplum alanına geçiş Hegelin sisteminin özünü oluşturur der.Hegel eğer devletin ve tarihin felsefesi yoksa devlet ve tarih yoktur der.Marxizmi biçimlendirmesi açısından da Hegel önemlidir.Evrime ve metodolojiye katkısı da gözardı edilemez.Aristo insan politik bir hayvandır derken Hegel insan tarihsel bir hayvandır der.Hegel Aristoyu yeni bir anlatımla yeniden üretmiştir.Hem muhafazakar hem de anti-muhafazakar yanları vardır.Kesinlikle akılcıdır ve toplumsal yaşamın irrasyonel olduğunu reddeder.İlerleme düşüncesine inanır.Ancak bu18. yüzyıl ilerlemesinden farklıdır.Düşüncenin evriminin önceliğine inandığı için idealisttir.Toplumda zıtlıkların yer aldığı düşüncesini taşır. Her biçim geleceğin tohumunu kendi içinde taşır” der.

    Sosyolojik olarak bakarsak Hegelin temel ilgi alanı devlet-birey-toplum ilişkisidir.Hegele göre bireyin sosyalizasyonun bir çok düzeyi vardır.Burada sorun hangi düzeyin önemli olduğu değildir.Çünkü bunların her biri kendi içinde önemlidir.Bunlar bütün ve bütünün parçalarıdırbirbirine bağlıdır.Bireyin toplumdakisivil toplumdakiaile içindeki yeri çok önemlidir.Zaman zaman liberalbazen muhafazakardır.Onun analizi devlet ve toplumu içerir.
    Toplum:Bireylerin kendi çıkarlarını elde sürecinde birbirleriyle olan etkileşimin ortaya çıkardığı bir sistemdir.
    Devlet:Bu çıkarları politik ve yasal olarak koruyan bir biçimbir mantıktır.
    Devlet mutlak idemutlak mantık olarak kendisini sürekli açımlar.Kendisini sürekli olarak koruyan bir mekanizma olarak kendisini somutlaştırır.
    Hegelin sosyolojik analizleri üç düzeyde yer alır:
    1.)Sivil toplumosyo-ekonomik ilişkiler düzeyibireyin sosyalizasyon süreci.
    2.)Moral ilişkiler düzeyiAilevi ilişkiler düzeyi
    3.)Politik ilişkiler düzeyi.Devlet
    Hegel bireylerin egoist çıkarlarından hareketle yoğun sosyal bağlar olduğunu söyler.İlişkileri birbiriyle bütünleyen bağlar sosyal bağların biçimini belirler.
    Hegelin Yöntemi:Liberalburjuvazi ve ekonomi-politiğin odaklaştığı bir toplumda yetiştiği için birey herşeyin temelindedir.Aydınlanmacı felsefenin arkasındaki olguları kabul etmektedir:
    1.)Aklın laikleşmesi
    2.)Yönetim araçlarının teknik olarak rasyonelleşmesi
    3.)Modern kapitalist ekonomi.

    18. yüzyıl faaliyetlerini tinsel bir çözülme olarak görür.Tinsel olan devletin bağdaşmasını başarısız görür.Rousseaunun genel irade anlayışı onu çok etkilemiştir. Genel iradekendi başına hareket eden bireylerin değilbir etkileşimin ürünüdür der.Buna bağlı olarakHegel için tek birey değiltopluluk içindeki birey ve etkileşim önemlidir.
    Kantın pratik felsefesi faydacılığı ve bireyciliği meşrulaştırır.Hegel Kantbenliğin moral biçimlerinin ve pragmatik yönlerinin nasıl birleştirilecekleri sorununa cevap verememiştir der ve onu bu açıdan başarısız bulur.Moral topluluktan ziyade moral bireyleri hedefler.Kantın epistemolojisini başarılı bulur.Çünkü Kant epistemolojisinde pozitif bilgi arayışındadır.Fakat hegelKantın aksine insan aklı insanın doğuştan getirdiği bir şey değil tarihseldir der.Salt mantık tümüyle bireysel düzeyde kalır sözüyleKantı eleştirir.Asıl önemli olan bilinçtir.Bilinçmantığın tarihsel olarak nasıl biçimlendiğini belirler. der. Hiçbir insan topluluğu kendini tam olarak algılamada başarılı olamamıştır.Kendi üretimi olan sosyolojik koşulları anladığı zaman başarılı olur.Bu anlama insan bütünlüğünün ilerlemeci gücüdür.Sosyal bireylerindünyanın ve sosyal varlıkların biçimlenişine karşı yansıtıcı olmaları gerekir. der Hegel.

    Aklın ve bilincin tarihsel ilerleyişinin nesnelleşmesitopluma yansıması bizi Hegelin diyalektik düşünme anlayışına götürür.DiyalektikYunan felsefesinde başlayan ve Hegel ile devam eden bir kavramdır.Shalydiyalektiği bir evren yasası haline getirmiştir.Hegel ise diyalektiği hem evren yasası hem de bir düşünme yasası haline getirmiştir. Diyalektik hem düşünme formuhem de evrenin işleyiş tarzıdır.Düşünce ile evren akıl ile varlık birbirinin dışında değildirbirbirine içkindireştürdendir. der Hegel.Bu nedenle akıl asıl gerçeği düşünebilirbunu hiçbir ampirik desteğe ihtiyaç duymadan yapabilir.Kısaca Hegelde idealist düşüncevarlığın düşüncede kavranılması ve görülmesidir. (Platon ve Aristo gibi) Bu da kavraları birbiri içinden türeterek bir kavramlar sistemi yapma biçimidir.Bu sistem şu şekilde kurulacak: Sistemin başındaki kavram varlıktır.Ama varlığı bu şekilde bırakırsak içerikten yoksun ve boş bir kavram olur.Bu haliyle varlık yokluğa eşittir.Varlığı yokluk olmaktan çıkaran oluş tur.Düşünceoluşu keşfettiği anda diyalektik olarak çalışmaya (kavramları birbirinden üretmeye) başlar.Bu işlemvarlığı bir kavramlar sistemi içinde toparlayıncaya kadar sürüp gider.(somut yaşamda örneğin mutlakiyetçi bir devlet yapısı) Bu işlem tamamen mantıksaldır.Bu süreç insanı bir ereğe yönlendirir.Tüm sürecin temelinde düşünmeakıl ve tin vardır.Tinin ereği kendi bilinç ve özgürlüğüne erişmektir.Bu da üç basamakta gerçekleşir:Tin önce kendi başına doğadadır.Doğada tin kendi başına oluştan kopmuşkendine yabancılaşmıştır.Bu çelişki tinin üçüncü basamakta yani kültür ve tarihortamında yeniden kendini bulmasıyla senaaae ulaşır.

    Sivil toplum ve Devlet:Bireytoplum ve devlet arasındaki ilişkilere yönelmiştir.Bireyin sosyalizasyonunu sağlayan ailetoplumun üzerinde durur.Toplumdaki sosyalizasyon çıkarlara ailedeki duygularadevletteki ise akla dayanır.Bireylerinegoist çıkarlarını tatmin etme sürecinde bireysivil toplumun üyesi olur.Ama sivil toplum devletle uzlaşım halindedir bunu sağlayan ise ailedir.Sivil toplumla aile arasında bir uzlaşma aranır.Birey ailede şunu öğrenir:Kendi çıkarlarımı tatmin için diğerlerinin çıkarlarının oluşmasında da özveride bulunmalıyım. Uzmanlaşma arayışının temelinde bu vardır.Devlet üst bir mantıktıren mükemmeldir.O en üstle uzlaşım en iyidirahlaklılıktır.Dolayısıyla toplumda bir işbölümü ve mücadele kabul ediliyor.Aslında birey bu mücadelede ötekinin çıkarına da organik destek vermesi gerektiğini aileden öğreniyorsivil topluma taşıyor.Burada mutlak bir devlet anlayışını görüyoruz:Ulusal devlet.

    Bu anlamda sivil toplumkurumsallaşmış yasal koruyucularıyla birlikte sosyo-ekonomik ilişkilerin bütünüdür.Bu anlamda sivil toplum yeni bir kavram değildir.(Locketan beri burjuvazinin düşüncesi) Sivil toplum içindeki düzenleme Adam Smithin görünmez el kavramını andırır.Bu benzetmeyle Hegel liberalizme yaklaşır.Hegel sivil toplumun negatif yönünü de eleştirir.Sivil toplumun kontrol edilmemiş bir mekanizmanın ürünü olduğunumantık ve bilincin ürünü olduğunu söyler.Buekonomik bir zorlamanın ürünüdür ona göre.Onun için bu niteliği içinde sürdürdüğü süreç içinde bir kutuplaşma vardır.Bir uçta aşırı zenginlik diğer uçta ise aşırı fakirlik.Burjuva toplumunu bir özgürleşim toplumu olarak görürken diğer yandan da aslında gerçek özgürlüğün olmadığını anlatır.


    alıntı
#23.11.2011 01:59 0 0 0
  • Aöf sosyoloji dersleri - Durkheim sosyolojisi - Durkheim kuramları - Durkheim okuluAslında bir okuldur.Her toplumsal olgunun nedeni bir başka toplumsal olgudur.Comteun psikoloji bilim olarak kabul etmemesini eleştirdi.Çünkü buinsanın kendini dışta bırakması anlamındaydı.Durkheim okuluna göre toplumsal yaşam orijinal bir varlıktır.Toplum bireylerin toplamı değildir ondan daha fazla bir şeydir.Toplumu parçaladığımızda bireysel bilinçler ortaya çıkar ama onların toplamı toplumsal bilinci vermez.Bireysel bilinçlerin toplamı toplumsal bilinci oluşturur.Fakat toplumsal bilinç daha sonra bireysel bilinci yönlendirir

    .Durkheimın bu görüşü eleştirilmiştir.Çünkü toplumsal olguları yaratan zaten birey ve benler arasındaki etkileşimdirtoplumun kendisinden başka bir şey değildir.Durkheim toplumsal bilinci adeta tanrısallaştırır.Ona göre insanlar etkileşim içinde değerlersembollerideolojiler vs. yaratır.Yaratılansoyut kültürdür.Aslolan o soyut kültürün arkasına geçip onu anlamak ve yorumlamaktır.Durkheim gözlenen somut toplumdan kendini dışarı çekip ona bir nesneymiş gibi bakmaya çalışmaktadır.Durkheim katı bir pozitivisttir.Durkheimın görüşlerini çok eskilere kadar götürmek mümkündür.Bireyin toplum tarafından yönlendirildiği düşüncesi Budizmde Aristo ve Hegelin düşüncesinde de vardır.

    19. yüzyılda bireyciliğe karşı kuvvetli bir tepki oluşmuştur.Ruhsal yaşam toplumsal yaşam üzerindentoplum ise tarihsel süreç içinde ele alınmıştır.

    Durkheim işbölümüne dayalı kendisine özgü kuramını oluştururken kendi okulunun kurallarına bağlı kalmıştır.Spencerın organik bütünleşme ve farklılaşma kuramındanComteun ahlak öğretisinden faydalanmışevrimci düşünceden de etkilenmiştir.

    Durkheim için toplumdaki en belirleyici unsur toplumsal bilinçtir.Toplumsal bilinç bir iktidardırmodern toplumdaki ulus-devleti tümüyle saran bir yapıdır.Durkheim toplumsal bilinci bireysel bilinçten ayıran iki temel fark olduğunu söyler:1.)Dışlak yani dıştan gelen olması 2.)Baskı niteliği taşıması. Toplumsal olgular din ahlak gibi olgulara bürünerek birey istemese de kendini kabul ettirir.Bu bilinç toplumsal yaşamda yönlendiricidir;sürdürülebilirliğinin sağlanması için bir takım yaptırımlarla kendini garanti altına alır.

    Toplumsal bilinç her toplumda farklıdır.Bu fark Durkheimı evrimci yapar.Toplumlar evrilerek değişir.Bu değişimin itici gücü toplumdaki işbölümünün farklılaşmasıdır.Bu farklılaşmayı tetikleyen ise nüfusun hem sayısal hem de ilişkisel olarak yoğunluğunun artmasıdır.Bu yoğunlaşma yeni gereksinimleri ortaya çıkarır.(Gereksinimler-yeni işlevler-teknoloji-yeni yapılar.)Buuzmanlaşmadır.Bu da homojen bir yapıdan heterojen bir yapıya ve organik yapılaşmaya gitme demektir.Uzmanlaşmayla birlikte toplumda daha çok bütünleşme olur.Toplumlar mekanik toplum yapısından organik yapıya doğru evrilir.Organik toplum endüstri toplumuna tekabül eder.

    Bu gelişme anlayışıyla bağlantılı olarak anomi kavramı ortaya çıkar.Bu değişme özünde bir alt-üst oluştur.Toplumda bazı kurumlar (örn. ekonomi) çok hızlı değişir.Bu değişme sürecinde işlevsel bağlantılar gerilmeye ve kopmaya başlarsonunda denge bozulur.Bu değişimin sonucunda toplumda bunalımlar yaşanır.Bireyler ulaşmak istedikleri hedeflere ulaşamaz olur.Bireysel bilinç toplumsal bilinçten özgürleşerek yeni bir etkileşim sistemi ortaya çıkarbu da yeni bir toplumsal bilinç oluşturur.Bireysel ve toplumsal bilinçte oluşan bu bozuklukları Durkheimanomi olarak adlandırır.Normsuzluk demektir.

    (Marxta anomi yabancılaşma kavramına tekabül eder.Sosyo-psikolojik anlamda yabancılaşma anlamsızlıkhiçlik demektir.)Bir bireysel bilinçteki gelişmeler toplumun çoğu üzerinde hakim olduğunda toplum bilincinin üzerine çıkar ve kurumsal yapıda değişimler yapmaya zorlar.Mekanik toplumdan organik topluma geçişte zevklerde kanaatlerde inançta ve ahlakta değişmeler olur.Homojenlik ve tek boyutluluk azalır .Uzmanlaşmayla birlikte gelenek zayıflar.İşbölümüyle sosyal ilişkiler artar.Farklılaşma yeni bir işbölümünü oluşturur.Politik işlevler uzmanlaşır.Soya dayanan politika anlayışı yok olmaya başlar onun yerini sözleşmele alır.Yeni bir toplumsal bilinç oluşturulana denk sosyal kontrol gevşer.Özel mülkiyet ekonomi bireycilik sözleşmeye dayalı olur.Uğraşlar herkese açıktır.Din evrenselleşirçoktanrıcılık yerini tektanrıcılığa bırakırtanrı düşüncesi bireyselleşir.(Laiklik ve sekülerleşme)Kabile ve yöresel sınırlara dayalı vatandaşlık zayıflar yerine kozmopolit ve uluslararası ilişkiler gelişir.

    Anomiyi somutlaştırırsakişbölümü anonimliğikentleşmeyi ve rasyonelleşmeyi beraberinde getirir.Ekonomidevlet vb kurumlar daha farklılaşırdaha anonim bir hale gelerek rasyonel bir öz kazanır.

    Durkheim ekonomik bir kriz döneminde yaşamıştır.Bunun için onun görüşleri ekonomik yapı tarafından belirlenmiştir.Toplumun sürdürülebilirliğini kurumlara yükler.Böyle bir ortamda intihar üzerinde durması önemlidir.Özellikle anomi intiharları sosyo-ekonomik nedenlidir.Bencil intiharlar; toplumsal bağların zayıf olduğu bireyin kendisini zayıf hissettiği zamanlarda ortaya çıkar.Sosyal izolasyon (bireye kendi sorumlulukları için aşırı baskı yapılması ve destek çıkılmaması) çok önemli bir öğedir.Burada aile çok önemli bir misyon üstlenir.Bireyi kendi başına bırakan etki ne kadar çoğalırsa intihar o kadar artar.Altuistik (elcil) intiharlar; Altuizm özveri demektir.

    Yeterince bireyleşememe de intihara yol açar.İnsan toplumdan koptuğunda kendisini kolaylıkla öldürebildiği gibitoplumla aşırı bütünleştiğinde de kendini öldürür.Toplumun kuralları bireyin ölmesini istiyorsa birey ölür.Anomik intihar;makro düzeyde toplumsal ve ekonomik bunalımlar o normatif düzenin bozulmasına yol açaranomi olur.Mikro düzeyde ise (örneğin ailede) yalnızca ekonomi değil farklı sebepler anomiyi oluşturur.Örneğin dulluk halinde doğan normsuzlukyani duruma ayak uyduramama bireyi intihara sürükler.Toplumların bunalım dönemlerinde anamik intihar arttığı gibi aşırı ve ani refah dönemlerinde de intiharlar artar.

    alıntı
#23.11.2011 01:58 0 0 0
  • aöf halkla ilişkiler dersleri - iktisata giriş - denge fiyatlarında dalgalanmalar - örümcek ağı teoremiArz ve talep analizlerine zaman faktörünün dikkate alınması gerekmektedir. İşte bunu ilk gerçekleştiren Alfred Marshall olmuştur. Marshall, analizlerinde zaman üzerinde durarak üç farklı dönemden söz etmiştir. Şimdi bu dönemleri şekil yardımıyla inceleyelim.

    noimage

    Geçici dönemde üreticiler piyasaya getirdikleri mal miktarını (arzı) değiştiremezler. Bu yüzden arz eğrisi miktar eksenine diktir. Daha teknik bir ifade ile arz esnekliği sıfırdır. Şekil (a)'da görüldüğü gibi talebin artarak T1 konumuna gelmesi durumunda arz değişmemiş sadece denge fiyatı yükselmiştir. Geçici dönem, piyasa dönemi, pazar dönemi ve çok kısa dönem olarak da adlandırılmaktadır.

    Kısa dönemde üretim miktarının bir ölçüde artırılabilmesi söz konusudur. Bu yüzden şekil (b)'de görüldüğü gibi arz esnekliği sıfırdan büyüktür. Yani arz eğrisi nisbeten biraz daha yatıktır. Nitekim talep artınca (T.,) arz buna karşılık vermiş ve arz miktarı M1 seviyesine yükselmiştir. Tabii denge fiyatı da F0'dan F^e yükselmiştir. Kısa dönemde üretim miktarında sağlanan artış kapasite kullanım oranının arttırılmasından kaynaklanmaktadır. Ancak kapasitenin arttırılması söz konusu değildir.

    Uzun dönemde ise, üreticiler yeni tesisler kurabilir yâni üretim olanaklarını arttırabilir ve üretim konularını değiştirebilirler. Böylece bu dönemde söz konusu malın üretim faaliyetine yeni üreticiler girebilir, eski üreticiler piyasadan çıkabilir.

    ÖRÜMCEK AĞI TEOREMİ

    Örümcek Ağı Teoremi'ni birbirinden farklı üç ayrı varsayım altında inceleyebiliriz:
    * Arz ve talebin aynı esnekliğe (aynı eğime) sahip olması,
    * Talebin, arza oranla daha esnek (daha yatık) olması
    * Arzın, talebe oranla daha esnek (daha yatık) olması
    Şimdi çeşitli esneklik değerlerine göre Örümcek Ağı Teoreminde istikrarlı denge koşullarını inceleyelim.
    1- Arz esnekliği= Talep esnekliği... istikrarlı dengeden uzaklaşılır, dengeye kavuşturalamaz.
    2-Arz esnekliği> Talep esnekliği... müdahale olmaksızın istikrarlı dengeye kavuşulamaz
    3- Talep esnekliği > Arz esnekliği... istikrarlı dengeye müdahalesiz kavuşulur.

    FİYATLARIN OLUŞUMUNA DEVLET ETKİSİ A. TABAN FİYATLAR

    noimage

    Taban Fiyat, Devlet tarafından bazı malların fiyatı üzerine konulan en alt sınıra denir. Denge fiyatının üzerindedir. Daima arz fazlasına neden olur. Bazı tarım ürünlerine, asgari ücrete, ve bazı mal ve hizmetlerin fiyatlarına uygulanır.

    B. TAVAN FİYATLAR

    Bir piyasada talep fazlası ortaya çıktığında ekonomi de bazen enflasyo-nist bir baskıya neden olabilir. Bu durumda devlet müdahalede bulunarak o malın satılabileceği fiyatı belirler. Buna "Tavan Fiyat Uygulaması" denir.

    Tavan fiyat uygulaması sonucu ekonomide talep fazlası ortaya çıkar. Denge fiyatının altında olduğu için karaborsa ortaya çıkar. Karaborsayı önlemek için devlet talebi azaltmaya çalışır.

    noimage

    King Kanunu

    King kanunu şu cümle ile özetlenebilir.
    "İyi ürün kötü hasılat, kötü ürün iyi hasılat sağlar"

    Bunun anlamı tarımda daha fazla ürün elde edilen yıllarda hasılatın daha az, daha az ürün edilen yıllarda ise hasılatın daha fazla olmasıdır. Bu durum tarım ürünlerinde talep esnekliğinin birden küçük olmasından kaynaklanmaktadır. Yani herhangi bir tarımürünün fiyatı düştüğü zaman talebi çok fazla anmamaktadır. Talebi çok fazla artmadığı içinde üreticilerin daha çok mahsûl satarak fiyat düşüşünün olumsuz etkisinden korunma gibi bir şansları olmamaktadır.

    noimage

    Şekilde görüleceği üzere talep eğrisi esneliğinin birden küçük olmasına bağlı olarak tarımsal ürünlere olan talep artışı sınırlı kalmaktadır. Bu da üreticilerin parasal hasılatını azaltır.

    Tavan Fiyatlar ve Karaborsa Fiyatı İlişkisi

    Devletin fiyatlara müdahalesi ve tavan fiyat politikası uygulaması sonucunda karaborsa adı verilen fiili bir piyasa değişikliği ortaya çıkabilir. Devlet, bu malları ister karneye bağlasın, ister bağlamasın, tavan fiyat uygulaması genellikle karaborsanın doğmasına yol açmaktadır. Bilindiği gibi, karaborsa piyasalarında bu mallar, yasal olarak belirlenmiş tavan (azami) fiyatın üstünde satılmaktadır.

    Asgari Ücret Haddi

    Devletin fiyat sistemine yaptığı müdahalenin tipik bir örneği de Asgari Ücret Haddi'nin belirlenmesidir. Ücret haddinin, emek piyasasının doğal koşullarına terk edilmemesi ve işçilerin korunması amacıyla devlet, ücret haddinin inebileceği asgari düzeyi tesbit etmektedir.

    Geçici dönemde üretim arttırılamaz. Arz esnekliği= Sıfırdır.
    Örümcek Ağı Teoremi'nde talep ilgili yılın fiyatlarının fonksiyonu iken Arz önceki yıl fiyatlarının fonksiyonudur.
    Devlet tarafından bir malın fiyatına konulan üst sınıra Tavan Fiyat denir.
    Devlet tarafından bir malın fiyatına konulan alt sınıra Taban Fiyat denir.
    King Kanunu "iyi ürün kötü hasılat, kötü ürün iyi hasılat" olarak tanımlanır.

    alıntı
#23.11.2011 01:47 0 0 0
  • aöf halkla ilişkiler dersleri - iktisata giriş - enflasyon ve fiyatlar genel düzeyi - enflasyon ve işsizlik - phlillips eğrisiEnflasyon: Fiyatlar genel düzeyinin yükseldiği ve paranın değer kaybettiği bir süreçtir. Enflasyon özünde parasal bir kavramdır, ikinci olarak enflasyon bir kerelik bir olgu değil, süreklilik gösteren bir süreçtir.

    Enflasyon oranını ölçebilmek için fiyatlar genel düzeyinde bir yılda gözlenen değişme oranını hesaplamak gerekir. Bu yılın fiyat düzeyine P1, geçen yılın fiyat düzeyine de PO dersek, enflasyon oranını hesaplamak için aşağıdaki formülü kullanabiliriz:

    Enflasyon Oranı =-Pı-Po / Po x 100

    TALEP ENFLASYONU: Başlangıçta toplam talepte meydana gelen bir artışın sonucu olarak ortaya çıkan enflasyon talep enflasyonu olarak adlandırılmaktadır.

    MALİYET ENFLASYONU: Başlangıçta maliyetlerde meydana gelen bir artış nedeniyle ortaya çıkan enflasyona maliyet enflasyonu denilmektedir. Maliyetlerdeki artışın iki önemli kaynağı vardır.

    • Parasal ücretlerdeki artış
    • Hammadde fiyatlarındaki artış

    Parasal ücrette veya hammadde fiyatlarında (petrol gibi) meydana gelecek bir artış karşısında firmalar mal ve hizmet arzını azaltacaklardır.

    Stagflasyon: Firmaların arttığı ve aynı anda üretimin azaldığı durumdur.

    İşgücü Piyasasında Beklenmeyen Enflasyon: Enflasyonun doğru olarak tahmin edilmemesi, yâni beklenmeyen bir enflasyon yaşaması işgücü piyasalarının işleyişi açısından iki temel sorun yaratmaktadır:

    • Gelir dağılımından bozulma •Tam istihdamdan uzaklaşma

    RASYONEL BEKLEYİŞ: Tahmini yapılacak konuyla ilgili mevcut olan tüm bilginin kullanılarak tahminde bulunulmasıdır. Rasyonel bir bekleyiş iki özelliğe sahiptir:

    • Ortalama olarak doğrudur

    • Tahmin hatası mümkün olan en düşük düzeydedir

    ENFLASYON VE İŞSİZLİK: PHILLIPS EĞRİSİ

    İşsizlik ve enflasyon arasındaki ilişkileri incelemenin bir diğer yolu bu iki değişkenin birlikte değişimlerini incelemektir. Bu ilişkiyi ortaya koyan eğriye Phlillips eğrisi denilmektedir.

    Kısa dönem Phillips eğrisi, beklenen enflasyon ve doğal işsizlik oranı sabitken işsizlik oranı ve enflasyon oranı arasındaki ters yönlü ilişkiyi göstermektedir

    noimage

    Uzun dönem Phillips eğrisi beklenen enflasyon ve gerçekleşen enflasyon oranı birbirine eşit olduğu zaman enflasyon oranı ile işsizlik oranı arasındaki ilişkiyi gösteren bir eğridir. Uzun dönem Phillips eğrisi doğal işsizlik oranı düzeyinde çizilecek dik bir doğru gösterilebilir.

    noimage

    Doğal İşsizlik Oranındaki Değişme: Doğal işsizlik oranı birçok nedenle bağlı olarak değişebilir. Örneğin ekonomideki yapısal değişiklikler, ülkenin demografik özelliklerinde ortaya çıkan değişiklikler (nüfus artış oranının düşmesi gibi), teknolojik yenilikler gibi faktörler işsizlik oranının değişmesine neden olabilecek faktörler arasında sayılabilir. Doğal işsizlik oranında ortaya çıkacak bir değişme ise hem uzun dönem hem de kısa dönem Phillips eğrilerinin yer değiştirmesine neden olur.

    ENFLASYONUN EKONOMİ POLİTİĞİ: ENFLASYON

    VERGİSİ VE KREDİBİLİTE

    1) Enflasyon Vergisi: Enflasyon gerçekte genel anlamda bir vergi değildir. Para miktarının arttırılması ile yaratılan enflasyon bu kişilerin ellerinde bulunan paranın değerini enflasyon oranına eşit bir oranda düşürmektedir. Dolayısıyla bu durum devlete gelir transferi anlamına gelmekte ve bu nedenle de enflasyon vergisi olarak adlandırılmaktadır. Genellikle gelişmekte olan ülkelerde görülen enflasyon vergisi devletin geleneksel gelir kaynaklarının harcamaları karşılamakta yetersiz kalması durumunda kullanılan bir yöntemdir.

    2) Kredibilite: Merkez bankasının izlediği politika halkın nezdinde güvenirlikten yoksundur, yâni kredibilitesi düşüktür. Halkın böyle düşünmesinin ardından ise ekonomi politikaları oluştururken söylenenler ile uygulamanın farklı olması yatmaktadır.

    alıntı
#23.11.2011 01:37 0 0 0
  • enginarlı ekmek tarifi ingilizce - enginarlı cevizli ekmek - artichoke breadArtichokes, spices, and walnuts flavor this sweet quick bread. Serve warm with butter or chilled, sliced thin, with cream cheese spread.

    Prep Time: 10 minutes
    Cook Time: 55 minutes
    Total Time: 65 minutes

    Ingredients:

    3/4 cup milk
    1 cup artichoke pulp
    1 egg
    1/4 cup butter
    2-1/2 cups flour
    3/4 cups sugar
    2 teaspoons baking powder
    1 teaspoon baking soda
    1 teaspoon cinnamon
    1 teaspoon nutmeg
    1/2 teaspoon salt
    1/2 teaspoon ginger
    1 cup walnuts, chopped

    Preparation:

    Preheat oven to 350 degrees F.

    Melt the butter and in a small bowl combine milk, artichoke pulp, egg, and butter. In another bowl mix together flour, sugar, baking powder, baking soda, cinnamon, nutmeg, salt, and ginger. Add walnuts. Add to milk mixture and blend only until dry ingredients are moistened.

    Pour into two 4 x 8-inch loaf pans, lightly greased. Bake 55 minutes.

    Serve warm with butter or chilled, sliced thin, with cream cheese spread.


    alıntı
#22.11.2011 23:11 0 0 0
  • puf böreği tarifi ingilizce tarif - puff pastry recipeUse frozen puff pastry to make these quick but impressive appetizers.

    Prep Time: 15 minutes
    Cook Time: 20 minutes
    Total Time: 35 minutes

    Ingredients:

    1 sheet frozen puff pastry, thawed in the refrigerator
    1/2 cup Dijon honey mustard
    8 ounces sliced prosciutto
    3 Tbsp cream cheese, at room temperature
    1/2 tsp onion powder
    1/2 cup Parmesan cheese
    1 egg, beaten with 1 Tbsp water (egg wash)

    Preparation:

    Preheat oven to 400 degrees F.

    Lightly flour the puff pastry and roll out to a rectangle measuring 9 x 11 inches.

    Spread Dijon honey mustard over the puff pastry. Place prosciutto in an even layer over the mustard.

    Combine cream cheese, onion powder, and Parmesan cheese, mixing until well-combined. Spread on top of prosciutto layer.

    Roll puff puff pastry lengthwise in a jelly roll fashion, pressing to seal the edge. Place seam-side down on a baking sheet. Brush with egg wash.

    Bake about 20 minutes, until lightly golden. Let rest 10 minutes, then slice into 1/2-inch rounds and serve.

    alıntı
#22.11.2011 23:11 0 0 0