888888

888888

Üye
13.08.2010
Astsubay
8.550
Hakkında

  • tüp bebek aşamaları ne kadar sürer - tüp bebek nasıl yapılır - tüp bebek nedir - tüp bebek tedavisi
    Normal yoldan bebek sahibi olamayanların başvurduğu bir tedavi yöntemi olan tüp bebek tedavisi, Hangi aşamalardan geçilir nasıl yapılır kafanıza takılan soruların geniş açıklamaları
    Tüp bebek nedir ve kimlere uygulanır hepsi ve daha fazlasını aşağıdaki yazımız da bulabilirsiniz.
    Erkekten alınan sperm, kadından alınan yumurta ile dış ortamda bir tüp içinde döllendikten sonra yeniden rahim içine yerleştirilmesine genel olarak tüp bebek denilebilir. Tüp bebek uygulamaları, ilk önceleri sadece kanalları kapalı olan ve mikrocerrahiyle açılması mümkün olmayan durumlarda uygulanmaktaydı. Ancak günümüzde sadece kanalları kapalı olanlarda değil, farklı sebeplerden kaynaklanan kısırlık durumlarında da tüp bebek uygulanmaktadır.

    Ancak hemen belirtelim ki, günümüzde kanallarını bağlatan kadınlar yeniden açtırabilmektedirler. Artık kanalları bağlatanların ilk seçeneği, tüp bebek değildir. Çünkü mikrocerrahi yöntemiyle kanallar açılabilir. Mikrocerrahi ile kanalların açılma oranı dünyada %93 civarındadır. Ülkemizde ise bu oran daha yüksektir. Tüp bebek, üremeye yardımcı tekniklerin uygulanmasıdır. Üremeye yardımcı teknikler konusunu açıklayalım.
    Aşılama (İnseminasyon) Nedir:

    Kadına düzenli olarak yumurta geliştirme ilaçları verilerek yumurtaların olgunlaşması sağlanır. Eğer ihtiyaç duyulursa, yumurtaları çatlatma iğnesi yapıldıktan sonra (bu her kadında gerekli değildir), kadının partnerinden sperm (meni) alınır, laboratuarlarda sağlıklı spermler ayrılır ve bir ince kanül ile kadının döl yatağına yani rahim içine bırakılır. Bu yapılan işleme aşılama denir. Bu işlemin yapılabilmesi için kadının kanallarında sorun olmaması gerekmektedir.
    Aşılama kimlere yapılmalıdır?

    Bu tedavi, nedeni bilinmeyen kısırlık durumunda, erkekte sperm sayısı az olanlarda (azosperm), hipospadias veya epispadias'ı olanlarda, uygun cinsel ilişkide bulunamayanlarda, meni miktarı 2 ml'den az olanlarda, doğuştan vajen anomalisi olan kadınlarda, vajinismus nedeniyle normal cinsel ilişkide bulunamayan kadınlarda, rahim ağzında yeterli mukus (salgı) olmayanlarda yapılır.
    Mikroenjeksiyon (İntrasitoplazmik Sperm Enjeksiyonu):

    Seçilen bir adet sperm alınarak, yumurtanın içine bırakılması işlemidir. Bu şekilde döllenen yumurta 2-3 gün sonra vajen yoluyla rahim içine yerleştirilir. Başlangıçta ileri derecede az spermi olan kişilerde uygulanan bu yöntem artık her hastaya uygulanmaktadır.
    Embriyon dondurulması:

    Toplanan yumurtalardan döllenenler arasında rahim içine nakledilenlerden arta kalanlar içinde, büyümesine devam edenler, ailelerin izni ve onayı alınarak dondurulabilir. Uygulama ile gebelik oluşmamışsa, düşük olmuşsa veya doğumdan sonra, ailelerin istedigi zamanda, dondurulmuş embriyonlar çözülerek anne rahmine verilir. Böylece maliyet düşer ve gereksiz iş gücü ve zaman kaybı olmamış olur.
    Tüp bebek uygulaması kimlere yapılmalıdır?

    Tüp bebek uygulaması; 35 yaşından genç kadınlarda, başka tedavilerle gebelik elde edilmemişse uygulanmalıdır. 35 yaş üzerinde olanlarda fazla beklemeden tüp bebek uygulaması yapılabilir.
    Tüp bebek uygulanmasi gereken durumları sıralamak gerekirse:

    Kadında; aşılama uygulamasında başarısız olunduğunda, açıklanmayan infertilitede, tüpleri olmayan veya mikrocerrahi ile açılmayanlarda, genital tüberkülozu olanlarda, over yetmezligi olanlarda, endometriozisi olanlarda, klasik tedavilerle tedavi edilemeyen durumlarda,

    Erkekte; aşılamada uygulamasının başarısız olduğu durumda, sperm azlığı durumlarında, sperm kanallarının kapalı oldugu durumlarda yani erkeğin yumurtası sperm yaptığı halde, sperm kanalları kapalı olduğu için menide sperm bulunmaması durumudur, klasik tedavilerle başarılı olunamayan durumlarda tüp bebek uygulanmalıdır.

    Her doktor, bilgi birikimi ve tecrübesi oranında hastalara hizmet sunar. Bundan dolayı, herkesin başarı şansı farklıdır. Bu durum asla unutulmamalıdır. Bazı merkezlerde, klasik tedaviler uygulanmadan tüp bebek uygulamaları yapılmaktadır. Bir merkez tarafindan size, tüp bebek uygulaması teklif edilmişse, evraklarınızı gönderiniz değerlendirelim; ya da kendiniz geliniz, hiçbir ücret talep etmeden muayenenizi yapıp, durumunuzu değerlendirelim.
    Tüp bebekte başarı şansı:

    Tüp bebekte başarı şansını etkileyen pek çok neden vardır. Bunlar, hekimin tecrübesi ve bilgi birikimi, laboratuvarın deneyim ve başarısı, kadının yaşı, spermin kalitesi ve kullanılan ilacın cinsi olarak sayılabilir
#21.08.2011 22:57 0 0 0
  • ayranın yararları - ayranın faydası - ayranın besin değeri
    Özellikle yaz aylarında aşırı sıcaklarda kola ve benzeri ürünler ağızda tatlımsı bir iz bırakır ve ferahlatmak yerine dahada sıkar insanı. Fakat ayran içinize serinlik verir ve mükemmel bir tat alırsınız. işte ayranın sağlığa cilde faydaları
    Hava sıcaklıklarının hissedilir derecede yükseldiği bugünlerde aşırı terlemeyle vücutta oluşacak su ve mineral kaybının ayranla karşılanabileceği bildirildi. Uludağ Üniversitesi (UÜ) Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar, yaz aylarında artan sıcaklığın, durgun hava ve aşırı nemin yaşamı olumsuz etkilediğini söyledi.

    Sıcaklığın vücutta yol açtığı olumsuz durumların "termal stres" olarak tanımlandığını ifade eden Tayar, "Termal stres denilen olay, sıcak ortamlarda kalanların vücutta biriken ve dışarı atılamayan ısıdan rahatsız olmaları sonucunda ortaya çıkar. Bu rahatsızlık nefes sıklaşması, baş ağrısı, baş dönmesi, zihinsel yorgunluk, çabuk sinirlenme veya geç algılama, bitkinlik, işe karşı ilgisizlik gibi semptomlarla kendini belli eder" dedi. Tayar, çevre ısısı arttığı zaman damarların genişleyeceğini, terlemeyle tuz kaybedildiğinden tansiyonun (kan basıncı) düşebileceğini dile getirerek, şöyle konuştu: "Tansiyonun düşmesini engellemek için kalp dakikada normalde pompaladığı kan miktarını artırmak zorunda kalır, kısacası kalbin işi artar. Kalp ve dolaşım sorunlarından uzakta, rahat bir yaz geçirmek için sıcak ve nemli havaya karşı herkesin alabileceği önlemler vardır. Vücut ter yoluyla su ve mineral kaybettiğinden bu kayıp en iyi şekilde, vücut direncini artıracak ayran içerek kapatılmalıdır."

    AYRAN GİBİSİ YOK

    Bunaltıcı sıcaklarla birlikte görülen aşırı terlemenin, sıvı kaybını daha da artırıp bıkkınlık ve bezginliğe yol açacağını vurgulayan Tayar, şöyle devam etti: "Yaz mevsiminde günlük ortalama en az 2.5 litre su tüketimi bu şikayetlerin su kaybı sebebiyle ortaya çıkmasını önler. Aldığımız sıvı elektrolit adı verilen sodyum ve klorür iyonlarından zengin olmalıdır. Bu sebeple yaz aylarında bolca ayran tüketilmelidir. Uygun ve lezzetli bir kalsiyum ve fosfor kaynağı olan ayran, özellikle kemik ve dişlerin oluşumunu destekler. Kalsiyum yanında, vitamin (Vitamin A, Vitamin B12, Vitamin D, Vitamin B2, Vitamin B6,) ve protein içeren ayran düzenli beslenmede önemli gıdaların başında gelmektedir."

    ANTİSTRES GIDA AYRAN

    Özellikle triptofan adlı maddeyi içeren besinlerin sakinleştirici etkiye sahip olduğunu ifade eden Tayar, "Kalsiyum açısından zengin besinler de gevşetici bir etkiye sahiptir. Bolca triptofan ve kalsiyum içeren ayran, antistres besinler listesinin ilk sıralarında yer alır. Ayran ayrıca, vücudun sıvı akışını dengelemek ve normal kan basıncını sağlamak için gerekli potasyumu sağlar, kasların kasılmasına yardımcı olur" dedi
#21.08.2011 22:54 0 0 0
  • egzama bitkisel tedavisi - egzama bitkisel çözüm - egzama nasıl geçer
    Bitkisel yöntemlerle tedavi ile bu rahatsızlıktan kurtulabilrisiniz.
    Sedef ve egzaman hastalarının dikkatli olması gerekenler ise: Egzama ve sedef hastaları, domates, sarımsak ve narenciyeden uzak durmalılar. Çünkü bu besinler kaşıntıyı artırır. Kaşıntı da sedef ve egzama için iyi bir yöntem değildir şiddetlendirir.

    Egzama ve sedef hastalığından kaynaklanan rahatsızlıkları hafifletmek için ise; Siyah kuru üzümü, çekirdekleriyle birlikte, öğleden önce ve öğleden sonra, günde iki defa yemek gerekir.

    Fakat yenilecek kuru üzümün yeni mahsul olması şarttır. Eski ve özelliğini kaybetmiş ürünler sağlığınıza ciddi hasarlar verebilir.
#21.08.2011 22:51 0 0 0
  • ender saraç sivilce maskesi - sivilceler için bakım önerileri - sivilce maskesi nasıl yapılır
    Ender saraç sivilce tedavisi için maske tarifi ile tadınızı kaçıran sivilcelerden kurtulun. Akne ve sivilcelerden kurtulmak istiyorum diyenlerin imdadına yetişen Ender Saraç, hazırladığı maske tarifleri ile bitkisel çözüm

    Ender Saraçın akne tedavisi için soğan kürü:

    Vücudunuzda oluşan sivilce ve aknelerde bu formülü rahatlıkla uygulayabilirsiniz. Öncelikle yapmanız gereken tek şey kuru soğan suyu, elde ettiğiniz soğan suyunu kulak pamuğu çubuğu yardımı ile sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kere sivilceli ve akneli bölgeye süreceksiniz.

    Ender Saraçtan sivilce için elma sirkesi kürü:

    Su ile yumuşatılmış elma sirkesi ile yüzünüzü güzelce temizleyin ve bol su ile durulayın. Bu sayede hem cildinizin yumuşamasını sağlamış olacaksınız hem de elma sirkesinin antiseptik özelliği sayesinde akneye sebep olan mikropları öldürmüş olacaksınız.
#21.08.2011 22:49 0 0 0
  • gözde sulanma - göz sulanması sebepleri - gözlede sulanma nedenleri

    Göz hastalıklarının habercisi olarak karşımıza çıkan göz sulanması, Son yıllarda çok sık görülen bir göz rahatsızlığı olarak biliniyor. Bilgisayar kullanımın ülkemizde artmasıyla uzun süre bilgisayar başında kalanlarda sıkça görülen göz sulanmasının nedenleri ve tedavi yöntemleri

    Göz sulanmasının sebepleri

    1. Konjonktivit: Gözün dış yüzey zarının mikrobik, allerjik ve diğer sebeplerle oluşan hastalıklarının yaratmış olduğu rahatsızlık hissi refleks olarak gözyaşı üretimini artırır.

    2. İridosiklit, episklerit, sklerit gibi gözün diğer inflamatuvar hastalıkları

    3. Göze yabancı cisim kaçması

    4. Kirpiklerin göze temas etmesi

    5. Uygun olmayan kontakt lens kullanımı

    6. Toksik gazlarla temas

    7. Bebeklerde göz tansiyonunun yüksek olması

    Gözyaşı drenajının bozulması sonucunda da gözyaşı buruna akmayıp göz sulanmasına neden olur. Bu duruma sebep olan etkenler aşağıda görülmektedir:

    1. Gözyaşı kanallarındaki tıkanıklık veya darlık: Bebeklerde sık görülen bir durumdur. Gözyaşı kanalının alt ucunun kapalı olması nedeni ile sulanma ve çapaklanmaya rastlanır. Yetişkinlerde daha çok gözyaşı kanalı ve kesesi arasında darlık veya tıkanıklılık sulanma ve çapaklanma yapar. İleri yaşta punktum adını verdiğimiz gözyaşı drenajının başlangıç kısmında tıkanıklık veya dışa dönme sulanmaya neden olur.

    2. Alt göz kapağının yaşlanma neticesinde gevşekliği: Orta ve ileri yaş grubunda göz kapağının gevşekliği gözyaşının kanala geçişini engellediği için sulanma yapar.

    3. Geçirilmiş yüz felci: Yüz felci sonrasında da göz kapaklarının kapanamaması ve alt kapağın gevşeyip dışa dönmesi göz sulanması yapar. Ancak gözyaşı siniri de felç geçirmişse tam tersi bir durum olan göz kuruluğu ile de karşılaşılabilir.

    5. Gözyaşı yollarının kimyasal ve fiziksel yaralanmaları

    6. Gözyaşı yolları tümörleri
#21.08.2011 22:47 0 0 0
  • ellerde şişme - ellerde şişmenin sebepleri - eller neden şişerSoru:

    Son zamanlarda ellerim şişmeye başladı ve şişen elimden dirseğime doğru hafif bir uyuşma hissediyorum. Genellikle spor yaparken ve alkol alınca oluyor. Sürekli halsizlik, sabah uyığımda yorgunluk hissediyorum ve el ve ayaklarım üşüyor.

    Cevap:

    Yakinmalariniz tamamiyle birbirinden bagimsiz olabilecegi gibi kimileri iliskili olabilir. Oncelikle tani konanan degin az tuzlu tuketin besinleri.

    Alkol bu surecte tuketmeyin!

    Noropati dedigimiz durumda kimi vitamin eksiklikleri olabiliyor. Alkol bununla iliskili veya bundan bagimsiz olarak sinirlerin calismasini etkileyebiliyor.

    Spor yapmaniz harika ancak yorgun kalkmaniz biraz depresyonu telkin ediyor. Kimi hormon bozukluklari da buna yol acabilir.

    Tiroid bezinin yavas calismasi bunlardan. Guatr olmasi gerekmiyor.

    Genc bir hanim oldugunuzdan vitamin b12 ve demir ferritin duzeyi ile tam kan sayimi yaptirmanizi oneririm.

    Kanda albumin ve protein duzeyi de kimi vucut sismelerinden sorumlu olabiliyor.
    Gecmis olsun!

    Doç.Dr. Mehmet Akif BÜYÜKBEŞE

    alıntı
#21.08.2011 16:42 0 0 0
  • karın şişliği nasıl iner - karında şişlik - karın şişliğine bitkisel çözümlerFazla yemek yemediğiniz halde şişkinliğiniz varsa çözümü basit.

    Ahmet Maranki’nin şişkinlik sorunu çekenlere muhteşem bir önerisi var.

    Üç damla adaçayı yağı, üç damla lavanta yağı, iki damla gül yağı, iki damla ardıç yağı ve sekiz çay kaşığı badem yağının karıştırılması ile gerçekleştirilen formül sayesinde şişkinlik sorununa kısa sürede elveda diyebilirsiniz.

    Karışımı bir kase içerisinde hazırlayın ve karın bölgenize masaj eşliğinde yedirin.

    Bir süre sonra şişkinliğin gittiğini ve rahatladığınızı göreceksiniz.

    alıntı
#21.08.2011 15:56 0 0 0
  • zen'in batıda yaygınlaşması - Suzuki'ye göre zen - buddhalar ilkeleriZen'in Batı'da yaygınlaşmasından önce Budizm'in Batı'da eksik ve yanlış değerlendirildiği söylenebilir. Nietzsche'nin Budizm üzerine bilgisi ilham kaynağı olan Schopenhauer'e dayanmaktadır. Nietzsche, Budizm'in "benliksizlik" (non-self/anatman) görüşünü kolaylıkla nihilizm ile karıştırmış ve Budizm'i nihilist bir din olduğunu öne sürmüştür. Doğu'daki mistik yolların ve Mahayana Budizm'indeki Bodhisattva'nın iyiliğin ve kötülüğün ötesine geçtiği şeklindeki anlayış, Nietzsche'nin ahlak ile ilgili eleştirilerinin Budizm tarafından da paylaşıldığı şeklinde bir algının doğmasına yol açmıştır.

    Zen'in Batı'daki popülerliği 60'lı yıllarda Budizm üzerine yazan beatnik yazarları ile D.T.Suzuki'nin eserlerine çok şey borçludur. Yirminci yüzyılın başlarındaki ulusalcı entelektüel eğilimlerin dorukta olduğu Japonya'da, ruhban olmayan (layman)biri olarak Zen eğitimi gören Suzuki, yazılarında Zen'i Mahayana Budizmi'nin bağlamından ve geleneksel Budist ahlakından kopararak anlatmaktaydı. Sunyata, ikiliksizlik ve mutlak hiçlik gibi fikirlerin yoğun oysa karma, Marga (yol), merhamet ve hatta Budalığın "harika nitelikleri" gibi konuların ise çok az ele alındığı bu bakış açısından Budistlerin gündelik yaşamlarında uyguladıkları pozitif disiplinlere yeterince yer verilmemekteydi ve batılı bir kişi bu anlatımla kolaylıkla Budistlerin gündelik insani aktivitelerle ilgilenmedikleri sonucunu çıkarabilmekteydiler.

    Suzuki'ye göre zen, kendisini herhangi bir felsefi ve ahlaki doktrine son derece uyum gösterebilme esnekliğine sahiptir, öyle ki anarşizm veya faşizm, komünizm veya demokrasi, ateizm veya idealizm veya herhangi bir siyasi ve ekonomik dogmatizm ile ilişki kurabilir. (Zen and Japanese Culture, Princeton University Press, 1959, p. 63.)

    Bu eserlerde, "varoluşsal" ve sürrealistik bir şey olarak ve her türlü dogma ve kuraldan bağımsız bir aydınlanma deneyimi olarak sunulmuş ve bu, her türlü kural ve dogmayı hayatından çıkarmak isteyen kriz felsefesi arayışı içindeki Batılı okuyuculara oldukça cazip gelmişti. Oysa Batılı nihilist gelişmenin bir sonucu olan kriz felsefesi ile kökeni Budist manevi geleneği içinde olan Zen arasında önemli bir farklılık bulunmaktaydı ve bu fark büyük ölçüde göz ardı edilmişti. Aynı şekilde Zen ile irrasyonel ve saçmalık arasında da bir bağ kurulmuş ve Zen öykülerindeki temalar da rasyonel düşünceye aykırılığın bir delili olarak sunulmuştur. Ancak Zen üstadlarının sadece Zen bilgilerinde değil aynı zamanda edebiyat, resim ve felsefe gibi alanlarda sıra dışı bir zihinsel yeteneğe sahip oldukları şeklindeki tarihi gerçek bu algının yanlışlığını göstermektedir. D.T.Suzuki'nin sunumundaki bu yanlışlık onun "anlamak" ve "gerçekleştirmek" arasındaki farkı tam kavrayamamasından ileri gelmektedir.

    Zen'in kelimelere ve salt zihinsel olan her şeye karşı şüphe duyduğu kesin olmakla birlikte bu, tüm kuralların hiçe sayılması anlamına gelmemekte ancak kuralları hakikatin kendisiyle karıştırmamak gerektiği ve hakikate vasıtalık ve işarette bulunma özelliği dışında kuralların bizatihi bir amaç olmaması gerektiğini ifade etmekteydi. Tipik bir Zen hikâyesindeki parmak ile onun işaret ettiği Ay'ı birbirine karıştırmamak gerektiği yönündeki ibare de aslında bu gerçeği ifade etmektedir.

    Batı'da olduğu gibi Türkiye'de de Zen, seküler hümanizm, entelektüel anarşizm ve hippilik ile birbirine karıştırılmış ve bu kavramlar adeta birbiri yerine kullanılabilirmiş gibi okuyuculara sunulmuştur. Herhangi bir kural ve ilke yerine içgüdülere dönük bir yaşam süren kimselerin de Zen'in gerçeğine varmış aydınlanmış kişiler gibi görülebileceği bile iddia edilmiştir. Oysa Bodhidharma'nın Kanakışı Vaazı'nda (Bloodstream Sermon) söylediği "Buddhalar ilkeleri tutmazlar. Ve Buddhalar ilkeleri çiğnemezler. Buddhalar herhangi bir şeyi tutmaz veya çiğnemezler." ifadesi ile aynı yerde geçen şu ifadeler her hangi bir disiplin dışında kalarak Buddha doğasından bahsetmenin çelişkisini göstermektedir:

    "Buddha-tabiatına sahip olduğun doğru. Fakat bir üstadın yardımı olmaksızın bunu asla bilemezsin. Yalnızca milyonda bir insan bir üstadın yardımı olmaksızın aydınlanabilir. Uygun şartlar bir araya geldiğinde Buddhalığın ne anlama geldiğini anlayan kişi bir üstada ihtiyaç duymaz. Böyle biri tefekkürde tabii bir uyanıklığa haizdir. Fakat böylesine kutsanmadığın sürece çok gayret sarfet ve eğitimle anlayacaksın.

    Anlayışı olmayan ve çalışmaksızın anlayabileceğini düşünen insanlarla siyahı beyazdan ayırdedemeyen aldanmış ruhlar arasında fark yoktur. Yanlışlar içinde Buddha-Dharma'yı ilan ederek bu kişiler aslında Buddha'ya küfretmekte ve Dharma'yı yıkmaktadırlar. Bu insanlar sanki yağmur yağdırabilirmiş gibi nutuk atarlar. Fakat onların nutku Buddhalardan değil şeytanlardan gelmektedir. Üstadları Şeytanların Kralı, müritleri Şeytan'ın yardakçılarıdır. Bu tip yönergeleri izleyen yanılgı içindeki insanlar farkında olmayarak Doğum ve Ölüm Okyanusunun derinliklerine batarlar. Kendi tabiatlarını görmedikleri sürece nasıl olur da kendilerinin Buddhalar olduklarını söylebilirler. Onlar başkalarını kandırarak şeytanlar alemine sokan yalancılardır. Onların sadakati Buddha'ya değil Mara'yadır. Beyazı siyahtan ayırt edemeyenler nasıl olur da doğum ve ölümden kaçabilirler?"

    Çağımız Zen üstadlarından Sheng-yen Usta "What Is Chan?" başlıklı konuşmasında Doğulular tarafından Batı'da öğretilen Chan'in aslında gerçek Chan olmadığını ve Chan'in ilk keşfinin 2500 yıl önce Hindistan'da doğan Siddharta Gautama (Buddha'nın aydınlanmadan önceki adı) adlı bir prens tarafından olduğunu söylemektedir.

    alıntı
#21.08.2011 14:19 0 0 0
  • zazen nedir - zazen meditasyonu nasıl yapılır - sesshin - kesshin - yürüme meditasyonuOturarak yapılan meditasyon, Zazen Zen pratiğinin merkezini oluşturmaktadır. Zazen'de çeşitli oturuş biçimleriyle yapılabilir. Dikkat kişinin duruş biçimi ve nefesine yöneliktir. Oturulan yer (zabuton) üzerine yerleştirilen katlanmış bir yastık (zafu) kullanılır. Rinzai Zen'de zazen uygulaması yapan kişiler yüzlerini odanın merkezine yöneltirlerken Soto uygulayıcıları duvara dönük otururlar.

    Soto Zen'de Şikantaza meditasyonu (sadece oturma) nesnesiz ve içeriksiz bir meditasyon biçimidir. Bu pratikle bilgili felsefi ve fenomenolojik hükümler Dogen'in Shobogenzo adlı eserinde bulunmaktadır. Rinzai Zen ise nefes meditasyonu ve koan pratiği üzerinde durur.

    Farklı Zen okullarında farklı zazen teknikleri uygulanmakla birlikte, zazende genel teknik, iç ve dış uyarılara tümüyle açık olmakla, sınırsız bir farkındalık, bilinçlilik hali ve uyanık olma durumudur. Zazen uygulaması sırasında her türlü iç ve dış algı, önem sıralaması, seçim yapılmaksızın izlenmelidir. Dışarda öten kuşun cıvıltısı, vücut ağırlığının kalça kemiğindeki duygusu, yüzü yalayan esintinin duygusu, vs. birbirini izleyen farkındalıklar, bilincin geçişler yaparak yaşadığı algılar olarak değil, aynı anda yaşanan bir bilinçlilik olabilmelidir. Günlük yaşamda deneysellenmesi mümkün olmayan, yaşanmayan bir bilinçlilik haline ulaşmaktır. Olağan insan bilincinin yapısının, o tek merkezli benlik ve bilinç duygusunun aşılarak, çok merkezli bir bilinç yapısına ulaşılma çalışmasıdır ve zazenin amacı budur.

    Zazende, diğer birçok meditasyon tekniğindeki gibi, olağan, kendiliğinden düşünsel akımlara müdahale edilmez. Tersine zazendeki kişi, bu zihinsel akımları bilinçli olarak izlemektedir. Zazende esas olan sınırsız bilinçliliktir, uyumdur, düşünce akımları konusunda da böyledir. Zen, her zaman için Taocu etkilere büyük ölçüde açık tutulmuştur, bu yüzden 'uyum' esastır.

    Neticede zazenle sağlanmak istenen zihinsel durum, "zihnin olmadığı" bir durumdur. Düşünerek yaşamak, düşünerek tepki vermek değil, zihnin doğrudan doğruya içsel dinamikleriyle çalışmasıdır. Belki de bu yüzden zen, Özellikle Japon savaşçılar arasında genel kabul gören bir sistem haline gelmiştir.

    Sesshin

    Sesshin[6], kelime olarak "zihni biraraya toplamak" anlamındadır; Zen manastırında belli bir dönemde düzenlenen yoğun grup meditasyonu. Rahipler günlük rutin içinde günde birkaç saatlerini meditasyona ayırırken, sesshin döneminde neredeyse tüm günü zazen yaparak geçirirler. uzun meditasyonlar yalnızca kısa aralarla, yemekle ve farkındalığın sürdürüldüğü basit işlerle bölünür; uyku gece 7 saatten fazla olmamak üzere minimumda tutulur. Kimi manastırlarda Zen ustasının topluluğa konuşması (teisho), ve usta ile özel görüşmeler (dokusan, daisan, veya sanzen olarak adlandırılır) dışında sıkı bir konuşma yasağı uygulanır.

    Japonya, Tayvan ve Batı’daki modern Budist uygulamalarda, sıradan halktan öğrencilerin de katıldığı sesshinler düzenlenir; bunların süreleri genelde 1,3,5 veya 7 gündür. Zen merkezlerinde yıl içinde pek çok kez, özellikle de Buda'nın annuttara samyak sambodhi aydınlanmasını anma dönemlerinde yedi günlük sesshinler düzenlenir. Rohatsu denilen bu sesshinde, uygulayıcı zihnini sakinleştirip susturarak düşüncelerini durdurmaya, samadhi, kensho, veya satori’ye ulaşmaya çalışır.

    Koan uygulaması

    Zen Budistler zazen, yürüme meditasyonu, ve günlük hayatta her türlü aktivite sırasında koan uygulaması yapabilir. Koan uygulaması özellikle Japon Rinzai okulunda vurgulanmakla birlikte, öğretim soyağacına göre diğer okullarda da uygulanmaktadır.

    Koan (kelime anlamıyla "halka açık olay") genelde Zen veya Budist tarihle ilişkili bir hikâye ya da diyaloglardır; aralarında erken dönem Çinli Zen ustaların anekdotları en fazladır. Ünlü Zen öğretmenlerinin bilgeliklerinin bir göstergesi sayılan bu anekdotlar, öğrencilerin Zen uygulamasında ulaştığı seviyeyi ölçmek için kullanılabilir. Koanlar sıklıkla paradoksal, ya da dilbilimsel açıdan anlamsız görünür. Ancak Zen Budistlere göre koan, dilin ayrımcılık ve karşıtlığıyla engellenmeksizin, "gerçeğin gözler önüne serildiği zaman, yer ve olaydır". Koan’ın cevabını bulmak için öğrenci kavramsal düşünceyi ve dünyayı düzenlerken sarıldığımız mantıksal yolu bir kenara bırakmalıdır; böylece sanatsal yaratıcılıkta olduğu gibi, uygun kavrayış ve cevap kendiliğinden, spontane olarak zihinde belirecektir.

    alıntı
#21.08.2011 14:13 0 0 0
  • felsefe dersleri - budist sutra öğretileri - zihinde meditasyon yoluyla eğitim - dhyana - sezgi ve bilgelik eğitimi -prajnaMahayana Budizmindeki diğer okullarda olduğu gibi, Zen’de de tüm duyarlı varlıkların Buda-doğasına sahip olduğunu kabul edilir, ve bunun zihnin kendi doğasından başka bir şey olmadığını vurgulanır. Zen uygulamasının amacı her bir bireyin içindeki bu Buda-doğasının, günlük yaşamda meditasyon ve farkındalık yoluyla keşfedilmesidir. Zen uygulayıcıları bu çalışmanın varoluş hakkında yeni bir perspektif ve kavrayış kazandıracağına, ve nihayetinde aydınlanmaya ulaşılacağına inanır.

    Diğer Budist okulların pek çoğundan farklı olarak, Zen kutsal metinlere ve metafizik konularda konuşmalara bel bağlanmaması gerektiğini iddia eder. Çünkü bunlar uygulayıcıyı, kendi içinde Buda-doğasını doğrudan sezgisel olarak kavramaya çalışmak yerine, dışsal bir cevap arayışına yöneltir. Bu anlamda Zen, diğer pek çok dinin aksine uygulamayı ön plana çıkaran tutumuyla, hararetli bir felsefe-karşıtı, ikona düşmanı, kural karşıtı veya anti-teorik öğreti olarak değerlendirilebilir. Yazılı kelimelere dayanmamaya verdiği önem, sıkça Zen’in kelimelerin kullanılmasına karşı olduğu şeklinde yanlış anlamalara yol açmıştır. Ancak, Zen kaynaklarını Gautama Buddha’nın ve Budist Mahayana felsefesinin yazılı öğretilerinden alır. Zen vurguladığı, Buda’nın öğrettiği uyanışı, okuduğu veya duyduğu her hangi bir kelimeyle değil, meditasyon uygulaması yoluyla elde etmiş olduğudur; dolayısıyla diğerleri de öncelikle meditasyon yoluyla Buda’nın kavrayışına ulaşabilir.

    İçebakış teknik ve uygulamaları hakkında pek çok Budist sutra’da çeşitli öğretiler bulunmaktadır. Ancak Çin’de ortaya çıktığı ilk dönemlerde Zen okulu, ağırlıklı olarak Mahayana Sutralarına, özellikle de Lankavatara Sutra’sına eğilmiştir. Bodhidharma’nın dhyana içebakış tekniklerini öğretirken Lankavatara Sutra’ya göndermeler yapması nedeniyle, Zen okulu ilk dönemlerde bu sutra ile tanımlanmıştı. Kısmen böylesine sınırlı bir şekilde tek metinle özdeşleştirilmeye tepki olarak, Çin Zen’i ünlü kelimelere dayanmama, her tür metinden bağımsız olma tutumunu geliştirdi. Bununla birlikte, erken dönem Zen ustalarının öğretilerine bakıldığında, onların pek çok sutrayı ileri düzeyde bildikleri anlaşılır. Örneğin, "okuma-yazma bilmemesiyle" ünlü Altıncı pir Huineng’ın yazdığı Platform Sutra’da, Elmas Sutra, Lotus Sutra, Vimalakirti Sutra, Shurangama Sutra ve Lankavatara Sutra’dan alıntılar yapılır ve açıklanır.

    Budizmin Çin’e geldiği dönemde üç temel uygulama öğretisi, ahlak ve kurallar disiplini eğitim (sila), konsantrasyon (samadhi) da denilen zihinde meditasyon yoluyla eğitim (dhyana), sezgi ve bilgelik eğitimi (prajna), Pali derlemesinde çoktan düzenlenmişti.[4] Bu bağlamda, Budizmin Çin kültürüne sürecinde, her biri farklı bir temel uygulama alanında uzmanlaşmış üç tip öğretmen modeli ortaya çıktı. Vinaya ustaları rahip ve rahibelerin izleyeceği kurallar üzerine, dhyana ustaları çeşitli meditasyon uygulamaları üzerine, Dharma ustaları ise Budist metinler üzerine uzmanlaşmıştı. Manastır ve Budizm merkezleri ya vinaya ve rahip eğitimine, ya da bir ya da birkaç metnin icelenmesi konusuna yoğunlaşmıştı. Dhyana veya Chan ustaları ise, ya kendi başlarına inziva hayatı sürdürüyor, ya da çeşitli Vinaya manastırları ve sutra eğitim merkezlerine katılıyordu.

    Bodhidharma'nın beşinci yüzyılda gelmesinin ardından, onun takipçisi dhyana-chan ustaları, vinaya ve entelektüel çabanın tek başlarına Buda’yı aydınlanmaya götüren meditasyonun gerçek uygulamasını ve kişisel deneyimi vurgulamaya yeterli olmadığı düşüncesiyle bir araya gelmeye başladı. Yalnızca kuralları takip edilmesi, ya da sutra ezberlenmesinin yetersizliği dhyana-chan uygulayıcılarının sloganı haline geldi. Bodhidharma’dan yaklaşık 200 yıl sonra Tang Hanedanı dönemi başlarında, Beşinci pir Daman Hongren (601-674) zamanında, Zen okulu ayrı bir Budist okul olarak ortaya çıktı.[5]

    Zazen olarak anılan meditasyon, Zen uygulamarının temelini oluşturur. Bodh Gaya’daki Bodhi ağacının altında aydınlanmaya ulaşan Buda’nın oturuşunu ve onun Sekiz aşamalı yol’da öğrettiği, farkındalık ve konsantrasyon kavramları canlandırır. Sekiz aşamalı asil yol, Dört Yüce Gerçek, bağımlı köken, Beş İlke, beş skandha, Varoluşun üç işareti gibi Buda’nın temel öğretilerinin tümü Zen uygulamasının önemli öğelerini oluşturur.

    Ek olarak, Zen Mahāyāna Budizmin, bodhisattva başta olmak üzere çeşitli temel kavramlarını benimsemiştir. Mahayana’ya has Guānyīn, Mañjuśrī, Samantabhadra, ve Amitābha gibi figürler tarihsel Buda ile birlikte saygı görür. Zen’in yazılardan bağımsız aktarıma yaptığı vurguya rağmen, Mahāyāna sutralarına, özellikle de Kalp Sutra, Hredaya Pranyaparamita Elmas Sutra, Lankavatara Sūtra, ve Lotus Sūtranın "Samantamukha Parivarta" bölümüne derinden bağlıdır.

    Zen aynı zamanda paradoksal olarak, kendine özgü zengin bir yazılı literature de geliştirmiştir. En eski ve en çok tanınanları Zen metinleri arasında, Huineng’ın Platform Sutrası sayılabilir. Bundan başka çeşitli koan kollaksiyonları ve Dōgen Zenji’nin yazdığı Shōbōgenzō önemli metinlerdendir.


    alıntı
#21.08.2011 13:56 0 0 0
  • aöf felsefe dersleri - zen budist okulları - zen okulunun kökeni - zen okulu pirleriZen, kökeni Hindistan'daki Dhyana (ध्यान;) okuluna kadar uzanan bir Mahāyāna Budist okulunun Japonca'daki ismidir. Hindistan'dan Çin'e geçen okul burada Ch'an (禪;) olarak ismini duyurmuştur. Tang Hanedanlığı döneminde Çin'de belli başlı Budist okullar arasına giren Ch'an, Çin'den Kore, Vietnam ve Japonya'ya yayılmıştır. 20. yüzyılda Batı'da tanımaya başlanan bu okul, İngilizce ve diğer Batı dillerine Zen ya da Zen Budizm ismiyle girmiştir.

    Zen diğer Budist okulların arasından aydınlanma amacıyla yapılan meditasyona verdiği önemle ayırt edilir. Meditasyon anlamına gelen Çince zuochan[1] ve Japonca zazen kelimeleri Ch'an/Zen kelimesinden türetilmiştir. Bu nedenle Batı'da yalnızca bir meditasyon pratiğinden ibaret olarak algılanan Zen aslında Budizm'in bir koludur. 20. yüzyılın ortalarından itibaren Batı'da bir felsefe, bir yaşam tarzı, bir sanat akımı vb. olarak yaygınlaşmıştır. Ancak bu batılı bakış açısı, Uzakdoğu'daki Zen Budistlerin çoğunluğu tarafından paylaşılmamaktadır.

    Zen'in kökleri Hint Budizmine kadar geri götürülür. Adını meditasyon anlamına gelen Sanskritçe dhyana teriminden alır.

    Zen Okulunun en önemli savı Sakyamuni Buddha'nın öğretisinin sözle anlatılamayacağıdır. Söylenceye göre, Buda bir gün elinde bir çiçekle onun vaazını bekleyen öğrencilerinin önünde konuşmadan oturur. Öğrencileri arasından sadece Kasyapa Buda'nın mesajını anlar ve gülümser. Böylelikle Dhyana (Zen) Kasyapa'ya aktarılmıştır.

    Geleneksel kaynaklara göre Çin Zen'i milattan sonra yaklaşık 500 yıllarında Bodhidharma adlı Hintli Budist keşiş tarafından kurulmuştur. 6. yüzyılda Kasyapa'nın 28. kuşaktan öğrencisi Bodhidharma Çin'e gelir ve Ch'an okulunu burada kurar.

    Bodhidharma yerine müridi Huike'yi atamıştır. Huike ilk Çinli patrik ve Zen okulunun Çin'deki ikinci piri olmuştur.

    Öğreti Huike'den sonra adları dışında fazla bir şey bilinmeyen ikinci, üçüncü ve dördüncü pirlere aktarılmıştır. Altıncı ve son pir Huineng (638-713), Zen tarihindeki büyük isimlerden biridir ve halen mevcut olan okullar Huineng'ı kendilerinin üstatları olarak kabul ederler.

    Huineng'dan sonra Zen her biri öğreti ve pratiklerinde çeşitli vurgulara sahip olan çeşitli kollara ayrılmış ve Çin'in en büyük Budist mezhebi olmuştur.

    Zen Okulunun İlk Pirlerinin Listesi:

    Bodhidharma (skt. बोधिधर्म, Çince: 達摩, Damo Japonca:だるま, Daruma) yaklaşık d.440 - yaklaşık ö. 528
    Hui-ke (慧可, Japonca: Daiso Eka d.487) - ö.593
    Seng-can (僧燦, Japonca: Konchi Sosan) d. ? - ö.606
    Dao-xin (道信, Japonca: Dai'i Doshin) d.580 - ö.651
    Hong Ren (弘忍, Japonca: Dai'man Konin) d.601 - ö.674
    Hui Neng (慧能, Japonca: Daikan Eno) d.638 - ö.713

    Altıncı Pir Huineng'dan sonra Ch'an Budizm Tang Dönemi Çin'inde hızla yayıldı; aynı zamanda birçok kola da bölündü. Bunların arasından Rinzai[2] ansızın aydınlanma okulu ve Soto[3] aşamalı aydınlanma okulu Japonya'da yayılarak burada günümüze kadar ulaşmıştır.

    1191 yılında Zen Ustası Eisai tarafından Japonya'da kurulan Rinzai okulu daha çok Samuray sınıfı arasında yayılmıştır. Eisai'nin öğrencisi Dogen tarafından Japonya'ya 13. yy'da tanıtılan Soto okulu ise günümüzde 14.700 tapınağı ve yaklaşık 7 milyon takipçisiyle Japonya'nın en büyük Zen mezhebidir.


    alıntı
#21.08.2011 13:51 0 0 0
  • Aöf felsefe dersleri - Hindistan ve Çin'de başlayan felsefe - Oryantalist düşünce - Belli Başlı felsefe gelenekleriDoğu felsefesi denildiğinde genel olarak Hindistan ve Çin'de başlayan felsefe geleneği kastedilmektedir. Ancak buna Afrika felsefesi, Japon felsefesi, İslam felsefesi, İran felsefesi gibi gelenekleri de eklemek gerekir. Oryantalist düşünceyle (bkz. Oryantalizm) Batı felsefesi, kendi tarihini Antik Yunan felsefesi dönemiyle birlikte başlatmakta, rasyonel ve sistematik düşünce geleneğini kendisine ait kılarak kendisini bu eksende tanımlamaktadır. Bu anlamda dogu felsefesi, batı felsefe tarihinin dışında kalan felsefe geleneklerini adlandırmaktadır. Doğu düşüncesi bu anlamda felsefe-dışı olarak görülmektedir.

    Doğu felsefesi mitolojik ve mistik ya da gizemci ve simgesel yanları olan bir felsefe geleneği olarak değerlendirilir. Bu etki ve köken sözkonusu olmakla birlikte, doğu felsefesinin felsefe-dışı sayılması ancak felsefenin belirli bir şekilde anlaşılması ve kategorize edilmesiyle olanaklı olmaktadır. Bu anlayış ve kategorizasyon ise Batı düşüncesinin kendini tanımlamasıyla bağlantılıdır.

    Oysa Doğu ve Batı felsefeleri olarak adlandırılan felsefe gelenekleri, farklılıklarıyla birlikte, karşılıklı etkileşim ve süreklilik halinde gelişim göstermiş felsefelerdir. "Doğu" bu anlamda, hem daha Batı felsefesi mevcut değilken felsefi içerimli zengin bir düşünce tarihine sahiptir, hem de örneğin Orta Çağ döneminde Batı felsefesi denilen felsefenin taşınması ve geliştirilmesi doğu sayesinde gercekleştirilmiştir.


    Hint felsefesi

    Vedacılık
    Brahmanizm
    Karma felsefesi
    Dharma
    Yoga
    Samkya
    Budizm

    Çin felsefesi

    Yin Yang
    Konfüçyus felsefesi
    Daoizm
    Çin Budizmi
    Zen
    Zen Budizmi
    Feng Shui

    Japon felsefesi


    Shintoizm
    Japon Budizmi
    Legalizm

    İslam felsefesi

    Kelam
    İhvanü's-Safa
    Sufizm
    Eşarilik
    Dürzilik
    Mu'tezile
    Maturidilik
    İşrakilik
    Selefiyye
    Tabiiyyun
    Dehriyyûn
    Meşrailik

    İran felsefesi

    Hurufilik
    Maniheizm
    Bahailik
    Zerdüştilik


    alıntı
#21.08.2011 13:43 0 0 0
  • saçkıranın bitkilerle tedavisi - saçkıran için sarımsak kürü - saçkıran nasıl önlenirHalk arasında ise yaygın bir bitkisel tedavi metodu bulunmaktadır.

    Yaralı bölgeye sarımsak sürerek saç kıranın kısa bir süre içerisinde iyileşme sağlanabilir.

    Bir havan içerisinde birkaç adet sarımsak dövülerek püre haline getirilir.

    Püre haline gelen sarımsak saç kıranın oluştuğu bölgeye uygulanarak bu bölgede bir takım iyileşmeler meydana getirilebilir.

    Bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli husus ise sarımsağın uygulanacağı alanın önceden cımbız veya kürdan gibi bir araç ile kanatılmasıdır.

    Kanatma işlemi yapıldığında iyileşme daha hızlı gözlemlenmektedir.

    alıntı

    Saçkıran Neden Olur
#21.08.2011 02:09 0 0 0
  • Trabzon Güveci - Güveç TarifiBu bildiğiniz güveçlerden değil arkadaşlar. Burada en çok pişen yemeklerden biri. En azından bizim evde haftada iki kez pişmezse olmaz. Çok lezzetli. Mutlaka yapın derim.

    Yayvan bir tencereye tereyağı, kuşbaşı et, piyaz doğranmış soğan, iri kesilmiş iki yeşil biber, halka halka doğranmış bir havuç, küp küp kesilmiş bir patlıcan konur. Hepsi bir güzel kavrulur.

    Salçası ve pul biberi ilave edilip salçanın kokusu iyice çıkana kadar tekrar kavrulur. (Bu yemek başka baharat kaldırmaz)

    Patatesler ve tuz eklenip harlı ateşte su konmadan en az 20 dk karıştırıla karıştırıla kavrulur (Yemeğin lezzetinin püf noktası budur. Az kavrulursa olmaz. İlla da çok kavrulacak).

    Patateslerin üstünü geçmeyecek miktarda kaynar su konup, yine harlı ateşte, kapak tencereye tam oturtulmadan suyunu çekene dek pişirilir. Sıcak sıcak afiyetle yenir.

    alıntıdır
#20.08.2011 20:24 0 0 0
  • kuzu güveci - kuzu incik güveci - kuzu incik güveç nasıl yapılırMalzemeler

    • Yarım kilo arpacık soğan
    • 1 havuç
    • 4 diş sarımsak
    • 4 adet kemikli kuzu incik
    • Yarım çay bardağı sıvı yağ
    • 1 tatlı kaşığı salça
    • 1 tatlı kaşığı tuz
    • 5-6 adet tane karabiber

    Yapılışı

    Arpacık soğanlar ayıklanır. Havuçlar kibrit çöpü şeklinde doğranır. Bir tavada soğanlar, sarımsak, havuç ve salça 5 dakika kadar kavrulur.

    İncikleri, tane karabiberleri ve tuzu hazırladığımız harçla birlikte uygun bir güveç kabına yerleştiririz.

    Yarım bardak su ilave edip, güveci bir folyo ile kapatıp 160 dercelik fırında 2 saat pişiririz.

    Afiyet olsun.Salata ve yoğurdu hiçbir zaman unutmuyoruz.

    alıntı
#20.08.2011 20:17 0 0 0
  • aöf sosyoloji dersleri - sosyolojide araştırma yöntem ve teknikleri ünite 2 ders notları - Karl Marx - Emile Durkheim - Marx WeberEleştirel sosyal bilim yaklaşımı :karl max

    Yorumlayıcı yaklaşım: Max Weber

    Pozivist yaklaşım: augoste comte ve emile durkheim
    -toplumsal eylemi bilimsel olarak çelışacakları nesne olarak tanımlayan sosyolog max weberdir.

    Durkhemim;
    -su generisi kendine özgü bireleri aşan dışsal yapısal bir gercekliğe sahiptir.
    -toplumsal olgular bireylerin üstünde ve üzerinde bir gerçekliğe sahiptir.
    -durkheme göre; intihar toplumsal bir olgudur.
    -toplumsal olgular nedenleri toplumda aranmalıdır.
    -toplumsal olgular nesneler gibi ele alımas fikri durkheme aitir.
    -organik-mekanik dyanaışma emile durkheme aitir.
    Comte,durkheim weber ve max hepsi sosyolojik yöntemde karşılaştırmalı yöntemi kullanırlar.

    Max Weber özellikleri;

    -ideal tip weber geliştirilen yöntemsel araçlardır.
    -anlama yöntemi tüm sosyal bilimler için temel yöntem olmalıdır.
    -anında anlamanın açıklamalı anlama
    -sosyolojide ideal tip kullanılır

    Karl marx'in yönteminin üst yapı kapsanan öğe; siyaset ideoloji,din eğitim aile dir.

    Augoste Comte;

    Kollektif bir organizma doğa yasalarla işleyen biyolojik evrim süreç izlemiş.
    Tüm bilimlerin pozitif bilim yönteminin kullanılması bireyin toplumsalaşma tarihsel yöntem olarak değerlendirmiş.

    yorumlayıcı yaklaşım:(max weber)
    semboliği kullanarak kendilerine anlamlı toplumsal dünya kurarlar.
    Wilhelm dithey:açıklamaya dayalı doğa bilimleri ve yaşadığı tarihsel/toplumsal/kültürel kültür bilimleri olarak 2 çeşit kültür olduğunu savunur.

    Eleştirel sosyal bilim yaklaşımı:(karl max)

    - olanı değil olması gerekeni ortaya koyar.
    -bilim görüneni değil görünenin ardından yatan asıl gerçekler ortaya çıkarmaya çalışır.

    Karl marx:

    - yanlış bilin alt yapı ve üst yapı kavramı kulanmıştır.
    -tarihsel meteryalizm kullanmıştır.
    -diyalektiği kullanmıştır.
    -hem maddi ve hemde toplumsal emek aracığıyla üretikleri düşünür.
    -toplumsal tarih marx’a göre çelişkilidir.

    marx toplumsal gerçeği ve düzeni sadece anlamayı açıklamayı değil onu değiştirmek gerektiğini iaafde eder.
    Max weber (yorumlayıcı yaklaşım)
    yorum anlama açıklama acıklamaın yanı sıra anlamanın da sosyolojide olması gerekir.

    Not: comte durkheim marx = karışılaştırmalı yöntem kullanırlar.


    alıntı
#20.08.2011 18:13 0 0 0
  • aöf sosyoloji dersleri - nicel araştırma - nitel araştırma - nicel ve nitel araştırma test soruları ve cevapları1. Aşağıdakilerden hangisi nicel araştırma yöntemlerinde kullanılan tekniklerden biri değildir.
    A)Anket
    B)Surveyö
    C)Odak grup
    D)deney
    E)yapılandırmış görüşme


    2.Aşağıdakilerden hangisi nitel araştırma yöntemlerinde kullanılan tekniklerden biri değildir ?

    A)odak grup
    B)Survey
    c)katılımlı gözlem
    D)içerik analizi
    E) örnek olay incelemesi


    3.Sosyal araştırmaları önceden belirlenmiş teoriler üzerinde temelendirme baskısına karşı bir tepki olarak geliştirlmiş ve nitel veriler çözümlenirken ay zamanda bulunan uygun teorik açıklama da getirilen bir yöntemdir aşağıdaiklerden hangisidir ?

    A)Oda grup
    B)betimleyici yöntem
    C)katılımlı gözlem
    D)teori kurma
    E)yöntemsel çoğunluk


    4.sosyal bilimlerde nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanılabileceğini savunan görüş aşağıdakilerden hangisidir?

    A)İşlevselcilik
    B)Grounded teori
    C)frankfurt okulu
    D)yöntemsel çoğunculuk
    E)melezci yöntem


    5.Belirli bir kriterlere göre secilerek, önceden belirlenmiş bir konuyu tartışmak üzere bir araya gelmiş kişilerle yapılan nitel araştırmaya ne ad verilmektedir.?

    A)Grup deneyi
    B)odak görüşme
    C)odak grup
    D)yaşam öyküsü
    E)ortak yaşam görüşmesi


    6.insanların hangi davranışını neden yaptığı anlamak açıısından diğer tekniklere göre daha faydalı olan,ancak büyük gruplar üzerinde uygulamayay uygun olmayan teknik aşağıdakilerden hangisidir.?

    A)Katılımcı gözlem
    B)anket
    C)deney
    D)odak grup
    E)Katılmsız gözlem


    Cevap Anahtarı:

    1)c

    2)b

    3)d

    4)d

    5)c

    6)a


    alıntı
#20.08.2011 18:03 0 0 0
  • aöf sosyoloji dersleri - sosyolojide araştırma teknikleri - nicel araştırma yönteminin özellikleri - yapılandırılmış gözlemSurvey :haritasını çıkarmak ,dikkatle gözgezdirmek,incelemek
    Anket: olgusal soRular yaş cinsiyet v.s.
    yapılandırılmış görüşme:önceden hazırlanmış sorulrın yüzyüze sorulması
    Deney:kontrol ve deney grubu seçilerek dış faktörlerin kontrol altına alınması
    Yarıdeney: dış faktörler tamamen kontrol edilemez

    NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİNİN ÖZELLİKLERİ:

    sosyal gerçeklik anlayışı
    standartlaştırılmış veri toplama araçları kullanılmaz
    tümevarım ilkesi kullanılır
    küçük örneklem gruplarıyla çalışılır.YORUMLAYICI YAKLAŞIM VE HİPOTEZ GELİŞTİRLMESİ İLE SON BULUR

    NİCEL ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİ

    derinlemesine görüşme=yapılandırılmamış görüşme
    * odak grup görüşmesi
    * yapılandırılmamış gözlem
    * katılımcı gözlem
    * katılımsız gözlem
    * yarı-yapılandırılmış gözlem
    * yaşam öyküsü
    * örnek olay incelemesi
    * döküman incelemesi
    * teori kurma

    YÖNTEMSEL ÇOĞULCULUK

    iki yöntem birbirini tamamlamak amacıyla birlikte kullanılabilir

    alıntı
#20.08.2011 17:55 0 0 0
  • aöf sosyoloji dersleri - sosyolojide araştırma yöntem ve teknikleri - post yapısalcılık - post modern araştırmaGiddense göre yapı ve eylem mikro ve makro ayrılmaz bir şekilde birbirleriyle bağlantılıdır.

    yapılar kurumsallaşmış değil akışkandır sürekli değişkendir
    yapısal koşullar davranışları hem sınırlandırır hemde mümkün kılar

    POST YAPISALCILIK =DİL MERKEZLİ KONULARI ÇALIŞANLAR
    DERRİDA=her kelime kesin ve sonlu bir anlama işaret eder düşüncesini eleştirir
    1960lı yıllarda ortaya çıkmıştır
    post yapısalcılık =yapısöküm yöntemi
    yapı söküm yöntemi= gerçeğe ilşkin iddeaların olduğu metinleri çözümlemeye ve analiz etmeye çalışırlar bu yöntemle
    FOUCOULT DİLİN YAPISALCI BİR ANALİZLE ÇÖZÜMLENMEYECEĞİNİ ÖNE SÜRER

    POST_MODERN ARAŞTIMA
    nesnelliği reddederler
    bilgi ve gerçeğe ulaşmaktan tamamen vazgeçerler
    bilimin genellenebilir olmadığını savunurlar
    sezgiye ve hayal gücüne güvenirler
    ilerleme fikrine karşıdırlar
    dünyaya kötümser bakarlar

    ünite 04
    nicel ve nitel araştırma teknikleri
    nicel =pozitivist
    nitel=yorumlayıcı

    NİCEL ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ
    pozitivizme dayanır
    sosyal olgularda neden donuç ilşkisini ortaya koymaya çalışırlar
    geniş çaplı örneklem gruplarıyla çalışırlar
    tümdengelim yöntemini kullanırlar
    veri ve araştırma hipotezleri önceden belirlenir ve değiştirilemez
    standartlaştırılmış veri toplama araçları kullanılır

    alıntı
#20.08.2011 17:51 0 0 0