pankreas kanserinin nedenleri - pankreas kanseri belirtileri - pankreas kanserinde tedaviPankreas kanserinin çevresel ve genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıktığını belirten uzmanlar, hastalığın tanısının erken konulması durumunda kaliteli ve uzun bir yaşam sürdürmenin mümkün olduğunu söylüyor.
Türkiye’nin gündemine bir anda bomba gibi düşen pankreas kanseri hastalığı konusunda Gaziosmanpaşa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Şinasi Sevmiş çarpıcı açıklamalar yaptı.
Pankreasın karın içindeki derin yerleşimi ve önünde bazı organların bulunması tanıda zorluğa neden olduğunu belirten Sevmiş, “bu nedenle hastalığın tanısının yüzde 75’i ileri evrede, yüzde 25’i erken dönemde gerçekleşiyor” dedi.
Doç. Dr. Sevmiş, hastalığın en önemli belirtisinin “nedeni açıklanamayan karın ağrıları ve kilo kayıpları” olduğunu, ağrıların ilerleyen evrede sırta vurduğunu söyledi.
Sevmiş, diğer belirtileri şöyle açıkladı:
“Karın ağrıları ilk evredir. Hastanın böyle bir şikâyetle veya kilo kaybıyla doktora müracaatı halinde, pankreas kanserinden şüphelenilmelidir. Ayrıca sarılık pankreas başına yerleşen kanserlerde çok önemli bir şikâyet olarak karşımıza çıkar. Halsizlik, iştahsızlık ve bulantı diğer belirtilerdir.”
Ailesinde kanser olanların genetik faktöre bağlı olarak pankreas kanserine yakalanma riskinin 3-4 kat arttığını vurgulayan Sevmiş, hastalığın diğer nedenlerini şöyle açıkladı:
“Sigara ve yağlı yiyecekler kanser gelişimine etki eden önemli faktörlerdendir. Kronik pankretatit ise 10 kat arttırır. Kahve ve alkol risk faktörü olarak üzerinde sık çalışılan diğer çevresel etkenlerdir. Tabi sigara, alkol, kahve, yağlı yiyeceklerden uzak durup, sebze ve meyve tüketmek, düzenli aralıklarla kontrol yaptırmak, önlemler olacaktır.”
Siyah ırkta daha sık görülen Pankreas kanserine Amerika’da her yıl 37 bin kişinin yakalandığını, her yıl 35 bin kişinin de bu hastalıktan vefat ettiğini belirten Doç. Dr. Sevmiş, hastalığın Türkiye’de de yaygınlık açısından Amerika ile aynı sayıda olduğunu vurguladı.
Değişik kanser hastalıklarında olduğu gibi pankreas kanserinde de tedavideki başarının erken tanıda olduğunu belirten Gaziosmanpaşa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Şinasi Sevmiş şöyle devam etti:
“Hastaların 10 ayda yaşama veda ettiği bir istatistiğe işaret etmiyor. Hastalık pankreas içinde yakalanırsa, 5 yıl yaşama şansı yüzde 30-40, dışına taşmışsa yüzde 5, uzak organlara gitmişse yüzde 1’dir. Ancak pankreas kanseri olarak 10 yıldır yaşayan hastalarımız bulunmaktadır. Bu nedenle korkuya ve paniğe gerek yok. Kan tahlilleri, ultrasonografi ve tomografi hastalığa tanı koymamızda büyük faydalar sağlıyor. Yine vurgulamak istiyorum, yeter ki şikâyet halinde doktora gitmeyi ve risk altında bir birey isek düzenli aralıklarla kontrolleri ihmal etmeyelim.”
Kansere bağlı hastalıklardan ölümlerde pankreas kanserinin 5. sırada yer aldığına işaret eden Sevmiş, tedavi ile ilgili şunları söyledi:
“En etkili çözüm cerrahidir. Cerrahi tedaviye ek olarak kemoterapi ve radyoterapide hastanın sağ kalımını uzatmak ve yaşam kalitesini arttırmak için yararlandığımız diğer yöntemlerdir.”
beyin hastalıklarında tedavi seçenekleri - lityum tuzu eksikliğine bağlı beyin hasarları - beyin hastalıkları tedavisindeki gelişmelerBeyin hastalıklarında genlerin rolünün kesin olarak bilinmediğini söyleyen Florance Nightingale Hastanesi doktorlarından, beyin hastalıkları cerrahı Prof. Dr. Orhan Barlas, hastalığın türüne göre tedavi olanaklarının çeşitli olduğunu da açıklıyor.
Beyin hastalıkları'nın çeşitlerine gelince,
Kalıtsal (gelişimsel)
Tümöral
Vasküler (damar)
Enfeksiyon
Travma
Dejeneratif
Anabolitik
Psikiyatrik
olmak üzere 8 bölümde toplanıyor.
Türkiye'de en çok görüleni ise damar hastalıkları. Kalıtsal hastalıklar içinde en sık rastlananlar arasında kafadaki şekil bozuklukları var. Örneğin, çocuğun kafası enlemesine ya da boylamasına normal ölçülerden farklılık gösteriyor. Üstelik şekil olarak da bariz bir biçimde anormallik oluyor.
Tümöral hastalıklar ise, 100 bin kişiden 25'inde görülüyor. Tümörler ya beyin hücrelerinden (nöron) ya da beyin kılıfından çıkıyor. İyi huylu olduğu takdirde sorun yok. Ancak kötü huylu ise cerrahi müdahale gerekiyor. Peki tümör hangi belirtilerle ortaya çıkıyor?
Özellikle sabahları uyanıldığında şiddetli başağrıları ve mide bulantısı ile kusma oluyor. Dolayısıyla bu tip durumlarda hemen bir doktora gitmek gerekiyor. Ayrıca beyin tümörleri vücutta oluşan diğer tümörlere benzemiyor. Çünkü beyin içinde büyüyen tümör, kafa sert olduğu için içerde sıkıştırma yapıyor. Sıkışan bölge işe yaramaz hale geliyor. Daha sonra da beyin içindeki bölgeler yavaş yavaş zedeleniyor ve hareket, konuşma yetisi gibi fonksiyonları etkileyen merkezler sakatlanıyor.
Bir süre sonra ise kişi elini, ayağını oynatamıyor, felç oluyor. Bu durumda yani beyin fıtıklanmalarında solunum merkezi sıkışıyor ve hasta ölüyor. Kısacası kötü huylu tümörler için cerrahi müdahale şart oluyor. Ama bu müdahaleden sonra da tümör tekrarlayabiliyor.
Damar hastalıkları, tıkanma ve kanama şeklinde meydana geliyor. Örneğin, birdenbire beyin damarlarında tıkanma olabiliyor. Ya boyunda şah damarı ya da küçük damarlar tıkanıyor ve kişi felç oluyor. Damar hastalıkları, daha çok ileri yaştaki kişilerde görülüyor. Tabii kolesterol, sigara gibi faktörler de damar tıkanıklığına yol açıyor.
Beyin içi kanamaya gelince, bir nedeni yüksek tansiyon. Bir de anevrizma denilen rahatsızlık var. Damarların kenarında küçük baloncukların oluşmasıyla meydana geliyor. Anevrizma, doğumsal bir rahatsızlık yani çocuğun doğumu esnasında gelişen olaylardan kaynaklanıyor. Kısacası anevrizma, damar yapısındaki bozukluktan kaynaklanıyor. Öldürücü olabiliyor.
Beyin apseleri, menenjit ve ensefalit ise enfeksiyon hastalıkları arasında en sık görülenler. Menenjit, beyin kılıflarının, ensefalit ise beyin dokusunun iltihaplanmasından oluşuyor.
Beyin travmaları, herhangi bir kazada beynin yaralanmasından kaynaklanıyor. Beyin yaralanınca, kanama beynin çalışmasını engelliyor. Hasta bitkisel hayata giriyor.
Tabii tüm bunların arasında bir de Sara (Epilepsi) hastalığı var ki, bir grup beyin hücresinin kontrolsüz anormal deşarjları sonucunda ortaya çıkıyor. Çocuklarda olduğunda, beyin hücrelerinin iyi çalışmadığı anlaşılıyor. İlaç tedavisi yapılıyor. Genelde ya doğum sırasında ya da doğum sonrasındaki durumlarda çocuk saraya yakalanabiliyor.
Sebebi bilinmeden, beyinde bir bölgenin çalışmasının durması ile birlikte dejeneratif hastalıklar meydana geliyor. Örneğin parkinson ya da alzheimer hastalığı ile karşılaşılıyor. ****bolik hastalıklar ise kalıtımsal ve çoğunlukla da tedavisi mümkün olamıyor.
Yaşamımızın bağlı bulunduğu organ beyin, bazı psikiyatrik hastalıkların da nedeni olabiliyor. Şizofreni, nevroz depresyon ve lityum tuzunun eksikliğinden kaynaklanan manik-depresif bunlardan birkaçı. Çoğuna ilaç tedavisi veriliyor.
"Dyscalculia"
Bazı çocuklar, matematik ve aritmetik dersinde başarısız oluyorlar ve bu çocukların çoğu zaman zekalarından şüphe ediliyor. Ancak işin aslı hiç de böyle değil. Aritmetiği algılamama gibi bir sorundan kaynaklanan "Dyscalculia" denilen rahatsızlık tedavi edilebiliyor.
0-12 aylar arasında bir bebeğin büyüme ve gelişmesi fetal (anne karnındaki) hayattaki gibi hızla devam ediyor. Bu dönemde merkezi sinir sisteminin ve beyin fonksiyonlarının tam gelişememesinden dolayı da "Dyscalculia" meydana geliyor. Okul çocuklarının yaklaşık %6-10'unda görülüyor aritmetik bozukluğu.
Bununla birlikte çocukta algılama, dikkat ve hafıza fonksiyonlarında bozukluklar, yetersizlikler ön planda. Bu sorunu taşıyan bir çocuk, sayıları ve sembolleri karıştırıyor, sağ-sol, yön ve mesafeyi şaşırıyor, önce ve sonra gibi sıralı işlerde güçlük çekiyor. Problemleri okuma, anlama ve çözmede zorlanıyor. İşlemleri soldan yapıyor, çarpım tablosunu öğrenemiyor, geometrik şekilleri isimlendiremiyor.
"Dyscalculia" konusunda bilgi veren İstanbul Tıp Fakültesi'den Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanı Pedagog-Danışman Dr. Ümran Korkmazlar, bu sorunla ilgili çok çocuk hastası olduğunu söyledi.
"Dyscalculia" nın risk faktörlerinin başında ise genetik hastalıklar, yakın akraba evlilikleri, yetersiz çevre koşulları, 16 yaşından küçük, 35 yaşından büyük gebelik, hamilelikte geçirilen bazı hastalıklar, kanama, kan uyuşmazlığı, hamilelikte röntgene girmek, ilaç, sigara, alkol ve kahve kullanımı, anne-çocuk ilişkisindeki yetersizlik gibi olumsuzluklar yer alıyor. Çocuğun durumu eğer okula başlamadan önce saptanırsa psiko-pedagojik yaklaşımla tedavi edilebiliyor.
Son gelişmeler
Beyin hastalıkları tedavisinde Dünya'da ve Türkiye'deki en son gelişmeleri Amerikan Hastanesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi doktorlarından Beyin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ali Çetin Sarıoğlu anlattı: "Beyin cerrahisi, Türkiye'de çok gelişmiş ve genç bir bölüm. Avrupa'nın da çok üstünde başarılar elde ediliyor ülkemizde. Dünya'da beyin cerrahisi ile ilgili olarak geliştirilen yeni bir yöntem yok. Ancak, tümörün cinsini belirleyen bir alet üzerinde çalışmalar devam ediyor.
Şu anda beyin hastalıklarının teşhişinde tomografi, MR (manyetik rezonans sistemi) ve anjiyografi uygulanıyor. Hastalığın çeşidine göre bu yöntemlerden birisi seçiliyor. Örneğin tümörlerde MR, damar hastalıklarında da anjiyografi kullanılıyor".
Peki tomografi olmadan önce ne yapılıyordu, yani teşhis nasıl koyuluyordu sorusunun yanıtı ise: "Boyundan şah damarına bir iğne sokularak tanı koyulmasına çalışılıyordu. Ama tabii bu çok ilkel bir yöntemdi. Üstelik yanlış kararlar ve hatalar da çok fazla oluyordu. 1975 yılından itibaren, tomografinin ülkemize gelmesiyle birlikte, beyin cerrahisi de gelişmeye başladı.
immün trombositopeni nedir - immün trombositopeni belirtileri - immün trombositopeni tedavisi - kansere bağlı trombositopenilerİnfeksiyoz hastalıklar trombositopeni yapan
hastalıkların başında gelmektedir. En sık olarak
viral enfeksiyonları takiben görülmekle birlikte
diğer infeksiyöz hastalıklarında görülmektedir.
İmmünolojik platelet yıkımının yanında kemik iliğinden
platelet üretilmesi de baskılanmaktadır.
Kansere ve Sistemik Otoimmün Hastalıklara
Bağlı Trombositopeniler
Kronik lenfositer lösemi, lenfoma ve sistemik
lupus eritemetazos gibi hastalıklarda da antikorlara
bağlı olarak trombosit yıkımı görülebilir. Temel olarak
hastalığın tedavisiyle trombositopeni iyileşmesiyle
birlikte gerekli durumlarda immünsupressive
tedavilerden de yararlanılmaktadır. Ayrıca kemik
iliğinin bu hastalıklar tarafından infiltrasyonu da
neden olmaktadır.
Masif Transfüzyona Bağlı Trombositopeni
Yirmi dört saat içinde onbeş veya daha fazla
ünite kan alan hastalarda trombositopeni izlenebilir.
Trombositopeni derecesi transfüzyon sayısına
bağlı olmakla birlikte splenik havuzdan salınan
trombositlere bağlı olarak veya mikrovasküler tüketime
bağlı olarak ta değişebilir.
Yaygın Damariçi Pıhtılaşma İle Birlikte
Bulunan Trombositopeniler
Yaygın damariçi pıhtılaşma sendromu çeşitli
hastalıklarda görülmektedir. Burada trombositopeninin
asıl nedeni koagulasyon sisteminin aktivasyonuna
bağlı olarak trombositlerin tüketimine
bağlıdır.
elma suyunun yararları - elma suyunun kansere etkisi - elma yiyerek kanserden korununPolonya Wroclaw Tarımcılık Üniversitesi uzmanları, hücre yıpranmasını engelleyerek kalp ve kansere karşı koruyan “polifenol” adlı antioksidanların, elma suları içindeki yoğunluğunu inceledi.
Çeşitli firmalar tarafından üretilmiş elma sularından numuneler alan profesörler, dışarından bakıldığında “bulanık” görünen, yani daha fazla posa içeren ürünlerdeki polifenol miktarının, berraklara oranla iki kat fazla olduğunu tespit etti.
Bilim adamları elmanın kendisinde bol miktarda bulunan polifenolün bir bölümünün, meyve suyu çıkarma işlemi sırasında yok olduğunu belirtirken, bulanık görünümlü ürünlerde bu kaybın çok daha az gerçekleştiğini belirtti.
Uzmanlar ayrıca, antioksidanlardan tam olarak faydalanabilmek için, suyunu içmektense elma yemenin daha doğru olduğunu vurguladı.
crp nedir - sedimantasyon nedir - sedimantasyon nasıl ölçülür - sedimantasyon yüksekliği - sedimantasyon düşüklüğüSedimentasyon hızı vücuttaki inflamasyonu (enflamasyonu) göstermek için sıklıkla kullanılan bir kan testidir. Sedim sıklıkla “eritrosit sedimentasyon hızı” olarakta isimlendirilmektedir. Sedim kandaki eritrositlerin belli bir zaman içinde çökmesi olarakta tanımlanmaktadır. Sedim yada sedimentasyon hızı ESR olarakta kısaltılmaktadır.
SEDİMENTASYON NASIL BULUNUR?
Sedim hızı bir tüpteki konulan eritrositlerin (kırmızı kan hücrelerinin) birim zamanda çökme hızları ölçülerek bulunur. Tüpe konulan eritrositler belli bir zaman içinde dibe çökerler ve üstte kanın sıvı kısmı olan “serum” kalır. Klasik sedimentasyon hızı bir saat içinde test tüpüne konan kanın ne kadarının çöktüğünün milimetre cinsinden ifadesidir. Sedim inflamasyonun derecesi arttıkça, artmaktadır.
Kısacası özel bir test tüpünün içerisine kan kanulur ve bir saat beklenir. Bir saatin sonunda test tüpünün üst kısmında kanın sıvı kısmı yani “serum”, altta ise dibe çökmüş eritrositler görülür. üst seviyeden eritrositlerin çöktüğü seviyeye kadar olan kısım ölçülür ve milimetre/saat cinsinden sonuç verilir.
Katz indeksi: sedimentasyon hızının bir başka ifade şeklidir. Katz indeksi 1. saatteki sedim hızı ile 2. saatteki sedim hızının toplamının ikiye bölümü (aritmetik ortalaması) olarak hesaplanır. Ancak katz indeksi için 2 saatlik bir süre geçtiği için günümüzde daha hızlı sonuçlanması için katz indeksi kullanılmamaktadır.
Günümüzde sedimentasyon hızı otomatize makineler ile ölçülmektedir.
SEDİMİN NORMAL DEĞERİ NEDİR?
Sedim yada sedimentasyon hızının normal değer westergren metoduna göre erkeklerde 0-15 mm/s, kadınlarda ise 0-20 mm/s şeklindedir. Sedimentasyon hızı bebeklerde çok düşük olabilir. Sedim yaşlılarda ise hafif yüksek olabilir.
SEDİM NE ZAMAN YÜKSELİR?
Sedim yüksekliği sıklıkla inflamatuar bir durumu gösterir. Enfeksiyon hastalıklarında, iltihabi hastalıklarda sedim yükselebilir. Romatizmal ateş, romatoid artritte sedim artar. Tümörler, Bağ doku hastalıkları (Kollojen doku hastalıkları) ve glomerulonefritlerde (böbrek hastalıklarında) sedim artmaktadır. Verem (tüberküloz) hastalığındada sedim artışı görülür. Kalp krizinde (myocard infarktüsünde) sedim artışı tanıyı desteklemektedir.
SEDİM NE ZAMAN AZALIR?
Eritrosit sedimentasyon hızı yenidoğan bebeklerde düşük olabilir. Bunun yanında viral hastalıklarda, mononükleozda, kan yapımının arttığı polistemi (eritrositlerin fazla miktarda bulunması) durumunda sedimentasyon hızı azalır. Ayrıca eritrositlerin defektif olduğu talasemi minör gibi hastalıklardada ESR azalmaktadır.
sakallı akbabanın yaşam alanları - sakallı akbabanın özellikleri - sakallı akbaba resmi
Çok iri ve çok etkileyicidir, arasıra yaptığı ağır kanat vuruşları ile mükemmel bir şekilde süzülür. Kafası kısa, kuyruğu uzun, kama ya da baklava şeklinde, kanatları çok uzundur.
Erişkinin gövdesinin üst tarafı kömür grisinden kahverengiye kadar değişir, uçuş telekleri daha açık renkte parlar.
Siyah sürmeli kafası, uzaktan dikkat çekecek şekilde açık renk görülür: Alt tarafının rengi kirli sarı ile turuncu arasında değişir.
gebelikte röntgen - hamilelikte röntgen çektirme - anne karnındaki bebeğe röntgenin etkileriRadyasyon kelimesini duymak bile çoğu insanın içinde endişe uyandırır. Bu endişede kuşkusuz radyasyonun insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ile ilgili yayınlar, filmler ve medya haberleri önemli rol oynar. Özellikle ikinci dünya savaşını sona erdiren dram ve Çernobil faciası gibi radyasyonla direkt ilgili olayların sonrasında görülen ölümlerin yanısıra kanser hastalarında görülen artış radyasyonun insanların gözünde korkunç bir yer edinmesine neden olmuştur.
Röntgen filmleri çok çeşitli tıbbi durumların klinik değerlendirmesinde vazgeçilmez tanı araçlarıdır ve hemen her türlü branştan doktor tarafından vücudun çeşitli bölümlerinin incelenmesi için yaygın olarak istenirler. Bu yüzden de kaçınılmaz olarak zaman zaman gebeliğinin henüz farkında olmayan anne adayları da bu incelemelere tabi tutulurlar (akciğer grafisi, sinüzit tanısı için sinüs grafisi, belağrısı için pelvis grafisi, vücudun çeşitli yerlerinin tomografisi gibi). Herhangi bir şekilde bu radyolojik incelemelere tabi tutulan bir kadının daha sonra gebe olduğu ortaya çıktığında çekilen bu filmin ya da filmlerin bebek üzerindeki muhtemel etkileri hem doktor hem de anne ve baba adayı için endişe kaynağı olmaktadır.
Radyolojik inceleme yapılan her anne adayına direkt olarak tahliye önermek elbette ki doğma hakkı olan bebeğe haksızlık olur. Bunun yerine, yapılan radyolojik incelemede anne adayının aldığı ışın dozu hesaplanarak bir karara varmak daha doğru bir yaklaşımdır.
Genel olarak söylemek gerekirse gebeliğin herhangi bir döneminde tanı amacıyla çekilen tek bir röntgen filminin bebek üzerinde olumsuz etki yaratması beklenmez ve gebelik devam ettirilebilir. Ancak anne ve baba adaylarının intrauterin dönemde hiçbir teratojen etkene maruz kalmayan bebeklerin bile %2-3'ünün çeşitli hafif ya da ağır anomalilerle dünyaya geldiklerini bilmeleri önemlidir.
Gebelikde röntgen?
Radyolojik inceleme için kullanılan radyasyon kaynağından yayılan ışının dozu ile dokunun aldığı doz birbirinden farklıdır. Toplam dozdan belli bir dokuya ulaşan doz miktarı bir yandan kaynağın dokuya yakınlığı, öte yandan dokunun kalınlığı ve kullanılan aletin "kalitesi" ile ilişkili olarak farklılıklar gösterir.
Nitekim son zamanlarda radyoloji alanındaki teknolojik ilerlemeler incelemeler esnasında maruz kalınan doz miktarını belirgin şekilde azaltmada başarılı olmuşlardır.
İyonize radyasyon hızlı bölünen ve çoğalan hücreler üzerinde daha fazla tahrip edici etkiye sahip olduğu için gelişmekte olan fetus üzerinde de zararlı etkileri olabilir. Ancak bu etkilerin doz ve süreye bağlı olduğu unutulmamalıdır. Yapılan araştırmalarda fetusa zararlı olabilecek radyasyon dozunun 5 rad olduğu, fetusun bu miktarın altında radyasyona maruz kalması durumunda ise zarar görme olasılığının son derece uzak olduğu ortaya konmuştur. 5 rad hiçbir radyoloji tekniği ile ulaşılamayacak oldukça yüksek bir dozdur.
Embriyo hiç şüphesiz ki insan yaşamının en radyosensitif dönemidir. Radyosensitivite için birçok faktörün kombinasyonu söz konusudur:
Embriyodaki hücrelerin birçoğu farklılaşmakta olan hücrelerdir ve farklılaşmakta olan hücreler relatif olarak daha sensitif hücrelerdir.
Embriyodaki hücrelerin birçoğu yüksek mitotik aktiviteye sahiptir. Mitotik safha hücre siklusunda en radyosensitif dönemdir.
Embriyonik hücreler gelişimleri sırasında genetik olarak değişime uğrar ya da ölür ise adult formları deforme olacak ya da yaşamayacaktır.
Amerikan Aile Hekimliği Akademisi gebelik sırasında çekilen röntgen filmlerini güvenli olarak sınıflamaktadır. Bunun en önemli nedeni herhangi bir tanısal röntgen fiminde fetusa ulaşan dozun zarar verebilecek dozdan yüzlerce kez daha az olmasıdır. Örneğin en sık karşılaşılan sorulardan biri olan hamilelikte diş röntgeni konusuna baktığımızda ağızda çekilen tam 21 adet film neticesinde bebeğe ulaşan radyasyon dozu anne adayının doğadan güneş ışınları vb. ile 3 günde aldığı dozdan daha azdır. Bu kadar düşük bir dozun bebekte kalıcı hasara neden olması ve ilerki dönemde kansere yol açması yok denecek kadar düşük bir olasılıktır. Bir başka örnek ise akciğer filmidir. Hamile bir kadın akciğer filmi çektirdiğinde bebeğe ulaşan radyasyon dozu ortalama 0.05 raddır ve fetüs için riskli olabilecek dozdan yüzlerce kez daha azdır.
Bazı sık kullanılan röntgen filmlerinin fetusa ulaştırdığı radyasyon dozları şu şekildedir.
Burada kullanılan rad birimi ışın dozunu belirtmede kullanılan bir birimdir. Bir mrad (milirad) bir rad'ın 1000'de biridir. Radyasyon dozu için günümüzde daha çok gray (Gy) birimi tercih edilmektedir (1 Gy= 100 rad) (1cGy=1rad).
Görüldüğü gibi uterusa çok yakın bölgeler için çekilen röntgen filmlerinde bile uterusa ulaşan doz zarar verebilecek olan dozun çok daha altındadır. Kural olarak filmi çekilen bölge embriyodan ne kadar uzaksa embriyonun aldığı doz yüzdesi de o kadar düşüktür. Hamilelikte röntgen ışınları güvenli olarak kabul edilse bile yine de gereksiz yere ışın almamak için film çekilirken karın üzerine kurşun gömlek konulması önerilir.
Eğer bir kadın adet gecikmesi olmadan önce ya da birkaç günlük gecikme sırasında röntgen filmi çektirirse bu durum tek başına gebeliği sonlandırmak için yeterli bir neden değildir. Çünkü böyle bir durumda bebeğin etkilenme olasılığı yok denecek kadar azdır.
İyonize edici radyasyonun (röntgen ışınlarının) fetus üzerindeki zararlı etkileri hangi deneylerle ortaya çıkarılmıştır?
İyonize edici radyasyonun fetus üzerindeki zarar verici etkileri hem hayvan modellerinde hem de Hiroşima ve Nagazaki atom bombası faciasını yaşayanlardan sağ kalanlarla, tedavi dozunda radyasyon başka bir ifade ile radyoterapi alan insanlardan elde edilen verilerden anlaşılmıştır.
Radyasyona maruz kalınan gebelik haftasına göre olası etkiler şu şekildedir:
Hayvan deneylerinde hayvanların çeşitli organlarında iyonize edici radyasyona bağlı değişik etkiler gözlenirken insanlarda yüksek doz iyonize edici radyasyonun en sık görülen etkileri fetusta İUGG (intrauterin gelişme geriliği) gelişimi ve fetusun santral sinir sistemi üzerine olan olumsuz etkileridir (zeka geriliği). Fetus için en duyarlı dönem 18 ile 38.günler arasıdır. Kırkıncı günden sonra primer organ sistemleri gelişmiştir ve ciddi anomali oluşması için daha yüksek dozlarda X-ışınları veya gamma ışınları gereklidir. Radyolojik olarak fetal gelişimin 3 ayrı safhası ileri derecede önemlidir.
1.Preimplantasyon: Bu safhada radyasyon hep ya da hiç etkisine sahiptir.
2.Organ sistemlerinin oluşumu (organogenez): Bu dönem 18 ile 38. günleri içermektedir ve 10-40 rad dozları viseral organ veya somatik hasara neden olmaktadır. Mikrosefali, anensefali, göz hasarı, gelişme geriliği, spina bifida ve ayak hasarı 4rad veya daha düşük dozlarda bildirilmiştir.
3.Kırkıncı günden sonra fetal gelişim dönemi: Yüksek dozlarda eksternal malformasyonlar oluşabilir, ancak organ sistemleri özellikle de sinir sistemi hala duyarlıdır. Hiroşima ve Nagazaki faciası sağkalanlarında yapılan incelemeler doğacak fetüste mental retardasyon ve mikrosefali gelişimi açısından en riskli dönemin 8-15. gebelik haftaları arasında yüksek doz radyasyona maruz kalınması olduğunu göstermiştir. Bu çalışmalar 16-25. gebelik haftaları arası yüksek dozlara maruz kalanlarda riskin azalarak devam ettiğini, 25. gebelik haftasından sonra ve 8. gebelik haftasından önce maruz kalınması durumunda bu iki olumsuz durumun meydana gelmediğini göstermiştir. Doğan bebeklerin IQ puanları incelendiğinde de yine IQ düşüklüğü gelişimi için en yüksek riskin anne adayının 8.-15. gebelik haftaları arasında yüksek doz radyasyona maruz kalması olduğu belirlenmiştir.
İnsanlarda yapılan çalışmaları rakamsal olarak ifade etmek gerekirse, 8-15. gebelik haftaları arasında 10 rad (10.000 mrad- yukarıdaki tablo incelendiğinde tanı için kullanılan incelemelerde buna ulaşmanın ne kadar zor olduğu görülebilir) ışına maruz kalan anne adaylarının bebeklerinde mental retardasyon riski %4 kadar düşük, aynı gebelik haftaları arasında 150 rad ışına maruz kalan anne adaylarında ise bu riskin %60 kadar yüksek olabileceği saptanmıştır. Bu doz değerleri tanısal radyolojik tetkiklerde kullanılanların çok çok üstündedir.
Amerikan Radyoloji Derneği konuyla ilgili kesin bir ifade kullanmaktadır: "Bir kez uygulanmış olmak şartıyla günümüzde kullanılan hiçbir radyolojik inceleme embriyo ya da fetus üzerinde olumsuz bir etki gösterecek özelliğe sahip değildir"
Tek röntgen filmi dışında kalan radyolojik incelemeler
Gebelerde floroskopi, seri ilaçlı ve ilaçsız filmler (sindirim sistemi seri grafileri gibi), tomografi, anjiyografi, nükleer tıp uygulamaları (akciğer için ventilasyon/perfüzyon, tiroid sintigrafisi, taliumlu kalp sintigrafisi gibi) gibi yöntemler söz konusu olduğunda fetus üzerine olan riski belirlemek için radyolog tarafından maruz kalınan doz hesaplanır ve buna göre yorum yapılır. Baryumlu kolon grafisi gonadlar ve pelvis için total olarak 6 radlık bir doz yaratmaktadır. Gebe bir kadında baryumlu kolon grafisi radyasyona maruz kalınan alan ve verilen total doz nedeniyle en ciddi tehlikeyi oluşturmaktadır.
Gonadal dokunun yüksek oranda radyasyona maruz kalması sonrasında çocuk doğurmayı planlayan hastalarda, radyasyonun gonad üzerindeki genetik etkileri maruz kalım sonrasında konsepsiyon geciktirilerek en alt düzeye indirgenebilir. İnsanlarda radyasyona maruz kalım sonrasında gebelik 12-14 ay ertelenmelidir.
göz ağrısına bitkisel tedavi - bitkilerle göz ağrısının tedavisi - göz rahatsızlığına iyi gelen bitkilerPAPATYA: 1 bardak kaynar suya, 2 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, bu su ile gözlere pansuman yapılır.
BİBERİYE: Soğuktan meydana gelen göz ağrılarında yaprakları gözün üzerine konur.
BÖĞÜRTLEN YAPRAĞI: Taze böğürtlen yaprakları ezilir, lapa halinde göze konulur.
KIRLANGIÇ OTU: 1 bardak su ya, 2-6 gr bitki konur, 5-10 dk kaynatılır, bu su ile göze banyo yapılır.
KARPUZ SUYU: Karpuz suyu ile göze banyo yapılır.
KEDİ OTU KÖKÜ: Taze kedi otu kökü göz üzerine konulursa göz ağrılarını giderir.
Kedi otu kökü haşlanır, suyu ile gözler yıkanır, günde en az 1 kere yıkanmalıdır.
KORUK: Koruk sıkılır, suyundan göze damlatılır.
ASMA ÇUBUĞU SUYU: Asma çubuğundan çıkan sudan göze damlatılır.
MARUL SUYU: Marul yaprakları sıkılır, suyu arpa unu ile lapa haline getirilir, gözün üzerine konur.
MARUL TOHUMU: Marul tohumu toz haline getirilir, lapa yapılır gözün üzerine konulur.
ÇÖPÜ ÇİNİ: Çöpü çini kaynatılır, suyu ile göze banyo yapılır.
SEMİZOTU: Semizotu lapa hali ne getirilir, gözün üzerine konulur.
ÇOBAN ÜZÜMÜ: Çoban üzümü taze yaprakları sıkılır, elde edilen su ile gözlere banyo yapılır.
ABANOZ ODUNU: 1 bardak kaynar suya, 10 gr abanoz yonga sı konur, 10 dk bekletilir, suyu ile gözlere banyo yapılır.
YABANİ SEMİZOTU: Yabani semizotu lapa halinde gözlerin üzerine konulur (sıcaktan mey dana gelen ağrılarda).
YUMURTA: Yumurtanın akın dan gözlere 2-3 damla damlatılır.
Yumurta akı gül suyu ile çalkala nır gözün üzerine konulur.
HAVACIVA KÖKÜ: 1 bardak kaynar suya, 4-10 gr kök konur, 10 dk bekletilir, süzülür, suyu ile gözlere banyo yapılır.
HEMAME: Hemame toz haline getirilir, sürme gibi göze çekilir.
KEÇİ LAHANASI: Keçi lahanası taze yaprakları sıkılır, elde edilen su göze damlatılır.
SÜT: Göze 1-2 damla çiğ süt damlatılır.
ELMA: Elma rendelenir lapa halinde ağrıyan gözün üzerine konur, ağrı geçinceye kadar tutulur.
Elma pişirilir, ezilir, gül suyu ile karıştırılır, gözün üzerine konulur.
GÜL SUYU: Gül suyu ile tuzsuz taze peynir lapa haİine getirilir, gözün üzerine konulur (şiddetli göz ağrısında).
göbek düşmesi - göbek kaçmasının belirtileri - göbek kaçması nasıl tedavi edilirGöbek Kaçması kesinlikle hafife alınmaması gereken bir rahatsızlıktır. En büyük nedeni ani bir şekilde ağır bir şeyi kaldırmaktır.
Belirtileri: iğrenç bir mide ağrısı, yenilen herşeyden sonra kusma, ağır ishal ( ki rahatsızlanan kişiler çoğunlukla ishal olduklarını dşünürler ) ve müthiş halsizliktir.
Göbek Kaçması en basit ve etkili çaresi şu şekildedir: rahatsız kişi sırt üstü yere yatar. çok sıcak değil, ama soğuk da olmayan bir tas suya, sabun değdirilir ve karın kısmına sürülür. ( bu işlem hem karnı ısıtmak hemde kayganlaştırmak içindir. ) tedaviyi yapacak kişi sağ ve sol el parmakları birbirinin üstüne gelicek şekilde, eliyle kişinin göbeğinin sırası ile sağ – orta – sol kısımlarını sığar. ( kaygan göbeğin üzerine bastırarak aşağı doğru eli sürüme işlemi ) bu işlem yapılırken, hem tedaviyi gören hem de tedaviyi uygulayan kişi, mideden gelen ve aşağı doğru inen sıvının seslerini guluk guluk şeklinde duyacaktır, bu işlem bir süre yapıldıktan sonra, bir bez, göbek deliğinin üzerine örtülür. tedavici kişi baş parmağını bez üzerinden göbek deliğinin içine sokar ve bir yöne çevirir. ( bez, mikrop kapmasını önlemek içindir. ) göbeğin bu işlemden sonra ” tık ” ettiği görülecektir. kişi 2 dakika daha o şekilde yatar ve ayağa kalkar, eski ağrısız hayatına döner.
Tüm bu işlemin tamamı en fazla 10 dakika sürer ve kesinlikle acısızdır, yaratacağı en fazla etki gıdıklanmakır. bu işleme halk arasıda göbek sığamak denir.
hemoglobinopati nedir - hemoglobin hastalıkları - hemoglobin yapısındaki bozukluk - talasemiHemoglobinopati, hemoglobin molekülündeki globin zincirlerinden birinin yapısında anormalliğe yol açan bir genetik bozukluktur. Birçok hastalığı içinde barındırır, bunlara orak hücre anemisi ve talasemi (akdeniz anemisi) dahildir.
Farklı hastalıklarda semptomlar da farklılık gösterir: orak hücre anemisinde eritrositler (alyuvarlar) anaerobik durumlarda farklı şekillere dönüşüp, dolaşım sorunlarına ve bazı organlarda hasara neden olurken, talasemide eritrositlerin (alyuvarların) üretiminde sorun vardır (etkisiz eritropoiez).
Bazı hemoglobinopatilerin (ve ilgili hastalıkların), sıtmanın yaygın olduğu yerlerde, özellikle heterozigot formda, bireylere evrimsel bir yarar sağladığı söylenebilir. Zira, sıtma paraziti eritrositlerin (alyuvarların) içinde yaşar ve hücrenin normal görevini yapmasına müdahale ederler.
Sağlıksız eritrositlerde (örneğing orak hücre anemisindeki gibi) veya hızla kaybolmaya yatkın eritrositlerde, hastalık bulaşmış hücreler erkenden yok edilmiş olurlar.
Sıtma bağlantısına karşın, farklı ırklardan birçok insanda hemoglobinopatiler görülebilmektedir. Örneğin, talasemi özellikle Akdeniz ülkelerinde ortaya çıkar bu nedenle de akdeniz anemisi olarak da anılır.
Karışımı, toprak bir kaseye koyun ve üzerine ince dilimler halinde kesilmiş yağı yerleştirin. Kaseyi içinde kaynar su bulunan bir tabağa oturtun ve önceden 175 derece ısıtılmış bir fırında 45 dakika pişirin, soğutun.
Eğer pate birkaç gün dinlenirse çok daha lezzetli olur. Sonra da kızarmış ekmekler üzerine tereyağı sürer gibi sürerek ikram edin.
tavuk ciğeri nasıl yapılır - tavuk ciğeri pişirmenin püf noktaları - tavuk ciğeri soteTavuk ciğeri doğrudan kavurularak ya da yemeği yapılarak pişirilir. Her iki şekilde de pişirilen tavuk ciğeri güzel olur. Çoğu zaman tavuk ciğeri yaparken, sac üzerinde veya teflon tava içerisinde kavurmayı tercih ederim, hafif bir yemek olur.
Ciğeri doğrudan kavururken sadece tava iç yüzeyini yağlarım. Ciğeri kavurduktan sonra sadece tuz serperim, başkaca bir malzeme katmam. Bu tarifim, tavuk ciğer sote ile ilgilidir. Sultan tavuk ciğeri sote'yi bu tarifle yapar. Hadi bakalım, kolay gelsin.
Neler Lazım:
yarım kilo tavuk ciğeri
bir orta boy Soğan
iki orta boy domates
iki sivri biber
yarım çaybardağı zeytinyağı
karabiber
kimyon
tuz
Yapılması:
yağ içinde soğanı kavur
ardından biberleri kavur
ardından domatesleri kavur
ciğeri, karabiberi, kimyonu, tuzu kat
ara sıra karıştırarak
orta ateşte ciğerleri pişir
Tarif bizden yapması sizden, hadi kolay gelsin.
sporun yararları - spor yapmanın sağlık açısından önemi - sporun sağlığa olumlu katkıları nelerdir - düzenli sporun faydaları- Düzenli spor sonucunda kalbe oksijen sağlayan sistem ve organlar güçlenir; verimleri artar.
- Toplam kolesterol düzeyindeki “iyi” kolesterolün oranı artar, kolesterolün zararı azalır.
- Yüksek tansiyon kontrol altında tutulur.
- Stresin yaratabileceği olumsuz etkileri azaltarak, kalbe zarar vermesini engeller.
- Kilomuzu kontrol altında tutmamız kolaylaşır.
-Spor vücudun oksijen gereksinimini artırmakta; böylece, başta kalp ve kan dolaşım olmak üzere oksijen sağlayan sistemler güçlenmekte ve daha verimli çalışmaktadır.
-Spor yaparken kaslarımız dinlenme halinde olan kaslardan 50 kat daha fazla oksijene gereksinim duyar. Tüm vücudun oksijen gereksinimi ise 10 kat artar.
-Spor yaptıkça kas lifleri güçlenir. Tabii bu arada kalp kasları da güçlenir. Ayrıca, her spor yapışımızda, kalbimiz daha hızlı atmakta olduğu için güçlenmekte, hatta biraz da büyümektedir. Dolayısıyla, kalbin her atışında, eskisine oranla daha fazla kan pompalanmakta ve kaslara daha çok oksijen ulaşabilmektedir.
-Spor yaparken kaslarımız, kalbin pompaladığı kandan oksijeni çekerek enerji üretir. Sporu düzenli yaptığımız sürece, kaslar içlerinden geçen kandan daha çok oksijen çekme kapasitesi geliştirirler. Böylece, kalbin hızlı hızlı atarak kaslara yüksek miktarda kan pompalama görevinde bir rahatlama olur.
-Sporu düzenli yapınca, kaslar aynı miktardaki kandan daha çok oksijen çekebildikleri için, kalp üzerindeki yük azalır.
spor yapmanın faydaları - sağlık için sporun önemi - sporun vücuda etkileri nelerdir - egzersizin yararlarıEgzersiz, 50 yasindan sonra bile yasama saglikli, aktif yillar ekleyebilir. Yapilan arastirmalar egzersize baslamanin asla geç olmadigini ve dinçlikte küçük bir gelisimin ölüm riskini azalttigini göstermektedir. Basit ve düzenli yürüyüsler yaslilarda yasami uzatabilir. Ilimli dinçlige sahip olan bireyler, yüksek tansiyona sahip olsalar ya da sigara içseler bile düsük dinçlige sahip olanlara göre daha düsük ölüm oranina sahiptirler.
Direnç (agirlik kaldirma) antrenmanlari yasli bireyler için önemlidir, çünkü bu çalisma azalan kas kitlesini, kemik yogunlugunu ve kuvveti geri dönüstüren ve kötüye gidisati azaltan tek yoldur.
Esneklik egzersizleri yasliligin getirdigi bozulmus dengesizligi ve kas katiligini azaltir.
1.Hareket sistemi üzerine: Sporun sagliga yararli oldugu tartisilmaz bir gerçektir, fakat sportif bir aktiviteye baslamak için gerekli olan temel bilgiler genelde yetersizdir. Yani, yasiniza ve fizik kondisyon düzeyinize uygun spor türünü seçmek önemlidir. Hareket sistemi üzerine sportif aktivitenin çok büyük yararlari açiktir. Kas düzeyinde, çalisan kaslarin tonusunda ve kuvvetinde artis görülür.
- sportif aktivite eklemlerin dogal genislik derecesinin korunmasina ve gelismesine olanak saglar, ankiloza (eklemlerin katilasmasi) karsi mücadele eder.
- beslenmeyi ve kikirdaklarin devinme yeteneklerini kolaylastirarak eklemlerin en iyi sekilde korunmasini ve bakimini saglar,
- kemik düzeyinde; kalsiyum tutulmasini kolaylastirir, yasli insanlarda siklikla görülen osteoporoz hastaligina karsi mükemmel bir korunma aracidir.
- kas tonusunun iyilesmesi sayesinde; sportif aktivite kalça, dizler ve özellikle omurga düzeyindeki agrilarin önlenmesine olanak saglar,
-bel agrilarina karsi en iyi ilaçtir fakat, sayet omurganizin durumuna salik verilmeyen sporlari ya da kötü jimnastik hareketleri yaparsaniz, zararli da olabilir,
2.Kalp-damar sistemi üzerine: Salik verilmeyenler hariç, düzenli antrenmanlar kalp-damar sisteminin islevi üzerine yararli etkilere sahiptir; kas yapida olan kalp, kasilma kapasitesini yükseltir ve büyük bir etkinlik gücüne ulasir, böylece kan organizmanin dokularina en iyi bir sekilde dagilim gösterir. Diger taraftan fizik aktivite iki önemli kalp-damar hastaliklari risk faktörüne karsi etkili biçimde mücadele eder; arteriyel hipertansiyonu düsürür, aterosikleroza karsi en iyi ilaçtir; dolasimi iyilestirir ve sporcunun beslenmesine dikkatini zorunlu kilar; böylece, damar sistemi üzerine zararli etkileri çok iyi bilinen, alkol ve sigara gibi toksik etkileri olan maddelerden uzak durulur.
Özetle;
- kalbin çalisma sistemini düzenler, efektif ve ekonomik çalistirir,
- periferik damar direnci azalacagindan kalp üzerindeki yük kalkar,
- hipertansiyon düzelir,
- dolasim hizlanir, bundan dolayi metabolik artiklarin atilimi kalaylasir,
- pulmoner oksijenasyon yetenegi artar.
3.Dis görünüm: Spor, bedeni gelistirir ve belli bir görünüs saglar, fakat zayiflatmaz. Terleme ile kilo kaybi düsünülmemelidir, ter ile kaybedilen su daha sonra geri alinir. Fizik aktivite sellülite karsi etkili mücadele yöntemidir, kaslari uyumlu hale getirir, asiri kilo alimina yol açmaz (eger body-building ile ugrasmiyorsaniz).
4.Psikolojik yararlar: Bu etkiler uygulanan spor türüne baglidir ki bunlar en az fizik etkiler kadar önemlidir. Spor;
- kendine güveni uyandirir, hirsi artirir,
- heyecani ve stresi azaltir,
- bedenin bilincine varilir, seksüel yasamin düzenine katki saglar,
- beynin daha iyi oksijenlenmesi sayesinde, zekasal etkinligi yükseltir,
- gurup düsüncesi, bireyler arasinda iliskiler, karsilikli olarak saygi kavrami gelisir,
- zevk alma duyusu gelisir; bu beyinden salgilanan hormonlar ile olur; endorfinler; aile ve mesleki kaygilardan kurtulmaya olanak saglar.
havadan etkilenme - havadan etkilenmenin nedenleri - lodos insanı nasıl etkilerBirçok insan havadan etkilenir. Bazı kişilerin ruhsal ve fiziksel durumları havaya, yani hava değişikliğine bağlıdır. Kişiyi en çok lodos havalar etkiler. Havadan etkilenmenin nedenleri henüz bilinmemektedir.
Hava değişikliklerinin intiharlara, kalp ve dolaşım bozukluklarına ve koliklere neden olabildiği sanılmaktadır.
Belirtileri:
Baş ağrısı, bulantı, halsizlik, uykusuzluk ve neşesizlik görülür.
Seyri:
Süresi ve şiddeti hava koşullarına bağlıdır.
Tedavi:
Havadan etkilenen kişiler, havanın kendilerini etkilediği günlerde ruhsal ve fiziksel yorgunluklardan kaçınmalıdır.
Kalp ve kan dolaşım bozukluğu olanlar bu günlerde araba kullanmamalıdır. Mümkün olduğu kadar açık havada dolaşmalı ve uykuların düzenli olmasına dikkat etmelidir.
Baş ağrısı giderici, sakinleştirici ve kan dolaşımını düzenleyici ilaçlar rahatlık sağlar. Hatta, kahvenin bile yararlı olabildiği gerçektir. Saunalar ve hava kürleri önlem olarak uygulanabilir. Aşırı duyarlılık durumlarında yer değiştirmelidir.