888888

888888

Üye
13.08.2010
Astsubay
8.550
Hakkında

  • Aöf Uluslararası İlişkiler Dersleri - Kişilik Psikolojisi ve Kişilik Kuramları Konu Özeti - Kişilik Kavramları
    Kişilik Psikolojisi ve Kişilik kavramlarını tanımlayacak, kişiliğin gelişimine etki eden biyolojik ve çevresel etkenleri açıklamak Kişilik, çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Kişiliğin gelişmesini etkileyen başlıca etkenler biyolojik ve çevresel olmak üzere iki genel grupta incelenmiştir. Kişiliğin anlaşılması ve incelenmesine yönelik çeşitli kuramlar geliştirilmiştir.

    Kişiliğin anlaşılması ve incelenmesine yönelik geliştirilen kuramları tanımlayabilmek Bunlardan başlıcaları psikoanalitik, sosyal öğrenme, davranışçı vb. kuramlardır. Kişilik kuramları karmaşık davranışları kısa ve açık ifadesini sağlamaları, mevcut bilgileri anlamlı bir bütün haline getirmeleri açılarından önemlidir. Sigmund Freud tarafından geliştirilen psikoanalitik kuram, kişiliği tanımlarken yapısal ve topografik görüşleri temel alır. Yapısal görüş zihinsel yaşamın bir biriyle çatışma halinde olan ancak birbirini tamamlayan id, ego ve süperego ögelerini tanımlar.

    Topografik görüş ise zihinsel yaşamın yüzeysel yapısını oluşturan betimleyici özellikleri bilinçaltı, bilinç öncesi ve bilinç olarak ele alır. Frud sonrası psikodinamik kuramlar ya da sosyal görüşlü psikoanalistler insanı sadece biyolojik bir varlık değil aynı zamanda sosyal bir varlık olarak toplumun bir ürünü görmüşlerdir. Bu kuramcıların arasında Adler, Horney, Fromm ve Sullivan yer alır. Bir diğer yaklaşım ise insancıl kişilik kuramıdır.

    Bu kuram sosyal gereksinim ve bilinçli (ego) süreçler üzerinde durur. Bu kuramlar daha çok kuramcıların isimleriyle anılır. Carl Rogers, Abrahan Maslow,Rolla May, Victor Frankl bu isimler arasında yer . Davranışçı kuram ise öğrenme kuramı ile paralel kavramları kullanmaktadır. Sosyal bilişsel öğrenme kuramları ise davranışçı kuramların bir uzantısı

    olarak öğrenme, bilişsel süreçler ve sosyal etki konuları üzerine yoğunlaşır. Kişiliğin değerlendirilmesi için yapılan kişilik testlerinin neler olduğunu ve özelliklerini açıklayabilmek Kişiliğin değerlendirilmesi çeşitli kişilik ölçekleriyle yapılır.

    Kişilik ölçekleri genellikle objektif ve projektif olmak üzere iki büyük kategoride incelenebilir. Objektif testlere MMPI, projektif testlere Rorschach ve TAT başlıca örnekler olarak verilebilir.


    alıntı
#15.08.2010 11:03 0 0 0
  • Aöf Uluslarası İlişkiler Dersleri - Aöf Davranış Bilimlerine Giriş - Aöf Davranış Bilimlerine Giriş Soru ve Cevaplar
    1. İnsanları etkileyen gerçek kişiler bütününe ne ad verilir?
    CEVAP: Toplum

    2. Toplumsallaşma sonucu bireyin en temel kazanımı ?
    CEVAP: Kişilik

    3. Dürtü ne tür bir güdüleyicidir?
    CEVAP: İçsel

    4. Bilimsel bir araştırmada anket sorularının hazırlanmasından sonra soruların örnekleme çok benzeyen bir grupta sınanmasına ne ad verilir?
    CEVAP: Pilot araştırma

    5. Türkiye’de sosyoloji alanındaki çalışmalarda Ziya Gökalp’in etkilendiği sosyoloji akımı hangisidir?
    CEVAP: Durkheim sosyolojisi

    6. Başka bir toplumda yaşayan insanların giyim kuşamlarının evlilik biçimlerini, güzellik ve ahlak anlayışını o kültürün kendi yapısı içinde değer yargılarını kullanmadan anlamaya ne ad verilir?
    CEVAP: Kültürel Relativizm

    7. Toplumsal yapı kavramına ilişkin aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
    CEVAP: Toplumsal yapı birbirinden bağımsız parçalardan oluşur

    8. Grup büyüklüğü ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
    CEVAP: Grup büyüdükçe üyeler arasındaki sosyal etkileşim oranı artar

    9. Aynı sosyal grup içinde yapılan evlenmelere ne ad verilir?
    CEVAP: Endogami

    10. Freud, çocuğun temel haz kaynağının cinsel organı olduğu ve kendi cinsindeki ebeveynler ile özdeşim kurarak cinsiyet rollerini kazanmaya başladığı döneme ne ad verilir?
    CEVAP: Fallik dönem

    11. Endüstrileşmiş toplumlara ilişkin hangisi yanlış bir ifadedir?
    CEVAP: Edinilmiş statüler yaygındır

    12. “Rorschech Testi” ne tür bir kişilik testidir?
    CEVAP: Projektif

    13. Tam karşıdan bakıldığında bir yemek tabağının yüzün ağ tabakasına düşen imgesi daire şeklindeyken, tabağa başka açılardan bakıldığında, bu imgenin giderek oval şekle dönüşmesine karşın tabağın hep daire biçiminde algılanmasına ne ad verilir?
    CEVAP: Algıda değişmezlik

    14. Bireyin tutum nesnesine ilişkin düşünce, bilgi ve inançlarından oluşan tutum bileşenine ne ad verilir?
    CEVAP: Bilişsel bileşen

    15. Freud’a göre psişik enerjinin kaynağını oluşturan haz ilkesine göre çalışan, mantıksız, bencil, bireysel olan en ilkel kişilik sistemi yapısı hangisidir?
    CEVAP: ID

    16. Normal ve sapmış davranışların oluşumunu çevresel etkenlere bağlayan gelişim kuramı aşağıdakilerden hangisidir?
    CEVAP: Sosyal öğrenme kuramı


    17. Organizmanın sinir uçlarına etki eden enerji değişikliklerine ne ad verilir?
    CEVAP: Uyarıcı

    18. Kültüre ilişkin aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
    CEVAP: Kültür nesilden nesile kalıtımla geçer


    19. Bireysel sporlarla uğraşan kişilerin seyirci önündeyken ya da diğer sporcularla yarışırken çoğu kez tek başlarına olduklarına oranla daha farklı sonuçlar almaları aşağıdakilerden hangisine örnektir?
    CEVAP: Sosyal hızlandırma

    20. Toplumsallaşma ile ilgili hangisi yanlıştır?
    CEVAP: Bu süreç yetişkinlikle beraber sona erer

    21. Çevrede meydana gelen bir olayı görmüş olan başka insanların bulunmasının bireyin acil yardım, gerektiren bir duruma müdahale etme olasılığını azaltmasına ne ad verilir?
    CEVAP: Tanık etkisi

    22. Kütüphaneden ödünç aldığı kitabı gününde teslim etmeyen bir kişinin geciktiği gün sayısı kadar kitap almaması nedeniyle gelecekte kitaplarını zamanında iade etmesi aşağıdakilerden hangisine bir örnektir?
    CEVAP: Ceza

    23. Tepkisel koşullanmanın gerçekleşmesi için aşağıdakilerden hangisi gereklidir?
    CEVAP: Koşullu ve koşulsuz uyarıcı arasında bir bağ kurulması


    alıntı
#15.08.2010 10:58 0 0 0
  • Kayseri Adının Tarihi - Kayseri'nin Kayseri Adını Alışı - Kayseri'nin Eski Adı
    Kayseri Milattan önce kurulmuş bir şehirdir. Bu şehre ilk defa (Kanisti) adı verilmiştir. Asurlular dönemine rastlayan çağlardaki bu ad daha sonra (Mazaka) olarak değişmiştir.

    Bu adın da, Kapadokya'lıların atası Mechus, ya da (Mosoch) dahi geldiği ifade edilir. Bir başka görüş de, Mazak''ın Grekçe Mazaka'ya dönüşmesinden geldiği şeklindedir. Bu adın, Frig dilindeki Zeus anlamına gelen Mazcus'tan gelebileceği de öne sürülmektedir. En uygun şekli de bu ifade olmalıdır. Çünkü bulunan eski paralar üzerinde bu ifadelere rastlanmaktadır.

    Kayseri, bir ara (Eusebeia) adını da almıştır. Bu adla l. Kapadokya Krallığının başkenti olduğu da ayrıca kaynaklarda ifade ediliyor.

    Kayseri'nin bu adı alış tarihi M.S. 17. Yıla rastlar. Kapadokya Kralı Roma Imparatoru'nun onuruna şehre (Kaisareia) adını verıniştir. Şehir bu adla ün bulmuş ve gelişmiştir. Ancak, aynı yıllarda, Anadolu'da aynı adla başka şehirler de bulunduğu için, burasını diğerlerinden ayırmak için, (Erciyes'in kenarındaki (Kaisareia)- (Kapadokya'nın başkenti Kaisareia) - (Anadolu''nun öncü şehri Kaisareia) gibi adlar verilmiştir.

    Şehrin bugünkü adını alışı 7 Asırda Arap ordularının şehri ele giçirmelerinden sonraya rastlar. O da (Kaisareia) adının (Kayseri) şeklinde okunuşundan ibarettir. Şehir, o tarihten bu yana bu adla anılmaktadır.


    alıntı
#14.08.2010 22:47 0 0 0
  • Kayseri'deki Camiiler - Kayseri Mescitleri
    Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Melikgazi)

    Kayseri il merkezinde Camii kebir Mahallesi’nde, Kapalı Çarşı’nın hemen yanında yer alan Ulu Cami, eski kayıtlarda Sultan Camisi olarak geçmektedir. Camiyi Kayseri’yi başkent yapan Danişmendlilerin üçüncü hükümdarı Melik Mehmet Gazi 1134-1143 yıllarında yaptırmıştır. Selçuklu hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in emirlerinden Muzafferüddin Mahmud bin Yağıbasan 1205-1206 tarihinde onarmıştır. Bu onarımı belirten bir kitabe caminin kuzey yönündeki duvar üzerine yerleştirilmiştir. Bu kitabe mermer üzerine sülüs yazı ile dört satırlık olup, mealen anlamı şöyledir:

    “Bu camiyi, Kılıçaslan oğlu büyük sultan Keyhüsrev devrinde, Allah onun yardımını yüceltsin, h.602 (1205-1206) Yağıbasanoğlu Muzafferüddin Mahmud tarafından onarılmıştır.”

    Caminin kuzey kapısı üzerindeki bir kitabeden öğrenildiğine göre; h.1126 ( 1714 ) yılındaki depremden kısmen yıkılmış ve Matbah ve Sur Emini Halil Efendi tarafından 1722-1723 yılında tamir edilmiştir. Bu kitabe sülüs yazılı olup mealen anlamı şöyledir:

    “Yalnız matbah emini değil, Sultan suru eminidir de. Malının çoğunu hayra yöneltmek herkesçe malum itiyadı, o temiz müstesna kişi cümle alemin Halili’dir, dostudur. Ser ve azadır. Hayrın gül bahçesi denilse lâyıktır. Arşı asa olan bu ibadet yeri zelzeleden yıkık halde iken en iyi onarımla bu harabe binayı yepyeni yaptı. Güzel kubbesinin üst örtüsü yıkılmıştı. Yine eski şekil üzere binası ortaya çıktı. Yüce Kâbe’nin nuru Mecidi Mevlâ Ona göstermesin imar edilmiş bu eve şöyle bir yeni tarih yazılsın; Halil’in Ulu Camisi’nin binası Kâbe gibi oldu”.

    Ulu Cami bunun dışında birkaç onarım daha geçirmiştir. Caminin içerisinde mihrap içindeki kitabeden Salih Paşa tarafından h.1230’da (1814) onarıldığı öğrenilmektedir. Ayrıca caminin mihrap tarafındaki kubbenin doğu kısmında 1856 yılında bir kez daha onarıldığını belirten bir başka kitabe daha bulunmaktadır.

    Ulu Cami dikdörtgen planlı olup, 1750 m2’lik bir yer kaplamaktadır. Cami Selçuklu ve Danişmendli Ulu Cami plan tipinin erken örneklerinden birisidir. İbadet mekanı 47.45x27.00 m. ölçüsündedir. Caminin üzeri 12 kemer ayağının taşıdığı düz bir çatı ile örtülüdür. Biri mihrap önünde, diğeri de ortada olmak üzere taş kaplamalı iki kubbesi bulunmaktadır. Yarım yuvarlak olan mihrabı çeşitli motiflerle bezenmiştir. Ayrıca ağaç minberi Anadolu Selçukluları döneminde yaygın olan taklit kündekâri tekniğinde yapılmıştır. İki katlı olan minberin kapısında ortada altı köşeli bir yıldız, geometrik desenler ve Rumiler, kıvrık dallarla bezelidir. Ayrıca Kuran’dan alınma ayetler minber üzerine yazılmıştır. İbadet mekanı mihrap duvarına dik olarak sıralanmış 30 sütunla sekiz sahna ayrılmıştır. Bu sütun ve sütun başlıklarının çoğu Roma ve Bizans yapılarından toplanmıştır.

    Caminin batısında sekizgen bir taban üzerinde kalın silindirik gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Bu minare mozaik tuğlalarla yapılmıştır.


    Hacı Kılıç Camisi (Kocasinan)

    Kayseri İstasyon Caddesi’nde bulunan bu camiyi yanındaki medrese ile birlikte kitabesinden öğrenildiğine göre; II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu İzeddin Keykavus’un emri ile Selçuklu emirlerinden Ebü’l Kasım Ali et-Tusi tarafından 1249-1250 yılında yaptırmıştır. Camiye Hacı Kılıç isminin neden verildiği bilinmemektedir.

    Cami yanındaki medrese ile bir bütün oluşturmaktadır. Her iki yapı da kesme taştan yapılmıştır. Yalnızca güney cephe duvarlarında yer yer devşirme malzeme de kullanılmıştır.

    Cami mihrap duvarına dik beş nefe payelerle ayrılmış ve bunlar sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Üzeri tamamen beşik tonozlarla örtülü olup, orta nefin mihrap önüne rastlayan bölümü pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin dışa taşkın ve oldukça yüksek olan giriş kapısı dikdörtgen çerçeve içerisinde yuvarlak kemerli olup, mukarnaslarla sona ermektedir. Ayrıca kapının yüzeyini geometrik geçmeler boş yer kalmamacasına kaplamıştır. Caminin batısında ikinci bir giriş bulunmaktadır. Ancak fazla derin olmayan sivri kemerli bir niş içerisindeki bu kapıda bezeme bulunmamaktadır.

    Caminin giriş cephesinde, kapının iki yanında birer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bunlardan sağ taraftakinin önü sonradan yapılmış minare kaidesi ile kapatılmıştır. İbadet mekanında, mihrap duvarında üç, batı duvarında da iki pencere daha bulunmakta olup, bunlar mazgal pencere niteliğindedir. Mihrap nişi geometrik örgülü yıldız geçmelerden meydana gelmiş bir bordürle çevrilmiştir. Ayrıca köşe dolgularındaki düğümlü geçmeler Konya Alaaddin camisi’ndeki bezemeyi hatırlatmaktadır.

    Caminin ve medresenin köşelerinde destek kuleleri bulunmaktadır. Bunlardan medrese ve cami arasındaki alana, dikdörtgen kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli tek şerefeli taş minare oturtulmuştur.


    Huant Hatun Camisi (Melikgazi)

    Kayseri kalesinin doğusunda, şehri çevreleyen surların dışında yer alan külliye; 1237-1246 yılları arasında I. Keykubat'ın karısı, II.Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından yaptırılmıştır. Külliyeyi oluşturan yapı topluluğundan biri olan Cami, kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; 1238 yılında tamamlanmıştır. Buradaki üç satırlık mermer kitabede mealen şöyle yazılıdır:

    “Bu mübarek caminin inşasını Keykubat oğlu, yüce sultan din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, Keyhüsrev devrinde, Şevval 635 (Mayıs 1238) yılında büyük alim, kanaatkâr, dünya ve dinin yüz akı, hayırlar fatihi, Melike, oğluna emretti.
    Allah Onun varlığını devamlı kılsın, gücünü arttırsın”.

    Klasik Selçuklu planında, 52.30x43.70 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, kuzey-güney yönünde uzanan geniş bir orta sahın ile onun yanındaki üçer sahından meydana gelmiştir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe dışındaki bölümlerin üzerleri tonozlarla örtülüdür. Bunlardan doğuda 10, batıda da 7 tonoz örtüsü vardır. Kubbe ve tonozları iki kubbe arasındaki toplam 48 paye taşımaktadır. Mihrap önü kubbesi ise günümüze orijinal durumunu koruyarak gelebilmiştir. Ancak üzerindeki yapıldığı dönemin özelliğini yansıtan külahı yıkılmış ve günümüze gelememiştir. İbadet mekanının üzerini örten kubbe kitabesinden öğrenildiğine göre 1899 yılında Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Yüksek bir kasnak üzerindeki bu kubbenin 1726-1727 yıllarındaki onarımında konulan kubbe üzerine yapıldığı bilinmektedir.

    Mihrap mermer sütuncuklar ve mukarnaslı olup, çevresi geometrik taş oymalarla süslenmiştir. Ayrıca istiridye motifli üç niş de onu tamamlamıştır. Minber döneminin özelliğini taşıyan kündekari tekniğindedir. Ne yazık ki bu minberin üzerindeki yazılardan bir kısmı kazınmış ve boyanmıştır.

    Caminin doğu ve batıdaki giriş kapıları Klasik Selçuklu üslubunda geometrik motiflerle çevrelenmiş ve abidevi bir görünüş kazanmıştır. Kapıların giriş kemeri üzerinde Kuran’dan alınma ayetlerden oluşan bir friz dolaşmaktadır.

    Caminin minaresi batı taç kapısı üzerinde köşk-minare şeklinde 1139 onarımında yapılmıştır. Caminin orijinal Selçuklu minaresi bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla ezan doğu duvarının iç yüzündeki taş merdivenlerden çıkılarak damda okunuyordu. Sonradan Osmanlı döneminde caminin batı taç kapısı üzerine altı ayaklı taş bir minber-minare yapılmıştır. Zeminden 47.5 cm. yükseklikte, 1.56x1.39 m. ölçüsündeki dikdörtgen kaideli yekpare taştan yapılmış minare 5 m. yüksekliğindedir. Konik biçimde oyulmuş sivri kemerli cepheler yekpare taştandır. Minare şerefesinin tavanı içten düz, çatısı da dışarıya çıkıntılı saçaklarla tamamlanmıştır. Külahın kaidesi ise kare planlı yekpare taştandır. Külah üç parçalı taştan yapılmıştır. Bu minber minarenin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber yanındaki büyük minarenin XIX.yüzyılın sonunda yapıldığı düşünüldüğünde, bu minarenin daha önce yapıldığı da açıklık kazanmaktadır. Ayrıca portalin yanında cami duvarına bitişik olan kesme taştan yuvarlak gövdeli büyük minare Sultan II.Abdülhamit tarafından 1900-1901 yılında yaptırılmıştır.


    Kölük (Gülük) Camisi (Melikgazi)

    Kayseri’de Düvenönü semtinde Gülük Mahallesi’nde bulunan Kölük (Gülük) Külliyesi cami ve medreseden meydana gelmiştir. Yapı topluluğu XIII. Yüzyıl Danişmendli eseri olup, Caminin kuzeydoğusundaki kapısının üzerinde bulunan kitabesinden bu yapıyı Kayseri Ulu Cami’sini onaran Muzaffereddin Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun tarafından 1211 tarihinde onarıldığı öğrenilmektedir. Üç satırlık Selçuklu sülüsü ile yazılmış kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

    “Bu binayı, Keyhüsrev’in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi hak dağıtıcısı, müminlerin emirinin ortağı büyük sultan Keyhüsrev’in hakimiyeti zamanında Allah’ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağbasan oğlu Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun h.607 (1210-1211) yılında onarmıştır”.

    Camiyi 1335 depreminden sonra Kölük (Gülük) Şemseddin büyük ölçüde onarmış ve bu yüzden de yapı Onun ismi ile tanınmıştır.

    Cami, dikdörtgen planlı olup içerisindeki sütunlarla beş sahna ayrılmıştır. Mihrap önüne rastlayan orta nef kubbe ile diğerleri de tonozlarla örtülmüştür. Kubbeler ve tonozlar 32 kemer ayağı üzerine oturtulmuştur. Mihrap önü kubbesi ve onu taşıyan Türk üçgenleri tuğladan yapılmıştır. Caminin güney duvarında girişe göre sola kaydırılmış mozaik çinili bir mihrap görülmektedir. Bu çinili mihrap daha önceden yapılmış taş mihrabın üzerine XIII.yüzyıl çinileri ile kaplanarak yeniden yapılmıştır. Selçuklu mozaik-çini mihraplarının en güzel örneklerinden birisidir. Burada geometrik ve bitkisel motiflerin ve çinilerin arasına yer yer ayetler yerleştirilmiştir.

    Gülük camisi'nin çatı ile örtülü kubbesinin yanında minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare 1.60x1.58 m. ölçüsünde taş kaide üzerine yerleştirilmiş olup, dört taş basamakla çıkılmaktadır. Minare altı taş sütunun taşıdığı taş bir külah ile örtülmüştür.

    Cami ve medrese 1835-1856 yıllarında onarılmıştır. Caminin çatısı 1971 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden onarılmış ve üzeri bakır kaplamalı ahşap çatı ile minare sonradan yapılmıştır.


    Han Camisi (Melikgazi)

    Kayseri il merkezinde Burhanettin Bulvarı üzerinde bulunan Han Camisi, XIII.yüzyılda Selçuklular tarafından yapılmıştır. Mimari olarak tipik bir Selçuklu hanı plan düzeninde yapılmıştır. İlk yapılışında han olarak kullanılan bu yapı sonradan camiye çevrilmiş ve bu yüzden de Han Camisi ismini almıştır. Hanın ne zaman camiye çevrildiği ve ne zaman yapıldığı konusunda kesin b ilgi bulunmamaktadır. Caminin kitabesi bulunmamaktadır. Cami 1856 ve 1896 yıllarında onarılmıştır.

    Caminin içi ve dışı iri yontma taşlardan yapılmıştır. Caminin kapalı kısmının yanında portalin bulunduğu cephede birbirlerine kemerlerle bağlanmış dört payenin taşıdığı tonozlu bir bölüm bulunmaktadır. Bunlardan orta tonoz diğerlerinden daha yüksektir. Hanın ilk yapılışındaki kemerli kapısı orta gözün bulunduğu yere açılmaktadır. Sonraki dönemde bu kapının bulunduğu yere mihrap eklenmiştir. İbadet mekanı mihraba paralel 24 taş ayakla üç bölüme ayrılmıştır. Yapının üzeri toprakla örtülmüş cami olarak kullanılmaya başlandıktan sonra da batı cephesine bir minare ilave edilmiştir.

    Bu hanın ilk yapılışında şehrin kale surlarına dayandığı ve şehir kapıları kapandıktan sonra gelen yolcuların burada kaldığı sanılmaktadır.


    Kurşunlu Camisi (Melikgazi)

    Kayseri il merkezinde Belediye Parkı’nın yanında İstanbul Caddesi üzerinde bulunan Kurşunlu Camisi’ni Hacı Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesinden öğrenildiğine göre Mimar Sinan tarafından 1585 yılında yapılmıştır. Bu caminin ilk yapımında hamam, sıbyan mektebi, imaret, han ve çeşmesi ile birlikte külliye halinde idi. Ancak günümüze yalnızca cami gelebilmiştir.
    Cami kesme taştan Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda yapılmıştır. Kare planlı ibadet mekanının üzerini pandantiflere oturan yuvarlak kasnaklı merkezi bir kubbe örtmüştür. İbadet mekanının köşelerindeki dayanaklarla caminin daha dayanıklı olması sağlanmıştır. Caminin mermer giriş kapısı çift revaklı son cemaat yeri yapıldığı dönem için oldukça karakteristiktir. Mihrap ve minberi mermerden olup, günümüze orijinal konumu ile gelebilmiştir. Yanında kare kaide üzerinde yükselen tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.


    alıntı
#14.08.2010 22:35 0 0 0
  • Konu: Malavi
    Malavi tanıtım - Malavi Hakkında Bilgiler
    Coğrafi Verileri

    Konum: Güney Afrika'da, Zambiya'nın doğusunda yer alır.
    Coğrafi konumu: 13 30 Güney enlemi, 34 00 Doğu boylamı
    Haritadaki konumu: Afrika
    Yüzölçümü: 118,480 km²
    Sınırları: toplam: 2,881 km
    sınır komşuları: Mozambik 1,569 km, Tanzanya 475 km, Zambiya 837 km
    Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)
    İklimi: subtropikal; Kasım - Mayıs ayları yağış mevsimi, Mayıs - Kasım ayları kuru mevsim yaşanır.
    Arazi yapısı: Uzun dar ve engebeli platolar, tepelikler, dağlar yer alır.
    Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Shire Nehri kavşağında 37 m
    en yüksek noktası: Sapitwa 3,002 m
    Doğal kaynakları: Kireçtaşı, işlenebilir arazi, hidro enerji, uranyum, kömür, boksit
    Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %20.68
    daimi ekinler: %1.18
    diğer: %78.14 (2005 verileri)
    Sulanan arazi: 560 km² (2003 verileri)
    Coğrafi not: kara ile çevrili

    Nüfus Bilgileri

    Nüfus: 14,268,711 (Temmuz 2009 verileri)
    Nüfus artış oranı: %2.38 (2006 verileri)
    Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini)
    Bebek ölüm oranı: 94.37 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini)
    Ortalama hayat süresi: toplam nüfus: 41.7 yıl
    erkeklerde: 41.93 yıl
    kadınlarda: 41.45 yıl (2006 verileri)
    Ortalama çocuk sayısı: 5.92 çocuk/1 kadın (2006 tahmini)
    HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %14.2 (2003 verileri)
    HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 900,000 (2003 verileri)
    HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 84,000 (2003 verileri)
    Ulus: Malavili
    Nüfusun etnik dağılımı: Chewa, Nyanja, Tumbuko, Yao, Lomwe, Sena, Tonga, Ngoni, Ngonde, Asyalılar, Avrupalılar
    Din: Protestan %55, Roma Katolikleri %20, Müslümanlar %20, yerel inançlar
    Diller: İngilizce (resmi), Chichewa (resmi), diğer yerel lehçeler
    Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler
    toplam nüfusta: %62.7
    erkekler: %76.1
    kadınlar: %49.8 (2003 verileri)

    Yönetimi

    Ülke adı: Resmi tam adı: Malavi Cumhuriyeti
    kısa şekli : Malavi
    Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet
    Başkent: Lilongve
    İdari bölümler: 24 bölge; Blantyre, Chikwawa, Chiradzulu, Chitipa, Dedza, Dowa, Karonga, Kasungu, Lilongwe, Machinga (Kasupe), Mangochi, Mchinji, Mulanje, Mwanza, Mzimba, Ntcheu, Nkhata Bay, Nkhotakota, Nsanje, Ntchisi, Rumphi, Salima, Thyolo, Zomba
    Bağımsızlık günü: 6 Temmuz 1964 (İngiltere'den)
    Milli bayram: Bağımsızlık günü, 6 Temmuz (1964)
    Anayasa: 18 Mayıs 1994
    Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NAM, OAU (Afrika Birliği Teşkilatı), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), SADC, UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UNMIK (BM Kosova Geçici Yönetimi), UPU (Dünya Posta Birliği), WFTU (Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WToO (Dünya Turizm Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü)

    Ekonomik Göstergeler

    GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 8.038 milyar $ (2006 verileri)
    GSYİH - reel büyüme: %7 (2006 verileri)
    GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %35.4
    endüstri: %17.6
    hizmet: %47 (2006 verileri)
    Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %15.1 (2006)
    İş gücü: 4.5 milyon
    Sektörlere göre işgücü: tarım %90 (2003 verileri)
    Endüstri: Tütün, çay, şeker, çimento, tüketim malları
    Elektrik üretimi: 1.293 milyar kWh (2004)
    Elektrik tüketimi: 1.202 milyar kWh (2004)
    Elektrik ihracatı: 0 kWh (2004)
    Elektrik ithalatı: 0 kWh (2004)
    Tarım ürünleri: Tütün, şekerkamışı, pamuk, çay, kahve, fıstık, biber, mısır, patates, manyok, büyükbaş hayvan, keçi
    İhracat: 513.1 milyon $ (2006)
    İhracat ürünleri: tütün, pamuk, çay, kahve, şeker, acı biber, fıstık, işlenmiş
    ağaç ürünleri, balık, boksit,uranyum, altın
    İhracat ortakları: ABD %17.9, Güney Afrika %11.2, Mısır %7.6, Almanya %7, Hollanda %6.9, Japonya %4.8, Rusya %4.6, Mozambik %4.3, Birleşik Krallık %4.2 (2005)
    İthalat: 767.9 milyon $ (2006)
    İthalat ürünleri: Buğday ürünleri, süt ürünleri, konserve, tekstil ürünleri, gübre, maden, her türlü makine, inşaat malzemesi, elektrik sistemleri, tarım makineleri, altyapı işletmeciliği, otel, taşıtlar, ev inşaatı, deri ve ayakkabı imalatı, ilaç
    İthalat ortakları: Güney Afrika %36.9, Zambiya %9.2, Zimbabve %7.7, Mozambik %7.1, Hindistan %6.8, Tanzanya %4.9, ABD %4 (2005)
    Dış borç tutarı: 982.4 milyar $ (2006 verileri)
    Para birimi: Malavi Kwachası (MWK)
    Para birimi kodu: MWK
    Mali yıl: 1 Temmuz - 30 Haziran

    İletişim Bilgileri

    Kullanılan telefon hatları: 102,700 (2005)
    Telefon kodu: 265
    Radyo yayın istasyonları: AM 9, FM 5 , kısa dalga 2 (2001)
    Radyolar: 2.6 milyon (1997)
    Televizyon yayını yapan istasyonlar: 1 (2001)
    Televizyonlar: 0 (1999)
    Internet kısaltması: .mw
    Internet servis sağlayıcıları: 8 (2001)
    Internet kullanıcıları: 52,500 (2005)

    Ulaşım ve Taşımacılık

    Demiryolları: 797 km
    Karayolları: 15,451 km (2003)
    Su yolları: 700 km
    Limanları: Chipoka, Monkey Bay, Nkhata Bay, Nkhotakota, Chilumba
    Hava alanları: 42 (2006 verileri)


    alıntı
#14.08.2010 22:18 0 0 0
  • Konu: Martinik
    Martinik Adası - Martinik Adasının Tanıtımı - Martinik Adası Hakkında Bilgi
    Coğrafi Verileri

    Konum: Karayipler, Karayip Denizinde ada, Trinidad ve Tobago'nun kuzeyinde yer alır.
    Coğrafi konumu: 14 40 Kuzey enlemi, 61 00 Batı boylamı
    Haritadaki konumu: Orta Amerika ve Karayipler
    Yüzölçümü: 1,100 km²
    Sınırları: 0 km
    Sahil şeridi: 350 km
    İklimi: tropikal
    Arazi yapısı: Dağlık kıyı şeridi, volkanik kayaçlar yer alır.
    Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Karayip Denizi 0 m
    en yüksek noktası: Montagne Pelee 1,397 m
    Doğal kaynakları: Sahiller ve işlenebilir topraklar
    Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %9.09
    daimi ekinler: %10
    diğer: %80.91 (2005 verileri)
    Sulanan arazi: 70 km (2003 verileri)
    Doğal afetler: Kasırga, su baskınları, volkanik aktivite

    Nüfus Bilgileri

    Nüfus: 436,131 (Temmuz 2006 verileri)
    Nüfus artış oranı: %0.72 (2006 verileri)
    Mülteci oranı: -0.03 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini)
    Bebek ölüm oranı: 6.95 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini)
    Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 79.18 yıl
    erkeklerde: 79.5 yıl
    kadınlarda: 78.85 yıl (2006 verileri)
    Ortalama çocuk sayısı: 1.79 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)
    Ulus: Martinikli
    Nüfusun etnik dağılımı: Afrika yerlileri ile beyazların karışımı %90, beyaz %5, Doğu Hindistanlı, Çinliler %5
    Din: Roma Katolikleri %95, Hindu ve pagan Afrikalılar %5
    Diller: Fransızca, Creole dili
    Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler
    toplam nüfusta: %97.7
    erkekler: %97.4
    kadınlar: %98.1 (2003 verileri)

    Yönetimi

    Ülke adı: Resmi tam adı: Martinik Bölgesi
    kısa şekli : Martinik
    Yerel tam adı: Departement de la Martinique
    yerel kısa şekli: Martinique
    Bağımsızlık durumu: Fransa'ya bağımlı topraklardandır.
    Başkent: Fort-de-France
    İdari bölümler: yok (Fransa'ya bağımlı topraklardandır.)
    Bağımsızlık günü: yok (Fransa'ya bağımlı topraklardandır.)
    Milli bayram: Bastille Günü, 14 Temmuz (1789)
    Anayasa: 28 Eylül 1958 (Fransız Anayasası)
    Hukuk: Fransız hukuku
    Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: FZ, WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WFTU (Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu)

    Ekonomik Göstergeler

    Ekonomiye genel bakış: Martinik ekonomisi şekerkamışı, muz, turizm ve hafif endüstriye dayanır. Gayri safi milli hasılanın %6'sını tarım ve %11'ini küçük endüstriyel sektör karşılar. Şeker kamışının çoğunun rom üretimi için kullanılmasıyla, şeker üretimi azalmıştır. Çoğu Fransa'ya giden muz ihracatı büyümektedir. Et, sebze ve hububat gereksinimlerinin büyük kısmı ithal edilmelidir, ki bu Fransa'dan geniş yıllık yardım transferleri talep eden kronik ticaret açığına sebep olur. Yabancı döviz kaynağı olarak turizm, tarımsal ihraç ürünlerinden daha önemli bir hale gelmiştir. İş gücünün büyük kısmını servis sektörü ve hükümet karşılar.
    GSYİH: Satınalma Gücü paritesi 6.117 milyar $ (2003 verileri)
    GSYİH - sektörel bileşim: tarım: %6
    endüstri: %11
    hizmet: %83 (1997 verileri)
    Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.9 (1990)
    İş gücü: 165,900 (1998)
    Sektörlere göre işgücü dağılımı: tarım %10, endüstri %17, hizmet %73 (1997)
    İşsizlik oranı: %27.2 (1998)
    Endüstri: İnşaat, rom, çimento, petrol arıtımı, şeker, turizm
    Elektrik üretimi: 1.205 milyar kWh (2003)
    Elektrik tüketimi: 1.12 milyar kWh (2003)
    Elektrik ihracatı: 0 kWh (2003)
    Elektrik ithalatı: 0 kWh (2003)
    Tarım ürünleri: Ananas, avakado, muz, çiçek, sebze, şekerkamışı
    İhracat: 404.2 milyon $ (2002)
    İhracat ürünleri: Arıtılmış petrol ürünleri, muz, rom, ananas
    İhracat ortakları: Fransa %45, Guadalup %28 (2004)
    İthalat: 2.307 milyar $ (2002)
    İthalat ürünleri: Petrol ürünleri, ham petrol, gıda maddeleri, inşaat malzemeleri, araçlar, giysi, diğer tüketim malları
    İthalat ortakları: Fransa %62, Venezuela %6, Almanya %4, İtalya %4, ABD %3 (2004)
    Dış borç tutarı: 180 milyon $ (1994)
    Para birimi: Euro (EUR)
    Para birimi kodu: EUR
    Mali yıl: Takvim yılı

    İletişim Bilgileri

    Kullanılan telefon hatları: 172,000 (2001)
    Telefon kodu: 596
    Radyo yayın istasyonları: AM 0, FM 14, kısa dalga 0 (1998)
    Radyolar: 82,000 (1997)
    Televizyon yayını yapan istasyonlar: 11 (1997)
    Televizyonlar: 66,000 (1997)
    Internet kısaltması: .mq
    Internet servis sağlayıcıları: 2 (2000)
    Internet kullanıcıları: 107,000 (2005)


    Demiryolları: 0 km
    Karayolları: 2,105 km (2000)
    Su yolları: yok
    Limanları: Fort-de-France, La Trinite
    Hava alanları: 2 (2006 verileri)


    alıntı
#14.08.2010 22:15 0 0 0
  • Türklerin Arap Alfabesini Kullanması - Doğu Türkçesi - Tanzimat Döneminde Alfabede Değişiklik - Cumfuriyet Dönemi Alfabesi - Arap Alfabesinden Latin Alfabesine Geçiş
    Tanzimat döneminde Osmanlıca’ya karşı doğan tepki kullanılan alfabe sistemini de tepkiyi beraberinde getirmiştir. Türklerin Arap alfabesini kullanması Anadolu Türkçesinde 13. yy’a Doğu Türkçesinde 11.yy’a gider. Arap alfabesi ve İslamiyet’in de tesiriyle Arapça-Farsça kelimelerin Türk Dili’ni istila ettiği duruma tepki gösteren aydınlar alfabe sisteminin de ıslah edilmesi gerektiği düşüncesini Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar sürekli tartışılagelmişlerdir. Tüm bu tartışmalarla beraber Tanzimat döneminden Cumhuriyet dönemine gelinceye değin Alfabede kısmi bir düzenleme yapılmış, dönemin ıslahatçıları tarafından Arap alfabesinin ıslah edilmesi savunulmuştur. Ne var ki 519 harf şeklinden ancak 110 şekle indirilmiştir (Aktaş, 2004, 343).

    Alfabe konusu, Cumhuriyet döneminde ilk defa İzmir İktisat Kongresi’nde gündeme gelmiş, maarifi ilgilendirdiği için reddedilmiştir. Daha sonra 1924 yılında Şükrü Saraçoğlu tarafından TBMM’de gündeme getirilmiş, ancak sonuçsuz kalmıştır. Bu sıra kültür alanındaki gelişmeler de peş peşe devam etmektedir. 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile öğretimde birliğin sağlanabilmesi için “dil birliği”nin kurulması, bunun için de Latin harflerinin kabulü gerekliliği düşünülmeye başlanmıştır. Uygulanan kültür programı doğrultusunda yavaş yavaş Latin harflerine doğru gidiş başlamıştır. 26 Aralık 1925 tarihinde uluslar arası takvim ve saatin kullanılması kabul edilmiş, Hicri Takvim yerine miladi Takvim alınmıştır. Daha sonra 1926 yılında çıkarılan bir kanunla ticaret alanında Türkçe kullanılması öngörülmüştür. Ticaret alanında aksamaların önüne geçmek gerekçesiyle Cuma günleri olan tatil Pazar gününe alınmıştır. 1927 yılında çıkarılan bir kanunla da sokak adları Türkçeleştirilmiştir. Arkasından 20 Mayıs 1928 tarihinde Arap rakamları bırakılarak Latin rakamları kabul edilmiştir ( Aktaş, 2004, 344).

    Türkiye Büyük Millet Meclisi 20 Mayıs 1928 tarihli toplantısında “ Beynelminel rakamlar”ın kullanılması hakkındaki 1288 sayılı bu kanunu kabul etti ve 1 Haziran 1928’den başlanarak Türkiye’de milletlerarası rakamlar resmen uygulanma alanına girdi. Milletlerarası rakamların Meclis’te kabulü sırasında bir çok hatipler “Harflerin değiştirilmesi” eğilimini gösterir konuşmalar yaptılar. İşte bunun üzerine bütün gazete ve dergilerde Latin harflerinin kabulü meselesi tartışılmaya başlandı. Bu alanda yazılanların çoğu Latin harflerinin kabulünden yana idi. Ama bu arada Arap harflerinin ıslahıyla eskisi gibi kullanılmasını savunanlar da oldu ( Ülkütaşır, 1973, 60).

    Devletin hazırlık ve girişimleri sürüp dururken, bazı kişiler de, Latin harflerini Türkçe’ye uyguluyorlardı. Bunlardan Paris’te oturan Dr. Rıza Nur, 1928 yılında Oğuzname’yi İskenderiye’de Latin harfleriyle bastırmıştı. Ortaya çıkan bu yeni durum üzerine, Maarif Vekaleti’nde yazar ve eğitimci uzmanlardan kurulan özel, geçici bir komisyonun çalışmaları da Latin esasından alınmak ve Tükçe’nin yapısına uygulanmak suretiyle güzel ve kolay bir “Yeni Türk Alfabesi” meydana getirileceğini kesinlikle göstermişti( Ülkütaşır, 1973, 60).

    Yönünü çağdaş uygarlığa çeviren genç Cumhuriyetin amaçladığı devrimlerin yaşama biçimi olması için ilk engellerden biri yazıdır, kaldı ki Cumhuriyet öncesi yazı ile dil, Osmanlı aydınlarınca da yoğun tartışılara yol açmıştır. Atatürk’ün yazının değiştirilmesine ilişkin düşüncesi, yeni değildir, bu düşünceyi çevresiyle tartışarak geliştirmiş, o güne değin yapılan çalışmalar da göz önüne alınarak bir kurul oluşturulmuş, bu kurula "Alfabe Komisyonu" denmiş, bu adın yanına bir de "Dil Encümeni" eklenmiştir

    Bu geçiş döneminden sonra, artık harf inkılâbına el atma zamanı da gelmiş olduğundan, Atatürk'ün direktifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile daha önce kurulmuş olan Dil Encümeni 26 Haziran 1928 tarihinde resmen çalışmaya başlamıştır. Falih Rıfkı (Atay), Yakup Kadri (Karaos-manoğlu), Ruşen Eşref (Ünaydın), Ahmet Cevat (Emre), Ragıp Hulûsi (Özdem), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Emin (Erişirgil) ve İhsan (Sungu)'dan oluşan bu encümen, Lâtin alfabesi temelinde, ancak, her yönü ile Türkçenin ses yapısına uygun millî bir Türk alfabesi hazırlama görevini yüklenmiş bulunuyordu.

    Encümen çok dikkatli ve titiz çalışmalar yaparak, bir tasarı hazırlamıştır. Encümen tarafından hazırlanan bu tasarıda ne Arap alfabesindeki harfler yer almış ne de Avrupa milletlerinin yazılarında görülen ch, sch, tsch gibi ikili, üçlü ve dörtlü harflere yer verilmiştir. ç, c, s, j, ğ gibi harfler de başka dillerin alfabesinden alındığı hâlde, ses değerleri bakımından kendi dilimize göre ayarlanmıştır. Çalışmalar sırasında komisyon güçlükle karşılaştıkça, Atatürk devreye girmiş ve bu güçlükleri keskin görüşü ile aydınlığa kavuşturmuştur.


    alıntı
#14.08.2010 21:18 0 0 0
  • Metin özetleme kuralları - Metin özetleme nasıl yapılır - Metnin türünün özellikleri - Metnin ana düşüncesi - Metinlerin incelenmesi
    Bir metni özetlemek, o metnin can damarlarını, esas hedefini bulmak ve onu tespit etmektir. Metnin yazılış amacı olarak sayabileceğimiz ana düşüncenin bulunması ve ana düşüncenin doğru algılanabilmesi ve anlaşılabilmesi için ona yardımcı olan yan düşüncelerin de iyi anlaşılması gerekir. İyi ve dikkatli okunmamış bir metnin yeteri kadar anlaşılabilmesi mümkün değildir. Bir metni özetlerken ana hatlarıyla şunlara dikkat etmemiz gerekir:
    a. Metni okumaya başlamadan önce o metni anlayabileceğimize ve ondan faydalanabileceğimize inanmalıyız. Faydası olacağına inanmadığımız ya da herhangi bir fayda beklemediğimiz bir metinden bir şey anlayabilmemiz mümkün değildir. Dolayısıyla, bizim metne bakışımız pozitif yani olumlu olmalıdır.
    b. Metin içerisinde kendimizce güzel gördüğümüz, can alıcı cümlelerin altını çizmeli ve gerekli yerlerde not almalıyız.
    c. Metne bir bütün olarak bakmalı ve metni bir bütünlük içerisinde değerlendirmeliyiz. Metne hakim bir bakış açısıyla onu incelemeye alırsak metnin neresinde ne var, hangi temel düşüncelerden bahsedilmiş bunları kolayca bulabiliriz.
    d. Metnin tür özelliklerini iyi bilmemiz gerekir. Her metin aynı özellikte ve türde değildir. Bir roman veya hikâye ile bir makale ya da deneme yazısı aynı özellikleri taşımaz. Taşıması da mümkün değildir. Çünkü onları farklı kılan da anlatımlarındaki, kuruluşunda ve kurgulanışındaki birbirine benzemeyen yönleridir. Dolayısıyla her metin farklı şekilde özetlenir. Bir roman veya hikâyede öncelikle olay örgüsünün nasıl oluştuğuna bakmak ondan sonra şahısların bu olaylardaki rol alış biçimlerine vurgu yapmak başlangıç olarak yeterli olsa da bu, diğer türler için geçerli değildir.
    e. Düşünce yazılarında özetleme işine, ana düşüncenin bulunmasından başlanmalıdır. Ana düşünceyi tespit ettikten sonra geriye kalanın özetlenmesi kolaydır. Ana düşünce, yazarın okuyucusuna duyurmak, ulaştırmak, iletmek istediği düşüncedir. Başka bir ifadeyle, yazının varlık sebebidir.
    f. Bir metinde güzel bulduğumuz düşüncelerin ifade edildiği cümleleri not alırken yakın cümleler varsa altını çizmede farklı kalemler kullanmamız düşüncelerin belirgin olmasına ve bizim seçiciliğimizin net olmasına vesile olur, dolayısıyla metni anlamamız da kolay olur. Metni anlayınca onu özetlemek de kolaylaşmış demektir.
    g. Özetleyeceğimiz bir kitap ise o kitabın içerisine bir kâğıt koyup o kitabı okurken notlarımızı o kâğıda almamız da özetlemeyi kolaylaştırıcı sebeplerdendir.

    Başlık

    Başlık, o yazıda işlenilecek ya da işlenmiş fikrin izlerini taşır, yazanı konudan uzaklaştırmamaya, okuyanın o şeyi daha iyi kavramasına yol açar. Yazıya başlık seçmek oldukça önemlidir; işlenilen fikre uygun olursa o yazının bütününü daha etkili ve anlamlı hâle getirir. Başlık, konu demek değildir; konu kelimesinin anlamı başlığa göre daha geniştir. İyi bir başlık, konu değil kompozisyondaki esas düşünceyi içerir; okuyanların, esas düşünceye dikkatini çekmeye yarar. Bir başlığın iyi olabilmesi için
    h. Yazının ana düşüncesini etkili bir biçimde anlatması,içermesi
    i. Uzun değil, kısa ve birkaç kelimeden ibaret olması
    j. İlgi çekici ve anlamlı olması lazımdır.

    Yazının ilk cümlesi daima bağımsızdır; başlık ilk cümlenin bir parçası sayılamaz. Meselâ Hırçın Kız başlıklı bir yazıya, “Orta hâlli bir ailenin çocuğu idi.” cümlesi ile değil, “Hırçın Kız, orta hâlli bir ailenin çocuğu idi.” diye başlarız.

    Metinlerin Ayrıntılarını Derecelendirme
    Metinleri incelemek için onları değişik açılardan ele almak lazımdır. Bunları şöyle sınıflandırmak ve incelemek mümkündür:

    ANLATIM YÖNÜYLE: Bir metin oluşturulurken nelere dikkat edilmiş, anlatım yollarından ve tekniklerinden hangisini kullanmış bunlar incelenebilir. Anlatım teknikleri şunlardır:
    a. Öyküleme(hikâye etme): Duyguları, düşünceleri, söylenmek istenenleri, anlatılanları, bir olay içinde ya da bir olaya bağlayarak anlatma şeklidir. Olay kaynaklı edebî türlerde bu anlatım şekli sık sık kullanılır. Özellikle roman ve hikâye türünde kullanılır, ayrıca anı,biyografi, gezi, tarih gibi türlerde de öykülemeden yararlanılır. Öyküleme tarzında belli ögeler yer alır. Öykülemeyi oluşturan ögeler; zaman, yer, şahıs kadrosu ve olay şeklinde sıralanabilir. Olay, öykülemenin temel unsurudur. Olay; bir durumdan başka bir duruma, bir yerden başka bir yere ve görünüşe geçiştir. Olay için, olayın içinde yer alacak şahıslara, olayın geçeceği bir yere ve her olay için bir zamana ihtiyaç vardır.Yer, zaman ve şahıslar olayın unsurlarıdır. Habercilikte bir genel ölçü olarak kabul edilen 5N+K öykülemede vardır. Ne, nerede, niçin, ne şekilde, nasıl ve kim ? sorularına cevap bulunur.
    b. Betimleme(Tasvir Etme): Varlıklara ait belirleyici özellikleri ortaya koyma, ayırıcı özelliklerini belirtme ve varlıkları, kelimelerle resimlendirme işine betimleme denir. Betimlemede varlıkların duyularımız, hislerimiz üzerindeki etkileri, tesirleri anlatılıyorsa bu tür betimlemelere izlenimsel betimleme denir; bu tür betimlemelerde öznellik vardır. Bazı betimlemelerde ise yazar, duygularını işin içine hiç karıştırmaz. Bu tip betimlemelerde okuyucuyu bilgilendirmek esastır. Yazar, duygularını anlattıklarına katmaz. Yazar anlatımda alabildiğine nesnel davranır.
    c. Açıklama : Öğretmek, bilgi vermek, tanıtmak amacıyla yazılan yazı türlerinde sık sık kullanılan bir anlatım biçimidir. Açıklama tarzındaki anlatım biçiminde öğretmek esastır. Konuyu anlaşılır hâle getirmek için yer yer diğer anlatım şekillerinden de yararlanılabilir. Açıklama; ele alınıp işlenilen konu üzerindeki birtakım soruları cevaplama işidir. Açıklama pek çok konuda ve alanda kullanılır. Yeni bir buluş açıklanabileceği gibi tehlikeli bir durumda yapılması gerekli faaliyetler de açıklanabilir.
    d.Tartışma: Farklı düşünen birinin fikirlerini değiştirebilmek amacıyla kullanılan anlatım biçimidir. Tartışma; bir konunu farklı yorumlanmasından, anlaşılmasından doğar. Tartışma tarzındaki anlatım biçimine karşı tarafın görüşlerini çürütmek, onu geçersiz hâle getirmek esastır. Bunun için önce, karşı tarafın görüşü ele alınıp incelenir. Geçici bir süre için karşı görüşlerin doğruluğu kabul edilir. Bu aşamada “tutalım ki, kabul edelim ki, varsayalım ki, düşünelim ki” gibi sözlerle karşılaşmak mümkündür. Karşı görüşlere söz hakkı verildikten sonra, o görüşlerin çürütülmesine geçilir. Bu sırada çeşitli örneklerden, karşılaştırmalardan ve çeşitli kişilerin görüşlerinden yararlanılır. Tartışmada birden fazla değil, bir tek konu ele alınıp incelenir. Ortaya atılan teklif açık ve tek yanlı olmalıdır. “Çocuk, okula kaç yaşında başlamalıdır?” konusu, tartışma tarzındaki anlatım biçiminde ele alınmaz. Fakat, “Çocukların altı yaşında okula başlaması faydalıdır.” görüşü incelenebilir.
    e.Tanımlama: Bir kavramın ne olduğunu, ne işe yaradığını, belirleyici özelliklerini ortaya koyarak anlatma yöntemidir. Tanımlama için, mutlaka, tanımı yapılacak bir kavrama, varlığa ihtiyaç vardır. Meselâ; “teknik” kavramını “kültür” kavramını tanımlayabiliriz. “Şiir, kelimelerle güzel şekiller kurmak sanatıdır.” Kısaca söylemek gerekirse “Ne, nedir?” sorusuna cevap tanımlamadır. Bir paragrafta birden fazla tanımlama yapılmışsa karşılaştırma yapılmış demektir.
    f.Karşılaştırma: Düşünceyi geliştirmenin, farklı anlatım yapmanın bir başka yolu da karşılaştırmadır. Karşılaştırma; iki ayrı varlık ya da kavram arasındaki ortak, benzer veya zıt özelliklerin, yönlerin ortaya çıkarılmasıdır. Karşılaştırma, gerek konuşmalarda gerek yazılı anlatımda sık sık başvurulan, düşünceyi geliştirme yollarından biridir. İki varlık karşılaştırılabileceği gibi, insan ile hayvan, iki ayrı görüş, iki ayrı sanat dalı veya sanatçı karşılaştırılabilir.Karşılaştırmada, kavramlar arasında karşılaştırılacak bir yönün olması gerekir. Karşılaştırmalarda bir kavram anlatılıp özellikleri sıralandıktan sonra diğer kavrama geçilirken “.... ise, hâlbuki, ama, yalnız, fakat” gibi bağlaçlar sıkça kullanılır.
    g.Tanık Gösterme: Anlatılmak istenen bir düşünce, başkalarının görüşlerinden yararlanılarak da geliştirilebilir ve anlatılabilir.Bu duruma tanık gösterme adı verilir. Tanık göstermede herkesin görüşlerinden yararlanmak mümkün değildir. Görüşüne başvurulan kişinin o alanda uzman, yetkili, ve söz sahibi olması gerekir. Tanık göstermeye bu fikri inandırıcı hâle getirmek üzere başvurulur. O alanda söz sahibi kişilerin fikirlerine karşı çıkılması mümkün değildir. Ancak, şiir konusunda bir gazetecinin görüşlerine, ekonomi hakkında da bir sanatçının fikirlerine başvurulmaz. Tanık gösterme şeklindeki anlatımda önce yazıyı yazan kendi görüşlerini ortaya koyar, sonra da tanık gösterdiği kişinin düşüncelerini aktarır.
    h.Örneklendirme: Soyut durumdaki bir görüşe, düşünceye somutluk kazandırma işidir. Örneklendirme ile anlatılmak istenen düşünce okuyucunun zihninde belirginlik kazandırır ve düşünce okuyucunun zihninde canlanır. Ortaya atılan görüşü, ilgili örneklerle açıklamak ve düşünceyi inandırıcı hâle getirmektir. Örneklendirmeye, düşünceye somutluk kazandırmak amacıyla başvurulur. “Y sınıfı, başarılı bir sınıftır.” cümlesi soyut bir düşüncedir. Bu fikri inandırıcı kılmak için, bu sınıfın başarısını ortaya koyan örnekler verilmelidir. Not ortalaması en yüksek sınıfın bu sınıf olduğu, en yüksek ortalaması olanların bu sınıfın öğrencileri olduğu örnek olarak verilebilir.

    i.Benzetme: Ararlarında ortak yön bulunan iki kavramdan zayıf olanın kuvvetli, güçlü olana benzetilmesidir. Benzetme, anlatıma güç ve çekicilik kazandırmak için kullanılır. Bir varlık anlatılırken benzetme yoluyla diğer bir varlığın özelliklerinden yaralanılır. Benzetmede bir benzeyen, bir kendisine benzetilen vardır. Bir de iki varlık arasındaki benzetmenin yönü vardır. “İnci gibi parlayan dişleri vardı.” Dişler parlaklık yönüyle inciye benzetilmiştir.


    alıntı
#14.08.2010 21:09 0 0 0
  • iyi bir okuyucu olmak - iyi bir yazıcı olmak
    Kompozisyon ile ilgili konular:

    İyi Bir Dinleyici Olmanın Özellikleri
    1. Birikim kazanmanın yollarından birinin de dinleme olduğunu bilir.
    2. Söylenenlerin iyi ve doğru şekilde anlaşılması, incelik ve derinlikleri ile kavranması ve bilgi duygu ve düşüncelerin doğru ve etkili bir şekilde anlaşılıp aktarılabilmesi alışkanlıkları iyi bir dinleyici olmaya bağlıdır.
    3. Dinleme ile ilgili bu alışkanlıkları ve yetenekleri kazanmak istekli amaçlı ve disiplinli bir dinleme ile sağlanabilir. İsteksiz, amaçsız ve disiplinsiz bir dinleme sadece vakit öldürmektir.
    4. İyi bir dinleme faaliyeti için önemli bir nokta da ortamın dinlemeye uygun olmasıdır. Ortam sessiz değilse, farklı konularda farklı konuşmalar varsa orada dinlemeden söz edilemez.
    5. Dinlerken not almak da iyi bir dinleyici olmanın özelliklerindendir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için konuşmacıyı dikkatle dinlemeli ve gerekli gördüğümüz hususları not almalıyız.
    6. Konuşulanları tam ve doğru anlama, konuşmanın akışı içerisinde, kopukluklara uğramadan dinlemekle mümkündür.
    7. Ön hazırlık yapılmış istekli, amaçlı ve disiplinli dinleme, dinlenilenleri kavramayı kolaylaştırır.
    8. Dikkatli dinleyici, konuşmacının, konusunu ortaya nasıl koyduğuna, bunu yaparken ne şekilde hareket ettiğine dikkat etmelidir. Konuşmacının konuyu ortaya koyarken, ana fikri söyleyip söylemediği, aranması gereken bir başka noktadır. Dinleyici, ortaya konan ana fikri destekleyen, onu doğru göstermeye çalışan ve ona kuvvet kazandıran yardımcı fikirlerin ortaya konuluş şekline ve sırasına dikkat etmelidir. Bu dikkat; dinleyiciye, konuşma boyunca ele alınıp işlenen düşüncelerin tam bir krokisini çıkarma imkânı verir.
    9. Dinlediklerimiz üzerinde daha önceden bilgi birikimimiz mevcut olabilir. Bu bilgiler, dinlediklerimizle uyum içerisinde olduğu gibi aynı yönde de olmayabilir.Ayrıca dinlediklerimiz arasında anlayamadığımız, anlayıp da benimsemediğimiz bilgi ve fikirler bulunabilir. Bunlara açıklık getirmek için konuşmacıya sorular sorabiliriz. Ancak, yerinde soru sorabilmek içinde iyi bir dinleyici olmak gerekir. Sorular nezaket kuralları içinde olmalıdır. Benimsemediğimiz görüşleri de saygı ile karşılamalıyız.
    10. Soru sormada şunlar yapılabilir: Karmaşık olanı sorma, örneklendirilmesini isteme, yoğun ve açık olmayan ifadeleri sorma gibi...

    İyi Bir Konuşmacı Olmanın Özellikleri
    1. Etkili konuşma yapmak, konuşmamızın amacıyla doğrudan ilgilidir. Biz konuşmamıza önem veriyorsak konuşma biçimimize de önem vermeliyiz.
    2. Etkili ve güzel konuşmak aynı zamanda iyi bir iletişim kurmamızın da göstergesidir.
    3. Konuşma öncesinde mutlaka, konuşacağımız konularda bir hazırlık yapmamız gerekir.
    4. Başarılı bir konuşmacı olabilmenin şartlarından biri de kendimize güvenimizdir. Kendimize güvenimiz olmazsa etkili konuşmamız söz konusu olamaz. Zihin gücünün gelişmesi yazma ve konuşma sanatındaki incelikleri öğrenme zamana ve devamlı çalışmaya bağlıdır.
    5. Konuşmanın belli bir belgeye ve bilgiye dayanması gerekir. İyi bir konuşmacı, hangi bilgiyi, nereden, nasıl ve hangi ölçülerde alabileceğini bilir.
    6. Bir konu etrafında toplanan her bilgi ve belgeyi seçmek ve onları belli bir plân içinde vermek önemlidir. Ana plân ve yönetici fikir, bu fikirlerin birbiri ardınca sıralanışını ve aralarındaki bağlantıyı düzene koyar ve sonuca varmayı kolaylaştırır.
    7. Konuşmamızı bilgi ve belge yönüyle hazır hale getirdikten sonra onu yazmalıyız. Metni hazır olduğuna inanıncaya kadar tekrar tekrar okumalıyız. Gerektiğinde ayna karşısında veya ses kayıt cihazları ile provalar yapmalıyız.
    8. Konuşmaya başlarken önce konuşmacı, giyinişine dikkat etmeli, topluluk karşısına düzgün bir kıyafetle çıkmalıdır.
    9. Konuşmacı konuştuğu mekânı ve dileyicileri yadırgamamalı, onları benimsemeli, hatta mekân ve kişilerin bir parçası olduğu hissini uyandırmalıdır.
    10. Ses tonunu iyi ayarlamalıdır konuşmacı. Çünkü, dinleyicinin dikkatini ve ilgisini konuşmaya bağlayacak önemli bir araç da ses tonudur.
    11. Konuşmada dile getirilen duygulara, ortaya konulan fikirlere göre ses, yumuşaklık,tatlılık,kuvvet, sertlik ve kesinlik kazanmalıdır. Konuşmada bunları sağlamak için vurgu önemli yer tutar. Türkçe’de vurgu genellikle kelimelerin son heceleri üzerindedir.
    12. İyi bir konuşmacının dikkat edeceği hususlardan bir de telaffuzdur. Kelimeleri doğru telaffuz edemeyen konuşmacı topluluk önünde gülünç duruma düşer. Bu sebeple kelimelerin telaffuzunu yazı dilindeki söyleyişe göre ayarlamalıdır. Kültür dilinin benimsediği seslerle konuşmak, konuşmanın hem etkisini artırır hem de kolay dinlenilmesini sağlar.
    13. Konuşmacının dikkat edeceği bir başka özellik tonlamadır; Sesin çeşitli yüksekliklerde olmasına tonlama denir. Bu, konuşmanın bir çeşit bestelenmesi anlamına gelir. Kelimeler ve cümleler tonlamalarına göre çeşitli anlam zenginliği kazanır.
    14. Konuşmanın süresi iyi ayarlanmalıdır. Konuşmacı, konuşmasına başlamadan süresini ayarlamalı ve söylemek istediği her şeyi o süre içinde söylemelidir.
    15. Edebiyat ve müzik gibi kendi içinde süreklilik gösteren eserlerde bitiş önemlidir. Bütün etki buradadır. İstenilen sonuç bu bölümde alınır. Konuşmacı, bütün konuşma boyunca dile getirdiklerini, geliştirdiği fikirleri, verdiği örnekleri toplayacak ve gerilimi vurgusu, tonu inandırıcılığı yüksek bir ifade dolu, kısa bir paragrafla dinleyiciye tekrarlayacaktır.Atatürk’ün Büyük Nutuk adlı eseri TBMM’de yapılmış uzun bir konuşmadır. Bu konuşmanın sonu, Gençliğe Hitabe’dir. Bu hitabe de her bakımdan eksiksiz bir sonuçtur.
    16. Konuşmacı sorulan sorulara içtenlikle ve açıklıkla cevaplamalıdır.
    17. Konuşma sırasında, konu ile ilgisi olmayan sözler söylemek, anlamsız kelimeler kullanmak, yersiz davranış ve jest ve mimikler yapmak yanlış olur.
    18. Konuşmaya başlamadan önce konuşmacı metne iyi hazırlanmalıdır.
    19. Konuşmada, dinleyicileri rahatsız edecek şekilde genel anlayışa aykırı argo, kaba ve çirkin ifadelere yer vermemelidir.


    alıntı
#14.08.2010 21:05 0 0 0
  • Sözlü Metinler - Yazılı Metinler - Sözlü ve Yazılı Metnin Özellikleri
    Komposizyon ile ilgili konular

    Sözlü Metnin Özellikleri
    1. Bir konuyu, sahip olduğumuz birikimi kullanarak bir plân çerçevesinde anlatmadır.
    2. Anlatılacak konu dinleyicileri ilgilendirmelidir.
    3. Anlatıcı konuyu detaylarıyla kavramış olmalıdır.
    4. Anlatılacaklar, bir plâna göre sıralanmalıdır.
    5. Dilin, açık ve anlaşılır olmasına dikkat edilmelidir.
    6. İfadeler, duygu düşünce ve hayallerle zenginleştirilmelidir.
    7. Kelimelerin ses vurgu ve tonlamalarına uyulmalıdır ve buna dikkat edilmelidir.

    Yazılı Metnin Özellikleri
    1. Bir konuyu, sahip olduğumuz birikimi kullanarak, bir plân çerçevesinde yazıyla ifade etmektir.
    2. Metinde anlatılanlar, kalıcı özelliğe sahiptir.
    3. Yazılı bir metnin oluşturulabilmesi için kişinin belli bir kültürel birikime sahip olması gerekir.
    4. Yazacağı türün özelliklerini bilmesi ve bu özelliklere uygun bir yazı oluşturması gerekir.
    5. Dilin yapısına ait özelliklerin bilinmesi, cümlelerin kuruluş biçimlerinin doğru olması gerekir.
    6. Metnin anlaşılır bir dil ile oluşturulması, metinde sanatlı ifadelerin kullanılmasına engel teşkil etmez.
    7. İfade yazlı olarak okuyucunun gözünün önünde olması sebebiyle ilgi takip oranı daha elverişlidir.
    8. Duygu ve düşüncelerin daha iyi anlaşılabilmesi için değişik anlatım biçimleri kullanılmalıdır ve kullanılır.



    alıntı
#14.08.2010 21:01 0 0 0
  • lojistik - taşımacılık - eşit ağırlık bölümü Meslekleri
    Lojistik, ürün, hizmet ve insan gibi kaynakların, ihtiyaç duyulan yerde ve istenen zamanda temin edilmesi için bir araç olarak tanımlanabilir. Herhangi bir pazarlama veya üretim organizasyonunun lojistik destek olmadan başarılması çok zordur. Lojistik, nakliye, envanter, depolama, malzeme idaresi ve ambalajlama bilgilerinin birleştirilmesini kapsar. Lojistik işletme sorumluluğu, hammaddenin coğrafik konumlanması, prosesin işletilmesi ve ihtiyaçların mümkün olan en düşük maliyetle karşılanarak işin bitirilmesidir.

    Lojistik kelimesinin Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre anlamı, geri hizmet olarak verilmiştir. Genel olarak, lojistik mühendisliğin makina sistemlerinden ziyade insan sistemleri ile ilgilenen bir branşı olarak görülür.

    Lojistik, doğru zamanda doğru fiyatla, doğru miktara sahip olmak olarak tanımlanabilir. Lojistik bir proses bilimidir. Tüm endüstriyel sektörlerde, verimlilik, tedarik zinciri ve proje devreye alma sürelerinin istenen düzeyde olup olmadığı denetlenir. Lojistik , askerlerin ihtiyaçlarının kendileri tarafından karşılanması sürecinden, doğmuş bir konsepttir ve bu temelden yola çıkarak çok daha ileriye gitmiştir. Eski Yunan, Roma ve Bizans uygarlıklarında ihtiyaçların dağıtımı ve finanse edilmesinden sorumlu Logistikas denen bölümler ve subaylar vardı. Oxford Üniversitesi, sözlüğünde lojistik kelimesi; 'Askerlik biliminin personel , teçhizat, malzeme taşıma , bakım ve sağlanması ile ilgili bir dalı' olarak tarif edilir.

    Osmanlı'da lojistik hizmetleri derbendcilik, köprücülük, gemicilik, meremmetçilik adlarıyla başladı.

    Lojistik, 1950'lerden sonra iş hayatına uyum sağlamıştır. Dünya çapında tedarik, taşıma ve malzeme ihtiyacının artması bunun başlıca sebebidir.

    İş dünyasında, lojistik tedarikçiden son kullanıcıya uzanan (tedarik zinciri) bir akış içinde; içe veya dışa ya da her ikisine odaklı olabilir. Lojistik yönetiminin ana fonksiyonları, satınalma, taşıma, depolama, envanter girişi, doğru bilgi akışının sağlanması ve bu aktivitelerin organize edilmesi ve planlanmasıdır. Lojistik yöneticileri, bir organizasyon içinde kaynakların koordinasyonu sağlayarak bu fonksiyonların her birinden gelen bilgileri birleştirir. Lojistiğin temelde iki farklı formu vardır. Biri depolama ve taşıma ağı boyunca malzeme akışının sürekliliğini sağlar. Diğeri projelerin sonuçlanması için kaynaklar zincirini koordine eder.

    "Lojistik, müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere her türlü ürün, servis hizmeti ve bilgi akışının başlangıç noktasından (kaynağından) , tüketildiği son noktaya (nihai tüketici) kadar olan tedarik zinciri içindeki hareketinin etkili ve verimli bir biçimde planlanması, uygulanması, taşınması, depolanması ve kontrol altında tutulması hizmetidir."

    Askeri lojistikte, kaynakların ihtiyaç duyulan yer ve zamanda yerine nasıl ulaştırılacağı yönetilir. Askerlik biliminde, düşmanın tedarik hatlarını bozmak en önemli askeri stratejilerden biridir. Yakıt, cephane ve yiyeceği olmayan askeri güç savunmasızdır.

    Türkiye'de lojistik eğitimi
    Lojistik eğitimi Türkiye için oldukça önem arz eden bir yere gelmiştir. Tüm ürün veya hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan lojistik maliyetlerin kontrolü, yönetilmesi ve optimum seviyelerde tutulması akademik olarak takip edilmekte ve çeşitli yaklaşımlar ile sürece katkı sağlanması hedeflenmektedir. 2005 yılında Türkiyenin ilk Lojistik meslek lisesi olan Mehmet Emin Horoz Anadolu Lojistik Meslek Lisesi kurulmuştur. Lojistik eğitiminin temelleri lise yıllarında atılmaya başlamıştır.Akademik eğitim vermek üzere İstanbul Üniversitesi bünyesinde Ulaştırma ve Lojistik Yüksekokulu 4+1 (beş) yıllık bölüm kurulmuştur. Yeditepe Universitesi bunyesinde Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık bölümü de 4 yillik egitim vermektedir. Ayrıca Beykoz Lojistik Meslek Yuksekokulu, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Reyhanlı Meslek Yüksek Okulu Uluslararası Lojistik bölümü, İstanbul Arel Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi,İstanbul Aydın Üniversitesi, Beykent Üniversitesi 4+1 Ayazağa kampüsünde, Okan Üniversitesinde ve Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulunda da Lojistik bölümü bulunmaktadır. Ayrıca İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde Lojistik Yönetimi adıyla açılan ilk lisans programı bulunmaktadır. Ayrıca Dokuz Eylül Üniversitesinde lojistik mühendisliği tezsiz yüksek lisans programı açılmıştır. 2008-2009 eğitim-öğretim yılında faaliyetlerine başlayan Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu lojistik eğitimine yeni bir ivme kazandırmıştır.

    Bunlara ek olarak Kadir Has Üniversitesi de Uluslararası Lojistik Bölümü olarak bu alanda eğitim veren en önemli kurumlardan biridir. Devlet üniversitelerinde de lojistik bölümleri açılmıştır. Trakya Üniversitesi Lojistik Yönetimi ve son olarak 2009-2010 döneminde eğitime başlayan Gaziantep Üniversitesi 4 yıllık Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü bunlardan bazılarıdır.



    alıntı
#14.08.2010 20:04 0 0 0
  • buğdaylı yaz çorbası - soğuk çorba - yoğurtlu yaz çorbası
    Malzemeler:

    1 su bardağı buğday
    4 su bardağı yoğurt
    1 çay bardağı dövülmüş ceviz
    2 adet salatalık
    2-3 çorba kaşığı kıyılmış taze nane
    3-4 diş sarımsak
    3 çorba kaşığı sızma yağ
    Tuz

    Hazırlanışı:

    Buğdayı bir gece önceden ıslatın. Ertesi gün haşlayıp süzün, salatalıkları alacalı soyun, ikiye bölün ve varsa çekirdeklerini çıkartın. Ardından bir kabın içine salatalıkları ince ince rendeleyin. Üzerine tuz serpip 10 dakika bekletin.

    Sonrasında salatalıkların suyunu iyice süzüp, bir kaba aktarın. Salatalık suyunun içine ince kıyılmış ceviz içini, ince kıyılmış taze naneyi ve sarımsakları katın. Ardından çırpılmış yoğurdu, buğdayı, rendelenmiş salatayı, tuzunu, katıp tüm malzemeyi karıştırın. Üzerine zeytinyağını gezdirin. Servise kadar çorbayı buzdolabında bekletin. Dilerseniz içine buz küpleri koyup servis yapabilirsiniz.


    alıntı
#14.08.2010 17:58 0 0 0
  • temel haklarımız - hürriyetimiz - hakkın unsurları - hakkın varlığı - insan hakları
    Hak kelimesi hem günlük dilde hem felsefi-ahlaki söylemde hem de hukuk terminolojisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Konuşma dilinde "hak"tan söz ettiğimiz zaman, bilerek veya bilmeyerek, hak sahibi olduğu varsayılan kişinin bir şeye yetkili olduğunu veya onun bir şeyi meşru olarak talep edebileceğini anlatmak isteriz. Bir şeye hakkımız olduğunu söylediğimizde, o şeye yönelik iddiamızın tartışılmazlığını ve herkesçe tanınması gerektiğini kastederiz. Aslında "hak" kelimesinin bu şekilde kullanılması içinde ahlaki meşruluk düşüncesini barındırmaktadır. Yani, günlük dildeki hak kelimesinin arkasında bir "ahlakilik" düşüncesi, ahlaki bir haklılık doğruluk iddiası saklıdır.

    Hakkın, varlığı tartışılmaması gereken meşru bir yetki veya talep olarak anlaşılması bunu açıkça göstermektedir. Bu tür bir hak iddiası, aynı zamanda, hakkın sonucu olan negatif veya pozitif taleplerin gerektiğinde zora başvurmayı meşru kıldığı anlamını da taşımaktadır. Bunu şöyle de ifade edebiliriz: Her "hak" iddiası, belli bir somut durumda başkasının özgürlüğüne müdahale edebilmek için ahlaken yetkili olunduğunun kısaltılmış bir formülüdür.

    Hukuk dilindeki hak kavramı da özünde böyle bir yetki veya meşru talebin hukuki biçimde ifade edilmesinden başka bir şey değildir. Yalnız burada, iddianın, talebin veya müdahale yetkisinin arka planında ahlaki meşruluk anlayışı bulunsa da, bunların doğrudan veya görünüşteki kaynağı hukuktur.
    Hukuk bilimi bakımından hakkın önemli bir özelliği, onun hak sahibi yönünden bir izin durumunu ifade etmesidir.

    Hakkın unsurları

    Hakla ilgili bu açıklamaları hakkın unsurlarına ilişkin bir formülasyonla bitirebiliriz. Sonuç olarak hakkın varlığından anlamlı olarak söz edebilmek için, şu unsurların bulunması gerekir:

    Yetki:

    Hakkınözü bir şeyi yapabilme yetkisidir; o şeyi yapıp yapmamak konusunda hak sahibi serbesttir. Kişi hakkını kullanmaya zorlanamaz.

    Talep:

    Her hak, sahibine olumlu veya olumsuz bir talepte bulunma yetkisi verir. Daha açık bir ifadeyle, bir hak başkalarına sırf bir kaçınma yükümlülüğü yükleyebileceği gibi, bir edim veya yerine getirme yükümlülüğü de yükleyebilir. Hukuki haklar hem negatif hem de pozitif taleplere dayanak oluşturabilirler. Genellikle "özgürlük hakkı" ve özgürlükten türeyen haklar negatif taleplerin kaynağıdır.

    Saygı gösterilme zorunluluğu:

    Bir hak iddiası, hakkın konusundan yararlanma yetkisinin genel olarak veya bir ilişkiye bağlı (özel) olarak tanınmasını istemek, ona saygı gösterilmesini meşru olarak beklemek demektir. Sırf ahlaki haklarda bu unsur sadece talebin ahlaken meşru olduğuna ilişkin inanç şeklinde ortaya çıkarken, hukuki haklar söz konusu olduğunda bu "zorla yerine getirme"yi gerektirir. Yani, hak sahibi hakkını tanımayan veya ihlal edenlere karşı hakkına saygı gösterilmesini veya hakkın konusundan yararlanmasını ; hukuki yaptırım yoluyla sağlatabilir. Sırf bir ahlaki hak durumunda ise hakkı ihlal edilen kişi buna ancak ahlaki iddiayla karşı koyabilir.


    alıntı
#14.08.2010 17:25 0 0 0
  • Medeni usul hukuku - Medeni usul hukukunun kaynakları - Adli yargı - Çekişmeli yargı - Çekişmesiz yargı
    Medeni yargılama hukuku (Medeni usul hukuku), özel hukuk alanında ortaya çıkan uyuşmazlıkların bir sonuca bağlanmasında mahkemelerin izleyecekleri yöntemleri (usulleri) belirleyen hukuk kurallarından meydana gelir. Diğer bir deyişle, medeni yargılama hukuku bir hukuk davası'nın, örneğin bir alacak veya boşanma davasının nasıl, hangi mahkemede açılacağı, iddiaları ispat etmek üzere kanıtların (delillerin) nasıl getirileceği, hükmün nasıl, ne şekilde verileceği ve kesinleşeceği gibi konulan inceleyen ve hükme bağlayan hukuk dalıdır.
    Medeni yargılama hukukumuzun başlıca kaynağını, sonradan birçok değişikliklere uğramış bulunan 1927 tarihli Hukuk Usul-ü Muhakemeleri Kanunu oluşturur.

    Adli yargının temelini mahkemeler oluşturur. Mahkemeler hüküm mahkemesi ve denetim mahkemesi olmak üzere iki türlüdür. Hüküm mahkemesi veya ilk derece mahkemesi dediğimiz mahkemeler, medeni yargılama hukukunda sulh ve asliye hukuk mahkemelerinden ibarettir. Kural olarak her ilçede bir asliye hukuk mahkemesi bulunur. İş mahkemeleri ile tapulama mahkemeleri de asliye mahkemesi niteliğindedir. Bu mahkemeler tek hakimlidir. Buna karşılık bazı büyük şehirlerdeki ticaret mahkemeleri üç hakimden oluşan bir kurul halinde çalışır. Denetleme veya kontrol mahkemesi ise, Yargıtay (Temyiz Mahkemesi)dir.
    Medeni yargılama hukuku, çekişmeli yargı (nizalı kaza) ve çekişmesiz yargı (nizasız kaza) biçiminde bir ayırıma uğrar.

    Çekişmeli yargıda, taraflar arasında bir çekişme (ihtilaf), bir uyuşmazlık vardır ve bu çekişmenin giderilmesi, uyuşmazlığın bir sonuca bağlanması için mahkemeye başvurulur, yani dava açılır. Örneğin bir tarla üzerinde iki kimse aynı anda mülkiyet iddiasında bulunur veya karı koca arasında evlilik birliğini çekilmez hale getirecek derecede şiddetli bir geçimsizlik baş gösterirse, taraflardan biri mahkemeye başvurarak (dava açarak) hakkının tanınmasına veya boşanmaya karar verilmesini talep eder. Mahkemeye başvuran tarafa davacı, diğer tarafa ise davalı denir. Dava, yetkili ve görevli mahkemeye davacının vereceği bir dilekçe (dava dilekçesi) ile açılır.

    Davalar, ifa davası,
    tespit davası
    ve inşai dava olmak üzere üç çeşittir.

    Çekişmesiz yargıda ise, karşıt menfaatlere sahip iki taraf ve bunlar arasında bir çekişme, bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Çekişmesiz yargı, mahkemelerin idari faaliyeti andıran işlerini, bireysel menfaatleri korumak üzere alacağı idari önlemleri kapsar. Örneğin bir akıl hastasını kısıtlayarak kendisine bir vasi atama, bir küçüğün ergin kılınmasına karar verme, vakıfların mahkeme siciline tescili, evlat edinme de izin ve onay gibi işler, çekişmesiz yargıya giren işlerdir.




    alıntı
#14.08.2010 17:14 0 0 0
  • yanlış olan kararların tekrar incelenmesi - kanun yolları nelerdir - temyiz - karar düzeltme - yargılamanın iadesi
    Yanlış olan kararların tekrar incelenmesini ve değiştirilmesini sağlanır.

    Kararın kanun yollarından geçmesinden sonra veya bu kanun yollarına başvurma sürelerinin geçirilmesi ile karar kesinleşir; artık onun aleyhine normal bir kanun yoluna gidilemez.

    Kanun yolları nihai kararlar için kabul edilmiştir. Kanun yolları 3 tanedir:

    1.temyiz
    2.karar düzeltme
    3.yargılamanın iadesi (fevkalade kanun yolu)

    Kanun Yollarına Başvurmanın Genel Şartları
    Hukuki yarar şartı; kural olarak davacı, lehine bir hükmü temyiz edemez.
    Davası kısmen kabul kısmen reddedilen davacının, hükmü temyiz etme hakkı
    vardır.

    Kendisine karşı açılan dava tamamen reddedilen ve fakat yargılama
    giderlerine mahkum edilen davalı da hükmü (yargılama giderlerine ilişkin
    bölümü) temyiz edebilir.

    Davalı haklı çıkmış olan taraf da, hukuki yararı bulunmak şartı ile, hükmü
    temyiz edebilir.

    Bir taraf, hukuki yararı varsa, kendi lehine olan yargıtay kararına karşı
    karar düzeltme yoluna başvurabilir. Hukuki yararları varsa, her iki taraf da
    bir kararı temyiz edebilir.

    Her kanun yoluna başvurma belli bir süreye tabidir. Bu süre içinde, bir
    karara karşı kanun yoluna başvurulamazsa, kanun yoluna başvurma hakkı düşer.

    Kanun yoluna başvurmadan feragat: temyiz talebinin geri alınması.
    Temyiz hakkı doğmadan, henüz nihai karar verilmeden önce taraflardan birinin
    temyiz hakkından feragat etmesi geçerli değildir.

    Buna karşılık bir taraf, temyiz hakkı doğduktan sonra temyiz süresi içinde
    temyiz hakkından feragat edebilir ve böylece kararın kesinleşmesini
    sağlayabilir.

    Bir taraf temyiz yoluna başvurduktan sonra temyiz talebinden feragat
    edebilir.

    Asıl temyiz eden taraf temyiz talebinden feragat etse bile karşı tarafın
    katılma yolu ile temyiz talebi geçerlidir.


    alıntı
#14.08.2010 17:08 0 0 0
  • Aöf Adalat Bölümü Dersleri - Aöf Anayasa Hukuku Deneme Sınavı - Aöf anayasa Hukuku Soru ve Cevapları
    1. Aşağıdakilerden hangisi özel ceza mahkemelerindendir?

    a. Sulh Ceza Mahkemesi
    b. Asliye Ceza Mahkemesi
    c. Ağır Ceza Mahkemesi
    d. Trafik Mahkemesi
    e. Aile Mahkemesi


    2. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’a göre ayıplı malın satıcıya bildirilmesi için öngörülen süre ne kadardır?

    a. 30 gün
    b. 15 gün
    c. 10 gün
    d. 7 gün
    e. 8 gün


    3. İngiltere’de yaşayan oğlunun Türkiye’ye dönmesi nedeniyle kiracısına evini boşaltması için gerekli süreyi veren Mehmet Bey’in sözleşmeyi sona erdirme sebebi aşağıdakilerden hangisidir?

    a. Sürenin geçmiş olması
    b. Feshi bildirme
    c. Fesih
    d. Önemli sebeplerden dolayı feshi bildirme
    e. Kira Kanunu’na göre tahliye sebebi


    4. Tartışma Def’i ne demektir?

    a. Adi kefalette alacaklı borçluya başvurmaksızın doğrudan kefile başvurduğunda, kefilin, alacaklıya karşı önce borçluyu takip etmesi gerektiğini ileri sürmesidir.
    b. Adi birlikte kefalette alacaklı, kefillerden birinden kendi payından fazlasını istediğinde, kefilin alacaklıya karşı sadece kendi payından sorumlu olduğunu ileri sürmesidir.
    c. Aynı borca birbirlerinden haberdar olarak birden fazla kimsenin kefil olmasıdır.
    d. Kefilin, borçludan rücu sebebiyle alacağına güvence vermesidir.
    e. Kefilin alacaklıya karşı kefilin yüklenimine güvence vermesidir.




    5. Tam ehliyetsizlerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

    a. Yasal danışmanlardan izin almak şartıyla hukuki işlem yapabilirler.
    b. Kişiye sıkı sıkıya bağlı olan haklarını bizzat kullanabilirler.
    c. Hiçbir hukuki işlem ehliyetleri yoktur.
    d. Haksız fiillerinden sorumlu olma ehliyetleri vardır.
    e. Ergin olma koşuluyla ayırt etme gücünden yoksun olan kişilerin hukuki işlemleri hüküm ifade eder.


    6. Kanun çıkarma yetkisi kime aittir?

    a. Bakanlar Kurulu’na
    b. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne
    c. Yargıtay’a
    d. Anayasa Mahkemesi’ne
    e. Hükümet’e


    7. Aşağıdakilerden hangisi kamu hukuku tüzel kişisi değildir?

    a. Üniversiteler
    b. Belediyeler
    c. İl Özel İdareleri
    d. Yargı organlarıe. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu


    8. Karşıdan karşıya geçmekte olan bir yayaya çarparak ağır bir şekilde yaralanmasına neden olan birisine aşağıdakilerden hangisi uygulanamaz?

    a. Cebri İcra
    b. Hapis cezası
    c. Para cezası
    d. Tazminat
    e. Hükümsüzlük


    9. Kişilik hakları ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    a. Mutlak hak olması
    b. Herkese karşı ileri sürülememesi
    c. Başkalarına devredilememesi
    d. Sahibine geniş yetkiler vermesi
    e. Mirasçılara geçememesi


    10. İkrah ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    a. İkrahın mevcut sayılabilmesi için ciddi
    b. Kişinin silah ile tehdit ediliyor olması gerekir
    c. İkrahın mevcut sayılabilmesi için derhal gerçekleşecek ağır bir tehlike oluşturması gerekir
    d. Kişinin bizzat kendisine veya yakınlarından birine karşı bir tehdit oluşturması gerekir
    e. Durumun hukuka aykırı bulunması gerekir.


    11. Aşağıdaki işlemlerden hangisi resmi şekilde yapılmak zorunda değildir?

    a. Kefalet sözleşmesi
    b. Mal rejimi sözleşmesi
    c. Resmi vasiyetname
    d. Miras sözleşmesi
    e. Taşınmaz satımı


    12. Türk Ticaret Kanunu’na göre aşağıdaki şirketlerden hangisi ticari değildir?

    a. Kollektif şirket
    b. Komandit şirket
    c. Kooperatif şirketi
    d. Anonim şirket
    e. Limited şirket


    13. Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların özellikleri ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    a. Miras yoluyla geçebilmesi
    b. Başkalarına devrolunamaması
    c. Hak sahibinin kişiliğini yakından ilgilendirmesi
    d. Kanuni temsil yoluyla kullanılamaması
    e. Mali bir mahiyeti olmaması


    14. Devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen hukuk kurallarına ne ad verilir?

    a. İdare Hukuku
    b. Ceza Hukuku
    c. Anayasa Hukuku
    d. Yargılama Hukuku
    e. Devletler Genel Hukuku

    15. Derneğin feshine karar vermeye yetkili organ hangisidir?

    a. Genel Kurul
    b. Yönetim Kurulu
    c. Disiplin Kurulu
    d. Denetleme Kurulu
    e. Danışma Kurulu


    16. Aşağıdakilerden hangisi ferdiyle belli bir şey değildir?

    a. 34 UP 589 plakalı araç
    b. Murat marka otomobil
    c. İpek’in kolundaki saat
    d. Resim sergisindeki “Ağdaki Balıklar” adlı tablo
    e. Yasemin adlı yarış atı


    17. Aşağıdakilerden hangisi haksız fiil sorumluluğunun şartlarından biri değildir?


    a. Hukuka aykırılık
    b. Zarar
    c. Kusur
    d. İlliyet bağı
    e. Tehlike


    18. Bir tacirin mali durumu kötüleşen bir tacir arkadaşının itibarını yükseltmek amacıyla sanki borçlu imiş gibi ona borç senedi vermesi aşağıdakilerden hangisidir?


    a. Hata
    b. Hile
    c. İkrah
    d. Mutlak muvazaa
    e. Nisbi muvazaa


    19. Zamanaşımı ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

    a. Aciz vesikasına bağlanmış olan borçlar zamanaşımına uğramaz
    b.
    c.
    d.
    e.

    20. Sözleşme konusu 100 ton buğday olan bir sözleşmede borcun ifa yeri önceden belirlenmemişse borçlu borcunu nerede yerine getirmelidir?

    a. Sözleşmenin yapıldığı yerde
    b. Alacaklının yerleşim yerinde
    c. Alacaklının ikametgahında
    d. Kendi yerleşim yerinde
    e. 100 ton buğdayın bulunduğu yerde


    21. İmza ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    a. Çok miktarda tedavüle çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasının gerektiği durumlarda imzanın bir alet aracılığı ile konulması mümkündür.
    b. Görmeyenlerin imzaları usulen onaylanmalıdır.
    c. İmza bizzat borç altına giren kimse tarafından kendi el yazısı ile atılmalıdır.
    d. İmza metnin sonuna atılmalıdır.
    e. Taraflar aralarında anlaşırlarsa sözleşmeye imza atmaları gerekmez.


    22. Aşağıdakilerden hangisi temsil yetkisinin sona erme sebeplerinden birisi değildir?

    a. Temsilcinin istifa etmesi
    b. Temsil olunanın vermiş olduğu yetkiyi geri almasıc. Temsilci hakkında icra takibi başlaması
    d. Temsil süresinin sona ermesi
    e. Temsil olunanın iflası


    23. Selin, Berkay’dan dizüstü bilgisayar almıştır. Aralarında yaptıkları anlaşmaya göre Berkay’ın malı iki gün içinde teslim etmesi gerekmektedir. Ancak anlaşmadan tam on gün geçmesine rağmen Berkay malı teslim etmemiş, üstelik mağazasında çıkan yangın sonucu bütün malları da yanmıştır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

    a. Anlaşmadan sonra bütün hasar alıcıya geçmiştir.
    b. Berkay malın bedelini Selin’den isteyemez.
    c. Selin malın bedelini ödemek zorundadır.
    d. Sözleşme yapıldığı andan itibaren hasar Selin’e geçer.
    e. Berkay malın bedelini Selin’den isteyebilir


    24. Aşağıdakilerden hangisi hukuka aykırı bir saldırıdır?

    a. Saldırıda kişilik hakkı çiğnenmiş olan kimsenin rızasının olması
    b. Saldırının üstün nitelikte bir özel veya kamu yararına olması
    c. Saldırının kanunun verdiği bir yetkiye dayanması
    d. Saldırının kişilik haklarına aykırı olması
    e. Saldırının bir emrin icrası sırasında gerçekleşmesi



    Cevaplar



    1-d
    2-b
    3-e
    4-a
    5-c
    6-b
    7-d
    8-e
    9-b
    10-b
    11-a
    12-c
    13-d
    14-c
    15-a
    16-b
    17-e
    18-d
    19-a
    20-d
    21-c
    22-b
    23-d
    24-d


    alıntı
#14.08.2010 16:16 0 0 0
  • Aöf Adalet Bölümü Dersleri - Anayasa Hukuku Deneme Sınavları - Aöf Anayasa Hukuku Soru ve Cevapları
    1. Aşağıdakilerden hangisi özel ceza mahkemelerindendir?

    a. Sulh Ceza Mahkemesi
    b. Asliye Ceza Mahkemesi
    c. Ağır Ceza Mahkemesi
    d. Trafik Mahkemesi
    e. Aile Mahkemesi


    2. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’a göre ayıplı malın satıcıya bildirilmesi için öngörülen süre ne kadardır?

    a. 30 gün
    b. 15 gün
    c. 10 gün
    d. 7 gün
    e. 8 gün


    3. İngiltere’de yaşayan oğlunun Türkiye’ye dönmesi nedeniyle kiracısına evini boşaltması için gerekli süreyi veren Mehmet Bey’in sözleşmeyi sona erdirme sebebi aşağıdakilerden hangisidir?

    a. Sürenin geçmiş olması
    b. Feshi bildirme
    c. Fesih
    d. Önemli sebeplerden dolayı feshi bildirme
    e. Kira Kanunu’na göre tahliye sebebi


    4. Tartışma Def’i ne demektir?

    a. Adi kefalette alacaklı borçluya başvurmaksızın doğrudan kefile başvurduğunda, kefilin, alacaklıya karşı önce borçluyu takip etmesi gerektiğini ileri sürmesidir.
    b. Adi birlikte kefalette alacaklı, kefillerden birinden kendi payından fazlasını istediğinde, kefilin alacaklıya karşı sadece kendi payından sorumlu olduğunu ileri sürmesidir.
    c. Aynı borca birbirlerinden haberdar olarak birden fazla kimsenin kefil olmasıdır.
    d. Kefilin, borçludan rücu sebebiyle alacağına güvence vermesidir.
    e. Kefilin alacaklıya karşı kefilin yüklenimine güvence vermesidir.




    5. Tam ehliyetsizlerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

    a. Yasal danışmanlardan izin almak şartıyla hukuki işlem yapabilirler.
    b. Kişiye sıkı sıkıya bağlı olan haklarını bizzat kullanabilirler.
    c. Hiçbir hukuki işlem ehliyetleri yoktur.
    d. Haksız fiillerinden sorumlu olma ehliyetleri vardır.
    e. Ergin olma koşuluyla ayırt etme gücünden yoksun olan kişilerin hukuki işlemleri hüküm ifade eder.


    6. Kanun çıkarma yetkisi kime aittir?

    a. Bakanlar Kurulu’na
    b. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne
    c. Yargıtay’a
    d. Anayasa Mahkemesi’ne
    e. Hükümet’e


    7. Aşağıdakilerden hangisi kamu hukuku tüzel kişisi değildir?

    a. Üniversiteler
    b. Belediyeler
    c. İl Özel İdareleri
    d. Yargı organlarıe. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu


    8. Karşıdan karşıya geçmekte olan bir yayaya çarparak ağır bir şekilde yaralanmasına neden olan birisine aşağıdakilerden hangisi uygulanamaz?

    a. Cebri İcra
    b. Hapis cezası
    c. Para cezası
    d. Tazminat
    e. Hükümsüzlük


    9. Kişilik hakları ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    a. Mutlak hak olması
    b. Herkese karşı ileri sürülememesi
    c. Başkalarına devredilememesi
    d. Sahibine geniş yetkiler vermesi
    e. Mirasçılara geçememesi


    10. İkrah ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    a. İkrahın mevcut sayılabilmesi için ciddi
    b. Kişinin silah ile tehdit ediliyor olması gerekir
    c. İkrahın mevcut sayılabilmesi için derhal gerçekleşecek ağır bir tehlike oluşturması gerekir
    d. Kişinin bizzat kendisine veya yakınlarından birine karşı bir tehdit oluşturması gerekir
    e. Durumun hukuka aykırı bulunması gerekir.


    11. Aşağıdaki işlemlerden hangisi resmi şekilde yapılmak zorunda değildir?

    a. Kefalet sözleşmesi
    b. Mal rejimi sözleşmesi
    c. Resmi vasiyetname
    d. Miras sözleşmesi
    e. Taşınmaz satımı


    12. Türk Ticaret Kanunu’na göre aşağıdaki şirketlerden hangisi ticari değildir?

    a. Kollektif şirket
    b. Komandit şirket
    c. Kooperatif şirketi
    d. Anonim şirket
    e. Limited şirket


    13. Kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların özellikleri ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    a. Miras yoluyla geçebilmesi
    b. Başkalarına devrolunamaması
    c. Hak sahibinin kişiliğini yakından ilgilendirmesi
    d. Kanuni temsil yoluyla kullanılamaması
    e. Mali bir mahiyeti olmaması


    14. Devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen hukuk kurallarına ne ad verilir?

    a. İdare Hukuku
    b. Ceza Hukuku
    c. Anayasa Hukuku
    d. Yargılama Hukuku
    e. Devletler Genel Hukuku

    15. Derneğin feshine karar vermeye yetkili organ hangisidir?

    a. Genel Kurul
    b. Yönetim Kurulu
    c. Disiplin Kurulu
    d. Denetleme Kurulu
    e. Danışma Kurulu


    16. Aşağıdakilerden hangisi ferdiyle belli bir şey değildir?

    a. 34 UP 589 plakalı araç
    b. Murat marka otomobil
    c. İpek’in kolundaki saat
    d. Resim sergisindeki “Ağdaki Balıklar” adlı tablo
    e. Yasemin adlı yarış atı


    17. Aşağıdakilerden hangisi haksız fiil sorumluluğunun şartlarından biri değildir?


    a. Hukuka aykırılık
    b. Zarar
    c. Kusur
    d. İlliyet bağı
    e. Tehlike


    18. Bir tacirin mali durumu kötüleşen bir tacir arkadaşının itibarını yükseltmek amacıyla sanki borçlu imiş gibi ona borç senedi vermesi aşağıdakilerden hangisidir?


    a. Hata
    b. Hile
    c. İkrah
    d. Mutlak muvazaa
    e. Nisbi muvazaa


    20. Sözleşme konusu 100 ton buğday olan bir sözleşmede borcun ifa yeri önceden belirlenmemişse borçlu borcunu nerede yerine getirmelidir?

    a. Sözleşmenin yapıldığı yerde
    b. Alacaklının yerleşim yerinde
    c. Alacaklının ikametgahında
    d. Kendi yerleşim yerinde
    e. 100 ton buğdayın bulunduğu yerde


    21. İmza ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    a. Çok miktarda tedavüle çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasının gerektiği durumlarda imzanın bir alet aracılığı ile konulması mümkündür.
    b. Görmeyenlerin imzaları usulen onaylanmalıdır.
    c. İmza bizzat borç altına giren kimse tarafından kendi el yazısı ile atılmalıdır.
    d. İmza metnin sonuna atılmalıdır.
    e. Taraflar aralarında anlaşırlarsa sözleşmeye imza atmaları gerekmez.


    22. Aşağıdakilerden hangisi temsil yetkisinin sona erme sebeplerinden birisi değildir?

    a. Temsilcinin istifa etmesi
    b. Temsil olunanın vermiş olduğu yetkiyi geri almasıc. Temsilci hakkında icra takibi başlaması
    d. Temsil süresinin sona ermesi
    e. Temsil olunanın iflası


    23. Selin, Berkay’dan dizüstü bilgisayar almıştır. Aralarında yaptıkları anlaşmaya göre Berkay’ın malı iki gün içinde teslim etmesi gerekmektedir. Ancak anlaşmadan tam on gün geçmesine rağmen Berkay malı teslim etmemiş, üstelik mağazasında çıkan yangın sonucu bütün malları da yanmıştır. Buna göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

    a. Anlaşmadan sonra bütün hasar alıcıya geçmiştir.
    b. Berkay malın bedelini Selin’den isteyemez.
    c. Selin malın bedelini ödemek zorundadır.
    d. Sözleşme yapıldığı andan itibaren hasar Selin’e geçer.
    e. Berkay malın bedelini Selin’den isteyebilir


    24. Aşağıdakilerden hangisi hukuka aykırı bir saldırıdır?

    a. Saldırıda kişilik hakkı çiğnenmiş olan kimsenin rızasının olması
    b. Saldırının üstün nitelikte bir özel veya kamu yararına olması
    c. Saldırının kanunun verdiği bir yetkiye dayanması
    d. Saldırının kişilik haklarına aykırı olması
    e. Saldırının bir emrin icrası sırasında gerçekleşmesi



    Cevaplar



    1-d
    2-b
    3-e
    4-a
    5-c
    6-b
    7-d
    8-e
    9-b
    10-b
    11-a
    12-c
    13-d
    14-c
    15-a
    16-b
    17-e
    18-d
    20-d
    21-c
    22-b
    23-d
    24-d


    alıntı
#14.08.2010 16:12 0 0 0
  • Aöf Adalet Bölümü Dersleri - Anayasa Hukuku Deneme Sınavları - Aöf Anayasa Hukuku Soru ve Cevapları
    1) Aşağıdakilerden hangisi yasama meclisinin yürütme organına ilişkin işlemlerinden biri değildir?

    A) Gensoru

    B) Genel görüşme

    C) Kapalı oturum yapılması

    D) Yüce divana sevk

    E) Meclis araştırması



    2) Aşağıdakilerden hangisi parlamento kararlarından biri değildir?

    A) Vatan hainliği nedeniyle Cumhurbaşkanının suçlu bulunması

    B) Komisyon seçimleri

    C) Açık ve gizli oy yapılması

    D) Kapalı oturum kararı

    E) Çalışma saatleri



    3) Aşağıdakilerden hangisi Kanuna getirilen istisnalardan birisi değildir?

    A) Yasama organı, maddi bakımdan yargı işlemi niteliğinde bir işlemi kanun biçiminde yapamaz.

    B) Bir kısım yürütme işlemleri de kanun biçiminde yapılamaz

    C) Belli bir kişiye kanunla mükellefiyet yüklenemez.

    D) Kanunun anayasaya dayanması zorunludur.

    E) Yukarıdakilerin hepsi istisnalar arasındadır



    4) Aşağıdakilerden hangisi yürütmenin düzenleyici işlemlerinden biri değildir?

    A) Kanun hükmünde kararname

    B) Tüzük

    C) İç tüzük

    D) Yönetmelik

    E) Cumhurbaşkanlığı kararnamesi



    5) Sıkıyönetim ve olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğru değildir?

    A) Sıkıyönetim ve olağanüstü hal K.H.Kleri Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılır.

    B) Bir yetki kanununa ihtiyaç vardır.

    C) Temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile siyasal haklar ve ödevler de bu tür K.H.K lerle düzenlenebilir.

    D) Sıkıyönetim ve olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda çıkarılabilir.

    E) Yetki anayasadan alınmıştır.



    6) Bir ülkenin anayasasının o anayasada belirlenen usullere uyulmak suretiyle değiştirilmesine ne ad verilir?

    A) Asli kurucu iktidar

    B) Kurulmuş iktidar

    C) Tali kurucu iktidar

    D) Yasama yetkisinin genelliği

    E) Yasama yetkisinin asliliği



    7) Aşağıdakilerden hangisi anayasa Mahkemesinin son yıllardaki kararlarında K.H.K lerin konu unsuru bakımından getirdiği şartlardan değildir?

    A) Kısa süreli olma

    B) Öncelik

    C) Zorunluluk

    D) Kanunun yasama organı gereği gibi düzenlenmeyecek derecede teknik oluşu

    E) İvedilik



    8) Kırk üyeden oluşan bütçe komisyonunda iktidar partisinden en fazla kaç milletvekili bulunur?

    A) 30

    B) 28

    C) 25

    D) 20

    E) 15



    9) Aşağıdaki yürütme işlemlerinden hangisi yargı denetimi dışında tutulmuştur?

    A) Bakanlar kurulu kararnamesi

    B) Yüksek öğretim kurulu yönetmelikleri

    C) Cumhurbaşkanlığı kararnamesi

    D) Bakanlık yönetmelikleri

    E) Tüzükler



    10) Cumhurbaşkanı yayımını uygun bulmadığı kanunları bir kez daha görüşülmek üzere kaç gün içinde TBMM ye geri gönderir?

    A) 7

    B) 10

    C) 15

    D) 30

    E) 45



    11) 1876 Anayasası ile kurulan parlâmento aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Heyet Mebusan

    B) Genç Türkler

    C) Meclis- i Umumi

    D) Osmanlı parlâmentosu

    E) Heyet- Ayan



    12) Bakanlar Kuruluna anayasa değişikliği teklif etme yetkisi hangi anayasa ile verildi?

    A) 1876

    B) 1921

    C) 1924

    D) 1961

    E) 1982



    13) Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemelerden başka bir merci önüne çıkarılamaz, ilkesine aşağıdakilerden hangisi uygun düşer?

    A) Cezai sorumluluğunun şahsiliği

    B) Yürütme işlemlerinin yargısal denetimi

    C) Tabi hakim güvencesi

    D) Suç ve cezalarının kanuniliği

    E) Yasama işlemlerinin yargısal denetimi



    14) Kanun hükmünde kararnamelerin usul ve şekilleri konusunda hangisi yanlıştır?

    A) Cumhurbaşkanı tarafından imzalanması gerekir.

    B) Kural olarak yayınlandıktan 1 yıl sonra yürürlüğe girer.

    C) KHKlerin komisyonlar ve Genel Kurulda öncelik ve ivedililikle görüşülmesi gerekir.

    D) TBMMnin KHKyi kabul etmesi, değiştirmesi ve reddetmesi mümkündür.

    E) Resmi gazetede yayınlandıkları gün TBMMye sunulur.



    15) Kanun Hükmünde Kararname, hangi durumda yetki kanununa ihtiyaç duyulmadan çıkarılabilir?

    A) Temel haklara sınır getirmeyen düzenlemelerde

    B) Meclisin toplantı halinde bulunmadığı zamanlarda

    C) Sıkıyönetim ve olağanüstü hal durumlarında

    D) Seçim döneminde kurulan geçici Bakanlar Kurulunca çıkarıldığında

    E) Cumhurbaşkanın takdir ettiği acil durumlarda



    16) Kural olarak Anayasa mahkemesinin denetim yetkisi tüm konuları kapsar. Biri inkılap kanunları olmak üzere iki kanun istisnadır. Diğer istisna hangisidir?

    A) Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkarılan kanunlar

    B) 1982 Anayasası öncesi çıkarılan kanunlar

    C) 1924 Anayasası döneminde çıkarılan kanunlar

    D) Ceza kanunları

    E) Medeni kanun



    17) Aşağıdakilerden hangisi 1980 Kurucu Meclisinin görevlerinden değildir?

    A) Yeni anayasayı ve halkoyuna sunuluş kanununu hazırlama

    B) 1982 Anayasasına uygun siyasal partiler kanunu hazırlama

    C) Yeni anayasa ve siyasi partiler kanununa uygun seçim kanunu hazırlama

    D) TBMMnin fiilen görevine başlamasına kadar kanun koyma, kaldırma gibi görevleri yerine getirme

    E) Bazı devlet yetkililerini yargılama



    18) Meclisin karar yeter sayısı için öngörülen en düşük oran aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Üye tamsayısının 1/3ü

    B) Üye tamsayısının ¼den 1 fazlası

    C) Üye tam sayısının salt çoğunluğu

    D) Toplantıya katılanların 1/3ünün 1 fazlası

    E) Toplantıya katılanların 2/3ü



    19) Kanun hükmündeki kararname kavramı Türk hukukuna ne zaman girmiştir?

    A) 1924 Anayasası ile

    B) 1961 Anayasasının ilk şekliyle

    C) 1982 Anayasası ile

    D) 1971de yapılan değişiklikle

    E) Milli Güvenlik Konseyi Rejimi sırasında



    20) Aşağıdakilerden hangisi seçim sürecinde ve sonrasında seçim konusuyla ilgili şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama yetkisine sahiptir?

    A) Bölge İdare Mahkemesi

    B) Danıştay

    C) Yargıtay

    D) Anayasa Mahkemesi

    E) Yüksek Seçim Kurulu



    21) Aşağıdakilerden hangisi milletvekili seçim sistemlerinden olan liste usulünün türlerinden değildir?

    A) Karma liste

    B) Bloke

    C) Dar Bölge

    D) Tercihli oy

    E) Eşit oy



    22) Aşağıdakilerden hangisi seçimleri yenileme kararı Cumhurbaşkanınca verilmesi halinde seçimlerin yapılacağı gündür?

    A) Seçim döneminin son toplantı yılının 3 Temmuz günü

    B) Kararı takip eden 90. Gün

    C) Meclisin toplantısını takip eden Ekim ayının ikinci Pazar günü

    D) Kararı takip eden 90. Günden sonraki ilk Pazar günü

    E) Meclisin ilk toplantı günü



    23) TBMM seçimleri, savaş sebebiyle ne kadar ertelenebilir?

    A) 1 yıl

    B) 6 ay

    C) Ertelenmez

    D) 3 ay

    E) 4 ay



    24) Aşağıdakilerden hangisi gümrük kapılarında oy kullanmanın başlangıç süresidir?

    A) Seçim gününden 1 hafta önce başlar.

    B) Seçim gününden 5 gün önce başlar.

    C) Seçim gününden 75 gün önce başlar.

    D) Aynı gün başlar.

    E) Seçimden 2 ay önce başlar



    25) Milletvekili sorumsuzluğunun söz konusu olabilmesi için sorumsuzlukla ilgili yanlış bilgi aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Meclis çalışmaları sırasında işlenmiş olmalı

    B) Düşüncesini açıklarken işlenmeli

    C) Meclisçe kaldırılması mümkündür.

    D) Çalışmalar sırasındaki hakaret suçları sorumsuzluk kapsamındadır.

    E) Sorumsuzluk sürekli niteliktedir.



    26) Yasama dokunulmazlığı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

    A) Dokunulmazlık, üyeler hakkında hukuk davası açılmasına engel değildir.

    B) Seçimden önce veya sonra verilen cezanın yerine getirilmesi, üyeliğin bitimine bırakılır.

    C) Geçici bir koruma sağlar.

    D) TBMM tarafından kaldırılamaz.

    E) Siyasi parti grupları öneremez.



    27) Aşağıdakilerden hangisi üyeliğin düşmesi ile ilgili yanlış ifadedir?

    A) İstifa halinde, düşürülme TBMM genel kurulunca kararlaştırılır.

    B) Milletvekilliği ile bağdaşmayan görevini sürdüren üye için Genel Kurul gizli oyla karar verir.

    C) Partisinin temelli kapatılmasına eylemiyle sebep olan üyenin milletvekilliği derhal sona erer.

    D) Özürsüz devamsızlık hallerinde Genel Kurulca salt çoğunlukla karar verilir.

    E) 1 ay içerisinde 5 oturuma katılmayan milletvekillerinin üyeliği düşer.



    28) Yasama dokunulmazlığının kaldırılması üzerine ilgili milletvekili iptal için nereye başvurulabilir?

    A) Anayasa Mahkemesine

    B) TBMM Başkanlığına

    C) İdare Mahkemesine

    D) Karar kesindir. Başvuru yolu yoktur.

    E) Danıştaya



    29) Anayasa Mahkemesi kaç asil üyeden oluşur?

    A) 15

    B) 7

    C) 11

    D) 16

    E) 10



    30) Aşağıdakilerden hangisi siyasal partilerin mali denetimini yapar?

    A) Sayıştay

    B) Danıştay

    C) Devlet Güvenlik Mahkemesi

    D) Anayasa Mahkemesi

    E) TBMM


    Cevaplar

    1. C
    2. A
    3. E
    4. C
    5. B
    6. C
    7. D
    8. C
    9. C
    10. C
    11. C
    12. A
    13. C
    14. B
    15. C
    16. A
    17. E
    18. B
    19. D
    20. E
    21. E
    22. D
    23. A
    24. C
    25. C
    26. D
    27. C
    28. A
    29. C
    30. D



    alıntı
#14.08.2010 16:06 0 0 0
  • Aöf Adalet Bölümü Dersleri - Anayasa Hukuku Deneme Sınavları - Aöf Anayasa Hukuku Soru ve Cevapları
    1. 1982 Anayasasına göre aşağıdaki organlardan hangisinin iptal davası açma yetkisi yoktur?

    A) Cumhurbaşkanı

    B) İktidar partisi meclis grubu

    C) Anamuhalefet partisi meclis grubu

    D) TBMM üye tamsayısının 1/5i

    E) TBMM başkanı



    2. Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek anayasaya aykırılık iddiasının reddine dair verdiği bir karar hakkında aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasısıyla kaç yıl Anayasa Mahkemesine başvurulamaz?

    A) Bir yıl

    B) Beş yıl

    C) On yıl

    D) Onbeş yıl

    E) Böyle bir süre sınırlamıs yoktur her zaman başvurulabilir.



    3. Anayasaya uygunluk denetimine konu olan normların, uygunluk inceleme-sine tabi olacakları norm yada normlara ne ad verilir?

    A) Ölçü Norm

    B) Anayasallık Bloku

    C) Önleyici denetim

    D) Düzeltici denetim

    E) Somut norm denetimi



    4. Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı Vekilini, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Üye-lerini, Sayıştay başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı kim yargılar?

    A) Uyuşmazlık Mahkemesi

    B) Anayasa Mahkemesi

    C) Yargıtay Ceza Genel Kurulu

    D) Yüksek Seçim Kurulu

    E) Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu



    5. Danıştay üyelerinin dörtte birini kim atar?

    A) Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu

    B) Cumhurbaşkanı

    C) Adalet Bakanı

    D) Yüksek Hakimler Kurulu

    E) Yüksek Savcılar Krulu



    6. Aşağıdakilerden hangisi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi değildir?

    A) Adalet Bakanı

    B) Adalet bakanlığı müsteşarı

    C) Yargıtay Genel Kurulunca; kendi üyeleri arasından seçilip önerilen üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanan üyeler

    D) Danıştay Genel Kurulunca; kendi üyeleri arasından seçilip önerilen üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanan üyeler

    E) Türkiye Barolar Birliği Başkanı



    7. Olağanastü hal bir bölge valiliğine bağlı birden çok ilde ilan edilmişse olağanüstü halin uygulanmasında görev ve yetki kime aittir?

    A) İl Valisine

    B) Bölge Valisine

    C) İçişleri Bakanına

    D) Başbakanlığa

    E) Genelkurmay Başkanlığına



    8. Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar, ve ağır ekonomik bunalım hallerinde illan edilen olağanüstü halde aşağıdakilerden hangisi yapılabilir?

    A) Vatandaşlara birtakım para, mal ve çalışma yükümlülükleri yüklenebilir.

    B) Yaşam hakkı ihlal edilebilir.

    C) Kişinin maddi ve manevi bütünlüğüne dokunulabilir.

    D) Suç ve cezalar geriye yürütülebilir.

    E) Mahkeme kararı olmaksızın kişiler suçlu sayılabilir.



    9. TBMM seçimlerinden önce aşağıdaki bakanlardan hangisinin çekilmesi zorunludur?

    A) Tabii Kaynaklar ve Enerji Bakanı

    B) Ulaştırma Bakanı

    C) Maliye Bakanı

    D) Milli Eğitim Bakanı

    E) Sağlık Bakanı



    10. Herhangi bir sebeple boşalan bakanlığa en geç kaç gün içinde yeni bakan atanır?

    A) 5 gün

    B) 10 gün

    C) 15 gün

    D) 20 gün

    E) 25 gün



    11. Ülkemizde sağlık sebebiyle Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılmasına karar verilen Cumhurbaşkanı kimdir?

    A) Fahri Korutürk

    B) Cemal Gürsel

    C) Adnan Menderes

    D) Celal Bayar

    E) Kenan Evren



    12. Aşağıdakilerden hangisi Cumhurbaşkanının yargı ile ilgili görevlerinden birisi değildir?

    A) Anayasa Mahkemesi üyelerini atamak

    B) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcı Vekilini atamak.

    C) Askeri Yargıtay üyelerini atamak

    D) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek

    E) Anayasa mahkemesinde iptal davası açmak



    13. Yürütme yetkisinin tümünün kişi yada kurul olarak tek bir organa ait olmasına ne denir?

    A) Monist yürütme

    B) Kollejyal yürütme

    C) Dualist yürütme

    D) Yarı başkanlık sistemi

    E) Rasyonelleştirilmiş parlamenterizm



    14. Başbakan veya bakanların görevleriyle ilgili cezai sorumluluklarının araştırılmasını sağlayan denetim aracı aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Gensoru

    B) Meclis Soruşturması

    C) Meclis Araştırması

    D) Genel Görüşme

    E) Soru



    15. Meclis araştırma komisyonu aşağıdaki kurumların hangisinin yetkililerini çağırıp bilgi almak yetkisine sahip değildir?

    A) Radyo Televizyon Kurumundan

    B) Genel ve katma bütçeli dairelerden

    C) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından

    D) Devlet sırları ile ilgili olarak Milli İstihbarat Teşkilatından

    E) Kamu yararına çalışan derneklerden



    16. TBMMde en az karar yeter sayısı aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Meclis üye tam sayısının mutlak çoğunluğu

    B) Meclis üye tam sayısının salt çoğunluğu

    C) Toplantı yetersayısının salt çoğunluğu

    D) Üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlası

    E) Üye tam sayısının beşte birinin iki fazlası



    17. Aşağıdakilerden hangisi TBMM üyeli-ğinin düşmesi nedenlerinden birisi değildir?

    A) İstifa

    B) Azil

    C) Kesin hüküm giyme

    D) Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olma

    E) Kısıtlanma



    18. Çıkaracağı milletvekili sayısı 36 veya daha fazla olan iller kaç seçim çevresine ayrılır?

    A) 1

    B) 2

    C) 3

    D) 4

    E) 5



    19. Milletvekilliklerini artık bırakmayacak şekilde dağıtan seçim sistemi aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Dhnont usulü

    B) En büyük artık usulü

    C) En kuvvetli ortalama sistemi

    D) Milli Bakiye sistemi

    E) Liste Usulü



    20. Aşağıdakilerden hangisi yürütmenin asli düzenleme yetkisine bir örnektir?

    A) Tüzükler

    B) Yönetmelikler

    C) Kanun Hükmünde Kararname

    D) Cumhurbaşkanlığı kararnamesi

    E) Müşterek Kararnameler



    21. Anayasaya aykırı olmamak koşuluyla her konunun yasama organınca istenildiği ölçüde ayrıntılı olarak düzenlenmesine ne ad verilir?

    A) Yasama yetkisinin ilkelliği

    B) Yasama yetkisinin asliliği

    C) Yasama yetkisinin devredilmezliği

    D) Yasama yetkisinin genelliği

    E) Yasama yetkisinin bölünmezliği



    22. Kuvvetler birliği görevler ayrılığı ilkesini kabul eden anayasamız aşağıdakilerden hangisidir?

    A) 1876 Anayasası

    B) 1921 Anayasası

    C) 1924 Anayasası

    D) 1961 Anayasası

    E) 1982 Anayasası



    23. 1982 Anayasasında 2001 yılnda yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesinin anayasa değişiklikleri hakkında iptal kararı verebilmesi için karar yeter sayısı ne olmuştur?

    A) Üçte bir oy çokluğu

    B) Üçte iki oy çokluğu

    C) Dörtte üç oy çokluğu

    D) Beşte üç oy çokluğu

    E) Oybirliği



    24. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında sınırlama aracının amacı gerçekleştirmeye elverişli olması ve araç ile amaç arasında ölçülü bir oran olmasına ne ad verilir?

    A) Hakkın özü

    B) Demokratik toplum düzenin gerekleri

    C) Ölçülülük ilkesi

    D) Temel hak ve özgürlüklerin kötüye kulla-nılmaması

    E) Tabii hak anlayışı



    25. Aşağıdakilerden hangisi bir siyasi partiye üye olabilir?

    A) Hakimler ve Savcılar

    B) Devlet Memurları

    C) Silahlı Kuvvetler mensupları

    D) Üniversite Öğretim Üyeleri

    E) Yükseköğretim öncesi öğrencileri



    26. Halk tarafından seçilen yasama organının ve onun içinden çıkan hükümetin, genel oyla seçilmeyen bazı kurum ve kuruluşlarca sınırlandırılamaması kuramına ne ad verilir?

    A) Depolitisazyon

    B) Saf milli irade

    C) Militan demokrası

    D) Kooptasyon

    E) Çerçeve anayasa



    27. 1961 Anayasasının yapım sürecinde Milli Birlik Komitesinin yanında aşağıdakilerden hangisi bulunmuştur?

    A) Danışma Meclisi

    B) Cumhuriyet Senatosu

    C) Bilim Kurulu

    D) Cumuhurbaşkanlığı Genel Sekre-terliği

    E) Temsilciler Meclisi



    28. 1924 Anayasasına göre Anayasa değişikliği teklifi sayısı kaçtır?

    A) TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğu

    B) TBMM üye tam sayısının mutlak çoğun-luğu

    C) TBMM üye tamsayısının en az üçte biri

    D) TBMM üye tamsayısının en az üçte ikisi

    E) TBMM üye tamsayısının beşte biri



    29. Yasama ve Yargı karşısında yürütmenin yürütmenin içinde de özellikle Cumhurbaşkanın güçlendirdiği anayasa aşağıdakilerden hangisidir?

    A) 1876 Anayasası

    B) 1921 Anayasası

    C) 1924 Anayasası

    D) 1982 Anayasası

    E) 1961 Anayasası



    30. Belli bir eylem için o eylemin işlen-mesinden sonra özel bir mahkeme kurulması Anayasanın ilkelerinden hangisine aykırılık oluşturur?

    A) Sosyal devlet

    B) İnsan haklarına saygılı devlet

    C) Hukuk devleti

    D) Laiklik

    E) Milli egemenlik

    Cevaplar


    1. E
    2. C
    3. A
    4. B
    5. B
    6. E
    7. B
    8. A
    9. B
    10. C
    11. B
    12. E
    13. A
    14. B
    15. D
    16. D
    17. B
    18. C
    19. A
    20. D
    21. D
    22. C
    23. D
    24. C
    25. D
    26. B
    27. E
    28. C
    29. D
    30. C
#14.08.2010 16:01 0 0 0