Her kadın güzeldir yeter ki güzel makyaj yapmayı bilsin öyle değil mi? Örneğin kalbin aynası olan gözlere yapılan çekici bir makyaj inanın sizi oldukça iddialı gösterecektir.
Gözlerinizi olduğundan daha güzel göstermek istiyorsanız makyaj hilelerine başvurmak zorundasınız. İşte güzel gözlere sahip olmanın sırları...
Farınızın rengini seçerken soğuk veya sıcak renklerden hangisinin sizin ten renginize uygun olduğuna dikkat edin. Soğuk renkler mavi bazlı renklerdir (pembe, mor...). Sıcak renkler sarı bazlı renklerdir (yeşil, turuncu...).
Far uygularken rengi keskin hatla bitirmeyin, sıfırlayana kadar yumuşak şekilde yayın. Görüntünüz derinlik kazanacaktır. Göz kalemini uyguladıktan sonra parmak uçlarınız ile yumuşak şekilde yayarak farınızla karıştırın.
Göz makyajınızın dış sınırında, kaş kenarı ve burun kenarı arasındaki sınırın içinde kalın. Göz altında mat görüntü gözlerinize derinlik kazandıracaktır. Bu nedenle bu bölgeye ışıltı koymayın.
Kaş altınızın dış kenarına ve göz pınarınıza uygulayacağınız ışıltılı bakışlarınızdaki derinliği artıracaktır.
Maskaranızı uygularken öncelikle kirpiklerinizin üzerinden, sonra alttan zig zag hareketleriyle uygulayın. Kirpiklerinizin yelpaze gibi açıldığını göreceksiniz.
Adım adım göz makyajı
1. Örtücü ve ardından ince yapıda bir pudra ile göz altını aydınlatın ve matlaştırın.
2. Farınızı uygularken önce göz kapağınızın tamamında arzu ettiğiniz yoğunlukta rengi elde edin. Parmaklarınızla uyguladığınızda daha kolay olduğunu göreceksiniz. Daha sonra dışarıdan içeriye doğru kapağın iç çukurunda renk ile gölge oluşturun. Kaşlara kadar gelmeden rengi sıfırlayın. Keskin hatlardan kaçının. Daha iddialı görünüm istediğinizde uyguladığınız rengin bir ton koyusuyla gölgeyi yoğunlaştırabilirsiniz.
3. Kirpik diplerinizden, dışarıdan içeriye doğru göz kaleminizi uygulayın. Yumuşak bir görünüm ve derin bir ifade için parmak uçlarınız ile yayın.
Estetik ameliyat yeniliklerine her gün yenisi ekleniyor.
Uzun, kıvrık kirpikler yüzyıllardır dişiliği güçlendiren, vurgulayan özellikler olarak biliniyor. Bu nedenle de zaten daha çekici ve dişi bir görünüme sahip olmak için ense kıllarını artık göz kapaklarında taşıyor pek çok kadın. Kılların enseden alınması ve göz kapaklarına teker teker ekilmesi ise 1,5-2 saat sürüyor. Ekim işlemi lokal anesteziyle gerçekleştiriliyor, yani sadece göz kapağı ve ense uyuşturuluyor.
"Türkan Şoray kirpikleriyle" göz kırpabilmenin bedeli ise 1000-2000 YTL civarında. Ancak yöntemin küçük bir sakıncası var: Ekilen kirpiklerin uzaması durmuyor! Yani zaman zaman elinize makası alıp onları kısaltmanız şart.
Sorularımızı yanıtlayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Plastik-Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve Este 7 Estetik Birimi Yöneticisi Prof. Dr. Ahmet Karacalar'a kirpik ekimi için başvuran pek çok hasta var...
Size kimler başvuruyor?
Kirpik sorunu olanlar. Mesela yanık, kaza ya da kemoterapi ve radyoterapi alanlarda kirpikler dökülebiliyor. Nedeni belli olmayan dökülmeler de var. Bir de yaş arttıkça kirpikler azalıyor, seyreliyor ya da dökülüyor. Şu ana kadar bu hastalara kirpik ekimi yapıyorduk. Ancak artık insanlar estetik amaçlı da kirpik ektirmeye başladı. Bize her ay birkaç kişi bunun için geliyor. Ancak kirpik ekebilmek için göz kapağı kıvrımında sağlam ve sağlıklı bir doku olması şart.
Yöntem nasıl işliyor?
Saçlar uygun değil. Dolayısıyla enseden kıl alıyoruz. Bunlar yumuşak ve yavaş uzadıkları için kirpiğin yapısına uygun. Göz kapağının kenarına delikler açıp kılları, kökleriyle birlikte teker teker yerleştiriyoruz. Birkaç hafta içerisinde bu kıllar dökülüyor. Onlar cansız çünkü. Ektiğimiz kıl kökünün de bir uyku aşaması oluyor. Bu iki-üç ay sürebilir. İki-üç ay sonra o bölgede kirpikler tekrar uzamaya başlar. Bu kıllar yavaş uzar. Kılların kirpik gibi olabilmesi için altı-yedi ay gerekiyor.
"20-30 kıl kökü ekilebiliyor ve orada sürekli kirpik ürüyor"
Ekilen kirpiklerle kişinin kendi kirpikleri arasında doğal olmayan farklılıklar oluyor mu?
Kirpikler arasında zaten doğal olarak farklılıklar vardır. Kimisi kısa, ince, kimisi uzun veya kalındır. Büyüme aşamaları farklı çünkü. Dolayısıyla yapay bir durum söz konusu olmaz. Biz sadece kendi kirpiklerinizin aralarını dolduruyoruz, kirpikleri sıkılaştırıyoruz. Kendi kirpiğinizin üstünde farklı kirpikler ya da doğal olmayan, dikkat çeken bir durum olmuyor. 20-30 tane kıl ekilebiliyor ve kökler orada artık sürekli kirpik üretiyor. İşlemi tekrarlamak gerekmiyor.
Nakledilen kirpiklerin aşağıya ya da yana doğru uzama riski var mı?
Ekimi yanlış yaparsanaz ters yöne uzarlar tabii. Burada kirpiklerin yönünü ayarlamak en kritik nokta. Yönünü ayarlayabilmek için zaten kökü üzerindeki kılla birlikte ekiyoruz. Kıl yukarı doğru bakmalı. Eğer kökü kılsız ekerseniz yönü ayarlayamazsınız ve kirpik rasgele uzar. Bu, çok dikkatli yapılması gereken, mikrocerrahi uzmanlığı gerektiren bir iş. Büyütmeli gözlükler hatta mikroskop altında yapıyoruz kirpik ekim işlemini. İşlemin tek bir sakıncası var: Ekilenler kirpikler daha fazla uzar. Bir süre sonra onları kesmeniz gerekiyor. Ancak yavaş uzuyorlar. Dolayısıyla hastalarımız bundan şikayetçi değil.
"Kalça gamzesi ve kulak memesi estetiği isteyen bile var"
Kirpik ekme dışında başka sıra dışı talepler var mı?
Çok var. Kalça üstü gamze estetiği yaptırmak için bile gelenler var. Ayrıca kulak memesi estetiğine talep ciddi anlamda arttı; küçültme, kulak deliğinin büyümesi ya da kulak memesinin yırtılmasıyla ilgili operasyonlar yapıyoruz. Ayak estetiğine de bir yöneliş var. Nasır oluşmaması için topuklara hiyeluronik asit enjekte ediyoruz; terleme ve kokuya karşı da ayaklara botoks yapıyoruz. Bazen ikinci parmak, ayağın başparmağından daha uzun oluyor. Parmağı cerrahiyle kısaltabiliyoruz
Sally Hansen, kendi başarısını geride bırakan başka bir yenilik daha çıkardı.
Dolgun dudaklar çekici ve seksi bir görünümün simgesidir. Bu seksi görünüme anında kavuşmak isteyen kadınların ihtiyaçlarına yönelik geliştirilen yüzlerce ürüne öncülük eden Sally Hansen Lip Inflation serisinin yeni ürünü Lip Inflation Extreme dudaklarda gözle görünür ve sıra dışı bir dolgunluk sağlıyor. ABD'de de piyasaya çıktığı andan itibaren satış rekorları kıran, anında gösterdiği etkiyle harikalar yaratan bu ürün dudakları % 50 daha dolgun bir görünüme kavuşturmayı garantiliyor.
Hyaluronic Acid ve Marine Collagen bileşiminden doğan eşsiz Hydro-Collagen Complex, dudak üzerinde bir tabaka oluşturarak, dudağın kusurlarını kapatıyor. Oluşan tabaka, normalde dudak yüzeyinden buharlaşan suyu emerek, nemi dudağın içerisine hapsediyor ve dudağın dolgunlaşarak hacim kazanmasını sağlıyor. Ayrıca içeriğindeki Peppermint dudaklarınıza serinlik vererek harekete geçirirken, Ginger, Cinnamon ve Vitaminler ile dudaklarınıza şekil vererek ve nemlendirerek ekstra güzellik katıyor. Üstelik etkisi anında başlıyor ve dolgun görünüm saatlerce sürüyor.
Kadın dünyasında bir dönem moda olan kalın kaşlar geri geliyor.
İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, bir dönem moda olan kalın kaşlar geri geliyor. Moda yazarlarından Liz Jones, artık birçok ünlü kadının kaşlarını kalın tuttuğunu, dövmelerle kalınlaştırdığını, hatta kaş ektirdiğini kaydetti.
Angelina Jolie, Kate Winslet, Madonna ve Natalie Portman gibi ünlülerin bu modaya uyduğunu dile getiren Jones, hepsinin ünlü Meksikalı ressam Frida Kahlo'ya benzemeye çalıştığını belirtti. Jones'a göre, kaşlarını kalın bırakan bir kadın, "erkeklerin dünyasında ben de varım" mesajını vermeye çalışıyor.
Ayrıca, bu kadınların sloganı "Bizimle çok uğraşmayın. Bırakın işimizi yapalım." Gazetenin moda yazarı, bu modanın 1980'lerde Cindy Crawford ve Brooke Shields tarafından başlatıldığını, ancak daha sonra terk edildiğini de anlatıyor.
ZARAFET MAZİDE KALDI
1930'larda Marlene Dietrich, Greta Garbo gibi ünlü kadınların neredeyse hiç görünmeyen kaşlara sahip olduğunu dile getiren Jones şöyle devam ediyor: "O dönemde kadının yeri daha çok görseldi. Yani kadın iş alanında değil de feminen olarak zarif ve güzel olmalıydı."
Bakımlı görünümleriyle herkesin beğenisini kazanan magazin dünyasının ünlü isimleri güzelliklerini korumak için doğal yollara başvuruyor.
Güzellik için uygulanan en son doğal yöntemler...
GÜL GÖLGE: Her hafta iki ayrı program sunan Gül Gölge, cildinin bakımına ve güzelliğine büyük önem veriyor. Bol bol havuç, balık, elma ve yoğurt yediğini söyleyen ünlü sunucu şöyle konuşuyor: "Cildimi temizlemek için mağazalarda satılan kozmetik ürünlerini kullanmayı sevmiyorum.
Ben her konuda suyu tercih ediyorum. Ayrıca makyajımı çıkardıktan sonra her gün yüzümü buzla yavaş yavaş ovarım. Bu hem beni dinlendiriyor, hem de gözeneklerin açılmasını sağlayıp cildimi canlandırıyor. Ayrıca haftada bir kere mutlaka vücuduma kese yaptırıyorum.
GÜL SUYU MASAJI
NEFİSE KARATAY: Oyunculukta da şansını deneyen ünlü manken, güzelliğini bir süredir 'gül suyu' seanslarıyla koruduğunu söylüyor. Hiçbir zaman pahalı kozmetik ürünleri kullanmadığını, onun yerine doğal yöntemlerle bakım yapmayı tercih ettiğini belirten Karatay, "Her sabah ve akşam cildimi mutlaka gül suyu ile masaj yaparak dinlendiririm. Hanımlara tavsiye ediyorum" dedi.
BALLI ISIRGAN OTU SUYU
ARZUM ONAN: Mankenlikten sonra, kameraların karşısına geçen ve oyunculukta da isminden söz ettirmeyi başaran Onan, güzelliğini doğal içerikli ürünlerle korumaya çalışıyor. Kemerburgaz'daki evinin bahçesinde domates, biber yetiştiren Onan, organik besin tüketmenin sağlık için çok önemli olduğunu söylüyor. Onan, oğlu Can ile birlikte her sabah 'Ballı Isırgan Otu Suyu' içiyor.
MERAL KAPLAN: Ünlü Hollywood oyuncusu Cameron Diaz'a benzerliğiyle ünlenen manken ve oyuncu, cildini temizlerken hırpalanmamasına büyük önem verdiğini söylüyor. Cildine herhangi bir kozmetik ürünü sürmek yerine 'süt tozu' masajı yapmayı tercih ettiğini kaydeden Kaplan, "Bu yöntemi yabancı bir kadın dergisinden öğrendim. Süt tozunu su ile hafifçe ıslatarak yüzüme halkalar şeklinde masaj yapıyorum. Bu sayede cildim yumuşak ve taze kalıyor" diye konuştu.
ORKİDE ÇİÇEĞİ KREMİ
LERZAN MUTLU: Singapurlu ve Malezyalı kadınların ciltlerinin tazeliğine hayran kaldığını belirten şarkıcı Mutlu, bu konuyu uzun süre araştırmış. Ve sonunda Orkide çiçeğinin çok yetiştiği Uzakdoğu'da kadınların bol kullandıkları, 'Orkide özü' ihtiva eden krem çeşitlerinden getirtmiş. Ünlü şarkıcı şimdi akşamları, orkide kremleriyle masaj yaptırdığını ve bunun çok büyük faydasını gördüğünü söylüyor.
SUDAN VAZGEÇMİYOR
ÇAĞLA ŞIKEL: Podyumların başarılı mankeni güzelliğini 'su' ile korumaya çalışıyor. Her gün hiç aksatmadan duş aldığını belirten Şıkel şunları söylüyor: "Ben de tüm hanımlar gibi ara sıra yeni çıkan kremleri deniyorum. Faydasını gördüklerim de oluyor ama ben suyun 'hayat' demek olduğuna inanıyorum. Su ile çok barışık bir insanım. Her gün balık gibi mutlaka suyun içindeyim. Mutlaka günde iki litre su içiyorum. Suyu hiçbir yönteme değişmem."
Rotaforte Fuarcılılık tarafından 1986 yılından beri kesintisiz olarak organize edilen ve dünyanın ticari hacmi en yüksek 4 kuyumculuk fuarından biri olan İstanbul Jewelry Show, 29. Uluslararası Mücevher, Takı, Gümüş, Saat ve Malzemeleri Fuarı 09 - 12 Ekim tarihleri arasında CNR EXPO Fuar Merkezi'nde düzenleniyor.
Sadece sektör profesyonellerine açık olan fuarda pırlantalı mücevherler, renkli taşlı mücevherler, incili akılar, altın takılar, saatler, pırlantalar, renkli taşlar, yarı-kıymetli taşlar, sentetik taşlar, değerli metaller, inci, montür, vitrin ve paketleme, makine, alet edevat ve malzemeleri, güvenlik gereçleri, yazılımlar, moda takılar, gümüş takı, aksesuarlar, uluslar arası fuarlar ve sektörel dergiler sergilenecek.
4 gün boyunca devam edecek İstanbul Jewelry Show II'ye özellikle krizden etkilenmemiş canlı ekonomilerin olduğu ülkelerden ve Türkiye'nin dört bir yanından kuyumcular ürünlerini sergilemeye ve alım yapmaya gelecekler.
Hava açıktı. O gün gökyüzü gerçek bir gök mavisiydi. Büyük şehirlerin kaderi gibi görülen hava kirliliği de; sırra kadem basmıştı sanki. Etrafa tatlı ve rehavet verici bir hava akımının rüzgar serinliği başladı. Bütün caddeler insanlarla, mağazalar da çeşit çeşit mallarla doluydu.
Caddeler insan selini kaldıramazken koca Ulu cami, ikindi namazında ancak üç saf olabilmişti. Caminin üzerinde muhteşem bir tarihin izleri vardı. Gün; koşuşturma ile geçmiş, yürümekten yorulmuşlardı. Genç müteahhit: "Bir yerlerde biraz oturalım."dedi.
Arkadaşı: "Bir yer biliyorum oraya gidelim."diye cevap verdi.
Caddeler, artık insan ve araç yükünü taşıyamaz olmuştu. Yeşil alan olarak ayrılan bir yer; delik deşik edilmiş hızla bir otopark inşaatı devam ediyordu. İnşaattaki devasa vinç kule, Osman Gazi türbesine doğru baş kaldırmıştı. Altıparmak 'a batı yönünden gelen caddenin karnı yarılmış, toz toprak içinde çalışan kazıcının hırıltısı caddenin gürültüsüne karışıyordu.
Osman Gazi türbesinin bulunduğu tepeden baktığınızda; Bursa genelde ayak altında kalır. Şehir merkezinde; hava koridorları olmayan önü veya sonu kapalı caddeleri olan, yeşil alandan mahrum çarpık yapılaşmayı görürsünüz. Bursa'nın yeşili gitmiş, betonlaşmanın kızılı gelmiş olduğu görülürdü.
Tepe etrafında yapılan yürüme merdiveni Osman Gazi'nin bilinçsiz ve şuursuz torunlarına; aşk merdiveni olarak hizmet vermeye devam ediyordu. Hemen hemen her oturakta sarmaşıkvari oğlan ve kızları görmek mümkündü. Televizyonla kazanılmış; bu batı tarzı yaşamı hazmedebilenlerin yerleri haline gelmiş. Düşünen insanın değerinin olmadığı hatta hapsedilen bir ülkede; bu gençlerin yaptıkları normal, düşünenlerin durumu anormaldi sanki.
Hey gidi hey, Osman Gazi atam; yattığın şu yerde rahat mısın? Şu bir kulağı küpeli, saçları ensesinde, ağzında sigara ve yanında on dört yaşında erdemliliğinden habersiz; kol kola sigarasına eşlik eden şu genç; kız senin torunların mı? Hem de yatmakta olduğun türbenin yanı başında. Ucube, zalim bir imparatorluk olan Bizans'tan aldığınız yer yüzünün en muhteşem ve nadide topraklarını; geçmişini ve asli vazifesini unutan bu nesile mi bıraktınız? Sana yapılacak sitem bile haksızlık sayılır.
Ya sen Galip Hoca, her şeyin hercü merc olduğu, Osmanlının son demlerini yaşadığı ve ulusal bir kurtuluş savaşının yaşandığı günlerde çıktığın cami minberlerinde ve meydanlarda "hala dağınık mı kalacaksınız? Hala ne zaman silkinip toparlanacaksınız. Yunanın entarili askerlerinin toprağınıza ve namusunuza tecavüz etmesini mi bekliyorsunuz?" diye sesleniyordun.
Sizler, perma perişan yokluk ve sefaletle can yoldaşı olduğunuz, yedi düvelin leş yiyen kargalar gibi Osmanlının mirasına üşüştüğü günlerde bu milleti ayakta tutmasını, savaşmasına ve onurunu kurtarmasına öncü oldunuz.
"Siyaseti ve demokrasiyi kıyma makinesi yapan, acımasızca ve şuursuzca muhteşem bir geçmişi olan bu milleti nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilmeyen mefkuresiz bir millet haline getirdiler. Ağlanacak halimize güler olduk." Duyguları içinde hayıflanıyordu müteahhittin arkadaşı.
Vatan yalınız verimli toprakları, güneşli sahilleri, yemyeşil ormanları, asfalt yolları ve mamur şehirleri dar bir toprak parçası değildir. Vatan: muazzez şehitlerin kanlarıyla yoğrula yoğrula kutsileşen mümbit ovalardan taa kıraç tepelere varıncaya kadar şüheda fışkıran ve şairin:
"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır."
"Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır." Mısralarında ifadesini bulan bir bütündür.
"Bunlar mı kağanların, hakanların, padişahların torunları? Bir zamanlar Yunus'ları, Mevlana'ları, çıkaran toplumda, şimdi bir zerresini bulamamak ne acı.."
"Doğruya karşı kadife, hasmına karşı çelik olanlar nerede? Kötüye karşı Allah'ın gazabı, mazlumu koruyan Allah'ın kılıcı Türkler bu gün nerede? Savaşta düşman eli değmemiş fakat barışta düşmana karış karış satılmak, istenen şu mübarek vatanı ve Türkiye'nin acı karanlığı içinde yaşayanlar nerede? Bir Bilge çıkmalı yine ve Ey Türk titre ve kendine dön demeli.." duyguları içinde hayıflanıyordu müteahhittin arkadaşı.
Osman Gazi tepesinin etrafında; eski iğreti şekliyle kalan tek yer "Yahudiler mahallesiydi." Anlaşılan onlara da şu veya bu sebeple inşaat izni verilmemiş olmalıydı. Paralarını ticarette değerlendirerek; gayri menkule yatırım yapmayan bir toplumun veraseti devam ediyor olmalıydı.
İki arkadaş; yan yana "Yahudiler sokağına" yöneldiler. Yolun; ortasına kadar üzerlerinde içki bardakları bulunan masaların arasından bakınarak yürüdüler. Yoldan geçenleri rahatsız edecek kadar bir içki kokusu sokağı baştan sona kaplamıştı. Anlaşılan geceleri alem yerleriydi buralar. Karşılıklı barlar; aralıklarla peş peşe sıralanmıştı. Kapalı olduğundan sakin ve sessizdi. Kapıların üzerinde; metalik bir yazı vardı. "Damsız girilmez." Dam ne idi? Dam kelimesi; Türk kültürüne tamamen yabancı ve sonradan girme bir kelimeydi. "Dam" Türkçe'de evin üst tepe kısmına verilen addı. Aslı; Fransızca bir kelime olan; "dansta erkeğe eşlik eden kız", Farsça'da "tuzak kurmak, birini aldatmak için hazırlanmış hile ve tuzak" anlamındadır. Tecrübesiz genç kızlar; bu yerlere getirilerek yalan ve hile ile içki ve uyuşturucuya alıştırılan yerler değil miydi? Hatta daha ileri gidilerek nice genç kızların kızlık değerlerinin yitirildiği yerler değil miydi? Bunu bilmeyen, bunu anlamayan kaç masum var bilinmez ama bu yıllardan beri böyle devam edip gidiyordu. Sanki kimin umurundaydı.
Batılılaşıyoruz ya! Ne menem bir batılılaşmaysa. Kendi milli değerlerinin ve ruhunun zıddına inat. Galiba, "battı balık yan gider" tabiri ne kadar uygun düşüyor halimize. Müteahhit: "Nereye götürüyorsun."
Arkadaşı : "Banimle gelmez misin? Az kaldı."
Sokağı boydan boya geçtiler. Sokağın sonunda; dış cephesi mavi renkli, tamir Görmüş; Osmanlı'dan kalma tarihi bir yapı çıkmıştı karşılarına. Kapı üstüne monte Edilmiş küçük bir levhada "KONAK CAFE" yazılıydı.
Dış kapısı sokağa çıkıyordu. Avlusu da yoktu. Önünden geçen sokak; ilerleyip mahalle arasında kayıp oluyordu. "Konak Cafe" yönünü Osman Gazi'nin türbesinin bulunduğu kuzeyden zikzaklı yapılmış; iğreti dik merdivene bakıyordu. Alt katı boş olan Cafe 'ye girdiler. İçeride bir iki esmer çekik gözlü Orta Asyalı genç; holdeki masa etrafında oturmuş ellerindeki sigaralarından çıkan dumanların altında ağır ağır konuşuyorlardı. Bir an duraksadılar. Girişin sağ yan tarafında dörder sandalyeli üç masa vardı. Solda dik bir merdiven üst kata çıkıyordu. Holün solunda bir önü yükseltilmiş bir insan başının gözüktüğü bir yükselti, ocak ve malzeme dolapları vardı. Az ileride bir ufak renkli televizyon kendine yüksekte bir yer bulmuştu. Bir kaset çalardan sesi olup; sözü olmayan bir fon tipi Türk müziği salonu dolduruyordu. Birilerinin birileri ile buluşma yeri olarak ayarlanmış görüntüsü veriyordu sanki. Eskiden; İktisadi Bilimler akademisi, bu gün ise emniyet müdürlüğü olarak kullanılan binanın arka yan köşesinde.
Bir görevli genç : "Buyurun efendim" dedi.
"Şu yana oturalım" dedi müteahhittin arkadaşı. Üst kata çıkmak istemediler. Küçük kare masa üzerinde vişne renkli ipek saten örtü vardı. Üstünde örtüyü kaplayan masa camı ve üzerinde kül tablası vardı. Giriş holü; yandan ayıran aralığa gerilmiş üzerinde beyaz güller bulunan tül takılıydı. Tüllerin asıldığı noktalara yeşil ve kırmızı renkli yapma "yaprağı güzel" çiçekleri salınmıştı.
Görevli genç: "Efendim, soğuk-sıcak ne içersiniz?" dedi.
"Nascafe."
"Süt katalım mı?"
"Hayır, Sade olsun."
"Siz efendim."
Genç müteahhit: "Aynı olsun" dedi. Hizmetli genç gitti ve geri döndü.
"Su ısınmak üzereymiş biraz bekleyebilir misiniz?"
"Mümkün" dedi müteahhittin arkadaşı.
Gün pazartesiydi. Köy hizmetlerinden aldıkları, doksan yedi yılı ödeneği bulunmayan ihaleyi değerlendiriyorlardı. İhalesi yapılan yerlerin önceden yerleri de görülmüş değildi. İhale şöyle veya böyle kendilerinde kalmıştı. Ne getirir, ne götürür bilinmezdi. Bu iş mutlaka yapılacak ve başarılması gerekiyordu. Kaçmanın veya teminatı yakmanın hiçbir anlamı olamazdı. Bu memlekete yerleşmenin iş yapmanın bir başlangıcını teşkil edecekti. Bütün gayret ve çaba yüz akı ile çıkmak için olmalıydı.
Ayak bakımı yapmak için en uygun zaman banyo sonrasıdır. Banyonun ardından cilt daha yumuşak...
Ayak bakımı yapmak için en uygun zaman banyo sonrasıdır. Banyonun ardından cilt daha yumuşak, tırnaklar ise daha esnek hale gelir.Bu nedenle yapılacak tüm işlemler daha da kolaylaşır.
1. Ayaklarınızı on dakika kadar ılık su doldurulmuş ve bir kaşık tuz atılmış kabın içinde bekletin. Daha sonra ayaklarınızı sudan çıkartarak durulayın. Topuklar gibi ölü deri yüzünden kalınlaşmış bölgeleri ponza taşıyla ovun. Tahrişlere yol açmamak için cildin hassas olduğu yerleri ovmaktan kaçının.
2. Şimdi sıra etlerinizde; küçük bir tahta çubukla iyice yumuşamış olan etleri içeri doğru itin. Bu yöntemin tırnak etlerini kesmeye kıyasla hem çok daha kolay ham de daha risksiz olduğunu unutmayın. Sadece tırnakların, özellikle de baş parmak tırnaklarının kenarlarında bulunan ölü derilerin ucunu kesebilirsiniz, çünkü bunlar bazen geriye itilemeyecek kadar serttir.
3. Bundan sonra yapılacak son iş tırnakları kesmek. Bu işlemde en fazla dikkat etmeniz gereken nokta tırnakların yanlarını çok derin kesmemek ve küt bırakmamak. İçeri doğru fazla fazla kesilerek oyulan tırnak kenarları ileride batık tırnak oluşmasına yol açabilir ki bu da son derece can sıkıcı, acı verici bir durumdur.
4. Şimdi tırnaklarınızı törpülemeye başlayabilirsiniz ama metal bir törpüyle değil! Son zamanlarda çıkan kalın karton törpüler bu iş için çok daha uygun, çünkü tırnakları kırmıyorlar.Törpüledikten sonra ayaklarınızı tekrar durulayın ve kurulayın
Erken yaşta evlenen kadınlari evlilik sürecini evcilik oyunu olarak algılıyor. Evlilik kararının alınmasında söz sahibi olamadıklarına ve aileleri tarafından erkek - kız çocuk ayrımı yapılmasına içerliyorlar.
Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Arzu İçağasıoğlu Çobani ergenlik döneminde (adölesan) evlenen 12 kadınla görüşereki adölesan evlilikler konusunda bir araştırma yaptı. Görüşülen kadınlar en düşük 20i en yüksek 72 yaşında.
Biri okuma yazma bilmeyeni 2'si sadece okumai yazma bileni 3'ü ilkokuli 6'sı ise ortaokul mezunu olan kadınların birden çok çocuğunun olduğui bir kadın dışındaki diğer kadınların yaşamları süresince hiç çalışma hayatına girmediğii çalışan kadınların ise orta büyüklükteki şirketlerde yemeki temizlik gibi işler yaptığı belirlendi.
Ailelerde geleneksel yapının baskın olduğui kadınların ev düzenii evle ilgili yapılacak alışverişi çocukların yaşantılarının düzenlenmesi konusunda tek başlarına karar vermekte zorlandıklarıi bu dönemde evlenen kadınların evlilik sürecini evcilik oyunu olarak algıladıklarıi eşleri ile iletişim kurmakta zorlandıklarıi çoğunlukla eşlerinden çekindiklerii çocuk sahibi olmak ve çocuk bakmak konusunda ciddi güçlükler yaşadıkları ve kendilerini güçsüz hissettikleri ortaya çıktı.
Araştırma kapsamındaki kadınlarla yapılan görüşmelerdei evlilik kararının alınmasında söz sahibi olamadıklarıi aileleri tarafından erkek ve kız çocuk arasında yapılan ayrıma oldukça içerledikleri fark edildi. Özellikle eğitime devam etmek isteyip de bunu elde edemeyen kadınların bu durumdan oldukça olumsuz biçimde etkilendikleri tespit edildi.
Görüşme yapılan kadınlardan bazıları yaşadıklarını şöyle ifade etti:
- (66 yaşında) Ben öyle bağda bahçede oynarken görücü geldi. Hiç kimse bana sormadıi verdik dediler. Bana oyun gibi geldi.
-- (35 yaşında) 16 yaşımdaydım o zaman çocuktumi çocukların evcilik olacağı gibi anne olacazi çocuk doğuracağızi başka bir şey bildiğimiz yoktu. 17 yaşında çocuk doğurdum. Hiç bir şey bilmiyordumi yakınımda teyzem vardı. İş öğretmek içini yemek yapmak içini o öğretti banai Küçücük bebeğidimi bir şey bilmiyordum. İl başlarda evcilik kurduğum gibi zannediyordum.
- (29 yaşında) Aslında evlenmeyi pek düşünmezdim dei hep nasıl biriyle evlenecemi kaç çocuğum olacak diye düşünürdümi oyun gibi yani. Başlarda her şey oyun gibi geliyordu. Yaş ilerledikçe daha çok sorumluluğunu biliyorsun. Evliliğin ne olduğunu anlıyorsun.
- (30 yaşında) 7 yaş fark var eşimle. Ezdirmesinler kendilerini biz gibi kocalarına. Diyorum yai geriye dönsem de hiç evlenmesemi hatta hiç çocuklarım olmasai severim aslında onları amai yine de istemezdim. Evlenmesem olurdu yani anlayacağım.