GeceMavisi

GeceMavisi

Üye
20.01.2008
Uzman Çavuş
5.132
Hakkında

  • A = 1
    B = 2
    C = 3
    Ç = 4
    D = 5
    E = 6
    F = 7
    G = 8
    Ğ = 9
    H = 10
    I = 11
    İ = 12
    J = 13
    K = 14
    L = 15
    M = 16
    N = 17
    O = 18
    Ö = 19
    P = 20
    R = 21
    S = 22
    Ş = 23
    T = 24
    U = 25
    Ü = 26
    V = 27
    Y = 28
    Z = 29

    ------------------------
    Z =29
    E = 6
    K =14
    A = 1

    BAŞARI = 50%

    -------------------------
    Ç = 4
    A = 1
    L =15
    I =11
    Ş =23
    M =26
    A = 1
    K =14

    BAŞARI = 85%
    -------------------------

    D = 5
    E = 6
    N =17
    E = 6
    Y =28
    İ =12
    M =16

    BAŞARI = 90%
    -------------------------

    Y =28
    A = 1
    L =15
    A = 1
    K =14
    A = 1
    L =15
    I =11
    K =14

    BAŞARI = 100%
    ------------------------

    T =24
    O =18
    R =21
    P =20
    İ =12
    L =15
    BAŞARI = 110%
#17.09.2008 04:36 0 0 0
#17.09.2008 02:09 0 0 0
  • Paylaşımınız için teşekkür ediyorum.

    Şunu da belirtmeden geçmek istemiyorum,

    Batı dünyasının geleceği İslam'dır. Çünkü diğer dinlerin değişen zamana uyması zor. Oysa İslam, her döneme uyarlanabilecek genel ilkelere sahiptir. Bugünkü modern dünyada develer yerine arabalarımız, uçaklarımız var, ama ulaşım ulaşımdır. Yapılacak iş İslam'ın koyduğu ilkeleri günümüz koşullarına uyarlamaktan ibarettir.
#16.09.2008 18:22 0 0 0
#16.09.2008 16:41 0 0 0
  • TÜRKOLOJİ TÜRK DİLİ VE KÜLTÜR MERKEZLERİ PROJESİ NEDİR?



    Türkoloji Projesi, 1999 yılında Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) tarafından başlatılmış ve ilk defa 2000-2001 öğretim yılında uygulamaya konulmuş bir projedir. Proje ile komşu dost ve akraba topluluklar ile tarihi birlikteliğimiz göz önüne alınarak bu ülkeler ile geçmişten gelen kültürel bağlarımızın yeniden tesis edilmesi amacıyla bu ülkelerde Türk Dili öğreniminin yaygınlaştırılması, iletişimin geliştirilmesi, dolayısıyla bu ülkelerde yapılacak eğitim, kültür sosyal, teknik, ticari ve ekonomik işbirliğinde Türkçe konuşabilen potansiyel bir kitlenin yaratılması hedeflenmektedir.Bu amaç doğrultusunda bu ülkelerde bulunan üniversitelere destek verilmekte, bu ülkelerde Türkoloji/Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri ile Türkçe Eğitim Merkezleri açılmaktadır.Söz konusu bölümlere eğitim araçları desteği verilmesinin yanı sıra öğretim elemanları görevlendirilmektedir.

    Proje halen yaygınlaşarak ve büyüyerek devam etmektedir.
    Türkoloji Projesiyle, komşu, dost ve akraba toplulukların bulunduğu ülkelerde Türkçe konuşabilen potansiyel bir kitlenin yaratılması hedeflenmektedir. Ayrıca bu proje Türkiye'nin, yurt dışında ticari, kültürel ve insani bakımdan daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

    Şu ana kadar Afganistan, Arnavutluk, Belarus, Bosna Hersek, Estonya, Kazakistan, Kırım Özerk Cumhuriyeti, Kosova, Letonya, Litvanya, Moğolistan, Moldova, Özbekistan, Suriye, Tataristan Özerk Cumhuriyeti, Tacikistan, Ukrayna'da proje çerçevesinde üniversitelerle işbirliğimiz sürmektedir.

    Bu ülkelerde toplam olarak 2001-2002 yılında 13 öğretim elemanı; 2002-2003 yılında Türkiye'den 14, yerel 14 olmak üzere toplam 28 öğretim elemanı; 2003-2004 yılında Türkiye`den 17, yerel 15 olmak üzere toplam 32 öğretim elemanı; 2004-2005 yılında Türkiye`den 20, yerel 13 olmak üzere toplam 33 öğretim elemanı görev yapmıştır.

    İçinde bulunduğumuz öğretim yılında ise Türkiye`den 24, yerel 17 olmak üzere toplam 41 öğretim elemanı görev yapmaktadır. 2005-2006 Öğretim yılında bu birimlerde 1400 öğrenci öğrenim görmektedir.

    Türkoloji Projesi içinde aşağıdaki çalışmalara yer verilmektedir:

    1) Varolan Türkçe öğretim birimlerinin desteklenmesi,
    2) İhtiyaç duyulan üniversitelerde yeni Türkçe öğretim birimlerinin oluşturulması,
    3) Türkçe öğretim birimlerinin teknolojik eğitim araçları ile donatılması,
    4) Söz konusu birimlere öğretim elemanı desteği sağlanması.
    5) Halka yönelik Türkçe kursları,
    6) Türkçe öğrenmekte olan başarılı öğrencilere Türkiye`de Yaz Staj Programı düzenlenmesi.Geçtiğimiz yaz üçüncü kez düzenlenen bu programa 105 öğrenci katılmıştır.
    7)2006 yılında dördüncüsü düzenlenen Yaz Staj Proğramı'na ise 100 öğrenci katılmıştır.

    Önümüzdeki yıl 120 öğrencinin katılması planlanmaktadır. Yaz Staj Programında öğrencilere hızlandırılmış Türkçe, Türk kültürü ve tarihi dersleri verilmekte yapılan gezi programları ile Türkiye`nin tarihi ve turistik yerleri tanımaları sağlanmaktadır

    Türkoloji Projesine dâhil olan birimlerde, kütüphane, derslik ve dil laboratuarları kurulmakta, ders kitabı, bilgisayar ve internet, televizyon ve uydu anteni, VCD-DVD desteği, kasetçalar, tepegöz gibi birçok araç ve gereç desteği verilmektedir.
    Türkolji Projesi çerçevesinde son olarak 23 Ocak 2006 tarihinde Slovakya Comenius Üniversitesi bünyesinde Türk Dili Okutmanlığı birimi için protokol imzalanmıştır.

    Halen Letonya'dan (Vilnius), Ukrayna'dan (Luhansk) Irak'tan (Musul), Makedonya'dan, Hindistan'dan yeni talepler vardır.

    Önümüzdeki yıldan itibaren ilgili birimlerde yerel öğretim elemanı olarak istihdam edilmek üzere Türkiye`de master ve doktora programları başlatmayı planlıyoruz..
    Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK ile işbirliğini artırarak alanda daha verimli ve etkili çalışma ortamı hazırlamayı amaçlıyoruz..

    Proje kapsamında, 18 ayrı ülkede 29 üniversite bünyesinde 18 Türkoloji Bölümü ile 11 Türk Dili ve Kültür Merkezi açıldı. 2005-2006 öğretim yılında anılan bölümlerde 1400 öğrenci öğrenim gördü. Son teknolojik ekipmanla donatılan bu merkezlerde asistanlar ve yerel okutmanlar görevlendirildi. Söz konusu üniversitelere 17 mahalli okutman yanında Türkiye'den toplam 24 akademisyen görevlendirildi.

    Türkoloji Projesi ile Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Tarihi ve Türk Kültürü ile ilgili konularda gelişmekte olan dost ve akraba devletler ile topluluklarının bulunduğu ülkelerin üniversitelerinde çeşitli anlaşmalar ve protokollerle işbirliği yapılarak, verilecek derslerle Türk Dili ve Kültürünün öğretilmesi, yerinde yapılacak araştırmalarla zenginleştirilmesi hedeflenmektedir.
#16.09.2008 16:31 0 0 0
  • Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşaması, gelişip zenginleşmesi için şunlar önerilebilir:

    1. "Önce Türkçe!" sloganı kafalara ve gönüllere yerleştirilmeli, herkesi güzel Türkçe öğrenmeye ve kullanmaya özendirmeliyiz.


    2. "Önce Türkçe!" konusunda bireysel ve toplumsal duyarlık, dil duygusu ve ana dili bilinci oluşturulmalıdır.

    Bu konuda herkese görev düşer. Asıl sorumluluk ise, örgün ve yaygın eğitim kurumlarına; yazılı, sözlü ve görüntülü kitle iletişim araçlarına, sanatçılara, yazarlara, aydın kesime düşmektedir.


    3. Özellikle aydın kesim, yabancı hayranlığı ile yabancı sözcük düşkünlüğünden kurtarılmalıdır.


    4. Yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde öğretimin çok farklı şeyler olduğu kafalara iyice yerleştirilmelidir.

    Okullarımızda hâlen yürütülmekte olan yabancı dil öğretiminin çok verimsiz olduğu göz önüne alınarak, verimli ve etkili yabancı dil öğretimi için gerekli önlemler hiç zaman geçirmeden alınmalı, yabancı dilde öğretime ise son verilmelidir.


    5. Verimli bir yabancı dil öğretimi için, yüksek öğretim kurumlarında ilk yıl küçük gruplar hâlinde ve nitelikli okutmanlarla etkili bir "yabancı dil hazırlık sınıfı" uygulaması, daha sonraki yıllarda "meslekî yabancı dil" dersleri önemli bir çözüm yoludur. Ankara Üniversitesinin TÖMER kanalıyla yürütmekte olduğu hazırlık sınıfı uygulaması esas alınabilir.

    6. Bütün öğretim kademelerinde Türkçe eğitiminin yeterince etkili, verimli yapılabilmesi için gerekli duyarlık ve özen gösterilmelidir.

    Bu önemli konu, gelip geçici olan bakan ya da hükümet politikası olarak değil, sıkı ve değişmez bir devlet politikası olarak görülmelidir. İşin özü, etkili ve bilinçli ana dili eğitiminde yatmaktadır. Şunu hiç unutmayalım ki iyi bir yabancı dil öğretimi için de iyi bir ana dili eğitimi ön koşuldur.

    7. Çok kolay olmamakla birlikte dil gümrüğü uygulamasına bir an önce geçilmeli, baskın dile/dillere karşı koyabilmek için sözcük ve terim üretimine yeterince önem verilmeli, çeşitli dallardan uzmanları da devreye sokarak bu konuda yoğun çalışmalar yapılmalıdır.

    8. Dil alanında en etkili kesimlerin başında eğitimciler, öğretmenler geldiğini göz önünde tutarak, öncelikle Türkçe ve edebiyat öğretmenleri olmak üzere, bütün öğretmenlerin ana dili duyarlığı ve bilinci ile yetiştirilmelerine büyük önem verilmelidir.

    9. 1930'lardan 1980'lere kadar yürürlükte olan 5237 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 21. maddesi, çeşitli işyerlerinin kapılarına asılacak levha ve tabelaların Türkçe olmasını şart koşuyordu.

    Bu yasanın uygulamadan kaldırılmış olması ve değişen şartlar durumu tersine çevirmiştir. Adı geçen yasaya yeniden işlerlik kazandırılması uygun olur.

    10. Türkçenin yozlaşmaktan korunması ve kurtarılması için genel ve yasal bir düzenleme amacıyla hazırlanan "Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun" tasarısı, dil-anlatım ve konuya yaklaşım bakımından gerekli düzeltme ve düzenlemeler de yapılarak bir an önce yasalaşmalıdır.

    11. Bir ülkenin kültürü ve dili tek başına ele alınamaz. Dil ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve teknolojik yapısı ve özellikleri ile iç içedir ve onlardan ayrı düşünülemez. Eğer bir malı veya aracı kendimiz üretmiyor da dışarıdan alıyorsak, sadece onu değil, onun adını ve onunla ilgili terimleri de almak zorundayız demektir.

    O hâlde, ekonomi ve teknoloji başta olmak üzere her alanda üretmeden tüketmek çılgınlığına karşı çıkmak da ulusal bir görev ve sorumluluktur. Çünkü üretimi bir yana bırakarak sadece tüketim toplumu olmakla hiçbir yere varılamaz. Bu şekilde olup da tarihten silinen toplum ve ülke sayısı az değildir.

    Görüldüğü gibi en çarpıcı ve can alıcı noktalardan biri, dili bir bütünün parçası olarak görmek, önce o bütünü geliştirmektir.


    Kaynak:
    Prof. Dr. Cahit KAVCAR' dan alıntı yapılmıştır...
    Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi
#16.09.2008 16:11 0 0 0
  • Türk lehçeleri



    -Yeni iliniz mübarek olsun (Azeri Türkçesi)

    -Canga cılıngız kuttı bolsın veya Cana cılınız ben (Kazak Türkçesi)

    -Cangı cılıngız kuttu bolsun (Kırgız Türkçesi)

    -Yengi yılıngız mübarek bolsun (Özbek Türkçesi)

    -Teze yılınızı gutlayaarın (Türkmen Türkçesi)

    -Yengi yılıngızğa mübarek bolsun (Yeni Uygur Türkçesi)

    -Yeni iliniz mübarek olsun (Azeri Türkçesi)

    -Canga cılıngız kuttı bolsın veya Cana cılınız ben (Kazak Türkçesi)

    -Cangı cılıngız kuttu bolsun (Kırgız Türkçesi)

    -Yengi yılıngız mübarek bolsun (Özbek Türkçesi)

    -Teze yılınızı gutlayaarın (Türkmen Türkçesi)

    -Yengi yılıngızğa mübarek bolsun (Yeni Uygur Türkçesi)

    -Canga cılıngız kuttı bolsın (Karakalpak Türkçesi)

    -Sezne yanga yıl belen tebrik item (Tatar Türkçesi)

    -Yanı ılınız kaırlı (mubarek) olsun (Kırım Tatar Türkçesi)

    -Hezze yangı yıl menen kotlayım (Başkırt Türkçesi)

    -Cangngı cılığıznı alğışlayma (Karaçay-Balkar Türkçesi)

    -Yana yılınız men (Nogay Türkçesi)

    -Yangı yılıgız kutlu bolsun (Kumuk Türkçesi)

    -Yeni yılınızı kutlerim (Gagauz Türkçesi)

    -Sizni yanhı yıl bıla kutleymın (Karay/Karaim Türkçesi)

    -Naa çılnang alğıstapçam şirerni (Hakas Türkçesi)

    -Caa çıl-bile bayır çedirip or men (Tuva Türkçesi)

    -Slerdi cangı cılla utkup turum (Altay Türkçesi)

    -Naa çıl çakşı polzun (Şor Türkçesi)

    -Ehigini şanga cılınan eğerdeliibin (Sahaca/Yakutça)

    -Sene sul yaçepe salamlatap (Çuvaşça)

    -Canga cılıngız kuttı bolsın (Karakalpak Türkçesi)

    -Sezne yanga yıl belen tebrik item (Tatar Türkçesi)

    -Yanı ılınız kaırlı (mubarek) olsun (Kırım Tatar Türkçesi)

    -Hezze yangı yıl menen kotlayım (Başkırt Türkçesi)

    -Cangngı cılığıznı alğışlayma (Karaçay-Balkar Türkçesi)

    -Yana yılınız men (Nogay Türkçesi)

    -Yangı yılıgız kutlu bolsun (Kumuk Türkçesi)

    -Yeni yılınızı kutlerim (Gagauz Türkçesi)

    -Sizni yanhı yıl bıla kutleymın (Karay/Karaim Türkçesi)

    -Naa çılnang alğıstapçam şirerni (Hakas Türkçesi)

    -Caa çıl-bile bayır çedirip or men (Tuva Türkçesi)

    -Slerdi cangı cılla utkup turum (Altay Türkçesi)

    -Naa çıl çakşı polzun (Şor Türkçesi)

    -Ehigini şanga cılınan eğerdeliibin (Sahaca/Yakutça)

    -Sene sul yaçepe salamlatap (Çuvaşça)
#16.09.2008 16:07 0 0 0
#16.09.2008 14:58 0 0 0
  • noimage




    Adından da anlaşılacağı üzre, çeşitli yerlere yapacak olduğunuz başvuru larda büyük yardımcınız...İçeriği oldukça geniş...
    Otomatik yenileme yi iptal edin, ne olur ne olmaz belki süresiz süreliye döner...


    Üblicherweise wird bei der Bewerbung um eine Arbeitsstelle eine schriftliche Bewerbung benötigt. Das Programm Bewerbungs-Master erstellt die kompletten Bewerbungsunterlagen nach individuellen Daten automatisch, inklusive Lebenslauf, Anschreiben und Deckblatt.

    Ein Assistent führt auf Wunsch Schritt für Schritt durch die einzelnen Eingaben bis hin zur Textausgabe. Abgerundet wird das Programm durch nützliche Tipps, die man bei professionellen Bewerbungen berücksichtigen sollte. Es unterstützt auch Online-Bewerbungen direkt aus dem Programm heraus.

    Automatische update deaktivieren..


    noimage



    Rar Pas : main-board.com
#16.09.2008 09:36 0 0 0
  • Zihinsel Engelli Çocuklar - Zihinsel Engelli Sorunları - Zihin Engelli Çocukların Eğitim Gereksinimleri Zihinsel Engelli Çocukların Eğitimleri Hakkında



    Zihinsel Engellilerin Eğitim Amaçları | Zihin Engelli Çocuklar

    Zihin engelli çocuklar, özel eğitime muhtaç çocuklar içerisinde oldukça önemli bir grubu oluşturmaktadır. Zihin engelli çocuklara ilişkin ilk tanımların 1800'lü yıllara dayandığı; (Simon, Binet, 1939; Çağlar, 1979) daha açıklayıcı tanımların ise 1900'lü yıllarda yapıldığı gözlenmektedir (Eripek, 1996). Son olarak AAMR (American Assocation Mental Retardation); zihin engelliliği, yeni tanımlama ve sınıflandırma sistemini yayımladığı dokuzuncu kitapçığında, geri zekalılık adıyla aşağıdaki gibi tanımlamıştır.

    Geri zekalılık, halihazırdaki işlevlerde önemli sınırlılıkları göstermektedir. Bu, zihinsel işlevlerde önemli derecede normal altı, bunun yanında uyumsal beceri alanlarından (iletişim, özbakım, ev yaşamı, sosyal beceriler, toplumsal yararlılık, kendini yönetme, sağlık ve güvenlik, işlevsel akademik beceriler, boş zaman ve iş) iki ya da daha fazlasında sınırlılıklar gösterme durumudur. Geri zekalılık 18 yaşından önce ortaya çıkmaktadır (Eripek, 1996, s. 9). AAMR'nin yeni tanımlama ve sınıflandırma sisteminde zihinsel işlevlerdeki sınırlılıklar, zihinsel işlevlerdeki bu sınırlılıklarla ilişkili uyumsal beceri alanlarında sınırlılıklar gösterme durumu ile birlikte ele alınmakta ve değerlendirilmektedir. AAMR (1992) tanımının uyarlanmasında dört varsayımın dikkate alınması gerektiğini özellikle vurgulamaktadır. Çünkü geçerli değerlendirmenin, ancak bu varsayımların dikkate alınmasıyla gerçekleştirilebileceği düşünülmektedir. Bu varsayımlar şöyledir (AAMR, 1992; Eripek, 1997);



    Geçerli değerlendirmede bireyin kültür ve dil farklılıkları olduğu kadar iletişim ve davranış özelliklerindeki farklılıklar da göz önünde bulundurulur. Bireyin kültür, dil, iletişim ve davranışlar gibi özelliklerinin göz önünde bulundurulmaması yapılacak değerlendirmeyi geçersiz kılabilir. Bu nedenle disiplinler arası bir ekip tarafından bireyin, gereksinimlerinin ve koşullarının çok yönlü olarak değerlendirilmesi gerekir.
    Uyumsal becerilerde sınırlılıklar, bireyin yaşıtlarının bulundukları tipik çevre koşullarında geçerlidir ve bireyin yardıma olan gereksinimi ile ilişkilidir. Bireyin yaşıtlarının bulunduğu tipik çevre koşulları, bireyin yaşıtlarının genel olarak yaşadıkları, öğrendikleri, çalıştıkları ve etkileşimde bulundukları ev, yakın çevre, okul, iş ve diğer ortamları ifade etmektedir. Yaşıt kavramı aynı zamanda bireylerin aynı kültür ve dil geçmişine sahip oldukları anlamını taşımaktadır. Uyumsal becerilerde sınırlılıkların belirlenmesi, bireyin gereksinim duyduğu hizmetleri ve çevrenin sunduğu yardımları içeren yardımların analizi ile birlikte ele alınmaktadır.
    Özel bazı uyumsal becerilerde görülen sınırlılıklar tüm becerilerde ve kişisel yeterliklerde de sınırlıkların olacağı anlamına gelmez. Birey diğer uyumsal becerilerde ve kişisel yeterliklerde güçlü olabilir. Bireyler sıklıkla zihin engellilikten bağımsız bazı yeterliklerde güçlü olabilirler a) Birey, zihin engellilikle ilişkili uyumsal beceri sınırlılıklarından bağımsız olarak fiziksel ve sosyal yeterliklerde güçlü olabilir. b) Birey, belirli bir uyumsal beceri alanında (örneğin, sosyal beceriler) güçlü olabilirken, diğer beceri alanlarında (örneğin, iletişim) güçlük gösterebilir. c) Bireyin belirli bazı uyumsal becerileri güçlü olurken aynı alanda sınırlılıkları olabilir (örneğin, işlevsel matematikte, işlevsel okumada sınırlı ya da tersi). İnsanların belli bir alanda güçlü olup almadığına karar vermek görecelidir. Buna karar vermenin en iyi yolu diğer beceri alanlarındaki durumuna bakmaktır.
    Genellikle, belirli bir süre sağlanan uygun yardımlarla zihin engelli bireyin yaşam işlevlerinde ilerlemeler gerçekleşir. Uygun yardımlar; bireyin gereksinimlerine uygun hizmetleri, personeli ve düzenlenen ortamları kapsamaktadır. Her ne kadar zihin engellilik durumu yaşam boyu görülmese de, birçok bireyde yardıma duyulan gereksinim, uzunca bir süre; bazılarında ise zaman zaman devam edecektir. Gerçekte zihin engelli tüm bireyler etkili yardım hizmetleri sonucu olarak işlevlerini geliştirirler. Bu da onları daha bağımsız, üretici ve yaşadıkları toplumla daha bütünleşmiş duruma getirir. Eğer birey anlamlı bir gelişme kaydedemezse, bu durumda ona sağlanan yardımların etkili olup olmadığı, yapılan değişikliklerin uygun olup olmadığı soruları akla gelir.

    Yeni tanımın AAMR'nin daha önceki tanımlarıyla karşılaştırıldığında getirdiği en önemli yenilik, uyumsal davranışların tek tek sıralanması ve açıklanması olmuştur (Eripek, 1996; Smith, 1994). Bu tanımla uyumsal davranışlar kavramı açıklığa kavuşturulmuş ve 10 uyumsal beceri alanı belirlenmiştir (AAMR, 1992).

    Tanımda tek tek sıralanan ve açıklanan iletişim, özbakım, ev yaşamı, sosyal beceriler, toplumsal yararlılık, kendini yönetme, sağlık ve güvenlik, işlevsel akademik beceriler, boş zaman ve iş gibi uyumsal beceri alanları başarılı bir yaşam sürdürmenin temelinde yer almaktadır. Bu becerilerin ise, zihin engellilere ilişkin alanyazında bağımsız yaşam becerileri kapsamında ele alındığı görülmektedir (Brolin, 1993; Snell, 1983; Smith, Patton, İttenbach, 1994). Sonuç olarak, zihin engellilerin yardım gereksinimlerinin önemli bir bölümü sayılan uyumsal beceri alanları, bağımsız yaşam becerileriyle yakından ilişkili olmaktadır.


    Bağımsız Yaşam Becerileri

    Bağımsız yaşam becerileri, bireyin doğumundan başlayarak yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan beslenme, barınma ve sevgi gibi birincil gereksinimleri dışındaki tüm gereksinimlerini karşılamaya dönük geniş kapsamlı bir kavramdır. Özünde çok büyük farklılıklar olmamakla birlikte değişik kaynaklarda bağımsız yaşam becerilerine ilişkin yapılan değişik sınıflandırmalara rastlanılmaktadır (Snell, 1983; AAMR, 1992; Eripek, 1996). Alan yazında sıklıkla sözü edilen gelişim alanları, (uyumsal davranışlar, toplumsal beceriler ve mesleki beceriler) bağımsız yaşam becerileri şemsiyesi altında toplanabilmektedir. Yapılan sınıflandırmaların en kapsamlı olanlarından biri ÇİZELGE 1'de verilmiştir.
    Bu sınıflandırmada görüldüğü gibi, bağımsız yaşam becerileri genel olarak, başarı için gerekli temel beceriler, uyum için gerekli beceriler, topluma uyum becerileri (günlük yaşam becerileri), mesleğe hazırlık ve mesleki beceriler olarak dört beceri alanına ayrılabilmektedir.




    I. Başarı İçin Gerekli Temel Beceriler
    A. Temel Gelişim Becerileri
    1. Sinir Sistemi Gelişimi
    2. Motor Gelişim
    3. Bilişsel Gelişim
    B. Yaşamda Gerekli Sayısal Bilgiler
    1. Temel Matematik
    2. Zamanı Planlama
    C. Yaşamda Gerekli Okuma
    1. Temel Akademik Beceriler
    2. İşlevsel Okuma
    D. İletişim
    1. Anlamlı Dil
    2. Alıcı Dil
    3. Yazma ve Sesleme
    4. Becerileri


    II. Uyum İçin Gerekli Beceriler
    A. Kendini Tanıma
    1. Kendinin Farkında Olma
    2. Benlik Kavramı
    B. Kişilik ve Duygusal Uyum
    1. Geri Çekilme
    2. Kendini Kontrol Etme
    3. Model Alma ve Taklit Etme
    C. Bireylerarası Sosyal Beceriler
    1. Temel Etkileşim Becerileri
    2. Gruba Katılma
    3. Oyun Etkinlikleri
    4. Sosyal Etkinlikler
    5. Cinsel Davranışlar
    6. Sorumluluk


    III.Toplumsal Uyum Becerileri (Günlük Yaşam Becerileri)
    A. Özbakım Becerileri
    1. Tuvalet
    2. Yemek Yeme
    3. Giyinme
    B. Tüketici Becerileri
    1. Para İdaresi
    2. Banka İşlemleri
    3. Bütçe Yapma
    4. Alışveriş Yapma
    C. Ev İçi Beceriler
    1. Mutfak Becerileri
    2. Ev Temizliği
    3. Ev Yönetimi, Bakımı ve Onarımı
    4. Çamaşır Yıkama ve Giysilerin Bakımı
    D. Sağlık Bilgisi
    1. Çeşitli Sağlık Sorunlarının Tedavisi
    2. Beden Ölçülerini Koruma
    3. İlaç Kullanma
    4. Kişisel Sağlık Cihazlarını
    Ayarlayabilme
    E. Topluma İlişkin Bilgi
    1. Bağımsız Seyahat Becerileri
    2. Toplumsal Beklentiler
    3. Toplumun Farkında Olma ve Yararlanma
    4. Telefonu Kullanma


    IV. Meslek Öncesi ve Mesleki Beceriler
    A. İşe Hazır Olma
    1. İşin Farkında Olma
    2. İş Görüşmeleri ve İş Formları Doldurma
    3. İş Başında Bilgilenme
    B. Mesleki Davranışlar
    1. Mesleki Performans ve Üretim
    2. Çalışma Alışkanlık veTutumları
    3. İş İlişkileri
    4. Belirli Bir Mesleğe İlişkin Beceriler
    5. Meslek Becerilerini Öğrenme ve Değişik Durumlarda Kullanma
    C. İşe Uygun Sosyal Davranışlar Sergileme

    Başarı için gerekli temel beceriler, temel gelişim becerileri, günlük yaşamda gerekli sayısal bilgiler, günlük yaşamda gerekli okuma ve iletişim gibi alt beceri alanlarından oluşmaktadır. Uyum için gerekli beceriler, kendini tanıma, kişilik ve duygusal uyum ve bireylerarası sosyal beceriler alt beceri alanlarından oluşmaktadır. Toplumsal uyum becerileri ya da günlük yaşam becerileri, özbakım becerileri, tüketici becerileri, ev içi becerileri, sağlık bakımı ve toplumsal bilgi beceri alanlarından oluşmaktadır. Meslek öncesi ve mesleki beceriler ise, işe hazır olma, mesleki davranışlar ve mesleğe uygun sosyal davranışlar sergileme gibi beceri alanlarından oluşmaktadır. Bağımsız yaşam becerilerinin bu denli ayrıntılı olarak ele alınması ve sınıflandırılması zihin engelli bireylerin bağımsız yaşamaya hazırlanmalarına verilen önemi göstermektedir. Nitekim AAMR'nin yeni tanım ve sınıflandırma sisteminde açıklanan ve ayrıştırılan uyumsal beceri alanları başarılı bir toplumsal yaşama geçişte esas olarak görülmektedir (Eripek, 1997; AAMR, 1992).


    Zihin Engelli Çocukların Eğitim Gereksinimleri
    Bütün çocukların eğitiminde olduğu gibi engelli çocukların eğitiminde de, onların ileride başkalarına bağımlı olmadan yaşamlarını sürdürmeleri, kendi kendilerine yeterli duruma gelmeleri ve toplumla bütünleşmeleri amaçlanmaktadır. Nitekim alanyazında zihin engelli yetişkinlerin aile üyesi, işçi, öğrenci, boş zaman etkinliklerine katılımcı olma, tüketicilik ve vatandaşlık gibi toplumsal rolleri üstlenebilmeleri için tam bağımsızlık kazanmalarının önemli olduğu vurgulanmaktadır (Bender ve Valletutti, 1982). Bu amaca ulaşılması, bireyin bireysel farklılıkları ile yapabildikleri dikkate alınarak eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi ve gereksinimlerine uygun eğitim ortamlarının sunulmasıyla mümkün olabilmektedir.

    Zihin engellilerin eğitim gereksinimleri onların bazı özelliklerine göre farklılaşabilmektedir. Zihin engelliler homojen bir grup olmadığından, çeşitli özelliklerine bağlı olarak kendi içlerinde önemli bireysel farklılıklar göstermektedirler (Eripek, vd, 1996). Bu farklılıklar, onların toplum yaşamına hazırlanmalarında gerekli olan bir çok beceriyi öğrenmede başkalarının yardımına daha fazla gereksinim duymalarına yol açabilmektedir. Özellikle, diğer bireylerin kendi başlarına ya da çok az yardımla öğrendikleri bir çok beceriyi zihin engelli çocuklar kendi başlarına öğrenmede ya da az bir yardımla üstesinden gelmede güçlük çekebilmektedirler (Eripek, 1996). Dolayısıyla zihin engelli bireylerin eğitim gereksinimlerinin belirlenebilmesi için, çok yönlü ve disiplinlerarası bir yaklaşım doğrultusunda, AAMR'nin (1992) tanımı ve bu tanımın uyarlanmasındaki varsayımların dikkate alınması önerilmektedir.

    Sonuç olarak, birçok zihin engelli birey bağımsız yaşamaya adaydır. Birçoğu kendi bakımını sağlamaya, ev işlerini yapmaya, evlenip aile kurmaya, evdeki eşya ve cihazları kullanmaya, temizliğe, yiyecek hazırlamaya, kısaca kendi yaşamını bağımsız olarak sürdürmeye gereksinim duyacaktır (Brolin, 1991).

    Zihin engelli bireyler zamanı geldiğinde ailelerinden ayrılarak kendi evlerini kurmak durumunda kalacaklardır. Evlerinden ayrılan bu bireyler ise; birçok ülkede olduğu gibi, normal ev, apartman, grup evleri, yatılı kurumlar (Glen, 1996) gibi pek çok ortamda yaşayabilecektir. Dahası, yalnız yaşama, destek yaşam evlerinde yaşama, komşu desteğiyle yaşama, başka ailelerin yanında yaşama gibi seçenekleri olabilecektir (Gathercole, 1984; Smith, Patton ve Ittenbach, 1994).

    Bu nedenlerle zihin engelli bireylerin değişik ortamlarda yaşamlarını sürdürebilmeleri için ciddi olarak hazırlanmaları gerekir (Glen, 1996). Dolayısıyla zihin engellilerin eğitiminde en üst amaç, onların bağımsız yaşam becerilerini geliştirmek olmalıdır.
#16.09.2008 05:17 0 0 0
  • Omurilik Felçliler Derneği Hakkında Bilgi



    Omurilik Felçlileri Derneği, öncelikle omurilik felçlileri olmak üzere ortopedik özürlülerin tıbbi, mesleki, ekonomik ve sosyal rehabilitasyon sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalar yapmak üzere 1998 yılından bu yana faaliyet göstermektedir.

    Derneğimiz 1998 yılında, omurilik felçlilerinin tıbbî, meslekî, ekonomik, sosyal sorunlarının çözümü ve yeni omurilik felçlilerinin oluşmaması için hizmet vermek amacıyla kurulmuştur.

    Çeşitli kazalar (trafik, sığ suya balıklama atlama, yüksekten düşme vb.) ve yumuşak doku hastalıkları sonrası oluşan bir özür grubu olan omurilik felci, en ağır özürlü gruplarından birisidir. Omurilik felçlisi olan kişi sadece tekerlekli sandalyeye mahkum yaşamanın dışında bir başka kişiye bağımlı yaşamak durumunda kalmaktadır, bu da bir diğer kişiyi de tüketici konuma geçirmektedir.

    Türkiye''de 90.000 (doksan bin)'in üzerinde omurilik felçlisinin olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakamın %90''ı tekerlekli sandalyeye ve bir başka kişiye bağımlı yaşamak durumunda kalmaktadır.

    Çoğunlukla trafik kazaları, yüksekten düşme, sığ suya balıklama atlama, ateşli silahla yaralanma, iş kazaları, hastalıklar (omurga tümörü, omurga ve omurilik enfeksiyonları, yumuşak doku hastalıkları, fıtıklaşmalar) vb. omurilik felcine neden olmaktadır.


    Başbakanlık Özürlüler idaresinin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye'de, yaklaşık 8.5 milyon özürlü bulunmaktadır. Sosyal güvence sisteminden kaynaklanan sorunlar, çevresel mimari engeller, eğitim ve istihdam sorunları yüzünden bu özürlü nüfusun çok büyük bir kısmı, evlerinde kapalı, sosyal ve ekonomik yaşamdan uzak bir biçimde yaşamlarını sürdürmekte, başta sağlık sorunları olmak üzere bir çok sorunla mücadele etmek zorunda kalmaktadır.


    Omurilik Felçlileri Derneği, bu sorunların çözümü için kurmuş olduğu rehabilitasyon merkezleri vasıtasıyla, özürlülerin öncelikle tıbbi sorunlarını çözmekte, ardından bu özürlülerin aynı merkezlerde bulunan birimlerde eğitici ve meslek edindirici kurslara katılımını sağlayarak ekonomik gelir elde etmelerine olanak sağlamakta, ardından da tiyatro, halkoyunları, müzik kursları gibi sanatsal etkinliklere, sportif ve sosyal etkinliklere katarak onların toplumun içinde üretken bireyler haline gelmesini sağlamaktadır. Özürlü üyelerimiz, ulaşım olanağı sağlamakta dahil olmak üzere, derneğimiz tarafından sağlanan bütün hizmetlerden, ücretsiz yararlanmaktadır.

    Ayrıca derneğimizin İstanbul genel merkeziyle birlikte; Elazığ, Ankara, Bursa, Görele, Marmaris, Şanlıurfa ve Beykoz da olmak üzere 7 şubesi bulunmaktadır.


    Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği
    Ataköy 7/8 Kısım Mimar Sinan Villaları Karşısı
    Afet Yönetim Merkezi Arkası
    Ataköy/ İstanbul

    Tel: 0212 661 16 61 / 0212 661 08 61
    Fax: 0212 661 88 32

#16.09.2008 05:10 0 0 0
  • noimage

    ENGELLİLERDE GEREKTİĞİNDE YARDIM ALABİLECEKLER


    12.08.08 - AK Parti Mersin Milletvekili, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, 2008'in ilk 7 ayında Silifke Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığıyla bin 381 kişiye 810 bin 846 YTL tutarında ayni ve nakdi yardım yapıldığını belirtti. Bu yardımlar arasında engellilerin de olduğunu belirten Üskül hükümetin halkın refahı için bütün imkanları seferber ettiğini bildirdi.


    Üskül. Sosyal Riski Azaltma Projesi (SRAP) kapsamında yapılan bu yardımlar ile SSK, BAĞ-KUR ya da Emekli Sandığı gibi sosyal güvenceleri bulunmayan herkesin, yapacağı iş koluna göre vakfa başvurabileceğini söyledi.

    ENGELLİ MİNİKLERE YANGIN SÖNDÜRME EĞİTİMİ



    21.08.08 - İstanbul Büyükşehir İBelediyesi tarafından düzenlenen Özürlüler Yaz Okullarına katılan özürlü öğrenciler, Meslekler Şenliği'nde emniyet ve itfaiye uygulamaları hakkında eğitim aldı.


    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı Özürlüler Müdürlüğü, bu yıl 2.sini düzenlediği Özürlüler Yaz Okulları'na katılan özürlü öğrenciler için çeşitli etkinlikler düzenlemeye devam ediyor. Özürlüler Müdürlüğü (İSÖM) son olarak öğrencileri, İstanbul Emniyet. İtfaiye ve Veteriner Hizmetleri Müdürlüğü'nün katkılarıyla organize ettiği Meslekler Şenliği'nde bir araya getirdi. Çiroz Özürlüler Yaz Kampındaki programa yaşlan 8-13 arası değişen 120 özürlü öğrenci katıldı.

    noimage



    GÖRME ENGELLİLERE KONUSAN KAMERA



    ABD'li uzmanlar, görme engelliler için yazılı metinleri tarayarak sesli hale getiren yeni bir cihaz geliştirdi. Massachusetts'teki Kurzweil Eğitim Sistemleri adlı şirket tarafından piyasaya sürülen cihaz, bir kamera ve kişisel bir veri bankasından oluşuyor. Şu ana kadar 500 görme engelli tarafından denenen cihaz 3 bin 500 dolardan satışa sunulacak.

    Bu cihaz sayesinde görme engelliler, lokanta mönüsünden gazeteye kadar birçok yazılı metni kolaylıkla anlayabilecek. ( 6MİLYON DOLARLIK YARI BİYONİK ADAM

    ABD'de beynin komutlarıyla gerçek kaslar gibi hareket edebilen ve hisseden biyonik kol geliştirildi. Biyonik kol, Chicago Rehabilitasyon Enstitüsü'nde bir hastaya uygulandı. Hasta, beyniyle kolunu hareket ettiriyor, acıyı ve sıcağı hissedebiliyor.

    2001 yılında geçirdiği bir iş kazasında 7400 volt elektrik taşıyan yüksek gerilim hattına dokunması sonucu kollarını kaybeden 56 yaşındaki Jesse Sullivan, kendisine uygulanan biyonik ve elektronik kol ve eli, beyninin emirleriyle hareket ettiriyor, hatta acı ve sıcağı hissedebiliyor. Sullivan, şimdiye kadar tasarlanan en gelişmiş takma kola sahip.

    ABD'de bölgesel yayın yapan Local 6 News isimli televizyon kanalı, Jesse Sulivan'ın 'dünyanın ilk gerçek yarı-biyonik adamı' olduğunu bildirdi. Ancak bu yeni protezin maliyeti oldukça yüksek. Kol, tamamen geliştirildiğinde maliyeti 6 milyon doları bulacak.

    Protez nasıl yapıldı?

    Kazada kollarını kaybettikten sonra Chicago Rehabilitasyon Enstitüsü'nde tedavi altına alınan Sullivan'ın koluna giden 4 ana sinir alınıp göğsünde deri altına bağlandı. Geliştirilen protezde ön kola bir bilgisayar, Sullivan'ın göğsüne ise mandallı bir iğne sistemi yerleştirildi. Elden yollanan sinyaller, iğnenin göğüse batmasını ve buradaki sinirlerin uyarılıp hislerin beyne iletilmesini sağlıyor. Beyin, bu sinyalleri göğüsten gelen verilerolarak değil, gerçek elden gelen sinyaller olarak algılıyor.

    Enstitü uzmanları, biyonik kolun protez alanında her şeyi değiştireceğini ve bir yıl içinde tam zamanlı kullanımının mümkün olacağını söylediler. Dünyanın ilk yarı-biyonik adamı Sullivan, kendi ihtiyaçlarını karşılaması için bu gelişmenin çok önemli olduğunu belirtti. Sullivan nesneleri tutup kaldırabiliyor, sıcağı hissediyor. Protez parmakların geliştirilmesiyle ayakkabılarını bağlaması bile mümkün olabilecek
#16.09.2008 05:04 0 0 0
  • Sakatlık İndiriminden Kimler Yararlanır - Sakatlık İndirimi - Özürlü Sağlık Kurulu Raporuna İtiraz - Özürlülere Sağlanan Vergi Avantajları

    GİRİŞ

    Özürlülerin hayat standartlarının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi anayasal güvence altına alınarak Anayasamızda, "Devletin sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alacağı ve bu amaçlarla gerekli teşkilat ve tesisleri kuracağı veya kurulmasını sağlayacağı..." ifade edilmiştir.

    Özürlü vatandaşların, içinde bulunduğu zor koşulların giderilmesine katkıda bulunmak ve özürlüler ile özürlü olmayanlar arasındaki rekabet eşitsizliğini gidermek amacıyla vergi hukukunda çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan birisi de özürlü ücretlilerin Gelir Vergisi matrahlarının hesaplanmasında dikkate alınan Sakatlık İndirimi uygulamasıdır.

    Gelir Vergisi Kanununda yapılan düzenlemelerle de, Sakatlık İndiriminin kapsamı genişletilmiş, Sakatlık İndiriminden yararlananların içine; hizmet erbabının bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişiler, özürlü serbest meslek erbabı ve serbest meslek erbabının bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişiler ile basit usulde vergilenen bütün mükellefler de dahil edilmiştir.

    Özürlülerle ilgili olarak yapılan düzenlemelerden birisi de taşıt alımlarıyla ilgili olarak vergisel açıdan sağlanan bir kısım avantajlardır. Gerek vergi mevzuatında gerekse gümrük mevzuatında yapılan düzenlemeler sonucunda, yurt içinden satın alma veya yurt dışından ithal edilmek suretiyle özürlüler tarafından edinilen motorlu taşıtlar için bazı şartlarla vergi avantajları sağlanmıştır.

    Son olarak özürlülerle ilgili yapılan bir diğer düzenleme de malul ve özürlülere 2006 yılı başından itibaren Emlak Vergisinde uygulanmaya başlanan indirimli vergi oranı uygulamasıdır.

    Yapılan düzenlemelerle özürleri dolayısıyla birtakım güçlükler çeken özürlülerin hem ekonomik yönden desteklenmesi hem de sosyal ve ekonomik hayata katılımlarının ve uyumlarının sağlanması amaçlanmıştır.

    BİRİNCİ BÖLÜM

    SAKATLIK İNDİRİMİ

    1 Sakatlık İndiriminden Kimler Yararlanır?

    Sakatlık İndiriminden;

    1- Özürlü hizmet erbabı ile bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişi bulunan hizmet erbabı,

    2- Özürlü serbest meslek erbabı ile bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişi bulunan serbest meslek erbabı,

    3- Özürlü olup basit usulde vergilendirilenler,

    yararlanır.

    2- Sakatlık İndirimi Nasıl Uygulanır?

    Serbest meslek faaliyetinde bulunan veya basit usulde vergilendirilenlerin Gelir Vergisine tabi kazançlarına, belli bir tutar ve oranda Sakatlık İndirimi uygulanır.

    Sakatlık İndirimi, hizmet erbabında, tevkifat matrahına uygulanır.

    Bu indirim, bakmakla yükümlü olduğu özürlü kişi bulunan serbest meslek erbabı ve ücret geliri elde eden mükellefler için de uygulanır. Bu durumda indirimden yararlanan özürlü kişi değil ona bakmakla yükümlü olan serbest meslek erbabı ve ücret geliri elde eden mükelleflerdir.

    3- Sakatlık İndiriminden Yararlanmak İsteyenlerin

    Yapacakları İşlemler

    Sakatlık İndiriminden yararlanmak isteyenler bir dilekçeye aşağıda belirtilen belgeleri de ekleyerek Vergi Dairesi Başkanlığı olan yerlerde ilgili Grup Müdürlüğü'ne, diğer illerde Defterdarlık Gelir Müdürlüğüne, bağımsız Vergi Dairesi bulunan ilçelerde Vergi Dairesi Müdürlüğüne diğer ilçelerde de Mal Müdürlüğüne başvurmalıdırlar.

    4- Sakatlık İndiriminden Yararlanmak

    İsteyenlerden İstenecek Belgeler

    1- Özürlü Hizmet Erbabı İçin

    Çalıştığı işyerinden alacağı hizmet erbabı olduğunu gösterir belge,

    Nüfus cüzdanı örneği ve üç adet fotoğraf

    2- Hizmet Erbabının Bakmakla Yükümlü Olduğu

    Özürlü Kişiler İçin

    a-) Ücretlinin çalıştığı işyerinden alacağı hizmet erbabı olduğunu gösterir belge,

    b-) Özürlü kişilerin nüfus cüzdanı örneği ve üç adet fotoğrafı,

    c-) Özürlü kişiye bakmakla yükümlü olunduğunu gösteren belge.

    3- Özürlü Serbest Meslek Erbabı İçin

    a) Vergi kimlik numarasını gösteren belge,

    b-)Nüfus cüzdanı örneği ve üç adet fotoğraf.

    4- Serbest Meslek Erbabının Bakmakla Yükümlü

    Olduğu Özürlü Kişiler İçin

    a) Serbest meslek erbabının vergi kimlik numarasını gösteren belge,

    b-)Özürlü kişilerin nüfus cüzdanı örneği ve üç adet fotoğrafı,

    c) Özürlü kişiye bakmakla yükümlü olunduğunu gösteren belge.

    5- Sakatlık İndiriminden Yararlanma Hakkına Sahip Basit Usulde Vergilendirilen Özürlüler İçin

    a) Vergi kimlik numarasını gösteren belge,

    b-)Nüfus cüzdanı örneği ve üç adet fotoğraf.

    İlgili Müdürlükler sakatlık indiriminden yararlanmak isteyen özürlü kişileri Devlet Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Resmi Gazete'de yayımlanan "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik"in ekinde yer alan ve yetki verdiği sağlık kuruluşlarından sağlık raporu almak üzere sevk yapacaktır. Yetkili sağlık kuruluşunca verilecek raporlar ilgili müdürlüklerce Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'nda oluşturulan Merkez Sağlık Kuruluna gönderilecektir. Merkez Sağlık Kurulu, sağlık kuruluşları tarafından düzenlenen raporları inceleyerek, başvuru sahibinin çalışma gücünün ne kadarını kaybettiğine karar verecektir. Bu şekilde sakatlık dereceleri belli olanlara ilişkin raporlar, ücretlilerde işverenine, diğerlerinde kendilerine verilmek üzere ilgili Vergi Dairesi Başkanlığı veya Defterdarlığa gönderilecektir.

    Özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranı (sakatlık derecesi) veya raporlarda yer almayan bulgularla ilgili iddialara dayanan itiraz ve şikayet mahiyetindeki başvurular da ilgili müdürlüklere yapılacak ve yukarıda açıklandığı şekilde işlem görecektir.

    5- Özürlü Sağlık Kurulu Raporuna İtiraz

    Özürlü sağlık kurulu raporuna; özürlünün kendisi, velisi, vasisi veya raporu isteyen kurum tarafından itiraz edilebilir.

    İlgililer itiraz dilekçesi ve ilk özürlü sağlık kurulu raporunun tasdikli bir örneği ile birlikte, bulunduğu ilin sağlık müdürlüğüne başvurur. İl sağlık müdürlüğünce, özürlü sağlık kurulu raporu alacak kişi en yakın farklı bir özürlü sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneye gönderilir. İtiraz edilen özürlü sağlık kurulu raporu ile itiraz üzerine verilen özürlü sağlık kurulu raporundaki kararlar aynı yönde ise özürlü sağlık kurulu raporu kesinleşir.

    Özürlü sağlık kurulu raporlarının farklı olması durumunda, kişinin ikamet ettiği yere en yakın bir hakem hastaneye, kişi yeniden muayene edilmesi ve özürlü sağlık kurulu raporu tanzim edilmesi amacıyla yine il sağlık müdürlüğü kanalıyla gönderilir. Hakem hastanenin özürlü sağlık kurulunca verilen kararı kesindir.

    Milli Savunma Bakanlığına bağlı asker hastanelerince; Türk Silahlı Kuvvetleri personeline verilecek özürlü sağlık kurulu raporlarına itiraz esas ve usulleri Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilgili mevzuat hükümlerine tabidir. Türk Silahlı Kuvvetleri personeline verilecek özürlü sağlık kurulu raporlarına yapılan itirazlar, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Eğitim Hastanesi ile Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanelerince kesin olarak karara bağlanır.

    6- Sakatlık İndiriminin Kapsamı

    - Çalışma gücünün asgari %80'ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabı birinci derece sakat,

    - Çalışma gücünün asgari %60'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ikinci derece sakat,

    - Çalışma gücünün asgari %40'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü derece sakat,

    sayılır ve aşağıda özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranları (sakatlık dereceleri) itibariyle belirlenen aylık tutarlar, hizmet erbabının ücretinden indirilir.

    2006 yılı için öngörülen Sakatlık İndirimi tutarları aylık olarak aşağıdaki gibidir;

    - Birinci derece sakatlar için 530 YTL

    - İkinci derece sakatlar için 265 YTL

    - Üçüncü derece sakatlar için 133 YTL dir .

    Sakatlık İndirimi tutarları her yıl Maliye Bakanlığı'nca Yeniden Değerleme oranında arttırılarak belirlenmektedir.

    Aylık belirlenen bu rakamlar, yıllık olarak beyan edilen kazançlarda 12 ile çarpılmak suretiyle uygulanacaktır. Özürlü serbest meslek erbabı ile bakmakla yükümlü özürlü bulunan serbest meslek erbabı ve basit usulde vergilendirilenlerde yıllık beyan edilecek gelirden;

    - Birinci derece sakatlar için 6.360 YTL,

    - İkinci derece sakatlar için 3.180 YTL,

    - Üçüncü derece sakatlar için 1.590 YTL ,

    indirim miktarı düşülecektir.

    7- Bakmakla Yükümlü Olunan Kişi Tabiri

    Özürlü kişinin tabi olduğu çalışma mevzuatına veya sosyal güvenlik kurumu mevzuatına göre bakmakla yükümlü sayılan anne,baba, eş ve çocuklar anlaşılacaktır. Bu kişiler yukarıdaki belgelere ilave olarak sağlık karnesinin kimlik bilgilerinin bulunduğu sayfanın bir örneğini verecektir.

    8- Dış Kuruluşlarımızda Görevli Hizmet Erbabının Yapacağı İşlemler

    Yabancı ülkelerdeki dış kuruluşlarımızda (resmi ve özel sektörde) görevli sakat hizmet erbabı, nüfus kağıdının örneği ve bağlı olduğu kurumdan alacağı "o ülkede görevli hizmet erbabı" olduğunu gösterir belgeyi de ekleyerek bir dilekçe ile birlikte bulunduğu ülkedeki T.C. Elçilik veya Konsolosluğuna başvurur. Elçilik veya Konsolosluklar, kendilerine başvuran hizmet erbabını, o ülkedeki çalıştığı yere en yakın resmi bir hastaneye yazıyla sevk eder.

    Hastanece düzenlenen raporlar Türkçeye çevrilmiş birer örnekleri ile birlikte ilgili Elçilik veya Konsolosluklar tarafından Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı'na gönderilir.

    Söz konusu raporlar, Merkez Sağlık Kurulunca incelenerek karara bağlanır ve Maliye Bakanlığı, karara bağlanan raporları ilgili Gelir Müdürlüğü, Vergi Dairesi Müdürlüğü veya Malmüdürlüğü kanalıyla işlem yapılmak üzere hizmet erbabının ücretini ödeyen kuruluşlara yazıyla bildirir.

    İKİNCİ BÖLÜM

    ÖZÜRLÜLERE SAĞLANAN VERGİ AVANTAJLARI

    1- GÜMRÜK VERGİSİ'NDE SAĞLANAN VERGİ AVANTAJLARI(1- Bu kısım Gümrük Müsteşarlığı'nın katkılarıyla hazırlanmıştır.)

    Gümrük Vergisi Kanunu (Madde 167/12)'de malul ve sakatların kullanımına mahsus eşyanın gümrük vergilerinden muaf olduğu belirtilmiştir.

    Gümrük Vergisinden İstisna Edilen Eşya

    1- Körler Hariç olmak üzere malul ve sakatların eğitimi, çalışması veya fiziksel ve ruhsal açıdan sosyal gelişimlerine yönelik , özel olarak üretilmiş olup, malul ve sakatların kendi kullanımları için getirdikleri veya onlara yardım sağlanması amacına yönelik olarak kamu yararına faaliyette bulunan dernekler ile Sağlık Bakanlığınca yetki verilmiş kurum veya kuruluşlarca ithal edilen eşya,

    2- Malul ve sakatlar tarafından kullanılmak üzere özel surette imal edilmiş hareket ettirici tertibatı bulunan ve bunlar tarafından ithal edilen motorlu veya motorsuz koltuklar, bisiklet, motosiklet ve motor silindir hacmi 1600 (dahil) cc'ye kadar olan binek otomobilleri,

    El ve ayak fonksiyonlarını tamamen yitirmiş olmaları nedeniyle bizzat sakat kişi tarafından kullanılamayan, sakat kişinin araca binip inmesiyle taşınmasını kolaylaştırıcı tertibatı bulunan ve sakat kişinin üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarından (Ek Tablo-2 de "Kan ve Sıhri Hısımlar" belirtilmiştir) bir sürücü veya sakat kişi tarafından iş sözleşmesiyle çalıştırılan bir sürücü tarafından kullanılan motor silindir hacmi 2500 (dahil) cc'ye kadar olan taşıtlar, gümrük vergilerinden muaftır. Arazi taşıtları bu istisnanın dışında tutulmuştur.

    Bahsi geçen eşyaya mahsus olan ve eşya ile birlikte getirilen parça, yedek parça ve aksesuarlar veya bu eşyanın bakım, kontrol, ayarlama ya da tamiri için gerekli olan aletler de bu muafiyet kapsamındadır.

    Söz konusu parça, yedek parça ve aksesuarlar ile sair aletlerin, eşyanın ithalinden sonra yurda getirilmesi halinde de muafiyetin uygulanabilmesi için bunların muafiyetten yararlanarak ithal edilen eşya ile ilgili olduklarının gümrük idaresine kanıtlanması gerekmektedir.

    A - Özel Tertibatlı Aracın İthali

    Türkiye Gümrük Bölgesi dışında çalışan özürlü kişi, ikametini Türkiye Gümrük Bölgesine kesin olarak nakletmesi halinde özel tertibatlı aracı ithalat vergilerinden muaf olarak ithal edebilecektir.

    Türkiye Gümrük Bölgesinde yerleşik özürlü ise; Yurt dışına resmi kanalla döviz çıkışı veya Türkiye Gümrük Bölgesi dışındaki gerçek ve tüzel kişiler tarafından kendisine bağış yoluyla gönderilen özel tertibatlı aracı vergiden muaf olarak ithal etme hakkına sahiptir.

    B - İthal Edilen Özel Tertibatlı Araçlarda Aranılan Şartlar

    Gümrük Vergisi ödenmeksizin ithal edilen Özel Tertibatlı Özürlü Araçlarında aşağıdaki şartlar aranacaktır:

    Malul ve özürlü tarafından ithal edilmek istenen araç;

    a- Binek otomobili ise; binek otomobilin malul ve özürlü tarafından kullanılmak üzere özel surette imal edilmiş hareket ettirici tertibatı bulunmalı ve silindir hacmi 1600 (dahil) cc'ye kadar olmalıdır. Arazi taşıtları bu istisnanın dışında tutulmuştur.

    Minibüs ise; minibüsün el ve ayak fonksiyonunu tamamen yitirmiş sakat kişinin araca inip binmesiyle, taşınmasını kolaylaştırıcı tertibatı bulunmalı ve sakat kişinin üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarından bir sürücü veya sakat kişi tarafından iş sözleşmesiyle çalıştırılan sürücü tarafından kullanılacak olmalı ve motor silindir hacmi 2500 (dahil) cc'ye kadar olmalıdır. Arazi taşıtları bu istisnanın dışında tutulmuştur.

    Binek oto ve minibüsün standart olmayan aksesuarları bulunması halinde bu aksesuarların ithaline gümrük vergilerinin ödenmesi şartıyla izin verilir.

    İthal edilen eşyayla birlikte gelen yedek parça ve aksesuarlar da istisna kapsamındadır. Ancak ithalattan sonra getirilecek yedek parça ve aksesuarın Gümrük Vergisi ödenmeksizin ithal edilen eşya ile ilgili olduklarının belgelendirilmesi gerekmektedir.

    c- Motosiklet ise; bu motosikletin özürlü tarafından kullanılmak üzere özel surette imal edilmiş olması halinde Gümrük Vergisi ödenmeyecektir.

    C- Özel Tertibatlı Araç İthalinde Müracaat Şekli

    Özel tertibatlı araç için Türkiye'ye getirilmeden önce, malul ve özürlü kişiler veya bunlar hesabına bu kişinin vekil tayin ettiği ve Türkiye Gümrük Bölgesinde yerleşik kişiler tarafından;

    a- Fizik ve Rehabilitasyon merkezince onaylı ve sağlık kurulu raporu vermeye yetkili sağlık kuruluşlarından alınmış heyet raporu,

    b- Trafik Dairesince düzenlenen ve ilgili şahsın sakatlık durumu itibariyle, taşıt kullanabileceğini gösteren H sınıfı sürücü belgesinin, biri asıl olmak üzere iki nüshası

    ile müracaat edilmesi gerekmektedir.

    Müracaatlar, Ankara Naklihane ve Bedelsiz İthalat Gümrük Müdürlüğü'ne yapılır.

    Sağlık Kurulu Raporunda, ilgilinin sakatlığı ile bunun derecesinin ve haline göre kullanabileceği taşıt özelliğinin belirtilmesi gerekir.

    Eğer malul ve özürlü, yurt dışında iken resmi bir hastaneden aldığı ve dış temsilciliklerimize onaylattığı bir rapor getirecekse bu raporun 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun "Sürücü Adaylarında Aranacak Şartlar"ı içeren 41 inci maddesine uygunluğunun belgelenmesi gerekmektedir.

    Devlet Bakanlığı tarafından "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik"te belirtilen "Özürlülere Sağlık Kurulu Raporu Vermeye Yetkili Sağlık Kuruluşları" Ek Tablo-1'de bulunmaktadır.

    Özel tertibatlı otomobil ithalatı talebi heyet tarafından karara bağlanacaktır. Heyet, çalışmalarını Ankara Naklihane ve Bedelsiz İthalat Gümrük Müdürlüğü'nde yürütmektedir. Heyetin toplanacağı gün, ilgili sakat ve malul kişilerin de anılan gümrükte hazır bulunmaları şartı vardır.

    Minibüslerin karara bağlama işlemleri Gümrük Müsteşarlığının olumlu ön izninin alınması sonucunda gerçekleştirilecektir. Ayrıca, binek otomobili veya minibüsün ithaline ilişkin kararların (müspet) Komisyon tarafından oybirliği ile verilmesi gerekmektedir.

    D- Özel Tertibatlı Araçların İthalat İşlemi

    Komisyon kararı olumlu ise, otomobil ve minibüs için Ankara Naklihane ve Bedelsiz İthalat Gümrük Müdürlüğü'nce "İthal İzin Belgesi" düzenlenir.

    İzin belgesinin geçerlilik süresi 6 (altı) aydır. Taşıt, izin belgesinin geçerlilik süresi içerisinde Ankara Naklihane ve Bedelsiz İthalat Gümrük Müdürlüğü'ne teslim edilir.

    Gümrük Müdürü veya yetkili kılacağı Gümrük Müdür Yardımcısı başkanlığında iki muayene memurundan oluşan heyet tarafından aracın söz konusu heyet kararına uygun olup olmadığı araştırılarak uygun bulunması halinde ithaline izin verilir.

    Gümrük İdaresince, ithal işlemi tamamlanan binek otomobil ve minibüs için düzenlenecek trafik şahadetnamesine şerh konularak ilgili trafik tescil dairesine gönderilir.

    E- Özel Tertibatlı Araçların Devir ve Satışı

    Gümrük Vergisinden muafiyet kapsamında ithal edilen eşya, Gümrük İdaresinin izni olmadan ve Gümrük Vergileri alınmadan malul ve özürlü olmayanlara ödünç verilemez, kiralanamaz, devredilemez veya satılamaz.

    Söz konusu eşya ve malzemeler muafiyetin veriliş amacına uygun kullanılmak ve ilgili Gümrük Müdürlüğünün izni dahilinde muafiyet hakkı tanınmış başka bir kurum veya kuruluşa ödünç verilir, kiralanır, devredilir veya satılırsa Gümrük Vergileri aranmaz.
#16.09.2008 04:58 0 0 0
  • Engelli Kimlik Kartı Nedir? | Engelli Kimlik Kartı Nasıl Alınır ? Özürlü Kimlik Kartının Sağladığı Yararlar Nelerdir? İlgili Kanun Maddeleri


    Engelli Kimlik Kartı Nasıl Alınır?

    Sağlık Bakanlığı tarafından özürlü kapsamına giren tüm hastalara en iyi şekilde hizmet vermek maksadı ile 25.3.1997 tarihli ve 571 sayılı Kanun bağlı olarak Özürlüler idaresi başkanlığı kurulmuştur.


    Bu kanuna bağlı olarak ta Diyalize gire hastalarımız dilerler ise özürlü sayılacak ve Özürlü Kimlik Kartı Almaya Hak kazanacaklardır.

    SAĞLIK BAKANLIĞI ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI
    ÇAĞRI MERKEZİ
    183
    25.3.1997 tarihli ve 571 sayılı Kanun ile Özürlü Kapsamı

    MADDE 2.- Bu Kanun özürlüleri, ailelerini, özürlülere yönelik hizmet veren kurum ve kuruluşlar ile diğer ilgilileri kapsar.

    Tanımlar

    MADDE 3.- Bu Kanunun uygulanmasında;

    a-) Özürlü: Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiyi,

    b-) Özürlülük ölçütü: Uluslararası temel ölçütler esas alınarak hazırlanan ve gerek duyuldukça revize edilen ölçütleri,

    c-) Hafif özürlü: Özürlülük ölçütüne göre, hafif özürlü olarak tanımlanan kişiyi,

    d-) Ağır özürlü: Özürlülük ölçütüne göre, ağır özürlü olarak tanımlanan kişiyi,

    e-) Bakıma muhtaç özürlü: Özürlülük sınıflandırmasına göre resmi sağlık kurulu raporu ile ağır özürlü olduğu belgelendirilenlerden, günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olan kişileri,

    f-) Korumalı işyeri: Normal işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlüler için meslekî rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak amacıyla Devlet tarafından teknik ve malî yönden desteklendiği ve çalışma ortamının özel olarak düzenlendiği işyerini,

    g-) Korumalı işyeri statüsü: Çalışanlarının yönetmelikle belirlenen oranını özürlülerin oluşturduğu veya özürlülere yönelik çalışmaları ile korumalı işyerine sağlanan teknik ve malî destek sağlanma şartlarını taşımayı,

    h-) Rehabilitasyon: Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle oluşan özrü ortadan kaldırmak veya özürlülüğün etkilerini mümkün olan en az düzeye indirmek, özürlüye yeniden fiziksel, zihinsel, psikolojik, ruhsal, sosyal, meslekî ve ekonomik yararlılık alanlarında başarabileceği en üst düzeyde yetenekler kazandırarak; evinde, işinde ve sosyal yaşamında kendine ve topluma yeterli olabilmesi ve özürlünün toplum ile bütünleşmesi, ayrımcılığa karşı tüm tedbirlerin alınması amacıyla verilen koruyucu, tıbbî, meslekî, eğitsel, rekreasyonal ve psiko-sosyal hizmetler bütününü,

    i-) Sınıflandırma: Önemli bir sağlık öğesi olarak insan vücudunun fonksiyonu ve yetersizliğinin tanımı konusunda ortak ve standart bir dil ve çerçeve geliştirme çalışmasını,
    İfade eder.

    ÖZÜRLÜ KİMLİK KARTI NASIL ALINIR

    İzlenecek Yol:
    1. 18/Mart/1998 tarih ve 23290 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren yönetmeliğe uygun düzenlenmiş Sağlık Kurulu Raporu alınacaktır.

    2. Özürlü Kimliği Bilgi Raporu veren hastanede ya da Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri'nde doldurulacaktır.

    3. Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü formların aslını, Sağlık Kurulu Raporunu, tasdikli nüfus cüzdanı fotokopisini ve iki fotoğrafla birlikte Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı'na gönderecektir.
    Formların ikinci nüshası Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde saklanacaktır.

    4. Sosyal Hizmetler İl Müdürlükleri'nden Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı'na ulaşan formlar ve ekler incelenerek bilgisayar ortamında değerlendirilecektir. Son şeklini almış olan kart postayla özürlü vatandaşın adresine gönderilecektir.


    Özürlü Kimlik Kartının Sağladığı Yararlar

    Özürlü ;

    a-) Değişik kurum ve kuruluşlardan istenen rapor yenileme işlemlerinden kurtulacaktır,

    b-) Gelir Vergisi indiriminden faydalanabilecektir. (Gelir Vergisi indirimi, özürlü kişinin herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmaması durumunda kendisine bakmakla yükümlü olan kişi içinde geçerli olacaktır),

    c-) Devlet Demir Yolları ile seyahat etmesi ve özür oranının %40 veya üstü olması halinde %50 indirimden faydalanabilecektir.

    d-) Havayolları ile seyahat etmesi ve özür oranının %50 veya üstü olması halinde %40 indirimden yararlanabilecektir.

    e-) Yerel Yönetimlerin alacağı kararlar ile belediye otobüslerinden ücretsiz ya da indirimli yararlanabilecektir.

    f-) Sinema, Tiyatro vb. faaliyetler için ödeyeceği ücretlere indirim uygulanacaktır.

    g-) Kamu Kurum ve Kuruluşlarının özürlü çalıştırma zorunluluklarına bağlı olarak özürlü istihdamı amacıyla açılan sınavlarda özrünü kanıtlayabilecektir.

    h-) Turkcell ve Telsim tarafından % 40 indirim uygulanmaktadır.
#16.09.2008 04:52 0 0 0
  • Görme Engelli Çocuklar için Aile Eğitim Seti


    Teşekkür Yaşamımıza anlam katan çocuklarımız için onların ve anne babaların yaşamını kolaylaştırmak, bilinçlendirmek mutluluk ve huzur içinde olmalarını sağlamak toplum bilincini ve yaşam kalitesini arttırmak amacıyla yapılan bir çalışmadır. Bu çalışmada görev alan tüm komisyon üyelerine teşekkürler.
    Ankara 2005

    GİRİŞ

    Düşlediğimiz daha iyi bir yaşam için siz anne ve babaların yaşam kalitesini arttıracak, bilinçlendirecek ve yaşantı oluşturacak, gereksinim duyduğunuz öncelikli konularda hedefler belirleyerek, sizlere somut bilgi ve öneriler sunduk.

    Kitap, görme engelli çocukları olan ailelerin faydalanabileceği önemli bir kaynak niteliğindedir. Okuyucuların temel gelişim alanlarında görüşlerini ve yaklaşımlarını bilinçlendirmek amaçlı hedefe yönelik pratik bilgiler ve önerilerle siz anne babaları düşünmek ve hareket geçirmek için planlanmıştır.

    Okuması ve uygulaması kolay olan zevkle okuyacağınız bir kitap olup Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığının siz anne babalara armağanıdır.

    İçindekiler

    • Gözün Yapısı

    • Çocuğun Görme Seviyesi

    • Çocuk ve Görme

    • Çocukta Görme Özrünün Algılanması

    • Çocuklarda Görme Duyusunun Gelişim Aşamaları

    • Görme Özrünün Ölçüsü

    • Görme Özrünün Sebepleri

    • Anne Babaların Yaşadıkları Evreler

    • Demokratik Aile Tutumları

    • Eğitim

    • Görme Özürlü Öğrenciler İçin Özel Eğitim Okullarına Başvuru ve Kayıt koşulları

    • İstenilen Belgeler

    • Normalleştirme, Bütünleştirme, Kaynaştırma Ve En Az Kısıtlayıcı Eğitim Ortamı

    • Normalleştirme

    • Bütünleştirme

    • Birlikte Eğitim

    • Kaynaştırma Eğitimi

    • Normal Gelişim Gösteren Çocuklarla Görme Yetersizliği Olan Çocuklarda Gözlenen Gelişim Farkları Ve Anne Babalara Öneriler

    • 0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Zihinsel Gelişim

    • 0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Dil Gelişimi

    • 0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Fiziksel Gelişim

    • 0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Sosyal Gelişim

    • 0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Özbakım

    • 3-6 Yaş Grubu Çocuklarda Zihinsel Gelişim

    • 3-6 Yaş Grubu Çocuklarda Dil Gelişimi

    • 3-6 Yaş Grubu Çocuklarda Fiziksel Gelişim

    • 3-6 Yaş Grubu Çocuklarda Sosyal Gelişim

    • 3-6 Yaş Grubu Çocuklarda Özbakım

    • 7-11 Yaş Grubu Çocuklarda Zihinsel Gelişim

    • 7-11 Yaş Grubu Çocuklarda Dil Gelişimi

    • 7-11 Yaş Grubu Çocuklarda Fiziksel Gelişim

    • 7-11 Yaş Grubu Çocuklarda Sosyal Gelişim

    • 12-18 Yaş Grubu Çocuklarda Zihinsel Gelişim

    • 12-18 Yaş Grubu Çocuklarda Fiziksel Gelişim

    • 12-18 Yaş Grubu Çocuklarda Cinsel Gelişim

    • 12-18 Yaş Grubu Çocuklarda Sosyal Gelişim

    • 12-18 Yaş Grubu Çocuklarda Duygusal Gelişim

    10- Algı- Hareket Bütünlüğü

    11- Evde Emniyet Kuralları

    12- Mesleki Rehabilitasyon

    13-Türkiye'de Görme Özürlülere Hizmet Veren Sivil Toplum Örgütleri

    14- Yasal Düzenlemeler

    15- İlköğretim Okulları

    16-Sivil Toplum Örgütleri

    17-Kaynaklar

    Çocuğun görmesinde zorluk olduğunu fark etmek aileyi üzen bir durumdur. Bütün anne ve babalar için endişe, üzüntü, suçluluk duygusu, acı ve reddetme sık rastlanan duygulardır. Görme özrünü kabul ederek, üretici düşünmeye geçmek, uzun zaman alabilir. Eşinizle sorunlar, diğer çocuklarınız, işiniz, eviniz ve sorumluluklarınız daima yanınızda olacaktır. Yükünüzü azaltmak ve işlerinizi kolaylaştırmak amacıyla; göz ve görme işlevleri, ailenin görme özürlü bireye karşı tutum ve davranışları, karşılaştıkları sorunlarla baş etme yolları, özürlü bireyin eğitimi, hakları ve ulaşabilecekleri kaynakları içeren bu kitap hazırlandı.

    Bilgi, sırtınızdaki sorumluluk ve yükü paylaşacak doğru kaynaklara ulaşmanızı sağlar.


    I- GÖZÜN YAPISI
    Göz organı küçük olmasına rağmen çok iyi gelişmiş bir ışık alıcısıdır. Gözün önemli bölümlerini ve görevlerini bilmek, çocuğunuzu anlamanızı ve ona faydalı olmanızı sağlar.



    Gözler, yüzümüzün ön tarafında yüz kemikleri içinde çukurlara yerleşmiş içleri sıvı dolu, top şeklinde görüntüleri paylaşan iki organdır. İki gözden çıkan algılayıcıların beyin ile bağlantıları vardır.

    Gözün en ön kısmındaki şeffaf, kubbe şeklindeki yuvarlak yapı 'kornea' dır. Korneada bulanıklık olursa görüntü içeriye alınamaz. Göz nakli denilen, başka bir insandan alınıp takılan tek göz parçası bu şeffaf dokudur. Gözü top gibi sert tutan mat beyaz yapı 'sklera' dır. Sklerayı örten zara 'konjunktiva' denir. Göz kapağı, sklera ve konjunktiva, gözü dış etkilerden korur. Bu koruyucularda eksiklik olursa göz dokuları dış etkilerle bozulur ve körlük ortaya çıkar. Korneadan bakınca gördüğümüz göze rengini veren renkli tabaka 'iris' tir. İrisin gelişme geriliğinde, göze giren ışığın ayarı yapılamadığından görme çok azalır. İrisin ortasından ışığın geçtiği küçük delik 'pupil' göz bebeğidir. Gözbebeği ile kornea arasını ön kamara sıvısı doldurur.Gözbebeğinin yapısının bozuk olduğu durumlar görmeyi bozar.

    Gözün içini çiğ yumurtanın akı gibi bir sıvı doldurur buna : vitre denir. Göz küresinin içini halı gibi döşeyen kan damar ağına koroid denir. Koroidin üstünde yatan ışığa hassas hücre örtüsüne 'retina' denir. Kalıtsal hastalıkların çoğunda retina hücrelerinin eksik çalışmaları sonucu körlük oluşur. İnce detayları, ışıkta ve renkli görmemizi sağlayan göz bebeğinin tam arka iz düşümüne oturan yeşil mercimek kadar küçük bir retina alanı çok hassastır ve 'maküla' adını alır. Retinadan toplanılan bilgileri beyine taşıyan elektrik kablosuna 'optik sinir' denir.

    Göz bebeğinin arkasında görüntüyü netleştiren 'merceğimiz' vardır. Silier kaslar bu merceği odaklamaya yardım ederler. Mercekte bulanıklık 'katarakt' olarak bilinir. Çocuk göz bebeğinde bulanıklık ile doğarsa acil ameliyat edilmelidir. Gözün ön kamara sıvısı sürekli üretilir ve iris kökünden boşaltıcı kanallar ile boşalması şarttır. Eğer uygun boşalamazsa göz içi basıncı yükselmesi ile göz tansiyonu hastalığı 'glokom' oluşur. Çocuğun gözü büyüktür. Acil tedavi gerektirir. Tedavi edilemezse görme azalır ve körlük olur. Görme siniri gözden aldığı görüntüyü beynin arka tarafındaki görme merkezine taşır. Gördüğünü anlama burada gerçekleşir. Taşıyıcı sinir kablosundaki hasar ile görme taşınamaz ve görmeyen göz hücreleri zayıflar.


    2- ÇOCUĞUN GÖRME SEVİYESİ
    Bütün çocukların doğumda görme düzeyi düşüktür.Işık ve şekil görebilen çocuğun görmesi 0-3 yaşında gelişir.Altı ayda anne ve babasının gözlerinin içine bakabilir. Zaman içinde göz doktorları çocuğunuzun görmesi hakkında daha çok bilgiye ulaşabilecektir. Araştırmalar göz ve görmenin doğumdan sonra gelişmesini sürdürerek 2 ay- 4 ay- 6 aylık dönemlerde özel ilerlemeler kaydederek 6 yaşında olgun görme seviyesine ulaştığını göstermektedir.

    Tam ve keskin görmenin olgunlaşması için gözün iyi ışık ve şekil ile uyarılması şarttır. Bakma işinin görme işine dönüşmesi için gözden gelip beyine gönderilen görüntünün algılanıp anlamlandırılması gerekir. Çocuğun dil gelişimi ve çevreyi tanıması ile ilişkili olmasından dolayı çocuğun tam olarak ne kadar ve nasıl gördüğünü anlamak zaman alacaktır. Tam körlük çok ender rastlanan bir durumdur. Çoğu çocuk fazla olmasa da bir miktar görebilir. Işığı görebilen çocuk, pencereyi bulabilir. Bu bilgi ile odanın genel yapısını anlayabilir. Çocuğun yaşadığı ortamdaki davranışlarını gözlemlemek önemli bilgiler verecektir.

    Anne ve babalar kadar çocuğu kimse iyi tanıyamaz. Aile çocuğu gözlemleyerek elde ettiği bilgileri uzmanlara anlatmalıdır.

    Çocuğunuzun görme zorluğunun birçok sebebi olabilir. Basit bir tanı verilebilir ama çoğu zaman hastalık ender ve tam bilinmiyorsa tanı zordur. Göz doktoruna sorabileceğiniz soruları burada tartışacağız.


    Karşılaşacağınız Uzmanlar
    En yakın sağlık ocağında muayeneyi yapan hekim çocuğunuzun genel sağlığını inceler. Çocuğunuza ileri tetkikler gerekirse hekim sizi yönlendirecektir. Çocuk doktoru bebeğinizin doğumundan itibaren muayenesini yaparak her dönemde gelişmesini takip eder. Göz doktoru ise hastanede çocuğunuzun gözünü muayene eder. Çocuğunuz için uzmanlara şu soruları sorarak bilgi alabilirsiniz:

    - Bu durumun sebebi nedir? Lütfen en basit şekilde anlatınız.

    • Bu duruma ne denir? Lütfen açıklar mısınız ?

    • Bu durum aileden kalıtımla mı geçiyor?

    • Genetik danışmanlık isteyebilir miyim?

    • Bu durumun tedavisi veya düzeltilmesi için bir yol var mıdır?

    - Özel bir tedavi gerekli mi?

    • Ne yardım edebilir?

    • Yardım için ben ne yapabilirim?

    • Çocuk ne yapmamalıdır? ( başını sallamamalı/ gözlerine bastırmamalı vs.)

    • Tedaviye rağmen durum daha kötüye gider mi? Aynı kalır mı? Daha iyileşir mi?

    • Benim çocuğum tekrar ne zaman incelenmeli ve muayene edilmelidir?

    • Daha ileri tavsiye ve yardım için nereye gitmeliyiz?

    • Çocuğuma yardımcı olmak için ben/ anne-baba olarak ne yapabilirim?

    • Okuyabileceğim yazılı bilgiyi nereden bulabilirim?

    • Gözlük fayda eder mi? Ne zamanlar takılmalıdır?

    • Çocuğumun ne kadar görebildiğini bana söyleyebilir misiniz?

    • Çocuğumun daha iyi görmesi için az görenler yardımları var mıdır?

    • En yakın az görenler kliniği neresidir?

    • Benim çocuğum en iyi nasıl görür?(uzaktan/yandan/renkli/loş ortamda/aydınlıkta/hareket ile/üç boyutlu)

    • Çocuğuma yardım etmek için özel ışık kullanımı var mı?

    • Çocuğumun eğitimi görme engelinden nasıl etkilenecektir?

    • Öğretmene görme zorluğu ile ilgili ne bilgi vermeliyim?


    3- ÇOCUK VE GÖRME

    Göz, optik- görme siniri veya beyin hasarı sebebiyle görme bozukluğu olabilir. Görme, insan bilgi ve öğrenmesinin %80'nini sağlar. Göz organı gelişmesini doğumdan sonra üç yaşında tamamlar. Bebek hareketli, parlak sarı renkli ve çizgili cisimleri gözleri ile takip eder. İnsan yüzü çok dikkat çeker. Yüz mimik ve hareketlerini taklit ederek öğrenme başlar. Çocuk bakarak ve görerek görmeyi öğrenir. Temel göz kullanımı öğrenilen bir gelişmedir. Altı yaşın sonunda en olgun görme kazanılmıştır.

    Görme yeteneğinin gelişme basamakları şöyle özetlenir:

    Farkında olma: Yakın çevremizde oluşan hareket, ses ve dokunmadan farkında oluruz.

    Dikkat: Görsel, sesli ve diğer duyusal uyarılara dikkatimiz çekilir. Onların farkına vararak onlara yönelir ve daha çok öğrenmeye çalışırız.

    Yerini Bulma: Belli bir ses, koku ve görüntünün varlığını saptayınca onu çevredeki diğer varlıklardan ayırmaya çalışırız.

    Hatırlatma: Önceden tanıştığımız bir nesneye sesini, kokusunu, sertliğini veya rengini hatırlayarak hoşlanıp, hoşlanmadığımızı düşüncemizde oluştururuz.

    Anlama: Anlamayı geliştirmek için bütün topladığımız bilgileri bir araya getiririz. Böylece hafıza ve problem çözme özelliklerimizi kullanırız. Bu nesne ile ne yapacağımızı kararlaştırırız.

    Görme kullanıldıkça gelişir. Eğer çocuğunuzun kullanılabilir bir görmesi varsa kullanmaya teşvik edilmelidir. Beyin görme ile gelen bilgiyi diğer duyulardan gelen bilgiler ile birleştirir(dokunma, işitme, tatma, koku alma) ve uzaydaki yerimizin farkında olmadır.

    Beyin dokumuzun %40'nı görme bilgilerinin birleştirilmesi için kullanılması görmenin çok temel bir duyu olduğunu ispatlar. Çocuklar gözlerini çevre tecrübesi elde edinirken kullanırlar. Böylece 'o anda öğrenme' gerçekleşir.

    Görüntü diğer duyu algılarını düzenleyerek bağlantılar kurar. Çocuğun zihin gelişiminde bu 'algılama düzenlemesi' dünyayı tanımasını sağlar.


    4- ÇOCUKTA GÖRME ÖZRÜNÜN ALGILANMASI
    Araştırmalara göre, çocuğun görmesinin gelişmesi doğum sonrası devam etmektedir. Kullanılabilir düzeye gelebilmesi için sürekli ve kaliteli uyarılmasına ihtiyaç vardır. 'Görme' için algılama yetenekleri de gelişmeli ve görüntülerin beyinde anlamlandırılması yapılmalıdır. Bu sebeple çocuğun ne kadar ve nasıl gördüğünü anlamak için aylar, yıllar geçer.

    Çocukta görme özründen şüphelenilmesi için şu belirtilerin olması gerekir;

    -Yenidoğan bebeğin gözbebekleri siyah olması gerekirken beyaz gözükmesi,

    -Gözün alışılmışın dışında küçük, çok büyük veya gelişmemiş olması,

    -Çocuğun yüzünü ışık kaynağına dönmemesi,

    -6-8 haftalık bebek anne-babasının yüzüne bakabilmeli ve gülümsemelidir.

    Tam körlük çok enderdir. Çoğu çocuk biraz görür. Ancak her görüntünün önemi vardır ve kullanılabilir.Yalnızca ışık görebilen bir çocuk pencerenin yerini bulunca odanın düzenini kurabilir.

    • Görme Duyusunun Gelişim Aşamaları

    Normal Çocuklarda;

    • ayda; Başını ve gözünü ışık kaynağına döndürme,

    Yatay ve dikey düzlemde obje takibi,

    6-8 haftada gözün içine bakış, "sosyal gülüşme".

    2-3 ayda; Yoğun göz teması,

    Dikey ve dairesel hareket takibi,

    Hareketli oyuncak takibi,

    Dudak okumaya başlama,

    3-6 ayda; Kendi ellerini seyretme,

    İleri uzanma, sallanan nesneyi yakalamak,

    Düşen ve uzaklaşan oyuncağı gözleme,

    Karşıya bakıştan yana bakışa dönme,

    Görsel dikkat alanının genişlemesi,

    7-10 ayda; Küçük parçacıkları fark etme,

    Önce dokunma ve parmak ucu ile tutma,

    Resimlerle ilgilenme,

    Yarısını gördüğü nesneye ilgi ve tanıma,

    11-12 ayda; Evde görsel yer bulma,

    İnsanları tanıma,

    Resimleri tanıma,

    Saklambaç oynama,

    1-2 yaşda; Haberleşmede görmenin önemi ,

    Yüz ifadeleri ve vücut dili,

    Öncül uyarılar ve gözlem,

    Olayların akışına bağlantı kurma,

    Sesli uyaranlara bağlanma.

    Görme Özürlü Çocuklarda;

    0-3 ayda; Gözbebeğinin titreşmesi (Nistagmus),

    Görüntüyü normal dışı odaklama (Eksentrik fiksasyon),

    Göz teması yok:bağlanma gelişmez,

    Orta hat (düz çizgi yol gibi) kavramı oluşmaz,

    Görsel takip gelişmez,

    3-6 ayda; Şaşılık oluşur,

    Göz tembelliği (Ambliyopi),

    Motor gelişim geriliği:başını tutamaz, emekleyemez,

    Kötü alışkanlıklar, göze parmak sokma, sallanma,

    7-12 ayda; Uzay duygusu gelişmez,

    Göz uyumu yoktur, görsel takip yapamaz,

    Merak duyusunda gelişme geriliği:arama yapamaz,

    1-2 yaşda; Görsel haberleşme eksikliği: oyun alanında dışlanma,

    Anlık-doğal öğrenme geriliği,

    Çevre ile iletişim kurmada zorluk; hareket kısıtlılığı ve uyum bozukluğu.

    Görmenin özellikleri ölçülebilir;

    -Yakın ve uzak görme denenerek ince detayları seçme ölçülebilir (görme keskinliği).

    - Renk ayırımı, görme alanı (anlık görünenler), ışığın etkisi, karanlığa uyum sağlamak, hareket algılama tespit edilebilir.

    - Gözlük ihtiyacı ile doğru gözlük camları hesaplanıp görüntünün çocuğa net ve keskin ulaşması çok önemlidir.

    Düşük görmesi olan çocukların görmeleri ölçülüp gözlük ile görmenin artması da ortaya konmalıdır. Bütün çocukların gözlük takması gerekmez. Ancak gözde bulanık görüntü 'ambliyopi' denilen 'tembel göz' durumunu oluşturur, görme azalır. Çocukların görmeleri ölçülürken onlara eşleştirecekleri resimler, yön gösterecekleri şekiller, okuma biliyorlarsa harfler gösterilir. Cevap veremeyen çocuklarda elektrik akımları ile ölçme cihazları hastane ortamında kullanılır.

    Diğer bir ölçme 'tercihli bakış', boş sayfa yerine çizgili resme bakmayı gören çocuğun tercih etmesidir. Göremeyen çocuk boş sayfaya bakmaya devam eder. Görme keskinliği kesir olarak belirtilir. Üst sayı, şeklin gözden tutulduğu uzaklık mesafesini gösterir(genellikle 6 metre ), alt sayı ise normal gözün (standart) bu şekli görebildiği mesafedir. 6/6 standart, normal görmedir. Harf tablosu ile görme ölçülürken en üstteki büyük harf normal göz ile altmış metreden görülebilir. Kişi yalnızca bu en büyük harfi görebiliyorsa görmesi 6/60 dır. Görme keskinliğinin bu şekilde ölçülmesi 'görme fonksiyonlarını' tam açıklayamaz: hareket, renk, açıklık/koyuluk, görme alanı, vs. Az bir görmeyi iyi kullanabilen çocuklar çok rahat hareket edip çevrelerini öğrenebilirler. Çocuğu gözleyerek onun görebildiklerini öğrenmek bize çok bilgi verir. Çocuğun konuşmasında gecikme varsa çocukla haberleşme daha çok gecikir ve zorlaşır.


    Çocuğunuzu kimse sizin kadar iyi anlayamaz. Bu sebeple gözlemlerinizi uzmanlara anlatınız.


    B- Görme Özrünün Ölçüsü
    Görme seviyesi göz uzmanı doktor tarafından ölçülür. Görme özrü tanımlanır: Hiç ışık görmeyen, tam kör en düşük seviyedir. Işık gören, el hareketlerini algılayan ağır görme özürlüdür. Altı metreden açılmış insan parmaklarını sayabilen az gören sınıfından ağır az görendir. Kitap, gazete okumada zorluk çeken ve okuyamayan ise az gören olarak tanımlanır. Bu görme seviyeleri göz doktoru tarafından ölçülür ve kaydedilir.

    C- Görme Özrünün Sebepleri

    Çocuğun görme özrünün birçok sebebi olabilir. Genetik-kalıtım, akraba evliliği ülkemizde çocukluk göz hastalıklarının temel sebebidir. Bunun yanında mikrop kapma veya kaza geçirme olabilir. Göz hastalıklarının erken teşhis edilip, tedavisine ve erken rehabilitasyonuna başlanması gerekir. Çoğu durumda bir özel neden bulunamayabilir.

    5- ANNE BABALARIN YAŞADIKLARI EVRELER

    Görme yetersizliği olan bir çocuğun doğumu, ailenin dengesini altüst ederek ailelerde değişik duygu ve düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu duygular her ailede farklı evrelerden geçer.

    Çocuğu olduğu gibi kabul etme sürecini kısaltabilen ailelerde, daha güvenli mutlu bir aile ortamı yaratılabilir.

    Özürlü çocuğa sahip anne babaların geçirdiği evreler ve gösterdikleri davranışlar şöyle sıralanır:

    Şok:

    - Aşırı üzülme,

    -Çaresizlik duygusu,

    -Kalbin hızlı bir biçimde çarpması, boşaltım organlarının çalışması, avuç içlerinin terlemesi, kulakların uğuldaması, flu (bulanık) görme gibi belirtiler gözlenebilir.

    Reddetme:

    -"O kadar kötü görünmüyor"

    -"Çocuğun olağan dışı bir durumu yok"

    -"Bunun tanısını doktor koymuş, bu nedenle başka doktorlara gitmek gerekir" diye düşünülebilir.

    -Olayların farkında olmamaya çalışma,

    -Başka şeylerle çok fazla meşgul olup çocuğun sorunuyla ilgilenmeye zaman bulamama.

    Depresyon:

    -"Artık iş işten geçti bundan sonra hiçbir şeyin anlamı yok" diye düşünülebilir.

    -Çevreyle ilişki minimuma indirilebilir.

    -Normal çocuk özlemi duyulabilir.

    Karmaşa:

    -" Böyle bir çocuğum olacağına keşke hiç olmasaydı"


    Suçluluk:

    -"Bu durum benden değil, senden yada senin ailenden kaynaklanmaktadır" gibi ailedeki diğer kişiler suçlanabilir.

    -Kişinin çocuğun durumundan kendini sorumlu tutması,

    -Olumsuz duygularla ilgili suçluluk duyma.

    Kızgınlık:

    "Neden ben?"

    Pazarlık:

    - "Eğer çocuğum düzelirse..."

    -Çocuğun özrünü ortadan kaldırmanın yolları aranır. Örneğin; ameliyat, ilaç vb.

    Kabul ve uyum:

    - "O bizim çocuğumuz ve biz onu seviyoruz"

    -Çocukla daha çok birlikte olma,

    -Çocuğun gereksinimlerini karşılamaya özen gösterme,

    -Uzmanlarla işbirliği yapma.

    Bu davranış özellikleri özürlü çocuğa sahip tüm ailelerde yaşanabilmektedir. Çocuğu olduğu gibi kabul etme sürecini kısaltabilir, yukarıda saydığımız evrelerin daha olumlu ve güvenilir geçmesini sağlayabilirsiniz. Demokratik aile tutumları geliştirebilen aileler bu dönemi daha az duygusal hasarla geçirir ve çocuğa iyi bir eğitim vermiş olur.


    6- DEMOKRATİK AİLE TUTUMLARI

    • Çocuklarını seven ve benimseyen çağdaş aile tipidir.

    • Anne baba arasında saygı ve sevgi vardır.

    • Ailede sorunlar emirlerle değil, konuşarak çözülür.

    • Evde gerginlik yaratmak yerine sıcak bir ortam yaratılır, aile içinde uzun süren çekişme, kavga ve anlaşmazlıklardan uzak durulur,

    • Çocuğa söz hakkı tanıyarak, birlikte konuşulur, şakalaşıp, eğlence ortamı yaratılır ona güven duygusu kazandıracak iletişim biçimleri benimsenir.

    • Çocuğun uyması gereken kurallar belirlenir.

    • Kuralları ailede herkes gönüllü olarak benimser.

    • Cezalar ılımlı ve eğiticidir. Çocuğa, güven duygusu ve sorumluluk kazandırılır.

    • Çocuğun kişiliğine saygı gösterilir yaşından olgun davranışlar beklenmez.

    • Özgür davranışları desteklenir

    • Dayaktan, onur kırıcı sözlerden özenle kaçınılır.

    Bu tutum ve davranışı gösteren ailelerin çocukları toplumda bağımsız, kendine yetebilen bir birey olarak yetişir.

    Onaylanan aile, anne-baba tutumları çocuğun olumlu davranış değişiklikleri göstermesinde ne kadar etkiliyse, onaylamadığımız anne-baba tutumları; "çok seven, kollayan, gevşek disiplinli aile tutumu", "baskıcı, itici, sevgisiz aile tutumu", "sevgisi yetersiz, disiplini gevşek aile tutumu", "geleneksel, ataerkil aile tutumu", "sıkı disiplinli, sevecen aile", "parçalanmış aile tutumları" da çocuklarımızın sağlıklı, uyumlu, kendine güvenli bir insan olmasını engelleyecektir.

    Demokratik aile tutumları içinde yetişen çocukda da, gelişme sürecinde olumsuz davranışlar gözlenebilir. Ancak anne-babaya karşı tepkileri ve çelişkili duyguları büyük boyutlara ulaşmaz. Çoğu çatışmalar ev içinde kalır, okul başarısını engellemez, sapmalar olmaz, başkaldırı fırtınaya değil kısa süren bir esintiye benzer.


    7- EĞİTİM
    A- Görme Özürlü Öğrenciler İçin Özel Eğitim Okullarına Başvuru ve Kayıt Koşulları

    Ülkemizde 15 görme engelli ilköğretim okulu bulunmakta olup, hepsi de yatılı ve gündüzlüdür.

    Özel Eğitim Almak İçin Başvurulacak Kurumlar

    • Millî Eğitim Müdürlüğü,

    • Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü,

    • Özel Eğitim Kurumları,

    • Özel Özel Eğitim Kurumları.

    Kayıt için İzlenecek Yol ve İstenilen Belgeler

    • Bulunduğunuz ilin valiliğine veya ilçenin kaymakamlığına bir dilekçe ile başvurunuz.

    • Dilekçeniz Milli Eğitim Müdürlüğüne oradan da en yakın Rehberlik ve Araştırma Merkezine havale edilir.

    B- İstenen Belgeler

    • Tasdikli nüfus cüzdanı örneği (öğrenci için),

    • Veli ya da vasinin ikametgah ilmühaberi,

    • Tam teşekküllü bir hastaneden alınacak sağlık kurulu raporu. (Bu raporda çocuğun özrü, özür derecesi ve başka bir hastalığı olup olmadığı yer alacaktır.)

    • Rehberlik ve Araştırma Merkezince doldurulacak çocuk tanıma fişi,

    • Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinden alınacak inceleme raporu,

    • İki adet yeni çekilmiş vesikalık fotoğraf,

    • İki adet veli adresi yazılı posta pulu yapıştırılmış zarf,

    • Ekonomik durumu gösterir belge (Öğrenci Devlet Parasız Yatılı okuyacaksa). Bu belge örneğine uygun şekilde Milli Eğitim Müdürlüğünde doldurulabilir.

    • Veli ya da vasinin çocuğun yarı yıl ve yaz tatillerinde yanına alacağını gösterir taahhütname (bu belge daha sonra çocuğun okuyacağı okul müdürlüğünce hazırlanıp veliye imzalatılır).

    • İl Milli Eğitim Kurulu Kararı (Milli Eğitim Müdürlüğünce hazırlanıp verilir).

    1- Hazırlanan bu belgelerin dosyası öğrencinin yatılı ve gündüzlü olacağını belirten bir dilekçe ile Milli Eğitim Müdürlüğüne teslim edilir.

    2- Görme engelliler ilköğretim okullarında gündüzlü veya yatılı öğrenim görmek isteyen öğrencileri il eğitsel tanılama, izleme ve değerleme ekibinin yönlendirme kararı ve il özel eğitim hizmetleri kurulunun yetiştirme kararı ile bu okullara yerleştirilir. Bu okullardan birine kayıt olmak isteyenler aşağıdaki işlemleri yerine getirmelidir.

    3- Görme engelliler ilköğretim okullarını bitiren öğrencilerden ortaöğretime devam etmek isteyenler 8. sınıfın sonunda öğrenim gördüğü okul müdürlüğüne başvuruda bulunurlar.

    • İlköğretim ve orta öğretim okullarında kaynaştırma yoluyla eğitimini sürdüren ve braille (kabartma) yazısı bilen öğrenciler, braille ders kitaplarını ücretsiz olarak Görme Engelliler Basımevi ve Akşam Sanat Okulu Altındağ - ANKARA (Tel: 0312 317 96 53) adresinden isteyebilirler.

    Okulların listesi kitabın sonunda verilmiştir.


    8- NORMALLEŞTİRME, BÜTÜNLEŞTİRME, KAYNAŞTIRMA VE EN AZ KISITLAYICI EĞİTİM ORTAMI

    Görme yetersizliğinden etkilenmiş bir çocuğun gören akranlarıyla aynı eğitim ortamında okuyabilmesi için kaynaştırmanın gereklerinin yerine getirilmesi gerekir. Bunun için öncelikle normalleştirme, kaynaştırma, bütünleştirme ve en az kısıtlayıcı eğitim ortamı kavramlarının doğru anlaşılması gerekmektedir.

    A- Normalleştirme

    Toplumdaki yaşam, biçim ve koşullarının tüm yetersizlikten etkilenmiş kişilere de sağlanması anlamına gelmektedir. Normalleştirme ilkesine göre görme yetersizliğinden etkilenmiş bir çocuk gören akranlarının yararlandığı tüm haklardan yararlanabilir. Görme yetersizliğinden etkilenmiş çocuk da, gören akranları gibi ailesine yakın gören akranlarının gittiği okula gidebilir. Ancak bu okullarda akranları kadar başarılı okuyabilmesi için gerekli olan özel eğitim öğretmeni, görme yetersizliğinden etkilenmiş öğrencilerin kullanacağı araç-gerecin ona sağlanması da onun en doğal hakkıdır. Normalleştirme kişiyi normal yapma anlamına gelmemektedir. Aksine yetersizlikten etkilenmiş bireylerin yetersizlikleriyle kabul edilip, toplumda diğer kişilere sağlanan hizmet, hak, sorumluklar ve fırsatların onlara da sağlanması anlamına gelmektedir.

    Normalleştirme ilkesinin savunduğu görüşlerin bir sonucu olarak;

    Kaynaştırma,

    Bütünleştirme ve

    Birlikte eğitim

    kavramları ortaya çıkmıştır.

    B- Bütünleştirme

    Bütünleştirme ilkesine göre, görme yetersizliğinden etkilenmiş bireyler de bu toplumun bir parçasıdır. Sosyal hayata entegre olabilmeleri toplumsallaşmanın gereğidir.

    C- Birlikte Eğitim

    Yetersizlikten etkilenmiş öğrencilerin, normal akranlarıyla birlikte normal sınıflarda eğitim almasıdır.

    • Kaynaştırma Eğitimi

    Özel yetişmiş personelin, özel destekleriyle, yetersizlikten etkilenmiş bireyin normal sınıflarda öğrenimini değişik zamanlı olarak sürdürmesi anlamına gelmektedir.

    Kaynaştırma da esas olan, görme yetersizliğinden etkilenmiş öğrencinin, günün en azından bir bölümünde, normal sınıfta akranlarıyla birlikte eğitim görmesidir. Ancak bunun için gereksinimleri doğrultusunda özel yetişmiş personel tarafından öğrenciye, aileye, sınıfa, sınıf öğretmenine ve okul personeline gerekli destek özel eğitim hizmetinin verilmesi gereklidir. Aynı zamanda, öğrencinin öğreniminin en azından bir bölümünü normal sınıfta geçirebilmesi için gerekli araç-gereç ve ortam düzenlemesinin (yada uyarlamaların) yapılması gerekmektedir. Görme yetersizliğinden etkilenmiş çocukların, normal sınıfta akranlarıyla birlikte öğrenim görmeleri birlikte eğitim anlamına gelmekle birlikte, kaynaştırmadan söz edilebilmesi için, özel personel, destek hizmet ve özel düzenlemelerin yer alması gerekmektedir.

    Normalleştirme kavramı en az kısıtlayıcı ortam kavramının oluşmasına ve yetersizlikten etkilenen öğrencilerin akranları gibi, akranlarıyla birlikte gerekli destek hizmet sağlanarak kaynaştırma düzenlemelerinin oluşması hareketini başlatmıştır. 9- NORMAL GELİŞİM GÖSTEREN ÇOCUKLARLA GÖRME YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUKLARDA GÖZLENEN GELİŞİM FARKLARI VEANNE BABALARA ÖNERİLER


    • 0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Zihinsel Gelişim

    Normal Gelişim Gösteren

    Zihinsel gelişim; düşünme, anımsama, farklılıkları ayırt etme veya işitme, fikirler ve durumlar arasındaki ilişkileri belirleme ve problem çözme becerilerini içermektedir.

    0-3 yaş grubu çocuklardan beklenen en temel zihinsel gelişim basamakları aşağıda sıralanmıştır:

    İkinci bir nesneyi eline almak için bir elindeki nesneyi diğer eline geçirir.
    Kabın altına saklanan nesneyi bulur.
    Vücut kısımlarından birini gösterir.
    Benzer nesneleri eşleştirir.
    Karalama yapar.
    İstenildiğinde büyük ve küçüğü gösterir.
    Üç rengi eşleştirir.
    Ses çıkaran nesneleri isimlendirir.
    Eylem içeren resimleri isimlendirir.
    Geometrik şekilleri, resimleri ile eşleştirir.

    0-3 Yaş Grubu Görme Yetersizliği Olan Çocuklarda Zihinsel Gelişim

    Zihinsel gelişim açısından görme yetersizliği olan çocukların uygun kavram gelişimi sağlayabilme ihtiyacı onlara sunulan uyaranlarla aldıkları ipuçlarının doğruluğuna dayanır. Görme yetersizliği olan çocuk, çevresi hakkındaki bilgileri birinci derecede işitsel ve dokunsal süreçte öğrenir. Görme yetersizliği olan çocuğun zihinsel gelişimi daha yavaş ya da farklı şekilde gelişir.

    İşitme duyusu, bireye gerekli girdileri/bilgileri verir; ama işitme duyusu, görmeden daha ağır gelişir. Bunun sonucu olarak görme yetersizliği olan çocukların gelişim evreleri yavaş olur. Zihinsel gelişim açısından dokunma ve işitme ile sağlanan bilgiler görme duyusuna kıyasla daha fazla zaman aldığı için, daha yavaş bilgi sağlanır.

    Görebilen ve görme yetersizliği olan tüm bebekler için dokunma birincil bilgi kaynağıdır. İşitsel girdilerin/bilgilerin birincil kanal haline gelebilmesi için zaman gerekir. Bu nedenle ilk aylarda bebekle iletişimde mümkün olduğunca ona dokunmak ve yanında olmak ön plana çıkmaktadır. Görebilen bir çocukta kavramları oluşturmada görsel bilgi kullanımı oldukça önemli ve ilk sırada yer almaktadır. Görmeye kıyasla duyma daha kısıtlı bir değer taşımakta, dokunma ise uzaktaki çok büyük, çok küçük, kırılgan ya da tehlikeli objeler hakkında uygun deneyimler sunamamaktadır. Bu nedenle görme yetersizliği olan çocuklar daha fazla dokunsal ve işitsel deneyimlere ihtiyaç duymaktadırlar.

    Öneriler

    Bebeğinizin yatağının üstüne ses çıkaran oyuncaklar (mobiller) asın. Dikkatini bu oyuncaklar üzerine çekmeye çalışın. Bebeğiniz büyüdükçe, mobili eli ile araması, mobile dokunması ve mobili hareket ettirmesi için elinden tutarak elini yönlendirin.
    Bebeğinize şarkı söyleyerek, onunla konuşarak, yumuşak bir şekilde bebek masajı yapın.

    • Bebeğinizin ellerinin boş kalmasına izin vermeyin. Bebeğinize çıngırak, diş halkası ve sıkılınca ses çıkaran oyuncakların yanı sıra evde bulunan plastik kap, kaşık, mandal ve kutu gibi eşyaları da verin. Bunları tanıması, kavraması, elinden bırakması ve fırlatması için onu yönlendirin. Farklı yapı, büyüklük ve şekillerdeki nesneler, bebeğin oyundan sıkılmasını engeller, ilgisini çeker ve bu şekilde bebeğiniz yaşayarak ve etkin bir şekilde öğrenir.

    • Oyuncağın yada nesnenin nasıl kullanılacağını bebeğinizin elinden tutup yönlendirerek ona gösterin; bebeğinizi yapılanı tekrar etmesi için teşvik edin.

    • Önce kendi vücut kısımlarınıza, sonra da çocuğunuzun vücut kısımlarına (burun, ağız, kulak, saç, el ve ayak gibi) dokunarak isimlerini söyleyin, tekerlemeler söyleyerek çeşitli oyunlar oynayın.

    • Değişik sesler çıkaran nesneleri farklı yönlerde hareket ettirerek, bebeğinizin işitme duyusu yardımı ile başını yada vücudunu çevirerek bunları takip etmesini sağlayın.

    • Sizin gözetiminizde dolap ve çekmeceleri boşaltıp tekrar yerleştirmesine izin verin. Bu sırada ona eşyaların özelliklerini ayrıntıları ile anlatın.

    • Bloklar, farklı büyüklükte toplar ve iç içe geçen kutuların yanı sıra mandal, makara gibi farklı nesneler vererek bunları tanımasını sağlayın ve birlikte kutulara doldurma-boşaltma oyunları oynayın.

    • Bebeğinizle dolgu oyuncaklar, evcilik oyuncakları (oyuncak bardak, kaşık, ütü, bebek vb.) kullanarak çeşitli oyunlar oynayın.

    • İç içe geçen kutuları ve küpleri ne yaptığınızı ona anlatarak ve onun eli, sizin elinizi tutar konumda iken üst üste koyun ve daha sonra ondan devirmesini isteyin.

    • Basmalı, itmeli, parmaklarını kullanabileceği ve neden-sonuç ilişkisini görebileceği oyuncaklar hazırlayın.

    • Farklı dokularda ve boyutlarda değişik sesler çıkaran toplar ile oyunlar oynayın.

    • Farklı doku ve boyutlarda kağıtlar kullanarak, katlama, kesme, karalama ve temel çizgiler çizme çalışmaları yapın. Çeşitli kalınlıklarda ipler ile çizgiler ve geometrik şekiller oluşturarak bunları çocuğa tanıtın.

    • Çocuğunuzun rafya, kurdele, bant vb. yapıda malzemelere dokunmasına ve bunları kullanmasına izin verin.

    • Kumaş, karton, düğme, pamuk, zımpara vb. nesneleri farklı sayfalara yapıştırıp bu sayfaları birleştirerek kitap oluşturun.


    • 0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Dil Gelişimi
    Normal Gelişim Gösteren

    0-3 yaş grubu çocuklardan dil gelişiminde beklenen en temel basamaklar aşağıda sıralanmıştır:

    Başkalarının çıkardığı sesleri tekrarlar.
    Hareketle birlikte verildiğinde basit komutları yerine getirir.
    Nesne ve kişileri belirtmek için tek sözcüğü anlamlı bir şekilde kullanır.
    Kendi üzerinde 3 vücut kısmını gösterir.
    "Bu nedir?" sorusuna nesnenin ismi ile cevap verir.
    İsteklerini anlatmak için sözcükler ve hareketleri birlikte kullanır.
    "Nerede?" sorusuna cevap verir.
    Tanıdığı çevre seslerinin isimlerini söyler.
    Kendi ismi yerine "Ben, bana, benim" ifadelerini kullanır.
    "Kim?" sorusuna isimle cevap verir.

    0-3 Yaş Grubu Görme Yetersizliği Olan Çocuklarda Dil Gelişimi

    Bebekler, yeni doğan döneminden itibaren sese tepki göstermeye başlarlar. Bu tepkiler duydukları seslerin anlamlarını bildiklerinden değil, şartlandıkları ve bu sesleri çok duydukları içindir. Bu gelişme, görme yetersizliği olan çocuklarda ilk somut kelimelere tepki göstermek şeklinde olmayabilir. Görebilen bir çocukta görsellik, görme yetersizliği olan bir çocukta ise ses önemlidir. Görme yetersizliği olan çocukların kendilerini yalnız hissetmelerini engellemek için düzenli olarak çeşitli sesler dinletilmelidir. Önemli olan nokta; radyonun sesinin sürekli açık tutulmamasıdır. Bu durum, çocuğun çevresiyle ilgilenmesine engel olabilmektedir.

    Görme yetersizliği olan çocuklarla konuşmak, eşyaların isimlerini söyleyerek, tanıtarak dokunmasını sağlamak, onunla oynamak, dil gelişiminde normal gelişmeyi sağlar. Çocuğun konuşmasına fırsat verilmeli ve kullandığı sözcüklerin anlamları zenginleştirilmelidir. Görme yetersizliği olan çocuklar, yüz ifadelerini ve hareketleri göremediklerinden dokunma duyusu duyguların ifadesini anlamada büyük önem taşımaktadır.

    Görebilen çocuklar anne babalarıyla göz kontağı kurabilir, onların yüzüne bakar ve gülümserler. Bu anne babanın etkileşimini pekiştirir. Anne-baba çocuğun ilgisini çeken nesneleri arayıp bulur. Onlar hakkında konuşur. Görme yetersizliği olan bebeklerin anne babalarıyla göz kontağı kuramaması nedeniyle iletişimde ve dolayısı ile jest ve mimiklerde azalma olur. Görme yetersizliği olan bebekler, dikkat çekmek için sözlü iletişim yerine ağlama, mızmızlanma davranışları gösterebilirler. Bu durumda anne-babaların ses tonlarını çok iyi kullanmaları ve dokunsal uyaranlarla bunu desteklemeleri gerekmektedir.

    Öneriler

    • Çocuğunuz ile anlaşılır cümlelerle, ismini kullanarak konuşmaya özen gösterin.

    • Çocuğunuzun konuşmasını genişletin. Örneğin; çocuğunuz "top" dediğinde siz, "evet, senin büyük/yumuşak topun" diyerek bahsedilen nesne veya olayların özelliklerine değinin.

    • Konuşurken ona yaklaşıp dokunun, bazen yüzünü yavaşça kendinize doğru çevirin.

    • Sesinizin tonunu değiştirin ve şarkı söyleyin. Bebek şarkıyı dinlerken ellerinizle onun ellerini kavrayarak şarkının ritmine göre el çırptırın.

    • Taklit etme yolu ile onun dikkatine, gülümsemesine ve çıkardığı seslere karşılık verin.

    • Bebeğinizi hareket ettirirken "hoop, hop" veya oyuncak araba ile oynarken "düüt, düüt" gibi sesler çıkarın.

    • Bebeğinize müzikli, sıkılınca veya sallanınca ses çıkaran oyuncaklar alın. Oyuncağın çıkardığı sesi sözel olarak tekrarlayın. (Örnek: Çın çın, pam pam, buu buu gibi).

    • Siz konuşurken, bebeğinizin sizin yüzünüze dokunmasına ve ağız hareketlerinizi hissetmenize izin verin.

    • Bebeğinize dolgu oyuncaklar verin ve bu oyuncaklarla birlikte oynayın. Önce kendi vücudunda, daha sonra oyuncak bebekte vücut kısımlarına dokunarak ve onun da dokunmasını sağlayarak bu kısımları isimlendirin.

    • Onu sıklıkla dışarı çıkarın ve onunla çevresinde duyduğu sesler, kokular ve hissettiği farklı durumlar (rüzgarın yüzüne vurması yada havanın nemli olması vb.) hakkında konuşun. Bebeğinizi çevredeki sesleri (kedi sesi, akan suyun sesi, rüzgar sesi, veya zilin sesi gibi) fark etmesi için teşvik edin. Bu sesleri taklit etmesini isteyin.

    • Çocuğunuzun evde yaptığınız etkinliklere katılmasına izin verin, onunla yaptığınız işler ve o gün planladığınız günlük işler hakkında konuşun.

    • Oyun ve konuşmada hareket içeren kelimeler kullanın ( Örneğin; oturalım mı?, yürüyelim mi? vb.).

    • Çocuğunuz birden sessizleştiğinde, çevredeki seslerden olayları anlamaya çalıştığını düşünerek ona bu sesleri dinlemesi için fırsat verin, daha sonra bu sesleri ve kaynağını açıklayın.

    • Çocuğunuzla karşılıklı oturun ve ellerinden tutup yönlendirerek blokları, kutuları üst üste koyma, yan yana sıralama, blokları sayma çalışmaları yaparak birlikte oynayın.

    • Çocuğunuza günlük yaşantısında karşılaştığı durum, nesne ve olayları içeren kısa hikayeler anlatın yada kasetlerden dinletin ve bu hikayeleri nesneler kullanarak canlandırın (alış-veriş yapma vb.)

    • Oyuncakları toplarken, tek tek dokunarak oyuncaklarının isimlerini söyleyin ve daha sonra çocuğunuzun da bu oyuncaklara dokunarak isimlendirmesini isteyin.

    • Çocuğunuzla birlikte müzik eşliğinde dans edin. Hızlı müzikle hızlı hareketler, yavaş müzikle yavaş hareketler yaparak, "hızlı-yavaş" kavramlarını öğrenmesine yardımcı olun.

    • Çocuğunuza bazı konu ve kavramları, çevre seslerini ("yağmur yağar, şıp şıp şıp" gibi) içeren şarkılar ve rontlar öğretin.

    • Çeşitli sesleri teybe kaydedin ve bu seslerin kaynağı olan nesneleri, çocuğunuza göstermeye çalışın. Çocuğunuzdan teypten duyduğu sesin kaynağı olan nesneyi bulmasını isteyin (Örneğin, köpek sesi-köpek maketi vb.).

    • Bebeğinizin sesin nereden geldiğini anlamasına, yardımcı olun.

    Çocuğunuzun yeni ve farklı deneyimler kazanmasına fırsat tanıyın.
    Çocuğunuza sorular sorun.
    Çocuğunuzu soru sormaya cesaretlendirin.
    Çocuğunuzla bebek diliyle konuşmaktan kaçının.
    Çocuğunuzla diğer insanlarla iletişimi geliştirmeye yönelik oyunlar oynayın.
    Çocuğunuza duygularınızı söyleyin.
    Çocuğunuza konuşma ve dinleme duruşunu öğretin.

    • 0-3 Yaş Grubu Çocuklarda Fiziksel Gelişim

    Normal Gelişim Gösteren

    Çocuklar, çevrelerindeki nesneleri ve kendi vücutlarını keşfetmek için hareket ederler. Bu hareket kapsamında nesnelerle yapılan kavrama, tutma gibi etkinlikler çocukların nesneyi tanımasını ve vücut kısımlarını nasıl kullanacakları bilgisini kazanmalarını sağlar.

    0-3 yaş grubunda çocuklardan beklenen en temel fiziksel gelişim basamakları aşağıda sıralanmıştır:

    • Önündeki nesneye uzanır ve kavrar

    • Kollarından destek alarak yüzükoyun yatarken başını ve göğsünü kaldırır

    • Kendisini bir yere destekleyerek oturur

    Emekler
    El çırpar RESİM 2
    3 küple kule yapar
    Pastel boya ya da kurşun kalem ile karalamalar yapar
    Bağımsız yürür
    Olduğu yerde çift ayak sıçrar
    Sabit duran büyük topa tekme atar

    0-3 Yaş Grubu Görme Yetersizliği Olan Çocuklarda Fiziksel Gelişim

    Fiziksel gelişim, yukarıda da belirttiğimiz gibi; emekleme, tutunarak ayağa kalkma, tutunarak yürüme, yalnız başına yürüme vb. bir sıra izler. Görme yetersizliği olan bir bebek ancak kulak-el birlikte çalışmasını kurduktan sonra emeklemeye başlayacaktır. Bebeklerin emeklemeleri, çevrelerindeki işitsel ve dokunsal uyaranlara ulaşma çabasından kaynaklanır. Çevresinde duyduğu bir sesin kaynağına ulaşma becerisi ise birinci yılın sonuna doğru gelişebilecektir.

    Görme yetersizliğinden etkilenen çocuklarda duruş ve yürüyüş sorunları gözlenebilir. Bunların nedeni, yeterince hareket etmemekten dolayı kasların güçlenmeyişi ve anne-babaların düşüp zarar göreceğinden korkarak çocuklarına yürüme fırsatı vermemeleridir. Görme yetersizliği olan çocukların bedensel duruşlarında karşılaşılan problemler dengenin yetersiz olmasından ve kasların daha az güçlü olmasından kaynaklanmaktadır.

    Az görmeyle doğan çocuklar, hareket gelişimlerini özürle birlikte çevrelerini araştırma yoluyla geliştirmektedirler. Dolayısıyla az gören ve kör çocuklarda normal gelişim düzeyleri gecikebilir. Bu çocuklar yüzükoyun pozisyonunda uyumada zorlanabilirler. Sürünme ve emekleme aşamaları da gecikip, sıklıkla 2 yaşından sonra yürümeyi öğrenirler.

    Bebekler 4 aylık olduğunda uzandığı nesnenin görüntüsünü kavramaya başlar. Görme engelli çocuklar ise 11. aya kadar ses çıkaran oyuncaklara uzanmayabilirler. İşittiği sese doğru yönelerek oyuncağı almak, görerek almaya göre daha karmaşıktır. Onların dünyaları kollarının uzanabildiği alan kadardır. Dolayısıyla görme engelli çocuklar eşya kavramlarını dolambaçlı yollardan öğrenmek zorunda kalırlar. Bu bebekler ilk önce uzandıkları mevcut objelerin varlığını ve sesini anlamaya çalışırlar. Çünkü dokunarak ve işiterek eşya kavramını geliştirmede daha fazla zamana ihtiyaç duyarlar, dolayısıyla da gören çocuklara göre farkında olma fonksiyonlarını başarmada daha fazla zaman alabilir.

    Öneriler


    Fiziksel gelişim alanına yönelik öneriler, ince hareket gelişimi ve kaba hareket gelişimi olarak iki alt başlıkta ele alınmıştır. Kaba hareket gelişimi, çocuğunuzun baş, gövde, kol ve bacaklarını kullanma fırsatlarını; boynunu dik tutma, sürünme, emekleme, oturma, yürüme, sıçrama ve tırmanma gibi becerileri içermektedir. Bu alanda çocuğunuzu desteklemek için;

    Çocuğunuzun yatış pozisyonunu sık sık değiştirin.
    Gün içinde farklı zamanlarda (en az bir saat) bebeğinizi düzgün yüzeyde, yüzükoyun pozisyonda yatırarak onun yuvarlanması, oturması ve emeklemesi için gerekli hareketleri keşfetmesine yardımcı olun (Bu sürelerde yanında bulunun).
    Bebeğinize banyo yaptırırken ve onu giydirirken kol-bacak ve gövdesine yumuşak egzersizler yaptırın.
    Bebeğinizin fiziksel gelişimi hazır olduğunda, eşyalara tutunarak ayağa kalkabilmesi ve sıralayabilmesi için uygun ortamlar hazırlayarak onu yönlendirin.
    Bebeğinizin ellerinden tutarak kısa süreli yürüme çalışmaları yaptırın. Beceri kazandıkça yardımınızı azaltın (tutunarak kalkabilen bebekler için).

    • Çocuğunuz destekle yürümeye ve nesneleri çekmeye hazır olduğunda, çocuğunuza araba, küçük sandalye vb. itilen çekilen oyuncaklar sağlayın.

    • Çok basit marangozluk (plastik) aletleri vererek belli deliklere, kalın plastik çivileri çakması için çocuğunuza model olun ve onu yönlendirin.

    • Bebeğinize dokunmadan önce onunla konuşun.

    • Bebeğinizi mümkün olduğu kadar sık hareket ettirin.

    • Bebeğinizi beslerken ona dokunun ve onunla konuşun.

    • Bebeğiniz yatarken ara sıra pozisyonunu değiştirin.

    • Bebeğiniz başını kaldırmaya çalışırken zilli bir topla, yumuşak bir balonla yada adını seslenerek ona yardımcı olun.

    • Bebeğinizle sık sık konuşun.

    • Bebeğinize farklı yüzeyler ve kumaşlara dokunması için fırsat verin.

    • Bebeğinize vücudunu tanıması için yardımcı olun.

    • Bebeğinize vücudunu hareket ettirmesi için yardımcı olun.

    • Bebeğinize kendi ellerini farkına varmasına yardımcı olun.

    • Bebeğinizin yatağının kenarına sesli oyuncaklar asın.

    • Bebeğinizin ellerine değişik eşyalara dokunması için rehberlik edin.

    • Bebeğ
#16.09.2008 04:38 0 0 0
  • Ortopedik Engelli Çocuklar için Aile Eğitim Seti


    İÇİNDEKİLER

    - Ortopedik Özür Nedir

    - Ortopedik Özürlerden Bazıları

    - Doğuştan Olan Özürler

    - Beyin Felci

    - Süreğen Kemik ve Eklem İltihapları

    -Romatizmal Hastalıklar

    - Çocuk Felci

    - Omurga Eğrilikleri

    - Travmatik Özürler

    - İlerleyici Kalıtsal Sinir Hastalıkları (Spinal Muskuler Atrofi)

    - Cücelik

    - Ortopedik Özrün Önlenmesi

    A-Doğum Öncesi Nedenlerin Önlenmesi

    B- Doğum Sırası Nedenlerin Önlenmesi

    C- Doğum Sonrasındaki Nedenlerin Önlenmesi

    - Ortopedik Özrün Tedavisinde Egzersiz Uygulamaları

    - Ortopedik Probleme Yönelik Olarak Kullanılan Egzersizlerin Amaçları

    - Tedavi Amacı ile Kullanılan Eğitim Yöntemleri

    - Ortezler ve Protezler

    - Protez

    B- Ortez

    - Diğer Yardımcı Araçlar

    - Tekerlekli Sandalyeler

    - Yürüteçler

    - Koltuk Değnekleri ve Bastonlar

    - Diğer Yürüme Araçları

    - Diğer Ekipmanlar

    - Eğitim ve Rehabilitasyon

    - Tıbbi Rehabilitasyon

    - İş Uğraşı Tedavisi

    C- Sosyal Rehabilitasyon

    D- Mesleki Rehabilitasyon

    - Ortopedik Özürlü Çocuğun Eğitim ve Rehabilitasyonunda Ailenin Rolü

    - Ortopedik Özürlülerde Spor

    10-Özel Eğitim Uygulamaları

    - Özel Eğitim

    B- Temel İlkeler

    C- Özel Eğitim Kurumları

    D- Ortopedik Özürlülere Yönelik Özel Eğitim Kurumları

    - Eğitim Programları

    - Ortopedik Özürlülerde Kaynaştırma Yoluyla Eğitim

    - Evde Eğitim(Yerinde Eğitim)

    11-Ortopedik Özürlüler için Eve ve Çevreye Yönelik Mimari Düzenlemeler

    - Kaldırımlar

    - Rampalar

    - Yaya Geçitleri ve Yaya Yolları

    - Binalar

    - Giriş Katı,Sahanlık ve Asansöre Ulaşma

    - Ortak Garaj ve Otoparklar

    - Evler

    - Odalar

    - Banyo ve Tuvaletler

    - Mutfak

    - Ulaşım

    12-Halka Açık Yerlerde Mimari Düzenlemeler

    13-Okul ve Sınıflarda Düzenlemeler



    1- ORTOPEDİK ÖZÜR

    Doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası dönemde herhangi bir nedenle , iskelet (kemik), kas ve sinir sistemindeki bozukluklar sonucu, bedensel yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiye ortopedik özürlü, bu duruma yol açan durumlara ise ortopedik özür denir.

    Her anne baba, dünyaya getirdiği çocuğun sağlıklı olmasını ister. Aileden gelen kalıtsal hastalıklar hariç, bir takım ihmaller, tecrübesizlikler, bilgi eksiklikleri vb gibi nedenlerden kaynaklanan özrün hemen tamamı önlenebilir yada kontrol altına alınabilir. Çocuğunuzun bedensel yetersizliğinin onun tüm gelişimini olumsuz etkileyebileceğini unutmayın. Çocuk eğer emeklemiyor, yürüyemiyor, veya oturamıyorsa çevresiyle ilgisi buna bağlı olarak sınırlı kalacaktır.

    Çocuğunuzun bedensel yetersizliği onun tüm yaşamını olumsuz yönde etkilememesi için, en ufak bir şüphede ilgili sağlık merkezine başvurarak erken tanılama ve müdahale ile hem kendinizin hem de çocuğunuzun ömür boyu sürecek mutsuzluğunu engelleyebilecektir.


    2- ORTOPEDİK ÖZÜRLERDEN BAZILARI

    A- Doğuştan olan özürler

    1- Doğuştan uzuv eksiklikleri,

    2- Doğuştan kalça çıkığı,

    3- Çarpık ayak,

    4- Doğuştan kol felci,

    5- Doğuştan omuriliğin kese şeklinde dışa doğru çıkması (Meningomyelosel),

    6- Yapışık parmak,

    7 Doğuştan omurga eğrilikleri,

    8- Doğuştan kas hastalıkları.

    - Beyin felci

    C- Süreğen kemik ve eklem iltihapları

    D- Romatizmal hastalıklar

    E- Çocuk felci

    - Omurga eğrilikleri

    - Travmatik özürler

    1- Uzuv kaybı,

    2- Kırık kaynama yokluğu,

    3- Yanlış kaynamış kırıklar,

    - Eklem sertliği,

    - Travmaya bağlı felçler ve kuvvet kayıpları,

    - Eklem kireçlenmesi.

    - Kalıtsal ilerleyici sinir hastalıkları

    - Cücelik


    A- Doğuştan Olan Özürler

    1- Doğuştan Uzuv Eksiklikleri

    Tanım: Parmak, el, kol ve bacak gibi uzuvların doğuştan kısmen yada tamamen oluşmadığı durumlarda ortaya çıkar. Örneğin dirsekten itibaren bir yoklukta, dirsekten aşağıda uzuv tamamen yoktur ; buna doğuştan ampute denir

    Neden: Annenin hamileliğin erken döneminde (ilk üç ay) kullanılması sakıncalı olan ilaçları kullanmasıdır. Bazı olgular ise kalıtsal olarak ortaya çıkar.

    Tanı: Uzuv yoklukları bebek doğar doğmaz kolaylıkla tanınır. Uzuv içerisindeki çift kemiklerden birinin yokluğu ya da az gelişmesi durumunda bazen tanı zor olabilir. El, ayak, dirsek veya dizde belirgin çarpıklık ve kısalık, kemiklerde eğrilik var ise bu durumdan şüphelenilmelidir.

    Tedavi : Erke n yaşlardan itibaren (sıklıkla yürüme yaşında) protez yapılabilir. Böylece çocuğun protez kullanma becerisi sağlanmış olur. Çok ileri yaşlarda protez yapılırsa, protezsiz yürümeyi ya da sakat kolu ile işlerini görmeyi benimseyen çocuk, protezi kullanmayı reddedebilir. 0-2 yaş döneminde ayak veya eldeki çarpıklıklar cihaz ile düzeltilecek durumda ise cihaz, değilse ameliyat ile düzelme sağlanabilir. Bazen kısa olan uzvun ameliyatla uzatılması gerekebilir . Bu durumda aile en yakın tam teşekküllü hastaneye başvurarak gerekli yardımı almalıdır.

    2- Doğuştan Kalça Çıkığı

    Tanım: Doğum öncesi, doğumda yada doğumdan bir müddet sonra kalça ekleminin yetersiz gelişimine bağlı olarak eklemde ortaya çıkan durumdur. Kız çocuklarda erkek çocuklara göre çok daha sık görülür.

    Neden: Birçok faktör rol oynar. Bebeğin kalça eklemindeki yapısal bozukluklar kalça ekleminin kolay çıkmasına neden olur. Bebeğin anne karnında anormal duruşu (yan ya da ters duruş) kalça eklemini zorlar.

    Bebeğin kundaklanması kalça çıkığının en önemli nedenidir.

    Tanı: Bebek doğduğunda bacağındaki deri çizgilerinin (katlantılarının) simetrik olmadığı göze çarpar, yani normalde bacaklardaki deri katlantıları aynı seviyelerde ve sayıda olmalıdır. Çıkık olan taraftaki bacak diğerine göre kısa olabilir. Her iki bacak yanlara doğru açılmaya çalışıldığında çıkık olan tarafın yana doğru açılmadığı (hareket kısıtlılığı) görülür. Eğer çıkık iki taraflı ise her iki kalçanın birbirinden ayrılmasının sınırlı olduğu farkedilir.

    Bebek 1 aylıkken doktor tarafından yapılan kalça ultrasonu ile kesin tanı konabilir. Bu hastalıkta ne kadar erken tanı konulursa tedavi şansı o kadar artar. İlk 1 ayda tanı konulan bebekler en şanslı bebeklerdir. Bazı hastalarda tanı çocuk yürüme çağına geldikten ve hatta yürümeye başladıktan sonra konulmaktadır. Bu bebekler geç yürürler, çıkık tek taraflı ise o tarafta kısalık vardır ve yürümede aksaklık göze çarpar. Bu bulgular varsa bebek vakit kaybetmeden tam teşekküllü hastaneye götürülmelidir.

    Tedavi: Tedavi, doktor tarafından yönlendirilmelidir. Kundaklama kesinlikle yapılmamalıdır. 0-2 aylık dönemde her iki kalçayı ayrık tutacak şekilde kalın ara bezi yada ticari olarak satılan yastıklar kullanılmalıdır. 2-12 ay arası bebeklerde kalçaları uygun pozisyonda tutarak normal gelişimi sağlayan ortezler verilir. 12 aydan büyük çocuklarda tanı ilk kez konuluyorsa ya da o yaşa kadar yapılan tedaviler sonuçsuz kalmışsa ameliyat yapılması zorunludur.

    3- Çarpık Ayak

    Tanım: Bir ya da her iki ayağın topuğu ile birlikte içe dönük ve bükük olması şeklinde görülmesidir. İki tipi vardır: Esnek ve sert şekil bozukluğu (deformite). Esnek olanı doğumdan bir müddet sonra alçı ve egzersiz uygulamaları ile düzelirken , sert olanı ameliyatla düzelir.

    Neden: Şekil bozukluğunun iki tipi vardır: Nedeni bilinmeyen çarpık ayak ve diğer bazı hastalıklara (beyin felci, meningomyelosel gibi) bağlı olarak ortaya çıkan çarpık ayak. Beyin ve omuriliği tutan hastalıklarda ayak çevresindeki kasların kuvvet dengesizliğine bağlı olarak çarpık ayak ortaya çıkar.

    Tanı: Çoğunlukla bebek doğar doğmaz ayaktaki şekil bozukluğu fark edilir. Doğuştan kalça çıkığı olan bebeklerde daha sık görülür. Her iki ayağın tabanlarının birbirine dönük olduğu , topukların içe dönük ve ayakların da bilekten yere doğru bükük olduğu görülür.

    Tedavi: Şekil bozukluğu fark edilir edilmez, yani bebek doğduğunda tedavi de başlar. Düzeltici hareketler konu ile ilgili uzman kişiler tarafından ebeveynlere öğretilerek bebeğe yaptırmaları sağlanır. Ebeveynlerin sorumluluğu fazladır. Genellikle ilk 10-14 gün bu egzersizlerle geçildikten sonra ortopedi uzmanı tarafından alçı tedavisi başlatılır. Haftalık alçı uygulamalarıyla ayak tedrici olarak düzeltilir. Tedavinin değişik aşamalarında ve özellikle çok ciddi bozukluklarda bir ya da birden daha çok cerrahi müdahale gerekebilir. Tedaviye geç başlanılan hastalarda (özellikle 6 aydan sonra ) ameliyat mutlaka gereklidir. Ameliyattan sonra egzersiz, ortez ve uygun ayakkabı ile çocuk erişkin yaşa gelene kadar düzenli tıbbi takip yapılmalıdır.

    4- Doğuştan Kol Felci

    Tanım: Doğum sırasında kola giden sinirlerin zedelenmesine bağlı olarak ortaya çıkan felç tablosudur. Tek taraflıdır. Etkilenen kolda tamamen bir felç tablosu olabileceği gibi, ağırlıklı olarak elde yada omuz çevresindeki kasların zayıflığı ile de seyredebilir.

    Genellikle görülen tipinde omuz çevresi tutulur, elde kuvvet normal iken omuz eklemi ve kolun hareketleri kısıtlı ve zayıftır.

    Neden: Bebeğin kilosunun fazla olması, anne karnında ters duruşu, doğum eyleminin uzaması gibi nedenlerden kaynaklanan zor doğumlarda bebek doğurtulurken yapılan manevralar bebeğin kolunda ve o kola giden sinirlerde gerilmeye neden olur. Kalıcı sinir hasarı ve felç meydana gelir.

    Tanı: Tanıyı koymak kolaydır. Bebeğin etkilenen omuz ve kolunu hareket ettiremediği ve kolun içe dönük durduğu fark edilir. Eğer eldeki felç şiddetli ise , elin bilekten bükük, kolun içe dönük olduğu ve elini kaldıramadığı görülür. En ağır tipinde ise kolda ve elde hiç kuvvet yoktur.

    Tedavi: Hafif zedelenmiş sinirlerin tama yakın iyileşmesi mümkünken bazı çocuklarda hiç iyileşme olmaz yada kısmi iyileşme olur. İyileşme kendiliğinden olacaksa genellikle ilk 3 ay içerisinde kolda hareket gözlenir. Hareket gelişmiyor ise sinir onarımına yönelik ameliyatlar erken dönemde yapılmalıdır. İleri dönemde (5 yaş ve üzeri) eğer sinir iyileşmez ve kol veya elde şekil bozukluğu kalırsa bu şekil bozukluklarını düzeltmeye ve fonksiyon kazandırmaya yönelik (sinir onarımına yönelik değil) ameliyatlar yapılabilir. Egzersiz tedavisi son derece önemlidir. Aileler çocukları için gereken egzersizleri öğrenmek üzere, çocuğu takip eden doktorun yönlendirmesiyle konu ile ilgili çalışan bir fizyoterapiste başvurmalıdır.

    5- Doğuştan Omuriliğin Kese Şeklinde Dışa Doğru Çıkması (Meningomyelosel )

    Tanım: Bebeğin bel yada sırt bölgesinde omuriliğin ve omurilik sıvısının dışarıya doğru kese şeklinde fıtıklaştığı ve hastanın bacaklarında tek yada çift taraflı değişen derecelerde felçlere neden olan bir hastalıktır. Bazı hastalarda beyin omurilik sıvısının dolaşımının engellenerek beyin içinde kapalı kalması sonucu beyinde birikmesi ve buna bağlı başın büyüdüğü (hidrosefali) görülebilir. Beyin gelişimini ciddi olarak engelleyebilecek bir durumdur.

    Neden: Bazı hastalarda kalıtsal olarak ortaya çıktığı gösterilmiştir. Yine hamilelik döneminde yetersiz B12 vitamini (folik asit) alan annelerin bebeklerinde daha fazla görülmektedir.

    Tanı: Hastalığın, kan testi ve ultrason incelemesi ile 16 - 18. gebelik haftalarında fark edilmesi mümkündür. Amnion sıvısı (rahim içindeki gebelik sıvısı) alınarak yapılan tetkiklerle de erken tanı konulabilir. Bu durum hamileliğin ilk üç ayında tespit edilirse ailenin isteği ile gebelik sonlandırılabilir. Omurilik etkilendiği için omurga, kalça, diz, ayak bileği-ayakta sert düzelmesi kolay olmayan şekil bozuklukları ve bazı hastalarda idrarını, dışkısını tutamama durumu ile beraber görülür. Hafif tutulumlarda (omuriliğin en alt seviyeleri) çocuklar herhangi bir cihaz desteği olmadan yürüyebilirler. Orta dereceli omurilik hasarında ise çocuk yardımcı cihazlarla (yürüteç, koltuk değneği, ortez) yürüyebilir. Ayakta çarpık ayak, dışa dönüklük, ark yüksekliği, dizde tutulan kaslara bağlı olarak dizi bükememe, ?X bacak?, ?O bacak?, kalçada çeşitli sertlikler (kalçanın dışa dönük ya da bükük kalması gibi), kalçanın yarı çıkık yada çıkıkları, omurgada eğrilikler ile ortaya çıkabilir. Çocuğun bacaklarındaki duyu kaybı, kuvvet azlığı ya da felç ile beraber ayak, diz ve kalça şekil bozukluklarının varlığı tanıyı koydurur.

    Tedavi: Doğum sonrası ilk 24 saatte keseye yönelik ameliyat acilen yapılmalıdır. Bağımsız yürümeyi kazandırmak en önemli amaçlardan biri olmalıdır. Ciddi durumlarda ayakta dengede durmayı sağlayabilmek ya da yürüyemeyecekse oturma dengesini sağlamak amaç olmalıdır. Myelomeningosel olan çocukların yaklaşık %40'ı erişkin çağda yürüyememektedir. Şekil bozukluklarının ilerlemesini durdurmak ve yürüme yardımı için omurga ya da uzuvlara ortez uygulaması yapılabilir. ?Ayak-ayak bileği' ya da ?ayak-ayak bileği-diz ortezleri', koltuk değnekleri, yürüteçler tedavide oldukça yardımcıdır. Cerrahi tedaviden yarar göreceği düşünülen hastalarda ayak-ayak bileği, diz, kalça ve gövde bozukluklarını düzeltmek için ameliyat yapılabilir.

    6- Yapışık Parmak

    Tanım: Doğuştan el ya da ayak parmaklarından iki ya da daha fazlasının birbirinden ayrılamama kusuru nedeniyle bitişik kalması şeklinde ortaya çıkar. Basit tipte sadece cilt ortak iken, karmaşık tipte kemik de ortaktır.

    Neden: Hastaların % 15-40'ında ailede başka bireylerde de yapışık parmak bulunur. Dolayısıyla bu şekil bozukluğunun ortaya çıkmasında kalıtsal geçiş önemli bir yer tutmaktadır.

    Tanı: Bebek doğduğunda tanıyı koymak oldukça kolaydır. Röntgen filmi çekilerek basit-karmaşık ayrımı yapılır.

    Tedavi: Cerrahi girişim acil değildir. Ebeveynler çocuk büyürken ileride yapılacak ameliyatı kolaylaştırmak için yapışık parmaklara masaj yapmalı, aradaki cildi germelidirler. Ameliyat, boyları birbirine yakın parmaklarda (2,3,4) daha geç yapılabilir. Ancak okul çağından önce gerçekleştirilmelidir. 4. ve 5. parmaklar ile 1. ve 2. parmaklar arasındaki yapışıklıklarda ise uzun olan parmaklarda (2. ve 4.) zaman içinde şekil bozuklukları gelişeceğinden ameliyat tercihen 3 yaşından önce yapılmalıdır.

    7- Doğuştan Kas Hastalıkları (Kas Erimesi)

    Tanım: İskelet kaslarının yapısındaki bozulma ve buna bağlı ilerleyici kas güçsüzlüğü ile seyreden, doğumdan itibaren ortaya çıkan bir grup hastalıktır. Kas güçsüzlüğünün yanı sıra eklem sertlikleri, şekil bozuklukları ve ilerleyici sakatlık meydana gelebilir.

    Neden: Kalıtsal geçişli hastalıklardır. Akraba evliliklerine bağlı olarak görülme sıklığı artar. Kaslarda ilerleyici erime söz konusudur.

    Tanı: Bebek doğumda normal görünümde olabilir. Ancak ilerleyen aylarda ve yıllarda hastalık daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacak ve git gide ağırlaşacaktır. Kas erimesi %30-50'ye ulaştığında kol ve bacak kaslarındaki zayıflık dikkati çeker. Bu çocuklar genellikle geç yürürler. Yürüme yaşı genellikle 18 ayı geçer. Çocuk 3-5 yaşına geldiğinde yürümede hantallık, merdiven çıkmada zorluk, oturduğu yerden ayağa kalkmada ya da yattığı yerden oturur duruma geçmede belirgin bir zorlanmasının olduğu hatta , bazen bunları başaramadığı görülür. En erken boyun, kalça ve omuz kasları tutulur. Omuz ve kalçadan başlayan kas güçsüzlüğü giderek yayılır. Çocuk zayıf kasları nedeniyle düşmemek için belini aşırı derecede öne doğru çıkartarak, her iki yana salına salına (ördek gibi) kalça ve dizler hafif bükük ve parmak ucunda yürür.

    Tedavi: Önceleri yürüyebilen çocuk yıllar içinde giderek tekerlekli sandalyeye bağımlı hale gelir. Hastalık teşhis edildiği andan itibaren çocuk yoğun fizyoterapi programı ile takip edilmeli ve aile eğitim programına alınmalıdır. Ortopedik tedavinin amacı, eklem sertliklerini ve şekil bozukluklarını önlemek gelişen kas ve eklem sertliklerini gerekirse gevşetmek böylece çocuğun ayakta kalabilme ve yürüyebilmesine yardımcı olmaya çalışmaktır. Genellikle gevşetme ameliyatlarından sonra ortez uygulaması gerekir. Ayakta durabilen ve yürüyebilen çocuklarda genellikle skolyoz (omurgada yanlara doğru olan eğrilik ve beraberinde dönme ile görülen şekil bozukluğu) gelişmediğinden mümkün olduğu sürece çocuğu ayakta tutabilmek için elden gelen gayret gösterilir. Skolyoz oluşmaya başladıktan sonra genellikle hızlı ilerler ve çocuğun oturma dengesini bozacak düzeye ulaşır, hatta solunum fonksiyonunu bozar.

    Aile, çocuğun omurga dengesini sağlamaya yönelik olarak korse kullanılması gerektiği konusunda bilinçli olmalıdır. Ayrıca aile düzenli olarak ortezin kontrolü, röntgen filmlerinin düzenli takibi, çocuğun omurgasındaki eğriliğin artışının izlenmesi ve eğriliğin diğer sistemlere olan etkilerinin takibi açısından düzenli kontrollerini aksatmamalıdır.

    B- Beyin Felci
    (Spastik Felç, Serebral Palsi)

    Tanım: Doğum öncesi, d oğum sırası ya da doğum sonrası erken çocukluk çağında (0-7 yaş), beyinde meydana gelen bir hasara bağlı olarak ortaya çıkan yürüme, hareket ve duruş bozuklukları ile seyreden bir hastalıktır. Bazı durumlarda zeka geriliği hastalığa eşlik edebilir.

    Neden: Beyin hasarına yol açan nedenler üç dönemde etkili olmaktadır: Doğum öncesi dönem, doğum, doğum sonrası dönem.

    Doğum öncesi: Nedenlerden birisi annenin hamilelik döneminde geçirdiği kızamıkçık gibi bulaşıcı hastalıklardır. Diğer nedenler arasında anne rahmindeki kesenin (çocuk eşi, plasentanın) ana rahminden erken ayrılması, plasenta yetersizliği, annenin zatürre geçirmesi, annedeki kalp-akciğer hastalığı, kan grubu uyuşmazlığı, annenin alkol ve ilaç bağımlılığı, şeker hastalığı sayılabilir.

    Doğum sırası: Doğum eyleminin zor olması ve normalden uzaması da beyin felci riskini arttırabilir. Bunlar bebeğin beyninin yeterli oksijen almamasına neden olarak etkili olur. Doğum travması bebekte beyin içi kanamaya neden olabilir. Bebeğin doğumda anormal geliş pozisyonları (örneğin makat geliş) zor doğuma dolayısıyla oksijensiz kalmasına neden olabilir. Bu grupta diğer risk faktörleri arasında ikiz gebelik, erken doğum (prematüre), düşük doğum ağırlığı sayılabilir.

    Doğum sonrası: Beyin iltihabı, menenjit, çocuğun yüksek ateşe bağlı havale geçirmesi, beyin travması (zedelenmesi) doğum sonrası dönemde en sık görülen nedenlerdir. Travmatik nedenler arasında trafik kazaları, yüksekten düşme ve dövülmüş çocuklar sayılabilir. Bunlar beyinde kanamaya yol açar. Suda boğulmaktan kurtarılan çocuklarda da eğer beyin oksijensiz kalmışsa beyin felci gelişecektir.

    Tanı: Beyin felcinin, beynin tutulan bölgesi ile ilgili olarak ortaya çıkan dört tipi vardır. Genellikle spastik tip görülür. Spastik çocuklarda tutulan uzuvlarda hangi kaslar etkilenmiş ise o kaslarda aşırı kasılma (spastisite) mevcuttur. Örneğin; bacakların etkilendiği bir spastik çocukta dizler ve kalçalarda bükülme ve yürürken bükük pozisyondaki dizlerin birbirine çarpması görülebilir.

    Beyin felcinde tek bir uzuvda felç görülebileceği gibi 4 uzuvda birden de görülebilir. Bunun yanında hemipleji denilen tipinde aynı taraf kol ve bacak etkilenir. Ayrıca her iki bacağın her iki kola göre daha çok ya da daha az etkilendiği durumlar da söz konusu olabilir. Spastik tiplerde dirsek, elbileği ve ellerde de aşırı kas kasılmasına bağlı bükülmeler olabilir. Skolyoz sıklıkla ortaya çıkar. Bu çocukların gerek eklem gerekse yürüyüş bozukluklarından tanıyı koymak kolaydır. Bazıları hiçbir zaman yürüyemez. Spastik tipin dışında titreme, dengesiz ve koordinasyonsuz yürüme şeklinde seyreden tipler de vardır.

    Tedavi: Beyindeki hasar kalıcıdır ve tedavi edilmesi mümkün değildir. Beyindeki hasara bağlı olarak kas-iskelet sistemi bozuklukları ve normal hareket sistemi gelişim (baş-boyun kontrolü, dönme, oturma, emekleme ve yürüme) geriliği görülmektedir.

    Normal hareket sistemi gelişimi için teşhis edildiği andan itibaren yoğun ve düzenli rehabilitasyon programları başlatılmalıdır. Buna paralel olarak aile eğitimi verilmelidir.

    İskelet sistemi şekil bozuklukları, kısmen egzersiz, ortezler ya da ameliyatlar ile düzeltilebilir. Tedavinin amacı hastalığın ağırlığına ve hastanın durumuna göre değişir. Yürüyebilen bir hastadaki şekil bozuklukları düzeltilerek yürümenin daha iyi olması sağlanmaya çalışılır. Tekerlekli sandalyeye bağımlı bir kişinin daha iyi oturması, bir yerden diğerine nakli, hatta mümkünse koltuk değneği yardımıyla yürür hale getirilmesi, yatağa bağımlı bir kişinin daha dengeli oturması ya da kişisel bakımın ve hijyenin daha iyi hale getirilmesi amaçlanır.

    Cerrahi tedavi en sıklıkla spastik beyin felci hastalarında uygulanır. Her beyin felci hastası ameliyat için uygun değildir. Bu nedenle hastalar ortopedi uzmanı tarafından çok iyi değerlendirilmelidir. Yürüme potansiyeli olmayan bir hastaya bu amaca yönelik çok sayıda gereksiz ameliyat yapılmamalıdır. Bazen çocuk küçükken yapılan cerrahi girişimler daha sonra yapılacak olan ortez uygulaması ve fizik tedaviyi daha etkin kılabilir. Genellikle önerilen bir cerrahi girişimde birden çok şekil bozukluğunun aynı anda düzeltilmesidir (kalça, diz, ayak bileği). Ancak erken yaşlarda yapılan başarılı ameliyatlar çocuk büyüdüğü için ileride tekrar edilmek durumunda kalabilir.

    Bazen de tıbbi tedavinin seyri sırasında eğer tedaviden beklenilen sonuç alınamazsa cerrahi müdahale gerekebilir. Gerekli olup olmadığına ve gerekiyorsa zamanlamasına doğru karar verilmelidir. Ameliyat sonrası rehabilitasyon en az ameliyatın başarılı olması kadar önemlidir. Tedavi-takip, iskelet gelişimi tamamlanıncaya kadar sürmelidir.

    C- Süregen Kemik Ve Eklem İltihapları (Kronik Osteomyelit, Septik Artrit)

    Tanım: Bakterilerin yol açtığı kemik ve eklemlerin iltihabi hastalıklarıdır. Bakteriler kemik ya da ekleme üç yolla yerleşir:

    1-Vücuttaki iltihabi bir odaktan (diş apsesi gibi),

    2-Ortopedik ameliyatlar sırasında,

    3-Açık kırıklardan sonra.

    Önce bakterinin yerleştiği yerde iltihap sonra apse meydana gelir. Bunu takiben, kemik ve eklem dokusu bozulmaya başlar. Yetersiz tedavi ile süreğen (kronik) hale geçer.

    Neden: Bakterilerin bir şekilde kemik veya ekleme ulaşmaları ve burada çoğalarak iltihaba yol açmaları ve bu iltihabi olayın tedavi edilemeyerek süreğen hale gelmesi nedendir.

    Tanı: Tutulan eklem ya da kemikte ağrı, şişlik, kızarıklık ve ısı artışı olabilir. Genellikle tutulan bölge üzerindeki ciltte içerideki apsenin dışarıya aktığı bir akıntılı yara bulunur. Hastalık süreğen olduğu için bazen ağrı, bazen de sadece akıntı olabilir. Süreğen eklem iltihabı eklem kıkırdağını harap ederek kireçlenmeye, eklemin ağrılı ve hareketlerinin kısıtlı hale gelmesine yol açar.

    Çekilen röntgen filmleri, kan tahlilleri ve akıntı örneğinin incelenmesi ile tanı kesinleştirilir.

    Tedavi: Kemik ve eklem iltihapları, tedavileri oldukça zor olup uzun süren hastalıklardır. Hastalığın erken döneminde bazen tek başına antibiyotik tedavisi etkili sonuç verebilirken, kronik kemik ve eklem iltihabında asıl tedavi cerrahi tedavidir. Apse boşaltılması, ölü kemik ve yumuşak dokuların temizlenmesi, yine iltihabi materyal içeren kemik ve yumuşak dokuların çıkartılması gerekir.

    Cerrahi tedaviye antibiyotik tedavisinin de eklenmesi gerekir. Kemikte büyük yer işgal eden ve tedaviye dirençli apselerde, kemiğin iltihabi materyal içeren kısmı ameliyatla çıkarılarak kalan sağlam kemiğin zaman içinde tedrici olarak uzatılıp kalan boşluğun doldurulması gibi büyük ameliyatlar yapılması gerekebilir.

    D- Romatizmal Hastalıklar (Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit)

    Tanım: Vücuttaki el-ayak eklemleri gibi küçük eklemler kadar diz, ayak bileği, kalça, omurga eklemleri gibi büyük eklemleri de tutabilen ve eklemlerin harabiyetine yol açan bir grup hastalıktır.

    Neden: Bu grup hastalıkların nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, bağışıklık sistemindeki bir bozukluktan kaynaklandığı düşünülmektedir.

    Tanı: Genellikle birden fazla eklemde ağrı, şişlik, ısı artımı, kızarıklık gibi belirtilerle seyreder. Ağrı şiddetlidir ve o eklemin hareketlerini sınırlar. Eklemin etrafındaki kaslarda incelme dikkati çeker. Zamanla eklemler de şekil bozuklukları ve ciddi sertlikler meydana gelir. Hareket kısıtlılıkları kalıcı hale gelebilir (donmuş eklem).

    Tedavi: Tedavinin amacı hastanın ağrısını azaltmak ya da ortadan kaldırmak, eklem fonksiyonunu yeniden kazandırmak, şekil bozukluklarını önlemek ve hastanın hareket kabiliyetini artırmaktır. Koruyucu ve şekil bozukluklarını önleyici fizyoterapi uygulamaları ve ortez yaklaşımları tedavide önemli yer tutar. Romatizmal hastalıklardaki ameliyat seçenekleri; sinovektomi (dizin iç zarının çıkartılması), kemik şekil bozukluğunu düzeltmeye yönelik ameliyatlar, eklemin dondurulması ve eklem protezlerinin takılmasıdır.

    E- Çocuk Felci (Poliomyelit)

    Çocuk felci aşılama ile tamamen önlenebilen bir hastalıktır.

    Dünyada ve ülkemizde yapılan düzenli aşı kampanyaları ile giderek yok edilmeye başlanmıştır.

    Tanım: Genellikle ateş yada üst solunum yolu enfeksiyonu ile başlayan kol, bacak ve gövde kaslarında felçlere, omurgada eğriliklere ve bacakta kısalığa yol açan viral bir hastalıktır. Genellikle 1-4 yaşları arasında çocuklarda görülür.

    Neden: Polio virüsünün yol açtığı omurilikteki motor sinir hücrelerinin tahribatı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan uzuv felçleri ile seyreden bir hastalıktır. Sadece motor sinirler tutulduğu için hastanın uzvunda herhangi bir his kaybı olmaz, değişen derecelerde kas felci ortaya çıkar

    Tanı: Ateşli hastalığın seyri sırasında ve sonrasında çocuklarda kol ve bacak hareketlerindeki kayıpların ortaya çıkması ile tanı konabilir . Hastalığın şiddetine bağlı olarak sadece bir uzuv etkilenir ve bu genellikle sağ ya da sol bacaktır. Nadiren hastalık kol tutulumu ile karşımıza çıkar. Bazen de sırt kaslarının sağ ya da sol grubu etkilenir.

    Tutulan uzuvda omurilikteki hasarın büyüklüğüne bağlı olarak değişen derecelerde felç meydana gelir. Bu, o uzuvdaki hafif bir güç kaybından o uzuvdaki tam felce kadar değişir. Sırt kasları tutulduğunda ve bacak kısalığına bağlı omurga eğriliği (skolyoz) meydana gelmektedir.

    Geçirilen ateşli hastalıktan yaklaşık iki yıl sonra kas felci tablosu tamamen oturur. Çocuğun tutulan uzvu diğerine göre belirgin şekilde zayıf, incedir. Tutulan uzuv diğerine göre hafif (1-2) ya da ciddi anlamda (8- 10 cm ) kısa olabilir, istemli hareketler ya hiç yapılamaz ya da oldukça zayıf olarak yapılabilir. Eğer bir uzuvdaki bazı kas grupları etkilenmeden sağlam kalmışsa zaman içinde çocuk büyüdükçe eklem sertlikleri ve kemikte şekil bozukluklarının meydana gelmesi kaçınılmazdır.

    Tedavi: Çocuk felcinin ortopedik tedavisinde sık yapılan ameliyatlardan birisi kas transferleri (nakilleri) dir. Yani zayıf olan bir kasın görevinin nakledilen kasa yüklenmesidir. Güçlü olan komşu bir kas, zayıf olan kasın kemiğe yapıştığı yere nakledilir. Böylece daha önce yapılamayan bir hareketin (örneğin ayağın yukarıya kaldırılması) hasta tarafından yapılması mümkün olur. Kas transferinin diğer yararları; oluşabilecek bozuklukları önlemesi ve o uzuvdaki kaslar arasındaki dengeyi sağlamasıdır. Kalça, diz ya da ayak bileğindeki eklem sertliklerinin düzeltilmesi için gevşetme ameliyatları yapılabilir. Çocuk felcinin tedavisinde gerektiğinde kemik ameliyatlarına da başvurulmaktadır. Örneğin bir kemikteki şekil bozukluğunu düzeltici girişim yapılabilir, zayıf ya da tamamen felç olan kasların kontrol ettiği eklemler ameliyatla dondurulabilir. Bu işlem sayesinde ilgili eklemlerin dengesi sağlanmış olur, ayrıca yürüme dengesi iyileşir. Bacağında ya da kolunda ileri derecede kısalığı olan hastalarda hasta ve doktor açısından zor ve zahmetli cerrahi girişimler olan kemik uzatma ameliyatları yapılabilir. Bütün bu yaklaşımlarda ameliyat öncesi ve sonrası rehabilitasyon şarttır. Hastaların büyük bir kısmında yürüme, ortezler ve yürüme yardımcıları ile mümkün olmaktadır.

    F- Omurga Eğrilikleri (Skolyoz, Kifoz)

    Tanım: Omurganın yanlara doğru ?S? ya da ?C? şeklindeki eğriliklerine skolyoz; arkaya doğru eğriliklerine kifoz (kamburluk) denir. Skolyoz, kifoza göre daha sık karşılaşılan bir problemdir.

    Neden: Üç şekilde ortaya çıkar:

    Doğuştan
    Nedeni bilinmeyen
    Nedeni bilinen
    a- Doğuştan: Omurgayı oluşturan kemiklerin (omurlar) doğuştan olan kusurları nedeniyle, omurgada meydana gelen eğriliklere doğuştan omurga eğriliği denir. İki tipi vardır: yana doğru olan ?S? ve ?C ? şeklindeki eğrilikler (skolyoz), arkaya doğru olan eğrilikler (kambur: kifoz). Omurgayı meydana getiren omurlar
#16.09.2008 04:32 0 0 0
  • Dil ve Konuşma Özürlü Birey ve Ailelerine Yönelik Eğitim Seti




    İçindekiler

    • İletişim Dil ve Konuşma

    • İletişim

    B- Dil

    C- Konuşma

    • Dil ve Konuşma Gelişim Dönemleri

    A- Çocukluk Çağı Normal Gelişim Evreleri

    B- 0-5 yaş Arasındaki Çocuklarda Alıcı ve İfade Edici Dil Gelişimi Aşamaları

    • Çocuklarda Konuşma ve Dil Gelişiminin Desteklenmesi

    A- Anne ve Babanın Çocuğuna İletişim Ortamını Sağlaması

    B- Aile-Çocuk İletişim Becerilerini Geliştirme Önerileri

    • Konuşma ve Dil Gelişimini Etkileyen Sorunlar

    A- Zihinsel Özür

    B- Fiziksel Özür

    C- Duyusal Özür

    D- Duygusal Yoksunluk

    E- Uyaran Eksikliği

    F- Psikolojik Bozukluklar

    G- Uzun Süren ve Sık Tekrarlayan Hastalıklar

    H- Otizm

    • Konuşmanın Genel Özellikleri

    • Konuşma ve Dil Özellikleri

    A- Fizyolojik Konuşma Güçlüğü

    B- Gecikmiş Konuşma

    C- Telaffuz Bozuklukları

    D- Kekemelik

    E- Afazi

    F- Apraksi

    G- Dizatri

    H- Yutma Güçlüğü

    I- Salya Problemleri

    • İşitme Kaybına Bağlı Konuşma Bozuklukları

    • Psikolojik Konuşma Bozuklukları

    • Ses Bozuklukları



    1- İLETİŞİM, DİL VE KONUŞMA

    Dil kazanımı insanların yaşamları sırasında başardığı en karmaşık işlemlerden birisidir. Genellikle çocuklar dili kendi doğal çevrelerinde herhangi bir sorunla karşılaşmadan kazanmaktadır. Bu nedenle dil kazanımının ne kadar karmaşık bir süreci içerdiği özellikle dil gelişiminde bir bozukluk olduğunda görülmektedir. Dil ve konuşma bozukluklarını anlayabilmek, değerlendirebilmek için temel olan kavramların bilinmesi gerekmektedir.

    İletişim, dil ve konuşma kavramlarının hepsi çocuklarda anadilin kazanılmasını ve güçlüklerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu konuda bazı sorular sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Örnek olarak "Bir çocukta bunlardan hangisi problemdir?" veya "Hepsi aynı şeyi mi ifade etmektedir?"


    A- İletişim
    Bir bilginin, duygunun ve düşüncenin dil kullanılarak (sözel iletişim) ya da dil kullanılmaksızın (sözel olmayan iletişim) ifade edilmesi yöntemidir.



    noimage

    İletişim


    B- Dil
    Bilgilerin iletilmesi amacı ile alışılmış bir düzen içinde sembollerin, seslerin ve jestlerin düzenlenmesidir. Dil, sözel veya yazılı olabilir.

    noimage

    Atatürk yeni Türk Alfabesini öğretirken.

    Dil bir toplumun kültürünün, geleneklerinin, bilgi birikiminin bir sonraki kuşağa aktarılmasını sağlayan bir araçtır. Her sosyal durum için vazgeçilmez olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bu aktivitelerin amacı iletişimdir, insanlar mesajlarını diğerlerine aktarmaya çalışmaktadır. Dil, insanlar arasındaki en etkin iletişim yoludur. İnsanlar bir arada yaşadıkları her yerde birbirleriyle anlaşmak için bir sistem geliştirmişlerdir.

    C- Konuşma
    Dilin kullanılmasıdır. Dilin sembolik birimlerinin yerine geçen sesleri çıkarmak için kullanılan bir seri kas harekettir. Bize basit gelen bir sözcük için kaslar ve vücut organlarını biz seri olacak şekilde kullanırız.

    noimage

    Konuşma, iletişim kurabilmek için kullanılan köprülerden biridir.


    Konuşma için özel tek bir organ yoktur; bir çok organın birlikte, uyum içinde çalışmasıyla oluşan bir sistemdir. Akciğerler, nefes borusu, sert ve yumuşak damak, dil, çene, dişler, dudaklar gibi bir çok organ konuşmada görev almaktadır.
    Dil gelişimi kişiden kişiye farklılık gösterir. Dil gelişimi ile ilgili genellemeler yapılması mümkün olsa da, bu genellemeler her çocuk için doğru değildir. Çocuklar arasında dil gelişimi yönünden büyük farklılıklar vardır. Bu nedenle, bir çocuğun dil bozukluğu hakkında konuşurken çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü, çocuğun dil gelişimi aşağıda tanımlanan dönemlere tamamen uymayabilir. Bu dönemlerden farklı gelişim gösteren bir çocuk ile ilgili olarak aşırı heyecanlanmak da bir hata olabilir. Ayrıca, çocuğun normal gelişim sırasından bir sapma gösterdiği durumlar da dikkate alınmalı ve izlenmelidir.

    Çocuklar farklı hızlarda gelişim gösterirler. Hangisinin normal olarak kabul edileceği konusu çok farklılık göstermektedir. Çocukların dil ve konuşma gelişimi açısından genel olarak baktığımızda, dili kullanma yönünden ailelerin bilmesi gereken temel gelişim aşamaları vardır.


    2- DİL VE KONUŞMA GELİŞİM DÖNEMLERİ

    Çocukluk çağından itibaren normal gelişim evrelerinin ve normal davranışın hangi dönemde, neyi ifade ettiğinin bilinmesi ortaya çıkabilecek bozuklukların erken teşhisinde büyük faydalar sağlamaktadır.

    Konuşmadaki fonksiyon bozuklukları ile mücadele erken dönemde başlatılmakta ve ileriye yönelik daha başarılı adımlar atılmaktadır. Bu amaçla günümüzde teşhis ve tedavi amaçlı pek çok yöntem başarı ile uygulanmaktadır.

    A- Çocukluk Çağı Normal Gelişim Evreleri

    Doğum Öncesi Dönem;
    noimage

    Ağız ve yüz yapıları ve fonksiyonlarındaki değişim günümüzde anne karnında yapılan bazı yöntemlerle ortaya konulmaktadır. Damak gelişiminin gebeliğin 12. haftasında tamamlandığı düşünülürse, daha önce yapılan ultrason incelemesi bu dönemde ortaya çıkabilecek bu tip problemlerin önüne geçilmesini sağlayabilir.

    Anne karnında bebeklerde yutma gelişimi 12. haftada, emme gelişimi 18-24 haftalar arasında belirginleşmektedir. 34. haftada çocuk ihtiyaçlarını karşılayabilecek emme ve yutma becerisine sahip olmaktadır. Yapılan pekçok araştırma, anne karnında ağız kontrol ve koordinasyonda zayıf olan bebeklerin ileri yaşlarda ciddi fiziksel, algısal problemler, konuşma ve lisan gelişiminde gerileme, beslenme ihtiyaçlarını karşılamada zayıflıkları olduğunu göstermiştir.


    Bebeklik çağından itibaren düzenli yapılan tetkik ve çalışmalarla pek çok problemin önceden teşhisi ve erken rehabilitasyonu (tedavi ve eğitim) mümkün olabilmektedir.


    Doğumdan sonra aileye, çocuğun gelişimini doğru bir şekilde değerlendirmesi öğretilmeli, normal olmayan davranışlar görüldüğünde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiği belirtilmelidir.


    Dil kısa sürede kazanılan ve gelişen bir beceri olmadığından çocuğun gün boyunca kullanacağı bir araç gibi düşünülmeli ve çocuk yaptığı her farklı davranış ve sözcük için desteklenmeli, çocuğun iletişim kurduğu çevre genişletilmeli ve konuşması için teşvik edilmelidir.


    Anneler, çocuklarının iletişim, dil ve konuşma gelişimlerinin normal bir seyirde devam edip etmediğini görebilirler. Bu amaçla, yaşlara göre bebek ve çocukta görülmesi gereken davranışlar aşağıda sıralanmıştır:

    Doğum ve ilk 3 aylık Dönemde Bebek;

    noimage


    Bebek, başını tutabilir,
    Düzenli olarak annesini emebilir ve gücü yeterlidir,
    Beslenmesi sırasında ya da sonrasında öksürme, kusma, morarma vb. şikayetler olmaz,
    Beslenirken genelde huzurludur,
    Sürekli ağlamaz,
    Sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmez,
    Her ay belli miktar kilo alır,
    Acıktığı zaman ağlar, sık yutkunur veya çevresine bakınır,
    Sesinde değişiklik görülmez,
    Annesini tanır ve gülümser,
    Onunla konuşulduğunda ve ona dokunduğunuzda size cevap verir,
    Çevresi ile ilgilenir.

    3-6 ay arasındaki Dönemde Bebek;

    noimage


    Bebek emerken dil ve dudak kuvvetinde azalma olmaz,
    Eline aldığı her şeyi tanımak için ağzına götürür,
    Beslenirken ağzını daha kontrollü kullanır,
    Ağzını kullanarak balon yapma gibi oyunlar oynar
    Vücuduna dokunulmasından hoşlanır ve çevresine daha fazla ilgi gösterir,
    Sesleri taklit etmeye çabalar,
    Sizin ona olan sevginizi anlar ve size karşılık verir,
    Çevreden gelen uyarılara karşı farklı tepkiler verir,
    Sesleri tanımaya başlar,
    Sesleri birleştirerek basit heceler kurabilir.

    7-11 ay arasındaki Dönemde Bebek;

    noimage


    Ses çıkarırken harflerin yerlerini değiştirerek kullanır,
    Onunla konuşurken yaptığınız hareketleri taklit edebilir,
    Duyduğu seslerin anlamlarını ayırt edebilir,
    Basit sorulara yüz ifadesi (hareketleri) veya işaretle cevap verir,
    'Baba' 'mama' gibi basit kelimeleri söyleyebilir,
    Yüz ifadesinde (hareketlerinde) değişiklikler yapabilir,
    Ses tonundaki farklılıkları anlayabilir ve farklı tepkiler verir.

    12-17 ay arasındaki Dönemde Çocuk;


    Dikkatini iki dakika süreyle bir oyuna veya işe verebilir,
    Basit emirleri anlar ve yerine getirir,
    Tanıdığı nesneleri birbirinden ayırt edebilir,
    Resimleri birbirinden ayırt edebilir,
    Tek kelimelik ifadeleri kullanabilir.

    18-23 ay arasındaki Dönemde Çocuk;


    Kendi vücut kısımlarını tanıyabilir,
    Söylenilen emirleri düzgün anlar ve yerine getirir,
    Objeleri isimlendirebilir,
    Kelime hazinesi genişler.

    24 ve üstü aylarda Çocuk;


    İki ya da üç kelimelik cümle kurabilir,
    Kendi başına oyunlar üretebilir ve uzun süre oynar.

    Bebeğinizde/çocuğunuzda yukarıda sıralanan davranışlardan bir ya da birkaç tanesi görülmüyorsa mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir.



    B- 0-5 Yaş Arasındaki Çocuklarda Alıcı ve İfade Edici Dil Gelişimi Aşamaları

    0-6 Aylık Bebeğiniz;


    Gıı, oo- ah-ah gibi gığıldama ve ağlama seslerini çıkarabilir,
    Sese karşı gülümseyerek, bakarak, susarak veya ses çıkararak tepki verir,

    6-12 Aylık Bebeğiniz;


    "ba-ba" "mmm" gibi sesleri taklit eder,
    Eliyle bay-bay yapar,
    Basit konuşmaları anlar,
    Küçük oyunlar oynar ("bebek nerede?" gibi) .

    12-18 Aylık Çocuğunuz;


    3-5 kelimeyi söyleyebilir ("anne", baba", "bay-bay", "mama" gibi),
    İsteklerini size işaret ederek gösterir,
    Anlamsız sözcükleri ve sesleri birleştirir,
    Söyleyebildiklerinden daha fazlasını anlar.

    18-24 Aylık Çocuğunuz;


    Birden fazla tek kelimeyi söyleyebilir. Fakat, birçok sesi hatalı çıkarır,
    İki kelimeyi birleştirebilir ("anne araba" gibi),
    Hâlâ anlamsız kelimeleri kullanır,
    Basit soruları anlar ("Top nerede?" gibi).

    2-3 Yaşındaki Çocuğunuz;


    Daha uzun cümleler kullanır fakat, bunlar çoğu zaman dilbilgisi kuralları açısından

    eksik olabilir ("Baba iş gitti" gibi),


    Birçok kelimeyi söyler. Fakat, bunları hâlâ yanlış telaffuz edebilir,
    Sorular sorar ve bunları yanıtlar,
    Söylediklerinizin birçoğunu anlar.

    3-4 Yaşındaki Çocuğunuz;


    Daha uzun ve karmaşık cümleler kurar,
    Günlük konuşma dilindeki sözcüklerin çoğunu kullanır,
    Konuşulanların çoğunu anlar,
    Bir çok soru tipini sorar,
    Konuşmaları diğer insanlar tarafından kolaylıkla anlaşılır.

    4-5 Yaşındaki Çocuğunuz;


    Cümle ve kelimeleri yetişkinlerin söylediklerine benzer bir şekilde söyler,
    Basit hikayeleri anlatır,
    Seslerin bir çoğunu doğru söyler,
    Söylenilenleri anlar ve hatırlar.

    Çocuklar;

    3 yaşına kadar [b,c,d,g,h,m,t] seslerini,

    4 yaşına kadar [n,p,j,s] seslerini,

    5 yaşına kadar [ç,f,ğ,k,ş] seslerini,

    6 yaşına kadar [l,r] seslerini,

    8-9 yaşına kadar [v,j,z] seslerini, büyük bir çoğunlukla üretmeyi başarabilir.


    3- ÇOCUKLARDA KONUŞMA VE DİL GELİŞİMİNİN DESTEKLENMESİ

    A- Anne ve Babanın Çocuğuna İletişim Ortamını Sağlaması

    Bebekler, doğuştan dil ve konuşma yeteneğiyle doğarlar; ancak yönlendirme çok önemlidir. Araştırmalar, çocuğun nasıl ve ne zaman konuşmayı öğrendiği konusunda, ailesinin desteğinin olumlu etkisi olduğunu göstermektedir.

    Dili kullanmayı öğrenmek göreceli bir süreçtir. Bebekler, çevresinde konuşulan dili dinlemekten mutlu olacaktır ve duyduklarını, pratik yaparak konuşmayı öğrenecektir. Önce kendisine söylenen şeyleri anlamaya, daha sonra da sözcükleri tek tek kullanmaya başlayacaktır. Başlangıçta bu sözcükleri tutarsız olarak kullanabilir. Daha sonra bu sözcüklerle basit cümleler kuracak ve en sonunda da daha uzun ve anlaşılır cümleler kurarak, hangi sesleri nasıl kullanacağını doğru olarak öğrenecektir.

    Çocukların konuşmayı öğrenmesi çok karmaşık bir süreçtir. Bu aşamada anne babaların katkısı çok önemlidir.


    Çocukların konuşmayı öğrenme sürecinde desteklenmesi için aşağıda bazı öneriler verilmiştir:

    noimage

    Konuşmayı öğrenmeleri için çocuklara uygun ortamların yaratılması.


    Çocuğunuza konuşmak için zaman ayırın. Onun kendisini ifade etmesini sağlayın.
    Onunla konuşurken sıranızı bekleyin, bir şey söyleyin ve size yanıt vermesine fırsat tanıyın.
    Günde en az bir saat, onunla yüz-yüze konuşmak ve kitap okumak için zaman ayırın.
    Odadaki televizyon, radyo, video, müzik ve bilgisayar oyunları gibi değişik seslerin olmadığı ortamda iletişim kurmayı deneyin.
    Az konuşmanın çocuğunuzun sizinle konuşmasını zorlaştıracağını unutmayın.
    Konuşurken çocuğunuza bakın ve size dikkat ettiğinden ve dinlediğinden emin olun.
    Çocuğun ifadesinde kullandığı yanlış sözcükleri, "yanlış kullandın" gibi uyarmalar yerine, doğru model olarak, kısa cümle içinde tekrar edin.
    Dilin, iletişim için gerekli olduğunu ona hissettirin. İşaretle ya da nesnenin ismini söylemeye çalışarak, bir şey istediği zaman; örneğin "Süt mü istiyorsun?" gibi yönergelerle, ona hem uygun konuşma modeli olun hem de istediği nesneyi vererek kendisini ödüllendirin.
    Çocuğunuzun her sözcüğü söyleme çabasını övgü ile pekiştirin.

    B- Aile - Çocuk İletişim Becerilerini Geliştirme Önerileri

    Birçok aile, çocukların nasıl ve ne zaman konuşması gerektiğini bilmekte güçlük çekerler. Ancak, her çocuğun iletişim beceri kapasitelerinin farklı olduğunu unutmamak gerekir. Aynı ailedeki çocukların konuşmayı öğrenme süreleri farklı olabilir. Burada önemli olan, çocuğun dil gelişiminde tutarlı bir süreç göstermesidir. Ailelerin, çocuklarının dil gelişimlerini desteklemek ve iletişim kurabilmek amacıyla, her gelişim döneminde yapabilecekleri aşağıda sıralanmıştır;

    0- 6 ay arasında

    noimage

    İletişim becerilerinin geliştirilmesi


    Şarkı ya da ninni söylerken, onun yüz hareketlerini taklit edin.
    Beslenme, altını değiştirme ve banyo saatlerini konuşma saatlerine dönüştürün.
    "ce" oyunları gibi oyunları oynayarak çocuğunuzla olan karşılıklı iletişiminizi geliştirin.
    İsmini söylediğinizde size bakması için onu teşvik edin.
    İletişim çabasıyla çıkardığı bütün sesler için olumlu ifadeler kullanın. Örneğin: "Ne güzel gülüyorsun?" gibi.

    6-12 ay arasında


    Seslerin farkına vardıkça, (örneğin telefon çaldığında) ne olduğunu ona açıklayın.
    Ne söylediğinizi anlaması için ona zaman tanıyın.
    Günlük aktivitelerinizi tanımlamak için aynı ifadeleri kullanın."Ayşe'nin banyosu", "yatma vakti" gibi.
    Nesneleri gösterip, doğal bir konuşma ortamında isimlendirin.
    Parmak oyunları oynayın.
    Çocuğunuzu kitaplarla tanıştırın; kitapta bulunan, basit ve günlük yaşantısında çok karşılaştığı nesneleri isimlendirin

    12-18 ay arasında


    Çocuğunuzla konuşurken basit ve kısa cümleler kullanın.
    Doğal bir formda, ancak yavaş, anlaşılır ve açık konuşun.
    Çocuğunuzun kelime hazinesini geliştirmek için, tercihli kelimelerle soru sorarak ona model olun. Örneğin; "elma ya da muz ister misin?" gibi.
    Oynayabileceği bazı oyuncakları sağlayın. Örneğin; oyuncak bir telefon. Telefon konuşma taklitleri yapabileceği en iyi oyuncaktır.

    18-24 ay arasında


    Yaptığınız işleri ve bu işlerin ne olduğunu anlatın.
    Bazı günlük işleri birlikte yapın, böylece konuşacak çok şey olacaktır.
    Çocuğunuzun oyun içinde gerçek nesnelerle oynamasını teşvik edin, örneğin; gerçek yiyecekler kullanılan bir çay partisi gibi.
    Resimli olay ya da nesne kartlarıyla grup oyunları oynayın, bulmacalar çözün.
    Geçmişten, günümüzden ve gelecekten söz edin; "bugün ne yaptınız?", "yarın babaanne gelecek" gibi.
    Eğer çocuğunuzun çıkarabildiği bir ses veya hece varsa (örneğin; ba), öncelikle bu sesle başlayan çevresindeki nesneleri kelime hazinesine kazandırmayı hedefleyin. Örneğin; 'bardak' gibi. Bu kelimeyi basit cümlelerde ve duruma uygun ifadeler içinde kullanın.
    Hedeflediğiniz ve çıkarabildiği seslerin bulunduğu resimli kelime kartları hazırlayın. Bu kartlarla evin içinde çeşitli oyun ortamları hazırlayın. Karttaki resmi göstererek ismini söyleyin. Kelimenin nasıl söylendiğini duymasına yardımcı olun. Bazen ona da sorarak resmi isimlendirmesini isteyin. Her ne şekilde isimlendirme yaparsa yapsın, doğru kabul edin ve resmin ismini tekrar edin. Örneğin; Evet bu bir "bardak". Daha sonra /b/ sesiyle başlayan diğer karta geçin. Unutmayın, bu sadece bir oyundur, çocukları zorlamak ve eğitimci rolü oynamak çocuğunuz için gereksiz ve hatalı olacaktır. Kendi gelişim süreci içinde yalnızca onu desteklemeyi hedef alın.

    2-3 yaş arasında

    2-3 yaş döneminde, aileler çocuklarının kullandığı sözcüklerde bir "patlama" olduğunu görürler. Her durum için bir sözcükleri vardır ve sürekli "neden?" tipinde soru yöneltirler.


    Çocuğunuza "edatları" öğretebileceğiniz oyunlar oynayın. Örneğin; "topu kutunun 'içine' koymak" veya "masanın 'üstünden' atmak" gibi.
    Yaptığı resim hakkında konuşabilmeniz için boya kalemleri ve kâğıt sağlayın.
    Diğer çocuklarla oyun oynayarak iletişim sağlayabilmesi için fırsatlar yaratın.
    Kitap içindeki eylemleri tanımlayarak, onları kısa cümlelerle anlatın. Anlattığınız cümlelerle ilgili her olaya ilişkin hemen soru yöneltin. Her ne cevap verirse versin, tekrar sorunuzun cevabını bir de sizden duyması ona uygun konuşma modeli olmanız açısından etkili olacaktır. Örneğin; "Evet çocuk ayakkabısını giyiyormuş" gibi.

    3-5 yaş arasında

    3 ve 4 yaş arasında sıklıkla "kim?", "nerede?" ve "ne?" ile başlayan soru cümlelerini kullanabilirler. Cümleleri daha uzundur ve konuşması daha akıcıdır. Çocuklar, 4-5 yaş arasında kendisine söylenen her şeyi anlar ve anlaşılır bir şekilde konuşur.



    noimage

    3-5 yaş arasındaki çocuklar ile oynanabilecek oyunlar.


    Büyük-küçük, sert-yumuşak gibi zıtlıkları içeren oyunlar oynayın.
    Çocuğunuza 10'a kadar saymasını öğretin ve sayı sayma oyunları oynayın.
    Yazıları taklit edebilmesi için boya kalemleri ve kâğıt sağlayın.
    Konuşmalarınızda zamana ilişkin kavramları kullanın (bugün, yarın, daha sonra, gelecek hafta gibi).
    Çocuğunuza olaylara ilişkin hisleri ve duyguları hakkında konuşma fırsatı tanıyın ve paylaşımda bulunun.
    Kendinize ait kelime oyunları, tekerlemeler, hikayeler yaratın.
    Kelime bulma oyunları oynayın.
    Bir kelimenin hangi sesle başladığı veya herhangi bir sesle başlayan kelimenin bulunması gibi seslerin farkında olunmasını sağlayan oyunlar oynayın.

    4- KONUŞMA VE DİL GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN SORUNLAR

    A- Zihinsel Özür

    Zihinsel özür, kavramların algılanması ve günlük yaşam için gerekli becerileri etkilemekte, dil ve konuşma gelişiminde gecikmelere ve bozukluklara neden olmaktadır. Çocuğun zeka yaşının normalin altında olması nedeniyle bu sorunlar ortaya çıkar. Lisan gelişimi de zihinsel gelişimi gibi geri kalabilir. Genelde eğitilebilir düzeyde olan çocuklar, lisan ve kendine bakım konularında eğitim ile üst düzeylere çıkarılabilir.

    noimage

    Zihinsel engelli bir çocuğun eğitimi.

    Öneriler: Ailelerin ya da bu konuda çalışacak eğitimcilerin sabırlı, esnek ve hoşgörülü davranışlar göstermesi gerekir. Zihinsel özürlü çocuk samimi ve sıcak davranışlar görmek ister, eğitimcisine güven duymak ihtiyacı hisseder. Çocuğun çabaları desteklenmeli, sık sık takdir edilmelidir. Çocuğun başarı duygusunu tatmasını ve kendine güven duygusunu geliştirmek için çocuğun başarılı deneyimlerinin olmasını sağlayacak ortamlar oluşturulmalıdır.

    Çocuğun başarılı olduğu durumlarda mutlaka ödül kullanılmalıdır.

    Ödülün yanı sıra ceza ve mola verme gibi yöntemler de kontrollü bir şekilde kullanılabilir. Zihinsel engelli çocukların öğrendiklerini çabuk unutmamaları için çok tekrar gereklidir. Somut bilgiler ve becerileri yaşayarak, yaparak, deneyerek öğretmeye çalışmak gereklidir.

    Zihinsel engelli çocuğa kazandırılacak her bilgi ve becerinin o andaki ve gelecekteki yaşamı için bir anlamı olmalıdır. Çocuklara boş zamanlarında kendi başlarına yapabilecekleri faydalı bir beceri öğretilebilir.

    Zihinsel özürlü çocuğun eğitiminin yanı sıra ailelerinin de eğitimine önem verilmeli ve eğitime aktif katılmaları sağlanmalıdır.

    B- Fiziksel Özür

    Konuşma organlarındaki fiziksel yetersizlikler ya da algılama ve tanımada kullandığımız el gibi organların çalışması ve yapısındaki engeller cisimlerin algılanmasını, tanınmasını ve günlük hayatta kullanılmasını güçleştirmekte, dil ve konuşmada problemlere yol açmaktadır.

    C- Duyusal Özür

    İşitme kaybı, görme özürü, tat alma duyusunda yetersizlik, dokunma duyusu bozuklukları konuşma ve dil becerilerini etkileyen önemli duyulardır.

    D- Duygusal Yoksunluk

    Çocuğun gelişimin destekleyecek, pekiştirecek, güvenlik duygusunu sağlayacak anne-baba ve çevrenin olmaması konuşma ve dil becerilerinin gelişmesini olumsuz etkiler.

    E- Uyaran Eksikliği

    Çocuğun dikkatini çekecek uygun araç ve gereçlerin olmaması dil ve konuşma gelişimini olumsuz yönde etkiler.

    F- Psikolojik Bozukluklar

    Konuşma sırasında ortaya çıkan güvensizlik ve kaygılar sonucunda konuşmanın bozulmasıdır.

    G- Uzun Süren ve Sık Tekrarlayan Hastalıklar

    Gelişim süreci içerisinde ortaya çıkan, çocuğun dış çevre ile bağlantısının kesilmesine neden olan uzun süren hastalıklar, nörolojik ve psikolojik bozukluklar, çocuğun dil ve konuşmasını ortaya koyma becerisini azaltmaktadır.

    H- Otizm

    Organik veya genetik sebeplere bağlı beyin zedelenmelerinin yol açtığı, sosyal ve iletişim becerilerinin gelişmesini engelleyen ve davranış bozukluklarına yol açan bir bozukluktur. Otizmi olan çocuklar ve yetişkinler, iletişim kurmakta güçlük çekerler. Arkadaşlık duyguları ve karşıdaki kişilerin duygularını anlama konusunda yetersizdirler. Çeşitli takıntılar, değişik davranış şekilleri ve özel korkular geliştirebilir. Günlük yaşamın becerileri ile başa çıkmada uzman yardımına ihtiyaç duyarlar.

    Konuşma lisan gelişimini etkileyen diğer nedenler; kardeş sayısı, sırası, aile yapısı, cinsiyet ve konuşulan dildir. Karşılaşılan bu tip problemler çocuğun öğrenme ve uygulama becerisini azaltır.


    5- KONUŞMANIN GENEL ÖZELLİKLERİ

    İnsanın Doğası ve Büyüme

    Lisan gelişiminin hızı temel olarak, kalıtsal lisan yeteneğindeki bireysel farklılıklara bağlıdır. Fiziki ve psikolojik olgunluk, kişilik, yapı, zeka ve cinsiyet ile ilgili bireyler arasındaki farklılıklar, kişiden kişiye değişen konuşma gelişimindeki farklılıkları açıklamaktadır. Örn; genellikle kızlar erkeklerden daha önce ve daha kolay konuşurlar.

    Çevresel Etkiler

    Ailenin sosyal ve ekonomik seviye ve yapısı, eğitim düzeyi veya büyük kardeşlerin olmasının lisan gelişiminde önemli etkisinin olduğu bilinmektedir.

    Gelişim Hızı

    Çocuklarda konuşmanın gelişim hızı, zamanı ve özelliklerinde çeşitli farklılıklar vardır. 2 yaşın sonunda, özellikle erkek çocuklarında, konuşmanın başlamasında gecikme görülebilmektedir. Ancak, bu sonraki lisan gelişiminin gerileyeceği anlamını taşımaz. Bununla birlikte bazen normal olmayan bir başka durumu (tümör veya hormonal hastalıklar gibi) gösterebileceği unutulmamalıdır.

    Çocuğun lisan yeteneği, kısmen çevreden gelen kelime uyarısına, kısmen de tüm işitsel uyarıların beyinde doğru algılamasına bağlıdır.

    Lisan gelişiminin ilerleyişini konuşma organlarının çalışma kapasitesi kadar, görsel ve işitsel dikkat, işitsel hafıza, işitme ve dokunma ile ilgili kontrolün geri bildirim mekanizmaları da etkilemektedir.


    6- KONUŞMA VE DİL BOZUKLUKLARI


    A- Fizyolojik Konuşma Güçlüğü

    Sesin çıkarılmasında meydana gelen hatalar konuşma bozukluğu olduğunu göstermez. Bu durum, lisan gelişiminin normal bir süreci olarak değerlendirilebilir. Beyindeki işitsel algılama ve yorum hataları, konuşma organlarının sesi çıkarma için gerekli hareketleri tamamlayamaması, yapılan hataların nedenlerinden bazılarıdır. Kelimelerin son seslerini söylememe, kelime içindeki seslerin benzerlerini kullanma, seslerin yerini değiştirme, sesleri uzatma ya da kaydırma gibi söyleyiş hataları vardır.


    B- Gecikmiş Konuşma

    Çocuğun beklenen yaşta ve şekilde konuşma-lisan becerilerinde sınırlılık olarak ifade edilebilir. Fiziksel ve zihinsel gelişimdeki genel bir gerileme nedeniyle 3. yaşın sonuna kadar dil gelişiminin olmamasıdır. Bu gerilik çeşitli belirtilerle kendini gösterebilir.

    noimage

    Konuşma ve lisan eğitimi.

    Gecikmiş konuşmanın temelinde zihinsel gerilik, sosyal yetersizlikler, duygusal ve fiziksel problemler, algılama problemleri, işitme kayıpları ve güdülenme eksiklikleri vardır.

    Gecikmiş konuşmanın nedenlerini; organik yetersizlikler ve elverişsiz konuşma çevresi olarak ikiye ayırabiliriz. Organik yetersizlikler; beyindeki merkezi sinir sistemi yaralanmaları, virüs enfeksiyonları, hormonal bozukluklar, konuşma organlarındaki yapı bozuklukları, işitme kaybı veya hafıza bozukluklarıdır. Elverişsiz konuşma çevresi ise, güdülenme azlığı, çevrenin sessiz olması, yetersiz öğretme teknikleri, anne ve baba arasındaki sorunlar, çocuğa karşı davranışlarının uygun olmaması, yeni bir kardeşin doğması veya ikiz kardeş durumu gibi problemleri içermektedir.

    Öneriler: Tedavide genel prensip, erken tanı ve eğitimdir. Bu konuda uzman tarafından bireysel eğitim programları ve aile eğitim programları ile uygun terapi teknikleri önerilir. Çocuğun ilk söylediği kelimeler övülmelidir. Onay gördüğünü ve sevildiğini hisseden çocuk kendisini tanımlayabilir ve konuşmasını geliştirebilir.

    Konuşmanın kazanılmasında her çocuk farklı gelişim hızına sahiptir.

    Pek çok şeyin erken yapılmasını beklemek kesinlikle zararlıdır. Eğer çocuk konuşmada gecikme gösteriyorsa, uygun teşhis ve tedavi uzman bir ekip tarafından yapılmalıdır.

    C- Telaffuz Bozuklukları

    Belirli konuşma seslerini telaffuz etmede veya kullanılan dilin kurallarına uygun söylenilmesindeki güçlüklerdir. Bir ya da birkaç sesin çıkarılmasındaki problemler kelimelerin anlaşılmasını etkileyebilir. Telaffuzun, konuşmanın anlaşılmasına katkısı çok fazladır.

    Telaffuz bozukluğu olan çocuklar genellikle konuşmaya geç başlamışlardır ve çok yavaş ilerleme gösterirler. Bu durum, lisanda gelişme geriliği gösteren çocukların tümünde mevcuttur. Bu çocuklar aşırı hareketli, dalgın, dikkatsiz, ilgisiz ve çoğunlukla utangaç görünürler, fiziki ve psikolojik gelişmeleri de geri olabilir. Kısa cümleler halinde gelişmemiş telaffuz ile konuşurlar. Telaffuz bozuklukları orta kulak enfeksiyonu; dudak, diş, dil, burun ve damak gibi konuşma organlarında yetersizlikler; bu şekilde konuşmayı alışkanlık haline getirme; gelişim geriliği ve genetik nedenlerden meydana gelebilir.

    Öneriler: Tedavide öncelikle; damak, dudak, diş ve dilin yapısı veya hareketlerindeki bozukluk varsa tedavi edilir. Telaffuz bozukluğu olan çocukların kulak hastalıkları ve işitme kaybı yönünden de değerlendirilmesi gereklidir. Doğru telaffuz, görme, işitme ve dokunma duyuları kullanılarak öğretilmelidir.


    D- Kekemelik

    Konuşmanın akışında, ritminde veya akıcılığında bir bozukluk olması durumudur. Kekemelikte konuşmadaki ritim bozukluğunun yanında, ayrıca kaslarda aşırı kasılma, yüzde, ellerde ve ayaklarda tikler görülebilir. Konuşmada tekrarlamalar, bloklar, uzatmalar ve eklemeler görülebilir. Nedenlerine yönelik birçok görüş olmasına rağmen, organik ve çevresel etkenler üzerinde durulmaktadır.

    noimage

    Kekemelikte konuşma tedavisi

    Öneriler: Çocuğun akıcı olmayan konuşmasına dikkati çekmeyin ve eleştirmeyin. Çocuğunuzun konuşma bozukluğuna üzülmeyin, şimdilik onun konuşma şeklinin böyle olduğunu ve her şeyin normal olduğunu kabul edin. Konuşması için cesaretlendirin, geniş arkadaş çevresi olmasını ve sosyal faaliyetlere katılmasını sağlayın. Size bir şey söylemeye çalışırken dikkatinizi ona verin. Ayrıca, bu konuda uzman kişilerden mutlaka yardım alın.


    E- Afazi

    Beyinde meydana gelen hasar sonucu, dil ve konuşmanın bozulması ve anlaşılamamasıdır. Çok farklı şekillerde ve derecelerde afazi tipleri bulunmaktadır. Genel olarak afaziler 3 gruba ayrılır:


    Konuşmanın akıcı olduğu, anlamanın zayıf olduğu duyusal afaziler,
    Konuşma akıcılığının zayıf, anlamanın tam olduğu motor afaziler,
    Konuşma ve anlamanın tamamen bozulduğu total afaziler.

    noimage

    Afazi'li bireyin konuşma tedavisi.

    Öneriler: Afazinin terapisinde hedef, hastanın hastalık öncesi durumuna dönmesinden çok, mümkün olduğu kadar bağımsız olmasıdır. Afazi terapisinde, en üst seviyede iletişimi sağlamak, lisan eksikliklerini mümkün olduğu kadar düzeltmek ve değişmiş yaşam koşullarını kabullendirmek hedeflenir. Amaç, hastaya mümkün olduğu kadar bağımsız yaşamayı ve erişebileceği en üst seviyede iletişim kurmayı öğretmektir.

    F- Apraksi

    İstemli konuşmanın üretiminde sıralı konuşma hareketlerinin motor planlanmasında oluşan bozukluk sonucu otaya çıkan motor konuşma bozukluğudur. Normal kas tonusu ve koordinasyonuna rağmen, amaca yönelik hareketler yerine getirilemez. Seslerin çıkarılması için gereken kasların pozisyonlanmasında güçlük vardır. Konuşma organlarında amaca yönelik davranışların ortaya konulamamasıdır. Kişi ifade etmek istediği şeyi söylemekte zorlanmaktadır.

    Öneriler: Tedavide üzerinde önemle durulması gereken şey dikkattir. Hastanın dikkatini toplaması için zaman verilmeli ve yardımcı olunmalıdır. Hasta, doğru konuşması için motive edilmeli. Hastayı depresyona ya da kızgınlığa itecek telkinlerden kaçınılmalıdır. Kişiye mümkün olduğunca sabırlı davranılmalı, terapiden göreceği faydalar mutlaka açıklanmalıdır.

    Doğru konuşma modelini oluşturmak için görsel, işitsel ve dokunma gibi duyular kullanılarak uyarılar pekiştirilmelidir. Doğru uyaran çok önemlidir. Karmaşık pek çok uyaran yerine mutlaka doğru ve tek bir uyaran tercih edilmeli daha sonra bu uyaranların sayısı ve çeşitliliği artırılmalıdır. Sık ve doğru tekrar çok önemlidir. Tedavi sırasında öğrenilenler mutlaka günlük yaşamda da uygulanmalı ve kullanılmalıdır.


    G- Dizatri

    Konuşma organlarının hareket ve kontrolünü sağlayan kasların çalışmasında yaşanan sorunlar ve konuşma organlarının birbiriyle koordinasyonunun bozulması nedeni ile ortaya çıkan bir dil ve konuşma bozukluğudur. Sorunun olduğu bölgenin yeri ve kaybın derecesine göre farklı tiplerde sınıflandırılabilir.

    noimage

    Dizatri konuşma tedavisi.

    Öneriler: Tüm tedavi yaklaşımları hastalığın nedenin belirlenmesiyle başlamalıdır. Bu aşamadan nörologlar sorumludur. Konuşma lisan pataloğu ise, dizartrik konuşma bozukluğunun semptomatik olarak düzeltilmesi konusunda görev yapar. Terapide amaç, konuşmaya yardımcı organların, dil, diş, çene, yüz, ağız, kaslarının birbiri ile koordine olacak şekilde çalıştırılmasını sağlamak, uygun kas egzersizleri yaptırmak ve uygun telaffuz terapisi uygulamaktır. Ayrıca, konuşma organlarındaki kasların uyumlu çalışması içinde, fizik tedavi egzersizleri yapılmalıdır (elektroterapi, direnç egzersizleri gibi).


    H- Yutma Güçlüğü

    noimage

    Yutma güçlüğü, ağızdan mideye aktif yiyecek ve sıvı girişinde zorluk yaratan durum olarak tanımlanmaktadır. Yutma bozukluklarının nedenleri arasında; serebral palsi, merkezi sinir sistemi hasarları, beyin kanamaları, yaralanmalar, ağız bölgesindeki tümörler, kas hastalıkları, mide ve bağırsak sistemi hastalıkları, solunum bozuklukları, sinir sistemi hasarları, erken doğum, yaşlılık, yapısal anormallikler, genetik bozukluklar, psikolojik yutma ve beslenme bozuklukları sayılabilir.

    Yutma Güçlüğünün Belirtileri

    • Yutma sırasındada öksürme ve tıksırma,

    • Yutmayı başlatmada güçlük,

    • Boğaz içine yemek yapışması,

    • Nedeni bilinmeyen kilo kaybı,

    • Beslenme alışkanlıklarında değişiklik,

    • Sık tekrarlayan zatürre,

    • Konuşma ve seste değişiklik (ıslak ses),

    • Burundan kusma,

    • Boyun yada göğüste yemek yanma hissi,

    • Oral farengeal kusma,



    Öneriler: Yeme veya içme sırasında mutlaka dik pozisyon (yaklaşık 90°) sağlanmalıdır. Besinler küçük parçalar halinde olmalıdır (yarım kaşık ya da bir çay kaşığı gibi.). Beslenme çok yavaş olmalı, aynı saat içinde sadece bir gıda verilmelidir. Yemek yerken konuşmaktan kaçınılmalıdır. Her yemek öğününden sonra kişi mutlaka 90° açıda 30-45 dakika oturmalıdır. Yutma bozukluğu görülen hastalarda bireysel farklılıklar olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle her hasta için güvenlik önlemleri de farklı olacaktır. Yutma bozukluklarının tedavisi uzman bir ekip tarafından yapılmalıdır. Yapılacak uygulamalar uzman ekibin ortak kararı doğrultusunda verilmelidir. Terapi programı, her hasta kendi içinde değerlendirilerek planlanmalıdır.

    I- Salya Problemleri

    Salya çok ciddi bir tıbbi ve sosyal problemdir. Kişinin günlük hayatında pek çok olumsuzluğa yol açmaktadır. Salyanın kişi üzerinde koruma, yutma, beslenme ve konuşma gibi fonksiyonları bulunmaktadır. Salya kontrolünün bozulması bu fonksiyonların kalitesini önemli oranda etkilemektedir.

    Problemin ortaya çıkışı üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası, diş çıkarma, apse gibi nedenlerle olabilir. Nörolojik hastalıklardan kaynaklanan baş kontrolündeki yetersizlikler sonucu da yutma güçlüğü oluşabilir. Kas tonusunun ya da tükürük bezlerinin aşırı uyarılması, dilin normalden büyük olması, çocukluk çağında alınan sara nöbetlerinin tedavisinde kullanılan ilaçlar, güdülenme eksikliği ve zeka geriliği de salya problemlerine neden olabilir..

    Salya problemleri iki şekilde görülür:

    • Salyanın aşırı salgılanması, s alyanın aşırı üretilmesinden kaynaklanan salya problemleridir.

    • Salya kontrolsüzlüğü, s alyanın ağızda kontrolünün zayıflamasından dolayı meydana gelen problemlerdir. 15-18 aya kadar normal çocuklarda da görülebilmektedir. Fakat, 4 yaşın üzerinde görülmesi nörolojik bir sorunun varlığını düşündürmelidir.

    Öneriler: Salya problemleri görüldüğü ve devam ettiği zaman mutlaka bir nörologa başvurulması gerekmektedir.

    7- İŞİTME KAYBINA BAĞLI KONUŞMA BOZUKLUKLARI

    İşitme, konuşma gelişiminde en önemli etkendir. Konuşma bozukluğu, işitme kaybının derecesine göre değişik şekillerde meydana gelir. Bunlar:



    noimage

    İşitme engelli çocuğun eğitimi.


    Doğuştan veya çok erken dönemde işitme kaybının oluşmasına bağlı olarak ortaya çıkan konuşma bozukluğu,
    Sözel iletişimin öğrenilmesinden sonra işitmenin kaybedilmesi sonucu görülen konuşma bozukluğu,
    Kısmi işitme kaybına bağlı olarak oluşan çocukluk çağından itibaren ortaya çıkan, dil gelişiminde ve artikülasyonun özel yapılarında bozulmaya neden olan bir konuşma bozukluğudur.

    Öneriler: İşitme kaybı nedeniyle hastaneye başvuran kişi bir ekip tarafından değerlendirilmelidir. Bu ekipte KBB doktoru, odyolog, konuşma pataloğu, eğitim odyoloğu, psikiyatrist veya psikolojik danışman, rehberlik uzmanı, çocuk gelişimci ve sosyal hizmet uzmanı görev almalıdır. İşitme kaybı teşhis edilip, işitme cihazı adaptasyonu yapıldıktan sonra, kişinin tüm gelişim alanları ve lisan gelişimi incelenmeli ve uygun işitme-konuşma eğitim programı başlatılmalıdır.



    8- PSİKOLOJİK KONUŞMA BOZUKLUKLARI

    Psikolojik konuşma bozukluğu, çok yoğun bir duygusal coşkunluğa karşı gösterilen savunma türü tepkidir. Bu tür hastalarda yapısal bir yatkınlık görülmektedir. İnsan hayatında çok önemli, üzücü, kaygılandırıcı olaylar yaşanmaktadır. Bunlardan bazısıyla baş edilebilir, bazısıyla ise baş edilemeyebilir. Psikolojik tepkilerin temelinde içgüdülerin yer aldığı unutulmamalıdır. Psikolojik kökenli konuşma bozuklukları çok farklı şekilde sınıflandırılabilir. En sık karşılanılan psikojenik kökenli konuşma bozukluğu mutizm'dir.


    Mutizm

    Bireyin, yeterli konuşma gelişimi ve bilinç düzeyine rağmen konuşma ile iletişimi reddetmesidir. Ama, konuşmayı anlama normal veya sözlü lisandan çok daha iyidir. Hiç olmayan veya çok az olan sözlü iletişim ile normal veya normale yakın alıcı dil yetenekleri arasındaki büyük fark mutizmin en çarpıcı özelliğidir. Mutizmde ses telleri yoluyla üretilen ses tamamen yok olmaz. Bu kişi iletişimde bulunmak amacıyla isteyerek veya kendiliğinden gürültü yapabilir. Fakat bu konuşma sesi değildir. Mutizm bireyin konuşabilme özelliğine ve yeterli bilinç seviyesinin olmasına rağmen, konuşma iletişimi için isteksizlik halidir. İletişim, tamamen bireyin isteğine bağlı kalmaktadır.


    9- SES BOZUKLUKLARI

    Sesin aşırı ya da yanlış kullanım sonucunda ses ile ilgili patolojiler ortaya çıkmaktadır. Sesin oluşması ile ilgili bozukluklar ses ile ilgili bir ya da daha fazla problem varsa oluşur. Ses bozuklukları ameliyat ya da tıbbi müdahale gerektiren larenksle ilgili bir anormallikten kaynaklanabildiği gibi, larenkste anatomik bir anormalliğin olmadığı durumlarda da var olabilir. Sesi oluşturan mekanizmaların herhangi birinde bir problem olduğu zaman sesin şiddet ve frekansı bozulacaktır.

    noimage

    Ses bozukluğuna neden olan pek çok hastalık vardır. En sık görülen hastalıklar arasında ses yolunda çeşitli tipte şişlikler, ses tellerinin felç olması, solunum yollarında enfeksiyon, ödem ve midedeki asitli sıvının yemek borusundan gırtlağa kadar gelmesi sayılabilir. Bu patolojiler sesin çok ve hor kullanılmasından olabileceği gibi hiçbir nedene bağlı olmadan da gelişebilir. Sık görülen belirtiler arasında, seste kısıklık, boğazda kuruluk hissi, boğazda yanma, tıkanma, sık öksürme, gün içerisinde seste değişmeler, sayılabilir.

    Öneriler: Yukarda belirtilen semptomlardan birkaçı görüldüğü zaman, en kısa sürede Kulak Burun Boğaz hekimine, ses terapisi içinde dil ve konuşma patoloğuna danışılması gerekmektedir. Ses bozukluklarının tedavi prensipleri olarak ses bozukluğuna bağlı olarak medikal tedavi, cerrahi tedavi ve ses terapisi sayılmaktadır
#16.09.2008 04:19 0 0 0
  • ÖZÜRLÜLER KANUNU




    ÖZÜRLÜLER VE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUNU

    T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ GENEL KURULUNUN KABUL ETTİĞİ METİN
    (01 Temmuz 2005)




    Esas No: 1/1029, 2/424, 2/437

    BİRİNCİ BÖLÜM
    Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Genel Esaslar

    Amaç

    MADDE 1.- Bu Kanunun amacı; özürlülüğün önlenmesi, özürlülerin sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam, bakım ve sosyal güvenliğine ilişkin sorunlarının çözümü ile her bakımdan gelişmelerini ve önlerindeki engelleri kaldırmayı sağlayacak tedbirleri alarak topluma katılımlarını sağlamak ve bu hizmetlerin koordinasyonu için gerekli düzenlemeleri yapmaktır.

    Kapsam

    MADDE 2.- Bu Kanun özürlüleri, ailelerini, özürlülere yönelik hizmet veren kurum ve kuruluşlar ile diğer ilgilileri kapsar.

    Tanımlar

    MADDE 3.- Bu Kanunun uygulanmasında;

    a) Özürlü Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişiyi,

    B ) Özürlülük ölçütü:Uluslararası temel ölçütler esas alınarak hazırlanan ve gerek duyuldukça revize edilen ölçütleri,

    Hafif özürlü: Özürlülük ölçütüne göre, hafif özürlü olarak tanımlanan kişiyi,
    Ağır özürlü: Özürlülük ölçütüne göre, ağır özürlü olarak tanımlanan kişiyi,
    e) Bakıma muhtaç özürlü: Özürlülük sınıflandırmasına göre resmi sağlık kurulu raporu ile ağır özürlü olduğu belgelendirilenlerden, günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olan kişileri,

    f) Korumalı işyeri: Normal işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlüler için, meslekî rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak amacıyla Devlet tarafından teknik ve malî yönden desteklendiği ve çalışma ortamının özel olarak düzenlendiği işyerini,

    g) Korumalı işyeri statüsü:Çalışanlarının yönetmelikle belirlenen oranını özürlülerin oluşturduğu veya özürlülere yönelik çalışmaları ile korumalı işyerine sağlanan teknik ve malî destek sağlanma şartlarını taşımayı,

    h) Rehabilitasyon doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle oluşan özrü ortadan kaldırmak veya özürlülüğün etkilerini mümkün olan en az düzeye indirmek, özürlüye yeniden fiziksel, zihinsel, psikolojik, ruhsal, sosyal, meslekî ve ekonomik yararlılık alanlarında başarabileceği en üst düzeyde yetenekler kazandırarak; evinde, işinde ve sosyal yaşamında kendine ve topluma yeterli olabilmesi ve özürlünün toplum ile bütünleşmesi, ayrımcılığa karşı tüm tedbirlerin alınması amacıyla verilen koruyucu, tıbbî, meslekî, eğitsel, rekreasyonal ve psiko-sosyal hizmetler bütününü,

    i) Sınıflandırma: Önemli bir sağlık öğesi olarak insan vücudunun fonksiyonu ve yetersizliğinin tanımı konusunda ortak ve standart bir dil ve çerçeve geliştirme çalışmasını,

    İfade eder.

    Genel esaslar

    MADDE 4.- Bu Kanun kapsamında bulunan hizmetlerin yerine getirilmesinde aşağıdaki esaslara uyulur:

    a) Devlet, insan onur ve haysiyetinin dokunulmazlığı temelinde, özürlülerin ve özürlülüğün her tür istismarına karşı sosyal politikalar geliştirir. Özürlüler aleyhine ayrımcılık yapılamaz; ayrımcılıkla mücadele özürlülere yönelik politikaların temel esasıdır.

    B ) Özürlülere yönelik olarak alınacak kararlarda ve verilecek hizmetlerde özürlülerin, ailelerinin ve gönüllü kuruluşların katılımı sağlanır.

    Özürlülere yönelik hizmetlerin sunumunda aile bütünlüğünün korunması esastır.
    Kurum ve kuruluşlarca özürlülere yönelik mevzuat düzenlemelerinde Özürlüler İdaresi Başkanlığının görüşünün alınması zorunludur.
    İKİNCİ BÖLÜM

    Sınıflandırma, Bakım, Rehabilitasyon, İstihdam, Eğitim,

    İş ve Meslek Analizi

    Sınıflandırma

    MADDE 5.- Özürlülerle ilgili derecelendirmeler, sınıflandırmalar, tanılamalar uluslararası özürlülük sınıflandırması temel alınarak hazırlanan özürlülük ölçütüne göre yapılır. Özürlülük ölçütünün tespiti ve uygulama esasları, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    Bakım

    MADDE 6.- Özürlü kişilerin yaşamlarını öncelikle bulundukları ortamda sağlık, huzur ve güven içinde sürdürmesi, toplum içinde kendi kendilerini idare edebilecek ve üretken hâle gelebilecek şekilde bakım ve rehabilitasyonlarının yapılması, bunlardan ihtiyacı olanların geçici veya sürekli bakım altına alınması veya bunlara evde bakım hizmeti sunulması esastır.

    Ruhsatlandırma

    MADDE 7.- Özürlülere yönelik bakım hizmetlerini, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünden ruhsat alan gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşları verebilir.

    Hizmet sunumu

    MADDE 8.- Bakım hizmetlerinin sunumunda kişinin biyolojik, fiziksel, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları da dikkate alınır. Bakım hizmetlerinin standardizasyonu, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü koordinasyonunda çalışmalar yürütülür.

    Bakım hizmetleri ile bakımın nitelikli temini sağlanır.

    Bakım çeşitleri

    MADDE 9.- Bakım hizmetleri, evde bakım veya kurum bakımı modelleriyle sunulabilir. Öncelikle kişinin sosyal ve fiziksel çevresinden ayrılmaksızın hizmetin sunulması esas alınır.

    Rehabilitasyon

    MADDE 10.- Rehabilitasyon hizmetleri toplumsal hayata katılım ve eşitlik temelinde özürlülerin bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak verilir. Rehabilitasyon kararının alınması, plânlanması, yürütülmesi, sonlandırılması dâhil her aşamasında özürlü ve ailesinin aktif ve etkili katılımı esastır.

    Rehabilitasyonun her alanında ihtiyaç duyulan personelin yetiştirilmesine yönelik eğitim programları geliştirilir ve bu personelin istihdamı için gerekli önlemler alınır.

    Erken tanı ve koruyucu hizmetler

    MADDE 11.- Yeni doğan, erken çocukluk ve çocukluğun her dönemi fiziksel, işitsel, duyusal, sosyal, ruhsal ve zihinsel gelişimlerinin izlenmesi, genetik geçişli ve özürlülüğe neden olabilecek hastalıkların erken teşhis edilmesinin sağlanması, özürlülüğün önlenmesi, var olan özrün şiddetinin olabilecek en düşük seviyeye çekilmesi ve ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin çalışmalar Sağlık Bakanlığınca planlanır ve yürütülür.

    İş ve meslek analizi

    MADDE 12.- Özür türlerini dikkate alan iş ve meslek analizleri, Özürlüler İdaresi Başkanlığının koordinatörlüğünde Millî Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılır. Bu analizlerin ışığında, özürlülerin durumlarına uygun meslekî rehabilitasyon ve eğitim programları, anılan kurumlarca geliştirilir.

    Meslekî rehabilitasyon

    MADDE 13.- Özürlülerin yeteneklerine göre mesleğini seçme ve bu alanda eğitim alma hakkı kısıtlanamaz.

    Özürlülerin yetenekleri doğrultusunda yapabilecekleri bir işte eğitilmesi, meslek kazandırılması, verimli kılınarak ekonomik ve sosyal refahının sağlanması amacıyla meslekî rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmasının sağlanması esastır.

    Gerçek veya tüzel kişilerce açılacak olan özel meslekî rehabilitasyon merkezleri, yetenek geliştirme merkezleri ve korumalı işyerlerinin değişik tipleri ile özel işyerlerinde bireylerin bireysel gelişimleri ve yeteneklerine uygun iş veya becerilerini geliştirici tedbirler alınır. Bu alandaki hizmetler ihtiyaçlara göre iş ve meslek analizi yapılarak hizmet satın alınması suretiyle temin edilebilir. Buna ilişkin usul ve esaslar, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    Sosyal ve mesleki rehabilitasyon hizmetleri belediyeler tarafından da verilir. Belediyeler bu hizmetlerin sunumu sırasında gerekli gördüğü hallerde, halk eğitim ve çıraklık eğitim merkezleri ile işbirliği yapar. Özürlünün rehabilitasyon talebinin karşılanamaması halinde, özürlü, hizmeti en yakın merkezden alır ve ilgili belediye her yıl bütçe talimatında belirlenen miktarı hizmetin satın alındığı merkeze öder.

    İstihdam

    MADDE 14.- İşe alımda; iş seçiminden, başvuru formları, seçim süreci, teknik değerlendirme, önerilen çalışma süreleri ve şartlarına kadar olan safhaların hiçbirinde özürlülerin aleyhine ayrımcı uygulamalarda bulunulamaz.

    Çalışan özürlülerin aleyhinde sonuç doğuracak şekilde, özrüyle ilgili olarak diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamaz.

    Çalışan veya iş başvurusunda bulunan özürlülerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin alınması ve işyerinde fiziksel düzenlemelerin bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlar ile işyerleri tarafından yapılması zorunludur. Özürlülük durumları sebebiyle işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlülerin istihdamı, öncelikle korumalı işyerleri aracılığıyla sağlanır.

    Korumalı işyerleriyle ilgili usul ve esaslar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

    Eğitim ve öğretim

    MADDE 15.- Hiçbir gerekçeyle özürlülerin eğitim alması engellenemez. Özürlü çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve özürlü olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır.

    Özürlü üniversite öğrencilerinin öğrenim hayatlarını kolaylaştırabilmek için Yükseköğretim Kurulu bünyesinde araç-gereç temini, özel ders materyallerinin hazırlanması, özürlülere uygun eğitim, araştırma ve barındırma ortamlarının hazırlanmasının temini gibi konularda çalışma yapmak üzere Özürlüler Danışma ve Koordinasyon Merkezi kurulur.

    Özürlüler Danışma ve Koordinasyon Merkezinin, çalışma usul ve esasları, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurumu ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken hazırlanan yönetmelikle belirlenir.

    İşitme özürlülerin eğitim ve iletişimlerinin sağlanması amacıyla Türk Dil Kurumu Başkanlığı tarafından Türk işaret dili sistemi oluşturulur. Bu sistemin oluşturulmasına ve uygulanmasına yönelik çalışmaların esas ve usulleri Türk Dil Kurumu Başkanlığı koordinatörlüğünde, Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    Özürlülerin, her türlü eğitim ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kabartma, sesli, elektronik kitap; alt yazılı film ve benzeri materyal üretilmesini teminen gerekli işlemler, Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca müştereken yürütülür.

    Eğitsel değerlendirme

    MADDE 16.- Özürlülerin eğitsel değerlendirme ve tanılaması il milli eğitim müdürlükleri rehberlik araştırma merkezlerinde uzman kişilerden oluşan ve özürlü ailesinin yer aldığı özel eğitim değerlendirme kurulu tarafından yapılır ve eğitim plânlaması geliştirilir. Bu plânlama her yıl yeniden değerlendirilerek, gelişmeler doğrultusunda gözden geçirilir.

    Çıraklık eğitimi almak isteyen özürlülerin ilgi, istek, yetenek ve becerileri doğrultusunda ve sağlık kurulu raporunu da dikkate almak suretiyle hangi meslek dalında eğitim alacaklarına kurul karar verir.

    Kurulun teşkili ve çalışma usul ve esasları Milli Eğitim Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

    Değiştirilen Hükümler

    MADDE 17.- 8.6.1965 tarihli ve 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 1 inci maddesinde yer alan "öğrenci etüd eğitim merkezleri" ibaresinden sonra gelmek üzere "özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri," ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 18 .- 625 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

    Geçici Madde 2.- 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümleri gereği izin almış olan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri 31.12.2007 tarihine kadar Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen hükümlere uygun olarak açılış izinlerini yenilerler.

    MADDE 19.- 23.6.1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 42 nci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    Özürlülerin yaşamı için zorunluluk göstermesi hâlinde, proje tadili kat maliklerinin en geç üç ay içerisinde yapacağı toplantıda görüşülerek sayı ve arsa payı çoğunluğu ile karara bağlanır. Toplantının bu süre içerisinde yapılamaması veya tadilat talebinin çoğunlukla kabul edilmemesi durumunda; ilgili kat malikinin talebi üzerine bina güvenliğinin tehlikeye sokulmadığını bildirir komisyon raporuna istinaden ilgili mercilerden alınacak tasdikli proje değişikliği veya krokiye göre inşaat, onarım ve tesis yapılır. İlgili merciler, tasdikli proje değişikliği veya kroki taleplerini en geç altı ay içinde sonuçlandırır.Komisyonun teşkili, çalışma usulü ile özürlünün kullanımından sonraki süreç ile ilgili usul ve esaslar Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından müştereken hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

    MADDE 20.- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 53 üncü maddesinin başlığı ve birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    "Özürlülerin Devlet memurluğuna alınmaları:"

    Mevzuata uygun olmak kaydıyla; mesleği olan özürlülerin mesleklerine uygun münhal kadrolara atanması, mesleklerini icra veya infaza yardımcı araç ve gerecin kurumlarınca temin edilmesi esastır. Özürlülerin Devlet memurluğuna alınma şartları ile hangi işlerde çalıştırılacakları, mesleklerini icra ve infazda hangi yardımcı araç ve gereçlerin kurumlarınca temin edileceği, zihinsel özürlülerin hangi görevlere atanmasında asgari eğitim şartından istisna edileceği hususları Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca müştereken hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.

    MADDE 21.- 657 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

    Ek Madde 39.- Devlet memurlarının, hayatını başkasının yardım veya bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede özürlü olduğu sağlık kurulu raporu ile tespit edilen eşi, çocukları ile kardeşlerinin, memuriyet mahalli dışında resmî veya özel eğitim ve öğretim kuruluşlarında eğitim ve öğretim yapacaklarının Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu tarafından belgelendirilmesi hâlinde, ilgilinin talebi üzerine eğitim ve öğretim kuruluşlarının bulunduğu il veya ilçe sınırları dahilinde kurumunda bulunan durumuna uygun boş bir kadroya ataması yapılır.

    MADDE 22.- 29.7.1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "gazilerin" ibaresinden sonra gelmek üzere "özürlülerin," ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 23.- 18.1.1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 73 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    İlgilinin işitme, konuşma veya görme özürlü olması:

    Madde 73.- Noter, ilgilinin işitme, konuşma veya görme özürlü olduğunu anlarsa, işlemler özürlünün isteğine bağlı olmak üzere iki tanık huzurunda yapılır. İlgilinin işitme veya konuşma özürlü olması ve yazı ile anlaşma imkânının da bulunmaması hâlinde, iki tanık ve yeminli tercüman bulundurulur.

    MADDE 24.- 1512 sayılı Kanunun 75 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Bir noterlik işleminde imza atılmış veya imza yerine geçen el işareti yapılmış olmasına rağmen, ilgilisi ister veya adına işlem yapılan ve imza atabilen görme özürlüler hariç olmak üzere noter, işlemin niteliği, imzayı atan veya el işaretini yapan şahsın durumu ve kimliği bakımından gerekli görürse, yukarıdaki fıkradaki usul dairesinde ilgili, tanık, tercüman veya bilirkişinin parmağı da bastırılır. Mühür kullanılması hâlinde parmağın da bastırılması zorunludur.

    MADDE 25.-Madde 25 - 01.07.1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası ile dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanuna 8 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

    Ek Madde 1- 65 yaşını doldurmamış olmakla birlikte;

    a) Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde özürlü olduklarını tam teşekküllü hastanelerden alacakları sağlık kurulu raporu ile kanıtlayan, 18 yaşını dolduran ve kanunen bakmakla mükellef kimsesi bulunmayan özürlülerden; her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamının aylık ortalamasına göre bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan daha az geliri olanlara, bu Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenecek aylık tutarının %300'ü tutarında,

    B ) 18 yaşını dolduran, kanunen bakmakla mükellef kimsesi olmayan ve herhangi bir işe yerleştirilememiş olan özürlülerden; her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamının aylık ortalamasına göre bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan daha az geliri olanlara, bu Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenecek aylık tutarının %200'ü tutarında,

    c ) Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamının aylık ortalamasına göre bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan daha az geliri olduğu halde, kanunen bakmakla yükümlü olduğu 18 yaşını tamamlamamış özürlü yakını bulunanlara, bakım ilişkisi fiilen gerçekleşmek kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenecek aylık tutarının %200'ü tutarında aylık bağlanır.

    65 yaşın doldurulmasından önce bu madde hükümlerine göre bağlanmış olan aylıkların aynı şekilde ödenmesine devam olunur. Bu kanunun 1 inci maddesine göre aylık bağlananlardan başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek kadar özürlü olduklarını tam teşekküllü hastaneden alacakları sağlık kurulu raporu ile kanıtlayanlara da birinci fıkranın (a) bendine göre aylık bağlanır. Aylık bağlanmasına esas özürlülük oranı değişenlerin aylıkları durumlarına göre yeniden tespit olunur. Özürlülük oranı, bu kanuna göre aylık bağlanması gereken oranın altına düşenler ile birinci fıkrada belirtilen aylık ortalama gelir tutarlarından fazla gelir elde etmeye başlayanların aylıkları kesilir.

    Aylık hakkından yararlanan 18 yaşından küçük özürlülerin yalnızca kendileri bu kanunun 7 nci maddesinde belirtilen tedavi hakkından yararlanır. Ancak bu madde hükümlerine göre aylık alanlardan herhangi bir sosyal güvenlik kurumunun tedavi yardımı kapsamında bulananlara tedavi yardımı yapılmaz.

    Kanunun 2,3,4,5,6,7 ve 8 inci maddeleri 1 inci fıkra hükümlerine göre aylık ödenecekler hakkında da uygulanır.

    Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan malül olmaları sebebiyle yetim olarak aylık veya gelir almakta olan çocuklardan, bu kurumlardan aldıkları aylık veya gelir toplamı tutarları bu madde gereğince durumlarına göre ödenebilecek tutardan daha az olanlara; aradaki fark ilgili sosyal güvenlik kurumu tarafından (birden fazla sosyal güvenlik kurumundan aylık veya gelir alanlar için yalnızca tercih edecekleri bir sosyal güvenlik kurumu tarafından) ödenir. Ve bu şekilde yapılan tutarlar hazineden tahsil edilir.

    MADDE 26.- 24.5.1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanununun 3 üncü maddesinin © bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (d) bendi ve (e) bendine onbirinci alt bendi eklenmiştir.

    d ) "Bakıma Muhtaç Özürlü"; özürlülük sınıflandırmasına göre resmi sağlık kurulu raporu ile ağır özürlü olduğu belgelendirilenlerden, günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini önemli ölçüde yerine getirememesi nedeniyle hayatını başkasının yardımı ve bakımı olmadan devam ettiremeyecek derecede düşkün olan kişiyi,

    11- "Çocuk Evleri"; 0-18 yaşlar arasındaki korunmaya muhtaç çocukların kaldığı ev birimlerini,

    MADDE 27.- 2828 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve (e) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

    a ) Bu Kanun kapsamına giren sosyal hizmetlere ilişkin faaliyetler, Devletin denetim ve gözetiminde, sivil toplum kuruluşları ile halkın gönüllü katkı ve katılımı da sağlanarak bir bütünlük içinde yürütülür. Sunulacak bakım ve diğer hizmetlerin kapsamı ve bu hizmetleri verecek olan gerçek ve tüzel kişilerin izin, çalışma usul ve esasları ve diğer hususlar Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenir.

    MADDE 28.- 2828 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin (g) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    g ) Kuruma bağlı olanlar dışında kurulacak sosyal hizmet kuruluşlarının, özel eğitim ve rehabilitasyon hizmeti verenler hariç olmak üzere açılış iznine, her türlü standartlarına ve işleyişlerine ilişkin esasları, varsa ücret tarifelerini tespit etmek, onaylamak, denetimini yapmak ve bu esaslara uymayanların faaliyetlerini durdurmak.

    MADDE 29 .-2828 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Kurum Merkez Teşkilatı (1) bir Genel Müdür (5) beş Genel Müdür Yardımcısı ile aşağıdaki esas birimlerden oluşur.

    Hukuk Müşavirliği,
    Teftiş Kurulu Başkanlığı,
    Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı,
    İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığı,
    Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,
    Yapı İşleri Dairesi Başkanlığı,
    Aile-Kadın ve Toplum Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,
    Çocuk Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,
    Gençlik Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,
    Özürlü Bakım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,
    Sosyal Hizmetler Eğitim Merkezi Başkanlığı,
    Yaşlı Bakım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,
    Sosyal Yardım Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,
    Döner Sermaye Merkez Müdürlüğü,
    Özel Kalem Müdürlüğü,
    Savunma Uzmanlığı."
    MADDE 30.- 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.

    Ek Madde 7- Sosyal güvenlik kurumlarına tabi olmayan, bakıma muhtaç özürlülerden ailesini kaybetmiş olanlar ile ailesi ekonomik veya sosyal yoksunluk içerisinde bulunanlara bakım hizmetinin resmi veya özel bakım kurumlarında ya da ikametlerinde verilmesi sağlanır.

    Bakıma muhtaç özürlülere sunulacak bakım hizmetlerinin kapsamı ve bu hizmetleri verecek olan gerçek ve tüzel kişilerin izin, çalışma usul ve esasları, denetlenmeleri ile ücretlendirme ve ödemeleri Kurumun koordinatörlüğünde, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

    Bakıma muhtaç özürlülere sunulacak bakım hizmetinin karşılığı olarak her ay için kişi başına belirlenecek tutar, iki aylık net asgari ücretten fazla olamaz.

    Bakıma muhtaç özürlülerin, Kurumca bakılanlar dışındakilerin bakım ücreti bu amaçla Kurum bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.

    Ek Madde 8- İşitme ve konuşma özürlülerine gerek görüldüğü hâllerde tercümanlık yapmak üzere illerde işaret dili bilen personel görevlendirilir. Personelin işaret lisanı öğrenmeleri için gerekli kursların düzenlenmesi sağlanır. Bu personelin görev ve yetkileri, çalışma koşulları ile ilgili usul ve esaslar Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün müştereken hazırlayacakları yönetmelikle belirlenir.

    MADDE 31.- 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasına (n) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent ve ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

    o ) Özürlülerin araçları için ayrılmış park yerlerinde,

    (o) bendinin ihlâli hâlinde para cezası iki kat artırılır.

    MADDE 32 .- 25.10.1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

    s ) Özürlülerin eğitimleri, meslekleri, günlük yaşamları için özel olarak üretilmiş her türlü araç-gereç ve özel bilgisayar programları.

    MADDE 33.- 21.5.1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci maddesine (n) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (o) bendi eklenmiş ve mevcut (o) bendi (p) bendi olarak teselsül ettirilmiştir.

    o) Özürlü bireylerin spor yapabilmelerini sağlamak ve yaygınlaştırmak üzere; spor tesislerinin özürlülerin kullanımına da uygun olmasını sağlamak, spor eğitim programları ve destekleyici teknolojiler geliştirmek, gerekli malzemeyi sağlamak, konu ile ilgili bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları ile yayınlar yapmak, spor adamları yetiştirmek, özürlü bireylerin spor yapabilmesi konusunda ilgili diğer kuruluşlarla işbirliği yapmak,

    MADDE 34.- 7.5.1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesine aşağıdaki bent eklenmiştir.

    m)Rehabilite edici tıbbi hizmetlerde kullanılan yardımcı araç ve gereçleri üretmek amacıyla, kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulacak kuruluşların açılış iznini vermeye Sağlık Bakanlığı yetkilidir. Bu kurum ve kuruluşların açılış izninin verilmesine, üretim ve personel standardına, işleyiş ve denetimi ile daha önce açılmış olan kurum ve kuruluşların durumlarına ilişkin esaslar Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

    MADDE 35 .- 30.4.1992 tarihli ve 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

    Ek Madde 3.- Görme, ortopedik, işitme, dil-konuşma, ses bozukluğu, zihinsel ve ruhsal özürlü çocuklardanh özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam etmeleri uygun görülenlerin eğitim giderlerinin, her yıl bütçe uygulama talimatında belirlenen miktarı Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten karşılanır.

    MADDE 36.- 28.12.1993 tarihli ve 3960 sayılı Kalıtsal Hastalıklarla Mücadele Kanununun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Madde 1.- Devlet, kalıtsal kan hastalıklarından thalessemia ve orak hücreli anemi dahil olmak üzere, bütün kalıtsal kan hastalıklarıyla ve özürlülüğe yol açan diğer kalıtsal hastalıklarla koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında mücadele eder. Bunun için gerekli ödenek Sağlık Bakanlığı yılı bütçesine konulur.

    Kalıtsal kan hastalıklarıyla ve özürlülüğe yol açan diğer kalıtsal hastalıklarla koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında mücadele için gerekli önlemler ve bu konuda uygulanacak usul ve esaslar Sağlık Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

    MADDE 37.- 13.4.1994 tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (u) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    u) Kadınlara, güçsüzlere, özürlülere ve çocuklara karşı şiddetin ve ayrımcılığın teşvik edilmemesi.

    MADDE 38.- 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 348 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    1) Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.

    MADDE 39.- 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 108 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasının birinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

    Bu Kanunda öngörülen idari para cezaları, 101 inci maddedeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101 inci madde kapsamındaki idari para cezaları ise, doğrudan Türkiye İş Kurumu İl Müdürü tarafından verilir.

    MADDE 40.- 10.7.2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

    Ek Madde 1.- Büyükşehir belediyelerinde özürlülerle ilgili bilgilendirme, bilinçlendirme, yönlendirme, danışmanlık, sosyal ve mesleki rehabilitasyon hizmetleri vermek üzere özürlü hizmet birimleri oluşturulur. Bu birimler, faaliyetlerini özürlülere hizmet amacıyla kurulmuş dernek ve bunların üst kuruluşlarıyla işbirliği hâlinde sürdürürler. Özürlü hizmet birimlerinin kuruluş, görev, yetki, sorumluluk ve işleyişine ilişkin usul ve esaslar Özürlüler İdaresi Başkanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

    MADDE 41.- 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 122 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında geçen "dil, ırk, renk, cinsiyet," ibaresinden sonra gelmek üzere "özürlülük," ibaresi eklenmiştir.

    MADDE 42.- 25.3.1997 tarihli ve 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin (h) bendine aşağıdaki paragraf eklenmiştir.

    Başkanlığın bağlı olduğu Bakanın onayı ile özürlü kimlik kartı hazırlama veya verme yetkisi, valiliklere devredilebilir. Özürlü kimlik kartı hazırlama ve verme usul ve esasları, İçişleri Bakanlığı ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünce müştereken hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

    MADDE 43.- 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Madde 7.- Başkanlığın ana hizmet birimleri şunlardır:

    a) Rehabilitasyon ve Eğitim Dairesi Başkanlığı.

    B ) Özürlülük Araştırmaları ve İstatistik Dairesi Başkanlığı.

    c) Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı.

    d) Proje ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı.

    MADDE 44.- 571 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    Rehabilitasyon ve Eğitim Dairesi Başkanlığı

    Madde 8.- Rehabilitasyon ve Eğitim Dairesi Başkanlığının görevleri şunlardır:

    a) Özürlülerin rehabilitasyonu ve eğitimi sürecinde ilgili kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamak.

    B ) Özürlülerin rehabilitasyonuna yönelik her türlü standardın oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapmak.

    c) Rehabilitasyon alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlardaki yapılan çalışmaları takip etmek, sorunları ve çözüm yollarını araştırmak.

    d) Rehabilitasyon ve eğitim alanları ile ilgili (panel, sempozyum, konferans vb.) etkinliklerde bulunmak.

    e) İstihdamı kısıtlayan engellerin kaldırılmasını, istihdam alanlarının genişletilmesini ve özürlülerin kendi işini kurmalarına yönelik çalışmaları takip etmek ve tekliflerde bulunmak.

    f) Özürlülerin günlük hayatlarında karşılaştıkları fiziki ve mimari engellerin kaldırılması ve bu konudaki standartların belirlenmesi için teklifler hazırlamak ve hazırlatmak.

    g) Kamuya açık sosyal, kültürel, sportif tesis ve alanlar ile kitle iletişim ve ulaşım araçlarından özürlülerin faydalanmasını sağlayıcı tedbirleri araştırmak, değerlendirmek ve teklifler hazırlamak.
#16.09.2008 04:14 0 0 0
  • Art Brut Sanatı Nedir? | Ham Sanat - Toplumdan Dışlanmış Ya Da Kendini Bilinçli Olarak Toplum Dışına Atmış Olan İnsanların Elinden Çıkan Yapıtları İçeren Sanat Akımı




    Fransızca bir terim olan 'art brut'nun tam karşılığı, 'ham sanat'tır. Art brut'da profesyonel olmayan, kendiliğinden bir sanat söz konusudur. Art Brut sözlük anlamı ile 'raw art / rough art' anlamına geliyor. Debuffet'e göre bu çeşit sanat, kabul edilen kültür sınırlarının dışında yaratılıyor ve buna 'outsider art' adı veriliyor. Deliligin sanatı, dışarıda kalmış sanat. Bir anlamda 'öteki'nin sanatı da denilebilir.

    1948 yılında Dubuffet, Breton ve Tapie, 'art brut'yu kurdular. Bu sanatçıların amacı; kendi kendini yetiştirenlerin, meşhur olmayanların, mahpusların ve ruh hastalarının ürünlerini ortaya çıkarmaktı. Jean Dubuffet'nin topladığı çalışmalardan bir 'art brut' kolleksiyonu oluşturuldu.

    Dubuffet, kazanılmış kültürün ürünleri olan sanatları reddetti ve 'art brut'nun ateşli bir savunucusu oldu. Kendi resimlerinde de bu yaklaşımı açıkça görülmektedir.

    "Art Brut", toplumdan bir şekilde dışlanmış ya da kendini bilinçli olarak toplum dışına atmış olan insanların elinden çıkan yapıtları içeren bir sanat akımı. Aslına bakılırsa tam anlamıyla bir akım bile sayılmaz; Fransız ressam Jean Dubuffet 1947 yılından itibaren akıl hastalarının, mahkûmların, sağır ve dilsiz insanların, körlerin eserlerinin koleksiyonunu yapmaya başlıyor ve bu eserlere dair bir tanım olarak da "Art Brut"yu getiriyor.




    noimage
#16.09.2008 02:36 0 0 0