Alkoliklerde, debilitan hastalarda ve oral sağlık bakımı iyi olmayanlarda (enfekte diş, gingivitis, vb.) ve üst solunum yolları infeksiyonu örneğin sinüsitis olanlarda bu pnömoniler daha sıklıkla oluşurlar.
Başlıca etkenleri bakteroid grubu bakteriler, streptokoklar, stafilokok, aureus, klebsiella ve psödomonaslardır.
Anaerob bakteri infeksiyonları akut veya sinsi başlar. Bazan balgam kötü kokulu, bazan kanlıdır. Yüksek ateş, bazan titreme olur. Sıklıkla plevra ağrısı vardır.
Fizik incelemede akciğer yoğunlaşması belirtileri, plörezi, bazı vakalarda dağınık infeksiyon odaklarıyla ilgili bulgular izlenir.
Akciğer radyografisinde başlıca görünüm pnömonitis, pnömoni, abse ve ampiyemle ilgilidir. Bu bulgular ayrı ayrı veya ikisi, üçü birlikte izlenir. Abselerde homojen bir yoğunlaşma (kitle görünümü), nekroz (intizamsız kalın duvarlı kavern) görünümü hastalığın önemli radyolojik bulgularıdır. Bu kavernlerde hava-sıvı düzeyi ve çevresindeki akciğer parenkimasında bir yoğunlaşma vardır. Hastalık hızla ilerler. Hemen her vakada ampiyem oluşur.
15.000 - 25.000 lökositoz özellikle polimorf çekirdekli lökositlerin artışıyla ilgilidir. Anaerob akciğer infeksiyonlarında ortalama üç değişik mikroorganizma, örneğin anaerob bakteriler, diğer bakteriler ve spiroketler vardır.
Anaerob bakteri pnömonilerinde etkili antibiotik penisilindir. Günde 5-10 milyon ünite İV veya İM verilir. Penisiline dirençli vakalarda sefoperazon (2-3 gm/gün İV veya İM), kloranfenikol (2-3 gm/gün, oral), klindamisin (300-600 rag/gün, oral) ve tetrasiklin (2-3 gm/gün, oral) antibiyotikleri verilir.
Tedaviye 4 hafta kadar devam edilir. Bu infeksiyonlarda mikroorganizmalar ilaçlara kolay direnç kazanırlar. Sık sık balgam kültürü yapılarak etkin tedavi uygulanır. Diabet, anemi gibi hastalıklar varsa bunların tedavisi başarıyı arttırır.
Klebsiella Pnömonisi - Klebsiella Pnömonisi Hastalığı - Akciğer Enfeksiyonları
Klebsiella Pnömonisi Nedir
Ciddi bir pnömonidir. Etkeni gram negatif bakteridir.Yaşlılarda, alkoliklerde, kontrol altına alınmamış diabetiklerde ve debilitan hastalarda daha sıklıkla izlenir. Hastalık birdenbire ürperme, ateş, dispne, balgam, göğüs ağrısı ve ileri derecede bitkinlikle başlar. Balgam yeşilimtrak, pürülan, kan-çizgili, bazan paslı ve yapışkandır.
Muayenede hastalık bölgesinde sübmatite veya matite, pektoriloki, bronşiyal solunum ve yaş railer izlenir.
Radyolojik üç özellik vardır:
1. Eksüda toplanması akciğer parenkimasında volüm artmasına ve interlober sissürün itilmesine ve bombeleşmesine sebep olur.
2. Yaklaşık 1/3 vakada abseleşme ve kavern oluşur.
3. Eksüda sıklıkla ampiyeme dönüşür.
Balgamda hastalığın etkeni gram negatif bakteriler ve bol polimorf lökositler görülür. Çok kez lökosit sayısı normaldir veya lökopeni vardır. Bazan lökositoz izlenir.
Hastalığın başlıca komplikasyonlan abse, kavern, ampiyem, pnömotoraks, perikardit, menenjit ve anemidir.
Tedavi süresi en az 2 haftadır. Klebsiella pnömonisi tedavisinde kullanılan başlıca ilaçlar sefoperazon ve sefalotin (2-3 gm/gün, İV, İM), gentamisin (160 mg/gün, İM) ve kloranfenikol ( 2-3 gm/gün, oral) dir. Sık sık balgam kültürüyle antibiotik duyarlığı incelenmeli ve buna uygun antibiotik seçilmelidir.
29 Temmuz 1940 yılında İstanbul Üsküdar'da doğmuştur.
1998 yılında Suriye ile yaşanan krizi müteakip 20 Ekim 1998 tarihinden itibaren Adana Mutabakatı gereği, Türkiye Cumhuriyeti adına Türkiye-Suriye güvenlik ilişkilerini yürütmüştür.
TSK Üstün Hizmet Madalyası, Üstün Cesaret Madalyası, Altın Şeref Madalyası sahibidir.
Askeri Kariyer
1960 Yılında Kara Harp Okulundan,
1961 yılında Piyade Okulundan,
1971 yılında Kara Harp Akademisinden,
1976 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisinden mezun olmuştur.
1961-1976 yılları arasında T.S.K.nin çeşitli birliklerinde Tk.ve Bl.K.lıkları ile Kh.Sb. ve Kur.Bşk.lıkları görevlerinde bulunmuştur.
1976 - 1980 yılları arasında Silahlı Kuvvetler Akademisinde Öğretim Üyesi,
1980 - 1982 yılları arasında Ege Ordu ve K.T.B.K.K.lığında İstihbarat Başkanı olarak görev yapmayı müteakip,
1982 - 1983 yılları arasında 50. Piyade Alay Komutanlığı görevini icra etmiştir.
1983 - 1985 yılları arasında K.H.A.,
1985 - 1986 yılları arasında da K.H.O. Öğretim Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur.
1986 yılında Tuğgeneral rütbesine terfi ederek K.H.O.K.Yrd.lığına,
1987 yılında da [[39.ncu Mknz.P.Tug.K.lığına atanmıştır.
1990 yılında Tümgeneral rütbesine yükselmiş,
1990-1993 yılları arasında K.K.Per.Başkanlığı,
1993-1994 yılları arasında Piyade Okul Komutanlığı yapmıştır.
1994 yılında Korgeneral rütbesine yükselerek K.K.Dent. ve Değ. Başkanlığı görevine atanmıştır.
1995 - 1998 yılları arasında Adana'da bulunan 6. Kolordu Komutanlığı'atanan Aytaç Yalman,
1998 yılında Orgeneralliğe terfi ederek 2. Ordu Komutanlığına atanmıştır.
24 Ağustos 2000 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı görevine atanmıştır.
24 Ağustos 2002 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na getirilmiştir.
1 Mart tezkeresi
Aytaç Yalman, 1 Mart tezkeresi ile ilgili bazı bilgiler benimle beraber mezara gidecek. Ama, o zaman ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesinde Türkiye'nin yerine bakarsanız olayı anlarsınız.' diyerek vede 1999, terörle mücadele tarihimiz açısından bir dönüm noktasıdır. Öcalan bu tarihte Amerikalıların yardımı ile yakalandı. Öcalan'ın yakalanması ile Talabani ve Barzani alternatifsiz kaldı, Kuzey Irak'taki PKK gücü tasfiye oldu. Bunlar (Talabani ve Barzani) ABD'ye daha çok bağlandılar ve koltuğumuzdan çıktılar. Amerika Öcalan'ı bize teslim ederken, bunlara ciddi bir avantaj sağlarken, terör örgütünü istediği gibi kullanma imkânını da elde etti. Şimdi yaşadığımız terör tesadüf değil. Şu anda PKK Kuzey Irak'ta ABD'nin kontrolündedir. şeklinde açıklamalarda bulunarak tüm bunların ABD'nin bir oyunun parçası olduğunu örtülü olarak belirtmiştir.
Ergenekon Davası
Ergenekon davası kapsamında ortaya çıkan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait günlüklerde, darbecilerin İsrail istihbarat kurumu Şin Bet başkanı Ami Ayolan'dan siyasi destek istedikleri, onun da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ten şikayetçi olarak, bütün Kuvvet Komutanlıkları ile işbirliği halinde oldukları halde, Özel Kuvvetler Komutanlığı ile irtibatlarının kesildiğini söylediği iddia edilmektedir
Daha önce Metin Eloğlu'nun kitaplaşmamış şiirlerini (İbresiz Bir Pusula, YKY, 2007) derleyen Turgay Anar, dört yıl boyunca 300'den fazla süreli yayını inceledi ve şairin biri hiç yayımlanmamış 25 öyküsüne ulaştı. Bu arada, Sait Faik'in öykücü olmanın temel ölçütlerinden biri saydığı "balık isimlerini bilme" sınavından da "Yıldızlı Pekiyi"yle geçiyor: "Ah, buraya kışın gelmeliydi: Civarinalar tozu dumana katarken, bir yelken bezine bürünüp, yavru orkinosları, kaplan postlu, dört dikenli dıragonyaları beklemek... Hapı yutan kılıcın nazlı nazlı salınması, gitgide iflahtan kesilmesi... Siyah sarı al benekli minakoplar... Koçan gibi kefalları ileryalardan ayrı koyun... O canım iskorpitler, taş balıkları isperkolar...
Kitap Kapak
Yazar: Metin Eloğlu
Yayınevi: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık
Sayfa sayısı: 148
ISBN: 9789750816512
Basım tarihi: Ağustos 2009
Kategori: Roman / Öykü
Stafılokok pnömonisi ciddi bir akciğer inifeksiyonudur. Etkeni gram positif stafılokok aureus'dur. Bu pnömoninin başlıca üç özelliği vardır.
1. Ciddi bir infeksiyondur ve akciğerde abse oluşur.
2. Bu bakteri kısa bir sürede kullanılan antibiotiğe direnç kazanır.
3. İnfeksiyon hastanın çevresindekilere yayıdır ve hastane kontami-nasyonu oluşur.
Stafılokok pnömonisinde başlıca hastalık belirtileri, titreme, ateş, öksürük, balgam, göğüs ağrısı (plevra ağrısı), takipne, taşikardidir. Fizik inceleme bulguları pnömokok pnömonisine benzer.
Akciğer radyografisinde bir lobun, bir segmentin veya birden çok segmentin yoğunlaşması görülür. Bazan yaygın bronkopnömoni oluşur. Plö-rezi, pnömatosel ve abse sıklıkla izlenir.
Balgamda üzüm salkımı şeklinde gram pozitif stafılokoklar ve poli-morf çekirdekli lökositler görülür. Kanda lökositler 15.000 - 25.000'e çıkar. Ciddi bir infeksiyonda lökopeni olabilir, kötü bir prognoz endike eder.
Hastalığın başlıca komplikasyonları akciğer absesi, beyin ve böbrek absesi, menenjit, endokardit, pnömotoraks ve ampiyemdir.
Stafilokok pnömonisi ciddi bir infeksiyon olduğundan hastalar hasta neye yatırılarak tedavi edilmelidir. Etkili antibiotik yüksek dozda ve en az iki hafta kullanılır. Sık sık balgam kültürü yapılarak etkili antibiotik seçilir. Vaka ların %50'sinde stafılokoklar penisiline duyarlıdır. Günde 5-20 milyon ünite İM veya İV verilir. Penisiline dirençli vakalarda balgam antibiogramı sonucu na uygun diğer antibiotiklerden yararlanılır.
Türk Halkının Dirlik Ve Düzenlik Kavgası Celâliler İsyanları - Mustafa Akdağ - Kitap Özet
Kitap Özet
Cumhuriyet dönemi tarihçiliğimizin bir klasiği. Osmanlı tarihinin en parlak dönemi sayılan 16. yüzyılın ortalarında başlayıp 17. yüzyılın ilk çeyreğine kadar süren birbirine eklemlenmiş toplumsal karışıklıklar, devlet otoritesine güçlü başkaldırılar dizisinin nedenleri, özellikleri, sonuçları ilk kez bu çalışmada bütün kapsamıyla ortaya konmuştur.
Osmanlı Devleti'nin temel coğrafi ve toplumsal dayanağı olan Anadolu'da ortaya çıkan bu olaylar dizisi sosyal ve iktisadi düzeni altüst etmiş, izleri günümüze kadar gelen "büyük kaçgun" gibi bir olguyu yaratmış, devlet açısından da vergi gelirlerinin azalması, asâyişin bozulması, kentlere göçün artmasının yarattığı çok boyutlu sorunlar gibi sonuçlar doğurmuştur.
Kitap Kapak
Yazar: Mustafa Akdağ
Yayınevi: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık
Sayfa sayısı: 512
ISBN: 9789750816536
Basım tarihi: Ağustos 2009
Kategori: Tarih
Mehmet Şener Eruygur (d. 17 Haziran 1941, Erzurum, Türkiye), Türk emekli orgeneral, eski Jandarma Genel Komutanı ve Atatürkçü Düşünce Derneği genel başkanıdır.
Eğitim ve Askerlik Kariyeri
Ortaöğrenimini Kuleli Askeri Lisesi'nde yapan Mehmet Şener Eruygur, mezun olduktan sonra Kara Harp Okulu'nda öğrenimine devam etti.
27 Mayıs Darbesi sırasında Harp okulu öğrencisi idi. Harekat sırasında Adnan Menderes Eskişehir'den Konya'ya gitmek üzere Kütahya'ya geçtiğinde Keşif Tabur komutanı Agasi Şen ve Binbaşı Muhsin Batur tarafından gözaltına alınmış ve Ankara'ya getirilmişti. Darbenin ilk günü, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes, TBMM Reisi Refik Koraltan, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, İstiklal Savaşını başlatan Emekli Orgeneral Ali Fuat Paşa ve diğer devlet erkanı, Kara Harp Okulunda, aralarında Şener Eruygur'un da bulunduğu öğrenciler tarafından hakaretlere uğramışlar ve darp edilmişlerdi.
Eruygur, 1960 yılında Topçu Subayı olarak Kara Harp Okulu'ndan mezun oldu. 1961 yılında Topçu Okulu'nu bitirerek, 1971'e dek çeşitli topçu birliklerinde Takım ve Batarya Komutanlığı ve Karargah Subaylığı yaptı.
1971'de girdiği Kara Harp Akademisi'nden 1973'de mezun olan Eruygur, 1974 yılında da Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesi'ni bitirdi. 1975 yılında NATO Savunma Koleji'nden mezun olan Mehmet Şener Eruygur, 1976 yılına kadar çeşitli kıt'a ve karargahlarda görev aldı.
Eruygur, 1976'da Bükreş'e giderek burada kara ateşeliği yaptı. 1978'e kadar bu görevi sürdürdü. Daha sonra sırasıyla; 5'inci Kolordu Topçu Grup Komutanlığı ve 105'inci Topçu Alay Komutanlığı, Kara Harp Akademisi Öğretim Üyeliği ve 1'inci Ordu Harekat Başkanlığı görevlerinde bulundu.
1987'de Tuğgeneral olan Eruygur, bunun ardından Millî Savunma Bakanlığı Asker Alma Daire Başkanlığı ve 49'uncu Piyade Tugay Komutanlığı görevlerini yaptı.
M. Şener Eruygur, 1991'de Tümgeneralliğe yükseldi. 1993'e dek sürdürdüğü Millî Savunma Bakanlığı Asker Alma Daire Başkanlığı görevinin ardından, 1993 - 1996 yıllarında Topçu Füze Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı yaptı.
1996 yılında Korgeneralliğe terfi etti ve sırasıyla 5'inci Kolordu Komutanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı görevlerini yürüttü.
4 Ağustos 2000'de Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevine atanan Eruygur, Yüksek Askeri Şura'nın 31 Temmuz - 3 Ağustos 2002 tarihleri arasında dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit'in başkanlığında yaptığı Ağustos ayı olağan toplantısında alınan kararla Jandarma Genel Komutanı olarak atandı.
2007 yılında Nokta dergisinin yayınladığı dönemin deniz kuvvvetleri komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen günlüklerde 2003 ve 2004 yıllarında planlanan "Ayışığı" ve "Sarıkız" adlı askeri darbeler'in öncülüğünü yaptığı iddia edilmektedir. 16 Mart 2009 günü tempo24.com.tr internet haber sitesinde yayınlanan ve Mustafa Balbay'ın bilgisayarından elde edilen günlüklerinde de, İlhan Selçuk ve diğer Cumhuriyet gazetesi yazarları ve diğer bazı kuvvet komutanları ile birlikte 2000-2005 yılları arasında askeri darbe planları yaptığı iddia edilmektedir.
Şener Eruygur ve TSK'nin emekli komutanları Türkiyede başlatılan cadı avı sonucu yargısız infaz ile suçlu ilan edilmiştir. Darbe günlüklerini yazdığı idda edilen eski Deniz Kuvvetleri komutanı Özden Örnekkendisine ait böyle bir günlük olmadığını idda etmesine rağmen davaya bakan Savcılar tarafından Tanık veya sanık olarak hiç bir şekilde ifadesine başvurulmamıştır.
Diğer Faaliyetleri
ADD Genel Başkanlığı
Emekliye ayrıldıktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanlığı'na seçildi Halen genel başkanlık yapmaktadır
Cumhuriyet Mitingleri
Eruygur, Cumhuriyet Mitingleri'nde etkin olarak yer aldı.
Ergenekon Operasyonu ve Eruygur
Atatürkçü Düşünce Derneği genel başkanı ve eski Jandarma Genel Komutanı emekli orgeneral Şener Eruygur, 1 Temmuz 2008 sabahı, Ergenekon Soruşturması kapsamında yapılan operasyon ile İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz ve Mehmet Ali Pekgüzel'in talimatıyla, oturduğu askerî lojmanda gözaltına alındı.Evinde yapılan arama, eşzamanlı diğer sivil baskınların aksine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119'uncu maddesi 5'inci fıkrasındaki "Askeri mahallerde yapılacak arama, Cumhuriyet savcısının istem ve katılımıyla askeri makamlar tarafından yerine getirilir." düzenlemesine dayanarak, cumhuriyet savcısı gözetiminde askerî görevlilerce yapıldı.Eruygur'un, gözaltına alınan diğer kişilerle birlikte İstanbul'a getirildi. İstanbul Nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Temmuz'u 6 Temmuz 2008'e bağlayan gece, Şener Eruygur hakkında tutuklama kararı verdi.
3 Eylül 2008 tarihinde Kocaeli Muharebe Hizmet Destek Eğitim ve Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi, Kandıra Cezaevinde tutuklu bulunan emekli Orgeneral Şener Eruygur ile Orgeneral Hurşit Tolon'u Türk Silahlı Kuvvetleri adına ziyaret etmiştir.[6] [7] AK Parti bu ziyareti insanî bir ziyaret olarak nitelerken CHP ve MHP geç kalınmış bir ziyaret şeklinde değerlendirdi. [8] Fransızca ve İngilizce bilen Şener Eruygur, Mukaddes Eruygur ile evli olup, iki çocuk babasıdır.Eruygur 17 eylül 2008 tarihinde tutuklu bulunduğu hapishane'de beyin kanaması geçirmiş ve merdivenlerden düşerek yaralanmış Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesine yoğun bakıma kaldırılmıştı. Boynunda 4 kırık bulunduğu iddia edilen Eruygur'un GATA'da tedavisinden sonra sağlığına kavuştuğu ve ilgili Mahkeme'ye haber verilmeden evine taburcu edildiği anlaşılmaktadır
Akciğer parenkimasının iltihabına pnömoni veya pnömonitis denilmektedir. Pnömonitis pnömoniyle aynı anlama gelmekle beraber daha çok segment pnömonileri için veya yamalı intizamsız pnömoniler için kullanılır.
Toplum kökenli pnömoniler tüm pnömonilerin en sık izlenilenidir. Pnömokok pnömonileri toplum kökenli pnömonilerin %80'nini ve nosokomial pnömonilerin %10'unu kapsamaktadır.
Bakteri pnömonileri tüm pnömoniler içinde en sık görülenidir ve pnö mokok pnömonisi aşağıda yazıldığı gibi bakteri pnömonilerinin en sık izlenile-nidir.Başlıca pnömoni türleri:
En çok görülen Pnömokok pnömonisi
Oldukça sık görülen Pyojen streptokok, stafilokok, klepsiella, hemo-fılus inflüenza
Seyrek görülen B.antrasis, pertusis, brusellosis, enterobakter, E.koli Nadir görülen N.meningitidis, psödomonas, proteus, nokardia
Etyoloji
Pnömokok pnömonisinin etkeni diplococcus preumoniae'dır. Gram pozitiftir. 75'den çok türü vardır.
Patoloji
Pnömoninin 3 patolojik dönemi vardır.
1- Dolgunluk dönemi (engorgement) Başlangıçta ödem vardır. Kapilerler genişlemiş ve dolgundur. Alveollerin içine sıvı sızar, eksüdasyon oluşur.
2- Karaciğerleşme (hepatisation) Hastalığın 2-3. gününde akciğer karaciğer gibi koyu bir renk alır. Bu döneme kırmızı hepatizasyon adı verilir.
Akciğer 2-3 gün sonra sarı bir renge değişir, bu döneme sarı hepatizasyon adı verilir, bu dönem 3-4 gün sürer.
3- Erime (resolution) dönemi Pnömoni başlangıcından 7-10 gün sonra alveollerin patolojik materyelden arınmasıyla içine hava girer ve çıkar, ventilasyon başlar.
Patojenez
Pnömoni kış aylarında daha çok izlenir. Üst solunum yolları infeksiyonları, sigara, alkol, diabetes mellitus, yaşlanma, bronş kanseri, immünosüpresif hastalıklar, immünosüpresif ilaçlar ve cerrahi girişimler pnömoni insidensini ve ciddiliğini artırırlar.
Klinik Belirtiler
Yüzde elli vakada pnömoniden önce üst solunum yolları infeksiyonu vardır. Genellikle bir hafta içinde ciddi bir hastalık gelişir, ateş 38 - 39.5 dere ceye yükselir, çok kez akşam ateşi daha yüksektir. Öksürük ve paslı çizgi şek linde kanlı, bazan san-yeşil (pürülan) balgam vardır. Sıklıkla ürperme, titreme, üşüme, plöritik göğüs ağrısı oluşur. Bazı hastaların dudaklarında herpes görü lür. Ateş 5-10 günden sonra birdenbire "kriz şeklinde" veya giderek azalarak "lizis şeklinde" düşer ve hasta nekahat dönemine girer.
Fizik incelemede hastanın akut bir görünümü izlenir, yüzü kızarmış ve syanozedir. Hızlı ve sığ bir solunum, yüksek ateş, taşikardi izlenir. Hasta hemitoraks özellikle inspirasyonda ve öksürükle ağrılıdır. Toraks hareketi kısıtlıdır. Vokal fremitus normal veya artmıştır. Plörezi komplikasyonu varsa vokal fremitus azalır. Perküsyonda matite veya sübmatite alınır. Oskültasyonda frotman, bronşiyal solunum, egofoni, bronkofoni, fısıldama pektoriloki'si ve krepitan railer duyulur.Yukarıda belirtilen fizik inceleme bulguları vakaların özelliklerine göre değişiklikler gösterir.
Radyoloji
Pnömoni tanısında en önemli yöntem akciğer radyografisi'dir. Hastalık periler hava boşluklarında başladığından, pnömoni yoğunlaşması viseral veya interlober plevraya komşudur. Hava bronkogramı izlenir. Buna karşın kanserin sebep olduğu atelektazide hava bronkogramı görülmez. Çok kez pnömoni bir lob veya segmentte loklalizedir. İki veya daha fazla lob pnömonilerinde prog-noz daha ciddidir. Gerekli tedavi uygulanırsa pnömoni yoğunlaşması azalarak 10-14 günde kaybolur. Tedavi edilmeyen vakalarda radyolojik anormallik 6-8 hafta sürer.
Laboratuvar bulguları
Balgamda bol polimorf lökositler ve gram pozitif pnömokoklar görülür. Balgamın sık sık kültürü yapılarak bakterilerin cinsi, azalıp azalmadığı ve antibiyotik duyarlığı (antibiyogram) incelenir ve etkili antibiyotik seçilir.
Lökosit 10.000 - 30.000'e artar. Bazı vakalarda daha fazladır. Bazı va kalarda lökosit, normal veya normalden azdır. Lökopeni veya aşırı lökositoz olan hastalarda prognoz daha kötüdür. Lökosit formülünde polimorflar artmış tır. Sedimantasyon hızı artar. Ciddi vakalarda hipoksemi izlenir.
Komplikasyonlar
Pnömoninin başlıca komplikasyonları plörezi, ampiyem, akciğer absesi, süperinfeksiyon (nüks)'dür. Nadir olarak endokardit, menenjit, nefrit, artrit, otit, sinüsit ve şok oluşabilir. Erken ve etkili (etkene duyarlı) tedavi kompli kasyonları önler veya azaltır. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı, bronşektazi, kanser, malnütrisyon ve kontrol altına alınmayan diabetes mellitus hastaların da, alkol ve sigara içenlerde komplikasyonlar daha sıklıkla oluşur.
Pnömoni Tedavisi
Penisilin veya ampisilin çok kez pnömoni tedavisi için en uygun anti biyotiklerdir. Penisilin streptokok ve penisiline duyarlı stafılokok pnömonile-rinde de etkilidir. 600.000-800.000 ünite prokain penisilin günde 1-2 kez İM enjekte edilerek veya günde 2-4 kez 300.000 ünite kristal penisilin İV tedavi siyle 7-10 gün devam edilir.Birkaç günde penisiline cevap vermeyen vakalarda bir komplikasyonun bulunduğunu veya teşhisin yanlış olduğunu düşünmelidir. Yaşlılarda veya hastanede yatan hastalarda pnömoni etkeni daha çok gram ne gatif veya stafılokok aureus olduğundan geniş spektrumlu antibiyotikler örne ğin bir üçüncü jenerasyon sefalosporin veya geniş spekrumlu penisilin ile te davi yapılır. Özellikle alkoliklerde ve psikiatrik sorunu olanlarda izlenen aspi-rasyon pnömonilerinde klindamisin veya yüksek doz penisilin kullanılır. Mikoplasma pnömonisinde (atipik pnömoni) tetrasiklin veya eritromisin antibiyo-tikleriyle tedavi yapılır.
Başarılı bir pnömoni tedavisi için antibiyogram yapılarak ilaçlara duyarlılık değerlendirilir.
Solunum yollarında oluşan sekresyonlara etkili ilaçlar verilmelidir. İnfeksiyonun türüne göre bazı özellikleri göz önünde bulundurmak gerekir. Kullanılan antibiotik ve diğer ilaçların etkisiz olması veya yeterli doz ve süre de verilmemesi tedavi başarısını engeller. Özellikle gram negatif pnömoni infeksiyonlarında ilaç türü ve dozu dikkatle değerlendirilmelidir.
Hastada dispne, syanoz varsa oksijen verilir. Kardiyak hastalarda, şok olanlarda, diabet, astma, kronik bronşit, amfızem vakalarında ve direnç kırıcı kronik hastalıklarda pnömoni ciddi ve tehlikeli bir gidiş gösterir. Bu hastalarda iki veya üç antibiyotiği birlikte daha yüksek doz ve daha uzun süre uygulama lıdır.
Prognoz ve prevansiyon nedir
Etkili antibiyotik tedavisine rağmen pnömokok pnömonisinde %1 mortalite vardır. Tüm pnömonilerde ortalama mortalite %5'dir. Hastanın yaşı, infeksiyon derecesi, komplikasyonlar ve diğer hastalıkların birlikte bulunması prognozu etkiler.
Prevansiyon pnömokok ve inflüenza aşılarıyla sağlanır. Özellikle risk olasılığı fazla olan yaşlılara, kronik akciğer, karaciğer, böbrek, kalp hastalık ları olanlara, diabetiklere bu aşılar uygulanır.
Ölümlerin çoğu süperinfeksiyon veya pnömoniyle birlikte başka bir hastalığın bulunduğu vakalarda izlenir. Bakteriemi, lökopeni, şok, hastalığın birden fazla lobda bulunması mortaliteyi arttırır.
Orgeneral Sebahattin Işık Koşaner, 1945 yılında İzmir'de doğdu.
1965 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1966 yılında Piyade Okulu'ndan mezun olan Orgeneral Koşaner, 1976 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı çeşitli birliklerde takım ve bölük komutanlığı, Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı'nda öğretmenlik ve Harekat Eğitim Subaylığı yaptı.
1978 yılında Kara Harp Akademisi'nden mezun olan Orgeneral Koşaner, kurmay subay olarak Genelkurmay Özel Harp Daire Başkanlığı emrinde çalıştı.
İtalya'nın Napoli kentinde Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı (AFSOUTH) İstihbarat Dairesi'nde karargah subaylığı yapan Orgeneral Koşaner, 3. Ordu Komutanlığı Lojistik Başkanlığı Plan Koordinasyon Şube Müdürlüğü, Genelkurmay Strateji Kuvvet Plan Dairesi'nde Kuvvet Plan ve Program Şube ile Strateji Şube Müdürlüğü, 8. Piyade Tümen 131. Piyade Alay Komutanlığı, Genelkurmay Özel Harp Dairesi Kurmay Başkanlığı ve Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu.
Orgeneral Koşaner, 1992 yılında tuğgeneralliğe terfi ederek bu rütbe ile Kara Kuvvetleri Lojistik Plan Daire Başkanlığı ve 1. Komando Tugay Komutanlığı görevi yaptı.
1996 yılında tümgeneralliğe terfi eden Orgeneral Koşaner, bu rütbe ile Kara Harp Okulu Komutanlığı görevini yürüttü. Orgeneral Koşaner, 2000 yılında korgeneralliğe terfi ederek Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 30 Ağustos 2004 tarihinde Orgeneralliğe terfi etmiştir.
Orgeneral rütbesi ile Ege Ordu Komutanlığı ve Genelkurmay II. Başkanlığı göreverinde bulunmuş. 30 Ağustos 2006 tarihinden geçerli olarak Jandarma Genel Komutanlığı görevine atanmıştır. Orgeneral Işık Koşaner, 4 Ağustos 2008'de açıklanan 2008 yılı Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevine atanmıştır.
Alkol Kullanımı Ve Metabolizma Bozuklukları - Alkol Bağımlılığı - Alkol Tedavisi
Alkolün Beslenmeye Etkisi
Alkolün bir gramı 7 kilokalori enerji içermektedir. Bu enerji metabolizma için çok kullanışlı değildir. Vücut enerjiyi alkolden karşılarken pekçok gerekli besin maddesi mineral ve vitamin alımı ihmal edilmiş olur. Alkolizmle birlikte, D-xylose, tiamin, A, D, B6, B12 vitaminleri ve folik asit eksikliği görülür. Folik asit eksikliği alkoliklerde görülen en yaygın vitamin eksikliğidir.
Alkole Bağlı Hipoglisemi
Alkolizmde görülen beslenme yetersizliğine ve karaciğerdeki glikojen depolarının boşalmış olmasına bağlı kan şekerinde düşme tablosudur. Çok sık görülen bir durum değildir ancak yaşamsal önemi vardır. Belirtileri, çarpıntı, huzursuzluk, ateş basması, titremedir.
Alkolik Ketoesidoz
Alkolik ketoasidoz da hipoglisemi gibi çok görülmeyen ancak yaşamsal önemi olan bir durumdur. Genelikle hiç ara vermeden birkaç gün süren alkol alımlarının ardından ortaya çıkar. Bol miktarda alınan alkolün enerjiye dönüşümü sırasında ön maddelerin birikimiyle ortaya çıkan bir tablodur. Tansiyon düşmesi, çarpıntı ve terlemeyle birlikte karın ağrısı ve kusmalar olur. Komaya kadar ilerleyebilen bir kablodur.
Hipofosfatemi
Antiasit kullanımı, isaller ve beslenme bozukluğu nedeniyle kan forfor düzeyinin düşmesidir.
Alkolizm hipofosfateminin en yaygın sebebidir. Kas ağrıları, eritrositlerde işlev bozuklukları, kalp krizi, santral sinir sistemi bozuklukları ağır hipofosfatemiye bağlı olarak ortaya çıkabilir.
Hipomagnezemi
Hipofosfatemiyi ortaya çıkaran nedenler kan magnezyumunun da düşmesine neden olabilir. Alkol yoksunluğu sendromu sırasında ortaya çıkan titremenin artışına ve epileptik nöbetlere yolaçabilir. Hipomagnezemi aslında tüm yoksunluk sendromu bulgularının ağırlaşmasına neden olur. Yoksunluk sendromunun ortaya çıkmasını kolaylaştırır.
İç Salgı Bezlerine Etkileri
Hipofiz Sistemi
Alkol hipofiz sistemini bozarak testosteron salgılanmasını azaltır, göreceli olarak örstrojen düzeyleri yükselir (bu arada kronik karaciğer hastalığı varsa östrojenin yıkımı aksayacağından düzeyleri daha da yükselecektir) Endokrin sistemin dengesinin bu biçimde bozulması erkeklerde sperm üretimini azaltacak, libido kaybına neden olacak, emptans ve testislerin küçülmesine yolaçacaktır. Ostrojen düzeylerine bağlı olarak göğüslerde büyüme de görülebilir. Kadınlarda adet düzensizliklerine ve adet kesilmesine yolaçacaktır.
Alkol kullanımı kesildiğinde hipofiz sisteminin normale dönmesiyle birlikte kadınlar ve erkeklerdeki klinik bulgular geriler.
PKK Pusu Ve Katliamların Kronolojisi - Ümit Özdağ - Kitap Özet
Kitap Özet
Bu kitap, PKK'nın yaptığı katliamlarda şehit edilen silahsız insanlarımızın hikâyesidir.
Bu kitapta ilk kez, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü kaynakları birleştirilerek, 3 ve üzerinde yurttaşımızın kurban edildiği katliamlar, isim, yer, gün, saat ve olayın akış şekli verilerek anlatılmıştır.
Bu kitap, 2 bin 434 yurttaşımızın, yurttaşlık görevlerini yerine getirdikleri için terör örgütü tarafından nasıl şehit edildiğinin tarihidir.
Şimdi İmralı'da "ben radikal demokratım" diye açıklama yapan, 15 Ağustos 2009'da Türkiye'nin önüne "barış yolu haritasını" koyduğunu iddia eden, 1984'ten bu yana gerçekleşen binlerce pusu ve katliamın mimarı olan, Abdullah Öcalan'ın emri ile öldürülen 2 bin 434 yurttaşımızın hikâyesinin anlatıldığı bir çalışma
Kitap Kapak
Yazar: Ümit Özdağ
Yayınevi: Kripto Basım Yayın
Sayfa sayısı: 384
ISBN: 9786054125180
Basım tarihi: Ağustos 2009
Kategori: Siyaset / Güncel
Orgeneral Avni Atila Işık, (d. 1946, Afyonkarahisar, Türkiye), Türk asker.
1966 yılında Kara Harp Okulu'ndan, 1967 yılında İstihkâm Okulu'ndan, 1977 yılında Kara Harp Akademisi'nden mezun oldu.
1993 yılında tuğgeneralliğe terfi etmiştir. Tuğgeneral rütbesi ile Genelkurmay Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik İşleri Daire Başkanlığı, 66. Zırhlı Tugay Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1997 yılında tümgeneralliğe terfi etmiştir. Tümgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Plan ve Prensipler Başkanlığı, Genelkurmay Genel Sekreterliği, İstihkâm Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı görevlerini yürüttü. 2001 yılında korgeneralliğe terfi etmiştir. Korgeneral rütbesi ile 7. Kolordu Komutanlığı, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı görevlerinde bulunmuştur. 30 Ağustos 2006 tarihinden orgeneralliğe terfi etmiştir. Orgeneral rütbesi ile Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı yapmıştır. 4 Ağustos 2008'de açıklanan 2008 yılı Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri Jandarma Genel Komutanlığı görevine atanmıştır.
Burçak Evren, (d. 1947- İstanbul) Türk gazeteci, sinema yazarı.
1947 yılında İstanbul'da doğan Burçak Evren, orta öğrenimini bu kentte tamamladıktan sonra bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudu, daha sonra aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji ve Prehistorya Bölümü'nden mezun oldu.
Üniversiteye devam ederken 1969 yılında gazetecilik mesleğine de başladı. Dünya, Yeni İstanbul, Yeni Ortam, Politika, Vatan, Güneş, Hürriyet, Cumhuriyet, Milliyet ve Pazar Postası gibi gazetelerde ve Gelişim Yayınları'nda çeşitli kademelerde görev yaptı. Gazetecilik mesleğinin mutfağından yetişti. Sayfa sekreterliğinden sanat direktörlüğüne, sanat sayfası yöneticiliğinden, yazı işleri müdürlüğüne, yayın koordinatörlüğünden, genel yayın müdürlüğüne kadar her görevde bulundu, bu gazete ve dergilerin sinema yazılarını yazdı.
Yeni Fotoğraf, Gelişim Sinema, Country Homes, Tombak dergilerini çıkardı. Meydan Larousse, Oxford, Türkiye ve İstanbul ansiklopedileri başta olmak üzere otuza yakın ansiklopedinin sinema ve sanat maddelerini kaleme aldı, TURSAK, Sinema Yazarları, Ephemera gibi çeşitli derneklerin kurucuları arasında bulundu. Milliyet Grubu'nda dergi yöneticisi ve yazar olarak çalıştı.[1]
Müjgan Taner'in yönettiği 2006 tarihli "Bossert: Karatepe'nin İzinde" adlı belgesel filmin senaryosunu da Burçak Evren yazmıştır. Ayrıca İsmail Sancak'ın yazıp yönettiği 2004 tarihli "Bir Filmin Hikayesi" adlı belgesel filme de danışman olarak katkıda bulunmuştur.[2]
Kitapları
-Türk Sinema Sanatçıları Ansiklopedisi
-Başlangıçtan Günümüze Türkçe Sinema Dergileri
-Erotik Sinema
-Oscar Ödülleri Tarihi
-Osmanlı'da Meslekler ve Ustaları
-Değişim Dönemecinde Türk Sineması
-Türk Sinemasında Yeni Konumlar, 1990 Broy yayınları
-Türkiye'ye Sinemayı Getiren Adam; Sigmund Weinberg, 1990 (ISBN 9753250541)
-Galata Köprüleri Tarihi, 1994 Milliyet Yayınları (ISBN No: 9755061681)
-Yeşilçam'la Yüz Yüze, 1995 Açı yayınları (ISBN 9758009117)
-Eski İstanbul'da Kahvehaneler, Ekim 1996, Milliyet Yayınları (ISBN 9753252404)
-Yabancı Gezginler ve Osmanlı Kadını, (Dilek Girgin'le beraber) Ekim 1997, -Doğan Kitap (ISBN 9753254598)
-Eski İstanbul Sinemaları: Düş Şatoları, 1988 Milliyet Yayınları (ISBN 9753254814)
-20'li yılların Bozkır Kasabası Ankara, 1988 Milliyet Yayınları
-Üç İstanbul Sergileri (Osmanlı Dönemi, Cumhuriyet Dönemi, Günümüz -İstanbul'u) (İrfan Çifçi'yle beraber), 1998 İBB (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) Yayınları
-Yaşasın Cumhuriyet Sergileri, (İrfan Çifçi'yle beraber), 1998 İBB Yayınları
-Ottoman Craftsmen and Their Guilds, Doğan Kitapçılık Haziran 1999 (ISBN 9756770120)
-Osmanlı Esnafı, Haziran 1999 Doğan Kitapçılık (ISBN 9756817291)
-İstanbul'un Deniz Hamamları ve Plajları, 2000 İnkılap Kitabevi (ISBN 9751016517)
-Surların Öte Yanı Zeytinburnu, 2003 Zeytnburnu Bel. Yay. (ISBN 9759235609)
-Aytaç Arman, 2006 Altın Portakal Kültür ve Sanat Yayınları (ISBN 9750024060)
-Yusuf Sezgin, (Alican Sekmeç'le birlikte), 2006 Altın Portakal Kültür ve Sanat -Yayınları (ISBN 9750024079)
-Türk Sinema Yönetmenleri Sözlüğü, 2006 Altın Portakal Kültür ve Sanat -Yayınları (ISBN 9944566535)
-İlk Türk Filmleri, 2007 Es yayınları (ISBN 9758716662)
-İstanbul'daki İtalyan İzi - Presenze Italiane a İstanbul, 2008 Ferroli Yayınları (ISBN 9944036900
-Aktör Tuncel Kurtiz, 2008 Altınkoza Yayınları (ISBN 9759811471)
Azınlıklar Savaş ve yokluk yılları Sömürgeci İngilizlerin Hitlilere çektirdiği çileler dram töre gerçeği göçler ve Pakistan'ın kuruluşu...
Hindistan'ın özgürlüğüne, Pakistan'ın kuruluşuna giden dönemin içler acısı portresini, okurların hayal gücünü de beraberine alarak çizen Yorgun Nesiller, ezilmiş bir kültürün sömürgeci güçler karşısında hayatta kalma mücadelesini, bir ailenin nesiller boyu süregelen yaşam savaşını inceleyerek anlatan duygu yüklü bir roman.
Bir çiftçinin oğlu olan Naim'in, zengin toprak ağasının kızı Azra'yla tüm engellere rağmen gerçekleşen evliliği, İngiltere ve Hindistan'ın dalgalı "evliliği" gibi, ilk günden itibaren sorunlarla karşılaşır. I, Dünya Savaşı'nda İngiltere için savaşırken kolunu kaybeden Naim, eve döndüğünde, halkın İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da yaşadığı zulümleri sindiremez ve özgürlükçü örgütlerle ilişkiye girer. Ancak 1947'de kazanılan özgürlük, uğruna savaştığı idealleri beraberinde getirmeyecek, Müslüman olan ailesi evlerini geride bırakıp yeni kurulan Pakistan'a göç etmek zorunda kalacaktır.
Kitap Kapak
Yazar: Abdullah Hussein
Yayınevi: Everest Yayınları
Sayfa sayısı: 454
ISBN: 9789752895942
Basım tarihi: Haziran 2009
Arkadaş Yayınevi, Mimarlık Araştırmaları Dizisi'nin dördüncü kitabı Yer'in Sesi: Ulus İşhanı'nın Söyledikleri, ülkemizde ve başkentimizde mekân organizasyonunun son beş yılına damgasını vuran "kentsel dönüşüm" başlıklı kampanyanın nedenlerinden çok sonuçlarına odaklanırken bu 'eziyet'in de kaynaklarından bir bölümüne inmiş olmaktadır. Kitapta, sloganı 'kentsel dönüşüm' olan saldırı altında, içinde Türk ulusunun Kurtuluş Savaşı'nı kazanmasına ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına tanıklık eden yapılarını ve mekânlarını, bu tarihi olayların yaşandığı 'yer'leri barındıran başkent Ankara'nın en eski toplumsal, ticari ve tarihi bölgesinin tam ağırlık merkezinde bulunan bir 'modern' alışveriş merkezinin nasıl bir "tehdit altında" olduğu konu ediliyor.
Kitap Kapak
Yer'in Sesi: Ulus İşhanı'nın Söyledikleri
Ali Cengizkan, Didem Kılıçkıran
Arkadaş Yayınları
Baskı Tarihi: Ağustos 2009
ISBN: 9789755096162
Sayfa: 128
Jennifer Eaton Gökmen - Jennifer Eaton Gökmen Kimdir - Jennifer Eaton Gökmen Resimleri - Jennifer Eaton Gökmen Biyografisi - Jennifer Eaton Gökmen Hakkında
Jennifer Eaton Gökmen (D. 1971, Wayne, Michigan) Amerikalı yazar ve editör.
Western Michigan University Amerikan ve İngiliz Edebiyatı, yaratıcı yazarlık mezunu. 1994'den beri Türkiye'de yaşıyor. Eski Muğla Milletvekili Dr. Sami Gökmen'in gelini. Bilgehan Gökmen'in eşi.
Kitapları
Tales from the Expat Harem: Foreign Women in Modern Turkey
Seal Press (2006, North America), ISBN 1-58005-155-3
Doğan Kitap (2005, Türkçe çevirisi Türkçe Sevmek), ISBN 975-293-381-5, önsözü: Elif Şafak
Doğan Kitap (2005, Türkiye'de İngilizce yayım, ISBN 975-293-372-6
Ödül ve Övme
ABD'de faaliyet gösteren Atatürk'ün Kızları Derneği'nin (Daughters of Atatürk Society), sekizincisini düzenlediği 'Yılın Seçkin Kadın Ödülü' Türkçe Sevmek editörlerine verildi (2006).
Tales from the Expat Harem: Foreign Women in Modern Turkey Amerika ve Kanada akademi ve sanat çevresinde dikkat çekmeye başladı. University of Michigan,University of Richmond, Dalhousie University, ve University of British Columbia gibi okullar kitabı Çağdaş Türkiye ve Edebiyat ders programlarına dahil ederken yüzden fazla Tales from the Expat Harem: Foreign Women in Modern Turkey'e yer verdi.
Alkolizmin tedavisinin şekillenmesinde AA'nın büyük katkıları olmuştur. Kurulduktan bir süre sonra yöntemleriyle başarılı sonuçlar elde etmeye başlamış, hem alkolizmin bir hastalık olarak algılanma sında hem de tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde psikiyatriye önayak olmuştur.
Alkolizm tedavisinde birbirinden tamamen ayrılabilen iki aşama sözkonusudur. İlk aşama alkol kesildikten sonra başlayan yoksunluk belirtilerinin tedavisidir. Uzun süre sürekli alkol kullanımından sonra alkol kesildiğinde görülebilen alkol yoksunluğu, yaşamsal risk taşı yan bir durumdur. Hekim denetiminde izlenilmelidir. Ağır geçebile cek olan yoksunluk tabloları kesinlikle hastanede karşılanmalıdır.
Alkol yoksunluğu belirtileri yaklaşık on gün kadar sürer. Bu süre içinde tedavi, merkezi sinir sisteminde alkol gibi etki gösteren ilaçlan yüksek dozda başlayıp (örneğin benzodiazepinler) zaman içinde ka deme kademe azaltarak kesmek şeklindedir. Bu arada uzun süre var olmuş olabileceği düşünülen beslenme bozukluğu ve alkolün B vita minlerini tüketici etkisi düşünülerek vitamin verilir. Tansiyon yüksel meleri görülebileceğinden tansiyon takip edilmeli, gerekirse ilaçla dü şürülmelidir. Ayrıca yine yoksunluk sendromunda görülebilen epilepsi nöbetleri konusunda uyanık olunmalı gerekirse önlem alın malıdır.
Bu aşamada yapılanlar, yalnızca yoksunluk sendromunun tedavisidir. Alkolizmin tedavisi ise kişinin bağımlılığıyla mücadele edebilme becerisini kazanacağı ikinci aşamadır.
Bağımlılık bugün ömürboyu süren' bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Bu tüm bağımlılıklar için değişmez gibi görünmektedir. Örne ğin günde iki paket sigara içen biri, sigarayı uzun bir süre bıraktıktan sonra bile tekrar içmeye başlarsa çok kısa bir süre içinde yine günde iki paket içmeye başlayacağı hemen hemen kesinlikle söylenebilir. Kişi tedavi sonunda bağımlılığından kurtulmuş olmayacaktır, bağımlılı ğıyla başetme becerisini kazanacaktır. Alkolizm için bağımlılıkla baş etmek hiç alkol almamak anlamına gelir.
Bağımlılık tedavisinin şartı, bağımlının tedaviyi istemesi ve tedavi sorumluluğunu üzerine almasıdır. Tedavi sorumluluğunu üzerine al mak, tedaviyi kendisi için istiyor olmak ve tedavi için çaba göstermek anlamına gelir. Süreklilik gösteren diğer hastalıkların tedavisin de de benzer özellikler sözkonusudur. Örneğin kalp damarlarını ilgilendiren bir rahatsızlık sözkonusu olduğunda kişi ilaçlarını kul lanmak yanında pekçok yaşam aktivitesini, örneğin yediklerini hasta lığına göre planlamak ve buna uymak zorundadır. Bu tedaviye katıl mak ve tedavi için çaba göstermek anlamına gelir. Alkolizm tedavisi için fark, tedaviye yardımcı olacak ilaçların olmayışıdır.
Bağımlılıkla başedebilme becerisini kazandırmak için çeşitli teda vi teknikleri kullanılabilir. Hepsinin ortak noktası, tedavinin yalnızca alkol almamaya göre ayarlanmış olmamasıdır. Bağımlılık tedavileri yalnızca bağımlı olunan maddenin alınmaması üzerine kurulmaz. Al kolizmin gelişmeyle birlikte yaşam biçiminde de bazı değişiklikler ortaya çıkar. Bu değişiklikler aslında genel bir ihmal halinin sonuçla ndır. Kişi bağımlılığıyla beraber, sağlığı konusunda, aile ve yakın çevresiyle olan ilişkilerinde, iş yaşamında kayıplara uğramıştır. İhma lin nedeni alkolün direk etkisi olduğu gibi diğer tüm ilgiler ve gerek lilikler için ayrılan zamanı işgal etmesidir de. Daha önce de tartışıldı ğı gibi bağımlılık yalnızca alkol kullanıyor olmakla değil, alkol kullanımının yolaçtığı yaşam değişiklikleriyle karakterizedir. Bağımlı lık oluştuğunda, kişinin kendi sorumluluğunda olması gereken pek çok iş ister istemez yakınları tarafından devralınmaya başlanır. îş ye rinde idare edilir, evde yapması gerekenler eş, çocuklar ya da anne baba tarafından yerine getirilmeye başlanır. Aile sistemindeki deği şikliğin bir nedeni de budur. Birtakım işlerin devredilmesiyle gizli ya da açık birtakım yetkiler de devredilmeye başlanmıştır aslında. Kaçı nılmaz olarak sistem içinde roller yeniden belirlenecektir. Yakın çev renin aldığı bu rol ko-bağımlılık olarak tanımlanır. Bağımlıyla birlikte çevresindeki insanların yaşamı da bağımlılık tarafından yeniden şekillendirilmiştir.
Bağımlının tedavi edilmesi talebi de öncelikle çevreden gelecektir. Ama bu hiçbir işe yaramaz. Kişi yaşamının sorumluluklarını almaya önce kendi tedavisinden başlamalıdır. Tedavi sürecinde, başkalarına devrettiği tüm sorumluluklarını kademe kademe kendi üzerine tek rar geri alması amaçlanmaktadır. Kendi sağlığıyla ilgilenme, kendi yaşadığı yerden sorumlu olma, kendine ait işlevi yerine getirme alış kanlığını kazanması sağlanmaya çalışılır. Yukarıda sıralanan ilkeler tedavi görmek isteyen kişinin durumuna göre ayaktan ya da hastanede oluşturulmuş terapi programlan içinde uygulanabilir. Aynı ilkeleri farklı biçimlerde işleyen tedavi yaklaşımları vardır.
Bazı tedavi yaklaşımları davranış değiştirmeye yönelik olabilir. Bağımlılara alkolü reddetme becerileri birtakım örneklerle öğretilirken ödevlerle kişinin sorumluluklarını tekrar üzerine alacak biçimde yaşamını değiştirmesi sağlanır. Burada esas müdahale edilen, davra nışlar ve alışkanlıklardır. Tekrarlayan örneklerle kişinin hem alkol al masını kolaylaştıracak durumlara sürükleyen hem de sorumlulukla rından kaçış için zemin hazırlayan alışkanlıkları gözler önüne serilir. Kişiden bu davranışları değiştirmesi beklenir. Bu arada bağımlılığın özellikleri anlatılarak kişi durumu hakkında bilgilendirilmelidir. Önemli olan, tedavi sırasında ve sonrasında bağımlının alkolü bırak ma isteğinin korunmasıdır.
Bağımlı ayaktan tedavi görüyorsa bağımlılara yönelik grup terapileriyle, hastanede yatıyorsa birlikte bulunduğu diğer bağımlılarla, ya şadıkları ortamın yapısı düzenlenerek bağımlıların birbirlerini kendi deneyimleriyle desteklemeleri ve oluşan ortam içinde ayık bir birey olarak değerlerini hissetmeleri sağlanmalıdır.
Tedavi tamamen alkol üzerine şekillenmemelidir. Alkol ortadan kalktığında da yaşamlarında pekçok farklı sorun onları beklemektedir. Bir taraftan grubun birbirine desteğiyle sorunlar karşısında birey lerin özgüvenlerini oluşturmaları için ortam yaratılırken diğer taraf tan sorunlar karşısında takınılacak tutum birlikte gözden geçirilmelidir.
Bağımlıların yaşadıkları değişime ailelerin de katılımı sağlanmalı dır. Bu öncelikle, ailenin eski durumunu koruyor olmaktan dolayı yaratacağı vakumu ortadan kaldırmak için gereklidir. Sonrasında aile buna yeterince hazırlanabilmişse bireyin tedavisine destek olacaktır. Ancak bu destek, onun işlerini yapmak ya da onun adına tedaviyi sürdürmek şeklinde olmayacaktır. Bireyin yeniden oluşturduğu ya şam düzeniyle varlığını kabul ederek onu yeniden sisteme entegre et mesi bağımlının tedavisi için ailenin oluşturacağı en elverişli ortam dır.
Bağımlılık tedavisi zaman zaman umut kına olabilir. Tedaviden sonra tekrarlamalar görülebilir. Bu bağımlılığın bir parçası olarak kabul edilmelidir. Önemli olan bağımlının tedavi isteğini koruyor olma sı ve mümkün olan en kısa zamanda tekrar tedaviye girişmesidir. Bu nun sağlanabilmesi de tedavinin bir başarısıdır.
AA gibi kendine yardım gruplan bağımlının isteğine göre tedavi ye yardımcı olan kurumlardır. Tedaviyle birlikte bu tür kurumlarla iş birliği sürdürülebilir.
Dr. Tess Gerritsen, 1953 San Diego, Kaliforniya doğumlu doktor, yazar.
Stanford Üniversitesi'nde antropoloji konusunda lisans yaptı, Kaliforniya Üniversitesi'nden de tıp diploması aldı. Stajını Hawaii'de tamamladıktan sonra, doğum iznine ayrıldığı sırada ilk romanı Geceyarısından Sonra Gelen Telefonu yazdı. Romantik gerilim olarak tanımlanan bu kitabı aynı türde sekiz roman daha izledi. New York Timesın en çok satan kitap olarak tanıttığı Hasat ile tıbbî gerilim romanları yazmaya başladı. Ondan sonra yazdığı her tıbbî gerilim romanı da çok satanlar listesinin müdavimleri arasında yerini aldı. Life Support, Bloodstream, Gravity, Çırak ve Cerrah bunlar arasında yer almaktadır. Tess Gerritsen yazmaya odaklanmak için dahiliye uzmanı olarak sürdürdüğü başarılı hekimlik kariyerini bıraktı. New York Times'ın en çok satanlar listesinde birinci sırada yer bulmuş ilk tıbbi gerilim romanı Harvest'le dünya çapında başarı kazandı. Yazar Maine'da yaşıyor.
Ödülleri
Cerrah romanı ile 2002 yılında RITA ödülü kazandı.
Frank Herbert - Frank Herbert Kimdir - Frank Herbert Resimleri - Frank Herbert Biyografisi - Frank Herbert Hakkında
Frank Patrick Herbert (8 Ekim 1920 - 11 Şubat 1986), Amerikalı bilim kurgu kitapları yazarı.
Tacoma Washington'da dünyaya gelmiştir. Küçüklüğünden beri yazar olmak istemiştir. 1938'de üniversiteden mezun olmuş, 1939'da Glendale Star adlı gazetede yazarlık kariyerine başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında yazarlığa altı ay kadar ara vermiş ve Amerikan Donanması'nda fotoğrafçı olarak çalışmıştır, ancak bu görevi sağlık sebepleri ile ordudan ayrılması ile sona ermiştir.
Frank Herbert'in roman yazarlığı kariyeri 1955'te yazdığı Denizdeki Ejderha (The Dragon in The Sea) ile başlamıştır. Adını duyuran ve en önemli eseri olan Dune serisi için ilk araştırmalarına 1959 yılında başlamış ve kitabı tamamlaması altı yıl sürmüştür.