MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • Bitlis Eğitim Ve Tanıtma Vakfı - Betav - Burs

    Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne yaklaşık 86 yıl geçti. Bir çok medeniyetin ve kültürün merkezi olan Bitlis, Türkiye Cumhuriyeti'nin geri kalmış illerinden biri olmaktan kurtulamadı. Yaşanan göçlerle şehir, bir türlü eski canlılığını bulamadı. Okumaya ve yazmaya büyük merakı olan Bitlisliler, halk arasından tarihte olduğu gibi bu gün de pek çok aydın yetiştirmiştir. Eğitime bu kadar yatkın olan Bitlisli gençlerin karşılaştığı sorunların başında maddi imkansızlıklar geliyor. Pek çok zeki ve başarılı öğrenci maddi imkansızlıklardan dolayı yüksek öğrenimden mahrum kalıyor fırsat eşitliğinden yararlanamıyorlardı. Bu durumu gören Bitlisli işadamları bürokratlar, aydınlar bir araya gelerek tamamen eğitim ve tanıtma amacıyla bir Vakıf kurmaya 1987 yılında karar verdiler. Vakfımız, Yurt dışı ve yurt içinde prestij kazanmış ve Devlet katında takdir edilmiş bir yapıya sahiptir. Kuruluşundan beri siyasete uzak durmayı başarmıştır ve yagena amacı eğitim olmuştur. Yurt içinde ve yurt dışında yaşayıp, bizimle irtibat kuracak olanlara şimdiden teşekkür ederiz.


    BETAV

    BİTLİS EĞİTİM VE TANITMA VAKFI SENEDİ

    VAKFIN ADI
    Madde 1: Bu vakıf senedi ile Bitlis Eğitim ve Tanıtma Vakfı kurulmuştur. Vakfın kısa adı BETAV'dır.


    VAKFIN MERKEZİ
    Madde 2: Vakfın merkezi Ankara olup, adresi Selanik Cad. No:17/13 Kızılay / ANKARA'dır.

    İlgili mevzuat çerçevesinde Vakıf yönetim kurulu kararı ve yetkili makamlardan izin almak kaydıyla yurt içinde veya dışında şube ve temsilcilikler açılabilir.


    VAKIF AMACI
    Madde 3: Vakfın amaçları;

    a) Lise ve Dengi okullardan mezun olup, öncelikle tıp ile teknik dallarda öğrenim yapan

    üniversite ve yüksek okullara kaydını yaptıran, ancak öğrenim yapma olanağından maddi yönden yoksun bulunan öğrencilerle hangi eğitim düzeyinde olursa olsun Vakıf Yönetim Kurulunun yardıma lâyık gördüğü öğrencilerin her türlü eğitim öğretim ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına yardımcı olmak,

    b) Okul, yurt, lojman, eğitim, spor ve sağlık tesisleri yapmak, üniversite ve yüksek öğretim kurumlarının oluşturulması ve kurulması için girişimlerde bulunmak suretiyle Türk Millî eğitimine katkıda bulunmak, kurulmuş, kurulacak ve yapılacak bu eğitim tesislerinden en az %10 kapasitesinin yetenekli ancak maddi imkândan yoksun öğrencilere sağlık tesislerinde ise hizmetlerin ve yatak kapasitesinin en az %10'unun maddi imkânı olmayan hastalara tahsisini sağlamak,

    c) Ülke düzeyinde karşılıklı yardımlaşma ve sosyal yardımlaşmayı sağlamak amacı ile toplantı, konferans, sergi, fuar ve seminerler düzenlemek sureti ile Atatürk İlkelerine bağlı millî ve manevî değerlere saygılı bir toplum oluşturulmasına yardımcı olmak,

    d) Tarihî ve kültürel zenginliklerimizin ülke içinde ve dışında tanıtımı için gerekli tedbirleri almak, bunların korunması ve saklı olanlarının ortaya çıkarılarak istifadeye sunulması konusunda devlete yardımcı olmak,

    e) Tarımsal ürünlerin üretiminin geliştirilmesi, işlenmesi ve değerlendirilmesi konularında çalışmalar yapmak ve kalkınma plânı ile yıllık programlar doğrultusunda gerekli yatırımlarda bulunmak,

    f) Doğal kaynaklarımızı Vakfın yararına üretime dönüştürülmesini sağlayacak yatırımlar yapmak ve bunların çalıştırılmasını sağlamak veya tesislerin işletilmesini açık ilânlı ihalelerle kiraya vermek ya da bu türdeki tesislere iştirak etmek,

    g) El sanatlarımızın geliştirilmesi ve el sanatları ürünlerinin tanıtımı, pazarlanması için gerekli tedbirleri almak,

    ğ) Ülkemizin karakteristik özelliklerinin tanıtılmasını, turizm yatırımlarının yapılmasını ve teşviğini temin etmektir.

    h) Kamu kurum ve kuruluşları, bankalar ve özel teşebbüslerle iş birliği yapmak, tesisler kurmak, kurulmuş tesislere ortak olmak, bunları işletmek,

    Amaçlarının gerçekleştirilmesine yardımcı olacak ekonomik, ticari ve sanayi tesisleri kurmak, işletmektir.

    Vakıf; Kanunlar ve vakıf senedi hükümleri dairesinde yasaların verdiği bütün haklardan faydalanma ve bunları kullanma yetkisine sahiptir. Kuruluş amacına uygun tüm hakları ve mal varlıklarını kazanabilir. Yargı organları önünde davacı, davalı ve müdahil olabilir.

    Vakıf amaçlarının gerçekleştirilmesi için;

    Her türlü akit ve tasarruflarda bulunabilir; Bu amaçla taşınır ve taşınmaz malları ayni ve fikri hakların, vasiyet ve hibe yolu ile temellük etmeye, inşa ve satın alma, geri alma suretiyle temellük ve tasarrufa, kiralamaya, kiraya vermeye, almaya, kat mülkiyeti, kat irtifakı kurmaya, gelirlerini tahsil ve vakıf amaçları için sarfa ve kullanmaya yetkilidir.

    Vakıf gerçek ve tüzel kişiler tarafından amacına, yasalara ve senet hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla yapılacak tahsisleri, bağışları kabul ve yönetebilir. Lehine tesis edilecek ipotekleri kabul edebilir. Sürekli gelir kaynağı sağlayabilmek için müstakil veya kat karşılığı inşaat yapabilir veya yaptırabilir.

    Ekonomik girişimlerde bulunabilir, işletmeler, ortaklıklar, tesisler kurabilir, mevcut ve bilahare çıkacak yasaların hükümlerine uygun olarak, gerek yalnız başına gerekse eğitim amaçlı vakıflarla ortaklaşa Bitlis'te ve Türkiye dahilinde özel okullar ve üniversiteler kurabilir.

    Yetkili makamların izni ile bilimsel, kültürel ve sosyal yardım amacıyla, kurulmuş ve kurulacak fonlardan yardımları, bağışları ve hizmetleri kabul edebilir ve yönetebilir.

    Kuruluş amacına uygun diğer vakıflar ile uluslararası kurum ve kuruluşlarla yasal izinler dahilinde iş birliği yapabilir. Taşınmaz mal alım ve satımlarında Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün izni alınır.

    Vakfın mal ve varlıkları ile gelirleri 903 sayılı yasa ile yasaklanan amaçlara sarf edilmez.


    VAKFIN FAALİYETLERİ
    Madde 4: Vakıf 3.madde de belirtilen amaçlarını gerçekleştirmek üzere,

    a-) Üniversite, yüksek okullarda öğrenim yapan muhtaç ve kimsesiz öğrencilere burslar verir, yurt binaları tesis eder, kitap, öğrenim, araştırma, araç ve gereçleri gibi imkânlar sağlar.

    b-) Eğitim, tanıtma ve sporu birlikte ele alan Vakıf, bunların yanı sıra Atatürk milliyetçiliğine uygun sporcu gençlerin yetişmesi amacıyla spor faaliyetlerinin desteklenmesi için gerekli tesislerin kurulmasına yardımcı olur.

    c-) Vakfa bağışta bulunanların yapmak istedikleri yurt, okul ve benzeri tesise bağış yapanın adını vermek suretiyle özendirici her türlü tedbirleri alır, gerekli gördüğünde Vakfa maddi veya manevi katkıda bulunanlara, plaket verilmek suretiyle onurlandırılır.

    d-) Amaçları doğrultusunda olmak üzere diğer vakıflar, kamu kuruluşları, işletmeler ve üniversitelerle işbirliği yapar ve vakıf amaçlarını gerçekleştirmek için taşınmaz mallar dahi almaya, satmaya, kiralamaya yetkili olduğu gibi bağış toplamaya, tarımsal, ticari, sanayi ve mali işler yapmaya, ortaklık kurmaya, ortaklıklara katılmaya ve kredi almaya yetkilidir.


    VAKFIN GELİRLERİ VE İMKÂNLARI
    Madde 5: Vakfın başlıca gelirleri şunlardır;

    a-) Ayni ve nakdi olarak yapılan şartlı ve şartsız bağışların kâr payı ve temettü gelirleri,

    b-) Taşınır ve taşınmaz mallardan, işletmelerden, ortaklıklardan sağlanacak gelirler ve kiralar,

    c-) Balo, yemek, konser, konferans, defile, piyango, kermes, sergi, fuar, kitap, dergi, gazete, araştırma ve benzeri faaliyet gelirleri,

    d-) Vakıf faaliyetlerinden elde edilecek muhtelif gelirler.

    e-) Dileyen gerçek ve tüzel kişilerin yıllık net 100 milyon liralık gelirlerinin üstündeki net gelirlerinin %3 üne kadarlık kısmının hibe olarak verilmesinden,

    f-) Vakıf hizmetlerinden yararlanarak eğitimini tamamlayanların dilekleri doğrultusunda yıllık gelirlerinin %1'i kadar yapacakları bağışlardan,

    g-) 5072 Sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile ilişkilerine Dair Kanunun müsaadesi dahilinde elde edilecek gelirler,


    VAKFIN MAL VARLIĞI
    Madde 6: Vakfın ilk kuruluş mal varlığı, vakfa tahsis edilen 37.750.000.- Tl. dir. Bunun otuzyedimilyon Tl.'si vakfın öz varlığı olarak ayrılır. Diğer yediyüzellibin Tl.'si teşkilatlanma ve diğer ilk faaliyetler için ayrılmış olup, Türk Medeni Kanununun hükümlerine göre kurulan vakıflar hakkında tüzüğün 37'nci maddesinde sıralanan yönetim ve idare masrafları ile vakıf gelirlerini artırıcı yatırımlara ayrılacak miktarlar dışındaki gelirlerin tümü vakfın amaçlarına tahsis ve sarf edilir. Vakfın ilk kuruluş varlığına ek olarak her türlü mal ve hakları para, menkul ve gayrimenkulleri herhangi bir hukuki yolla iktisap edilebilir. Vakfın artan mal varlığından bir kısmını veya tamamını öz varlığa ilâvesine Mütevelli Heyet tarafından karar verilebilir. Vakfın yönetimi, yıl içinde elde edilen brüt gelirlerinden %5'ini yönetim ve idame masrafları ile ihtiyaçlara %15'ini vakıf mal varlığını artıracak yatırımlara, kalan %80'ini ise vakfın amaçlarına tahsis ve sarf etmek zorundadır.


    VAKFIN ORGANLARI
    Madde 7: Vakfın organları aşağıda gösterilmiştir.

    a-) Mütevelli Heyet

    b-) Yönetim Kurulu

    c-) Denetim Kurulu


    MÜTEVELLİ HEYET
    Madde 8: Vakfın mütevelli heyeti, ekli listede adları yazılı ve işbu vakıf senedi altında imzaları bulunan kuruculardan oluşmaktadır.

    Mütevelli heyet üyeliğinin ölüm, istifa gibi nedenlerle boşalması halinde, boşalan üyeliklere, yönetim kurulunun teklifi ve mütevelli heyetinin kararıyla seçim yapılır.


    MÜTEVELLİ HEYETİN GÖREV VE YETKİLERİ
    Madde 9 : Mütevelli heyet vakfın en yüksek karar organıdır. Mütevelli heyetin yetkileri aşağıda gösterilmiştir.

    a-) Yönetim kurulunu seçmek,

    b-) Denetim kurulunu seçmek,

    c-) Vakıf yönetim kurulunca hazırlanan faaliyet raporu ile denetim kurulu raporlarını görüşüp incelemek, yönetim kurulunun ibrası konusunda karar vermek,

    d-) Yönetim kurulunca hazırlanacak vakıf iç mevzuat tasarılarını aynen veya değiştirerek kabul etmek,

    e-) Yönetim kurulunca hazırlanacak yıllık bütçe tasarılarını aynen veya değiştirerek kabul etmek,

    f-) Yönetim ve denetim kurulu üyelerine huzur hakkı gibi herhangi bir ödeme yapılmaz,

    g-) Gerektiğinde vakıf senedinde ilâve ve değişiklikler yapmak,

    h-) Vakıf faaliyetleri konusunda genel politikaları belirlemek,

    i-) Vakfın mütevelli heyeti, yönetim kurulunun tamamını veya bir kısmını, Türk Medeni Kanununa göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzük hükümleri itibari ile azil sebeplerinin oluşması halinde, mahkemenin vereceği azil kararını beklemeden görevden alabilir.

    j-) Vakfa ait taşınmazları almak veya satmak yeniden yapmak hibeleri kabul etmek hususunda yönetim kurulunca alınan kararları inceleyip Vakfın amaçlarına en uygun düşecek kararları almak,


    MÜTEVELLİ HEYETİN TOPLANTI ZAMANI VE KARAR NİSABI
    Madde 10 : Mütevelli heyet her yıl Mayıs ayı içersinde olağan olarak toplanır. Toplantı yeri ve gündemi yönetim kurulunca belirlenerek kurul üyelerine tebliğ edilir.

    Mütevelli heyet ayrıca yönetim kurulunun gördüğü lüzum üzerine veya mütevelli heyet üyelerinin en az üçte birinin yazılı olarak yönetim kurulundan talepte bulunmaları halinde olağanüstü olarak toplanabilir. Olağan ve olağanüstü toplantılarda, ilan olunan gündemde yer almayan konular görüşülemez. Ancak, olağan toplantıda divanın teşkilinden hemen sonra, hazır bulunanların en az onda birinin yazılı önerisi ile; senet değişikliği ve vakıf organları ile vakfa yükümlülük ve sorumluluklar yükleyecek konular dışında gündeme madde ilavesi mümkündür.

    Toplantı tarihi, yeri, saati ve gündemi, toplantı gününden en az yedi (7) gün önce imza karşılığı veya üyelere ulaşacak şekilde taahhütlü mektupla bildirilir.

    Madde 11: Mütevelli heyet, üye tamsayısının yarısından bir fazlası ile toplanır. Çoğunluk sağlanamadığı takdirde toplantı, bir hafta sonra nerede ve hangi tarihte yapılacağı ilk duyuruda belirtilir. Bu ikinci toplantıda toplantı nisabı, üye tamsayının üçte birinden (1/3) az olamaz.

    Mütevelli heyet karar yeter sayısı ise, toplantıya katılanların yarıdan bir fazlasıdır. Oyların eşit olması halinde, divan başkanının oyu iki oy sayılır. Oylamanın ne şekilde yapılacağı ayrıca karara bağlanır.

    Her üyenin tek oy hakkı vardır. Toplantıya gelemeyecek üye, mütevelli heyetten bir başka üyeyi vekil tayin edebilir. Bir şahısta birden fazla vekâlet toplanamaz.

    Vakıf senedinde yapılacak değişiklik, düzeltme veya ilaveler için karar yeter sayısı, üye tamsayısının üçte ikisidir.



    YÖNETİM KURULU
    Madde 12: Vakıf yönetim kurulu, mütevelli heyetçe iki yıllığına seçilen sekiz asil ve üç yedek üye ile Bitlis Valisinden oluşur.

    Bitlis Valisi Yönetim Kurulunun daimi ve değişmez asıl üyesidir. Diğer üyeler gibi sadece bir oy hakkı vardır. Bu fıkra değiştirilemez.

    Yönetim kurulu üyelerden çoğunluğunun mütevelli heyet üyesi olması zorunludur. Çoğunluk oluşturmamak şartıyla vakıf dışından kişilerin seçilmesi mümkündür. Bitlis Valisi ile birlikte dokuz asil üyeden oluşan Yönetim Kurulu ilk toplantısında kendi arasında bir başkan, birden çok başkan yardımcısı ve bir muhasip üye seçerek görev taksimi yapar.

    Görev süresi bitmeden herhangi bir sebeple yönetim kurulu üyeliği sona eren üyenin yerine, sırasına göre yedek üyelerden biri göreve çağrılır.

    Yönetim kurulu toplantılarına geçerli mazereti olmadan arka arkaya altı (6) toplantıda bulunmayan yönetim kurulu üyesi, bu görevden çekilmiş sayılır. Ancak Bitlis Valisine bu konuda istisna tanınır.

    Toplantı yeter sayısı beş (5) olup, kararlar mevcudun çoğunluğu ile alınır. Oyların eşit olması halinde başkanın oyu iki oy sayılır. Alınan kararlar noter tasdikli karar defterine yazılarak imzalanır.

    Yönetim Kurulu yedek üyeleri istedikleri zaman yönetim kurulu toplantılarına katılabilir, öneride bulunabilirler, fakat oy kullanamazlar.


    YÖNETİM KURULUNUN GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI
    Madde 13 :Yönetim kurulu, vakfın idare ve icra organıdır.

    Bu sıfatla yönetim kurulu :

    a-) Vakıf gayesi doğrultusunda her türlü kararı alır ve uygular.

    b-) Mütevelli heyetçe belirlenen genel politikalar ışığında, vakıf faaliyetlerinin düzenli ve verimli olarak yürütülmesini sağlar. Bu bağlamda gerekli iç mevzuat tasarılarını hazırlar ve mütevelli heyetin onayına sunar.

    c-) Vakıf mal varlığının değerlendirilmesi ve yeni mali kaynaklara kavuşturulması hususunda gereken çalışmaları yapar.

    d-) Vakıf tüzel kişiliği adına, bütün gerçek ve tüzel kişilerle hukuki, mali ve sair konularda gerekli girişimlerde bulunur ve işlemler yapar.

    e-) Görev, yetki ve sorumlulukları açıkça önceden belirlenmek kaydıyla vakfa müdür atar, vakıf genel sekreterliği veya benzeri yardımcı birimler oluşturabilir, gerektiğinde görevlerine son verir.

    f-) Vakıfta istihdam edilecek personeli belirler, atamasını yapar, ücretlerini tayin eder, gerektiğinde işlerine son verir.

    g-) İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, yurtiçinde ve yurtdışında şube ve temsilcilik açılmasına ve kapatılmasına karar verir, bu hususta gereken işlemleri yapar.

    h-) Vakfın muhasebe işlerini takip ve kontrol eder, hesap dönemi sonunda gelir-gider cetveli ve bilançoların düzenlenerek ilgili idareye gönderilmesini ve ilanını sağlar.

    i-) Mütevelli heyetin kabul ettiği yıllık bütçeyi uygular.

    j-) Mütevelli heyet toplantıları ile ilgili hazırlık işlemlerini yerine getirir.

    k-) Mütevelli heyet toplantılarında, döneme ait vakıf faaliyet raporunu ibraya sunar.

    l-) İlgili mevzuat ile vakıf senedi ve vakıf iç mevzuatının gerektirdiği diğer görevleri yapar.


    VAKFIN TEMSİLİ
    Madde 14 : Vakfı yönetim kurulu temsil eder. Yönetim kurulu bu temsil yetkisini yönetim kurulu başkanı ve başkan yardımcılarına devredebilir. Yönetim kurulu, genel veya belli hal ve konularda, belirteceği esaslar dahilinde, kendi üyelerinden bir veya birkaçını, memur ve memurlarından herhangi birini veya birkaçını, temsilci veya temsilciliklerini, herhangi bir sözleşmeyi akdetmeye, mukavele, hukuki belge veya senedi vakıf nam ve hesabına tanzim ve devretmeye yetkili kılabilir.


    DENETİM KURULU
    Madde 15 : Denetim kurulu mütevelli heyet adına vakfın faaliyet ve hesaplarını denetlemek için kurulmuş bir organdır. Denetim kurulu, mütevelli heyetçe kendi içinden ve çoğunluk oluşturmamak üzere dışarıdan iki yıl için seçilecek üç (3) kişiden oluşur. Ayrıca bir (1) yedek üye seçilir. Herhangi bir sebeple ayrılan asil üye yerine yedek üye göreve çağrılır.

    Denetim kurulu, incelemelerini tüm defter, kayıt ve belgeler üzerinden yapar. Vakıf hesapları yeminli mali müşavirler tarafından da tasdik edildikten sonra hesap dönemi itibari ile düzenlenecek rapor, mütevelli heyet toplantısından en az on beş (15) gün önce mütevelli heyete gönderilmek üzere yönetim kuruluna verilir.



    GENEL SEKRETER
    Madde16: Yönetim kurulu, ilk toplantısında Vakıf Genel Sekreterini tayin eder. Vakıf Genel Sekreteri, Vakıf idare teşkilâtının ve profesyonel kadronun amiridir. Yönetim kurulu kararlarının uygulanması, yönetim kurulu ve Mütevelli Heyet sekreterya hizmetlerinin düzenlenmesi Genel Sekreterin görevleri arasındadır.

    Genel Sekreter yönetim kuruluna karşı sorumludur. Yönetim kurulu toplantılarına katılır. Oy hakkı yoktur.


    HALEF TAYİNİ
    Madde 17 : Mütevelli heyet üyesi olan gerçek kişilerin ölüm ve istifa gibi nedenlerle üyeliklerinin boşalması halinde, yönetim kurulunun teklifi ve mütevelli heyetin kararıyla seçim yapılır.


    VAKFIN DAĞILMA TASFİYESİ
    Madde 18 : Vakıf senedinde belirtilen amaçların gerçekleştirilmesine hukuken veya fiilen imkân kalmaması hâlinde yönetim kurulunun teklifi ve Mütevelli heyet üye tamsayısının üçte ikisinin (2/3) onayı ile vakfın dağılmasına karar verilir. Bu durumda tasfiye sonucu kalan mal varlığı, Bitlis İli Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı'na devredilir.

    ÇEŞİTLİ HÜKÜMLER
    Madde 19 : Vakıf, 903 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre Vakıflar Genel Müdürlüğünün denetimine tabidir.

    Madde 20 : İlk Mütevelli Heyet toplantısı yapılıp Yönetim Kurulu teşekkül edinceye kadar, vakıf senedinde öngörülen temas ve işlemleri vakfın kuruluş muamelelerini, gerekli başvuruları ve mahkeme tescili gibi tüm işleri münferiden ve müştereken yapmaya takip etmeye, temsile ve sonuçlandırmaya, Kurucu Heyetçe görevlendirilen üye M. Kenan AKIŞIK ya da İrfan CENKÇİ yetkili kılınmıştır.


    Genel Merkez
    Selanik Cad. 17/13 Kızılay / ANKARA
    Tel : 0.(312).418 69 16
    Fax : 0.(312).417 86 42
    [email]ankara@betav.org.tr[/email]

    İstanbul Şubesi
    Muratpaşa Mah. Muratpaşa Sok. Bilge Ap. No:21 D:4 Yusufpaşa/ İstanbul
    Tel : 0.(212).635 35 13
    Fax : 0.(212).635 11 17
    [email]istanbul@betav.org.tr[/email]

    Bursa Şubesi
    Simge Tesisleri Fuat KUŞCUOĞLU Cad. No:63 Osmangazi / BURSA
    Tel :0.(224).248 90 71
    Fax : 0.(224).248 88 72
    [email]bursa@betav.org.tr[/email]

    Bitlis Şubesi
    Nur Cad. Eski Belediye Binası No:73 Kat:3 BİTLİS
    Tel : 0.(434).226 83 44
    Fax : 0.(434).226 08 48
    [email]bitlis@betav.org.tr[/email]
#16.08.2009 14:50 0 0 0
  • Gök İle İlgili Ayetler - Ayet Ve Hadis

    Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)

    O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. (2/22)

    Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe yönelip (istiva edip) de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (2/29)

    (Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da ben bilirim." (2/33)

    Ama zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azab indirdik. (2/59)

    (Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (2/107)

    Dediler ki: "Allah oğul edindi." O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir. (2/116)

    Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (2/117)

    Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (2/164)

    Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbirşeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (2/255)

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, herşeye güç yetirendir. (2/284)

    Şüphesiz, yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz. (3/5)

    De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir." (3/29)

    Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler. (3/83)

    Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır ve (bütün) işler Allah'a döndürülür. (3/109)

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Kimi dilerse bağışlar, kimi dilerse azablandırır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (3/129)

    Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (3/133)

    Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır. (3/180)

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, herşeye güç yetirendir. (3/189)

    Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. (3/190)

    Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (3/191)

    Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (4/126)

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hamd'e layık olandır. (4/131)

    Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter. (4/132)

    Kitap Ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik. (4/153)

    Ey insanlar, şüphesiz elçi size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır. Eğer inkâra saparsanız, şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (4/170)

    Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. (4/171)

    Andolsun, "Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki: "O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye) kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye güç yetirendir. (5/17)

    Yahudi ve Hıristiyanlar: "Biz Allah'ın çocuklarıyız ve sevdikleriyiz" dedi. De ki: "Peki, ne diye sizi günahlarınızdan dolayı azablandırıyor? Hayır, siz O'nun yarattığından birer beşersiniz. O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve bunların arasındakilerin tümünün mülkü Allah'ındır. Son varış O'nadır." (5/18)

    Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmiyor musun? O, kimi dilerse azablandırır, kimi dilerse bağışlar. Allah, herşeye güç yetirendir. (5/40)

    Allah, Beyt-i Haram (olan) Kabe'yi insanlar için bir ayaklanma (kıyam evi) kıldı; Haram Ay'ı, kurbanı ve boyunlardaki gerdanlıkları da. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah'ın gerçekten herşeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir. (5/97)

    Havariler: "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının" demişti. (5/112)

    Meryem oğlu İsa: "Allah'ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti. (5/114)

    Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Allah'ındır. O, herşeye güç yetirendir. (5/120)

    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır. (Bundan) Sonra bile, inkâr edenler, Rablerine (birtakım varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar. (6/1)

    Göklerde ve yerde Allah O'dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir. (6/3)

    Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. (6/6)

    De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır. (6/12)

    De ki: "O, gökleri ve yeri yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.) (6/14)

    O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (6/73)

    Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu10 gösteriyorduk. (6/75)

    Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim." (6/79)

    O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)

    Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. (6/101)

    Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)

    Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik. (7/96)

    De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz. (7/158)

    Onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler. Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç bir azab' indirdik. (7/162)

    Onlar, göklerin ve yerin 'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete' (melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar? (7/185)

    Saatin (kıyametin) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin katındadır. Onun süresini O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size apansız bir gelişten başkası değildir." Sanki sen, ondan tümüyle haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Allah'ın katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler." (7/187)

    Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalblerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu. (8/11)

    Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azab getir (bakalım)." demişlerdi. (8/32)

    Gerçek şu ki, Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. (9/36)

    Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (9/116)

    Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? (10/3)

    Gerçekten, gece ile gündüzün ardarda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır. (10/6)

    Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir." (10/18)

    Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. (10/24)

    De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? (10/31)

    Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler. (10/55)

    Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (10/61)

    Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.' (10/66)

    Allah çocuk edindi" dediler. O, (bundan) yücedir; O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Kendinizde buna ilişkin bir delil de yoktur. Allah'a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? (10/68)

    De ki: "Göklerde ve yerde ne var? Bir bakıverin." İman etmeyen bir topluluğa apaçık ayetler ve uyarmalar bir şey sağlamaz. (10/101)

    O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkâr edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler. (11/7)

    Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi. (11/44)

    Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (11/52)

    Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır. (11/107)

    Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır. (11/108)

    Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. (11/123)

    Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat." (12/101)

    Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler. (12/105)

    Allah O'dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (13/2)

    Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır. (13/13)

    Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder). (13/15)

    De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır." (13/16)

    (Allah) Gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır. İşte Allah örnekleri böyle vermektedir. (13/17)

    O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Şiddetli azab dolayısıyla vay inkâr edenlere. (14/2)

    Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin." (14/10)

    Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir. (14/19)

    Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. (14/24)

    Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için emre amade kılandır. (14/32)

    Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz." (14/38)

    Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır. (14/48)

    Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de, (15/14)

    Andolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik. (15/16)

    Ve aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz. (15/22)

    Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (15/85)

    Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları şeylerden yücedir. (16/3)

    Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. (16/10)

    Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar. (16/49)

    Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz? (16/52)

    Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır. (16/65)

    Allah'ın dışında, kendileri için göklerden ve yerden hiçbir rızka, hiçbir şeye malik olmayan ve buna güçleri yetmeyen şeylere mi tapıyorlar? (16/73)

    Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah herşeye güç yetirendir. (16/77)

    Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır. (17/44)

    Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud'a da Zebur verdik. (17/55)

    Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin." (17/92)

    Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız." De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?" (17/93)

    De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik." (17/95)

    Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler. (17/99)

    O da: "Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti. (17/102)

    Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi'dir; ilah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız." (18/14)

    De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz." (18/26)

    Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir." (18/40)

    Onlara, dünya hayatının örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu çalı-çırpı oluverdi. Allah, herşeyin üzerinde güç yetirendir. (18/45)

    Göklerin ve yerin yaratılışında da, kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim. (18/51)

    Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun? (19/65)

    Neredeyse bundan dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçüverecekti. (19/90)

    Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman'a, yalnızca kul olarak gelecektir. (19/93)

    Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir. (20/4)

    Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur. (20/6)

    Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık." (20/53)

    Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir." (21/4)

    Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar. (21/19)

    O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (21/30)

    Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (21/32)

    Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim." (21/56)

    Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (22/18)

    Allah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na (hiçbir) ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir. (22/31)

    Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, herşeyden haberdardır. (22/63)

    Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (22/64)

    Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır. (22/70)

    Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz. (23/18)

    Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (23/71)

    Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir. (24/35)

    Görmedin mi ki, göklerde ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir. (24/41)

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır ve dönüş yalnızca O'nadır. (24/42)

    Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (24/43)

    Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, herşeyi bilendir. (24/64)

    Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (25/2)

    De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (25/6)

    Ve kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik; (25/48)

    O, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan ve sonra arşa istiva edendir. Rahman'dır. Bunu (bundan) haberi olana sor. (25/59)

    Gökte burçlar kılan, onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden (Allah) ne yücedir. (25/61)

    Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir. (26/4)

    Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)." (26/24)

    Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver." (26/187)

    Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)." (27/25)

    (Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir. (27/60)

    Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz." (27/64)

    De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar." (27/65)

    Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın. (27/75)

    Sur'a üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri 'boyun bükmüş' olarak O'na gelmişlerdir. (27/87)

    Siz yerde ve gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur. (29/22)

    Şüphesiz biz, fasıklık yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç bir azab indireceğiz." (29/34)

    Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman edenler için bir ayet vardır. (29/44)

    De ki: "Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Allah'ı inkâr edenler ise, işte onlar hüsrana uğrayanlardır." (29/52)

    Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar? (29/61)

    Andolsun onlara: "Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (29/63)

    Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı? Allah, gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır. Gerçekten, insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkar ediyorlar. (30/8)

    Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de. (30/18)

    Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, alimler için gerçekten ayetler vardır. (30/22)

    Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (30/24)

    Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar. (30/26)

    Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (30/27)

    Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler. (30/48)

    O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. (31/10)

    Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır." (31/16)

    Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur. (31/20)

    Andolsun onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartışmasız; "Allah" diyecekler. De ki; "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu bilmezler. (31/25)

    Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah, Gani (hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamid (hamd da yalnızca O'na ait)tir. (31/26)

    Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (32/4)

    Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir. (32/5)

    Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. (33/72)

    Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü kendisine ait olan Allah'ındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır. (34/1)

    Yerin içine gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. (34/2)

    İnkâr edenler, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (34/3)

    Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer biz dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için bir ayet vardır. (34/9)

    De ki: " Allah'ın dışında (tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. (34/22)

    De ki: "Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kim?" De ki: " Allah, gerçekten ya biz, ya da siz her halde bir hidayet üzerindeyiz veya apaçık bir sapıklıkta." (34/24)

    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. (35/1)

    Ey insanlar, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah'ın dışında bir başka yaratıcı var mı? O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz? (35/3)

    Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık). (35/27)

    Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Gerçek şu ki O, sinelerin özünde (saklı) olanı bilir. (35/38)

    De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar. (35/40)

    Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır. (35/41)

    Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir. (35/44)

    Kendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik. (36/28)

    Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir. (36/81)

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi'dir, doğuların da Rabbi'dir. (37/5)

    Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse, sebepler içinde (bir imkan ve güç bularak göğe) yükselsinler. (38/10)

    Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azabtan) dolayı vay o inkâr edenlere. (38/27)

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır." (38/66)

    Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneşe ve aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir ecele (süreye) kadar akıp gitmektedir. Haberin olsun; üstün ve güçlü olan, bağışlayan O'dur. (39/5)

    Görmüyor musun; gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikr) vardır. (39/21)

    Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler." (39/38)

    De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz." (39/44)

    De ki: "Ey gökleri ve yeri yaratan, gaybı ve müşahede edilebileni bilen Allah'ım. Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında sen hüküm vereceksin." (39/46)

    Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerine (karşı) inkâr edenler ise; işte onlar, hüsrana uğrayanlardır. (39/63)

    Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (39/67)

    Sur'a üfürüldü; böylece Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar. (39/68)

    O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez. (40/13)

    Göklerin yollarına. Böylelikle Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum." İşte Firavun'a, kötü ameli böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni, 'yıkım ve kayıpta' olmaktan başka (bir şey) olmadı. (40/37)

    Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler. (40/57)

    Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir. (40/64)

    Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)'ın takdiridir. (41/12)

    Göklerde ve yerde olanlar O'nundur. O, yücedir, büyüktür. (42/4)

    Gökler, neredeyse üstlerinden çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun; gerçekten Allah, bağışlayan ve esirgeyen O'dur. (42/5)

    O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip-yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir. (42/11)

    Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve kısar da. Çünkü O, herşeyi bilendir. (42/12)

    Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir. (42/29)

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan eder, dilediğine de erkek armağan eder. (42/49)

    Göklerde ve yerde bulunanların tümü kendisine ait olan Allah'ın yoluna. Haberiniz olsun; işler Allah'a döner. (42/53)

    Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, tartışmasız: "Onları üstün ve güçlü (aziz) olan, bilen (Allah) yarattı" diyecekler. (43/9)

    Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi 'dirilttik (ve her yanına yeniden hayat) yaydık'; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız. (43/11)

    Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi, onların nitelendirdiklerinden yücedir. (43/82)

    Göklerde ilah ve yerde ilah O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir. (43/84)

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz. (43/85)

    Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. (44/7)

    Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi. (44/29)

    Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye yaratmadık. (44/38)

    Şüphesiz, mü'minler için göklerde ve yerde ayetler vardır. (45/3)

    Gece ile gündüzün ardarda gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır. (45/5)

    Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (45/13)

    Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı; öyle ki, her nefis kazandıklarıyla karşılık görsün. Onlara zulmedilmez. (45/22)

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır. (45/27)

    Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır. (45/36)

    Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (45/37)

    Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ancak hak ve adı konulmuş bir ecel (belli bir süre) olarak yarattık. İnkâr edenler ise, uyarıldıkları şeyden yüz çeviren(kimseler)dir. (46/3)

    De ki: "Gördünüz mü haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi yaratmışlar, bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin." (46/4)

    Onlar görmüyorlar mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (Allah), ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır; gerçekten O, herşeye güç yetirendir. (46/33)

    Mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (48/4)

    Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (48/7)

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dilediğine mağfiret eder, dilediğini azablandırır. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (48/14)

    De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, herşeyi bilendir." (49/16)

    Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görendir. (49/18)

    Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. (50/9)

    Andolsun, Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı. (50/38)

    Gökte rızkınız vardır ve size va'dolunmakta olan da. (51/22)

    O gün gök, sarsılıp çalkalanır. (52/9)

    Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar. (52/36)

    Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler. (52/44)

    Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra başka. (53/26)

    Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir. (53/31)

    Gökyüzü, Onu da yükseltti ve mizanı koydu. (55/7)

    Göklerde ve yerde olan ne varsa O'ndan ister. O, her gün bir iştedir. (55/29)

    Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız. (55/33)

    Sonra gök yarılıp yağ gibi erimiş olarak kıpkırmızı bir gül olduğu zaman; (55/37)

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (57/1)

    Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Diriltir ve öldürür. O, herşeye güç yetirendir. (57/2)

    Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir. (57/4)

    Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. (Sonunda bütün) işler Allah'a döndürülür. (57/5)

    Size ne oluyor ki, Allah yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Allah, her birine en güzel olanı va'detmiştir. Allah, yaptıklarınızdan hâberdardır. (57/10)

    Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir. (57/21)

    Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir. (58/7)

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (59/1)

    O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (59/24)

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (61/1)

    Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan Allah'ı tesbih eder. (62/1)

    Onlar ki: "Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar. (63/7)

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd (övgü) de O'nundur. O, herşeye güç yetirendir. (64/1)

    Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır. (64/3)

    Göklerde ve yerde olanların tümünü bilir; sizin saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (64/4)

    O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? (67/3)

    Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır. (67/16)

    Yoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz. (67/17)

    Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır.' (69/16)

    Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün; (70/8)

    (Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın." (71/11)

    Bu nedenle gök bile yarılıp-çatlamıştır; (artık) O'nun va'di gerçekleştirilip-yerine getirilmiştir. (73/18)

    Gök yarıldığı zaman (77/9)

    O sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur. (78/19)

    Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman olan (Allah); O'na hitap etmeye güç yetiremezler. (78/37)

    Yaratmak bakımından siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu bina etti. (79/27)

    Gök, sıyrılıp-yüzüldüğü zaman (81/11)

    Gök, çatlayıp-yarıldığı zaman, (82/1)

    Gök, yarılıp-parçalandığı, (84/1)

    Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah, herşeyin üzerinde şahid olandır. (85/9)
#16.08.2009 14:45 0 0 0
  • Konu: Son Aşk
    Yüreğine Sağlık Ayla..
#16.08.2009 14:40 0 0 0
  • Konu: Zamana Sitem
    Zamana Sitem - Nurittin Günay

    Düşünme sakın
    Rahatsız olurum diye
    Bırak kalsın
    Yasladığın yerde başın
    Yaklaş
    İyice sokul bana
    Daha yakından duyayım
    Uçmayı yeni öğrenen
    Yavru kuş misali
    Çırpınışını yüreğinin
    Karışsın nefesin nefesime
    Otomobil yarışçılarına
    Nazire yaparcasına atsın yüreğim
    En hızlısından

    noimage

    Dur dur
    Avcıdan kaçan
    Ürkek bir ceylan gibi
    Kaçma öyle
    Sıkı sıkı tut
    Sakın bırakma ellerimi
    Azgın nehirler gibi
    Kabına sığmazken yüreğim
    Kalabalık dünyamda
    Yalnızlığa terk etme beni
    Aradığım mutluluğu
    Özlediğim huzuru buldum
    Manidar bakan gözlerinde

    Anılarla avunmak
    Sensizlik denizinde boğulmak değil
    Aynı elden sunulan
    Aşk badesinde
    İki yudum olmak isterdim

    Ne olurdu geçmeseydi zaman.



    Nurittin Günay
#16.08.2009 14:38 0 0 0
  • Bence Açık Bir Nokta Kalmıştır Arkadaşını Kıskanması İçin
    Bir Sebep Neden Vardır Muhakkak Görülen Birşey Yoksa Sebepsiz Şekilde Sanmıyorum Kıskanılsın..

    Seven İnsan Kıskanır..
#16.08.2009 14:36 0 0 0
  • Wentworth Miller Wallpaper - Wentworth Miller - Michael Scofield - Wentworth Miller Masa Üstü Resimleri

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage
#16.08.2009 14:27 0 0 0
  • Bırak Gizli Kalsın - Nurşen Yüksekova

    Eğer o şimdi mutluysa
    aradığı aşkı, sevgiyi bulduysa
    bir başkasını seviyorsa
    sus sevdiğini söyleme
    bırak gönül gizli kalsın...

    noimage

    Beni çoktan unutmuşsa
    onun için geçmişteki günlerin hatırı kalmadıysa
    beni yüreğinin derinliğine gömmeyi başarmışsa
    sus silemediğini söyleme
    bırak gönül gizli kalsın...

    geleceği bensiz aydınlıksa
    hayallerini bir başkasıyla süslemiş kurmuşsa
    sevdiği gibi seviliyorsa
    sus onu senden başka hiç kimsenin bu kadar çok sevemeyeceğini söyleme
    bırak gönül gizli kalsın...


    Nurşen Yüksekova
#16.08.2009 14:25 0 0 0
#16.08.2009 14:01 0 0 0
  • Küçük Simitçi - Turgut Uzdu

    - Oğlum bir gazete verir misin?
    Çocuk koşarak geldi arabanın yanına. Sarı saçları vardı. On üç on dört yaşlarındaydı.
    - Hangisinden efendim?
    Adam gazetenin ismini söyledi. Gazetelerin arasından birini bulup çekti ve arabanın penceresinden adama verdi. Adam elindeki parayı uzatıp çocuğa verdi. Ardından şoföre dönerek:
    - Yürü Hüsamettin çok oyalandık! dedi. Araba hareket etti.
    Çocuk elindeki paraya baktı. On gazete parasıydı verdiği. Üstünü almamıştı adam. Arabanın arkasından bağırmak istedi fakat araba başka bir sokağa dönmüş ve gözden kaybolmuştu.
    Sevinçliydi çocuk. Yüzü gülüyordu. Bir müddet daha baktı arabanın gittiği yola. Sonra dönüp bağırmaya başladı. Sesi daha gür çıkıyordu:
    - Gazete! Gasteler!

    Geniş caddenin kollara ayrıldığı yerden sarı saçlı bir çocuk, sımsıkı sarıldığı paketlerle yürüyordu. Hava boz bir renge bürünmüştü. Akşam karanlığı çöküyordu. Hafif bir rüzgâr yan sokağı yalayarak geçti. Sonbaharın sararttığı yapraklar rüzgârın peşinde koştu bir süre. Hızları düştü. Yetişemeyince sanki yorgunluktan dizlerinin bağı çözülmüş ve yerlere serilmişlerdi. Karşı sırada apartmanlar görünüyordu. Şarkıların arasına sıkışmış neşeli çocuk sesleri geliyordu. Bazı yerlerde bir gün önce yağan yağmurun hatırası küçük gölcükler vardı. Sokağı yalayan rüzgâr, üzerlerinden geçerken küçük dalgalardan izler bırakmış, caddede kaybolmuştu.

    Telefon telleri her akşamki gibi serçelerle doluydu. Çocuk durdu. Elindeki paketleri dikkatlice duvarın dibinde bulduğu kuru yere koydu. Cebinden çıkardığı ofisten topladığı buğdayları duvarın üstüne serpti. Siloya ofis derlerdi çocuklar nedense. Eğilip, paketleri aldı ve küçük adımlarla uzaklaştı. On beş adım kadar yürüdü. Dönüp buğdayları döktüğü yere baktı. Serçeler onu bekliyorlarmış gibi duvarın üstüne üşüşmüş, buğdayları yiyorlardı. Kenara çekilip, buğdayların bitmesini ve serçelerin tamamının o bölgeyi terk etmelerini bekledi. Her akşamüzeri böyle oluyordu. İçi rahatlamıştı. Dönüp yoluna devam etti.

    Sağ tarafında geçtiği sokakların en darına gelmişti. Oradan döndü. Büyüdüğü yerdi burası. Evler tek katlıydı. Bazıları taş duvarlıydı. Bazıları dökük kireçle sıvanıp beyazlatılmış duvarlarda görünen kerpiçlerle yapılmıştı.
    İki küçük kavak ağacının dikili olduğu küçük bahçeli evin bazı yerleri çürümüş kapısının önünde durdu. Elleri dolu olduğu için diziyle itti kapıyı. İçeri girdi. Bu defa kapıyı arkasına alıp omzuyla bastırarak bir iki adım geri giderek kapıyı kapattı.

    İçeriden çok tatlı bir çocuğun haykırışı duyuldu:

    - Anne, Ali Abim geldi!
    İçerideki kapı açıldı ve sesin sahibi olan kız dışarı çıktı. Simsiyah saçları, kapkara gözleri vardı. Altı yaşlarındaydı. Kepçe kulaklarıyla çok sevimli duruyordu. Ali, her akşam geldiğinde yaptığı gibi, küçük kıza yaklaştı, kafasını eğdi ve kafaları birbirlerine dokunduğunda birkaç defa ters yönlerde çevirdiler. Küçük kız kahkaha attı yine. Çok hoşuna gidiyordu bu selamlaşma şekli. Küçük kollarını uzatıp, paketlerden birini aldı ve Ali'nin arkasından eve girdi.
    İlk giriş bir oda gibiydi. Bir yanda tahtadan yapılmış ayakları görünen bir divan vardı. Düzgün bir şekilde örtülmüş örtüsü yamalıklı ama temizdi. Karşılıklı çakılan iki çiviye bağlanan ipe asılan örtü, odayı ikiye bölmüştü. Karşı köşede gazocağı vardı. Gazocağının yarım metre kadar üstünde derin bir pencere vardı. Orada da tabaklar duruyordu. Pencerenin yanına, duvara çakılan tahta rafta üç boy tencere ve sapı kırık küçük bir tava vardı.
    Yerdeki eski kilim parçasının yanında sıraya dizilmiş gibi duran dört kütüğün üzerine, çeşitli renklerde kumaşlarla içi doldurulmuş, kütüklerin üst kısımlarını örtecek genişlikte minderler konmuştu. Dört köşe ve ayaklarının kapladığı alandan biraz büyükçe bir tahta masa divanın yanında duruyordu. Bu masadan sonra da bir kapı vardı.

    Ali, kucağındaki paketleri bu masaya bıraktıktan sonra küçük kızın elindekini de alıp diğer paketlerin üstüne koydu. Pantolonu toz olmuş mu diye baktı.
    İçeriden bir dikiş makinesinin sesi geliyordu. İğnenin çıkardığı ses yavaşladı ve durdu. Masanın yanındaki kapı açıldı. Yirmi beş otuz yaşlarında, esmer, uzun kirpikleri olan bir kadın çıktı. Üzerinde kırmızıları solmuş gül desenleri olan bir elbise vardı. Küçük kızın ses tonuna yakın bir tatlılıkta:

    - Onlar da ne Ali? diye sordu paketlere bakarak.
    Ali paketlerden birini alarak, içinden çıkardığı mavi benekli basmayı kadına doğru uzattı:
    - Bu sana Ayşe Abla, dedi. Kadın gözlerinde hüzünle karışık sevinç ışıklarına bulanmış akan iki damla yaşı Ali'ye göstermemek için arkasını döndü. Basmayı inceliyor gibi yapıyordu.
    Bu arada Ali, diğer paketi açıp, içinden çıkan bir çift kırmızı renkli parlak ayakkabıyı küçük kıza doğru uzattı.
    - Bunlar da senin Nilgün. Giyin hemen, sıkarsa ya da büyükse değiştireceğim yarın.
    Nilgün, ayakkabıları görür görmez anlamıştı onun olduğunu. Ayak parmaklarının ucuna basarak yükselip Ali'nin boynuna sarıldı.
    - Teşekkür ederim Ali Abi, çok güzeller, dedikten sonra, kilimin üzerine çöküp ayakkabıları giydi. Bağcıklarını bağlayıp kalktı. Kilimin üzerinde sağa sola doğru yürümeye başladı gözleri ayakkabılarındaydı. Yan tarafına, arkasına bakıyordu. Yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. Nilgün'ün beğendiğini ve çok mutlu olduğunu hissettikçe Ali'nin içine ılık ılık bir şeyler akıyordu.
    Ayşe, Nilgün'ün gözlerine baktıkça kendini tutamıyordu. Gözlerinden yaş süzülüyordu.
    - Ayşe Abla şu ağlama huyundan vazgeçemiyorsun bir türlü, dedi Ali, Ayşe'nin elini tutarak.
    - Yavrum, mutluluktan da göz yaşarır. En küçüğü bile benim gözlerimden dökülür bilirsin. Bugün ikimizi de mutlu ettin. Bırak ben de böyle sevineyim, deyince, Ali gülümsedi. Paketlerden birini alıp içinden bir pantolon çıkarıp kendi üzerine tuttu.
    - Bu da benim. Paçalarını ölçüp yapacaksın sana zahmet. Bayramlarda giyerim diye aldım. Şu torbada da patates, margarin, makarna var. Soğan vardı diye almadım. Domates de pahalıydı. Dedikten sonra elini cebine sokup çıkardığı paraların bir kısmını ayırdı. Diğerini verdi. Ayırdıklarını cebine koyarken:
    - Gazetelerin hesabı dedi.
    Ayşe sormaya çekiniyordu ama Ali'nin dürüstlüğünden şüphe etmemişti şimdiye kadar. Bunları alacak parayı nereden bulmuştu diye merak etmesine rağmen sormadı. Gazocağının üzerindeki tencereyi açtı. İçeriye yemek kokusu yayıldı.
    - Nilgün sofra bezini ser kızım abin acıkmıştır, dedi pencerenin içindeki tabaklara uzanırken.
    Nilgün, hemen sofra bezini, odayı bölen perdeyi aralayarak uzanıp aldı. Getirip yere serdi. Kırmızı ayakkabılarına bakıyordu bir yandan da.
    Oturup yemek yediler. Sonra Ali kalkıp elini yüzünü yıkadı bahçedeki musluktan. Bahçe duvarının iç tarafına yerleştirdiği saksılardaki çiçeklere su verdi. Yapraklarını okşadı. Tuvalete gitti. İçeri geldiğinde Nilgün hâlâ ayakkabılarıyla oynuyordu. Sofra bezi toplanmış, tabaklar kaldırılmıştı. Odadan gelen dikiş makinesinin sesi, yine yarına yetişmesi gereken bir iş olduğunu haber veriyordu. Gülümsedi.
    - Sevdin mi ayakkabılarını? Uzun kirpiklerini kırpıştırdı Nilgün.
    - Sabahleyin de giyeyim mi Ali Abi?
    - Onlar senin. İstediğin zaman giyersin.
    Nilgün pencereye baktı. Hava kararmamış olsaydı hemen çıkacaktı dışarı. Ayakkabıları çıkarıp itinayla yanına koydu.
    Okula gelecek yıl, yaşı tuttuğunda gidecekti. Okumayı ve yazmayı çok istiyordu. Okulu bekleyememiş, Ali'nin haberi olmadan, annesine sormuş, yazmasını ve okumasını sökerek sürpriz hazırlamıştı.
    - Bu gece hangi masalı okuyacaksın Ali Abi?
    - Kırmızı Başlıklı Kız'ı okuyacağım. Senin de artık kırmızı ayakkabıların var ya Önce kendi kitabımı okuyayım.
    - A! dedi Nilgün. Sana bir şey gösterecektim. Koşarak dikiş makinesinden çıkan seslerin geldiği odaya girdi. Elinde bir defterle döndü. Açık sayfasını Ali'ye doğru uzattı. Büyük harflerle Seni seviyorum Ali Abi, yazılmıştı. Şaşkınlıkla Nilgün'e baktı. Nilgün:
    - Sürpriz! Ben yazdım. Senin gibi hızlı okuyup yazamıyorum deyince, Ali bu küçük ve tatlı kıza sarıldı. Kucaklayıp havaya kaldırdı ve yanaklarından öptü.
    - Ben de seni seviyorum, dedi uzun kirpiklerinin arkasında mutluluklar saçan siyah gözlere bakarak. Masanın yanındaki kapıyı aralayıp, Sırtı dönük dikiş dikmekte olan Ayşe'ye:
    - Bu kız okumayı yazmayı sökmüş Ayşe Abla, diye seslendi. Sesi şaşkınlık ve mutluluk doluydu.
    - Biliyorum Ali, bu kadar işin arasında başımın etini yiyordu ne zamandır. Sonunda sürpriz yapmayı başardı.
    - Ama masalları sen okumaya devam edeceksin değil mi? diye sordu Nilgün. Gözlerini kapatırken başını öne eğerek evet işareti yapan Ali, içeri girip elinde Jack London'a ait bir kitapla döndü. Divana çıkıp uzandı. Kaldığı yere koyduğu gazete parçasından açtı ve okumaya başladı. Öğretmeninin dediği gibi, sessiz okurken dudaklarını kıpırdatmıyordu.
    Odadan gelen ses kesildi. Ayşe, odadan çıktı. Nilgün ayakkabılarını inceliyordu. Gözleri kızarmıştı.

    Yanaklarında gamzeler oluyordu gülümseyince. Sevgiyle baktı Nilgün'e. Sonra Ali'ye döndü:

    - Yatmayacak mısınız artık? Geç oldu. Yataklarınızı yaptım, dedi.
    Ali, okuduğu sayfanın arasına başka sayfaların arasından çıkardığı gazete kâğıdını ucu görünecek şekilde koydu:
    - Dalmışım kitaba. Dikişin de uzadı senin. Ayşe Abla, sen de bu gece bayağı yoruldun.

    - Evet, sabah teslim edeceğim diye söz vermiştim elbiseyi. Yetiştirdim.
    Ali kalkıp dişlerini fırçalamak için bahçeye çıkarken Nilgün de peşine takıldı. Geri gelip, Ayşe'nin çıktığı odaya girdiler. Ayşe, bulaşıkları yeşil plastik naylon bir leğene yerleştiriyordu. Bahçede yıkayacaktı.
    Ali yorganını düzeltti. Raftan kalın bir kitap aldı. Yastığının üstüne koydu.

    - Sen giyin geliyorum, dedi ve odadan çıktı.
    İçeri geldiğinde Nilgün giyinmiş ve Ali'nin yatağının yanındaki yatağa girmişti bile. Yorganın üzerine oturdu. Kitabı eline aldı ve Kırmızı Şapkalı Kız adlı masalı buldu, okumaya başladı. Nilgün'ün gözleri yavaşça kapandı ikinci sayfada. Ali, üzerini örttü Nilgün'ün. Kaldığı yere yine gazete parçası koydu. Kalktı, ses çıkarmamaya çalışarak katlamasını sevmediği kitabı aldığı yere koydu.
    Dışarıyı dinledi. Ayşe Abla bahçedeydi. Çorabının arasından para çıkardı. Kitabı koyduğu rafta bir kumbara vardı. İçine bir miktarını attı. Kalanı da kitapların arkasında duran başka bir kitabın arasına koydu. Sonra yatağına uzanacaktı vazgeçti. Dışarı çıktı. Bahçeye açılan kapıyı açtı.

    - Ayşe abla bu gün para buldum, yarım saat sordum ama kimse sahiplenmedi. Bir bey gelip, sahibi yoksa senindir dedi. Ben de uzun zamandır almayı düşündüğüm şeyleri aldım.
    - Yanlış bir şey yapmayacağını biliyorum. Karakola götürüp teslim etse miydin acaba! Neyse sen sahibini aramışsın. Sana düşeni yapmışsın. Hadi git yat erken kalkacaksın.
    - Peki Ayşe Abla!

    Ali, tekrar yattığı odaya döndü, yorganın altına sessizce girdi. Açılan yorganını düzeltirken Nilgün gülümsedi. "Kim bilir nerelerde uçuyordur.", dedi içinden. Yatağına iyice yerleşti. Bu gün yaşadıklarını düşünürken gözleri kapandı.
    Henüz hava aydınlanmamıştı. Ali bahçe kapısını yavaşça çekip kapadı. Okul elbiselerini koyduğu torba yanındaydı. Simitleri sattıktan sonra okula gidiyordu. Kalan simit olursa kantine veriyordu. Aynı simit fabrikasının simitleriydi. Orada elbisesini değiştiriyor ve derslerine giriyordu. Ödevlerini ders aralarında yapıyor, dışarıya çıkmıyordu.
    Sokaklardan ve caddelerden hızla geçti. İki katlı, önünde bahçesi olan güzel bir evin önünde birkaç saniye durdu.

    Hayal meyal hatırlıyordu. Birileri gelmiş evin bütün eşyalarını toplayıp götürmüştü. Beyaz tüylü ayısını da almışlardı feryatlarına aldırmadan. Önce babasının, daha sonra da annesinin öldüğünü söylemişlerdi.
    Bir polis olan Nazım Abi, Ali'ye çok acımış, Ayşe Abla'nın evine getirmişti. Ayşe Abla'ya "Aşkım!" diyordu. Ali her defasında utanıp kızarıyordu. O zaman başka evde kalıyorlardı. Nazım Abi, her geldiğinde düğünle ilgili konuşuyordu Ayşe Abla ile. Bir gün başka bir polis gelip Ayşe Abla'ya, Nazım'ın trafik kazasında öldüğünü söylemiş, Ayşe Abla da günlerce ağlamıştı. Nilgün'ü doğurmuştu bir zaman sonra. Ardından da bu eve taşınmışlardı.
    Simit fırınından simitleri ve simit tablasını aldı. Başının üstüne yerleştirdiği simit şeklinde bir bezin üzerine tablayı koydu ve her gün gittiği sokaklara doğru yürümeye başladı.
    Arada bağırıyordu:
    - Taze simit, gevrek!


    Turgut Uzdu
#16.08.2009 13:33 0 0 0
#16.08.2009 13:31 0 0 0
  • Kıskançlık Sınırı - Nail Asarkaya

    Kıskanma ile ilgili onlarca belki de yüzlerce şarkı var Ama "kıskanma" kelimesini gördüğüm, duyduğum ve/veya kullandığımda ilk aklıma gelen "Kıskanırım Seni Ben" şarkısı olur.

    Ama aslına bakarsanız kıskançlığı birçok kişi yanlış yerde ve zamanlarda kullanıyor Genelde aşk mevzularında çok sık rastlanırmış gibi gözükebilir. Fakat daha farklı ve kötü alanlarda bilinçsizce kötülüğünün esareti altına girdiğimiz zamanlarda oluyor En basit ve korkunç örneği; birinin, başkasında görüp de kendisinde de onu istemesidir. Aslında buna bir nevi açgözlülükte diyebiliriz ama hani anlatmak istediğim şey biraz daha gerisinde Birinin iyi huyları, zekası, sevecenliği gibi iyimser tarzda nicelikleri değil de maddi varlıkları, daha çok para ve mevki sahibi olması vb. huylarının kıskançlık duygusunun temel taşlarını oluşturması ne yazık ki korkunç bir gerçektir.

    Bazı insanlarda bu kıskançlığı yenmeniz mümkün Çeşitli yollarla yapabilirsiniz ama en çok kullanılan yöntem zaaf bir yönünü kullanarak bu duygusunu bastırmak. Ama yenemediğiniz kimseler de olabiliyor Beni asıl korkutan da bu Çünkü bu kıskançlık o kadar korkunç bir duygudur ki engellenemediği takdirde çok büyük sorunlara yol açabiliyor Açgözlülük tarzında olan kıskanmalarda çeşitli bilinçaltı sorunları -başta paranoyalaşma olmak üzere-, aşk meşk gibi hususlardaki kıskançlık seviyesinin artırımı -Allah korusun- ölümlere kadar gidebilmekte

    Ben kıskanç olmamak için, kıskançlığa kapılmamak için elimden gelen çabayı sarf ediyorum Çünkü bugün açgözlü davranıp başkalarında olanları kendimde de isterse yarın Tanrı'yı kıskanmamam için hiçbir neden olamaz


    Nail Asarkaya
#16.08.2009 13:29 0 0 0
  • Nükleer Enerji - Nükleer Enerji Hakkında - Nükleer Enerji Nedir

    Nükleer enerji, atomun çekirdeğinden elde edilen bir enerji türüdür. Kütlenin enerjiye dönüşümünü ifade eden, Albert Einstein' a ait olan E=mc² (E: Enerji, m: kütle, c: Işığın sabit hızı) formülü ile ilişkilidir.

    Bununla beraber, kütle - enerji denklemi, tepkimenin nasıl oluştuğunu açıklamaz, bunu daha doğru olarak nükleer kuvvetler yapar. Nükleer enerjiyi zorlanmış olarak ortaya çıkarmak ve diğer enerji tiplerine dönüştürmek için nükleer reaktörler kullanılır.

    noimage


    Nükleer enerji


    Nükleer enerji, üç nükleer reaksiyondan biri ile oluşur:

    1. Füzyon: Atomik parçacıkların birleşme reaksiyonu.
    2. Fisyon: Atom çekirdeğinin zorlanmış olarak parçalanması.
    3. Yarılanma: Çekirdeğin parçalanarak daha kararlı hale geçmesi. Doğal (yavaş) fisyon (çekirdek parçalanması) olarak da tanımlanabilir.

    Nükleer enerji, 1896 yılında Fransız fizikçi Henri Becquerel tarafından kazara, uranyum maddesinin fotoğraf plakaları ile yanyana durması ve karanlıkta yayılan X-Ray ışınlarının farkedilmesi ile keşfedilmiştir.

    Uluslararası çevre örgütü Yeşil Barış'ın kurucularından Patrick Moore'a göre, nükleer enerji karbondioksit üretmediği için kömür yakan termik enerjiye göre daha çevreci bir seçenektir. Ancak 30 Nisan 1986'da Ukrayna'daki nükleer reaktörde meydana gelen kaza ile yeni doğan bir çok cocuk sakat doğmuş, nükleer kalıntıların ürettiği radyoaktif bulut patlamadan sonra tüm Avrupa üzerine yayılmış ve Çernobil'den yaklaşık 1100 km uzaklıktaki İsveç Formsmark Nükleer Reaktöründe çalışan 27 kişinin elbiselerinde radyoaktif parçacıklara rastlanmış ve yapılan araştırmada İsveç'teki reaktörün değil Çernobil'den gelen parçacıklar olduğu tespit edilmiştir.

    Aynı şekilde İngiltere'nin Galler bölgesinde kazadan iki hafta sonra saptanan yüksek radyoaktif nedeniyle yeşil alanlara koyun ve sığırların girişi engellenmiştir.

    Bunun gibi nedenlerle günmüzde dünyanın birçok yerinde ve Türkiye'de de nükleer karşıtı gruplar oluşmuştur. Bunlardan en ünlüleri; Green Peace ve Küresel Eylem Grubu (KEG) 'dir.
#16.08.2009 02:41 0 0 0
  • Neptünyum İzotopları Nedir - Neptünyum İzotopları Hakkında - Neptünyum

    Neptünyum (Np) kararlı izotoplara sahip değildir. Standart bir atom ağırlığı yoktur.

    225Np 93 132 225.03391(8) 3# ms [>2 µs] 9/2-#
    226Np 93 133 226.03515(10)# 35(10) ms
    227Np 93 134 227.03496(8) 510(60) ms 5/2-#
    228Np 93 135 228.03618(21)# 61.4(14) s
    229Np 93 136 229.03626(9) 4.0(2) min 5/2+#
    230Np 93 137 230.03783(6) 4.6(3) min
    231Np 93 138 231.03825(5) 48.8(2) min (5/2)(+#)
    232Np 93 139 232.04011(11)# 14.7(3) min (4+)
    233Np 93 140 233.04074(5) 36.2(1) min (5/2+)
    234Np 93 141 234.042895(9) 4.4(1) d (0+)
    235Np 93 142 235.0440633(21) 396.1(12) d 5/2+
    236Np 93 143 236.04657(5) 154(6)E+3 a (6-)
    236mNp 60(50) keV 22.5(4) h 1
    237Np 93 144 237.0481734(20) 2.144(7)E+6 a 5/2+
    238Np 93 145 238.0509464(20) 2.117(2) d 2+
    238mNp 2300(200)# keV 112(39) ns
    239Np 93 146 239.0529390(22) 2.356(3) d 5/2+
    240Np 93 147 240.056162(16) 61.9(2) min (5+)
    240mNp 20(15) keV 7.22(2) min 1(+)
    241Np 93 148 241.05825(8) 13.9(2) min (5/2+)
    242Np 93 149 242.06164(21) 2.2(2) min (1+)
    242mNp 0(50)# keV 5.5(1) min 6+#
    243Np 93 150 243.06428(3)# 1.85(15) min (5/2-)
    244Np 93 151 244.06785(32)# 2.29(16) min (7-)
#16.08.2009 02:37 0 0 0
  • Hidrojen İzotopları - Hidrojen İzotopları Nedir - Hidrojen İzotopları Hakkında

    (H) Hidrojen 'in (Standart atom ağırlığı: 1.00794(7) u) üç doğal izotopu bulunur, bunlar 1H, 2H, ve 3H. Diğerleri, laboratuvar ortamında sentezlenen fakat doğada gözlenemeyen aşırı kararsız çekirdeklere sahiptir (4H arası 7H).

    Bugün sadece hidrojen elementinin izotopları farklı isimlerle adlandırılır. (Radyo aktivite çalışmaları sırasında, çeşitli radyoaktif izotoplar isimlendirilir; fakat bu gibi adlar uzun süre kullanılmaz). Sembollari D ve T olan izotoplar (2H ve 3H yerine) bazen döteryum ve trityum isimleri kullanılır. IUPAC üye ülkelerde bu kullanım yaygın olarak tercih edilmez.

    noimage


    Protium, hidrojenin en yaygın izotopu


    Hidrojen-1 (protium)

    Ana madde: Hidrojen-1

    1H hidrojenin 99.98% oranla en yaygın bulunan izotopudur. Çünkü bu izotopun atom çekirdeği sadece bir protondan oluşmaktadır, bu nedenle nadiren protium olarak adlandırılır.

    Hidrojen-2 (döteryum)

    Ana madde: Döteryum

    2H, hidrojennin diğer kararlı izotopudur, döteryum olarak bilinir ve çekirdeği bir proton ve bir nötrondan meydana gelir. Dünyadaki hidrojenin 0.0026 - 0.0184% (mole-fraction veya atom-fraction) döteryum olarak bulunmaktadır, düşük miktarda hidrojen gazı olarak ve yüksek oranda (0.015% or 150 ppm) okyanus sularında bulunur. Döteryum radyoaktif değildir, ve önemli bir zehirleme tehlikesi bulunmaz. Normal hidrojen yerine zenginleştirilmiş döteryum molekülleri içeren su ağır su olarak adlandırılır. Döteryum ayrıca nükleer füzyon için potansiyel yakıttır.

    Hidrojen-3 (trityum)

    Ana madde: Trityum

    3H, trityum olarak bilinir ve çekirdeği bir proton ve iki nötrondan meydana gelir. Radyoaktiftir, β− çözünmesi yaparak helyum-3'e dönüşür ve yarılanma ömrü 12.32 yıldır.

    Hidrojen-4

    Ana madde: Hidrojen-4

    4H hidrojenin yüksek kararsızlığa sahip izotopudur. Çekirdeği bir proton ve üç nötrondan meydana gelir. Laboratuvar ortamında trityum ile döteryumun çok hızlı çekirdeklerinin bombardımanı sonucu oluşur.[4] Bu deney esnasında, trityum çekirdeği çok hızlı döteryum çekirdeklerinden nötron yakalar. Hidrojen-4'ün varlığı yayılan protonların belirlenmesiyle kanıtlanır. Atom ağırlığı 4.0279121'dir. Nötron emisyonu yolu ile çözünür ve yarılanma ömrü 9.93696x10-23 saniyedir.

    Hidrojen-5

    Ana madde: Hidrojen-5

    5H, hidrojenin yüksek kararsızlıktaki izotopudur. Çekirdeği bir proton ve dört nötrondan oluşur. Laboratuvar ortamında trityum ile trityumun çok hızlı çekirdeklerinin bombardımanı sonucu oluşur.[4]Deney sırasında, bir trityum çekirdeği diğerinden iki nötron yakalar, bunun sonunda çekirdek bir proton ve dört nötrona sahip olur. Nötron emisyonu yolu ile çözünür ve yarılanma ömrü 8.01930x10-23 saniyedir.

    Hidrojen-6

    6H üçlü Nötron emisyonu yoluyla çözününür, ve yarılanma ömrü 3×10-22 saniyedir.

    Hidrojen-7

    7H bir proton ve altı nötrondan maydana gelir. İlk kez 2003 yılında Rus, Japon ve Fransız bilim adamları tarafından RIKEN 'de (RI Beam Science Laboratory) hidrojenin Helyum-8 atomlarıyla bombardıman edilmesi sonucu sentezlenmiştir. Reaksiyon sonucunda, helyum-8 hidrojen çekirdeğine nötron verir. İki artakalan proton "RIKEN teleskopu" ile algılanmıştır, cihaz birçok katmandan ve sensörden oluşmaktadır, hedefin arkasında yerleştirilen RI Beam Siklotron'udur.[kaynak belirtilmeli]

    Müonyum (Mu veya µ+e-)

    Ana madde: Müonyum

    Müonyum parçacığı ekzotik atom olan bir antimüon (müonlar artı antiparçacıklardır) ve bir elektron'dan oluşur, [5] ve Mu veya µ+e− ile sembolize edilir. Müon'un yarılanma ömrü 2 µs'dir, müonyum müonyum klorür (MuCl) veya sodyum müonid (NaMu) bileşikleri oluşturabilir.

    Tablo

    noimage

    Notlar


    Sudaki izotopik birleşimlerdir.
    İzotop çoğunluğu hassastır ve atom ağırlığı, değişimden geçerek sınırlanır. Belirli alanlarda, herhangi bir normal karasal maddeye uygulanabilir olmalı
    Hidrojen tankı 3.2×10-5 (mole fraction) gibi düşük bir oranda 2H içerir. Bunların hepsi farklılık gösterebilir.
#16.08.2009 02:35 0 0 0
  • Nobody Likes Being Played..

    He Said I'm Worth It, His One Desire..
    I Know Things About 'em That You Wouldn't Wanna Read About
    He Kissed Me, His One And Only, Yes Beautiful Liar..

    You Never Know..
    When The Pain And Heartbreak's Over
    I Have To Let Go
    The innocence is Gone..

    For A Beautiful Liar..
#16.08.2009 02:28 0 0 0
  • Bağıl Atom Kütlesi - Bağıl Atom Kütlesi Hakkında - Atom Kütlesi

    noimage Çekirdek fiziği veya atom fiziği ile ilgili bu madde bir taslaktır. İçeriğini geliştirerek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz.
    Bağıl atom kütlesi, bir elementin, atom kütle birimi (atomic mass units amu) cinsinden ortalama kütlesini belirtir. Bu rakam, sıklıkla elementin izotoplarının da ortalama kütlesini belirttiği için, ondalıklı bir sayıdır. Bir elementin bağıl atom kütlesinden atom numarasının (proton sayısının) çıkarılmasıyla, o elementin nötron sayısı bulunabilir.

    Atomlar çok küçük tanecikler olduğundan tek bir atomu tartmak, kütlesini bu yolla bulmak mümkün değildir. Bu nedenle ilim adamları atom kütlelerini karşılaştırmayı ve uygun yöntemlerle kütlelerini bulmayı başarmışlardır. Bu işi yaparken bir atomu başlangıç olarak seçmişler. Diğer atomları bu kontrol atomu ile kıyaslayarak, bütün atomlar arasında değişik oransal büyüklükler bulmuşlar.

    İlk önce kontrol atomu olarak, H atomunu seçmişler. Hidrojen atomunun kütlesi 1 birim kabul edilmiş ve diğer atomlar bununla kıyaslanmış. Bu durumda kütle olarak

    1 C atomu @ 12 tane H atomu
    1 O atomu @ 16 tane H atomu
    1 Mg atomu @ 24 tane H atomu

    gibi eşitlikler bulunmuştur.

    Yeni elementler bulundukça bu oranlarda sapmalar görülmüş. Bilim adamları bu durumu düzeltmek için kontrol atomunu değiştirmişler ve H yerine O = 16 kullanılmış ve en son olarak da 12C izotopu kullanmışlar.
    Karbon 12 (12C) izotopunun 1 atomunun kütlesi 12,000 kabul edilmiş. Diğer elementlerin kütleleri 12C izotopuna bağlı olarak belirlenmiş ve bu kütlelere Bağıl atom kütleleri denir.

    Atomların bağıl ağırlıkları için neden karbon 12 esas kabul edilmiştir?
    Aslında sorunun cevabına geçmeden önce hemen hepimizin yaptığı bir hatadan söz etmek istiyorum. Gerçekte atom "ağırlığı" demek doğru değil. Atom "kütlesi" dememiz gerekiyor. Bazılarımız (bazen ben de dahil) bunun kütle olması gerektiğini bildiği halde alışkanlıktan ağırlık diyoruz; bazılarımız ise böyle bir ayrımdan haberdar değiliz. Bildiğiniz gibi ağırlık kütlenin yer çekimi kuvveti tarafından çekilmesi olayıdır. Dolayısıyla aynı madde değişik yerlerde değişik ağırlıklarda ölçülebilir ama kütle değişmez sabittir. O zaman atom ağırlığı değil de atom kütlesi demeye özen göstermemizde fayda var.
    Bu soruyu sorarken "bağıl ağırlık" terimini kullanmışsınız. Bu yüzden atomların kütlelerinin göreceli olarak ölçüldüğünü biliyorsunuz demektir. Göreceli olarak (yani başka atomların kütleleriyle kıyaslanarak) ölçülmesinin sebebi de tahmin edeceğiniz gibi, bu kadar küçük kütleye sahip bir maddeyi ölçebilecek kadar hassas bir ölçü biriminin bulunmaması. Zaten dikkat ederseniz atomların kütlelerinin bu yüzden birimi yoktur. Yada birim olarak amu (atomic mass unit) yani atomik kütle birimi kullanılabilir. Bu bağıl kütle kısmını daha fazla açıklamadan geçiyorum. 1961 yılına kadar atom kütlelerini ölçmek için baz alınan atom oksijen-16 ya da hidrojen idi. Avogadro Yasası'na göre "eşit sıcaklık ve basınç altında, belirli bir hacimde bulunan gazların molekül sayıları eşit olur" prensibinden hareket edilmişti. Diğer atomlarla en çok tepkimeye giren atomlardan biri olan "oksijen atomu" atom kütleleri ölçümü için baz alınmıştı. Böylece oksijeni diğer atomlarla kıyaslamak ve dolyısıyla atomik kütlelerini tespit etmek kolay olacaktı. Hidrojen atomunun seçilme sebebi ise, onun en düşük kütleye sahip olmasından ötürü kütlesinin 1 alınıp diğer atomların kütlesini buna göre kıyaslamak düşüncesiydi. Geçmişte bir dönem kimyacılar ve fizikçiler bu iki atomu da referans alarak atomik kütle ölçümleri yapıyorlardı ve bu bazen karışıklıklara yol açabiliyordu. 1961 yılında karbon-12 atomu, atomik kütle birimi olarak baz alındı. Bu iyi bir seçimdi çünkü 6 proton ve 6 nötron içeren çekirdeği ile karbon-12 oksijen ile hidrojen arasında ortalarda yer alıyordu.
#16.08.2009 02:15 0 0 0
  • Lipit Düşürücü İlaç - Lipit Düşürücü İlaç Nedir

    Lipit düşürücü ilaçlar kanda yüksek lipit seviyelerinin tedavisinde kullanılan çeşitli türde ilaçlardır. Hipolipidemik ilaçlar veya antihiperlipidemik ilaçlar olarak da adlandırılırlar.

    Lipit düşürücü ilaçlar birkaç sınıfa ayrilabilir. Yan etkileri ve kolesterol profiline olan etkileri bakımından farklılıklar gösterirler. Bazıları "kötü kolesterol" diye bilinenen LDL kolesterolunu azaltırken diğerleri "iyi kolesterol" HDL kolesterolunu arttırlar. Klinik kullanımda bir hastanın hangi ilacı alacağını belirlemek için hastanın kolesterol düzeyine, kardiyovasküler risk durumuna, karaciğer ve böbrek fonksiyonuna bakılır ve bunlar, ilacın riskleri ile faydalarıyla birlikte değerlendirilir. Amerika Birleşik Devletleri'nde bunu yapmak için Milli Kolesterol Eğitim Programı'nın Yetişkin Tedavi Paneli III'te (National Cholesterol Education Program Adult Treatment Panel III) bulunan delillere bağlı tedavi kılavuz kullanılır.


    Statinler kalp hastalıkları ile en doğrudan bağlantısı olduğu gösterilmiş olan LDL kolesterolu azaltmakta çok etkilidir. Statin türevlerinin LDL kolesterolunu %18-%55 arasında azalttığı gösterilmiştir.
    Fibratlar trigliseritlerin yüksek olduğu durumlarda kullanılır. Bu tür ilaçların kullanımıyla trıgliseritler %20 ila 50 arasında azalır. HDL kolesterol da artar ama LDL kolesterol çok az iner, hatta artabilir dahi.
    Nikotinik Asit de, fibratlar gibi, trigliseritlerin azaltılmasına yarar. Hem LDL kolesterol hem de HDL kolesterol düzeylerine yararlı etkileri görülür.
    Safra asiti bağlayıcı reçineler özellikle LDL kolesterolu azaltmakta etkilidirler. LDL kolesterolu %15-30 azaltıp HDL kolesterolu yükseltirler. Trigliseritlere pek etkileri olmaz.
    Fitosterol (kolesterol emilme inhibitörleri)
    CETP inhibitörleri
    Skualen sentaz inhibitörleri
#16.08.2009 02:12 0 0 0
  • Postkolonyalizm - Postkolonyalizm Nedir - Postkolonyalizm Tanımı

    Postkolonyalizm, sömürgeciliğin bıraktığı mirası sorunsallaştıran bir dizi felsefi ve edebi teoriyi içine alır. Bir edebiyat kuramı ve eleştirel yaklaşım olarak Postkolonyalizm, bir zamanlar başka devletlerin, özellikle de Avrupa'nın büyük sömürgeci güçleri Britanya, Fransa ve İspanya'nın, sömürgeleri olan ülkelerde üretilen edebi eserleri irdeler; hala kolonyal düzenlemeleri bulunan ülkeleri (Kanada, Avustralya vb.) de ayrıca kapsar. Bunun yanında postkolonyal edebiyat, sömürgeci ülkelerin vatandaşları tarafından yazılan ve sömürülen ülkeleri ve insanlarını ana konusu yapan eserleri de içine alır.

    Sömürge ülkelerden, özellikle de İngiliz İmparatorluğu'nun sömürgelerinden insanların Britanya'daki üniversitelere gelmeleri, burada kendi topraklarında mevcut olmayan bir eğitimi almaları, çoğunlukla edebiyatta, özellikle de romanda yeni bir eleştiri anlayışını doğurdu. Postkolonyal teori 1970'lerde eleştiri alanının bir parçası haline gelmiştir. Postkolonyalizmle ilgilenen birçok düşünür, Edward Said'in Oryantalizm isimli kitabını bu teorinin baş eseri olarak kabul eder.
#16.08.2009 02:08 0 0 0
  • Transandantalizm - Deneyüstücülük - Transandantalizm Nedir - Deneyüstücülük Hakkında

    Transandantalizm (Deneyüstücülük), ondokuzuncu yüzyıl başlarından itibaren Amerika Birleşik Devletleri'nin New England bölgesinde edebiyat, din, kültür ve felsefe alanında ortaya çıkan yeni fikirler toplamıdır. Bazen transandantal kelimesinin diğer kullanımlarından farkını ortaya koymak için "Amerikan Transandantalizmi" olarak da adlandırılır. Amerikan Transandantalizmi döneminin kültür ve toplumunun genel durumuna özellikle de Harvard'daki entelektüalizme karşı bir protesto olarak ortaya çıkmıştır. Temel inançları arasında, aşkın ideal spiritüel durumun fiziksel ve empirik olduğu ve kurumlaşmış dinlerin doktrinlerinden çok yalnızca bireyin sezgisi yoluyla idrak edilebileceği bulunmaktadır.

    Önde gelen Transandantalistler; Ralph Waldo Emerson, Henry David Thoreau, Margaret Fuller, Bronson Alcott, Orestes Brownson, William Ellery Channing, Frederick Henry Hedge, Theodore Parker, ve George Putnam'dır.
    Transandantal akım 18. yüzyıl rasyonalizmine karşı bir tepki ve 19'uncu yüzyıl düşüncesinin genel insancıl eğiliminin bir göstergesiydi. Bu akım dünyanın ve Tanrının birliğine olan temel bir inanca dayanıyordu. Her bireyin ruhunun dünyayla aynı olduğu, dünyanın birebir bir mikrokozmozu olduğu düşünülüyordu. Kendine güven ve bireycilik doktrini, bireysel ruhun Tanrı ile kendini özdeşleştirmesine olan inançla gelişti. Transandantalizm Boston'un 32 km batısında küçük bir kasaba olan Concord'la özel olarak ilişkiliydi.

    Concord eski Massachusetts körfez sömürgesindeki ilk denizden uzak yerleşme idi. Ormanlarla çevrili olan bu huzurlu kasaba, o zaman da ve hala bugün de gayet kültürlü olacak kadar Boston'daki konferans, kitapçı ve kolejlere yakın, ama sakin olacak kadar da uzaktı. Concord Amerikan Devrimi'nin ilk muharebesinin olduğu yerdi, Concord Hymn (Concord İlahisi) Amerikan edebiyatının en meşhur açılış dizelerinden birine sahiptir:

    By the rude bridge that arched the flood
    Their flag to April's breeze unfurled,
    Here once the embattled farmers stood
    And fired the shot heard round the world.

    Concord hem ilk kırsal sanatçı sömürgesiydi, hem de Amerikan materyalizmine manevi ve kültürel bir seçenek önerebilen ilk yerdi. Burası entelektüel konuşmaların ve basit yaşantının yeriydi (burada Emerson ve Henry David Thoreau'nun ikisinin de sebze bahçeleri vardı). Concord denince en çok 1834'te buraya taşınan Emerson ve Thoreau akla geldi ama bu yer aynı zamanda romancı Nathaniel Hawthorne, feminist yazar Margaret Fuller, eğitimci (ve yazar Louisa May Alcott'un babası) Bronson Alcott ve şair William Ellery Channing'i de kendine çekti. Transandantal Kulübü 1836'da gevsek bir şekilde organize edildi ve değişik zamanlarda Emerson, Thoreau, Fuller, Channing, Bronson Alcott, önde gelen bir papaz olan Orestes Browson, Theodore Parker (kölelik karşıtı ve papaz) ve diğerleri buna dahildi.

    Transandantalistler ve yayın hayatı kırk yıl süren ve ilk editörü Margaret Fuller ve daha sonra Emerson olan, üç ayda bir çıkan The Dial dergisini yayınladılar. Edebiyat kadar Reform çabaları da onları meşgul ediyordu.

    Transandantalistlerin önemli bir kısmı ayni zamanda kölelik karşıtı idi ve bazıları Brook Çiftliği (Hawthorn'un The Blithedale Romance adlı eserinde tarif edilir) ve Fruitlands gibi deneysel ütopyacı topluluklara dahil oldular.

    Pek çok Avrupalı grubun tersine, Transandalistler hiçbir zaman bir Manifesto çıkarmadılar. Bireysel farkların, bireyin özgün bakış açısının üstünde durdular. Amerikan Transandantal Romantikleri radikal bireyciliği en uç noktalarına kadar zorladılar. Amerikan yazarları çoğu kez kendilerini toplumun ve alışılmış kalıpların
    dışında yalnız kaşifler olarak gördüler. Amerikan kahramanı -Herman Melville'in Kaptan Ahab'ı, ya da Mark Twain'in Huck Finn'i, ya da Edgar Allen Poe'nun Arthur Gordon Pym'i gibi- metafizik bir kendini keşfediş peşinde tipik olarak riskle, hatta belli bir yıkımla yüz yüze geldi. Romantik Amerikan yazarı için hiçbir ön kabul yoktu. Edebi ve toplumsal kalıplar, yardımcı olmanın tersine, tehlikeliydiler. Özgün bir edebi biçem, içerik ve ses -ve bunların hepsini aynı anda- keşfetmek yönünde muazzam bir baskı vardı. Amerikan yazarlarının bu zorluğun üstesinden gelebildikleri, Amerikan İç Savaşı'ndan (1861-65) önceki otuz yıllık dönem boyunca üretilen başyapıtlardan açıkça bellidir.
#15.08.2009 23:43 0 0 0