MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • Kars Gülahmet Aytemiz Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi - Kars - Gülahmet Aytemiz - Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi

    noimage

    İsmail AYTEMİZ, esnaf bir ailenin çocuğu olarak Kars Merkez'de doğdu. İlk ve orta öğrenimi Kars'ta, lise öğrenimini İstanbul'da tamamladı.
    İsmail AYTEMİZ, Kars'taki öğrencilik yıllarında okuldan arta kalan zamanını esnaf olan babasının yanında ticaret hayatını öğrenerek değerlendirdi.
    Vatani görevini tamamladıktan sonra, 1959-1962 yılları arasında Türkiye'deki 53 ilin 450 ilçesinde Milli Eğitim'e bağlı tüm il, ilçe ve köy okullarına verilmek üzere alçıdan mal edilmiş Atatürk heykelleri yapıp, teslim etmiştir.
    Bu üç yıllık Türkiye gezisinden sonra İstanbul'a gelerek Aytemiz Büst Atölyesi'ni kurdu ve işlerini büyüttü. 1963 yılı ortalarında Aytemiz Petrol'ü kurarak, akaryakıt ve enerji sektörüne adımını attı.
    İsmail AYTEMİZ, daha sonra maden, uluslar arası nakliye taşımacılık ve sınai gaz üretimi gibi alanlarda şirketler kurarak Türkiye genelindeki iş hayatındaki atılımlarına devam etti ve Aytemiz Şirketler Grubunu oluşturdu.
    İsmail AYTEMİZ, uzun yıllar Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası Genel Başkanlığı, İstanbul Sanayi Odası ve İstanbul Ticaret Odası Meclis üyelikleri ve Kars Ardahan Iğdır Kalkınma Vakfı Başkanlığı yaptı.
    İsmail AYTEMİZ halen, İstanbul Ticaret Meclis üyeliği, Aytemiz Şirketler Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini sürdürmektedir.

    Okulumuzu (2001) pansiyonumuzu(2005) yıllarında hayır sever işadamımız İsmail Aytemiz yaptırmıştır...

    Teşekkürler İSMAİL AYTEMİZ

    Tel: 0 (474 ) 223 24 41
#03.07.2009 18:52 0 0 0
#03.07.2009 18:35 0 0 0
  • Fecri Ebcioğlu - Fecri Ebcioğlu Kimdir - Fecri Ebcioğlu Biyografisi

    Fecri Ebcioğlu (d. 2 Mart 1927, İstanbul - ö. 6 Mart 1989) Türk besteci, şarkı sözü yazarı, aranjör, DJ ve şarkıcı. 1960'lı yıllarda Türk popüler müziğine damgasını vurmuş müzik insanı.

    noimage

    1961 yılında Bob Azzam'ın "C'est écrit dans le Ciel" adlı parçasına Türkçe sözler yazıp "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" adıyla İlham Gencer'e söyletmesi ile Türk Popu'nu başlatmıştı. Bu parça Türkçe söylenmiş ilk pop şarkısıdır. O tarihe kadar bu tarz parçalar yine Türk şarkıcılar tarafından orijinal dillerinde yani İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İtalyanca söyleniyordu.

    1960'ların başında Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal birlikte yabancı şarkılara Türkçe söz yazma modasını başlattılar, böylece 10 yıl kadar sürecek olan "aranjman" müzik akımının öncüleri oldular. Fecri Ebcioğlu Ajda Pekkan Ay-feri, İlham Gencer, Selçuk Ural gibi şarkıcılara Türkçe sözlerle Avrupa şarkılarını söyletirken, Marc Aryan ve Adamo gibi Avrupalı sanaçlılara da Türkiye'ye geldiklerinde kendi parçalarına Türkçe sözler yazarak plak doldurttu.

    Gençliğinde kalecilik yapmış ve bir dönem Fenerbahçe'de forma giymiştir. İstanbul Levent'te hayatının bir bölümünü geçirdiği sokağa adını vermiştir.

    Hayatı

    2 Mart 1927 yılında İstanbul'un Cihangir semtinde dünyaya geldi. Evin tek erkek çocuğu olduğu için el üstünde büyütülmüştü. Müziksever bir ailesi vardı, annesi ut çalıyordu evde Türk müziği hiç eksik olmazdı. Babıali'de bir kırtasiyeci dükkânı işleten babası alafranga müziğin düşmanıydı ve sırf bu nedenle eve radyo almıyordu. Buna rağmen evlerine çok yakın olan 'Ege Bahçesi' nden duyulan alafranga müzikler küçük Fecri'yi etkileyecekti. Hep bir sanatçı olmayı düşleyen Fecri ortaokul ve lise'yi Taksim'de okur. Cihangir yıllarından bir arkadaşı da Gazanfer Özcan'dı. Aile sonra Cağaloğlu'na taşınır, yazları ise Anadoluhisarı'ndaki konaklarında geçirirler. Bu yıllarda futbolla ilgilenir, Anadoluhisarı'nda lakabı "Kedi kaleci"dir, çok yeteneklidir ve Fenerbahçe futbol takımının kadrosuna seçilmiştir. Sonra çeşitli takımlarda birkaç sene daha kalecilik yapmıştı. Hisar'daki arkadaşlarından biri de Ergun Sav'dır (emekli diplomat) ve onun Küçüksu gazinosunda piyano çalıp şarkı söylediğini gayet iyi hatırlamaktadır.

    1944 yılında 17 yaşındayken Babıali'de 'Öz Fenerbahçe' dergisinin yazı işleri müdürü olarak iş yaşamına başlamıştı, burada ilk tanışı Halit Kıvanç olmuştu. 1950'lerin başında Yeşilköy Hava Limanı'nda bir havayolu şirketinde çalışmaya başladı. Şirket onu kurs için 1953'te ABD'ye gönderdiğinde, orada da müziğe olan ilgisi devam etti, akşamları TV ve DJ'lik kurslarına devam etti, TV'lerda takdimcilik yaptı. 1956'da Türkiye'ye dönünce DJ olarak çalıştı. 1957-1960 yıllrı arasında Önce Yeni Sabah sonra da Hürriyet gazetelerinde müzik yazıları yazdı. 1961'de İstanbul Radyosu'nda haftalık bir müzik programı yapmaya başladı, 'Çay Saati Melodileri' adlı bu programda çaldığı plakların bir kısmını Amerikan Haberler Merkezi'nden temin ediyor, çoğunluğunu da dinleyicilerin gönderdiği plaklar arasından seçiyordu. Salı günleri yayınlanan ve bir saat süren bu radyo programı dinleyici rekorları kırmış ve Türkiye'de birçok şarkının sevilmesine yol açmıştı. Özellikle ithal plaklara ulaşmanın kolay olmadığı bir tarihte program büyük bir eksikliği gideriyordu.

    Şarkı sözü yazarlığına başlaması ise şöyle olmuştu; Avrupa ülkelerinde popüler olmuş parçaların her ülkede o ülkenin diliyle de söylendiği ve çok beğenildiği konusu zaten uzunca bir süredir aklını kurcalıyordu. 1960'da Hollanda'dan dönerken Bob Azzam'ın o günlerin popüler şarkısı C'est Ecrit Dans Le Ciel'ine Türkçe sözler yazmaya başladı ve bunları uçak biletinin arkasına (başka bir söylentiye göre de sigara paketinin arkasına) karalayıverdi, parçanın adını da Bak Bir Varmış Bir Yokmuş yapmıştı. İstanbul'a indiğinde arkadaşı İlham Gencer'in çalıştığı gece klübü "Çatı" ya gittiğinde kendisinden bir şarkı isteği yapılmıştı. Orada bu parçayı söylediğinde önce şaka yapıyor zannedilmiş sonra da şarkıyı defalarca tekrar etmek zorunda kalmış. İlham Gencer bu şarkıyı plak yaptığında Türkiye'de bir ilk gerçekleşiyor ve ilk kez bir pop şarkısı Türkçe sözlerle söylenmiş/plağa alınmış oluyordu. Bunun arkası gelecekti. 1964 yılında Belçika'lı şarkıcı Adamo konser için İstanbul'a geldiğinde onun meşhur şarkısı Tombe La Neige'i de Türkçeleştirmişti. Adamo kendi şarkısını Her Yerde Kar Var adıyla Türkçe okuyunca Atlas Sinemasında yer yerinden oynadı, şarkının plağı yok sattı. Şarkılarını Fransızca ve İspanyolca söyleyen İzmir'li şarkıcı Dario Moreno'ya da ilk kez Türkçe sözler yazdı, bunlar Deniz ve Mehtap ve Her Akşam Votka, Rakı ve Şarap'tı.

    1965 yılında o tarihlerde henüz çok tanınmamış bir sinema oyuncusu olan Ajda Pekkan'a "Her Yerde Kar Var" ve "Onyedi Yaşında" şarkılarını verdi ve plak yaptırttı. (Ajda Pekkan 1963 yılında Ses Dergisi'nin kapak yıldızı yarışmasında birinci seçilerek aynı yıl ilk filmini çekmişti) Daha sonra Pekkan için yazdığı Strangers in the Night ın aranjmanı olan İki Yabancı hit oldu ve arkası geldi, Ebcioğlu Ajda Pekkan için onlarca aranjman daha yapacaktır. 1960'larda popüler müzikle ilgili her alanda onu görürüz. Şarkı sözü yazarlığı, müzik festivalleri ve yarışmalarında sunuculuk dışında onlarca filmin de müziklerini yapmıştır. 1968'e kadar müziklerini yaptığı filmler arasında Acı Hayat, Suçlular Aramızda, Yılanların Öcü ve Susuz Yaz gibi filmler de vardı. Bu arada İstanbul Radyosundaki DJ'lik çalışmaları devam ediyor pazarları yayınlanan "Dinleyici İstekleri" programına haftada 6.000 mektup geliyordu. Fecri Ebcioğlu aynı zamanda Türkiye'nin ilk TV sunucusudur, 1956 yılında İstanbul'da deneme yayınlarına başlayan İTÜ televizyonunda 'Ebcioğlu Show' u uzunca bir zaman sunmuştu. Hatta şarkıcı Gönül Yazar'a bu televizyonda ilk play-back'i de o yaptırtmıştı. TRT ile devam eden televizyon serüveni 'Yedi Tepeden' 'Biz Bize', 'Laf Lafı Açar' (1978) ve 'Hatıralar' (1984) adlı show programları ile devam etti.

    58 yaşında felç geçirerek Çapa Hastanesi'nde uzun bir süre yattı. Boynundan aşağısını hareket ettiremiyordu ancak büyük bir azimle iki yıl içinde ayağa kalktı. Artık Levent'e taşınmıştı. 6 Mart 1989 tarihinde Levent'teki evinde kalp krizi geçirerek öldü. Evinin bulunduğu sokağa adı verilmiştir; "Fecri Ebcioğlu sokak"


    Diğer Aranjörler

    * Fecri Ebcioğlu 1961 yılında Fransız şarkıcı Bob Azzam'ın "C'est écrit dans le Ciel" adlı Fransızca şarkısına Türkçe sözler yazarak "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" adıyla İlham Gencer'e söyletmişti. Böylelikle Türkiyede bir ilk gerçekleşiyordu ve ilk kez yabancı dilde yazılmış bir şarkı Türkçe sözlerle plağa alınıyordu. Artık müzikte Türk Popu dönemi başlamıştı. İlk aranjmanı yapmak Ebcioğlu'na nasip olmuştu ama piyasada güçlü bir rakibi daha vardı o da Sezen Cumhur Önal'dı. Her ikisi de canla başla yabancı şarkılara Türkçe sözler yazma yarışına giriştiler. Aralarında tatlı bir rekabet de vardı. Hatta sanatçıları bile paylaşmışlardı. Ajda Pekkan, Gönül Turgut, Ay-feri gibi bazı sanatçılar Fecri Ebcioğlu'nun söz yazdığı sanatçılar grubuna dahilken aralarında Berkant, Özdemir Erdoğan, Kamuran Akkor, Ertan Anapa ve Selçuk Ural'ın da bulunduğu bir diğer grup ise Sezen Cumhur Önal'ın şarkı sözü yazdığı diğer sanatçı grubunu oluşturuyorlardı.Tarzları da birbirine çok benziyordu. Örneğin her ikisi de Türkiye'ye konser için gelen Avrupa'lı şarkıcıların kendi bestelerine Türkçe söz yazıp yine kendilerine söyletiyorlar ve plak doldurtuyorlardı. Şarkı söylettikleri Avrupalı şarkıcıları da neredeyse paylaşmışlardı. Fecri Ebcioğlu Adamo, Marc Aryan ve Juanito'yu angaje etmişken Sezen Cumhur Önal da Patricia Carli ve Peppino Di Capri ve Sacha Distel'e plak doldurtuyordu. Ufak tefek çakışmalar da olmuyor değildi. Örneğin 1966 yılında Fecri Ebcioğlu Patricia Carli'nin Les Mal Aimés adlı şarkısının aranjmanını "İlkokulda Tanışmıştık" adıyla yapmış ve Ajda Pekkan'a plak doldurtmuştu. Sezen Cumhur Önal ise aynı yıl Patricia Carli'yi bizzat stüdyoya sokarak kendi parçası Les Mal Aimés'in iki ayrı Türkçe versiyonunu plak haline getirmişti bunlar "Boğaziçi" ve "Özlerim İstanbul'u" idi.

    * Aranjman akımının (modasının) bu iki öncüsü Fecri Ebcioğlu ve Sezen Cumhur Önal'a bir süre sonra Fikret Şeneş ve Ülkü Aker, 1970'lerde de Norayr Demirci katıldı. Uzun yıllar bu alanda sadece bu isimler etkili oldu.

    Aranjmanını Yaptığı Şarkılar

    * 1961 - "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" - Yorumcu: İlham Gencer, Müzik: Bob Azzam (orj.C'est écrit dans le Ciel) Not: Bu single ilk önce taş plak da denen 78 devirlik büyük plak şeklinde basılmıştı (Gramofon Ltd.Şirketi LA 345b) , sonradan vinil 45'lik plak olarak da basıldı. İlham Gencer'e "Karakediler" vokal grubu eşlik ediyordu.
    * 1964 - "Göz Göz Değdi Bana" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Ben Raleigh (orj. Not Responsible) Serengil Plak 10001 B-Yüzü
    * 1965 - "Her Yerde Kar Var" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcoğlu - Müzik: Salvatore Adamo (orj. Tombe La Neige) Serengil Plak 10007 A-Yüzü
    * 1965 - "Onyedi Yaşında" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcoğlu - Müzik: Del Preto Serengil Plak 10007 B-Yüzü
    * 1966 - "İstanbul Kızları" - Yorumcu: Dario Moreno, Söz: Fecri Ebcioğlu
    * 1966 - "Her Akşam Sarhoş" - Yorumcu: Dario Moreno, Müzik: G.Bertret - J. Nilovic, Söz: Fecri Ebcioğlu
    * 1966 - "Deniz ve Mehtap" - Yorumcu: Dario Moreno, Müzik: M. Jourdan - A. Borly - C. Confora Söz: Fecri Ebcioğlu, Barclay Plak.
    * 1966 - "Moda Yolunda" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Marc Aryan (orj. Ma Loulou) Odeon Plak 706 A-Yüzü
    * 1966 - "Serseri" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Charles Aznavour Odeon Plak 706 B-Yüzü
    * 1966 - "Seviyorum" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: P. Sezian Odeon Plak 707 A-Yüzü
    * 1966 - "İlkokulda Tanışmıştık" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Patricia Carli (Orijinali Les Mal Aimés) Odeon Plak 707 B-Yüzü (Patricia Carli de bu kendi şarkısını bu kez Sezen Cumhur Önal'ın Türkçe sözleriyle "Özlerim İstanbul'u" adıyla plak yapmıştı)
    * 1967 - "Sensiz Olmam" - Yorumcu: Ayten Alpman,
    * 1967 - "Kim İçin Ne İçin" - Yorumcu: Gönül Turgut, Müzik: Tony Cucchiara ( Se Voui Andare Vai)
    * 1967 - "Arkadaşımın Aşkısın" - Yorumcu: Juanito, Müzik: Enrico Macias (orj. La Femme de Mon Ami)
    * 1967 - "Gardiyan" - Yorumcu: Juanito, Müzik: Ramon Cabrera
    * 1967 - "Yaşanmaz Aynı Evde" - Yorumcu: Tanju Okan, Müzik: C. Carson Parks, (orj. Something Stupid)
    * 1967 - "İki Yabancı" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Charles Singleton - Bert Kaempfert, (orj. Strangers in the Night) Regal Plak 5002 A-Yüzü
    * 1967 - "Dönmem Sana" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Jo Van Wetter Regal Plak 5003 A-Yüzü
    * 1967 - "İlk Aşkım" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Hervé Vilard Regal Plak 5003 B-Yüzü
    * 1967 - "Boşvermişim Dünyaya" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Fecri Ebcioğlu Regal Plak 5027 A-Yüzü
    * 1967 - "Sevdiğim Adam" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Charles Aznavour Regal Plak 5027 B-Yüzü
    * 1968 - "Dünya Dönüyor" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Marc Aryan (orj. Volage Volage) Regal Plak 5041 A-Yüzü
    * 1968 - "Üç Kalp" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Patricia Carli Regal Plak 5041 B-Yüzü
    * 1968 - "Kimdir Bu Sevgili" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Marc Aryan (orj. Un Petit Slow) Regal Plak 5051 A-Yüzü
    * 1968 - "Onu Bana Bırak" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Patricia Carli Regal Plak 5051 B-Yüzü
    * 1968 - "Boş Sokak" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Udo Jürgens (orj. The Music Played) Regal Plak 5057 A-Yüzü
    * 1968 - "Çapkın" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: P. Peters Regal Plak 5057 B-Yüzü
    * 1968 - "Oyalama Beni" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Tony Del Monaco. "Ajda" albümünden. REGAL LRZT 705
    * 1968 - "Saklambaç" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: H. Mancini, J. Mercer.(Orj. Charade) "Ajda" albümünden. REGAL LRZT 705
    * 1968 - "Sarhoş" - Yorumcu: Dario Moreno, Müzik: G. Bertret - J. Nilovic, Söz: Fecri Ebcioğlu
    * 1968 - "Böyle Gelmiş Böyle Geçer" - Yorumcu: Gönül Akkor, Müzik: Rahbani Brothers, (orj. Al Bint Chalabiya) Sahibinin Sesi Plak
    * 1969 - "Kim Silecek Bu Yaşları" - Yorumcu: Tayfun, Müzik: Tite Curet Alonso, (orj. All of a Sudden)
    * 1969 - "Ne Tadı Var Bu Dünyanın" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: P. Peter, A. White Regal Plak 5061 A-Yüzü
    * 1969 - "Mesut Ol Sen" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Tony Osborne Regal Plak 5061 B-Yüzü
    * 1969 - "İki Yüzlü Aşk" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Franco Semel Regal Plak 5062 A-Yüzü
    * 1969 - "Erkekleri Tanıyın" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Aris San Regal Plak 5062 B-Yüzü
    * 1969 - "Durdurun Şu Zamanı" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Skornik Owen, (orj. Too Many Tears) Regal Plak 5066 A-Yüzü
    * 1969 - "Yaşamak Ne Güzel Şey" - Yorumcu: Ajda Pekkan Söz: Fecri Ebcioğlu - Müzik: Roberts Regal Plak 5066 B-Yüzü
    * 1970 - "Birazcık Yüz Ver" - Yorumcu: Gönül Turgut, Müzik: Rahbani Brothers, (orj. Al Oudal el Mensiyyi)
    * 1971 - "Kumsaldaki İzler" - Yorumcu: Juanito, Müzik: Dan Marfisi (orj. Solenzera)
    * 1973 - "Öğretmenim" - Yorumcu: İstanbul Gelişim Orkestrası, ayrıca Nilüfer ve Rana Alagöz. Müzik: Irene Sheer (Orijinali: Goodbye Mama).Söz: Fecri Ebcioğlu[5]
    * 1974 - "Körebe" - Yorumcu: Nilüfer (orj. Emmene-Moi Demain Avec Toi)
    * 1977 - "Eylül'de Gel" - Yorumcu: Alpay, Müzik: Marc Aryan (or. Qu'un Peu d'Amour, Söz: Fecri Ebcioğlu

    Not: Fecri Ebcioğlu Marc Aryan'ın Ma Loulou adlı şarkısının aranjmanını 2 kez yapmıştı. Ajda Pekkan için 1966 yılında yaptığı aranjmanın adını Moda Yolunda koymuştu. Şarkının kendi bestecisi Marc Aryan'a 1968 yılında Türkçe sözlerle söylettiği aranjmanın adını ise Moda Yolu yapmıştı.

    Sözlerini Yazdığı Türk Besteleri

    * 1968 - "Hata Bende" - Yorumcu: Gökhan Abur, Müzik: Selmi Andak, Söz: Fecri Ebcioğlu
    * 1970 - "Kalbi Kırık Serseri" - Yorumcu: Orhan Şener, Müzik: Norayr Demirci, Söz: Fecri Ebcioğlu


    Fecri Ebcioğlu'nun Seslendirdiği Şarkılar

    Fecri Ebcioğlu Türk şarkıcılar için çok sayıda aranjman yapmış, şarkı sözleri yazmıştı. Bunların yanı sıra bu aranjmanlardan bazılarını da bizzat kendisi selendirmişti. Fecri Ebcioğlu'nun seslendirdiği aranjmanlardana bazıları şunlardır: (45'lik plaklar) [6]

    * "Bugün Varız, Yarın Yokuz" - Rika Zarai'nin Hava Naguila adlı şarkısı'nın Türkçe aranjmanı.
    * "Bu Ne Biçim Hayat" - Mary Hopkin'in Those Were the Days adlı şarkısı'nın Türkçe aranjmanı. Müzik: Gene Raskin, Grafson plak. 1968.
    * "İçtim İçtim Kendimden Geçtim" - Nana Mouskouri'nin Vole Vole Farandole adlı şarkısı'nın Türkçe aranjmanı.
    * "Kimdir Bu Sevgili" - Marc Aryan'ın Un Petit Slow adlı şarkısı'nın Türkçe aranjmanı.
    * "Dünya Dönüyor" - Marc Aryan'ın Volage Volage adlı şarkısı'nın Türkçe aranjmanı. 1968.
    * "Zengin Olsaydım" - Yorumcu: Fecri Ebcioğlu, Müzik: Hubert Ballay, Sözler: Fecri Ebcioğlu, Odeon Plak

    Müziğini Hazırladığı Filmler

    * 1966 - Meleklerin İntikamı
    * 1965 - Seven Kadın Unutmaz
    * 1965 - Sevgim ve Gururum
    * 1965 - Elveda Sevgilim
    * 1965 - Komşunun Tavuğu
    * 1965 - Yıldız Tepe
    * 1964 - Avare Yavru Filinta Kovboy
    * 1964 - Suçlular Aramızda
    * 1964 - Affetmeyen Kadın
    * 1964 - Adanalı Tayfur Kardeşler
    * 1964 - Hızır Dede
    * 1964 - Erkek Ali
    * 1964 - Halk Çocuğu
    * 1964 - Kader Kapıyı Çaldı
    * 1964 - Şoför Nebahat ve Kızı
    * 1963 - Beni Osman Öldürdü
    * 1963 - Çapkın Kız
    * 1963 - Yavaş Gel Güzelim
    * 1962 - Çifte Kumrular
    * 1962 - Cambaz Kızın Aşkı
    * 1962 - Hancı
    * 1962 - Acı Hayat
    * 1962 - Bardaktaki Adam
    * 1962 - Kısmetin En Güzeli
    * 1962 - Yaman Gazeteci
#03.07.2009 18:35 0 0 0
  • Winx Club Çizgi Film Kahramanı - Winx Club - Çizgi Film Kahramanı

    Winx Club İtalyan TV çizgi filmidir.

    Winx clubdeki kızlar Stella, Bloom, Musa, Flora, Tecna ve Layla'dır. Bu altı arkadaş çok zekidirler ama hepsinin zayıf bir noktası vardır. Özellikle stella süsüne çok düşükündür aynı zamanda alışverişe de. bloom dünyadan gelmiştir ve çok güçlüdür. layla gruba yeni katılmıştır... kendini çok yanlız hisseder ama zamanla alışır. bu arada trix adında 3 cadı kız kardeş kızların en önemlisi bloomun peşindedirler. çünkü bloom çok güçlüdür onu kötü yapmaya çalışırlar. darkar mini perileri hapis tutar ve bırakır. winx club kızlarının artık mini perileri vardır. aynı zamanda da kızılçeşmedeki oğlanlara aşıklardır. ama musanın aşık olduğu çocuk çok aksidir ve laylanın sevgilisi yoktur. flora ise alfeadaki (okullarındaki) öğretmen helia ya aşıktır ve bunların yaşadıkları olaylar anlatılır...

    noimage
#03.07.2009 18:24 0 0 0
  • Bratz Çizgi Film Kahramanı - Bratz - Çizgi Film Kahramanı

    Bratz grubu Yasmin,Jade, Sahsa,Cloe'den oluşmaktadır. Bu kızlar tam bir moda tutkunudur. Resimlerinde onları genelde 5-6 kişi olarak görüyoruz. Aslında cok kalabalıklar. Onların kız erkek yakın arkadaşları da bulunmaktadır. Bunlardan bazıları Meygan , Dana ve Nevra dır. Bratzların doğuşu çıkardıkları bir dergi ile başlar. Bratz'lerden Jade "Pembenin Modası Asla Geçmez'' diyen editör Burdine Maxwell'in "Sizin Şeyiniz" adlı dergisinde çalışmak ister. Ama onun yanında çalışan ikizler ne yapıp edip buna engel olurlar. Bunun üzerine Bratz'ler kendilerine bir moda dergisi açmaya karar verirler. Bratz adında dergilerini çıkarırlar. ''Sizin Şeyiniz'' dergisine süper bi rakip olurlar. Zamanla satışları artar ve her ay o dergiyi geçmeyi başarırlar. Moda Tutkunu Kızlar, Yasmin, Cloe, Sasha ve Jade, kendi tarzlarındaki gençlik dergisinde birbirinden heyecanlı maceralarına devam ediyorlar. Ancak dergilerini yok etmek isteyen rakip derginin editörü Burdine Maxwell ve stajyerleri Kirstee ve Kaycee ile haber yakalamaları o kadar da kolay olmuyor.Çizgi filmleri ve dvd leri de var.

    İsterseniz onları yakından tanıyalım. Gerçi çoğunuz özelliklerini bliyorsunuz ama ben bilmeyenler de vardır diye yazmak istedim. Benim favorim Yasmin
    Jade: (takma adı tatlı kedi) Siyah saçlı, yeşil gözlü olan Bratz kızıdır. Saçlarını genelde iki yandan toplar. Çılgın ruhlu ve capcanlı biridir. Kendi tasarımları bulunmaktadır. Kedisi vardır. Seker bi kız olduğu ve kedisi olduğu için ona tatlı kedi denmektedir.

    Cloe: (takma adı melek) Sarı saçlı, mavi gözlü olan Bratz kızı. Tam bir moda tutkunu. Çok iyi yürekli ve yardımseverdir. Dost canlısıdır. Başı sıkışanın yardımına koşar. Kendisine bu nedenlerle melek denmektedir.

    Yasmin: (takma adıgüzel prenses) Yasmin bronz tenli, koyu mavi gözlü, kumral saçlı olan kızdır. O da tam bir moda tutkunudur. Akıllı ve güzeldir. Kendisine bu nedenlerle güzel prenses denmektedir.

    Sasha: (takma adı minik tavşan) yeşil gözlü , esmer, koyu tenli, koyu kahverengi saçlı olan kızdır. Tam bir moda tutkunudur. Kendine güvenir. Sakin bir yapıya sahiptir. ona da minik tavşan denmektedir.

    İlk kez 2001 yılında piyasaya çıkan Bratz bebekleri, 'modaya düşkün kızlar'ı simgeleyen 'lifestyle fashion' bebeklerinden sayılıyor. Tarz sahibi oldukları görünümlerinden de belli olan Bratz kızları, Spice s akımının yeni temsilcileri olarak karşımıza çıkıyorlar.

    noimage
#03.07.2009 18:20 0 0 0
  • Konu: Şahin Özer
    Şahin Özer - Şahin Özer Kimdir - Şahin Özer Biyografisi

    Şahin Özer ( 1957, Malatya), Türk Müziğine önemli sanatçılar kazandıran yapımcı

    noimage

    İlkokuldan sonra okulu bıraktı ancak; daha sonra ortaokul ve liseyi dışarıdan bitirdi. 1965 yılında Laleli Camisi' nin altında plak satışı ve prodüktörlük yapan babasının yanında çalışmaya başladı. Askerliğini yaptıktan sonra yurt dışında prodüktörlük eğitimi aldı. 1983 yılında, "Şahin Özer Müzik Yapım A.Ş." firmasını kurdu. Cengiz Kurtoğlu , Fatih Kısaparmak, Yonca Evcimik, Mustafa Sandal, Deniz Seki, Davut Güloğlu, Gökhan Özen, Emel Müftüoğlu, Ozan Orhon, Güllü, Naşide Göktürk, Murat Başaran, Harun Kolçak Erdinç Erişmiş ve daha bir çok ünlüyü Türk müzik piyasasına kazandırdı.
#03.07.2009 18:17 0 0 0
  • iKiNCi PERDE
    İKİNCİ SAHNE

    ALİ- Hamza abi bu işi iyi mi ettik kötü mü ettik bilmiyorum?
    HAMZA- Hangi işi'?
    ALİ- Kerim ile Bekir'in işini.
    HAMZA- Hayırlısı olur inşallah.
    ALİ- Ben Bekir'e güvenemiyorum abi.
    HAMZA- Yok canım.
    ALİ- Adamın canına garezi var gibi içiyor abi. Bir günde iki saat ayık durmuyor.
    HAMZA- Demek ki çok önemli bir işe kalkışıyoruz.
    ALİ- Anahtarı Uğur'a verdim. Sabah Kerim'i burada giydirecekti. Daha gelmedi. Kapıyı açık bırakmışlar yahu. Allah'tan ki bir hırsız girip de malzemeleri çalmamış.
    HAMZA- Kerim'den de ne kan olur ya.
    ALİ- İşin hüneri Uğur'da abi.
    HAMZA- Uğur işini bilir, o olmasa biz bir şey yapamazdık.
    ALİ- Bayağı merakta kaldım. Uğur gelse de ne oldu, ne bitti öğrensek.
    HAMZA- Kızı yani Kerim'i kendi evine götürecekti değil mi?
    ALİ- Evet (Uğur soluk soluğa içeri girer.) Ha işte geldi anlat bakalım Uğur ne oldu?
    HAMZA- Çok merak ettik yahu.
    UĞUR- Biraz soluklanalım. Of çok komik. Bir anlatsam gülmekten kırılırsınız.
    ALİ- Haydi Uğur anlat artık. Bizi bekletme.
    HAMZA- Eee nasıl oldu Uğur biz de burada merak içinde kaldık.
    UĞUR- Sabah burada buluştuk. Kerim'i bir güzel giydirdim.
    HAMZA- yi ki Kerim geldi. Ben Kerim gelmez diyordum.
    ALİ- Paranın kokusunu aldı ki o, koşarak gelmiştir.
    HAMZA- Kanlık Kerim'e yakıştı mı?
    UĞUR- Öyle yakıştı ki daha buradan çıkmadan bir müşteri geldi.
    HAMZA- Eee Kerim'i öyle gördü mü. Yani o kılıkta mı gördü'.'
    UĞUR- Gördü görmesine ama yanlış anladı.
    ALİ- Nasıl?
    UĞUR- Adam kapıyı çalmaya başlayınca Kerim saklanacak delik aradı.
    ALİ- Eee.
    UĞUR- Adam içeri girmek için kapıyı çaldıkça Kerim kaçacak delik, saklanacak yer arayıp durdu. Sonunda benim arkama saklandı.
    ALİ- Adam içeri girdi mi?
    HAMZA- İçeri girdiyse Kerim'i tanımıştır.
    UĞUR- Ne tanıması adam dışardan küfrede küfrede gitti.
    ALİ- Niye küfretsin ki?
    UĞUR- İçeriye kadın aldığımı zannetti.
    ALİ- inşallah sivil polis veya zabıta değildir. Yoksa beş kuruşluk Bekir için birkaç gün kapatma cezası alırız. Eğer ceza alırsam o cezayı Bekir'den çıkarırım.
    UĞUR- Yok canım yok, polis olsa zorla kapıyı açtırırdı bize.
    HAMZA- Eee, Kerim'i eve nasıl bıraktın?
    UĞUR- Bıraktım bırakmasına da Kerim bunu yanımıza bırakır mı bilmeni.
    ALİ- Kerim'in bir karısı var Allah Kerim'e sabır versin. Bir verdi veriştirdi. Kerim'in anasından başladı, kendisinden çıktı
    HAMZA- Peki ya Kerim ne yaptı? Kızmıştır.
    UĞUR- Ne yapacak. Yanımda kuzu gibi durdu.
    ALİ- Sana bir güzel küfür etmiştir.
    UĞUR- Ne küfürü. Karısı tanımasın diye ağzım bile açamadı.
    HAMZA- Zavallı Kerim.
    UĞUR- Hamza abi kulaklar zehir gibi. Açtırdın mı ne yaptın?
    HAMZA- Kulağım sağır diye boşa dolaşıp durmuşum.
    ALİ- Sağır değil mi? O zaman ne bağırtıp duruyorsun canım.
    UĞUR- Baksana hiç teklemeden konuşup dinliyor bizi.
    ALİ- Sahi ne oldu. Ameliyat mı oldun bir günde'.'
    HAMZA- Kimseye söylemezseniz anlatayım.
    UĞUR- Söyler miyiz canım biz çocuk muyuz? Sır tutmasını biliriz biz.
    HAMZA- Benim kulağım hiç sağır olmamış ki.
    ALİ- Peki, niye bizi bağırtıp duruyordun'?
    HAMZA- Gülmek yok. Yoksa anlatmam.
    UĞUR- (Ali'ye) Dinle şimdi.
    HAMZA- Dalga geçerseniz anlatmam.
    ALİ- Sen Uğur'a bakma Hamza abi. Hadi anlat
    HAMZA- Ben askerdeyken birkaç defa kulağım akmıştı
    UĞUR- Deme yahu. Ondandır
    ALİ- Tabiî doktora gitmedin, sağır oldun.
    HAMZA- Doktora gittim.
    UĞUR- O zaman kesin doktor yanlış ilaç vermiştir.
    HAMZA- Beni dinleyin çocuklar. Dinlemezseniz anlatmam
    ALİ- Dinliyoruz dinliyoruz.
    HAMZA- Doktora gittim.
    UĞUR- Eeee?
    HAMZA- Doktor, yıkanırken senin kulaklarına su kaçmış. Bir daha kulaklarına su kaçırma. Yıkanmadan önce kulaklarına pamuk tıka. Kulağına su kaçmasın dedi. Bir iki de ilaç yazdı.
    UĞUR- Siz de pamuk tıkamadınız ondan oldu.
    ALİ- Yok yok. Kesinlikle doktorun söylediği ilaçları almamıştır.
    HAMZA- Beni dinleyin yahu. Hiç biri de değil.
    UĞUR- Peki, dinliyoruz.
    HAMZA- Ben de her banyoya gitmemde kulaklarımı pamukla kapattım. Hatta yağmur yağdığında veya atışa gittiğimiz zamanlarda bile kapattım. Ve bu kulağa pamuk tıkama işine iyice alıştım.
    ALİ- Bir gün de atış sırasında kulağını açık bıraktın sesten kulağının zarı patladı. Sen de sağır kaldın.
    HAMZA- Hayır canım pamuğu kulağımda unuttum.
    UĞUR- Ne kadar unuttun?
    HAMZA- Dün akşama kadar.
    UĞUR- Yani askerlikten beri kulağında pamukla bekledin mi?
    HAMZA- Evet, unutmuşum. Ne yapayım? Doktor şöyle kulağıma bir baktı sonra da bir aletle kulağımdan pamuğu çıkardı.
    ALİ- Doktor sana bir şey demedi mi?
    HAMZA- Demez olur mu?
    UĞUR- Hamza abi Allah için doğru söyle, doktor sana ne dedi?
    HAMZA- Orasını söylemem.
    UĞUR- İşim var gideceğim. Söyle de gideyim bari.
    ALİ- Yemin sana, vallahi kimseye söylemeyiz. Öyle değil mi Uğur?
    UĞUR- Yemin sana söylemeyiz.
    HAMZA- Çocuklar doktor dedi ki; "Amca be iyi ki kulağın akıyor-muş, ya ishal olsaydın ne olurdu" dedi.
    UĞUR- (Güler.) Doğru söylemiş valla Hamza abi.
    ALİ- Allah Allah. Kaç yıl oldu Hamza abi.
    HAMZA- Boş ver bayağı oldu. Neyse fazla uzatmayın evde de hanım dalga geçip duruyor zaten. Bir daha bu kulak konusunda konuşursanız kalkar giderim.
    UĞUR- Tamam tamam Hamza abi konuşmayız. Arkadaşlar inşallah Bekir'in annesi kızı beğenir.
    ALİ- Bekir'i beğenen var mı ki?
    HAMZA- Doğru vallahi. Onlar da kız buldu beğenmeyecek.
    UĞUR- Kerim'i beğenirse akşama düğün yaparız.
    HAMZA- Acele edelim. Sonra kokusu çıkmasın.
    UĞUR- Bazı terslikler olabilir. Elimizi çabuk tutalım.
    ALİ- Ben su parası yatıracağım Hamza abi, hemen dönerim iki dakika bekle.
    UĞUR- Ben de gidip bakayım, bir aksilik çıkmasın.
    HAMZA- Gene beni bekçi bıraktınız ha?
    ALİ- Hemen gelirim. Bekir gelirse içeri alma veya dikkat et herhangi bir şey yapmasın. (Ali ile Uğur dışarı çıkarlar. Hamza dükkânda kalır. Hamza ocaklığa girer kendisine bir çay koyar, gelir tekrar yerine oturur. Bekir kapıdan içeri girer. Elinde içki şişesi vardır.)
    BEKİR- Beni buraya almayacakmış ha! O kim oluyor da beni buraya almıyor. Beni buraya almayacak adam daha anasından doğmadı. Çık lan ortaya.
    HAMZA- Bekir yapma, sen de adam gibi gel oğlum. Şu haline bak. Allah'tan ki Ali burda yok. Yoksa gene kavga ederdiniz.
    BEKİR- Ben adam değil miyim* ha Hamza abi. Çok ayıp ettin. Bunu senden beklemezdim. Bu sözü Ali diyecekti ki şişeyi kafasında kırayım. Adam değilim de peki ben neyim Hamza abi? Söyle, söyle ben neyim?
    HAMZA- Bak yavrum adam gibi adam böyle önemli bir günde olsun içkiyi bırakır. Bak bugün düğünün olacak, sen hâlâ sarhoşsun. Bunu aklı olan insan yapar mı hiç? El âlem sonra ne der?
    BEKİR- Bende akıl yok mu ha? Ben deli miyim? Ben deliysem bana nasıl kız verdiler? Bende çuval dolusu akıl var.
    HAMZA- Oğlum elin delisini tırpanla biçsen tükenmez. Sana deli dedik ama sana kız verene akıllı demedik ki biz.
    BEKİR- Ali yok mu Ali? Nerede o, çıksın ortaya!
    HAMZA- Birazdan gelir.
    BEKİR- Şurada biraz oturayım o zaman.
    HAMZA- Gelirse kavga edersiniz.
    BEKİR- Bugün bana bir şey yapamaz.
    HAMZA- Benim yanımda yemin etti. Seni burada görürse dövecek. En iyisi oturma sen.
    BEKİR- Bugün dövemez abi. Bugün biraz zor.
    HAMZA- Niçin zor olsun? Baksana ayakta duramıyorsun.
    BEKİR- Ben zor dersem zordur, itiraz mı ediyorsun? Bana bir şey yapamaz işte.
    HAMZA- Git yavrum, git aslanım, bugün senin sırtın kaşınıyor herhalde.
    BEKİR- Sen evliya mısın Hamza abi?
    HAMZA- Ne saçmalıyorsun lan sen?
    BEKİR- Şu sırtımı bir kaşısana abi yahu. Sırtımın kaşındığını da hemen bildin. (Arkasını Hamza'ya döner.)
    HAMZA- Sana kaşağı lazım oğlum, kaşağı. (Bekir'in sırtını koklar.) Ne kokluyorsun lan böyle içkiyle karışık.
    BEKİR- Güzel kokuyorum değil mi abi?
    HAMZA- Pek de güzel sayılmaz ama gene de fena değil.'
    BEKİR- Güzel abi çok güzel. Bu kokuya ben dünyanın parasını verdim. Bugün güzel kokmalıyım.
    HAMZA- Hayrola güzel kokam dövmüyorlar mı?
    BEKİR- Seviyorlar Hamza abi, seviyorlar.
    HAMZA- Seni kim sevsin şaşkın ördek!
    BEKİR- Beni Meleğim sever Hamza abi.
    HAMZA- O kim?
    BEKİR- Eski nişanlım abi.
    HAMZA- Sen eskiden nişanlandın mı lan?
    BEKİR- Eskiden değil, yeni nişanlanıyorum ya, bugün de evleniyorum. Ben evlenince de nişanlım, eski nişanlım olacak.
    HAMZA- Bugün evleniyorsun, gene de sarhoş sarhoş dolaşıyorsun ha?
    BEKİR- İki tek attık be abi. Ne olmuş yani evlenmişsek.
    HAMZA- Şimdi seni arıyorlardır. Kalk haydi, yürü eve git.
    BEKİR- Gel seni bir öpeyim abi. Bir de Ali'yi öpüp barışayım demiştim, iyi düşünmüş müyüm? Ne zeki adamım ben.
    HAMZA- Bu ne oğlum? Mezara girmiyorsun ya gerdeğe gireceksin. Korkma öldürmezler seni. Sen içkiyi bırakırsan seninle kimse kavga etmez. Ben de hakkımı helâl ederim.
    BEKİR- Abi be akşam sırtıma çok vururlar mı?
    HAMZA- Kalk bakalım seni eve götüreyim. Sonra damat kaçtı derler.
    BEKİR- Abi sen git, ben gelirim. Daha akşama çok var.
    HAMZA- Senin gitmediğin yerde benim ne işim var. Kalk kalk.
    BEKİR- Abi yahu sonra gitsem olmaz mı?
    HAMZA- Olur. Bence bir mahzuru yok. Fakat gelin ne der bilmem. Birazdan Ali de gelir, hem Ali seni buralarda görmesin.
    BEKİR- O zaman gideyim ben. Sen gelme, ben giderim (Kapıya doğru bir iki adım atar yere düşer. Tam bu sırada Ali içeri girer.)
    ALİ- Gene mi sen geldin sarhoş Bekir? İç iç bakalım, ancak ölene kadar içersin.
    HAMZA- Boş ver Ali oğlum. Tut, kaldıralım. Bugün düğünü var ya.
    ALİ- Şu hale bak Hamza abi. Dünyada sürünmekten zevk alanlar da varmış. Rezillikten zevk alıyorlar.
    HAMZA- Buna da zevk denirse.
    ALİ- Hamza abi şöyle bir bakayım diye uğradım. Ben bunu götürürüm. Sen biraz daha burada kal. Çay, kahve canın ne çekerse iç. Nasıl olsa akşama kadar müşteri gelmez.
    HAMZA- Akşamı burada edeceğiz herhalde. Yevmiyemi isterim o zaman. Sen gençsin, Bekir'i götür de düğünde bir işe yararsın belki.
    ALİ- Akşama buluşur konuşuruz. Şamatayı kaçırmayalım.
    HAMZA- Hep bu anı bekledik. Kaçırır mıyım hiç.
    BEKİR- Bak ben gidiyorum. Kendi başıma giderim.
    ALİ- Dur lan ayakta duramıyorsun daha. Elbiselerine yazık olur sonra çamura düşersin de.
    HAMZA- Ali sen Bekir'in sözüne bakma. Götür onu.
    ALİ- Tamam abi. Gel bakalım Bekir (Bekir'i kolundan tutar, yavaş yavaş kapıdan dışarı çıkarlar, Hamza yerine oturur.)



    iKiNCi PERDE
    ÜÇÜNCÜ SAHNE

    (Kerime sandalyede oturmaktadır. Zeynep ile Şaziye onu süslemektedirler. Zeynep bir ara gelin türküsü söylerken Şaziye duvağını yüzüne örter. Dışarıda ayak sesleri vardır. Dışarıdakiler "şen ola düğün, şen ola " temposuyla kapıya kadar gelirler.)

    ŞAZİYE- Haydi hayırlısı. Buraya kadar oldu ya, sonunda hayırlı olur inşallah. Erkekler damadı getiriyorlar, ben çıkıyorum. Elinizi çabuk tutun. (Dışarı çıkar.)
    ZEYNEP- Bak kızım. Sen sen ol, ölçüyü elden bırakma. Herkese ölçülü davran. Kaynananı sev, tabiî kocanı biraz fazla sev ama fazla da yüz verme. Erkek kısmı fazla yüz vermeye gelmez. Hediye almadan yüzünü açma. Yüz görümlüğünü ne kadar çok alırsan o kadar çok kıymetin olur. Ben rahmetliden yüz görümlüğü almadım da, iki kez deprem oldu, dört kez evimizi sel bastı, üç çocuğum ölü doğdu, iki tane de kumam oldu. Sonunda kocam da rahmetli oldu. Yaaa. gördün mü? Haydi kızım hakkını helâl et. Koca evinden ancak cenazen çıkar bunu sakın unutma, kocanı da benim için öp. (Dışarıdan gürültüler gelir, Zeynep acele dışarı çıkar.)
    BEKİR- (Elinde şişesi, yaka paça perişan bir hâlde içeri girer. Yere düşer, kalkar.) Heyt var mı lan bana yan bakan. Kimse ortaya çıksın. Erkekliğe sığar mı lan bir gencin arkasından yumrukla vurmak ha. Ulan erkekseniz çıkın karşıma önden vurun.
    KERİME- Öhö, öhö.
    BEKİR- Kim lan öksüren. Odada biri mi var erkeksen çık ortaya, öyle karı gibi saklanıp öksürmek var mı lan?
    KERİME- Öhhöö,öhhöööö.
    BEKİR- Hah hah ha. Yutar mıyım lan ben. Bak yakaladım. Ayakların görünüyor. (Belinden bıçağını çıkarır.) Çık lan ortaya. Heyttt. Anamı kesen ben, babamı kesen ben, anasının koynundan kız kaçıran gene ben. Ben neymişim be abi. Heeeeyt?
    KERİME- (Korku dolu bir ses tonuyla) Öhöö, öhöööö.
    BEKİR- Teke gibi ne öksürüp duruyorsun lan. Erkeksen çık ortaya bağırsaklarını eline vereyim. Çık lan.
    KERİME- (Ağlamaklı bir ses tonuyla) Öhhü, öhhüüüüü.
    BEKİR- Zoru görünce kancık karılar gibi ağlarsın ha. Çık lan ortaya, aç yüzünü alçak.
    KERİME- (Ağlayarak) Açamam. Yüzümü açamam ben. Ben gelinim.
    BEKİR- Ne gelini? Kimin gelinisin lan sen?
    KERİME- Senin gelininim.
    BEKİR- Erkeksen aç yüzünü, yüzünü göreyim.
    KERİME- Yüz görümlüğü almadan açamam.
    BEKİR- Ne? Ben? Sana? Para vereceğim ha?
    KERİME- Âdettendir. Töremiz böyle.
    BEKİR- Kimse bu âdet, töre çıksın karşıma. Göstereyim dünyanın kaç bucak olduğunu.
    KERİME- Evlenme âdeti.
    BEKİR- Ne âdeti dedin? Ne âdeti?
    KERİME- Bak şimdi senle ben evlendik ya, ben gelinim, sen de damatsın.
    BEKİR- Deme yahu, ben damat oldum mu? Şu dünyanın haline bak. Adamı ayakta damat yapıyorlar da haberimiz yok. İyi mi? Eee başka?
    KERİME- Ben yüzümü kapattım. Sen açmamı isteyeceksin. Ben sana naz yapacağım, sen de bana bahşiş veya hediye vereceksin. Ben de yüzümü açacağım.
    BEKİR- Ben mi yüzünü açmanı isteyeceğim?
    KERİME- Evet, sen.
    BEKİR- (Bağırır.) Aç lan yüzünü!
    KERİME- ...................
    BEKİR- Aç diyorum lan!..
    KERİME- (Bağırarak.) Açmıyorum lan. Erkeksen açtır.
    BEKİR- (Korkar.) Abooo amma erkek gelin ha. Açmazsan açma. Zaten bana namahremsin.
    KERİME- Gelin namahrem olur mu salak?
    BEKİR- Olur niçin olmasın. Peki, gelin para ister mi?
    KERİME- Ben ne yapayım âdet öyle.
    BEKİR- Kim lan bu âdet. Feminist mi ne? Yoksa karı mı lan bu âdet? Hep seni tutuyor.
    KERİME- Para yoksa ben de yüzümü açmanı.
    BEKİR- Peki peki. Ne verelim?
    KERİME- Önce beşi bir yerde isterim.
    BEKİR- (Ceplerini karıştırır.) Şu cebimde olacaktı ama, ha buradaymış, al bakalım.
    KERİME- Boynuma tak.
    BEKİR- (Boynuna takar.) Haydi aç kız lan.
    KERİME- Açmam.
    BEKİR- Niçin açmıyorsun kız?
    KERİME- Yeni çıkan beş milyonluktan bir kaç tane verirsen açarım.
    BEKİR- Vallahi veremem..
    KERİME- Ben de yüzümü açmam.
    BEKİR- Ne parası lan bu böyle. Soyguncu musun sen?
    KERİME- Yüz görümlüğü parası.
    BEKİR- Beş milyonluklar daha yeni çıktı kız, üzerimde yok.
    KERİME- Sen de eski bir milyonluklardan beş-on tane ver.
    BEKİR- (Ceplerini karıştırır.) Allah'tan ki evin parası daha bitmedi. Al bakalım. Haydi aç yüzünü.
    KERİME- (Parayı alır.) Açmam. (Seyirciye) Para kazanmak isteyen
    gelin olsun.
    BEKİR- Gene ne istiyorsun kız açsana?
    KERİME- Kulak görümlüğü isterim.
    BEKİR- Bana ne senin kulağından lan.
    KERİME- Ama benim kulağım çok güzeldir. Tatlı kaşığı gibidir.
    BEKİR- Benden para isteme de istersen kulakların kepçe gibi olsun.
    KERİME- O zaman ben de yüzümü açmam.
    BEKİR- (Cebinden bir miktar para çıkarır.) Al bakalım haydi aç.
    KERİME- Açmam.
    BEKİR- Gene ne var kız?
    KERİME- Yüz görümlüğü isterim.
    BEKİR- Ulan biraz önce verdik ya!
    KERİME- (Bir yanağını göstererek.) O bir yüzüm içindi. Şimdi bu tarafı için istiyorum.
    BEKİR- Biz yüz verdik, sen iki yüz istiyorsun. (Cebinden para çıkarır.) Al bakalım bu son olsun. Haydi aç.
    KERİME- Açmam.
    BEKİR- (Cebinden bıçağı çeker.) Ulan bir daha para istersen takarım bıçağı Allah'ıma.
    KERİME- Yok yok bu sefer söz istiyorum.
    BEKİR- Ne sözü lan?
    KERİME- Erkek sözü.
    BEKİR- Ben erkek değil miyim lan.' Ben erkekliğime laf söyletmem. Erkekliğime laf söyleyenin...
    KERİME- Sen erkekliğine laf söyletmezsen o zaman bana söz ver.
    BEKİR- Tabiî söyletmem. Söyle bakalım ne sözü istiyorsun?
    KERİME- Bir daha içki içmeyeceğine söz ver.
    BEKİR- Peki söz lan. Hadi aç yüzünü.
    KERİME- Haydi yemin et. Beni dövmeyeceğine ve içki içmeyeceğine.
    BEKİR- And içerim
    KERİME- Kabul etmem. Şu arkamızdaki duvarda asılı olan Kuran'a el basacaksın.
    BEKİR- Kuran'a el basmasam da başka yemin etsem olmaz mı?
    KERİME- Hayır, olmaz. Ben de annemin evine giderim.
    BEKİR- Ben buraya kadar gelmiş gelini bırakır mıyım hiç. Sanki içkiyle nikâhlı değilim ya! Getir Kuran'ı yemin edeyim.
    KERİME- Ben getirirsem yüzüm görünür. Kalk sen getir. Yalnız önce abdest alman lâzım.
    BEKİR- Dışarı çıkarsam sırtıma yumruk vuruyorlar.
    KERİME- Geç içerde mutfakta abdest al.
    BEKİR- Tamam kabul. Sen yerinde otur şu şişeyi tut.
    KERİME- Ne şişesi ver bakalım. (Kerim'e şişeyi fırlatıp atar.)
    BEKİR- Ne yaptın kız. Ben ona para saydım.
    KERİME- Bana da para verdin. Ya ben, ya o.
    BEKİR- Doğru anasını satayım. Hem seninle nikâhlıyım değil mi. Üstelik bir daha içmeyeceğime söz verdim. Ben hemen abdest alayım. (Koşarak mutfağa girer.)
    KERİME- Çabuk ol. Beni burada bekletme.
    BEKİR- (Hızla mutfaktan çıkar, duvardan Kuran'ı alır, üzerine elini koyar.) Bak, sana söz bir daha içki içmeyeceğim ve seni dövmeyeceğim. Eğer içki içer seni döversem, beni Kuran çarpsın.
    KERİME- Sen ne çabuk abdest aldın.
    BEKİR- İçkiyi bıraktım ya. İçkiyi bırakınca kafam acayip çalıştı. Teyemmüm yaptım. Haydi aç yüzünü.
    KERİME- Açmam. Nikâhımız yok.
    BEKİR- Ne nikâhı lan?
    KERİME- İmam nikâhı.
    KERİME- Ama yüzümde bazı şeyler var.
    BEKİR- Herkesin yüzünde bazı şeyler var. Göz, kaş, ağız, burun...
    KERİME- Bende ağızla burun arasındaki şeyden var.
    BEKİR- Olsun yavrum, olsun bir tanem, dudak diyecektin değil mi? Hem de iki tane.
    KERİME- Hayır, bilemedin.
    BEKİR- Yoksa bıyık mı lan?
    KERİME- Hee.
    BEKİR- Hastalıktandır, ilaç kullanırsan geçer haydi aç yüzünü.
    KERİME- Sen aç.
    BEKİR- Allah. Ben ha? Ben de yüzünü hiç açmayacaksın zannettim kız.
    KERİME- Vazgeçerim haydi aç yüzümü
    BEKİR- Ben gecenin bu saatinde imamı nereden bulayım. Üstelik yazar buraya imam nikâhı bölümü yazmamış.
    KERİME- Ben de yüzümü açmam.
    BEKİR- Hiç değilse yarısını aç. Hani bir yüzünü göreyim.
    KERİME- Yaa... Sonra öbürünü istersen?
    BEKİR- Bir yüzüne bakalım da onu sonra düşünürüz.
    KERİME- Ben çok çirkin bir kızım.
    BEKİR- Kız olsun da çirkin olsun.
    BEKİR- (Büyük bir heyecanla yavaş yavaş gelinin yüzüne dahi bakmadan, yüzünü açar Kerim gözlerini kırparak bakmaktadır. Bekir, Kerim ile göz göze gelir.) Lan sen Kerim'in bacısı mısın yoksa?
    KERİME- Hayır. Ben, Kerim'in kendisiyim.
    BEKİR- (Bıçağını çeker.) Ver lan paralarımı. Şimdi öldüreyim mi?
    KERİME- Hayır söz verdin. Beni dövmeyeceğine ve içki içmeyeceğine dair yemin ettin. Allah çarpar seni.
    BEKİR- Ben seni dövmemeye yemin ettim. Öldürmemeye değil. (Kerim'i önüne katar kovalar. Kapıdan Uğur, Hamza ve diğer oyuncular ile Kerim 'in karısı Zeynep ve Şaziye içeri girerler. Uğur, Bekir'i tutar.)
    UĞUR- Bak Bekir. Biz, hepimiz senin iyiliğin için sana bu oyunu oynadık.
    BEKİR- Ne oyunu. Benim bir sürü paramı aldınız lan. Soyguncular. İmdaaat adam soyuyorlar.
    UĞUR- Eee. Ne yaparsın. Bunu sen hak ettin. Katlanacaksın artık. Öyle değil mi? Boşuna bağırma.
    BEKİR- Evet, öyle. Allah benim belamı versin. Haram demedim günah demedim içtim. Hatta bütün kazancımı bu zıkkıma yatırdım. Onunla da kalmadım, babamdan kalan mallan bir bir satıp içkiye yatırmaya başladım. Mahallede hiç kimse beni sevmiyor. Oysa bu zıkkıma başlamadan önce, herkes beni sever sayardı. Allah sizden razı olsun. Beni seven yalnız sizler, gerçek dostlarım kalmışsınız.
    UĞUR- Bizim gerçek dostlar olduğumuza inandın mı şimdi?
    BEKİR- İnandım, inandım ama çok pahalıya patladı.
    UĞUR- Bir daha içmek yok değil mi? Zararın neresinden dönersen kârdır.
    BEKİR- Kesinlikle bir daha içki içmek yok. Bir insanı erkek, kadın diye ayıramayacak kadar sapıtan, aptal yapan içkiyi bir daha ağzıma koymak için manyak olmam lâzım. Gelin bunu hep birlikte kutlayalım. Hep birlikte kafaları bir güzel çekelim.
    UĞUR- Hop hop. Topla biraz. Vitesi boşa aldın gidiyorsun.
    BEKİR- Hay aksi şeytan. Birlikte yemek yiyelim. Masraflar benden olsun diyecektim. Siz de beni şöyle helâl süt emmiş biriyle evlendireceğinize söz verin.
    UĞUR- Arkadaşlar adına sana söz veriyorum. Seni en kısa sürede evlendireceğim. Öyle değil mi arkadaşlar söz mü? (Herkes bir ağızdan söz. diye bağırırlar.):
    KERİM- Haydi karıcığım, resimleri ver şimdi.
    ZEYNEP- Seyirci alkışlamadı ki seni, hep beni alkışladı.
    KERİM- Seyirciye soralım. Evet canım seyircilerim. Resimleri versin mi? (Alkış seslen) Bak versin diye alkışladılar.
    ZEYNEP- (Resimleri verir.) Al o zaman.
    KERİM- (Resimlere bakar.) Aaa bunlar benim resimlerim. Yani bizim ikimizin nikâh resimleri.
    ZEYNEP- Evet. İkimizin evlilik resimleri. Sana şaka yaptım.
    KERİM- Ben bir aydır bulaşıkları senin şakan için mi yıkadım?
    ZEYNEP- Evet. (Bütün oyuncular evet dedi, evet dedi diye havaya sıçrarlar ve oldukları yerde durup selam verirler.)
    KERİM- (Bir adım öne çıkar.) Sürç-i lisan ettikse affola!

    PERDE KAPANIR
#03.07.2009 18:04 0 0 0
  • İlteriş Sun - İlteriş Sun Kimdir - İlteriş Sun Biyografisi

    İlteriş Sun, (doğum 1961, Ankara) Müzisyen ve Müzik Eğitmeni.

    İlteriş Sun, 1971'de Ankara Devlet Konservatuarı Piyano Bölümü'ne girdi. Mithat Fenmen ve Prof. Kamuran Gündemir ile çalıştı. 1974'de İzmir Devlet Konservatuarı Kompozisyon Bölümü'ne girdi.

    Babası olan besteci Prof. Muammer Sun ile armoni, kontrpuan ve füg çalıştı. 1979'da İzmir Devlet Konservatuarı Kompozisyon Bölümü yüksek devreden mezun oldu. 1991 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Kompozisyon Ana Sanat Dalı Yüksek Lisans devresinden mezun oldu.

    1979 - 1980 öğretim yılından beri MSGSÜ İstanbul Devlet Konservatuarı'nda öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

    2009 yılından itibaren Haliç Üniversitesi Konservatuvar Opera ve Konser Şarkıcılığı bölümünde öğretim görevlisidir.

    Katıldığı ve Yönettiği Prodüksiyonlar

    * 1995 "Keşanlı Ali" Orkestra şefliği - Müzik Direktörlüğü
    * 2000 "Arturo Ui'nin Önlenebilir Yükselişi" Orkestra şefliği-Müzik Direktörlüğü
    * 2001 Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı

    "Yarı Zamanlı,Genç Senfoni, Büyük Orkestra ve Solistleri Karma Orkestrası (120 Kişi) Şefliği 6 Mayıs Konservatuvar Bayramı Müzikallerden Seçmeler (Tophane-i Amire Kültür Merkezi)

    Başlıca Yapıtları

    * Yaylı Çalgılar İçin Kuartet
    * Üflemeli Çalgılar için Kentet
    * Piyano İçin 12 parça
    * Bariton ve Piyano için çok seslendirilmiş "7 Türkü"
    * Bariton ve Orkestra için çok seslendirilmiş "Fidayda-Ankara Türküsü"
    * 2001 St. Paul'un hayatını konu alan " Kutsal Yol" belgeseli müzikleri.
    * Guguk Kuşu Bale Müziği 2004-2005/2005-2006 Ank. Dev.Op.Balesi+2005-2006 İst. Dev. Op.Balesi tarafından sergilendi

    Çocuklar İçin Şarkılar

    * 1989 Başbakanlık Çocuk Şarkısı Yarışması "İkincilik Ödülü"
    * 1989 ENKA Çocuk Şarkısı Yarışması, "Mansiyon - Kurnaz Tilki"
    * 1993 TRT Popüler Çocuk Şarkısı Yarışması,"Mansiyon - Müzisyenler"

    Tiyatro Müzikleri

    * "Küçük Fil" - Çocuk Oyunu - Beste ve Müzik Direktörlüğü
    * "Evlilik" - Müzik Direktörlüğü
    * "Divertimento"-(Kolaj) - Beste ve Müzik Direktörlüğü
#03.07.2009 18:01 0 0 0

  • İKİNCİ PERDE
    BİRİNCİ SAHNE

    UĞUR- (Kahvenin önünde sokakta beklemektedir.) Allah kahretsin bu sarhoşu. Sarhoş adamla iş yapmak amma zormuş. Annesine sordum, bu gece eve hiç gelmemiş. Ara ki bulasın. Bakalım hangi meyhanede kafa çekiyordur. Bugün bulamaz-sam bu iş yatacak. (Uzaktan bir nara sesi.) Ha tamam buldum, işte geliyor. (Sonunda nara sesi yaklaşır Bekir sahneye girer.)
    BEKİR- Hani lan yalancı seni, ver bakalım paramı. Vay dolandırıcı seni vay. Bir de beni, en yakın arkadaşını ha, tüh Allah belanı versin. Bana kız bulmuşmuş hani nerde kız?
    UĞUR- Yapma Bekir. Sabahın köründe kızın evine gidemem ki ben.
    BEKİR- Ne sabahın körü ben iki saattir sokakta seni arıyorum. Geri ver paramı.
    UĞUR- Bende para yok.
    BEKİR- Peki nerede para. Para yoksa senet ver bana veya ben bu parayı şu tarihte öderim de.
    UĞUR- Paranın hepsini kıza verdim. Yani kızın ailesine verdim.
    BEKİR- Yoksa kızın ailesi mi dolandırıcı. Ben nasıl da tahmin ettim. Kesin dolandırıcıdır bunlar. Ne bileyim belki de çingene.
    UĞUR- Önce beni dinle. Kız ne çingene ne de dolandırıcı, kız Allah'ın bir meleği.
    BEKİR- Ben meleğimi isterim o zaman. Nerede benim meleğim?
    UĞUR- Senin meleğin hazır.
    BEKİR- Hani nerede arkana mı sakladın yoksa. Geç bakalım şöyle.
    UĞUR- Hayır hayır canım, kız kendi evinde anneni bekliyor.
    BEKİR- O zaman beni meleğime götür. Ben onsuz yaşayamam.
    UĞUR- Acele etme Bekir, dur biraz. Acele işe şeytan karışır.
    BEKİR- Ben kırk yıldır meleğimi bekledim. Gönlümün biricik meleği benim.
    UĞUR- Meleğin hazır da sen git anneni kızın evine gönder.
    BEKİR- Kızın evi nerede, nereye göndereceğim?
    UĞUR- (Cebinden bir kâğıt çıkarır, Bekir'e uzatır.) Al şu kâğıdı. (Bekir kâğıdı alır.) Bu kağıtta kızın evinin adresi yazıyor. Git anneni hemen kızın evine gönder. Kız ve annesi, senin anneni bekliyorlar.
    BEKİR- Kız beni beklemiyor mu?
    UĞUR- Tabiî seni de bekliyor ama önce anneni bekliyor. Koş anneni sana verdiğim kâğıttaki adrese gönder.
    BEKİR- Hemen gönderirim.
    UĞUR- Ha, az kaldı unutuyordum.
    BEKİR- Neyi?
    UĞUR- Kız çok güzel
    BEKİR- Tabiî dünyanın parasını saydım.
    UĞUR- Beni dinle.
    BEKİR- Dinliyorum. Çabuk anlat işim acele.
    UĞUR- Sözümü kesme. Kulağını dört aç. Annene sıkı sıkı tembih et. Kimseye bu işten bahsetmesin.
    BEKİR- Hangi işten?
    UĞUR- Bu evlilikten. Yani Melek'le senin evliliğinden.
    BEKİR- Ben o kadar para verdim, iki çift davul zurna çaldıracağını. Bütün mahalleyi sokakta oynatacağım. Krallara layık düğün yapacağım.
    UĞUR- Sen iki çift davul zurna çaldırırsan, kızı da çaldırırsın.
    BEKİR- Kime çaldıracağım, ben adamın bağırsaklarını sökerim.
    UĞUR- Kızın belalısına.
    BEKİR- Abooo! Belalısı da mı var?
    UĞUR- Evet, var ya. Kız çok güzel dedim, duymadın mı?
    BEKİR- Söylesene çattık belalısına.
    UĞUR- Kız diyor ki bu nikahtan kimsenin haberi olmasın. Nişan ile düğünü bugün yapalım. Şimdi anladın mı niçin davul zurna çaldırma dediğimi? Yoksa kuş yuvadan uçar.
    BEKİR- Eee, ben hiç davul zurna çaldırmayacak mıyım? Bir iki sazcı bulsam olmaz mı?
    UĞUR- Hayır, kesinlikle olmaz. Hem boşuna masraf etmezsin, hem de belalısından kurtulursun. Bir günde hem kızı beğenirsiniz, hem de evlenirsin.
    BEKİR- Peki, ne yapalım kabul. Yeter ki evlenelim. Bıktım bu be karlıktan.
    UĞUR- Bak, tekrar söylüyorum, bu evlilikten hiç kimseye bahsetmek yok, davul zurna çaldırmak yok. Sen, ben, kız, anası ve senin annen bilecek, başka kimse bilmeyecek.
    BEKİR- Böyle evlilik olur mu yahu. Vergi kaçırır gibi, ne bileyim rüşvet alır gibi. Bu da hayalî gelin mi yoksa?
    UĞUR- Önce gizli olacak, nikâh kıyılıp gerdeğe girildikten sonra herkes bilecek. Yani nasıl olsa herkes duyar. Nereden çıkardın şimdi bu hayalî gelini?
    BEKİR- O zaman bela geçer mi?
    UĞUR- Tabiî geçer canım. Kızın belalısı bakar ki kız evlenmiş aslan gibi de kocası var; üstelik nikâhlı kocası ve birbirlerini de deliler gibi seviyorlar, unutur gider.
    BEKİR- Biz de kızı evde unutmayalım. Şimdiden bekletirsek olmaz. Koşarak gidip anneme söyleyeyim. Hemen istesin kızı. (Bekir kapıya doğru gider.) Sonra da düğün.
    UĞUR- Durma koş annene söyle. Fakat iyi tembih et, çenesini sıkı tutsun.
    BEKİR- Koşma değil, uçarım uçar. Uçar uçar meleğimin yanına konarım. Kanatlarından okşarım. (Hızla sahneden çıkar.)
    UĞUR- (Kendi kedine) Seni sarhoş seni. seni şu zıkkımı içtiğine bin pişman etmez miyim ben. Hemen kahveye gireyim. Kerim birazdan gelir. (Uğur sahneden bir iki tur atarak kahveye girer. Kerim elimle poşetle sahneye girer.)
    KERİM- Selamünaleyküm. Fazla beklettim mi?
    UĞUR- Aleykümselam. Nerede kaldın yahu. Ben de vazgeçtin zannettim. Neredeyse eve dönüyordum.
    KERİM- Yok yahu. Vazgeçer miyim. Üstelik hanım da razı olmuşken. Bir iki eşya toplayım diye evde dolaştım durdum.
    UĞUR- Kerim, sarhoş Bekir'i bir görseydin heyecandan yerinde duramıyordu.
    KERİM- Gördüm, gördüm. Koşarak gidiyordu. Arkasından seslendim beni duymadı.
    UĞUR- Annesine sizin evin adresini verdim. Gidip annesin size gönderecek. Biz de geç kalmayalım. Haydi kahveye gidelim seni hazırlayalım. (Sahnede biraz, dolaştıktan sonra kahveye girerler.)
    KERİM- İnşallah hanım tanımaz.
    UĞUR- Bütün siparişleri aldıysan tanımaz. Ben de bazı eşyalar getirdim. Kahvehaneye bıraktım. Kimse gelmeden seni giydirelim.
    KERİM- Biri gelirse yandık. Elâleme rezil olurum vallahi.
    UĞUR- Yok, yok. Ali ustanın işi varmış. Kahveyi ben açtım bu saatte kimse gelmez.
    KERİM- O zaman elimizi çabuk tutalım. (Kerim 'i kız olarak süslemeye haşlar. Gerekli tüm giysileri giydirdikten sonra kahvenin kapısı çalar.)
    KERİM- Biri geliyor. Şimdi ayvayı yedik.
    UĞUR- Hemen saklan.
    KERİM- Nereye saklanayım? (Kapı çalar.)
    UĞUR- Ocaklığa gir.
    KERİM- Orada da görür. Elbiselerin hepsini çıkarayım. (Kapı çalar.)
    UĞUR- Olmaz. Ocaklığa gir çabuk.
    KERİM- Adam su içmek için ocaklığa girerse? (Kapı çalar.)
    UĞUR- Ben sular kesik derim.
    KERİM- Yok, yok arkana saklanayım veya önünde durayım. (Kapı çalar.)
    UĞUR- Yok, yok tamam böyle dur.
    KERİM- Olmaz. (Kapı çalar.) Beni tanır.
    UĞUR- Seni tanımaz, seni şimdi kimse tanımaz.
    KERİM- Ya tanırsa?
    UĞUR- Tanırsa benim karım, derim. (Kapı çalar.)
    KERİM- Şimdi de karın mı olduk. Ne hallere düştüm Yarabbi.
    UĞUR- Kızım derim, kızım. (Kapı çalar.)
    MÜŞTERİ- (Dışardan) Oh yavrum oh. Gündüz gündüz. Adam karıyı kahveye kapatmış. Namussuzlar, reziller, bunların hepsi dürzü. Allah belanızı versin. (Uzaklaşan ayak sesleri)
    UĞUR- Çık arkamdan, adam gitti.
    KERİM- Adam gitti ama ağzıma etti de gitti.
    UĞUR- Bu işi de başardık.
    KERİM- Nasıl da başardık.
    UĞUR- Kerim. Adam seni tanımadı.
    KERİM- Saklandım ya ondan, göremedi.
    UĞUR- Hayır sözleri bir düşünsene, adam ne dedi.
    KERİM- Küfürleri mi? Onlar zaten aklımdan hiç çıkmaz.
    UĞUR- Hayır canım hayır. Adam ne dedi. Karıyı atmış içeriye dedi.
    KERİM- Evet, karı dedi.
    UĞUR- Haydi kahveyi kapatıp hemen gidelim.
    KERİM- Hayır, ben eve kendim giderim.
    UĞUR- Olmaz. Bu saatte bir kadın tek başına sokakta dolaşırsa yanlış anlaşılır. Kötü şeyler olabilir.
    KERİM- Şimdi gebertirim seni vallahi.
    UĞUR- Gebertirsin ama erkek olduğun ortaya çıkar. Hem, namuslu bir kadının bu saatte sokakta tek başına ne işi olsun.
    KERİM- Evet, doğru, Tabiî namus kaldıysa.
    UĞUR- Haydi gel çıkalım. (Kahveden çıkarlar sahnede biraz dolaştıktan sonra evin kapısına
    gelirler. Uğur kapıyı çalmaya başlar.) Hu kimse yok mu?
    ZEYNEP- Geldim geldim açıyorum. (Koşarak kapıya yaklaşır.)
    UĞUR- Destuuur erkek var.
    ZEYNEP- (Koşarak geri döner.) Açıyorum açıyorum. Biraz beklerseniz. (Başını bir örtüyle kapatır, tekrar gelir kapıyı açar. Kerim'le Uğur içeri girerler.)
    UĞUR- Yenge kızı getirdim. Birazdan oğlanın annesi gelip kızı sizden isteyecek.
    ZEYNEP- Çok erken değil mi?
    UĞUR- Yok yok yenge. Hayırlı işte acele etmek gerekir.
    ZEYNEP- Maşallah kız da boylu posluymuş.
    UĞUR- Allah bahtını da güzel eder inşallah Şimdiye kadar çok çekmiş kızcağız, inşallah şansı güler de bundan sonra rahat eder.
    ZEYNEP- İnşallah. Ben elimden geleni yaparım Uğur. Sen de dua et bir aksilik çıkmasın.
    UĞUR- Oğlanın anası biraz ters kadınmış, yani biraz sinirli falan anlarsın ya. Sen işi idare et.
    ZEYNEP- Bilmez miyim ben. Benim bir kaynananı vardı. Allah rahmet etsin. Bizim Kerim'in anası, öyle huysuz, öyle pinti, öyle sevinçli kadındı ki. Öldü de kurtulduk.
    UĞUR- Kerim'in annesi ha. Allah Allah.
    ZEYNEP- Ne anne, ne anne. Allah düşmanıma vermesin. Cadının tekiydi. Bir süpürgesi eksikti. Bir de oğlunu kıskanırdı. Bir de güzel oğlu olsa ne âlâ diyeceğim.
    UĞUR- Kerim kardeşime haksızlık etme yenge.
    ZEYNEP- Niçin haksızlık edeyim. Tencere dibi gibi bir surat, mısır somağı gibi bir burun, mısır püskülü gibi de bir saçı vardı. Deve lülesi gibi de bir boy.
    UĞUR- Yenge, Kerim'in annesi, uzun boylu, dal gibi bir kadındı ama.
    ZEYNEP- Ne dal, ne dal.
    UĞUR- Ben gidiyorum yenge. Bir bela çıkmadan gideyim. Birazdan gelirler. Sen her şeyi biliyorsun. Hadi kolay gelsin yenge.
    ZEYNEP- Sen merak etme Uğur. Ben, şimdi kıza bazı konuları öğretirim. Hiçbir şeyde acemilik çekmez.
    UĞUR- Allah razı olsun yenge. Ben gidiyorum. Haydi hayırlısı olsun. Allahaısmarladık. (Kapıdan çıkar.)
    ZEYNEP- Gel bakalım kızım. Adın ne senin?
    KERİME- Benim adım Kerim.
    ZEYNEP- Ne, ne dedin. Benim kocamın adı.
    KERİME- Heyecandan, yanlış söyledim. Kerime diyecektim.
    ZEYNEP- Nereden buldun bu aptal ismi.
    KERİME- Ben bulmadım annem bulmuş. Benim asıl göbek adım Melek. Annem beni hep melek kızım diye severdi. Hatta komşular benim adımı Melek olarak bilirler.
    ZEYNEP- Kerime, erkek ismi gibi bir şey.
    KERİME- Benim hiç erkek kardeşim olmamış. Annem de erkek çocuğu olması için bir tekkeye gitmiş. Bir erkek evladı olursa bu tekkedeki evliyalardan birinin adım çocuğuma isim olarak vereceğim demiş.
    ZEYNEP- Eee, evliyanın adı neymiş?
    KERİME- Meğer o kabirde Kerim Hazretleri yatıyormuş.
    ZEYNEP- Demek Kerim'den de evliya varmış ha. Sonra?
    KERİME- Sonra kız olarak ben doğmuşum. Annem de adımı Kerime koymuş.
    ZEYNEP- Kerim'den evliya olursa, erkek çocuk istersin kız doğar. Kız istersen erkek doğar.
    KERİME- Çok heyecanlıyım hanım.
    ZEYNEP- Ne demek hanım, ismin gibi sen de erkek misin yoksa?
    KERİME- Söyledim ya çok heyecanlıyım, ilk defa kadın oluyorum da.
    ZEYNEP- Adın erkek adı. ilk defa da kadın olduğuna göre, erkekten yapılan kadın mısın yoksa?
    KERİME- Yok abla yok. Hanım abla diyecektim, -hanım dedim, ilk defa görücüye çıkacağım, evlenip evimin kadını olacağım diyecektim, hep heyecandan oluyor.
    ZEYNEP- Bu daha heyecan mı? Hele sen karşında bir erkeği gör. Her fırsatta gözünün içine bakan, sırıtan erkeği gör, o zaman daha çok heyecanlanırsın sen.
    KERİME- Sen de ilk görücüye çıktığında heyecanlandın mı?
    ZEYNEP- Eh, biraz.
    KERİME- Nasıl oldu, bir anlatsana kız abla.
    ZEYNEP- Karşımda Kerim'i, annesi ve bahasını görünce önce çok heyecanlandım ama şimdiki aklım olsa...
    KERİME- Şimdiki aklın olsa ne olur?
    ZEYNEP- Hiç heyecanlanmazdım.
    KERİME- Niçin abla kız?
    ZEYNEP- Değmez değmez de ondan.
    KERİME- Kerim abime haksızlık etme abla.
    ZEYNEP- Bazen gece uyurken boğmak geçiyor içimden. Parça parça edip kedilere vereyim diye düşündüğüm oluyor.
    KERİME- Şaka yapıyorsun. Beni korkutmak için. Bilirim sen Kerim ahimi çok seversin.
    ZEYNEP- Sen öyle zannet. Seni niçin korkutayım?
    KERİME- Şey hani ne bileyim abla. Benim heyecanımı azaltmak için konuşacaktın ya hani onun için şaka yapıyorsun.
    ZEYNEP- Peki, şaka diyelim haydi. Senin adın Kerime. Oğlan tarafı senin adının Kerime olduğunu biliyor değil mi?
    KERİME- Şey... Ne hileyim. Biliyordur herhalde. Bakarsın Melek olarak da duymuşlar olabilir.
    ZEYNEP- O zaman ilk olarak adını değiştirmekten başlayalım diyecektim ama, adını biliyorlarsa adın kalsın.
    KERİME- Kalsın abla. Ben adımdan memnunum.
    ZEYNEP- Daha önce kimseye görünmedin değil mi?
    KERİME- Hayır görünmedim abla.
    ZEYNEP- Yani, şimdiye kadar seni kimse istemedi değil mi?
    ZEYNEP- Yok abla bir kişi istedi. Mahallede yaşlı başlı, dul bir erkek vardı, o istedi. Ben de kabul etmedim.
    KERİME- Çok iyi etmişsin kız. Yaşlı başlı kart horozlar fırsat kollarlar. Buldular mı güzel, kimsesiz, fakir bir kız, hemen başına üşüşürler ve biraz zenginleyince kansını boşamaya, genç kızlarla da fingirdeşmeye başlarlar. Erkek değil mi topunun köküne kibrit suyu.
    KERİME- Benimki de yaşlı mı yoksa? Dul olmasın kız abla.
    ZEYNEP- Sen hiç merak etme kızım. Ben adamı bir görüşte tanırım.
    KERİME- Sahi mi tanırsın abla?
    ZEYNEP- Tabiî kızım ben erkek sarrafıyım.
    KERİME- Yapma be abla o kadar çok erkekle ha?
    ZEYNEP- Yaa görmüş, geçirmiş bir hanımım ben.
    KERİME- Bunu bana nasıl yaparsın ha.
    ZEYNEP- Ne demek Kerime? Nasıl konuşuyorsun?
    KERİME- Şey abla bunu Kerim abime nasıl yaptın kız.
    ZEYNEP- Bak anlatayım, nasıl yaptığımı.
    KERİME- (Kendi kendine) Vay namussuz karı vay.
    ZEYNEP- Bir şey mi dedin kız?
    KERİME- Anlat abla anlat, birazdan bizimkiler gelir.
    ZEYNEP- Evet, gelirlerse biz de görürüz.
    KERİME- Evet, benimkiler gelirse sen de görürsün. Haydi anlat bakalım.
    ZEYNEP- İkimiz de görürüz kız. Bak anlatayım. Ben, babamdan, sert ama yerine göre babacan, dürüst bir erkeği, abimden yumuşak huylu, ama içten pazarlıklı erkeği; kayınbiraderimden sert, inatçı ve kazak erkeği öğrendim.
    KERİME- Kerim ahimden bir şey öğrenmedin mi?
    ZEYNEP- Nasıl yani?
    KERİME- İyi huy, güzel ahlak, sevgi, saygı ne bileyim işte...
    ZEYNEP- Öğrendim, öğrenmez olur muyum. Kerim ahinden de kılıbık erkek tipini öğrendim.
    KERİME- Kılıbık erkek tipi mi? Çok kötü.
    ZEYNEP- Hayır kesinlikle. Biz kadınlar için en uygun erkek tipi kılıbık erkeklerdir.
    KERİME- Niçin abla?
    ZEYNEP- O tipteki erkekleri biz yönetiriz. Evde bizim sözümüz geçer.
    KERİME- Herkese söyleme abla.
    ZEYNEP- Söyler miyim hiç kız. Sen kızsın diye söylüyorum.
    KERİME- Ben de kimseye söylemem.
    ZEYNEP- Bak kızım. Sen sen ol, kocanı kılıbık yapmaya çalış. Fakat kocanın kılıbık olduğunu kimseye söyleme. Hatta çok sert biri olduğunu söyle.
    KERİME- Niçin kız abla?
    ZEYNEP- Bu erkek idare etme sanatının inceliği kızım.
    KERİME- Nasıl oluyor. Erkekleri kılıbık yapmak kolay mı abla?
    ZEYNEP- Kolay olur mu kızım. Karşımda çok güçlü bir muhalefet cephesi var. Sık sık veto ediyorlar.
    KERİME- Onlar da kim? Muhalefet de kim oluyor abla?
    ZEYNEP- Kaynana, görümce, kayınpeder velhasıl bütün oğlan evi muhalefet cephesini oluşturuyor.
    KERİME- Allah'tan ki benim bir tek kaynanam var.
    ZEYNEP- Başka kimsesi yok mu?
    KERİME- Yok diyorlar kız abla.
    ZEYNEP- Kız Kerime bu şans her adama gülmez kız. Hiç kaçırma bir kaynana nedir ki iki üç yıl sonra ölür, sen de kurtulursun.
    KERİME- Yok abla kız. Benim zaten kimsem yok. Annemi, babamı hiç görmedim, hiç değilse bir annem olur diye seviniyordum. Hatta kardeşleri ve babası da olsa çok iyi olurdu.
    ZEYNEP- Akılsızlık etme kız. Yok, işte ne yapalım. Yarın sizin de bir çocuğunuz olur. Onunla oynarsınız. Sokaktan kayınbirader, görümce mi toplayalım size.
    KERİME- Benim çocuğum olursa adını Zeynep koyarım kız abla. Senin yaptığın iyiliği ömrümce unutamam.
    ZEYNEP- Yok ben istemem. Nerdeyse gelirler. Kalk haydi hazırlanalım.
    KERİME- Ne yapacağız kız abla?
    ZEYNEP- Önce sana kahve yapmayı ve onu ikram etmeyi öğreteyim.
    KERİME- Öğret kız abla.
    ZEYNEP- Önce kahveyi fincanlara azar azar koy ki her fincana köpüğü eşit dağılsın.
    KERİME- İyi fikir kız abla. Sen öyle mi yaptın?
    ZEYNEP- Herkes öyle yapar kızım. Hatta fincanın birine fazla köpük koy, o fincanı da kaynanana ver.
    KERİME- O zaman daha iyi olur değil mi?
    ZEYNEP- Tecrübe konuşuyor kızım. Ha, bir de kahveleri dağıtırken kazık yutmuş gibi değil de eğilerek ve kahve ikram ettiğin kişinin gözlerine bakarak vereceksin fincanı.
    KERİME- Çok heyecanlıyım kız abla.
    ZEYNEP- Hiç heyecanlanma. Heyecanlanırsan hata yaparsın. Kahveleri dökersen evde kalırsın vallahi. Seninle kimse evlenmez.
    KERİME- Beni beğenirler mi kız abla?
    ZEYNEP- Niye beğenmesinler kız. Kimin kızından neyin eksik.
    KERİME- Ne bileyim abla. Hem beğenseler bile evde neler yapacağımı bilmiyorum ki.
    ZEYNEP- Kaynanan var ya kızım.
    KERİME- Sahi kaynanam olacak, hatta bir de kocam olacak, ay çok heyecanlıyım kız abla.
    ZEYNEP- Evlilik zor değil ki kızım, niçin heyecanlanıyorsun? iki bulaşığınız olur yıkarsınız. Ama çamaşır biraz zordur. Kaynanan yardım eder. Geriye camların ve yerlerin silinmesi kalıyor. Onları da haftada veya on beş günde bir yaparsın. Daha da olmadı kocana yaptırırsın.
    KERİME- Yemek abla, yemek. Yemek yapmayı nasıl başaracağım?
    ZEYNEP- Aman sen de kızım düşündüğün şeye bak. Alırsın bir yemek kitabı mutfağın bir köşesine saklarsın, kimse görmeden okur okur yemekleri yaparsın.
    KERİME- Hiç aklıma gelmemişti abla. Şey sen de yardım edersin değil mi? Yani arada bir ziyaretime gelip bir eksiğim var mı yok mu diye?
    ZEYNEP- Tabiî, tabiî. O ne demek kızım. Sen benim evladım sayılırsın.
    KERİME- Zaten sana anne demeliyim değil mi? Anne. Anne. Ne güzel insanın bir annesi olması veya ne bileyim anne diyeceği birinin olması.
    ZEYNEP- Aman kızım, bırak şimdi bu göz yaşı havalarını. Şimdi gülme, eğlenme zamanı, düğün zamanı, düğün. Haydi.
    KERİME- Anne, kaynanama anne desem olur mu?
    ZEYNEP- Tabiî kızım. Bir bakıma annen sayılır. Hem anne dersen seni daha çok sever. Kalk haydi yerleri süpürelim, camları silelim ki ev temiz olsun. (Birlikte evde genel temizlik işleri yapmaya başlarlar.)
    KERİME- Ev temiz olunca ne olacak?
    ZEYNEP- Ev temiz olunca her şey yerli yerinde, düzenli olursa, iyi puan alırsın.
    KERİME- İyi puan alınca üniversiteye de girerim değil mi abla?
    ZEYNEP- Ne üniversitesi kızım. Dünya evine girersin, dünya evine. Yani evlenirsin. Senin işten alacağın puan, güzelliğinden. Boyundan poşundan alacağın puanla toplanır, ikiye bölünür. Ortalama yüzde ellinin üzerindeyse evlendin demektir.
    KERİME- Yüzde ellinin altına düşerse ne olur abla?
    ZEYNEP- O zaman genel kurula girersin. Genel kurulda damadın kanaati önemlidir. Damadın kanaati olumlu olursa evlenirsin.
    KERİME- Evlenmek de meğer ne zor şeymiş abla kız.
    ZEYNEP- Yok kızım, anlatıldığı gibi zor değildir. Rüzgâr gibi geçer. Hatta nasıl oldu bitti anlayamazsın bile.
    KERİME- Abla camlan sildim gel bir bak.
    ZEYNEP- İyi iyi şimdi de yerleri süpürelim. Ben de koltukların tozunu aldım.
    KERİME- Abla kız biri bu tarafa doğru geliyor.
    ZEYNEP- Boş ver, sokaktan gelen geçen eksik olmaz.
    KERİME- Elinde bir kâğıt var. Bizim eve yani sizin eve doğru bakarak geliyor.
    ZEYNEP- Bırak şimdi camdan bakmayı hemen yerleri sil çabuk. Eve geldiklerinde her iş bitsin. Hemen eline şu el işlerini al otur. Bir köşeye. Ben de şöyle oturayım. (Acele ile yerler silinir, el işleri alınarak koltuklara oturulur kapı çalar.)
    ŞAZİYE- (Dışardan) Hu... Bacı ben geldim.
    ZEYNEP- Koş kız, çabuk kapıyı aç, geldiler.
    ŞAZİYE- (Dışardan) Hu bacı kimse yok mu?
    ZEYNEP- (Kapıyı açar.) Hoş geldiniz kardeş.
    ŞAZİYE- (içeri girer.) Hoş bulduk kardeş.
    KERİME- Hoş geldiniz. Verin elinizi öpeyim.
    ŞAZİYE- Çok yaşa kızım. Allah uzun ömürler versin.
    ZEYNEP- Şöyle buyur bacım.
    ŞAZİYE- Aman çok yoruldum, hemen şuraya ilişeyim.
    ZEYNEP- Yok yok. Şöyle baş köşeye oturun. Öyle kapının ağzına olmaz. Gelen geçen olur.
    KERİME- Örtünüzü alayım. Şu terlikleri ayağınıza alın. (Elindeki terlikleri verir.)
    ŞAZİYE- Zahmet etme kızım. Şu paketi alın. Çam sakızı çoban armağanı. (Kerime paketi ve örtüyü alır mutfağa girer.)
    ZEYNEP- Rahat otursana bacım.
    ŞAZİYE- Rahatım rahatım. Kızımız da çok terbiyeli maşallah, hürmetli de. Annesine çekmiş herhalde.
    ZEYNEP- Kızımız diye demiyorum, bir melektir o. Allah gönlüne göre versin.
    ŞAZİYE- Amin amin cümlemizinkine bacım. Beyefendi nerede? Ne iş yapar?
    ZEYNEP- Kendisi memurdur.
    ŞAZİYE- Yaaa vah vah. Allah yardımcısı olsun. Hiç okumasa da işçi olsaydı ne iyi olurdu.
    ZEYNEP- Kader bacım, ne yapalım. Takdir-i ilahi, çekeceğiz artık.
    ŞAZİYE- Allah kurtarsın bacı. Hanım kızımız nerede? Gelsin de sohbet edelim.
    ZEYNEP- Kızım Kerimee.
    KERİME- (Mutfaktan) Efendim anneciğim, (İçeri girer.) Buyurun.
    ZEYNEP- Biliyorsun misafirimiz var kızım. Yalnız bırakmak ayıp olur. Gel sen de otur.
    KERİME- Özür dilerim ablacığım, annemle konuşuyorsunuz diye sizi rahat bırakmak istedim. Hem size yiyecek bir şeyler hazırlıyordum.
    ŞAZİYE- Aman kızım zahmet etme. Daha çok yemeğini yeriz. Önce şu işimizi konuşalım. Çekinme kızım buyur sen de otur.
    ZEYNEP- Biraz utangaçtır ablası, ilk defa böyle bir misafir geldi evimize. Otur kızım sen de otur. Birlikte konuşalım. (Kerime Şaziye'nin yanına oturur.)
    ŞAZİYE- Başka isteyen olmadı mı?
    ZEYNEP- Evet, oldu ama biz misafir kabul etmedik. Kısmet de olmadı hani. Üstelik kızımızın yaşı küçük. Eğitimi yarım kalsın istemedik.
    ŞAZİYE- .İyi iyi, aferin kızıma. Şey... Ne eğitimi görmüştü kızımız.
    ZEYNEP- Şey... Önce daktilo, bilgisayar hem de on parmak. Biçki, dikiş, nakış, piko ile çocuk bakım kurslarına gitti. Kapı gibi diplomaları var.
    ŞAZİYE- Ooo çok iyi, aferin aferin. Çok becerikli desenize.
    ZEYNEP- İstersen diplomalarını bir getirsin bak. Haydi kızım hemen al gel.
    ŞAZİYE- Yok yok zahmet olur, inanıyorum.
    ZEYNEP- Allah seni inandırsın bacı. Bir yerleri silişi var iki dakikada yerleri tertemiz yapar. Bal dök yala. Hele bir dikiş diker makina gibi, hem de eliyle. Şu giydiğimiz elbiselerin hepsi, babasının donuna kadar, kızımın elinden geçti.
    ŞAZİYE- Ooo maşallah. Boşuna dememişler anasına bak kızını al diye.
    ZEYNEP- Yok yok. Benden beceriklidir benim kızım. Kız büyüdü de iki senedir ev işlerinden elimi eteğimi çektim. Bir çoraplar örer nakışlı nakışlı. İsterseniz hemen size bir tane başlasın.
    ŞAZİYE- Yok yok bize geldiğinde çok çoraplar örer. Kızımın yemek işleri nasıl. İyi yemek yapar mı?
    ZEYNEP- Bir tirit yapar, sarımsaklı, çemenli, parmağını yersin. Bir patatesli dolma içi yapar ki çok güzel olur. Bütün mahallenin mevlit, düğün gibi önemli günlerinde yemeklerini kızım pişirir. İstersen hemen sana iki yumurta kaynatsın.
    ŞAZİYE- Yok yok kalsın karnım tok. Kahvaltı yaptım hemen geldim.
    ZEYNEP- Yok yok kaynatsın. (Kerime uyağa kalkar.)
    ŞAZİYE- Karnım tok bacı. Otur kızım otur. (Kerime oturur.)
    ZEYNEP- İstersen yağda pişirsin.
    ŞAZİYE- Yok bacı. Aç olsam yerim. Sağolun.
    ZEYNEP- Yok yani başka isteğin varsa onu yapsın. Musakka, imanı bayıldı, arabacı...
    ŞAZİYE- Dur bacı, bir isteğim var ama yemek değil.
    ZEYNEP- Çekinme buyur, iste. Kız hemen yapsın getirsin.
    KERİME- Hemen iki dakikada yaparım.
    ŞAZİYE- Önce beni dinleyin. Ben buraya yemek yemek için gelmedim. Biliyorsunuz, kız için geldim. Allanın emri peygamberin kavli ve sizlerin de izniyle kızınız Kerime'yi oğlum, biricik oğlum Bekir'e istiyorum. Tabiî ki Kerime kızım da razıysa, ha ne dersiniz?
    ZEYNEP- Valla biz ne diyelim bacı.
    ŞAZİYE- Şayet cevabınız olumluysa kahveleri içebiliriz. Ne dersin kızım.
    KERİME- (Utanır, sıkılır, kızarır.) Annem bilir efendim. (Koşarak mutfağa girer.)
    ŞAZİYE- Evet, cevabınızı bekliyorum bacı. Kız istemiyor galiba. Baksanıza içeri kaçtı. Yoksa bir sevdiği mi var?
    ZEYNEP- Şey, her şey çok ani oldu, ne bileyim. Yüreğim pır pır ediyor. Ben bile heyecanlandım. Kız da utandı. Daha çocuk o.
    ŞAZİYE- Ben de heyecanlandım, kendi düğünüm aklıma geldi.
    ZEYNEP- İnsan duygulanıyor. Büyüt, besle kuş gibi yuvadan uçur gitsin.
    ŞAZİYE- Beni istediklerinde o kadar heyecanlanmıştım ki kahveyi fincan yerine halının üstüne dökmüştüm. Tekrar yaptığım kahveyi de ayağım takılınca rahmetlinin başından aşağı döktüm, sonra da yere düştüm.
    ZEYNEP- Gene de seninle evlendi mi peki?
    ŞAZİYE- Evet, evlendi. Ama ne zaman kahve yapsam beni görünce kaçacak delik arardı. Ondan sonra da bir daha kahve içmedik.
    ZEYNEP- Hakkı da var hani.
    ŞAZİYE- Evet evet. Bacı sizin kararınız şayet olumluysa bir kızın ağzını yoklasan derim. Oğlan da evde heyecanla bekliyor.
    ZEYNEP- Oğlanı da getirseydin biz de onu görseydik.
    ŞAZİYE- Sizin bey tanıyormuş. Üstelik sizin bey çok kıskançmış dediler. Eve yabancı erkek almam demiş. Ben de o yüzden getirmedim.
    ZEYNEP- Babası oğlanı tanıyorsa ben de evet diyor, kızı size veriyorum. Dünür hanım.
    ŞAZİYE- Allah razı olsun. Sizin için de karar vermek kolay değil tabiî.
    ZEYNEP- Ben gidip bir de kızla görüşeyim.
    ŞAZİYE- Tabiî konuşun. Kızın cevabını bekliyorum bacı.
    ZEYNEP- Ben seni yalnız bırakacağım. Birkaç dakikacık. (Ayağa kalkar.) Kusuruma bakma.
    ŞAZİYE- Kusuru mu olur bacı, hem artık akraba sayılırız.
    ZEYNEP- Hemen dönerim. (Mutfağa Kerime'nin yanına gider.)
    ŞAZİYE- Hayırlı cevap bekliyorum. Şu işe bak. Böyle hayırlı cevap mı beklenir. Kızı pek gözüm tutmadı. Ama neyse hayırlı olur inşallah. Oğlum da ayyaşın biri zaten. Babası da öyleydi, öldü de kurtuldum. Oğlanı da bir evlendirsem ondan da kurtulacağım. Benim oğlan iyi biri olacaktı da bir görecektiniz. Ben bunların mahallesinden bile geçmezdim. Suratsız kızını bir öğüyor bir öğüyor. Ben de bitli mercimeğin kör alıcısıyım ya yuttum. Kıza bak anası soğan, babası sarımsak. Kırk günde kokusu çıkmaz inşallah. Anası biraz verimkâr. Kör olasıca kız biraz nazlanıyor galiba, boyu devrilesice. (Zeynep içeri girer.)
    ZEYNEP- Dünür hanım Allah mesut etsin. Hayırlı uğurlu olur inşallah. Kızı size verdik. Allah yerine yakıştırsın.
    ŞAZÎYE : He bacı he. Bir yastıkta kocasınlar. Gözümüz aydın bacım. Ben nişanı ve düğünü hemen yapalım derim. Her şeyleri hazır.
    ZEYNEP- Önce kahveleri içelim. (Mutfağa doğru seslenir.) Kızım Kerimce getir kahveleri.
    KERİME- (Elimle tepsi ve fincanlarla içeri girer. Önce Şaziye'ye) Buyurun. (Sonra annesine) Buyur anne.
    ŞAZİYE- Eee kızım Allah mesut etsin. Allah razı olsun. Şöyle yanıma otur doya doya yakından bir bakayım. (Kerime utana utana Şaziye'nin yanına oturur.)
    ZEYNEP- Kızım kaynanan hemen bugün düğün yapalım diyor. Sen ne dersin? Nişanla düğün bir arada.
    KERİME- (Utanarak) Bilmem siz bilirsiniz. Siz nasıl uygun görürseniz.
    ŞAZİYE- Hayırlı işlerde acele etmek lâzım kızım, ikiniz de çocuk değilsiniz ki büyüyesiniz. Biran önce evlendirelim de ölürsek gözümüz arkada kalmasın.
    ZEYNEP- Dünür hanım. Biz eşe dosta danışıp size haber verelim.
    ŞAZİYE- Eş dost düğün yapmayın derlerse düğün olmayacak mı?
    ZEYNEP- Yoo öyle bir şey olmaz. Ama gene de bir soralım.
    ŞAZİYE- Kara kışa, soğuğa kalmadan bu işi bitirelim. Düğünü bir an önce yapalım.
    ZEYNEP- Vallahi bilmem ki bacı. Ayıp olmaz mı hemen acele acele. Elâlelem ne der?
    ŞAZİYE- Ayıp olur mu? Ayıp olan gençlerin nikâhsız dolaşmaları. Bir an önce düğünlerini yapalım. Hemen bu akşam.
    ZEYNEP- Ne ne! Çok erken olur.
    ŞAZİYE- Yok yok erken olmaz. Bu işi bitirelim.
    ZEYNEP- Bu akşam mı?
    ŞAZİYE- Evet, bu akşam. Cuma akşamı, hem mübarek gün.
    ZEYNEP- Yalnız düğün masraflarını siz çekersiniz.
    ŞAZİYE- Tamam kabul. Bizde âdet böyledir zaten.
    ZEYNEP- Peki, hayırlı olsun. Kız benim değil artık bundan böyle sizin kızınız.
    ŞAZİYE- Ama şimdiye kadar kız sizin, oğlan benimdi. Bundan böyle oğlan sizin, kız benim oldu. Şimdi bana müsade. Oğlan meraktan çatlar vallahi. Haber vereyim de akşama hazırlanalım. Üstelik bir iki ufak tefek bir şeyler alalım. (Ayağa kalkar. Kerime Şaziye'nin örtüsünü verir. Elini öper, Şaziye dışarı çıkar.)
    ZEYNEP- Haydi hayırlı olsun kız. bunu da atlattık. Çoğu gitti, azı kaldı.
    KERİME- Aman abla kız, bir heyecanlandım bir heyecanlandım ki kalbim duracak sandım.
    ZEYNEP- Heyecanlandığın şeye bak daha ne heyecanlar görürsün sen. Hemen Uğur'la Kerim abine söyleyelim de düğüne başlasınlar.
    KERİME- Ben de şu bulaşıkları yıkayayım abla. (Kerime fincanları alır mutfağa girer.)
    ZEYNEP- Dur kızım sen misafirsin ben yıkarım. (Kerime'nin arkasından Zeynep de mutfağa girer.)
#03.07.2009 18:00 0 0 0
  • Gelincik - Tiyatro Metni

    KÜLTÜR BAKANLIĞI YAYINLARI
    (MEHMET ESİN)

    BİRİNCİ PERDE
    BİRİNCİ SAHNE

    KERİM- (Türkü söyleyerek bulaşık yıkamaktadır.)
    ZEYNEP- İki bulaşığı yıkayıp bitiremedin. Beceriksiz herif.
    KERİM- Bu erkek işi değil, ne yapayım.
    ZEYNEP- Ama gelinlik giyerken, yer silerken öyle demiyordun.
    KERİM- Şimdi de yıkamam ama kader utansın.
    ZEYNEP- Yıkama da bir gör. Seni bütün mahalleye nasıl rezil ederim.
    KERİM- Bütün bulaşıkları bir ay boyunca yıkarım. Hatta üstüne yerleri de silerim, istersen çocuğu da ben doğurayım ama sen de şu resimleri bana ver.
    ZEYNEP- Yok, yok öyle. Sen daha çok yalvarırsın. Allah postacıdan razı olsun. Şu resimleri getirip bana verdi.
    KERİM- O postacıyı bir yakalarsam dünyaya geldiğine pişman edeceğim, mendebur adamı. Ayağının kirini içeyim kancığım. Benim biricik karıcığım, haydi ver resimleri.
    ZEYNEP- Yalvar, yalvar. Sen daha çok yalvaracaksın.
    KERİM- Ne? Şalvarını da ben mi yıkayacağım? Ben şalvar malvar yıkamam. Beni öldür daha iyi.
    ZEYNEP- Şalvarımı mı yıkayacaksın al yıka. (Şalvarını çıkarır Kerim'e verir.) Önce çamaşır suyuna bastır, sonra çitile. yıka. ütüledikten sonra da bana geri ver.
    KERİM- Lan Uğur, seni bir yakalarsam essek sudan gelinceye kadar dövmez miyim ben! Şu halime bak, karının şalvarını yıkayacağım, ütüleyeceğim, ayağına vereceğim.
    ZEYNEP- Elin mahkûm hanını kızım, bunları öğren, yoksa evde kalırsın.
    KERİM- Ulan karı şimdi seni bir güzel pataklarım.
    ZEYNEP- O, biraz zor kocacığım. Şey... Affedersin hanım kızım.
    KERİM- Ulan bana kızım deme.
    ZEYNEP- Demem hanım abla.
    KERİM- Of ulan of! Yıkamıyorum lan, var mı bir diyeceğin?
    ZEYNEP- Var, resimler. Allı, pullu, duvaklı resimler.
    KERİM- Olsun lan olsun. Canımdan ileri mi? Yetti artık oynamıyorum.
    ZEYNEP- Kerim, Kerim yapma, seyirci var, sahnedeyiz.
    KERİM- Olsun. Seyirci hana bir şey demez.
    ZEYNEP- Söylemez ama ayıp olmaz mı?
    KERİM- Ben vaziyeti anlatırım. Bana hak verirler.
    ZEYNEP- Ne hakkı. Hakkı sana ne verecek? Yoksa gene parayla gelin mi olacaksın?
    KERİM- Seyirci bana hak verir dedim sağır mısın sen.
    ZEYNEP- Sığır sensin terbiyesiz, insan karısına sığır derse kendisi ne olur.
    KERİM- Yahu karıcığım, yanlış anladın, seyirci beni destekler demek istedim.
    ZEYNEP- imkânı yok desteklemez. Hele elimde belgeler varken hiç desteklemez.
    KERİM- Peki, kolayı var. Bahse girelim. Seyirci beni desteklerse; resimleri bana geri verecek misin?
    ZEYNEP- Önce bir düşünmem lazım.
    KERİM- Verirsin, verirsin. Ben her şeyi seyirciye anlatıyorum.
    ZEYNEP- Pekâlâ, anlat o zaman.
    KERİM- Sevgili seyircilerimiz, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, şuna bakın; pırıl pırıl gözlerinizle, renk renk elbiselerinizle, salonu çiçek bahçesine çevirmişsiniz, inanın sizi çok seviyorum. Allah eksikliğinizi göstermesin. Allah ne muradınız varsa yersin.
    ZEYNEP- Öhö, Öhö.
    KERİM- Allah sevdiklerinize kavuştursun.
    ZEYNEP- Öhhö, Öhhö.
    KERİM- Allah cennetine kabul etsin.
    ZEYNEP- Âmin. El Fatiha. Merhumu nasıl bilirsiniz.
    KERİM- Hayrola, kime ne olmuş, kim ölmüş?
    ZEYNEP- Seyirciye yağcılık edeceğim diye ne yapacağını şaşırdın.
    KERİM- Yok yahu. Kim; ben mi?
    ZEYNEP- Yok, ben!
    KERİM- Sen yaparsın. Ne de olsa kadın milleti her şey beklenir. Nankör kediler sizi.
    ZEYNEP- (Resimleri gösterir.) Resimler! Resimleri unuttun.
    KERİM- Ah benim bitanem! Cik cik karım. Şeey... Biricik karım.
    ZEYNEP- Kes, kes tamam. Seyirciye ben anlatacağım.
    KERİM- Tamam ama seyirciye yağ sürmek yok.
    ZEYNEP- Ona yağ çekmek derler veya yağcılık yapmak derler. Biraz önce senin yapmaya çalıştığın gibi. Hem sözümü kesersen resimleri sana vermem, ona göre.
    KERİM- (Bir eliyle ağzını kapatır. Diğer eliyle tamam anlamına gelen işaret yapar.)
    ZEYNEP- Evet, değerli seyirciler! Bizim Kerim bir hata yaptı. Parayla kadın kılığına girdi.
    KERİM- (Parmak kaldırır.)
    ZEYNEP- Elimde Kerim'in kadın kılığında çekilmiş...
    KERİM- Tamam tamam. Seyirciye ne sen anlat ne de ben anlatayım. En baştan oynayalım. Seyirci de ona göre karar versin.
    ZEYNEP- Ama taraflı anlatmak yok.
    KERİM- Tamam. Ama sonunda resimleri alırım.
    ZEYNEP- Buna ancak seyirci karar verir.
    KERİM- Peki, öyle olsun. Evet, seyircilerimiz, buyurun izleyin oyunumuzu, inşallah bana verirsiniz oyunuzu.
    (Kerim ile Zeynep sahneden çıkarlar).



    IŞIKLAR SÖNER

    BİRİNCİ PERDE
    İKİNCİ SAHNE
    (Uğur'la Hamza kahvede hasır oturaklar üzerinde sohbet etmekte ve kahve içmektedirler. Kahveci ise içeride temizlik yapmaktadır. Ara sıra bardak ve tabak sesleri işitilir..)
    UĞUR- Sorma ahi. Başıma neler geldi bir görsen.
    HAMZA- Deme yahu. Ne oldu hayrola, başını mı kırdılar yoksa?!
    UĞUR- Kim kıracak yahu?!
    HAMZA- Yenge oklavayı mı şey... Yok yok tavayı vurmuş dedilerdi. Geçmiş olsun.
    UĞUR- Sana şakadan söylemişler abi.
    HAMZA- Ne, ne şakası. Bilirsin ben şakadan hoşlanmam.
    UĞUR- Yok abi yok. Başıma bir şey olmadı. Birine söz verdim.
    HAMZA- İyi, iyi. Çok iyi etmişsin. Biz de versek iyi ama biri zaten az görüyor.
    UĞUR- Hayrola ne görmesi abi.
    HAMZA- Sen birine göz vermişsin hani. Biz de gözümüzün birini versek iyi ama benim gözümün biri zaten bozuk diyorum.
    UĞUR- (Yüksek sesle) Senin kulakların bozuk değil mi?
    HAMZA- Yok canım yok, kulaklarım çok iyi. Damdaki kedinin ayak seslerini duyuyorum.
    UĞUR- Haa, ne diyordum abi. Buralara nereden geldik.
    HAMZA- Kapıdan geldik.
    UĞUR- Yok canım onu demedim.
    HAMZA- Vallahi kapıdan girdik yahu.
    UĞUR- Söz buraya nasıl geldi dedim abi.
    HAMZA- Birine göz bağışladım dedin. Ben de biz de bağışlasak iyi ama, benim gözümün biri zaten bozuk diyordum.
    UĞUR- Yok abi öyle değil. Şimdi hatırladım. Bizim Bekir'e seni evlendirelim diye söz verdim.
    HAMZA- Yok yahu. Ayıp çok ayıp. Bunu sana yakıştıramadım. Çok şaşırdım.
    UĞUR- Neyi yakıştıramadım
    HAMZA- Bizimki hâlâ bakire. Seni evlendirelim dedin. Demedin mi? Peki; çocuklar kimden, kadıncağıza iftira ediyorsun sen. Adam karısına iftira eder mi. Çok ayıp!
    UĞUR- Bak, Hamza abi. Bizim sarhoş Bekir bana beni evlendirin dedi. Ben de seni evlendiririm diye söz verdim.
    HAMZA- Çok iyi olur. Adam kiradan kurtulur.
    UĞUR- Kiralama evlilik olur mu abi?
    HAMZA- Sahi nasıl olur acaba.
    UĞUR- Hamza abi. Sarhoş Bekir bana bir kız bul da beni evlendir, sen benim en yakın arkadaşımsın dedi.
    HAMZA- Sevaptır, sevaptır.
    UĞUR- Sevap olmasına sevap ama ona kimse kız vermez ki!
    HAMZA- Niye vermesin canım.
    ALİ- Vallahi benim bin tane kızım olsa birisini vermem.
    HAMZA- Kaç karıdan
    UĞUR- Ne kaç karıdan abi?
    HAMZA- Bin tane kızım var birini vereyim demedin mi?
    ALİ- Şaka yapma dayı, kafa mı buluyorsun benimle ben hâlâ bekârım.
    HAMZA- Sen tabiî bakarsın, işin var gücün var.
    UĞUR- Hamza abi, Ali bu haliyle sarhoş Bekir'e kimse kız vermez demek istiyor.
    HAMZA- Halinde ne var arslan gibi delikanlı.
    UĞUR- Vallahi boyuna posuna bir şey demem ama çok içki içiyor. Hiç ayık dolaşmıyor.
    ALİ- Neredeyse birazdan buraya damlar. Geçen gün geldi bir iki bardağımı kırdı. Ben de kapı dışarı ettim namussuzu.
    UĞUR- Ayıp etmişsin, öyle söyleme; ne de olsa müşteri.
    ALİ- Öyle müşteri olmaz olsun yahu!
    UĞUR- Bak abi. Bir defa sarhoş Bekir'e seni evlendiririm diye söz verdim. Her gördüğünde bana; beni ne zaman evlendireceksin, diye soruyor. Ben de Bekir'den bıktım usandım ne yapacağımı bilemiyorum.
    HAMZA- Söz vermişsin, sözünde dur.
    UĞUR- Ben sözümde duruyorum. Ama o sözünde durmuyor.
    HAMZA- O da mı göz verdi?
    UĞUR- Hayır, o bana içki içmeyeceğim diye söz verdi.
    HAMZA- Erkek adam sözünde durur.
    BEKİR- (Dışarıdan) Heeeyt Allah beee... (içeri girer.) Vay benim Uğur kardeşim, söz verip de sözünde durmazsın ha?
    UĞUR- Gel, Bekirciğim bir kahvemi iç.
    BEKİR- Ben ha. Ben senin kahveni ha. Kırk yıl tam kırk yıl hatırım kalsa gene içmem.
    UĞUR- Yok yok Bekirciğim, gel, bak ben sana ne diyeceğim.
    ALİ- Yok yok oturmasın. Benim kahveme de gelmesin, kahveme gelme demedim mi ben sana?
    BEKİR- Tamam tamam, özür özür, sen haklısın. (Cebinden para çıkarır.) Al şu parayı çok ayıp ettim. Eşeğim ben essek. Hem de Merzifon eşşeğiyim.
    ALİ- Vallahi ne isen nesin. Efendi gibi oturacaksan otur, yok çık git iş yerimden.
    HAMZA- Uğur, bunlar niye kavga ediyorlar?
    UĞUR- Bir dakika Bekir. Gel böyle otur. İstersen Hamza abiye tam ben de senin meseleyi konuşuyordum.
    HAMZA- Uğur doğru söylüyor Bekir. Sana kız bulmuş. Yakında istemeye gideceğiz.
    BEKİR- Ben hep söylerim. Bir dostum varsa o da Uğur'dur diye. Yalanım varsa adam değilim. İnanmazsanız gidin meyhanedekilere sorun.
    UĞUR- Bak Bekir bu olmadı. (Ali'ye) Sen Bekir'e okkalı bir kahve getir hele.
    ALİ- Baş üstüne.
    BEKİR- Gel seni bir öpeyim Uğur. (Sarılıp öper. Hamza » Seni de öpeyim abim benim.
    HAMZA- Git lan çok kötü kokuyorsun, leş gibisin.
    BEKİR- (Hamza 'yi zorla öper.) Vay be Hamza abime bak. işi gücü bırakmış beni evlendirmeye uğraşıyor. Çok şaşırdım. Çok da sevindim. Gel bir daha öpeyim. (Hamza 'nın boynuna sarılır.)
    UĞUR- Bak gördün mü abi adam her gün böyle sarhoş, içki kokusundan yanına yaklaşamıyor insan. Kokarca gibi geziyor.
    HAMZA- Nereden buluyor içkiye verecek bu kadar parayı acaba!
    UĞUR- Rahmetli babasından miras kalan bir ev vardı. Geçenlerde onu sattı. Aldığı para bitene kadar onu harcar.
    ALİ- (Kahveyi getirir sehpaya bırakır.) Uğur senin hesabına yazıyorum.
    UĞUR- Yaz yaz, ben öderim.
    BEKİR- Yook dünyada olmaz. Kahve paralarını ben ödeyeceğim. Üstelik herkesinkini Hatta birer kahve daha yap. Hepsi benden olsun.
    ALİ- Biraz dikkat et masada fincan var. Gene kırma.
    BEKİR- Hani nerede? Gene benimle dalga geçeceksiniz ha. iki fincanı buraya koydunuz.
    UĞUR- Yok yok aman ha. Dalga geçmiyoruz. Kahvede bir tane, fincan da.
    BEKİR- Kahve bir tane de fincan iki tane. Biri boş, biri dolu. Ben boşu alacağım. Siz de bana güleceksiniz öyle mi? Yemezler oğlum, yemezler.
    ALİ- Eyvah gene yandık. Fincanları çift görüyor.
    BEKİR- Bak işte şu boş olanı. (Kahve fincanını eline alır Ali'nin yüzüne serper, sinirlenen Ali ile Bekir kavga etmeye başlarlar).
    ALİ- Bir daha benim kahveme gelirsen senin bacaklarım kırarım. Pis ayyaş seni.
    UĞUR- Ayıp oluyor arkadaşlar sen de biraz rahat dur Bekir, içme şu zıkkımı. Kaç kere söyledim, içkiyi bırak diye. Haydi evine git. Sonra konuşuruz. (Bekir, Uğur'un da yardımıyla dışarıya çıkarılır. Ali fincanı alıp ocağa yüzünü yıkamaya gider. Uğur geri yerine döner.)
    ALİ- (Ocaktan) Geçenlerde de aynı işi yaptı. O zaman da kovmuştum, insan değil ki! Tövbe tövbe.
    HAMZA- Bunlar niye kavga ettiler anlayamadım. Uğur yazıklar olsun sana iki kişiye sahip çıkamadın.
    UĞUR- Yok, Hamza abi yok. Bekir her zaman böyle.
    HAMZA- Nasıl yani?
    UĞUR- Her zaman içkili, her zaman sarhoş. Hiç ayık hâli yok ki! İnsan gibi oturup konuşasın.
    HAMZA- Bunun kimsesi yok mu? Kimse buna yapma oğlum ayıp, günah demiyor mu? Yazık yahu gençliğine yazık.
    UĞUR- Çok söyledim abi. Ama dinlemiyor. Bir kulağından girip, öbüründen çıkıyor. Bekir'e çok güzel bir ders vermek lazım.
    HAMZA- Ders vermekle düzelir mi dersin Uğur?
    UĞUR- Bakarsın düzelir abi.
    HAMZA- O zaman parası tükenmeden hemen bir dershaneye kayıt ettirelim de biraz talim, terbiye görsün.
    UĞUR- Öyle ders değil abi.
    HAMZA- Öğle olacağına akşam olsun canım.
    UĞUR- Bir numara yapalım Bekir'e.
    HAMZA- Derse başlarsa kendisine bir numara verirler.
    UĞUR- Bekir'e bir oyun oynayalım abi, oyun.
    HAMZA- Bir zeybek veya çiftetelli, yok yok horon daha iyi gelir.
    UĞUR- Bekir'e öyle bir ders verelim ki bir daha içki içmesin diyorum.
    HAMZA- Tamam içmesin ya, iyi olur. Haa oyun, tiyatro gibi bir şey.
    UĞUR- Hay aklınla bin yaşa abi. Çok iyi bir oyun olmalı değil mi?
    ALİ- Meselâ Bekir beni evlendirin diye üsteleyip duruyor ya.
    UĞUR- Eeee, anlat bakalım usta.
    ALİ- Meselâ diyorum. Biz de Bekir'i erkek biriyle evlendirelim.
    HAMZA- Olmaz yahu kesinlikle olmaz.
    ALİ- Niye olmasın. Adam zaten ayık gezmiyor ki.
    UĞUR- Evet evet, kız diye bir erkekle evlendirirsek...
    HAMZA- İki erkek birbiriyle evlenir mi yahu, o zaman kıyamet kopar!
    UĞUR- Rol icabı abi, rol icabı.
    HAMZA- Yok yahu. Kim kadın olmak ister. Bu iş biraz zor. Başka iş bulun.
    ALİ- Parayı bastırırsan kabul ederler abi.
    HAMZA- Çok hevesliysen sen ol o zaman.
    ALİ- Ben mi? Ben o ayyaşa günahımı bile vermem.
    UĞUR- Günah değil para vereceğiz para.
    ALİ- Uğur senin bir arkadaşın var ya. İsmi neydi, dilimin ucunda? Değişik bir adı vardı. Kerime, Kerime hatırladım.
    UĞUR- Onun asıl adı Kerim. Biz ona okulda Kerime diyorduk. Ama evli barklı adam kabul etmez.
    ALİ- îşin ucunda para olsun da bak nasıl kabul eder.
    HAMZA- Adam koskoca devlet memuru yahu.
    ALİ- Ne kocası, ne memuru. Geçen benden iki kahve içti onları da hesaba yazdırdı.
    UĞUR- Bir plânım var. Yengeyi yani karısını ikna edersek siz bu işi oldu bilin.
    HAMZA- Para! Para nerede kimden bulacağız. Ben kendi hesabıma beş kuruş vermem.
    ALİ- Ben baştan söyledim günahımı bile vermem.
    UĞUR- Para kolay, parayı hiç düşünmeyin.
    ALİ- Kimse, hiç kimseye bir kuruş vermez abi, hele sarhoş Bekir'e... Vay yavrum vay. Sen de tutmuş para kolay diyorsun.
    UĞUR- Para kolay. Parayı Bekir'den alırız.
    HAMZA- it yatağında ekmek kırıntısı arıyorsun sen de Uğur.
    UĞUR- Abi geçen gün ev sattı. Parayı harcamadan gider Bekir'i bulurum.
    ALİ- Eee!
    HAMZA- Eee!
    UĞUR- Sana bir kız buldum, derim.
    ALİ- Hee!
    UĞUR- Bekir'e kızın anası başlık parası istiyor derim.
    HAMZA- Hay aklınla bin yaşa Uğur.
    ALİ- iyi akıl ettin vallahi.
    UĞUR- Bekir sökülür o zaman paraları.
    HAMZA- istediğimiz kadar parayı verebilir mi?
    ALİ- Az para istersek kızı çirkin zanneder.
    UĞUR- Benim bildiğim Bekir bir; içki için, ikincisi kız için paraya acımaz.
    HAMZA- Birini biliyoruz da öbürü daha belli değil.
    ALİ- Parayı biraz fazla iste de bizim bardak çanak parası da çıksın abi.
    UĞUR- Yalnız bir problem var. Bekir'i nerede bulacağız?
    ALİ- Tellal bağırttıralım. On dakikada buluruz.
    UĞUR- Tellal olmaz.
    HAMZA- Kendimiz çıkıp arayalım diyeceğim ama... Ne dersiniz?
    ALİ- Olmaz ben iş yerimi kapatıp gidemem. En iyisi tellal bağırttıralım.
    UĞUR- Eşe dosta söylesek, gören bize haber verse. (Uzaktan nara sesi duyulmaya başlar.) Durun durun bir ses var. (Dinlerler.) Bu, Bekir'in sesi.
    ALİ- iti an çomağı hazırla diyenler boşa dememişler. (Ses yaklaşır ve gelen kişi gürültüyle yere düşer.)
    HAMZA- Trafik kazası oldu herhalde, nasıl acı acı fren yaptı araba. Duydunuz mu?
    BEKİR- (Elinde şişe ayakta zor duracak bir şekilde içeri girer.) Siz ha, beni buradan kovarsınız ha, siz kim oluyorsunuz lan.
    UĞUR- Ne iyi ettin de geldin Bekir. Biz de tam seni aramak için az kaldı sokağa dökülüyorduk.
    BEKİR-Ufak at da civcivler yesin. Bu lafları ben yutar mıyım! Benim adım Bekir. Züğürtler sizi. Ben böyle yerlerde çay içecek adam mıyım lan. Hata bende sizi arkadaş bildim yanınıza geldim.
    ALİ- Bekir lafını bil de konuş arkadaş. Senin ne biçim bir adam olduğunu cümle âlem biliyor.
    UĞUR- Tamam tamam, sen haklısın Bekir. Bir hata ettik gel barışalım.
    BEKİR- Dünyada olmaz barışmam sizinle.
    ALİ- Öbür dünyada da Allah kimseyi yanına düşürmesin. Sen orayı da kokutursun tövbe tövbe.
    HAMZA- Bekir lan sana kim haber verdi.
    BEKİR- Cinler haber verdi. Benim haber cinlerim var. Onlar bir çıkarlar kafamdan şöyle bir dolaşıp geri dönerler. Ne var, ne yok bana haber verirler.
    HAMZA- Vah vah yazık, çok yazık cinlere karışmış. Sana kimse söylemedi mi yavrum? Geceleri karanlıkta dolaşma, ağaç diplerine işeme diye.
    BEKİR- Ben it miyim ha? Ben it miyim? Ağaç diplerine itler işer.
    ALİ- İtin gözünü seveyim şu haline bak. Bir de iti beğenmiyorsun.
    HAMZA- Uğur, bu Bekir şimdi de itler mi haber verdi diyor.
    UĞUR- Abi siz ikiniz karışmayın ben şimdi meseleyi hallederim.
    ALİ- Bizim bardak paralarını da unutma.
    HAMZA- Dinleyen var mı ki konuşalım. Bekir de sağır herhalde benim gibi. Hesabına gelmeyen laflan duymuyor.
    UĞUR- Bekir bak; beni iyi dinle. Bu son fırsat.
    BEKİR- Ben size küstüm.
    ALİ- Ahh, ahhh, nerede o günler.
    UĞUR- Tamam tamam, önce beni bir dinle Bekir. Sonra küsersen küs.
    BEKİR- Dinlemiyorum. Ben, beni sevmeyen birini dinlemem.
    UĞUR- Bak, Bekir, ister dinle, ister dinleme. Ben sana bir kız bulmuştum. Yarın istemeye gidelim, diyecektim.
    BEKİR- Ne, kız mı buldun? Kimin kızı? Kız nerede?
    HAMZA- Kız lafını duyunca gözleri nasıl da açıldı. Şuna bakın.
    ALİ- Bunun numara yaptığına bakmayın. Ayık bu ayık. Benim bardaklar yerine kafasını kırsın ki sarhoş olduğunu anlayayım.
    UĞUR- Her neyse. Şimdilik boş verin siz. Bak, beni iyi dinle Bekir. Biz sana bir kız bulduk. Sen yarın anneni bana gönder birlikte gidip isteyelim.
    BEKİR- Ne... Annemi mi? Annem sana namahrem olur. Sen kızın adresini ver annem gider, bakar. Kızı beğenirse söz keser.
    ALİ- Kız buldu ya beğenmezse diyor. Seni kim beğenir lan. Bakalım kız seni beğenecek mi?
    HAMZA- Yapmayın çocuklar. Hayırlı işlerde böyle konuşulmaz. Gönül bu nereye konacağı belli olmaz.
    UĞUR- Bekir, yalnız bir mesele var.
    BEKİR- Topalsa önemli değil canım.
    UĞUR- Yok canını, topal değil.
    BEKİR- Cüce mi yoksa? Benim boyum da kısa sayılır.
    UĞUR- Yok canını boyu poşu yerinde.
    BEKİR- Yoksa eli mi çolak? Bulaşıkları ben yıkasam da olur.
    ALİ- Seni gidi pis sarhoş. Elimize çok kötü düştün. Çekeceğin var.
    UĞUR- Yok yok. Eli kolu da sağlam.
    BEKİR- O zaman kesinlikle gözü kördür.
    UĞUR- Yapma sen de Bekir. Her yeri sağlam.
    BEKİR- Yoksa kafada mı var biraz? Eğer kafada varsa o kötü.
    ALİ- Nasıl da biliyor aklı olanın deli ile evlenmeyeceğini.
    UĞUR- Yok yok. Aklı da, fikri de yerinde.
    BEKİR- O zaman hemen isteyelim hadi kalk. Her bir masrafını yaparım. Şekerdi, şerbetti, her şeyini alırım.
    UĞUR- Şekeri şerbeti zaten alacağız. Fakat kız tarafı biraz para istiyor.
    BEKİR- Kolay canım. Elli bin, yüz bin neyse veririz.
    UĞUR- Çık çık.
    BEKİR- Yüz elli, iki yüz.
    UĞUR- Çık çık.
    BEKİR- Iki yüz bir bin.
    UĞUR- Çık canım sen de. Biraz yükseklere çık.
    BEKİR- Bu halimle çıkamam abi. Nasıl çıkayım.
    UĞUR- Halinde ne varmış niçin çıkamıyorsun?
    BEKİR- Vallahi çıkamam abi. Yüksekten korkarım ben.
    UĞUR- Amma da yaptın ha. Bak Bekir on milyon yoksa kız da yok. Tamam mı?
    BEKİR- Şey... Bu parayla alınan kızlardan mı yoksa?
    UĞUR- Şimdi ayıp ettin. Ben şey miyim lan.
    HAMZA- Başlık parası oğlum, başlık parası.
    BEKİR- Haaa. Öyle desenize şunu.
    ALİ- Haa. Öyle ya. On milyon beş yüz bin.
    BEKİR- Onu veririz canım, istersen hemen vereyim. Yalnız yüz bin nereden çıktı. Başlık parasına da zam mı geldi yoksa?
    ALİ- Bardaktan çıktı.
    BEKİR- Ne bardağı.
    UĞUR- Şerbet bardağı oğlum. Şerbet bardağı. Sen ki kızı beğendin diyelim.
    BEKİR- Ben mi?
    UĞUR- Evet sen. Ne yaparsın?
    BEKİR- Hemen gerdeğe girerim.
    ALİ- Enayi, buldu ya bir kız. Nişan falan yapmadan hemen gerdeğe girecek.
    BEKİR- Haa nişan! Yapalım canım. Fakat nişanı sonra yapsak olmaz mı?
    UĞUR- Nasıl yani?
    BEKİR- Gerdekten sonra.
    UĞUR- Olmaz. Olur mu öyle şey.
    ALİ- Uyanığı gördün mü?
    HAMZA- Ne yangını. Yangın nerede çıkmış?
    ALİ- Bekir'in gönlünde.
    HAMZA- Ne duruyorsunuz hemen itfaiyeyi çağırın.
    ALİ- Bu yangın zor söner, içten içe yanıyor:
    BEKİR- Uğur. Gene oyuna mı geldik yoksa?
    UĞUR- Yok Bekir yok. Sen bana inan. Nişan günü şerbet içeceğiz ya, onun için bardak alacağız. Beş yüz bin lira da bardak parası istediler.
    BEKİR- Haa nişan şerbeti. Tamam tamam alın iyi olur. Şöyle güzel bardaklar olsun. Elâleme rezil olmayalım.
    HAMZA- Şimdiye kadar rezil olduğun yetti gayri.
    ALİ- Parayı hemen al Uğur. Bunun ne yapacağı belli olmaz. On milyon beş yüz bin.
    UĞUR- Bekir; parayı ver de, kızın başlık parasını verelim.
    BEKİR- Annem kızı görsün para kolay.
    HAMZA- Su koyuverme Bekir.
    ALİ- Para yoksa kız da yok.
    BEKİR- Kızı görmeden para vermem ben. Önce malı görelim değil mi ya?
    HAMZA- Çüşşş Bekir. Amma yaptın ha. Bırak Uğur bu iş olmaz. Adamdaki kafaya bak yahu.
    UĞUR- Bekir son olarak istiyorum ver şu parayı. Para yoksa kızı görmek de yok. Kalk Hamza abi gidelim, bundan iş çıkmaz.
    ALİ- Ben size söyledim. Bekir'den adam olmaz.
    HAMZA- Bekir sen kısmetini tepiyorsun oğlum.
    UĞUR- Böylesi iyi oldu. Yoksa kıza yazık olacaktı.
    ALİ- Kız güzel miydi Uğur?
    UĞUR- Güzelin lafı mı olur abi. Bir boy var Allah sevdiğine bağışlasın, yabancı da değil hani bizim hanımın uzaktan akrabası olur. On parmağında on hüner. El işi, yemek, dikiş, nakış o biçim. Temiz, dürüst, çok güzel, ahlâklı biri.
    ALİ- Abi yahu. Biliyorsun ben de bekârını.
    UĞUR- Yok Ali olmaz. Bizimki Bekir'in adını vermiş. Bir kere oğlanın adı Bekir demiş. Değiştirmek olmaz.
    ALİ- Olsun abi ne çıkar. Al şu beş yüz binliği bardak parası için şu da şeker için. Başlığını da yarın vereyim. Aynı gün hem nişanı, hem de düğünü yaparız.
    HAMZA- Çiğlik etmiş oluruz. Bir delikanlıya yakışmaz. Önce Bekir'e son olarak soralım. Yok şayet Bekir ben bu işte yokum derse, nasip kiminse, kimin alnına yazılmışsa kız onun olur.
    UĞUR- Peki Bekir. Son olarak bir defa daha soruyorum. Ne diyorsun. Parayı veriyor musun, vermiyor musun?
    BEKİR- Tamam. Veriyorum. Alın sizin olsun. (Cebinden bir miktar para çıkarır Uğur'a verir.)
    UĞUR- Parayı sayalım. Buradakiler şahit olun.
    ALİ- Sayalım abi. Bunun ne yapacağı belli olmaz.
    HAMZA- Çocuklar parayı hem sayın hem de götürüp sahibine verin. Hırlısı var hırsızı var ne olur ne olmaz.
    UĞUR- Parayı saydım. Para tamam. Hatta bir miktar fazla. Al şunları Bekir.
    BEKİR- (Parayı alır.) Ben hemen gidip anneme söyleyeyim. Yarın gidip kıza baksın.
    HAMZA- Bak Bekir. Beni iyi dinle. Bundan sonra içki içmek yok tamam mı?
    BEKİR- Hele bir nişan yapalım sonra düşünürüz.
    UĞUR- Beni dinle Bekir, bu işler uzatmaya gelmez. Annen kızı beğenirse nişan ve düğünü hemen yapalım.
    BEKİR- Tamam tamam, annem kızı beğendiği gün düğünü yaparız, zaten bütün eşyalar hazır. (Bekir hızla dışarı çıkar.)
    ALİ- Benim hissemi ver abi. Amma sıkı adammış be.
    HAMZA- Gene işi sen kurtardın usta.
    UĞUR- Nereden aklına geldi kıza talip olmak.
    ALİ- Vallahi ne bileyim. Birden ağzımdan çıktı.
    HAMZA- Bekir'in işi bitti ama bizim iş henüz yeni başladı. Bakalım kızı nereden bulacağız.
    UĞUR- Kerim'in evine gider konuşuruz.
    ALİ- Siz meraklanmayın. Bardak parasını çıkardık ya ben size birer orta şekerli yapayım. Benden olsun. Afiyetle için. Kerim neredeyse birazdan gelir. Her akşam bu saatlerde buraya uğrar.
    UĞUR- Kerim gelirse bu işi oldu bilin. Ben konuşayım siz de gerekli yerlerde beni destekleyin. Tamam mı?
    ALİ- Sen merak etme Uğur. Nasıl olsa işin büyük bir bölümünü hallettik. Kerim'in işini daha kolay hallederiz.
    UĞUR- inşallah kolay olur Hamza abi. Sen de kulaklarının pasını sil. Sözü birbirine karıştırma da hata yapmayalım yoksa işi berbat ederiz.
    HAMZA- Sen de beni adam akıllı kulaksız zannediyorsun, bana ne sizin paspasınızdan.
    UĞUR- Bak Hamza abi, yanlış anladın. Ben sana paspas demedim ki.
    HAMZA- Ayağını paspasa sil demedin mi.
    UĞUR- Aman Hamza abi. Sen oldukça az konuş. Gözünü seveyim.
    HAMZA- istersen hiç konuşmayım, hatta gideyim.
    UĞUR- Kızma abi.
    ALİ- (Uğur'a yavaşça) Sen de Hamza abinin konuştuklarını duymazdan gelirsin olur biter.
    UĞUR- Ali usta sen de fazla lafa karışma, hatta sen duymazdan gelirsen daha iyi olur.
    ALİ- Bizim bilmediğimizi zanneder. Çabukça kabul eder değil mi? (Hamza 'ya) Hamza ağa istersen sen de biraz ayrı otur. Uğur, Kerim'le özel konuşuyor olsun.
    HAMZA- Bu benim de aklıma yattı. Çok iyi olur, şöyle ayrı ayrı yerlerde oturalım isterseniz.
    UĞUR- Yok yok acele etmeyin. Şüphelenebilir. Şimdilik birlikte oturalım. Sonra sen gene bir şey bahane edip dışan çıkarsın. Geri dönünce de ayrı yere oturursun. Veyahut da biz Kerim'le özel bir işimiz var diyerek sizden ayrılırız.
    ALİ- Evet evet. Böylesi daha akıllıca olur. Gelmeyecek herhalde, geç kaldı.
    UĞUR- Her gün geliyor demiştin değil mi Ali?
    ALİ- Neredeyse birazdan gelir.
    KERİM- (Kapıda görünür.) Selamünaleyküm ağalar.
    UĞUR- Aleykümselam, gel Kerim gel, yanıma otur.
    HAMZA- Aleykümselam Kerimim. Nasılsın iyi misin?
    KERİM- Allah'a şükür iyiyiz. Akşam akşam oturmuş ne yapıyorsunuz böyle.
    HAMZA- Ne yapalım Uğur'la dereden tepeden konuşuyorduk şöyle.
    UĞUR- Ali usta. Kerim'in bir isteği var mı bir sor? Çay, kahve, şerbet ne emreder?
    KERİM- Estağfurullah Uğur. Bir şey almasam da olur.
    ALİ- Bir şeyler ikram edelim Kerim, istersen sana da bir kahve yapayım.
    UĞUR- Bir şey içmeden olmaz Kerim.
    KERİM- Madem ısrar ediyorsunuz alayım. Bir orta da bana yap. Fakat Ali usta fincanları iyi yıka ha.
    ALİ- Beğenmezsen gel sen yıka.
    KERİM- Şaka yaptım canım. Beğenmesem buraya gelir miyim hiç.
    ALİ- Bu işin şakası olmaz Kerim. Ben böyle şakalardan hoşlanmam.
    UĞUR- Ali usta doğru söylüyor Kerim. Neyse fazla uzatmayın.
    HAMZA- Evet evet Kerim. Usta doğru söylüyor. Kabul et gitsin sonunda ölüm yok ya alt tarafı...
    UĞUR- Öhüü öhüüü. Amma üşütmüşüm yahu.
    ALİ- Sırtına vurayım mı Uğur?
    HAMZA- Tabiî ki sırtına giymesi lazım yoksa belli olur.
    KERİM- (Gülerek Uğur'a) Hamza abi gene yanlış anlıyor Uğur.
    UĞUR- Kulakları ağır biraz, ağır işitiyor ya ondan.
    HAMZA- Başörtüsü giyerse kulakları kapanır canım.
    KERİM- (Uğur'a) Yengeden bahsettiğimizi zannediyor herhalde.
    ALİ- (Uğur'a bakarak güler.} Yengeden ya yengeden.
    HAMZA- Yok yahu, ne yengesi kızdan bahsediyorum kız kız.
    KERİM- Allah Allah. Yengenin üstüne başka bir kızla evlenmek mi istiyor? Nedir bu?
    UĞUR- Yanlış anlıyor dedim ya, işte öyle.
    HAMZA- Evet Kerim oğlum evet. Önce kız, sonra yenge.
    KERİM- Doğru Hamza ahi doğru. Kız olmadan yenge olur mu hiç. (Gülerek)
    HAMZA- Aferin sana Kerim, işi iyi kaptın. Çok kolay oldu. Önce kız sonra yenge ha. (Güler.) Uğur gördün mü? Ne de yakışır ya.
    UĞUR- (Hamza'ya) Abi ne yaptın. Kerim uyanacak şimdi. Kızdı, yok yengeydi karıştırma şimdi. Her şeyi berbat edeceksin.
    KERİM- Uğur bırak konuşalım Hamza abiyle. Ömür adam vallahi. Demek kız buldun. Bizim yenge olacak ha?
    HAMZA- Vallahi kızı bulduk da, yenge olur mu der, yoksa olmaz mı der bilemem.
    ALİ- Bu iş çok kolay oldu.
    UĞUR- Kaptırdınız gidiyorsunuz. Başımızda patlayacak.
    KERİM- Hamza abi kızı buldunsa yengenin işini de halledersin sen.
    HAMZA- Yengenin işi daha kolaymış. Onu Uğur halledecek.
    ALİ- Parayı görünce yenge de "he" der.
    KERİM- Hamza abiyi evlendirmek için yengeye rüşvet vermek ha. Korkulur sizden. Şeytanın bile aklına gelmez vallahi.
    HAMZA- Ne rüşveti? Başlık, başlık hem de on milyon.
    KERİM- On milyona kim izin vermez. Ben olsam hemen kabul ederdim, îyi para vallahi.
    UĞUR- Sahi sence on milyon iyi para mı?
    KERİM- Tabiî aslanım. Ayın kaçı. Metelik yok bende. Şimdi on milyonum olsa fena mı olur. Hele kız oğlanı beğenirse daha iyi olur.
    UĞUR- Sende metelik yok ve paraya da ihtiyacın var öyle mi?
    KERİM- Evet. Ben de senden para isteyecektim. Şöyle sakin bir yere gidelim de biraz konuşalım Uğur.
    UĞUR- Olur. Hamza abi bize müsade et Kerim'le şurada iki laf edelim.
    HAMZA- iyi iyi, anladım. Yenge meselesi. Merak etme Uğur. O da kolay olur.
    UĞUR- Kolay olacağa benziyor Hamza abi.
    KERİM- (Uğur'a) Hamza ahinin aklı fikri karıda. Adam altmışında kafayı yemiş. Şöyle oturalım mı?
    UĞUR- Oturalım, istersen birer de kahve alalım.
    KERİM- Yok yok. İşim acele hemen gideceğim.
    UĞUR- Peki anlat bakalım. Mesele nedir.
    KERİM- Biliyorsun. Kış geldi çattı. Odun kömür aldım, borçlandım. Malum memur maaşı yetmiyor. Ayın sonunu getiremedim. Senden biraz borç isteyecektim. Elime para geçince öderim. Utanıyorum vallahi. Geçen bir misafirimle şurada oturup bir kahve içtim, hesaba yazdırdım. Adam gözümün içine içine, hatta gözümün ilerisine bakıyor. Eskisi gibi kimseden borç istenmiyor. Çocukların okul masrafları da çok yüksek. Sağa sola biraz borçlandık. Bir on, on beş milyon para bulabilirsem borçlarımın hepsini öderim. Ondan sonra da bakkalın, kasabın önünden biraz olsun başımız dik geçeriz.
    UĞUR- Üzülme be Kerim. Allah büyüktür. Sevdiği kullarına yardımlarını esirgemez.
    KERİM- Allah her zaman büyük Uğur. Karnımız tok olduğunda da büyüktü, aç kaldığımızda da büyük. Belki bizden daha kötü durumlarda olanlar da vardır. Allah onlara da yardım etsin.
    UĞUR- Mesela bizim sarhoş Bekir. Ayyaş ayyaş dolanıp duruyor.
    KERİM- Onu. geç. O akılsızlıktan sürünüyor. Ben, evi barkı hatta, işi gücü olanlardan söz ediyorum. Mesela bizim dairede akşam saat dört buçuk, beş olduğunda bütün memurlar, kimileri boya sandığı, kimileri köfte, ciğer, kebap ve kokoreç tezgâhlarıyla yollara dökülüyorlar. Kimileri kahvelerde ocakçılıktan tut da bar, pavyon gibi yerlerde koruma, kollama ve adam dövme işleri yapanlar, çek senet mafyasında kol bacak kıranlar bile var.
    UĞUR- Sen de bir iş bulsan yapar mısın?
    KERİM- Olmaz. Ben dairede şef olarak görev yapıyorum. Bir gören olsa ne derler adama. Utanırım. Benimle birlikte ayakkabı boyacılığı yapan bir memuruma dairede nasıl iş yaptırabilirim.
    UĞUR- Hiç kimsenin görmeyeceği, bilmeyeceği bir iş olsa yapar mısın?
    KERİM- Yaparım tabiî. Elalemden para istemek daha mı kolay zannediyorsun. Üstelik bu zamanda iş bulmak da çok zor.
    UĞUR- Aslında öyle bir iş var.
    KERİM- Nerede? Yerini biliyorsan hemen gidelim.
    UĞUR- Yalnız iş biraz zor.
    KERİM- Ha belki sen çalışmak istersin o zaman bana da bir iş ayarla. Yalnız kimsenin görmeyeceği bir iş olsun.
    UĞUR- Yanlış anladın Kerim. Benim için değil, fakat iş biraz zor.
    KERİM- O zaman parası da çok iyidir.
    UĞUR- İyi tabiî hem de çok iyi.
    KERİM- İş ne kadar zor olursa olsun ben yaparım arkadaş.
    UĞUR- Biraz ustalık isteyen bir iş.
    KERİM- Anladım lan, işi bana kaptırmayacaksın. Bir de seninle aynı okula birlikte gittik. Sen, ben bir de sarhoş Bekir, üçümüz ne kadar samimiydik. Ne yaramazlıklar yapardık. Hepiniz vefasız çıktınız.
    UĞUR- Kızma canım. Bilmez miyim? Sen, ben, bir de sarhoş Bekir neler yaptık neler. O günleri hatırlıyorum da, vay be ne günlerdi.
    KERİM- Hiç unutmam bir defasında sarhoş Bekir, sen, ben gece sinemaya gitmiştik. O zaman yatılı okuyorduk. Okula gelirken nöbetçi öğretmen bizi yakalamıştı.
    UĞUR- Hani şu papağan Osman mı?
    KERİM- Yok yahu Papağan Osman edebiyat öğretmeniydi. Şu bizim matematikçi vardı ya, hani ne diyorduk adına. Çok sinsi bir adamdı.
    UĞUR- Ha şimdi hatırladım. Evet, evet. Tilki Salih. Kim sigara içiyor, kim kız peşinde dolaşıyor, kim dersi astı, hep o yakalıyordu.
    KERİM- işte, o Tilki Salih camdan girerken bizi yakalamıştı. Biz de Bekir hastalandı acilen hastaneye götürdük, oradan dönüyoruz demiştik.
    UĞUR- Evet evet, Bekir de hemen hasta numarası yapmıştı. Tilki Salih yutar mı? Boşuna tilki dememişler. Hasta olsanız kapıdan içeri girerdiniz. Böyle gizli gizli pencereden girmeye kalkmazdınız demişti.
    KERİM- Bekir'i de bir güzel dövmüştü. Üstelik onu hasta değil, sarhoş zannetmişti.
    UĞUR- Bize de hatırı sayılır bir iki tokat atmıştı.
    KERİM- Evet evet. Gene de pek akıllanmadık. Geceleri ara sıra kaçardık.
    UĞUR- Biz gene halimize şükredelim, iyi kötü evimiz, ocağımız, çoluğumuz çocuğumuz var.
    KERİM- Evet doğru. Bekir zil zurna sarhoş dolanıyor.. O gün içki içmemişti ama o günden sonra hemen hemen her gün içiyor. Oysa onun durumu bizden çok iyi idi.
    UĞUR- Nasıl iyi?
    KERİM- Bizden çalışkandı, bizden zengindi, hatta zeki bile sayılırdı.
    UĞUR- Demek ki bunlar yetmiyor insana, iyi bir çevre, düzenli bir aile ve arkadaş çevresi olması gerekiyor. Aslında biraz da bizler suçluyuz. Öyle değil mi? Onu kendi haline bıraktık, yardımcı olamadık.
    KERİM- Belki haklısın ama, elimizden ne gelir ki?
    UĞUR- Çok şey.
    KERİM- Mesela ne? Diyelim ki yardım etmek istedik. Elimizden ne gelir?
    UĞUR- Çok iyi arkadaş olduğumuzu söylüyoruz. Bekir'in içkiyi bırakması için ne yaptık. Bizim evimiz, eşimiz, işimiz var. Ona bu konularda ne yardımda bulunduk.
    KERİM- Evet, belki haklısın ama gene de elimizden pek bir şey gelmez. Etimiz ne ki, budumuz ne olsun? Yardım edecek gücümüz yok ki!
    UĞUR- İsteseydik çok şey yapabilirdik. Mesela önce içkiyi bıraktırabilsek gerisi kolay gelir.
    KERİM- Bizi hiç dinlemez ki?
    UĞUR- Anlatmasını bilirsek dinler.
    KERİM- Peki. Biz de anlatalım, anlatmaya çalışalım.
    UĞUR- Söz ver yardım edecek misin?
    KERİM- Söz! Ben kendi hesabıma elimden ne gelirse yaparım fakat bilirsin Bekir'e söz dinletmek de oldukça zordur.
    UĞUR- Ben en kolay yolu buldum.
    KERİM- Ne duruyoruz. Hemen uygulamaya koyalım. Yazık, bu yaşta sokaklarda rezil rezil dolaşıyor. Şey... Uğur, sahi bulduğun yol nedir?
    UĞUR- Kolay. Şaka yapacağız.
    KERİM- Ne şakası?
    UĞUR- Essek şakası.
    KERİM- Peki eşeği nereden bulacağız?
    UĞUR- Lafın gelişi dedim canını. Bekir'e öyle bir şaka yapacağız ki bir daha içki içmeyecek.
    KERİM- Vallahi iyi, yalnız o ayık gezmez ki şakadan ne anlasın.
    UĞUR- Yok, şaka yaptığımız zaman sarhoş olsun. Ama sonunda görürsün nasıl da ayılacak.
    KERİM- Nasıl olacak bu iş. İkimiz mi yapacağız?
    UĞUR- İkimiz planlayacağız, sen yapacaksın. Senin hanımla, ben de sana yardım edeceğiz.
    KERİM- Bu nasıl iş, bu nasıl şaka, beni fazla karıştırmasan iyi edersin.
    UĞUR- Amma dönek adamsın ha. Sen bana biraz önce Bekir'e yardım etme konusunda elimden ne gelirse arkadaşım için yaparım dememiş miydin?
    KERİM- Evet dedim ne olmuş? Peki, söyle bakalım. Neyi söyleyeyim?
    UĞUR- Biz okulda yatılı okurken bazı geceler eğlence düzenlerdik değil mi?
    KERİM- Evet düzenlerdik. Çok da güzel olurdu. Bir keresinde...
    UĞUR- O eğlence gecelerinde kadın kılığına kim girerdi?
    KERİM- Kim? Kimmiş?
    UĞUR- Kadın kılığında kim oynardı bir düşün.
    KERİM- Uğur kendine gel, kahvedekilerin hepsi duyacak.
    UĞUR- Buradakiler önemli değil. Bir düşün yenge duyarsa ne olur.
    KERİM- Ölürüm. Bütün erkekliğim gider.
    UĞUR- Korkma canım. Biz burada arkadaşız, senin ölümüne izin veremem.
    KERİM- Şimdi nereden aklına geldi, iyi ki senden biraz borç para isteyelim dedik.
    UĞUR- Beni dinle Kerim. Sen bir taşla iki kuş vuracaksın.
    KERİM- Ben kuş vurmak istemiyorum. Senden borç para istiyorum, para.
    UĞUR- iyi ya hem Bekir'e olan arkadaşlık görevimizi yerine getireceğiz, hem de sen para kazanacaksın.
    KERİM- Peki nasıl olacak bu iki kuş vurma işi?
    UĞUR- Çok kolay canım. Sen kız kılığına girip Bekir'in annesine görüneceksin.
    KERİM- Peki öbür kuş. Yani para. Onu nasıl vuracağız?
    UĞUR- Para peşin canım, yani şu anda cebimde.
    KERİM- O zaman parayı hemen ver.
    UĞUR- Önce Bekir'in annesi sana bakacak. Beğenirse parayı ben sana veririm.
    KERİM- Yok kabul etmem. Önce para. Ya beğenmezse. Parayı kimden alacağım. Parayı veren düdüğü çalar.
    UĞUR- Yani kabul ediyor musun?
    KERİM- Parayı görelim de düşünürüz. Şey... Kimse bilmeyecek demiştin değil mi?
    UĞUR- Evet kimse görmeyecek.
    KERİM- Arkadaşım için değil mi?
    UĞUR- Evet arkadaşımız için.
    KERİM- Benden de evet o zaman. Bastır parayı. (Elini açar uzatır.)
    UĞUR- İyi düşündün mü? iyi düşün.
    KERİM- Haydi haydi ikinci kuş, ikinci kuş. Parayı görelim. Sökül bakalım.
    UĞUR- Ben sana iyi düşün dedim. Hatta önce yengeye bir sor.
    KERİM- Aman ha, hanıma söylemek yok. Kesinlikle hanım duymasın.
    UĞUR- Yenge bilmezse bu iş olmaz. Onun bilmesi lazım.
    KERİM- Benim hanıma söylerseniz bu iş hiç olmaz.
    UĞUR- Yenge kabul etmez mi? Yengeden izin alamaz mısın?
    KERİM- Ben kabul etmem. Hanıma söylersen ben bu işte yokum arkadaş.
    UĞUR- Bu iş burda biter mi diyorsun?
    KERİM- Evet, biter.
    UĞUR- Peki, ne yapacağız o zaman?
    KERİM- Onu sen düşün, ben ancak kız olurum. Ama karım bilmeyecek
    UĞUR- Bir düşünelim. Acaba başka bir kız bulsak nasıl olur.
    KERİM- Yok yok, kız ben olayım. Para kaçmasın.
    UĞUR- O zaman yengeyi sen razı edersin.
    KERİM- Olmaz. Ben razı edemem. Üstelik onun bilmesini istemiyorum. Kesinlikle istemiyorum.
    UĞUR- Yengeden korkuyorsun, vay kılıbık seni vay.
    KERİM- Fazla karıştırma da hemen bir numara bul, bu işi tatlıya bağla.
    UĞUR- Biraz düşünelim.
    KERİM- Çabuk düşün, iyi düşün.
    UĞUR- Kız yabancı olsa, yenge annesi imiş gibi davransa olmaz mı?
    KERİM- Olmaz! Para kaçar.
    UĞUR- Para hiçbir yere kaçmaz. Kız kaçar, gene de para kaçmaz.
    KERİM- Kaçar, kaçar. Kız ben olayım.
    UĞUR- Tamam. Kız sen ol. Ama yengeye bu öksüz bir kız diyelim.
    KERİM- Yutar mı dersin? Yutmaz da çakarsa öldürür beni. Yani şey... Ben ölürüm yani.
    UĞUR- Seni bir güzel giydiririz. Giydirdikten sonra da sizin eve gideriz. Yengeye hu kızın kimi kimsesi yok, öksüz ama bir talibi var, ona bir anne rolü yap da evlendirelim, deriz. Belki o zaman kabul eder.
    KERİM- Hay aklınla bin yaşa Uğur. Sen parayı hemen ver.
    UĞUR- Ne parası?
    KERİM- Ne olacak benim başlık param. O para bana ana sütü gibi helal.
    UĞUR- Yarısı şimdi, yarısı da iş bitince.
    KERİM- Ne işi? işim de mi bitecek?
    UĞUR- Yok canım, kız isteme işi bitince.
    KERİM- Tamam, olsun, ver bakalım parayı.
    UĞUR- (Cebinden parayı çıkarır, sayar yansını Kerim'e verir.) Al bakalım. Önce say.
    KERİM- Sayarım o kolay. Ama söz ver, geri kalan parayı da vereceksin.
    UĞUR- Söz, vereceğim. Ama oğlanın annesi beğenirse.
    KERİM- Ne diyorsun sen, bir de annesi beğenirse diyorsun ha. Ondan sonra da düğünden sonra vereyim dersin. (Parayı geri verir.) Al parayı arkadaş ben istemiyorum.
    ALİ- Şey, bir dakika baksana Uğur. Biraz müsaade edersen Kerim'e bir şey söyleyeceğim.
    UĞUR- Tabiî, tabiî buyurun konuşun. (Uğur yerinden kalkar Hamza'nın yanına gider, Ali de Kerim'in yanına gelir.)
    HAMZA- Ne oldu Uğur. Kerim işi kabul etti mi?
    UĞUR- Önce kabul etti ama sonra vazgeçti. Parayı da geri verdi.
    HAMZA- Deme yahu. Kötü oldu. Eğer kabul ederseniz, kız ben olayım. Parayla değil mi arkadaş.
    UĞUR- Bilmem ki abi. Şey... Kız biraz yaşlı olmaz mı o zaman?
    ALİ- (Kerim'e yavaşça) Bak Kerim biliyorsun burası bir iş yeri fazla müşterim de yok. Şekerdi, çaydı, kahveydi bir sürü masrafım oluyor. Üstelik her gün iğneden ipliğe zam geliyor. Bir de veresiye yazarsam benim halim ne olur. O zaman benim, dükkânı kapatıp gitmem lâzım. Anlarsın ya geçen günden kalma iki kahve parası vardı. Mümkünse onu isteyecektim.
    KERİM- (Ceplerini karıştır.) Şey, Ali hemen getiriyorum. (Kerim Uğur'un yanına gelir.) Uğur bir dakika gelsene.
    UĞUR- Buyur Kerim, bir şey mi oldu?
    KERİM- Şu parayı hemen ver. Her şeyi kabul ediyorum. Hanımı da sen razı et. Ne yaparsan yap. (Uğur cebinden parayı çıkarır Kerim'e verir. Kerim parayı Uğur'dan alır Ali'ye bir miktar para verir.)
    ALİ- (Kerim 'den parayı aldıktan sonra) Ağalar bu iş de böylelikle tatlıya bağlanmış oldu. Herkese benden birer kahve. Hiçbir yere gitmeyin. Kahveleri içtikten sonra gidersiniz. Haydi hayırlı olsun.
    HAMZA- Artık kahveleri hak ettik canım, içelim, içelim. Haydi Allah mesut etsin.
    UĞUR- Bize müsaade abi. Biz Kerim'le eve gidelim. Biz kahveleri içmesek de olur. Sen otur kahveni iç. Biliyorsun demir tavında dövülür. Ben bugün bu işi tatlıya bağlamalıyım. Haydi hoşça kalın. (Kapıya doğru yaklaşır.) Haydi Kerim, geç kalmayalım, biz de gidelim. (Kapıdan çıkarlar sahnede bir tur attıktan sonra) Haydi kapıyı çal Kerim.
    KERİM- (Eliyle kapıya vurarak) Tak tak tak. Hu! aç kapıyı hatun.
    ZEYNEP- Biraz bekle patlamadın, işimiz var herhalde kör olasıca.
    KERİM- Aç lan kapıyı. Ne dırlanıp duruyorsun. Kaşık düşmanı.
    ZEYNEP- (Seyirciye) Herhalde yanında biri var gene erkekliği tuttu. Açıyorum efendi, açıyorum.
    KERİM- Destur erkek var. (Uğur'la birlikte içeri girerler.)
    ZEYNEP- (Yüzünü kapatarak) Hoş geldiniz bey, hoş geldiniz. Dilenci zannettim de kusura bakma.
    KERİM- Şimdi başlatma dilencinden. Gel Uğur, oturalım şöyle. Hatun al şu paketleri. Birkaç şey aldım.
    ZEYNEP- (Altlarına birer tane minder verir.) Sağ ol bey, Allah razı olsun. Allah seni başımızdan eksik etmesin. Ne emredersiniz, misafirimize ne ikram edeyim.
    KERİM- Pakette kahve olacak, birer kahve yap da içelim.
    UĞUR- Zahmet olur yenge. Ben de hemen kalkacaktım.
    KERİM- Ne zahmeti, ne kalkması, sen rahatına bak hele. Hatun, sen bize iki kahve yap hadi. Şöyle köpüklü köpüklü olsun.
    ZEYNEP- Kahveleri nasıl içerler?
    UĞUR- Benimki sade olsun.
    KERİM- Yok, yok. Sen iki orta yap da ağzımız tatlansın yahu.
    ZEYNEP- Baş üstüne hemen getiririm. (Mutfağa girer.)
    KERİM- (Uğur'u) Öyle heyecanlıyım ki, bir anlatabilsek, bir ikna edebilsek çok iyi olur.
    UĞUR- Hele bir kahveler gelsin. Şansımızı deneyeceğiz. Ne çıkarsa bahtımıza.
    KERİM- Kahveleri içersek korkarım başka şansımız kalmayacak.
    UĞUR- Niçin şansımız kalmasın.
    KERİM- Niçini var mı? Gördün. Eve getirdiğim paketi senden aldığım parayla aldığımı biliyorsun.
    UĞUR- Biliyorum. Ne çıkar bundan.
    KERİM- Olur mu canım. Kahveyi içer, şekeri tüketirsek, paketler geri götürüp bakkala veremeyiz ki parayı geri alalım da sana verelim. Öyle değil mi?
    UĞUR- Aman sen de Kerim, düşündüğün şeye bak.
    KERİM- Gene de ben derim ki, kahveleri içmeden konuşsak daha garantili olur. Ben eşeğimi sağlam kazığa bağlamayı severim.
    UĞUR- Amma da misafirperversin sen ha.
    KERİM- Hu hatun! Biraz baksana.
    ZEYNEP- (İçerden) Kahveyi fincanlara döküp hemen geliyorum.
    KERİM- Kahveyi cezveye koymadıysan hemen buraya gel.
    ZEYNEP- (İçerden) Koydum.
    KERİM- İşte şimdi ayvayı yedik.
    ZEYNEP- İiçerden) Kahveden önce ayva yenir mi bey. Önce kahveyi için ayvayı sonra yersiniz. Hem kahveler soğur.
    KERİM- Tamam tamam (Uğur'a döner.) Uğur gözünü severim, tek umudum sensin.
    UĞUR- Sen merak etme Kerim. Ben sinekten yağ çıkarırım.
    KERİM- Bunca yıllık arkadaşız, yağcılığın faydasını göreceğiz inşallah.
    ZEYNEP- (Elinde tepsi ile kahveleri getirir, fincanları verir Kerim'e) Buyur bey, bir şey mi söyleyecektin?
    KERİM- Evet, bir konu var. Uğur anlatacak. Bana söyledi. Ben de bu konuyu hanıma sormadan yalnız başıma karar veremem dedim. Öyle değil mi Uğur. Öyle dedim.
    UĞUR- Evet evet, doğru yenge. Öyle söyledi. Hem sevaptır. Hayırlı bir işimiz var.
    ZEYNEP- Siz kahveleri için, sonra ben gelir konuşurum.
    KERİM- Yok canım biz yabancı mıyız, değil mi Uğur? Okuldan kim kaldı. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi.
    UĞUR- Yenge bilirsin. Biz Kerim'le çok eski arkadaşız.
    KERİM- Ta okuldan. Yatılı okuduk.
    UĞUR- Okul yıllarından bu yana dostluğumuz artarak devam ediyor.
    ZEYNEP- Bir gün çoluk çocuğu getirseniz de ailecek tanışsak. Daha iyi olmaz mı?
    KERİM- Hay Allah, şu işe bak. Hiç aklımıza gelmedi yahu. Niye düşünmedik biz.
    UĞUR- Çok haklısın yenge. En kısa zamanda çoluk çocuk bize buyurun. Hatta bir hafta sonu olursa iyi olur. Bizim hanım da yemek yapar. Oh eski günleri yâd ederiz.
    KERİM- Hatta gece de sizde kalır sabah kahvaltısından sonra eve döneriz.
    ZEYNEP- Tabiî tanışmamız çok iyi olur. Ama akşam eve döneriz
    KERİM- Gece orada kalırız.,
    ZEYNEP- Yok yok, dünyada olmaz. Sizi rahatsız etmek, olur mu hiç
    KERİM- Ne demek canım sabah kahvaltısından sonra eve döneriz. Ne rahatsızlığı değil mi Uğur?
    UĞUR- Evet, tabiî... Şey... Yani, nasıl isterseniz.
    ZEYNEP- Yok yok kesinlikle olmaz.
    KERİM- Yengeyi görsen çok seversin hanım. Bir hanımı var Allah bağışlasın.
    UĞUR- Evet evet, yani.
    ZEYNEP- Neyse bana anlatmak istediğiniz konu neydi. Hem kahveler de soğumasın içseniz artık.
    UĞUR- Şey... Yengeciğim. Kimsesiz büyümüş bir kız var da.
    ZEYNEP- Allah yardımcısı olsun. Çok zor bu devirde.
    UĞUR- Hiçbir yakını yok. Üstelik güzel mi güzel. Uyumlu, ağzı var dili yok cinsinden. Kerim kardeşim de gördü, tanıyor. Tam da Kerim'in boyunda.
    ZEYNEP- Eee, devam et.
    KERİM- Evet, çok güzel melek gibi adı da Melek zaten.
    UĞUR- Evet, kendisi Melek de adı Kerime.
    ZEYNEP- Tamam tamam anladım kızın adı Kerime Melek.
    KERİM- Söyle hadi, söyle Uğur.
    UĞUR- Sizin eve getirip evlendirsek sevap olur diyorum yenge.
    ZEYNEP- (Kerim ile Uğur'un yüzüne baktıktan sonra Kerim'e terliğiyle vurmaya haşlar.) Sen, sen bu haltı da yiyecektin ha rezil adam utanmadın mı ha? Boyundan poşundan utan. Ondan da utanmazsan çoluğundan çocuğundan utan.
    KERİM- Beni kurtar Uğur. Of... Anam... Öldüm...
    ZEPNEP- Al sana ha, al sana utanmaz, al sana.
    KERİM- Uğur kurtar beni. Bu karı beni öldürecek.
    UĞUR- Bırak yenge yapma dur.
    ZEYNEP- (Uğur'a terlikle vurur.) Al sana iş birlikçi seni..
    UĞUR- Yenge yanlış anladın. İş senin bildiğin gibi değil.
    KERİM- Evet, evet, yanlış anladın hanım.
    ZEYNEP- (Kerim'e vurur.) Kes sesini utanmaz adam bir de konuşuyorsun. Al sana, al sana.
    KERİM- Tamam karıcığım. Tamam. Ağzımı bile açmam yeter ki vurma.
    UĞUR- Yenge çok özür dilerim. Yanlış anladın, senin yerinde ben olsam aynı senin gibi yapardım.
    ZEYNEP- (Kerim'e iki terlik vurur.) Zaten böyle bir şey bekliyordum namussuz adam.
    UĞUR- Bak yengeciğim kız Kerim'le evlenmek istemiyor.
    ZEYNEP- Biliyorum. Biliyorum zaten her şeyi. Bu ırz düşmanı yapmıştır (İki terlik daha vurur.) Öhö öhö. (Ağlar.)
    UĞUR- Yok yengeciğim Kerim de kızla evlenmek istemiyor...
    ZEYNEP- (Döner Uğur'a vurmaya başlar.) O zaman bunları sen zorla evlendirmek istiyorsun.
    UĞUR- Aman ne yapıyorsun yenge, yapma dur, Kerim'le değil ben...
    ZEYNEP- (Uğur'a vurmaya devam eder.) Utanmadan gül gibi karının üzerine gül koklarsın ha. Seni namussuz, seni şerefsiz.
    UĞUR- Yapma yengeciğim. Biz kimseyle evlenmek istemiyoruz. Biz eşlerimizden memnunuz.
    ZEYNEP- Doğru kesin o kız yapmıştır. Her şey o kızın başının altından çıkmıştır. Yuva yıkıcı çirkef.
    UĞUR- Kızın da bir suçu yok.
    ZEYNEP- Peki suçlu kim gösterin de ağzını cart diye yırtayım. Bacaklarını kırayım.
    UĞUR- Yok yenge yok. Suç yok, suçlu yok.
    KERİM- Kulun kölen olayım hanım. Ne olur biraz dinle.
    ZEYNEP- Sus be dinliyoruz işte, kırdırma kafanı.
    UĞUR- Bak yengeciğim, bir kız var bir de erkek var, bunlar birbiriyle evlenmek istiyorlar.
    ZEYNEP- Peki evlensinler bundan bize ne.
    KERİM- Bize ne olur mu bir tanem?
    ZEYNEP- Biz karışmak zorunda mıyız? Herkes ne yaparsa yapsın.
    UĞUR- Kızın kimi kimsesi yok. Öksüz, ta küçüklükten yetim kalmış.
    ZEYNEP- Evleniyor ya işte, kocası olur, bakarsın belki çocukları olur.
    KERİM- Biz olmazsak hiçbir şey olmuyor.
    ZEYNEP- Bize ne canını biz nikâh memuru muyuz?
    UĞUR- Yenge, değil de... Gibi bir şey...
    KERİM- Evet, evet aynen öyle.
    ZEYNEP- Hiçbir şey anlamadım. Biz nikâh memuru gibiyiz ama nikâh memuru değiliz.
    UĞUR- Bak yenge. Kızı, oğlan görmüş, beğenmiş, Annesine istetecek. Fakat kızın evi ve ailesi yok. Yani anne ve babası yok.
    ZEYNEP- Daha iyi, kızı kolayca istemeden alsın.
    UĞUR- Fakat, oğlanın annesi bu durumu bilmiyor.
    ZEYNEP- Oğlanın annesine söylesinler.
    KERİM- Söyleyince hiç olmaz.
    ZEYNEP- Ha anladım. Gizlice evlenecekler, artistler gibi.
    UĞUR- Yok yenge, öyle şey olur mu. Onlar bizim geleneklerimize göre, yani usûlüne uygun olarak evlenecekler.
    ZEYNEP- Evlensinler, evlensinler. Sevaptır. Asıl sevabın büyüğü bize.
    KERİM- Evet, yenge bu gençlere yardım etmek lazım.
    UĞUR- Biz de düşündük ki...
    ZEYNEP- İyi düşünmüşsünüz canım iyi düşünmüşsünüz. Baştan niye söylemediniz. Dayak yiyince mi aklınız başınıza geldi?
    UĞUR- Fırsat vermediniz ki konuşalım yenge. Maşallah elinizde bir terlik.
    KERİM- Ya ben, ya ben. Ağzımı bile açmadım.
    ZEYNEP- Siz de öyle anlattınız ki yani. Sahi nerde kalmıştınız. Şunu güzelce baştan anlatın.
    KERİM- Uğur baştan sona, tek tek hiç atlamadan, güzelce anlat bakalım.
    UĞUR- Anlatayım. Bak yenge bizim bir arkadaşımız var, adı Bekir.
    ZEYNEP- Hangi Bekir?
    KERİM- Şu bizim Bekir canım. Hani sokaklarda bağıran.
    ZEYNEP- Ha şu sarhoş, deli Bekir.
    KERİM- Hah, hah, işte o Bekir değil mi Uğur?
    UĞUR- Evet o Bekir'i bir kızla evlendireceğiz; fakat önce Bekir'in annesinin kızı beğenmesi lazım.
    ZEYNEP- Tabiî canım. Ne de olsa kaynanalık yapacak.
    UĞUR- Ne sayarsan say. Fakat kızı Bekir'in annesine gösterecek bir ev bulamadık.
    ZEYNEP- Siz de kızı Bekirlerin evine çağırın, Bekir'in annesi kıza orada bir güzel baksın.
    KERİM- Olmaz. Kesinlikle olmaz, imkânı yok bunun.
    ZEYNEP- Niye olmasın canım. Nasıl olsa yarın orası onun kendi evi olacak.
    KERİM- Olur mu canım, biz kimden alacağız o zaman paaa...
    UĞUR- Öhö öhö.
    ZEYNEP- Ne payı alacaksınız.
    KERİM- Ee şey, pay, pay, aslan payı.
    ZEYNEP- Ne aslanı? Ne payı?
    UĞUR- Aslan payı demek istedi yenge, aslan payı.
    ZEYNEP- Pay mı dağıtıyorlar bir de kurban mı kesecekler?
    UĞUR- Anlaşana yenge biz evlenecek bu iki gence Allah rızası için yardım edersek.
    KERİM- Evet, etmek zorundayız. Öyle sayılır.
    UĞUR- Hem insan olarak hem de arkadaşları olarak yardım etmek zorundayız.
    KERİM- Tabiî canım. Değil mi hanım, yardım ederiz. Üstelik karşılık olarak da pay alacağız.
    UĞUR- Sevaptan pay. Hani evlenenlere yardım ettiğimizde Allah da bize sevap verecek, siz de o sevaptan aslan payını alacaksınız, yani en büyük parayı.
    ZEYNEP- En büyük parayı değil, en büyük payı alacağız.
    KERİM- Evet evet. Para da nereden çıktı Uğur?
    UĞUR- Sahi para da nereden çıktı. Heyecan işte yenge, heyecan.
    ZEYNEP- Tamam sevap iyi de bize nasıl sevap olacak. Yani, biz ne yapacağız da sevaptan aslan payını alacağız?
    UĞUR- Anlatıyordum işte. Şimdi geldik size gelecek sevaba.
    KERİM- Bir bilsen hanım. O sevaba ne kadar ihtiyacımız var.
    ZEYNEP- Tabi bir müslümanın sevaba her zaman ihtiyacı vardır.
    UĞUR- Evet, yenge. Allah senden razı olsun. Şimdi biz Kerim'i razı ettik. Allah Kerim'den de razı olsun. Fakir babası adam.
    ZEYNEP- Bana sormadan ha, öyle mi Kerim konuş bakalım.
    KERİM- Konuşuyoruz ya hanım. Sen de konuşsana Uğur.
    UĞUR- Kerim yardım etmeyi kabul etti ama, hanıma sormadan kesinlikle olmaz dedi.
    KERİM- Evet evet. Vallahi doğru. Aynen öyle dedim hanım. İki gözüm önüme aksın, doğru.
    ZEYNEP- Hah. İşte öyle aferin sana bey.
    UĞUR- Evet, yenge kız o gün sizin eve gelecek. Bekir'in annesi nasıl olsa seni tanımaz. Evinizi kızın evi seni de kızın annesi zannederek kızı senden oğlu için isteyecek.
    KERİM- Yani kıza bizini evde bakacak karıcığım. Tabii sen izin verirsen.
    ZEYNEP- Kızı beğenmez ise ne olacak. O zaman sevap olmaz ki.
    KERİM- Olur olur, büyük sevap olur.
    UĞUR- Beğensin beğenmesin gene de sevap olur.
    ZEYNEP- Ya kızı beğenip de isterse kızı verecek miyim?
    KERİM- Hayır kesinlikle verme.
    ZEYNEP- Niçin vermeyecek misim?
    KERİM- Oğlan sarhoşun biri, o ayyaşa kız verilir mi?
    ZEYNEP- O zaman hiç sevap alamayız ki.
    KERİM- Aldığımız sevap bize yeter.
    UĞUR- Hayır, Kerim. Yenge doğru söylüyor. Hiç sevap alamazsınız.
    KERİM- Yarım sevap alsak da yeter.
    UĞUR- Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder. Yarım sevap da paradan eder.
    ZEYNEP- Uğur gene para dedin. Ben bir şey anlamadım bu paradan.
    UĞUR- Anlayan anladı yenge.
    KERİM- Aslan payından hanım, aslan payından, hatırlasana.
    ZEYNEP- Söyleyin bana ben şimdi kızı verecek miyim? Vermeyecek miyim?
    UĞUR- Kızı vereceksin yenge.
    KERİM- Kesinlikle vermeyeceksin yahu, olmaz.
    UĞUR- Vereceksin.
    KERİM- Vermeyeceksin. Hayır olmaz.
    ZEYNEP- Artık doğru dürüst bir karar verin.
    UĞUR- Kızı vereceksin.
    KERİM- Kızı vermeyeceksin, olmaaz.
    UĞUR- Kerim! Yenge kızı kesinlikle verecek.
    KERİM- Hayır, hanım. Kesinlikle verme!
    ZEYNEP- İkinizde beni dinleyin. Önce sen söyle Uğur, kızı niçin vereyim?
    UĞUR- Evliliğin sevabı için.
    ZEYNEP- Peki sen söyle bey, kızı niçin vermeyeyim?
    KERİM- Yarım sevap bize yeter, diğer yarısını da başka yerden alırız.
    UĞUR- Yarım kalmış sevap geri yerine döner.
    KERİM- Biraz zor döner.
    UĞUR- Niçin zor döner.
    KERİM- Kahveleri içtik.
    UĞUR- Kahveleri içtikse iş olmuş demektir. Yani kız verilecek. Öyle değil mi yenge.
    ZEYNEP- Evet. Kahveler içilirse kız verilmiş demektir.
    KERİM- Ooof of, vay başıma gelecekler.
    UĞUR- Hayrola, ne oflayıp duruyorsun Kerim.
    KERİM- Ne olacak bir sevap uğruna namustan olduk.
    ZEYNEP- İyi ya namusunla sevap kazanıyorsun.
    UĞUR- Doğru vallahi her erkeğe nasip olmaz.
    KERİM- Nasıl olsa namus elden gidecek. Ne yapsak da biraz fazla sevap kazansak.
    ZEYNEP- Peki Kerim. Sen niçin kızı vermemekte inat ediyorsun?
    KERİM- Ayyaş adama kim kız verir yahu.
    ZEYNEP- Bizim bey doğru söylüyor Uğur.
    UĞUR- Doğru ama ya adam evlenince içkiyi bırakacaksa daha fazla sevap olmaz mı?
    KERİM- Nasıl sevap olacak.
    UĞUR- (Kerim 'e yavaşça) Yüz görümlüğünü unutma.
    KERİM- Evet, bir yüz burda, bir yüz surda. Etti iki yüz. Burun, kulak, göz de cabası.
    Gelsin sevaplar.
    ZEYNEP- Hayrola Bey çok sevinçlisin.
    KERİM- Ne olacak hanını. O kadar çok sevap kazanacağız ki cenneti garantileriz. Garanti ikimiz birden cennete gireriz.
    UĞUR- Allah'a şükür bu işi de tatlıya bağladık, değil mi yenge. Ben, Bekir'in annesine söylerim yarın gelip kıza baksın, sabah erkenden de kızı alıp sizin eve getiririm.
    ZEYNEP- Kızı biraz erken getir de bazı şeyler öğreteyim.
    UĞUR- Sabah erkenden Kerim kardeşim işe gittikten sonra kızı getiririm.
    KERİM- Ben de zaten işe erken gidecektim.
    ZEYNEP- Çocuklar okula Kerim de işe gider. Ben de kıza kahve pişirmeyi, yer silmeyi, bulaşık yıkamayı öğretirim. Bakarsın kaynanası olacak kadın çok titizdir de yarın düğünden sonra kızcağız zorluk çekmesin.
    UĞUR- Allah senden razı olsun yenge. Geç oldu ben gideyim artık.
    KERİM- Git git ya, çok oturdun.
    ZEYNEP- Misafire öyle söylenmez bey. Çok ayıp kapıya kadar götür. Yolcu et. (Çıkar. Fincanlarla birlikte mutfağa girer.)
    UĞUR- Sen zahmet etme yenge. Elinize sağlık kahve de güzel olmuştu. Kerim beni yolcu eder. Hoşça kalın. Allah'a emanet olun.
    KERİM- (Uğur'a) Ben şimdi sana sorarım.
    UĞUR- Para kazanmak istiyordun, şimdi daha çok kazanacaksın. Paragözlü seni.
    KERİM- (Terliğini çıkarıp kapıdan çıkmakta olan Uğur'un arkasından fırlatır.) İnşallah kafana gelir.
    UĞUR- (Dışardan) Kerim Kerim. Haydi sen de gel.
    KERİM- Biraz daha yalvar geleyim.
    UĞUR- (Geri döner kapıdan) Niçin yalvaracakmışım, sen bana yalvar.
    KERİM- Eee oğlum. Ne de olsa kız eviyiz. Kız evi, naz evi aslanım.
    UĞUR- Elçiye zeval olmaz diye bir söz var. Ben diyeceğimi söyledim. Niye yalvarayım, niçin yalvarayım, biraz da Bekir yalvarsın. Çene çalmayı bırak da gel birlikte gidelim, İşimiz uzun.
    KERİM- Tamam tamam sen şimdi git, ben gelmiyorum. Sen her şeyi ayarla sabah erkenden Ali'nin kahvede buluşuruz.
    UĞUR- Lazım olan her şeyi al da gel. Ben sabah seni beklerim. Daha gidip Bekir'i bulmalıyım. Yarın saat dokuz on gibi annesini size göndersin. Hoşça kal. Yengeye selam söyle.(Kerim sahnenin ortasına doğru gelir.}
    KERİM- Haydi hayırlısı Allah'tan.

    IŞIKLAR SÖNER
#03.07.2009 17:59 0 0 0
  • İKİNCİ PERDE

    (Perde açıldığında sahne boştur. Eşyaların yeri değişmiş, Bir telefon konulmuştur. Evin arkasından bir taksi sesi duyulur. Ve Gülizar saçları dağınık, sarhoş gibi bir halde sahnenin arkasından çıkar. Çevreye bir şey arıyormuş gibi bakar)


    İKİNCİ PERDE


    (Perde açıldığında sahne boştur. Eşyaların yeri değişmiş, Bir telefon konulmuştur. Evin arkasından bir taksi sesi duyulur. Ve Gülizar saçları dağınık, sarhoş gibi bir halde sahnenin arkasından çıkar. Çevreye bir şey arıyormuş gibi bakar)
    GÜLİZAR - Galiba burası. Ya değilse? Öf ya çalsam mı kapıyı? (Bir polis yaklaşır)
    POLİS - Ne arıyorsun bu saatte sokakta?
    GÜLİZAR - Memur bey ben yabancıyım. Otobüsten yeni indim. Ablam burada oturuyor, ona geldim ama evi hangisiydi onu karıştırdım.
    POLİS - Nereden geliyorsun?
    GÜLİZAR - Kars'tan.
    POLİS - Karslı mısın?
    GÜLİZAR - Evet.
    POLİS - Yoksa evden mi kaçtın?
    GÜLİZAR - Yok memur bey, vallahi kaçmadım.
    POLİS - Çok gördüm evden kaçanları. Artist olmak, şöhret olmak için o sıcacık baba ocağını terk edip büyük şehirlere gelenleri çok gördüm. Ve çoğunun da sonu batak olur. Uyuşturucuyla tanışırlar, Fuhuş yaparlar.
    GÜLİZAR - Allah korusun. Ben ablamın yanına sınavlara hazırlanmak, okumak amacıyla geldim memur bey.
    POLİS - İnanayım mı sana?
    GÜLİZAR - Vallahi doğru söylüyorum.
    POLİS - Peki senin saçın başın neden dağınık, sarhoş gibisin?
    GÜLİZAR - Yolculuktandır, dedim ya Otobüsten yeni indim.
    POLİS - Aç bakayım kollarını (Gülizar kollarını dirseklerine kadar açar, Polis dikkatle inceler) Herhangi bir iz yok, uyuşturucudan şüphelenmiştim. Sen şimdi hangi ev olduğunu bilmiyor musun?
    GÜLİZAR - Emin değilim.
    POLİS - Hah, Muhtarlık şuradaymış, muhtara soralım (Polis, Gülizar ile sahnenin arkasına geçer. Seyirci buradaki konuşmaları duyar, ama sahne boştur. Kapı vurma sesi duyulur ve sahne arkasında konuşmalar başlar)
    SES - Kim o?
    POLİS - Ben polisim. Muhtarı arıyorum.
    SES - Muhtar benim, buyurun ne oldu (Kapı açılma sesi duyulur)
    POLİS - Kusura bakma muhtar, kızımız yoldan gelmiş, ablasının evini bulamamış
    GÜLİZAR - Ablam Naciye, Kocası Adnan
    SES - Şu bizim kahveci Adnan mı?
    GÜLİZAR - Evet, evet.
    SES - Şu köşedeki ev.
    GÜLİZAR - Teşekkür ederim.
    POLİS - Kusura bakma muhtar, rahatsız ettik. Demek ki önünde konuştuğumuz evmiş. Gel bakalım. (Gülizar ile sahnenin arkasında çıkar ve gelip kapıyı vururlar)
    NACİYE - (İçerden çıkarak kapıya doğru gelir) Geldim, geldim. Kim o?
    POLİS - Ben polisim. Kapıyı açar mısınız?
    NACİYE - Polis mi? Adnan'a bir şey mi oldu acaba? (pencereye gelip bakar, polisi görür) Ana, gerçekten polis (şaşkın ve telaşlı bir şekilde kapıyı açar ve Gülizar 'ı görür) Gülizaaaaaaar. (sevinerek boynuna sarılır) Ay memur bey, nasıl korktum bir bilseniz.
    POLİS - Hadi hoşça kalın.
    GÜLİZAR - Çok teşekkür ederim memur bey. Çok zahmet oldu, siz olmasaydınız çok zor bulacaktım.
    POLİS - Ne zahmeti? Bu bizim görevimiz. (polis sahneyi ter eder, Gülizar ile Naciye içeri girer)
    NACİYE - Kız nereden esti aklına ablana gelmek? Bari bir haber verseydin, gelip karşılasaydık. Epey oldu görüşmeyeli. (sarılır öper) Sen de bayağı güzelleşmişsin. Peki bu halin ne senin?
    GÜLİZAR - Yolculuktan halsiz düştüm abla.
    NACİYE - Ben sana şimdi banyoyu hazırlayayım, hiçbir şeyin kalmaz. (içeri geçerve su sesi duyulur, Naciye içerden konuşur) Babam, annem nasıl Gülizar?
    GÜLİZAR - Hepsi iyidir abla. Annem Hatice ablama uğramıştı, ama döndü.
    NACİYE - (İçerden çıkar, sitemli bir şekilde) Tabi, Hatice öz kızı, ben üvey kızıyım. Adnan'ı sevdim kaçtım. Onların istediğine varmadım diye bu kadar küskünlük, bu kadar nefret olur mu ya? Hadi babam inat, annemin yüreği hiç yanmaz mı? GÜLİZAR - Yanmaz mı abla? Babamın bile yanıyor. Ama bir bahane bulamadılar işte. Hep diyorlardı çocuğu olunca gider hem Naciye'yi affederiz hem de çocuğu görürüz. Sizden de ses çıkmadı hiç (Naciye başını öne eğer)
    NACİYE - Çok istedik çocuk, ama allah vermedi ne yapalım.
    GÜLİZAR - Abla banyo tamam mı?
    NACİYE - Su şimdi ısınır. Sen okulu bitirdin değil mi?
    GÜLİZAR - Evet abla, lise bitti.
    NACİYE - Tamam o zaman, seni bırakmam ben. Burada kursa da gidersin. Daha iyi bir okul tutturursun. Bana da yarenlik edersin. Tamam mı Gülizar'ım, canım, kardeşim benim.
    GÜLİZAR - Tamam abla. Su ne oldu ya, çok yorgunum.
    NACİYE - Daldım kız. (içeri geçer, sus sesi gelir içerden) Gülizar, gel canım. (Gülizar da içeri geçer. O arada Adnan sahnede görünür ve kapıyı sessizce açıp içeri girer)
    ADNAN - (içeri kulak kabartır, su sesi duyar) Allah allah, bu saatte banyo! (Naciye içerden kahkaha atar ve konuşması duyulur)
    NACİYE - Canım benim. Sırtına kese yapayım mı bitanem?
    Adnan iyice şaşırır ve başını içeri uzatıp bir süre kulak kabartır.)
    ADNAN - En sonunda bana bunu da mı yapacaktın Naciye? Kocasını aldatma modasına sen de mi uydun? (Naciye içerden çıkar ve Adnan'ı yakalar)
    NACİYE - Utanmıyor musun kapı dinlemeye? Ayıp, ayıp.
    ADNAN - (Sinirli bir şekilde) Kim o içerdeki?
    NACİYE - Misafir.
    ADNAN - Sabahın köründe ne misafiri?
    NACİYE - Tanrı misafiri bu, zaman bakar mı?
    ADNAN - Başlatma tanrı misafirinden. Peki banyo da ne işi var?
    NACİYE - Şeyyyyyy.
    ADNAN - Bir gün yakalanacağını hesaba katmadın değil mi sevgilinle?
    NACİYE - Sevgili mi? (kahkahayla güler) Adnaaan!
    ADNAN - Söyle bakalım kimle aldatıyorsun beni, kasap mı, bakkal mı?
    NACİYE - Teessüf ederim Adnan, nasıl böyle düşünürsün? Beni onlara mı layık görüyorsun? O kadar düştüm mü? (Güler, Adnan içeri girmeye calısır, Naciye engel olur) Banyodaki sevgilimdir işte, alen delon.
    ADNAN - Utanmadan bir de dalga geçiyorsun (Gülizar içerden bağırır)
    GÜLİZAR - Abla, havluyu nereye bıraktın?
    NACİYE - Sağda asılı.
    ADNAN - Bu da kim Naciye?
    NACİYE - Kim olacak, Gülizar.
    ADNAN - Neeee, Gülizar mı? Ah Naciye'm, özür dilerim. Ama ne yapayım ya kıskancın biriyim işte. Seni çok seviyorum. (Naciye'ye sarılır. Gülizar içerden çıkar) Gülizar, hoş geldin (Gülizar'a sarılır)
    GÜLİZAR - Hoş buldum Enişte. Nasılsın, hep gece mi çalışıyorsun sen?
    ADNAN - İyiyim Gülizar. Ne yaparsın geçim derdi. Bir işimiz var mı sen ona bak, ha gece çalışmışsın ha gündüz. Önemli olan geçimi sağlamak. E ne var ne yok memlekette, nasıl millet?
    GÜLİZAR - Bizimkiler iyi ama, sizinkileri görmedim enişte.
    NACİYE - Yorgunluğun biraz olsun geçti mi Gülizar?
    GÜLİZAR - Pek sayılmaz abla.
    NACİYE - O zaman git biraz uyu, sonra konuşursunuz, bol bol zamanımız olacak.
    ADNAN - Evet Gülizar, sen uyu, bende biraz kestiririm. Geldiğine çok sevindim. (Gülizar içeri girer. Telefon çalar)
    NACİYE - Alo buyurun.....evet..... Osman amca benim, Naciye. Nasılsınız? ...Yengem, Gülcan, onlar da iyiler mi? ...Evet....hı....hı....hı....Evet burada, bu sabah geldi...Neeee...Kaçtı mı?
    ADNAN - Ne olmuş Naciye, kim kaçmış?
    NACİYE - (eliyle Adnan'a sus işareti yapar) Osman amca...neeee, intihar mı? Yakaladın mı? ....evli biriyle hem de.....Yok iyi görünüyor....Nişan mı, hayırlı olsun....bozuldu mu,,aa neden? ...Gülizar mı? ....Tamam amca sen endişelenme, babamlar ararsa burada olduğunu söylersin, merak etmesinler....Tamam...tamam...Adnan da selam söylüyor..sen de selam söyle...hoşça kalın (telefonu kapatır)
    ADNAN - N e olmuş ya, intihar, kaçma nişan bozma nedir bunlar?
    NACİYE - Gülizar Osman amcalardan kaçmış. Amcam evli biriyle yakalamış Gülizar'ı, o da intihara kalkışmış.
    ADNAN - Allah allah. Tahmin ettim bu kızda bir haller var diye.. nişan nedir?
    NACİYE - Gülcan'ı nişanlamışlar, ama Gülizar nişanı bozmuş. Adnan, bu işin aslını Gülizar'dan öğreniriz. Amcamın sözlerini ben pek inandırıcı bulmadım.
    ADNAN - Sakın kızı azarlamaya falan kalkma.
    NACİYE - Deli misin, yapar mıyım? Adnan, Gülizar hep bizde kalsın olur mu? Bizim kızımız gibi?
    ADNAN - Tabi karıcığım. Ben buna çok sevinirim. Genç kız da olsa hala çocuk. Evimizde bir çocuk olsun istemem mi? Yıllardır özlemimiz bu değil mi? Bak hemen içerdeki odayı Gülizar'a hazırlayalım. O eski somyayı atalım, ona yeni bir karyola alalım, rahat eder. Sende artık çeyizlerine kıyarsın. Nevresimler, çarşaflar kurtulsun naftalin kokusundan, biraz da insan koksunlar, çocuk koksunlar. (Naciye'nin gözleri dolar ve Adnan'a sarılır)
    NACİYE - Adnan'ım, canım, iyi ki sana varmışım, iyi ki kaçmışım. Seni çok seviyorum.
    ADNAN - Canım karıcığım benim.
    NACİYE - Dur hele şu kızla bir konuşayım ben (içeri seslenir) Gülizar uyuyor musun?
    GÜLİZAR - (içerden) Uyumuyorum abla, uzanmışım sadece.
    NACİYE - Kendini nasıl hissediyorsun?
    GÜLİZAR - Daha iyi, kendime geldim
    NACİYE - Gelsene o zaman buraya (Gülizar içerden çıkar)
    ADNAN - (Gülizar'a sarılarak) İyi görünüyorsun bak, yüzüne renk gelmiş.
    NACİYE - Osman amcam aradı, merak etmiş.
    GÜLİZAR - Ya, demek merak etmiş? Ne anlattı?
    NACİYE - Sen kaçmışmışsın, intihara kalkışmışsın, Gülcan'ın nişanını bozmuşşsun, öyle mi?
    GÜLİZAR - Hepsi doğru. Peki, ben, kovduğunu da söyledi mi?
    NACİYE - Kovmak mı? Öyle bir şey söylemedi. Sen en iyisi hepsini baştan anlat.
    GÜLİZAR - Peki Abla. Gülcan, verdikleri adamı sevmiyordu.....(Gülizar anlatmaya başlar ve sahne kararıp aydınlanır)
    ADNAN - Vay be demek Osman amcanız kızı bir arsaya vermiş.
    NACİYE - Ama Gülizar, Osman amcamın bir başkasının yanında onuru zedelediği, gururunu kırdığı için intihara kalkışman akıllı işi mi?
    GÜLİZAR - Tek sebep bu değildi abla.
    NACİYE - Başka sebeplerde mi var?
    GÜLİZAR - Var ya. Aldatmalar, yalanlar.. (Gözlerini siler)
    NACİYE - Ne yalanı, ne aldatması Gülizar?
    GÜLİZAR - Ne meraklısın abla ya. Bilseniz ne olacak. cevap vermeyeceğim işte (ağlayarak kaçıp içeri girer)
    ADNAN - Fazla gitme kızın üstüne.
    NACİYE - Ama Adnan..
    ADNAN - Adnanı madnanı yok. Bırak canı ne zaman ister o zaman anlatır. Siz şimdi gidin mobilyacıya karyola, komodin, dolap falan bakın. Gülizar beğensin, gider alır geliriz. Sıcağı sıcağına bu işi halledelim. Tamam mı canım?
    NACİYE - Tama canım. (içeri girer)
    ADNAN - Meğer dünya dönüyormuş da, benim haberim yok. (Naciye içerden Gülizar ile çıkar)
    NACİYE - Adnan biz çıkıyoruz. Biraz dolaşıp alış veriş falan yaparız belki.
    ADNAN - (Gülizar ile Naciye evden çıkarak sahneyi terk eder) İşte benim yuvam. Şükür ele güne muhtaç değilim. İhtiyacım olan her şeyimiz var. Ama önemli bir eksiğimiz var. Evliliğimiz meyve vermedi. Kulağım çocuk ağlamasına, onun anne baba demesine ne kadar hasret bir bilseniz. Hey allahım, bir çocuk verseydin... başkalarının çocuklarını severek, okşayarak avutuyoruz kendimizi. Elbette bütün çocuklar sevilmeye layıktır. Ama hiç biri kendi çocuğunun verdiği tadı veremez, (seyirciye sorar) değil mi? Gülizar ne iyi etti de geldi. Naciye yalnız kalmaktan şikayet ederdi. Eve bir çocuk şenliği havası çöktü, kendimi neşe içinde hissediyorum. Çok mutluyum çok. (telefon çalar) Alo... Evet...kimi aradın? ...Gülizar mı? ...Sen kimsen, ne yapacaksın Gülizar'ı....Gülizar şu an evde değil, geldiğinde söylerim. Kim aradı diyeyim....Cemil...Peki..iyi günler. Ben biraz uyuyayım ya..gece çalışmak da yoruyor insanı..(Adnan içeri geçer, sahne kararıp aydınlanır. Naciye ve Gülizar eve yaklaşmaktadırlar. Naciye kapıyı çalar, Adnan içerden çıkar) Kim o?
    NACİYE - Biziz Adnan. (Adnan kapıyı açar, içeri girerler)
    ADNAN - Ne yaptınız bakayım? Hani alış veriş yapacaktınız? (Naciye ye usulca sorar) Baktınız mı mobilyacıya?
    NACİYE - (Fısıldayarak) Evet baktık Adnan. Mobilyacıya söyledim senin uğrayacağını. O biliyor neleri beğendiğimizi, ben ona söyledim.
    ADNAN - Tamam, ben şimdi gider hallederim. Ha, Gülizar, seni Cemil diye biri aradı. Okul arkadaşınmış.
    GÜLİZAR - Cemil mi? Nereden öğrenmiş burada olduğumu?
    ADNAN - Epeydir arıyormuş, sadece onu söyledi, bende sormadım.
    NACİYE - Gülizar kim bu Cemil, Ne iş?
    GÜLİZAR - Arkadaşım abla, okuldan has bire arkadaşım. Çok iyi biri ama abla, çok.
    NACİYE - Ahmet gibi mi?
    GÜLİZAR - Hayır, cemil kimseye benzemez. Ne dedi enişte başka.
    ADNAN - Sonra ararım dedi. (telefon çalar, Gülizar telefonu açar)
    GÜLİZAR - Alo buyurun.... Cemiiiiiiiil.....nasıl sevindim anlatamam... neeeee, burada mısın? ....Şu an nerdesin? .....Tamam Cemil, durakta bekle, ben hemen geliyorum. (aceleyle çıkar)
    ADNAN - (Gülizar'ın arkasından şaşkın bir halde bakar) Naciye, Ahmet de kim?
    NACİYE - Ahmet bizim köylü Gülenaz'ın oğlu. Gülizar'ın sevdiği çocuk.
    ADNAN - Peki Gülizar'ın sevdiği var da, bu Cemil denilen çocuğa neden koşarak gitti?
    NACİYE - Adnan, Gülizar'ın intihar sebebi asıl o çocukmuş, Ahmet. Yolda anlattı Gülizar ben bile utandım.
    ADNAN - Utanılacak bir şey mi yapmışlar?
    NACİYE - Gülizar değil, kardeşim Hatice.. Kocasını aldatıyormuş. Hem de Ahmet'le.. Annem yakalamış. Bize de uğrayacakmış annem, ama canı sıkılınca memlekete dönmüş.
    ADNAN - (Çok şaşırır) Deme. Gerçekten ayıp etmişler. Neyse, hazır Gülizar yokken ben gidip mobilyaları getireyim, kıza sürpriz yapalım. Bunca moral bozukluğunun üstüne belki iyi gelir.
    NACİYE - Tamam Adnan. (Adnan çıkar) Bende odayı boşaltayım bari, mobilyaalra yer açılsın, Gülizar'ım karyolasına, Gülizar'ım dolabına. (Gülizar ile Cemil eve doğru yaklaşır, Gülizar kapıyı çalar, Naciy kapıyı açar ve içeriş girerler)
    GÜLİZAR - Abla bu Cemil, okuldan arkadaşım.
    NACİYE - Hoş geldin Cemil.
    CEMİL - Hoş buldum abla. (Cemil ile Gülizar oturur, Naciye ayaktadır. Bir süre sessizlik olur, bir birlerinin gözlerine bakarak kahkaha atarlar) Kendimi kız istemeye gelmiş gibi hissettim abla. (Hepsi güler) bu son anımda çok güleceğim bir hatıra oldu.
    NACİYE - Son anın mı? (Gülizar kalkıp asker selamı verir)
    GÜLİZAR - Abla, Cemil asker oluyor.
    CEMİL - Evet, kağıtlarımı bile aldım, aslında şu an askerim ben. Düğmeme dokunan altı aydan başlar (gülerler)
    NACİYE - Çok şakacısın Cemil. Neyse hayırlı teskereler dilerim
    CEMİL - Abla ya, daha başlamadan teskere mi olur?
    NACİYE - Senin ailen nerede Cemil?
    CEMİL - Memleketteler abla
    NACİYE - Sen de burada mı oturuyorsun?
    CEMİL - Yok abla. Buraya Gülizar'ı görmeye geldim.
    NACİYE - Nereden geliyorsun şimdi?
    CEMİL - (Gülizar'ın kulağına eğilir) Ablan savcı gibi sorguya çekiyor beni, bilseydim savcılıktan iyi hal kağıdı, sağlık raporu, ikametgah ilmuhaberi de getirirdim. (Gülizar güler, ama güldüğünü belli etmemeye çalışır) Memleketten geliyorum abla.
    NACİYE - Ooo bayağı yol gelmişsin.
    CEMİL - Evet bayağı yol, ama Gülizar için değer.
    NACİYE - Hımmm Ben bir çay yapayım. (içeri geçer)
    CEMİL - Keşke sen kahve yapmaya gitseydin Gülizar
    GÜLİZAR - Söyleyeyim ablam yapsın.
    CEMİL - Hayır, senin yapman gerekir
    GÜLİZAR - Neden
    CEMİL - Dedim ya kendimi kız istemeye gelmiş gibi hissettim. Sende kahve yapsaydın da, tamam olsaydı. Baksana ablan bile ne sorular sordu bana
    GÜLİZAR - (Cemil'in göğsüne yumruk vurur) Delisin sen.
    CEMİL - Hadi çıkalım ya, çayımızı dışarıda içeriz. Zamanım daralıyor
    GÜLİZAR - Peki (içeri bağırır) Abla biz çıkıyoruz, çay falan yapma (Naciye içerden çıkar)
    NACİYE - Ya daha bizde kahvaltı yapmadık, birlikte yapardık.
    GÜLİZAR - Siz yapın abla, biz biraz dolaşalım
    NACİYE - Peki, ama yemek hazırlayacağım ona göre, geç kalmayın
    GÜLİZAR - Peki abla (Cemil ile Çıkarlar)
    NACİYE - (Bir süre arkalarından bakar) Bu çocuk Gülizar'ı sevmese, kalkıp buralara kadar gelir mi? Ama neşeli ve rahat çocuk. Gülizar da boş değil ona karşı. Ama ne olursa olsun aranıp sorulmak güzel bir şey. Umarım bu çocuk da benim Gülizar'ımı üzmez. (Adnan kapıyı çalar, Naciye açar kapıyı) Almadın mı Adnan?
    ADNAN - Almaz mıyım. Yolda getiriyorlar. Yerini boşalttın mı sen?
    NACİYE - Başlamıştım, Gülizar ile arkadaşı gelince yarım kaldı.
    ADNAN - Hadi o zaman acele edelim. (içeri geçerler. Araba sesi duyulur, Adnan içerden çıkar kapıyı açarak dışarı seslenir) Ustaaaaa bu eve., bu eve. Araba sesi artar. Adnan içeriye bağırır) Naciye, Naciye mobilyalar geldi (sahne kararır. Sahne aydınlandığında Adnan ile Naciye yorulmuş bir halde oturmaktadırlar) Güzel oldu değil mi Naciye?
    NACİYE - Evet Adnan, hem de çok güzel oldu. Sağol düşündüğün için. Valla Gülizar'a sürpriz olacak. Mobilyalardan çok gösterdiğin ilgi onu mutlu edecek.
    ADNAN - O ne demek Naciye, ben Gülizar'ı oldum olası severim. Sizde zevkliymişsiniz, ne güzel renk ve model seçmişsiniz.
    NACİYE - Gülizar beğenmişti.
    ADNAN - Neyse Naciye, benim bir işim vardı, onu da halledip gelir uyurum biraz. (çıkar)
    NACİYE - (biraz oturur) bayağı da geç oldu, ben şimdi ne yemek yapsam. Çocuğa da ayıp olmasın. (Gülziar ile Cemil eve doğru yaklaşır, Gülizar kapıyı çalar) Eyvaaaahhhh, geldiler. ben ne yapacağım şimdi? (kapıyı açar)
    GÜLİZAR - (Neşeli bir şekilde) Merhaba ablaaaa.
    CEMİL - Merhaba abla
    NACİYE - Hoş geldiniz çocuklar. Bende uyuyup kalmışım, yemek falan yapamadım ya
    GÜLİZAR - İyi ki bizim için yapmamışsın. Çünkü biz yedik. Abla Cemil gidiyor, biletini de aldık, senle vedalaşmaya geldi.
    NACİYE - Ya kusura bakma Cemil, bir şey yapamadım. Gününüz nasıl geçti bari,
    GÜLİZAR - Bu günü hiçbir şeye değişmem. Harika bir gün geçirdik.
    CEMİL - Evet, güzel bir gündü, ama en güzeli Gülizar'la birlikte olmaktı. (bir süre sessizlik olur, Naciye bir Gülizar'ın, bir Cemil'in gözlerine bakar. Cemil saatine bakar) Evet abla, müsaadenizle ben kalksam.
    NACİYE - Böyle olmadı ama, müsaade senin. (Cemil Naciye ile vedalaşır ve Gülizar'a vedalasmak için yönelir, Gülizar dışarıya çıkacağını ima eder dışarı çıkarlar. Naciye pencereden onları izler.)
    GÜLİZAR - Ben de gelip seni uğurlayayım.
    CEMİL - Hayır Gülizar,. Sen gelme. Gelmeni istemiyorum. (Gülizar'a sarılır o sırada kendi cebinden bir zarf çıkarıp Gülizar'ın cebine koyar) Kendine iyi bak Gülizar. Bana yaz tamam mı?
    GÜLİZAR - Sende kendine iyi bak. Gelişin beni çok sevindirdi. San yazacağım ve seni unutmayacağım. Sende beni unutma
    CEMİL - Unutur muyum?
    GÜLİZAR - Unutmazsın, biliyorum. (Cemil ara sıra geri dönüp Gülizar'a bakarak sahneyi terk eder. Gülizar içerir girer girmez zarfı çıkarır)
    NACİYE - Nedir o Gülizar, aşk mektubu mu yoksa?
    GÜLİZAR - Aman abla, ne bileyim nedir? (zarfı açar ve mektubu okumaya başlar. Naciye merakla Gülizar'ı izler) Abla sen haklıymışsın.
    NACİYE - Ne yazıyor? Sesli oku
    GÜLİZAR - Sevgili Gülizar, seninle sevgi ve dostluğa dayalı, ömür boyu sürecek bir arkadaşlık kurmuşuz. Samimiyetin, yakın ilgin ve davranışların hep bir dosta yakışır biçimde gelişti. Ama bu gelişme benim yüreğimde farklı boyutlara ulaştı. İstemedim böyle olmasını, ama yüreğime de engel olamadım. Belki hiç, tahmin etmiyorsun, belki aklından geçmiştir. Seni hayal kırıklığına uğratsa da, ne kendimden ne de senden saklayamayacağım bir gerçek var ortada. O da seni seviyor olmam.
    NACİYE - Ben tahmin etmiştim. O kadar belirgindi ki davranışları.. başka ne diyor?
    GÜLİZAR - Gün geçtikçe bu duygu daha da büyüdü. Çok kez sana açılmak istedim. Ama samimiyetimiz dostluğumuz bozulur korkusuyla hep sakladım. Ama bu ateş içimde yandı hep. Hep seini düşünüyordum. Hayallerim düşlerim hep senle doluydu. Dayanamadım, seni arayıp bulmak istedim. Aradım sordum, yorulmadım, yorulamazdım. Çünkü bir umut vardı içimde. Seni bulduğum an mutlu olacaktım. Ve nihayet ardım buldum. Seni görme mutluluğunu yaşadım. Hiçbir şey değişmemişti. Değişen tek şey senin daha bir güzelleşmiş olmandı. seni çok sevdiğimi daha iyi anladım. Ve sen yine 3 yıl önceki Gülizar'dın. Samimi, sevgi dolu, sıcak. Artık içimdeki bu duyguyu sana açıklamamın zamanı gelmişti. Önce konuşmak istedim. Ama eğer bozulursam, yüzündeki o ifadeyi görmek istemediğim için yazmayı tercih ettim. Evet Gülizar, seni seviyorum, hem de çok seviyorum. Bundan sonra, sadece arkadaşım, dostum değil, aşkım olmanı da istiyorum. Kararını bana lütfen bildir.En çok evet demeni bekliyorum. Ama hayır dersen, dost kalalım deme. Çünkü bundan sonra dostluğun bana acı verir. Yanıtını bekleyeceğim. Kararını verirken seni çok sevdiğimi unutma. Sevgiler. Seni çok seven Cemil.
    NACİYE - Bitti mi?
    GÜLİZAR - Bitti.
    NACİYE - Ee, ne düşünüyorsun?
    GÜLİZAR - Ya abla, bu erkekler niye böyle? Dostluktan arkadaşlıktan anlamazlar, yakınlık gösterdiğinde hemen aşk meşk gibi şeyler düşünürler? Arkadaş olamayacak mıyım? Artık hiçbir erkeğe bu şekilde yakınlaşamam ki ben. Ya bu da yanlış anlarsa beni diye düşünüp duracağım. He abla niye böyle bunlar?
    NACİYE - Gülizar, geç şimdi bunları. Bana masal anlatma. Aslında sende bal gibi seviyorsun Cemil'i. Hatta belki Cemil'in seni sevdiğinden daha çok seviyorsun onu. Ama sen kendine bile itiraf etmekten kaçınıyorsun. Yanında nasıl mutlu olduğunu gördüm.
    GÜLİZAR - Beni sevip aşık olabilir, buna saygı uyarım. Ama ben hiç o şekilde düşünmedim, düşünmüyorum da. Zaten erkeklere karşı soğudum, güvenim kalmadı. Bu türlü bir ilişkiye hazır değilim. Hem onu sevip sevmediğimi de bilmiyorum. Yani seviyorum, daha dogrusu seviyordum, dostluğunu arkadaşlığını, ama şimdi bilmiyorum (mektubu koynuna sokar, içeri geçer)
    NACİYE - Bu kızın dışı hayır dese de içi evet diyor. Neyse bakalım zaman ne gösterecek.
    GÜLİZAR - (içerden bağırır) Abla, bunlar ne zaman geldi
    NACİYE - Senin için Gülizar, senin için. Enişten aldı. (Gülizar, içerden çıkar)
    GÜLİZAR - Ay abla, çok fenasın. Mobilyacıyı gezerken, öylesine dolaştığını söylemiştin. (Naciye 'nin boynuna sarılır) Canım ablam. teşekkür ederim. (içeri geçer. Adnan koşarak eve girer)
    ADNAN - Naciyeeee, Naciyeeeee (arılır öper, belinden kavrayıp döner) Naciye canım benim
    NACİYE - Ne oldu Adnan hayrola, nedir bu halin?
    ADNAN - Çok sevinçliyim, çok mutluyum, çok
    NACİYE - Görüyorum mutlu olduğunu, ama neden, söylesene bende sevineyim.
    ADNAN - Çocuk, Naciye, çocuk...
    NACİYE - Ne çocuğu Adnan?
    ADNAN - (Göbek atarak) Bizim çocuğumuz Naciye, bizim çocuğumuz..
    NACİYE - Adnan neler söylüyorsun sen, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?
    ADNAN - Duyuyor Naciye, duyuyor. Sende duyuyor musun, bak sana anne diyor, bana baba diyor. Bizim.ocuğumuz Naciye (Naciye dış kapıyı açıp sağa sola bakar, geri döner) Naciye'm bizim de çocuğumuz oluyor (kulağına fısıldar)
    NACİYE - Sahi mi söylüyorsun Adnan? (sevinmeye başlar)
    ADNAN - Evet Naciye'm sahi söylüyorum. Hepsine inanabilirsin.
    NACİYE - ADNAN - Allahım sana şükürler olsun. (bir birlerine sarılır ve sonra karsılıklı oynamaya başlarlar. Sahne kararıp aydınlanır. Sahne aydınlandığında Gülizar 30 yaşları görünümündedir. Kanepeye oturmuş, çocuk da başını Gülizar'ın dizine koymuş, dinlemektedir)
    ÇOCUK - Peki anne sonra ne oldu?
    GÜLİZAR - Naciye ablam, yani teyzenle Adnan eniştem çocuk sahibi oldular. Çocuk esirgeme Kurumundan bir bebek almış Eniştem.
    ÇOCUK - Elif ablamı değil mi?
    GÜLİZAR - Evet Elif ablanı.
    ÇOCUK - Peki anne sen o mektuba cevap verdin mi?
    GÜLİZAR - Vermedim.
    ÇOCUK - Niye vermedin?
    GÜLİZAR - Düşünmek için zamana ihtiyacım vardı. O sırada Cemil'in eskiden sevdiği bir kız vardı, onun Cemil için intihar ettiğini öğrendim. Ve bende bu durumdan dolayı Cemil'e hem kızdım hem de ondan soğudum. Onun uğruna ölümü göze alan bir kız varken o bunu bile bile bana teklifte bulunmuştu. Hoşuma gitmemişti bu durum. Bende kendimi derslerime verdim, sınavı kazandım, üniversiteye gittim.
    ÇOCUK - Cemil haber alamayınca senden vaz mı geçti?
    GÜLİZAR - Vazgeçmedi. Ardarda gelmeye başladı mektupları. Okulun adresini bile bulmuş, oraya da gönderiyordu. Yağmur gibi yağıyordu mektupları, birini okuyup bitirmeden öteki mektubu geliyordu. Ben ise hiç birine cevap yazmadım, yazmıyordum. Dellenmişti, ve son mektubunda beni kaçıracağını yazmış, tehditler savurmuştu. Bir tek o mektubuna cevap yazdım. Anlamadın mı Cemil dedim, sana yazmamakla hayır diyorum. Ve dostluğumda sana acı verecekse neden yazayım emiştim. Sonra Cemil'in mektupları kesildi. Askerliğini bitirdiğinde, pat diye okulun önüne geldi, buldu beni. Ve hazırlıklı gelmiş. Tuttuğu gibi kolumdan bindirdi arabaya,. Arabaya bindiğimde eterle beni bayıltmış. Gözümü açtığımda kendimi bilmediğim bir köyde bulmuştum. Yani direnmeme rağmen beni kaçırmayı başarmıştı. Gerçi ben de Cemil'i seviyordum aslında. Ama bir kere ağzımdan hayır çıktı, niye çıktı onu da bilmiyorum. Belki kıskandım, ölen kızdan dolayı, belki Ahmet gibi yapar diye düşündüm. Hala emin değilim. İlk zamanlar çok huysuzluk ediyordum, ama sonra sevmeye başladım. Şimdi de gördüğün gibi çok mutluyuz.
    ÇOCUK - Yani senin anlattığın Cemil, benim babam Cemil mi?
    GÜLİZAR - Başka biri mi sanmıştın? (kahkaha atar)
    ÇOCUK - Helal olsun benim babama. Sevdiğini almış. Büyüyünce ben de babam gibi olacağım. (Cemil içeri girer. 30 yaş görünümde ve Şık giyimlidir)
    CEMİL - Merhaba sevgili karıcığım.
    GÜLİZAR - Hoş geldin canım.
    ÇOCUK - Baba bize merhaba yok mu?
    CEMİL - (cebinden bir çikolata çıkarıp çocuğa atar) Al sana merhaba
    ÇOCUK - Teşekkürler babacığım. Ben seni annemin sevdiğinden daha çok seviyorum
    CEMİL - Neler anlattı annen sana? Bir haftadır oturmuşsun dizinin dibine, ne gece yalnız bırakıyorsun ne gündüz. Senin yüzünden hasret kaldım oğlum annene. Yeter artık biraz da ben başımı koyacağım annenin dizlerine.
    ÇOCUK - Sen büyüksün baba, annemin dizleri ağrır.
    CEMİL - Hadi ordan çok bilmiş. Sen anneni benden daha mı çok düşüneceksin? Hadi şimdi doğru yatağına. Senin uyku saatin geçmiş bile. Bak gözlerin bile şişmiş (Gülizar'a göz kırpar) Değil mi annesi?
    ÇOCUK - Ben uyumayacağım. Uyusam bile annemle uyurum.
    CEMİL - Güzel yavrum, bak bir haftadır birlikte uyuyorsun, sesimi çıkarmadım, ama artık yeter.
    ÇOCUK - Ama siz yatakta çok ses çıkarıyorsunuz, benim uykum kaçıyor
    CEMİL - Yavrum biz çok özel meselelerden bahsediyoruz Gülizar anlatsana neden fazla ses çıkardığımızı. (Gülizar güler)
    ÇOCUK - Ben uyuyunca siz ne yapacaksınız?
    CEMİL - Elinin körünü. Çok konuştun. Çocuklar bu kadar meraklı olmaz. (çocuğu kucağına alır içeri girer ve sesi içerden duyulur) Yat oğlum yat diyorum sana (ellerini ovuşturarak içerden çıkar) Yatırdım (Ellerini Gülizar'a uzatır, Gülizar da Cemil'in elelrinden tutar) Hadi bizde gidelim.
    GÜLİZAR - (Cilveli bir şekilde) Nereye?
    CEMİL - Elinin körünü yapmaya
    GÜLİZAR - O ne demek ben anlamadım
    CEMİL - Gel o zaman içerde anlatayım (Gülizar'ı kucağına alır)
    GÜLİZAR - Tamam, tamam şimdi anladım
    CEMİL - O zaman anlatmakta zorluk çekmeyeceğim desene (Sevinçli bir şekilde bağırır) Oğlum, ne yaptığımızı dokuz ay sonra öğreneceksin. (Gülizar kucağında, içeri girer)

    PERDE İNER


    S O N
#03.07.2009 17:36 0 0 0
  • Deliz Kız - 2 Perde Tiyatro Oyunu

    YAZAN
    Rahim TAŞ


    KİŞİLER

    GÜLİZAR (20 yaşlarında)
    NACİYE (30 yaşlarında)
    GÜLCAN (20 yaşlarında)
    FATMA (40 yaşlarında)
    SAKİNE (50 yaşlarında)
    OSMAN (40 yaşlarında)
    ESAT (30 yaşlarında)
    ADNAN (30 yaşlarında)
    KENAN (25 yaşlarında)
    CEMİL (20 yaşlarında)
    ÇOCUK (6 yaşlarında)
    POLİS (20 yaşlarında)


    DEKOR

    Sahnenin bir tarafında paravanlardan yapılı bir oda. Odanın hem sokağa bakan kısmında hem de iç odalara geçiş için kullanılan birer kapı. Sokak kapısının yanında bir pencere. Odanın içi oturma odası şeklinde döşenmiş, sahnenin arka duvarı ile sokağı andıran boşlukta mahalle izlenimi veren bir pano.

    AKSESUAR

    Ev eşyaları.

    KOSTÜM

    Taşradan büyük şehire göçmüş bir aile görüntüsü verecek kıyafetler.

    BİRİNCİ PERDE

    (Perde açıldığında sahne boştur. Gülcan iç odadan çıkar, radyoyu açıp çalı süpürgeyle evi süpürmeye başlar.

    GÜLCAN - Anne, kalk hadi, bugün kahvaltı hazırlama sırası sende, vallahi elimi vurmam.
    FATMA - (içerden konuşarak çıkar) Osman hadi sende kalk, Esat domuzu birazdan damlar yine. Kız sende elini çabuk tut, üstünü başını doğru dürüst giy.
    GÜLCAN - Ne var ya üstümde başımda, daha neresini örteyim. İlle de çarşafa mı gireyim?
    FATMA - Kız çenesi düşesice, çok konuşup sabah sabah sinirlerimi tepeme yığma benim.
    OSMAN - (İçerden pijamayla çıkar) ne bu ya, evi kadınlar hamamına çevirdiniz yine?
    GÜLCAN - O zaman senin işin ne burada?
    OSMAN - (Gülcan' a setçe bakar) Kızdırma beni sabah sabah.
    FATMA - Kız ben sana ne dedim? Ne duruyorsun hala?
    GÜLCAN - Tamam ya bağırma işte, gidiyorum. (Gülcan içeri girer, dış kapı çalınır, Fatma perde aralığından bakar)
    FATMA - (Osman' a) Çabuk ol sende, Esat domuzu geldi. (kapıya bağırır) geldim geldim.
    OSMAN - Ya bu da fazla olmaya başladı, sabahın köründe de gelinmez ki. (üstünü değiştirmek için içeri geçer)
    FATMA - (kapıyı açar) Hayrola Esat hoca, sabahın köründe? (alçak sesle) öğlene kadar gitmez. Keşke bir cenaze falan olsa da sela vermeye gitse.
    ESAT - (sakallı ve cüppelidir) Sabahın körü mü? Ben sabah ezanından beridir ayaktayım. Kahvaltıyı Gülcan ve sizinle yapmak istedim. Ama vakit bir türlü geçmek bilmedi.
    OSMAN - (İçerden çıkar) Hoş geldin Esat hoca.
    ESAT - Selam un aleyküm. Nasılsın Osman Ağam?
    OSMAN - Eh işte..Fatma daha hazır olmadı mı kahvaltı.
    FATMA - (sertçe) Daha hazır değil.
    OSMAN - Niye erken kalkıp kalkıp hazırlamıyorsunuz ya?
    ESAT - Sinirlenme Osman ağam. Bak Şeyh hazretlerimiz diyor ki, karısına bağırmayan adam cennetliktir, bağırırsan günah, günah.
    FATMA - (alçak sesle) yine başladı, (bağırarak) Gülcan! (Gülcan içerden çıkar, başını kapatmıştır) git ekmek al gel. (Osman Gülcan'a para verir, Gülcan kırıtarak dışarı çıkar, Esat gözleriyle Gülcan'ı izler)
    ESAT - (alçak sesle) Of, of. Şu endama bakın. (Gülcan dışarı çıktığında başörtüsünü boynuna fular gibi asar)
    GÜLCAN - Baba senin alacağın olsun. Beni nasıl bu adamın kollarına atıyorsun? Vah bana vah (gözden kaybolur)
    ESAT - Osman ağam, bugün tapu işlerini halledelim. Sonra da nikah işine bakalım. Ben artık dayanamıyorum.(sırıtarak) Sen ne dersin Fatma ablam?
    FATMA - (sertçe) Ben hiçbir şey demem.
    ESAT - Niye sinirleniyorsun Fatma ablam, arsayı verip kızı alıyorum. Hem benden iyisine mi varacak?
    OSMAN - Sana sinirlenmedi hoca, gecikti diye Gülcan' a sinirlenmiştir (Fatma, Osman'a da sertçe bakar, bir şey söylemez. Gülcan elinde iki ekmekle görünür, başörtüsünü boynundan çıkarıp başına örter.)
    GÜLCAN - Bakkala bu şekilde mi gidecektim? Bana neler çektiriyorlar çok bilmişler (içeri girer)
    ESAT - Gülcan başını açabilirsin. Nasıl olsa içerdeyiz, kimse görmez. Osman ağam, şu nikah işinibir an önce halledelim.
    OSMAN - Tamam hoca, tamam.
    ESAT - Sağol Osman ağam. Bak Şeyh hazretlerimiz diyor ki, damadını sevindiren adam cennetliktir.
    FATMA - Yok ya,
    ESAT - İnanmamazlık etmek münafıklık olur Fatma ablam. (Fatma sertçe bakar Esat' a. Kapı çalar, kapıyı çalan Gülizar'dır)
    FATMA - (kendi kendine konuşarak) geldim, geldim. Bu kim sabahın köründe? Ev değil mahalle kahvesi sanki. (Kapıyı açar, Gülizar'ı görünce sevinir) Gülizar. (sarılır) Hangi rüzgar attı seni? Bari haber verseydin geleceğini, Osman amcan karşılardı seni.
    GÜLİZAR - Yolu biliyorum ya yenge.
    OSMAN - Gülizar, hoş geldin kızım.
    GÜLİZAR - (Osman'ın elini öper) Hoş buldum amca. Nasılsın?
    OSMAN - Gördüğün gibi işte. (Gülcan içerden çıkar)
    GÜLCAN - Gülizaaaaaar. (sarılıp öpüşürler) hoş geldin kız.
    GÜLİZAR - Hoş buldum kız.
    ESAT - Gü, gü, Gülizar, hoş geldin
    OSMAN - Ağabeyimin kızıdır Esat hoca (Gülizar, bir süre Esat'a bakar, eliyle deli işareti yapar, Esat bozulur)
    ESAT - Tövbeestağfurullah
    GÜLİZAR - Kim bu kaçık?
    OSMAN - Gülcan'ın sözlüsü Esat hoca.
    GÜLİZAR - Nee, sözlüsü mü? Nerden buldunuz bunu? Başka adam mı yoktu?
    FATMA - (Gülizar'ın sözüne bozulan Esat'a bakarak, güler) ben kahvaltıyı hazırlayayım.
    OSMAN - Eee Gülizar, ağabeyim, yengem çocuklar nasıl?
    GÜLİZAR - Hepsi iyiler. Zaten annem ablamda, buraya uğrayıp memlekete gidecek, birkaç güne kalmaz gelir.
    OSMAN - (Esat'a) Gülizar liseyi bitirdi burada üniversite kurslarına gidecek. Çalışkan bir kızdır.
    ESAT - Kız kısmının okuması günahtır, günah.
    GÜLİZAR - Kim demiş? Halt etmiş onu diyen.
    ESAT - Şeyh hazretlerimiz diyor ki, kız kısmı okumak için camiden başka yere giderse cehennemliktir.
    GÜLİZAR - Senin o şeyh hazretlerin yalan söyleyenlerin de nereye gideceğini yazıyor mu?
    ESAT - Tabi ki. Cehennemin tam ortasına.
    GÜLİZAR - İyi o zaman sen şimdiden kendine yer ayırt. Yoksa senin gibilerin yüzünden yer bulamazsın.
    ESAT - Saygısız. Görüyorsun ya Osman ağam, okuyan kızlar nasıl edepsizleşiyor? İyi ki Gülcan' ı okuldan aldın, yoksa o da böyle edepsizleşecekti?
    GÜLİZAR - Sözlerim dokundu diye edepsiz olduk öyle mi? Dua et de misafirsin, yoksa ağzımı bir açardım ya, neyse
    ESAT - Osman ağam sustur şunu. Yazık ki sizin aileden böyle biri çıkmış. Okul çenesini düşürmüş bunun. (Gülizar tam konuşacakken Osman eliyle sus işareti yapar)
    GÜLİZAR - Yenge kahvaltı ne oldu ben çok acıktım.
    FATMA - (içerden) tamam, tamam. Olmak üzere.
    ESAT - Ben gideyim (kalkar)
    FATMA - (içerden başını uzatır) hoca kalsaydın
    OSMAN - Evet ya kalsaydın
    ESAT - Bu kızla aynı sofraya oturulmaz.
    GÜLİZAR - Bırakın gitsin ya. (Esat Gülizar'a sinirli bir şekilde bakarak gider)
    OSMAN - Gülizar, Hocayı kızdırdın, yapmamalıydın
    FATMA - Sus Osman sus, iyi yaptı. Her şeyi bilmiş gibi birde akıl hocalığı yapıyordu, görsün şimdi. (Gülizar'a) aferin kız.
    OSMAN - İyi tamam, dediğiniz gibi olsun. Hadi bana bir şeyler verin de, gideyim işim gücüm var (Gülcan yer sofrasını hazırlar, toplanır başına)
    GÜLİZAR - Aceleniz neydi? Gülcan'ın evlenecek zamanı mıydı sanki? Okuldan bile almışsınız. Peki Gülcan onu seviyor mu, hiç sordunuz mu?
    OSMAN -Niye soracakmışım ki. Ben babayım ya.
    GÜLİZAR - Amca o eskidendi. Hem onunla sen mi yaşayacaksın, o domuzla sen mi yatacaksın?
    OSMAN - Kız sen nasıl kelimeler kullanıyorsun öyle? İyi yapıp Gülcan'ı okuldan almışım. Hoca doğru söylüyor, okuyan kızlar edepsizleşiyor işte. Zaten şimdi okullarda hep böyle edepsizlik öğretiliyor. Öğrendin mi sen, peygamberimizin hayatını, kaç kez evlendiğini?
    GÜLİZAR - Nerden bileyim, nikah memurları mıydım?
    FATMA - Gülizar, amcanın hocalığı tuttu, Esat'tan yarım yamalak öğrendiklerini sana anlatmaya çalışıyor (Alaycı bir tavırla) hadisi şerifimiz diyor ki, hoca sözüne uyan cennetliktir.
    OSMAN - Sen öyle söyle, söyle. Çarpılınca ben sana sorarım. Koskoca hoca yalan mı söylüyor?
    FATMA - Ya ne sandın? Bu zamanda hangi hoca doğruyu tam olarak bilip söylüyor ki?
    GÜLİZAR - Yaşa be yenge.
    OSMAN - Siz hocaya düşmansınız.
    GÜLCAN - (gülerek) Şeyh hazretlerimiz diyor ki hocaya düşman olanlar cehennemliktir.
    GÜLİZAR - Anaaaa. Bu evde Şeyh hazretlerini de bilmeyen yok.
    OSMAN - (Gülcan'a) dalga geçme alırım ayağımın altına.
    GÜLİZAR - Neden alıyormuşsun?
    FATMA - Bizimkinin de hocalığı tuttu bir kere.
    OSMAN - Fatma, dilin çok uzamış senin. (kalkar) siz kadınların dili deli eder adamı (gider)
    GÜLİZAR - Yenge be, amcam ne kadar değişmiş?
    FATMA - Hep o Esat domuzu değiştirdi. Bir arsa uğruna kızımın da başını yakacak. Yüreğim yanıyor ama ne yapayım elimden bir şey gelmiyor.
    GÜLİZAR - Sen istiyor musun Hoca ile evlenmeyi?
    GÜLCAN - Şeytan görsün yüzünü.
    GÜLİZAR - Demek öyle (Gülcan' göz kırpar)
    FATMA - Ben şu komşuya bir uğrayayım ya (çıkar. Gülizar bir sigara yakar, bir tane de Gülcana uzatır.
    GÜLCAN - Ben içmem, içemem ki.
    GÜLİZAR - Yak bir tane ya, (Gülcan bir sigara yakar, öksüre öksüre dumanı içine çekmeden üfler) Teyp yok mu kız?
    GÜLCAN - Var ama, hoca görmesin diye babam saklamış.
    GÜLİZAR - Vay be, evin reisi el değiştirmiş. Evde resmen darbe olmuş. Kız başlarım hocanın hocalığına, sen git getir.
    GÜLCAN - (içeri gidip teybi getirir, kaset koyup dinlemeye başlarlar) Gülizar sen evlenmiyor musun?
    GÜLİZAR - Ben Ahmet'imi bekliyorum dört yıldır. Şimdi asker, gelince evleneceğiz. Onu çok seviyorum Gülcan. (çantasından mektuplarını ve resmini çıkarır, bakar) bak bunları hep o yazmış. (Gülcana zarftan bir mektup çıkarıp verir) oku bak. (Gülcan okur gibi yapar ve mektubu geri verir) ne güzel yazmış değil mi? Aşk budur işte Gülcan, mutluluk budur benim için. Aşık olmak birini ölesiye sevmek çok güzel.
    GÜLCAN - Gerçekten çok mu güzel?
    GÜLİZAR - Hem de nasıl. Sen hiç aşık olmadın mı?
    GÜLCAN - Bilmiyorum ki
    GÜLİZAR - Hep görmek istediğin biri oluyor mu?
    GÜLCAN - Evet oluyor
    GÜLİZAR - Kim?
    GÜLCAN - Kemal SUNAL
    GÜLİZAR - (şaşkın halde) Neden?
    GÜLCAN - Çok güldürüyor da ondan.
    GÜLİZAR - Aptal öyle değil. Hep yanında olmasını istediğin, sana seni sevdiğini söylemesini istediğin, hatta evlenmeyi düşündüğün biri yok mu?
    GÜLCAN - Bunu düşünürsem aşk mı olurum?
    GÜLİZAR - Aşk değil aşık olursun.
    GÜLCAN - O zaman ben komşunun oğluna aşığım desene. (Gülizar, Gülcan'ın dalga geçtiğini anlar ve kaşlarını çatar) Şaka yaptım kız. Sabah akşam yollarına bakıyorum onu görmek için. Hep yanımda olmasını istiyorum. Önceden o da bakıyordu ama hocayla sözlendiğimi öğrendikten sonra artık buradan bile geçmiyor.
    GÜLİZAR - Hiç konuştunuz mu?
    GÜLCAN - Yooo.
    GÜLİZAR - Madem ilgisi vardı neden bir konuşma fırsatı vermedin?
    GÜLCAN - Ya babam duysaydı? Nasıl yapabilirdim?
    GÜLİZAR - Sen şimdi Hocayı sevmiyorsun değil mi? Birlikte onu senden vazgeçirelim mi?
    GÜLCAN - Nasıl yani? Bunu başarabilir miyiz?
    GÜLİZAR - Benim söylediklerimi yaparsan, başarırız.
    GÜLCAN - Tamam yapacağım. Peki emin misin hoca benden vazgeçecek mi?
    GÜLİZAR - Hem de hiç beklemeden. (bir süre bakışırlar) hadi hazırlan çarşıya çıkıyoruz.
    GÜLCAN - Annem yok ama
    GÜLİZAR - Cinlerimi toplama başıma sen git hazırlan.
    GÜLCAN - Tamam, tamam bağırma (içeri kaçar, Fatma gelir)
    FATMA - Hayrola Gülizar neden bağırıyordun? Gülcan nereye kayboldu?
    GÜLİZAR - Birlikte çarşıya çıkacağız, hazırlanıyor.
    FATMA - İyi güzel ama, fazla geç kalmayın.
    GÜLİZAR - Sen endişe etme (bağırarak) hadi kız, yeter süslendiğin.
    GÜLCAN - (içerden çıkar, güzel elbiseler giymiş, süslenmiştir) Nasılım?
    GÜLİZAR - (ıslık çalar) Ooooo, kız bu ne güzellik.
    FATMA - Maşallah de kız, maşallah
    GÜLİZAR - Hem de kırk bir kere maşallah
    GÜLCAN - Aman Gülizar dalga geçme
    GÜLİZAR - Allah beni erkek yaratacaktı ki. (Gülcan'ı öper) Kaptırır mıydım başkalarına?
    FATMA - Ne Gülizar, yoksa kızımı kıskandın mı?
    GÜLİZAR - Yok ya yenge, niye kıskanayım, sadece vuruldum.
    GÜLCAN - Sen benden de güzelsin
    GÜLİZAR - Neyse hadi çıkalım. Yenge hoşça kal (Gülcan ile birlikte çıkarlar, Fatma kapıyı kapatıp, iskambil kağıtlarını çıkarıp fal açar)
    FATMA - Oh be, uzun zamandır yalnız kalmamıştım. Kafamı dinleyeyim azcık. Bir yandan Osman'ın dırıltısı, bir yandan hocanın zırıltısı, bir yandan Gülcan'ın mırıltısı, başım türlü tenceresine döndü. (gözü teybe ilişir, teybi açar, fala bakmaya devam eder. Kapı çalınır, iskambil kağıtlarını aceleyle toplar koynuna sokar, başını örtüp, hasta numarası yaparak kapıya doğru yürür, teybi fark eder, geri döner teybi kapatacağına iyice açar sesini, sonra kapatır, kapıya yönelir) geldim, geldim.(kapıyı açar)
    OSMAN - Niye geç açtın kapıyı (içeri girer)
    FATMA - Uyuyordum
    OSMAN - Neden?
    FATMA - Görmüyor musun hastayım.
    OSMAN - (Teybi göstererek) müzik hastası. Bunu niye çıkardınız, ben saklamıştım
    FATMA - Gülizar çıkarttırmış.
    OSMAN - Bu da fazla ileri gidiyor..Gülcan nerede?
    FATMA - Gülizar ile çarşıya çıktılar
    OSMAN - (Sinirli) Niye bıraktın?
    FATMA - Osman gene başlama, ne yani kızı eve hapis mi edeceğim? Gitsin gezsin.
    OSMAN - Tamam Fatma bağırma, başını örttü mü bari?
    FATMA - Kız istemiyor örtmek, zorla mı?
    OSMAN - Hoca görmese bari. Müteahhitle konuştum, bize üç kat verecek. Birinde otururuz, ikisini kiraya veririz, sonra gel keyfim gel. Hoca cayarsa hepsi yatar.
    FATMA - Arsasına da, apartmanına da, katına da hocasına da başlayacağım şimdi. İstemiyorum Osman, hiç birini istemiyorum. Kızım mutlu olsun yeter. Şimdiye dek bir şey diyemedim, ama kızım hocayı sevmiyor işte. Cayarsa caysın, daha iyi. Kızımı mutsuz görmeye dayanamam ben, senin yüreğin kaldırır mı Osman?
    OSMAN - (Biraz düşünür) O Deli kız hepinizin aklını çeldi. O geldikten sonra bana bayağı diklenmeye başladınız. Bir de okumaya gelmiş. Bu yaştan sonra ne öğrenecek? Hem öğrendikleri de ortada. Saçma sapan sözlerine siz de uyuyorsunuz. Onun yaşıtlarının çocuğu bile var. Ama o, dilinin yüzünden bak evde kalmış. Kim alıp deliyi başına bela eder. (kapı sertçe vurulur)
    FATMA - (kapıyı açar) Ne oldu, soluk soluğasın böyle?
    ESAT - Gülcan'ın o edepsizle çarşıya çıktığını duydum. Doğru mu?
    FATMA - Hoca doğru konuş. Hem sen ne karışıyorsun, daha ortada fol yok yumurta yok.
    ESAT - Biliyorsun Fatma hanım, caddeler züppelerden geçilmiyor. Başını örtmüş müydü?
    OSMAN - Tabi ki örtmüştür hoca
    FATMA - Hayır örtmedi, üstelik mini etek giydirdim, tırnaklarını, dudağını da boyadım.
    ESAT - (kapıya doğru yürür) Fatma hanımda amma sinirliymiş (çıkıp gider)
    OSMAN - Rahat ettin mi? (biraz evin içinde dolaşır) Ben garaja Sakine yengemi almaya gidiyorum.(çıkıp gider)
    FATMA - Oh be. Benimde erkekliğim tuttu, nasıl attım ama fırçayı. Şimdiye dek sesim çıkmadı diye fazla ileri gittiler.(Koynundan iskambil kağıtlarını çıkarır fal açmaya devam eder) Caddeler züppe doluymuş, şeytan kılıklı senin için, dışın her yanın züppe. Sen önce kendine bak domuz (kapı çalınır) aman bir fal açtırmadılar. Kim o?
    GÜLİZAR - Yenge biz geldik (Fatma kağıtları koynuna doldurur, kapıyı açar)
    FATMA - Hoş geldiniz kızlar. (içeri geçer otururlar) neler yaptınız bakayım?
    GÜLCAN - Ooooooo..
    FATMA - Ne ooo su, anlatsana
    GÜLCAN -(Gülizar'ı öper) anne birlikte de çıkarız değil mi?
    FATMA - Çıkarız tabi. Ha siz gittikten sonra Babanla Hoca geldi. Duymuş sizin çarşıya çıktığınızı
    GÜLİZAR - Eee..ne oldu, neler söylediler?
    FATMA - Ne olacak, bastım ikisine de kalayı. Hoca ardına bakmadan gitti, Osman da garaja Sakine ablayı almaya gitti. (Kenan evin önünde dolaşmaya başlar)
    GÜLİZAR - Çok oluyor mu gideli?
    FATMA - Epey oldu (Gülcan pencereye doğru yaklaşır Kenan'ı görür, Fatma'ya çaktırmadan Gülizar'a işaret eder. Gülizar pencereye yaklaşır Kenan'ı görür ve Gülcanla birlikte kahkaha atmaya başlar) Ne kıkırdıyorsunuz kız?
    GÜLCAN - Yok bir şey anne
    FATMA - Bir şey yoksa ne gülüyorsunuz? Gülizar, neler oluyor?
    GÜLİZAR - (pencereye doğru yaklaşır Kenan'a bakar) önemli bir şey yok yenge ya
    FATMA - (pencereye doğru yaklaşır Kenan'ı görür) Kim bu? Kız yoksa peşinize mi takıldı? (birlikte gülerler) hanginize? (Kızlar birbirini parmağıyla gösterir, yeniden gülerler)
    GÜLİZAR - Ne bilelim yenge ya, istersen gidip soralım peşimize mi takıldın diye? (Çantasından bir kaset çıkarır) yenge bir kaset aldık, dinlemek ister misin?
    FATMA - Koy bakalım (Gülizar, disko kasetini teybe koyar ve ayak uydurarak dans eder, Fatma bir süre Gülizar'ı izleyerek dinler) bu ne kız, vığ vığ, bende doğru dürüst bir şey sandım.
    GÜLİZAR - göreceksin bu kaset ne işlere yarayacak. (kalça kıvırıp, göbek atar, Gülcan'ın elinden tutar) sende oynasana kız. (Gülcan pencereye yaklaşır yine Kenan'ı görür, Gülizar'a işaret eder, gülmeye başlarlar. Osman ile Sakine kapıyı çalar, Fatma kapıyı açar)
    FATMA - Sakine ablaaaaaa. (sarılırlar)
    OSMAN - Yenge hele bir otur ya konuşursunuz sonra (Sakine geçer oturur,)
    GÜLCAN - Hoş geldin yenge (elini öper)
    SAKİNE - Hoş bulduk kızım
    GÜLİZAR - Anne hoş geldin (boynuna sarılır)
    SAKİNE - Hoş bulduk. Yoruldum ya.
    GÜLCAN - Ben bir çay yapayım yorgunluğuna iyi gelir (içeri gider)
    FATMA - (Sakine' nin yanına oturur) Ee abla, Hatice, çocuklar nasıl?
    SAKİNE - (üzüntülü bir halde) iyiler
    GÜLİZAR - Anne, hayrola bir şey mi var?
    SAKİNE - Yok kızım bir şey yok (ağlamaya başlar)
    FATMA - Ablaaaa,
    OSMAN - (sırıtarak) Kızı Hatice'den ayrılmak üzmüştür, ne varıyorsunuz üstüne
    GÜLİZAR - Öyle mi anne?
    SAKİNE - Belki de
    GÜLİZAR - Hadi anne ya, söylesene ne oldu?
    SAKİNE - Bir şey yok dedim ya kızım. Osman, Fatma hayırlı olsun Gülcan'ı sözlemişsiniz
    OSMAN - Sağol yenge. Darısı Gülizar'ın başına
    GÜLİZAR - Ben istemiyorum, daha okuyacağım.
    OSMAN - Geleni gideni, isteyeni çok oldu, bende hayırlı kısmet diye verdim birisine
    FATMA - Osmaaaaan, geleni gideni ben niye görmedim?
    OSMAN - Ya yolda görüp söylüyorlardı bana, ondan söyledim.
    SAKİNE - Osman huyunu hiç değişmemişsin
    FATMA - Abla tam tersi üstüne koydu da koydu
    OSMAN - Ne yanı siz bana yalancı mı diyorsunuz şimdi? Fatma, iftira atma bak, Şeyh hazretlerimiz diyor ki
    SAKİNE - Osman sen ne zamandan beri şeyhlerle ilgilenmeye başladın? Eskiden sadece camiye giderdin, o da tespih çalmak için (gülüşürler)
    OSMAN - Hepsini tövbe ettim.
    FATMA - Abla, Osman kızı hocaya verdikten sonra böyle oldu. Gülcan'ın sözlüsü hoca ya.
    SAKINE - Bildiğimiz cami hocası mı? Yani imam?
    FATMA - Evet. (hüzünlü bir halde) öf.
    SAKİNE - Ne o Fatma sen gönülsüzsün galiba?
    FATMA - Hem de nasıl. Osman kızı yaktı. (Osman bozulur çıkar) Nereye Osman? (Osman cevap vermez) Gidip hocayı getirecek sen de gör diye. (Gülcan çayları getirir)
    SAKİNE - İyi gelsin de görelim.
    FATMA - Ama abla, Gülizar hakkından geliyor hocanın (güler)
    SAKİNE - Gülcan, senin hoca da gönlün var mı?
    GÜLCAN - Ay yenge, şeytan görsün yüzünü.
    GÜLİZAR - Anne hoca gelince siz içeri geçin. Bir planımız var.
    SAKİNE - Kötü bir şey yaparsan öldürürüm seni
    GÜLİZAR - Ben kimin kızıyım. Kötü bir şey yapar mıyım? (Kapı çalınır, Gülcan aceleyle çayları toplar, Osman ve Esat içeri girer)
    ESAT - Selamunaleyküm. Sefalar getirdin yenge.
    SAKİNE - Safa bulduk oğlum.
    OSMAN - Yenge bu damadımız Esat hoca
    GÜLİZAR - Hoş geldin hoca efendi
    ESAT - Hoş bulmadık. Senin olduğun yerde şeytan vardır.
    GÜLİZAR - Bunu da şeyh hazretleri mi diyor?
    ESAT - Hayır, bunu ben diyorum
    GÜLİZAR - Aman ne iyi, senin kendine ait sözlerin de varmış.
    OSMAN - Gene başlamayın. (Gülcan içerden çıkar)
    ESAT - Osman ağam görüyorsun işte. Deli olacağım ya.
    GÜLİZAR - İşte o an yakındır hoca efendi.
    SAKINE - Maşallah damadınız tığ gibi.
    ESAT - Teveccüh ediyorsunuz yenge hanım, sağolun. Ama kızınız hiç size benzememiş.
    SAKİNE - Oğlum o daha gençtir, aklı ermez böyle şeylere. Osman hadi biz içeri geçelim, sözlüleri baş başa bırakalım. (hepsi içeri geçer, Gülcan ile Esat sahnede kalmıstır)
    ESAT - Ne anlayışlı bir kadın. Değil mi Gülcan'ım, cananım.
    GÜLCAN - Çok konuşuyorsun.
    ESAT - Kız sen ne biçim konuşuyorsun? Anlaşıldı, o eli seni de hırçınlaştırmış. Ama ben seni bir okur üflerim, bir şeyin kalmaz. (sırıtarak, oturduğu yerden kalkar, Gülcan'a yaklaşır kollarından tutmaya çalışır, Gülcan elinden kurtulur. Gülizar içerden çıkar)
    GÜLİZAR - Oooo, hoca efendi pek de hızlıymışsın. Hele dur ya acelen ne?
    ESAT - Hey allahım, ne zaman kurtulacağım ben bundan?
    GÜLİZAR - Sabret hoca efendi sabret (Bir sigara yakar, evin içinde dolaşmaya başlar, sigarayı bitirmeen Gülcana uzatır) Al sen iç kız, midem bulandı (Gülcan sigarayı alır içmeye başlar, Gülizar cantasında iki çiklet çıkarır, birini ağzına atar, diğerini Gülcan'a verir) Hadi bakalım kim daha büyük şişiriyor? (Esat şaşkın bir halde izlemektedir. Gülizar teybi açar, başlar dans etmeye, Gülcan'ın da elinden tutup oynamayı sürdürürler. Çikleti şişirip şişirip patlatırlar. Gülizar dans ederek pencereye doğru yaklasır, Kenan'ı görür, Gülcan'a işaret eder. Gülcan da pencereye yaklaşır, Esat dayanamaz süratle ayağa kalkar, sinirli bir şekilde pencereye doğru yaklaşır ve Kenan'ı görür)
    ESAT - Kim bu züppe? (Gülizar Esat2a Gülcan'ı işaret eder) El aleme ne bakıyorsun (Gülcan'ı kolundan hızla pencerenin önünden çeker)
    GÜLCAN - Sana ne be.
    ESAT - Ne demek sana ne, zevcem olacaksın. Hem sen nasıl biriymişsin böyle kırkoynaşlı? O sakız çiğnemeler, o sigara içmeler, oranı buranı sallamalar. Bende seni edepli sanmıştım. Tüüü sana
    GÜLCAN - Asıl sana tü,
    GÜLİZAR - Edepsiz sensin asıl hoca, hiç sordun mu kıza bende gönlün var mı diye?
    ESAT - Sen sus mendebur, zaten senden geldikten sonra böyle oldu. (bağırarak) Osman ağa, Osman ağa (parmağındaki yüzüğü çıkarmaya çalışır. Osman, ardından diğerleri içerden çıkar, Esat yüzüğü Osman'a fırlatır) Al, al kızını başına çal. Edepsizi ben kendime zevce olarak almam. (Gülizar ve Gülcan gizlice bakışıp güler, Osman sinirlenir)
    OSMAN - Sen ne diyorsun Hoca? Edepsiz senin anandır, dürzü, defol çık.
    ESAT - Edepsiz kızını züppelere verirsin, vazgeçiyorum ben kızını almaktan da arsayı vermekten de (yavaş yavaş çıkar)
    OSMAN - Senin de, arsanın da, (Esat'ın üzerine yürür, Fatma araya girer, Esat kaçar)
    FATMA, Osman'ımmmm. (Fatma Osman'a, Gülcan önce Gülizar'a sonra Osman'a sarılır)
    OSMAN - Canım kızım. Senin mutsuz olacağını hissediyor, bahane arıyordum.
    FATMA (Gülizar'a sarılır) Bize, ne büyük iyilik ettin, sağol Gülizar (kapı çalar, kapıyı Fatma açar, Esat kapıdan seslenir)
    ESAT - Yüzükleri ben almıştım, ikisini de geri istiyorum.
    OSMAN - (iki yüzüğü de verir Esat'a) Bir daha görünme gözüme
    SAKİNE - Her şeyin hayırlısı olsun. Herkes memnun gördüğüm kadarıyla. O zaman demek ki bir musibetten kurtuldunuz.
    FATMA - Musibet ki ne musibet (Osman çıkar)
    SAKİNE - Nereye Osman, biletimi almayı unutma?
    OSMAN - Tamam yenge
    FATMA - Aaaa abla, bir gece kalsaydın bari
    SAKİNE - Gitmeliyim Fatma, gitmeliyim, gitmeliyim, (ağlar)
    GÜLİZAR - Anne sende bir haller var? Söylesene allah aşkına anne, kötü bir şey mi var?
    SAKİNE - Hatice'ye canım sıkıldı
    GÜLİZAR - Ne oldu anne? Ablam hasta mı yoksa?
    SAKİNE - Keşke hasta olsaydı da üzüldüğüme yanmazdım o zaman
    FATMA - Abla, ne demek bu şimdi?
    SAKİNE - Hatice'yi oynaşıyla yakaladım. Kocası neyse de, iki çocuğundan bile utanmadan. İçeri girmeden gittiğim otobüsle geri döndüm. (bir süre sessizlik olur)
    GÜLİZAR - Kocaya verirken gönlü var mı yok mu diye sormadınız, üstelik başka birinde gönlü olduğunu bile bile sırf zengin diye sevmediği o adama verdiniz. Ablam da iyi etmemiş ama. Anne oynaşı kimmiş, tanıdık biri mi?
    SAKİNE - (Ağlayarak) Evet kızım, tanıdık biri, hem de çok tanıdık biri.
    GÜLİZAR - Kim?
    SAKİNE - Ahmet.
    GÜLİZAR - (Şaşkın bir halde) Ahmet
    SAKİNE - Gülenaz'ın Ahmet.
    GÜLİZAR - Anne o asker değil mi?
    SAKİNE - Firar mı etmiş ne. (Gülizar ağlayarak içeri kaçar, Gülcan peşinden gider)
    FATMA - Ne oldu bu kıza
    SAKİNE - Fatma, ne bileyim, Gülizar'ın Ahmet'i sevdiğini biliyorum. Bu yüzden daha çok yıkıldım ya.
    FATMA - Anaaaaaaa. Vay namussuz herif. Hem Gülizar, hem Hatice ha..(Osman gelir)
    OSMAN - Yenge bugün tek otobüs var ve yarım saat sonra kalkıyor, ancak yer bulabildim. Elini çabuk tutmazsan bu gece burada kalırsın.
    SAKİNE - Tamam Osman hemen kalkıyorum. (kalkıp hazırlanır)
    FATMA - (içeri bağırır) Kızlaaar! (İçerden çıkarlar, Gülizar ağlamıştır)
    OSMAN - Yenge ben caddeye çıkıyorum (çıkar)
    SAKİNE - Gülcan Gülizar'ı yalnız bırakma (sarılıp öper) size emanet.
    GÜLCAN - Hiç merak etme yenge
    FATMA - (sarılarak) Abla keşke bir gece kalsaydın ya. Neyse yolun açık olsun
    SAKİNE - Belki bir daha gelirim, o zaman kalırım. Hadi kızım kendine iyi bak. Sık sık haber gönder. (Gülizar'ı öper)
    GÜLİZAR - (Kısık sesle) babama söyle bana biraz para göndersin, kitap falan alacağım.
    SAKINE - Tamam kızım. (çıkar, diğerleri Sakine gözden kayboluncaya kadar izler, sonra kapıyı kapatırlar)
    FATMA - Ben mutfağa geçiyorum, şöyle güzel bir ziyafet çekelim bugün kendimize. hak ettik değil mi kızlar (içeri geçer)
    GÜLİZAR - (Ağlamaya başlar, Gülcan yanına oturur, Gülizar başını Gülcan'ın omzuna koyar) Oysa ne kadar çok seviyordum ben onu Gülcan. Üstelik ablamla. Bu nasıl vicdan Gülcan. Allah belanı versin senin Ahmet. Demek bana ilgisi ablama yakın olabilmek içindi.
    Nasıl bağlanmıştım sana. Yıktın tüm hayallerimi.
    GÜLCAN - Boş ver Gülizar. Üzülme. Dua et de şimdi haberin oldu. Hem o keyfine bakarken senin onun için üzülmen niye?
    GÜLİZAR - Haklısın Gülcan. Ama içim yanıyor. Nasıl inandım ona ben, nasıl fark etmedim şimdiye kadar. Bu yüzden kızıyorum kendime.
    GÜLCAN - (Biraz dolaştıktan sonra pencereye yaklaşır, Kenan'ı görür, Gülizar2a işaret eder) Gel, gel. İşte sana Ahmet'i unutmak için bir fırsat (Gülizar pencereye yaklaşır, Kenan'ı görür)
    GÜLİZAR - Senin ki değil mi, hani şu komşunun oğlu dediğin?
    GÜLCAN - Yoooo.
    GÜLİZAR - Peşimize takıldığında seninki sanmıştım ben.
    GÜLCAN - Bence o senin için gelmiştir.
    GÜLİZAR - Nerden biliyorsun?
    GÜLCAN - Öyle hissediyorum. İstersen öğrenelim.
    GÜLİZAR - Nasıl öğreneceğiz?
    GÜLCAN - Sen çaktırmadan izle beni. (Gülcan kapıyı açar, Kenan kapının açıldığını görünce saklanır, Gülcanın çıktığını görür ve saklandığı yerden çıkar. Gülcan evin arkasına doğru yürür. Kenan olduğu yerde kapıyı izlemektedir. Gülizar pencereden Kenan'ı izler. Gülcan geri gelir, kapıyı kapatır) Gülizar şimdi de sen git.
    GÜLİZAR - Peki. (kapıyı açar, Kenan kapının açıldıgını görünce tekrar saklanır, Gülizar'ı görüp saklandıgı yerden cıkar. Gülizar evin arkasına doğru yürür, Kenan peşinden gider. Gülcan onları izlemek için evden dışarı çıkar ve evin arkasına dogru bakar)
    GÜLCAN - Demedim mi bu çocuk Gülizar için gelmiş. Aaa, konuşuyorlar. Tokalaştılar. Dönüyorlar, aman beni görmesinler (hızlıca eve girer. Kapıyı kapatır. Gülizar ile Kenan görülürler)
    KENAN - Seni bekleyeceğim.
    GÜLİZAR - Gelmeye çalışırım dedim ya.
    KENAN - Hoşça kal.
    GÜLİZAR - Güle güle. (içeri girer, Kenan gözden kaybolur)
    GÜLCAN - Bak gördün mü, demedim mi senin için gelmiş. Ne oldu anlatsana?
    GÜLİZAR - Tanışmak arkadaş olmak istedi. İyi birine benziyor.
    GÜLCAN - Sizi izledim. Sen de hiç naz yapmasını bilmiyorsun.
    GÜLİZAR - Hoşuma gittiyse niye naz yapayım ki?
    GÜLCAN - Adı ne, ne iş yapıyormuş?
    GÜLİZAR - Kenan. Bir konfeksiyon atölyesinde çalışıyormuş. Aa bak belki çalıştığı yerde bana iş ayarlar. Bir birimiz tanımak için buluşmak istedi ben de kabul ettim. (Çantasında Ahmet'in mektuplarını çıkarıp yırtar) seni de yüreğimden böyle söküp atacağım Ahmet.
    GÜLCAN - Aman Gülizar, dikkatli ol. Ahmet'i unutacağım diye bir hata yapma. Bunun da seni üzmesine imkan verme.
    GÜLİZAR - Haklısın, dikkatli olurum. (Fatma içerden çıkar)
    FATMA - Osman daha gelmedi mi?
    GÜLCAN - Hayır anne daha gelmedi babam. (içeri geçip türkü söylemeye başlar)
    FATMA - Eh bende biraz oturayım. Gülizar, Gülcan'ı epey oldu böyle neşeli görmeyeli. Hoca çıktı çıkalı kız somurtkan olmuştu. Sayende gülüyor şimdi. Ne güzel değil mi? (Gülizr başıyla onaylar) Şimdi de senin moralin bozuk.
    GÜLİZAR - Ablama canım sıkıldı yenge.
    FATMA - Olan olmuş. Siz ona bakın, ders çıkarın, aynı hatalara düşmeyin. Gerçi sen cahil değilsin, ne yapacağını bilirsin. (Osman girer)
    OSMAN - Bugün amma yoruldum. (oturur. Gülcan'ın türkü söylemesini uyar) bakıyorum keyfi yerinde. En sonunda analı kızlı erdiniz muradınıza. (Gülcan içerden çıkar) Gel benim kınalı kuzum. (Gülcan'a sarılır) Kızım baban senin mutsuz olmanı ister mi? (herkes susar, sessizlik bir süre devam eder) Ne oldu ya? Cenaze evi gibi, ne bu sessizlik? Konuşsanıza, anlatıp gülsenize. Sen Gülizar, Niye susuyorsun?
    FATMA - Doğru söylüyor Gülizar, bu eve neşe seninle girdi, gülmek senin eve ayak basmanla başladı.
    GÜLİZAR - Bugün çok konuştum, sanırım yoruldum.
    OSMAN - İyi iyi, başka bir şey olmasın da. Ben biraz dinleneceğim (içeri geçer, Gülcan teybi açar)
    FATMA - Kızlar fazla gürültü çıkarmayın, bende biraz dinleneyim (içeri geçer)
    GÜLİZAR - (birer sigara yakarlar) Şu erkek milletine hiç güvenmeyeceksin. İstediğini elde edinceye kadar kedi ciğere dolanır gibi dönüp durur etrafında, sonra da yapmadıklarını bırakmazlar, lanet olsun.
    GÜLCAN - Ama Gülizar, bir öyle diye bütün erkekleri aynı kefeye koyman doğru değil ki.
    GÜLİZAR - Evet hepsi öyledir. Aynı hamurdan yoğrulmamışlar mı? Dostça yakınlık gösterirsin, bu kız bana aşıktır der, yanlış değerlendirirler. Seversin, sevdiğini ifade edersin, sevse de sevmese de, bende seni seviyorum yalanına başvururlar. Gerçekten sevseler bile güzel birini gördüklerinde çözülür dizleri, dilleri, uçkurları. Öf ya, öf ya (teybi kapatır sinirli bir şekilde oturur) Bende de suç var. Hemen kapılıveririm.
    GÜLCAN - Bundan sonra daha dikkatli olmak gerek. İyice tanımadan bilmeden, öyle hoşlanıverdim deyip de kendi mutsuzluğuna davetiye çıkarmamalısın. Yine de sen doğruyu geç de olsa görebiliyorsun. Daha beterlerini düşün. Zoraki evlilikler, istenmeden yapılanlar! Evden kaçmalar, hayata küsmeler, intiharlara, isyanlara neden olan aşklar! Sen kötü bir şey yapsan da kendim ettim kendim buldum deyip ya kendi kendini cezalandırırsın ya da iyi ki yaptım deyip yarına bakarsın. Ama ya onlar? Var mı onların bakacakları bir yarınları? Kimi suçlasın, kimi cezalandırsınlar? Ne yapsalar hor ve haksız görülürler. Ama neden yaptı diye sorulmaz hiç. Yanlış denilen bir hareket de bile sorgulamadan yargılamadan ölümle burun buruna gelirler ve hatta yenik düşerler. Ama sen, birisi bir şey söylediğinde sana ne deyip restini çekebilirsin. Bu yüzden bütün erkeklere sitem etmen yersiz. Kaldı k, sen ona kucak açmazsan o sana koşar mı?
    GÜLİZAR - Haklısın, haklısın (bir an susarlar, Gülcan içeri geçer, Gülizar ise pencereye gelip dışarıyı seyreder. Sahnenin ışıkları yavaş yavaş söner ve kararır. Sahne aydınlandığında Gülizar pencerededir, Kenan sokakta görülür, Gülcan içerden gelir, Gülizar Kenan'ın geldiğini işaret eder, Fatma da içerden çıkar. Gülizar, Gülcana'a eliyle ben gidiyorum işareti yapar, bunu Fatma görmez.Gülcan gülümseyip başıyla onaylar) Yenge ben gidiyorum.
    FATMA - Nereye (Osman içerden çıkar)
    GÜLİZAR - Kayıt yaptırmaya. Fazla kalabalıklaşmadan sıra kapayım.
    OSMAN - Bekle birlikte gidelim.
    GÜLİZAR - (Panik bir halde) Senin gelmene gerek yok amca, ben başımın çaresine bakarım. (aceleyle çıkar)
    OSMAN - (Pencereye gelir, Gülizar'ın Kenan ile gittiğini görür) Allah allah, o da kim?
    FATMA - Kim kimdir Osman? (Osman cevap vermeden aceleyle çıkar) Ne oldu buna, niye öyle acele çıktı?
    GÜLCAN - Ne bileyim anne ben. (Fatma da Osamn'ın ardından çıkar) Öf, şimdi kopacak kıyamet. Eğer babam ikisini birlikte görürse, derhal evleneceksin derse hiç şaşmam. (gergin bir halde dolaşmaya başlar. Osman sinirli bir şekilde içeri girer, ardından Fatma gelir)
    FATMA - Ne oldu Osman, anlatsana ya, ne bu kızgınlığın, öldüreceksin meraktan
    OSMAN - Demek kayıtlar artık pastane de yapılıyor? Kayıt yaptırmaya gidiyorum amca, sen gelme (Gülizar'ı taklit eder) Şuna bak ya, iki günde buldu oynaşını. Mahalleden bir gören olursa, bir duyulursa rezil olduk gittik.
    FATMA - Osman dur hele, oynaşı olduğunu nerden biliyorsun? Bir erkek ile bir kız yan yana geldiğinde oynaş mı oluyor?
    OSMAN - Evet, oynaş oluyor. Daha iki gün oldu Fatma, söyletme beni. (sinirli bir şekilde Gülcan'a) Kız seninde buna uyduğunu görmeyeyim, kemiklerini kırarım. Ağabeyim de sansın ki, kızım amcasına okumaya gitti. Okuyor, pastane de okuyor. Ya Fatma, Gülcan'ı okuldan aldığımda kıyamet koparmıştınız. Bıraksaydım de böyle mi olsaydı?
    GÜLCAN - Baba sende hep kendini haklı çıkarırsın
    OSMAN - Bak Fatma bak, iki günde bu bile yoldan çıktı, babaya karşılık veriyor (Gülcan'a vurmak ister, Fatma araya girer)
    FATMA - Gülizar'a kızdıysan, kızın ne suçu var? Niye kızın kalbini kırıyorsun? (Fatma Gülcan'ı alıp dışarı çıkar)
    OSMAN - Ne var ya karşıma böyle dikilmeseler analı kızlı. Benim Kocalık, babalık gururumla oynamasalar. Ah bir iş bulabilseydim. Biraz param olsaydı, ağızlarını açtıkalrında azcık sus payı diye tıksaydım ağızlarına, böyle konuşurlar mıydı karşımda. O zaman varsa da yoksa da Osman. Ama nerede, cep delik, bir sigara parası bile yok. Of ya, bugün de sigarasızım. Kahveye gitsem artık ikram bile etmezler. İş ararsın yok, para yok. Ne diye geldim ki köyden? Elimiz para, kıçımız rahat görecek sandık. Rahatımızı tepmişiz. Otursaydım köyde, ekerdim, biçerdim, kimsenin eline bakmazdım. Çoluk çocuk sesimi duyduğunda delik arardı. Ama şimdi, kimsenin adam yerine koyduğu yok. Babam hep derdi, oğlum gurbetin lokması büyüktür, yiyemezsin, güler geçerdim, lokmaları ufaltarak yerim baba deyip birde alay ederdim. Ah benim akılsız başım ah. (Pencereye yaklaşır, postacı sesi duyar)
    SES - Gülizar Yolcu var mı bu adreste?
    OSMAN - (Kapıya çıkar) Evet yeğenimdir.
    SES - Bir mektup var ona
    OSMAN - Tamam ben geliyorum almaya (sahneden kaybolur, az sonra elinde bir zarf ile geri döner ve zarfı açarak içeri girer ve zarfın içindeki parayı görünce sevinir) Para. Para. Hem de kendi ayağıyla gelen para. Allahım sen ne büyüksün. (parayı cebine koyar, mektubu mırıldanarak okumaya başlar) Kızım sana şimdilik bu kadar para gönderebiliyorum. Yetmezse Osman amcandan alırsın. (Osman kahkaha atarak) Osman amcandan alırsın, Osman da para bok gibi..(Fatma ile Gülcan'ın konuşmalarını duyar ve aceleyle mektubu cebine sokuşturur, Fatma ile Gülcan içeri girer) Nereye kayboldunuz?
    FATMA - Nereye olacak, pastaneye. Osman hemen oynaş yakıştırmasını yaptın. Gülizar yanındaki çocukla bir konfeksiyon atölyesine girdiler. Gülizar makineye oturdu. Anlaşılan o ki, çocuk ona iş ayarlamış.
    OSMAN - Siz öyle sanın. Ben hele bir bakıp geleyim. (dışarı çıkar)
    GÜLCAN - Anne bu takiplerin sonu ne olacak? Babam bırakıyor sen başlıyorsun, sen bırakıyorsun babam başlıyor.
    FATMA - Ne bileyim kızım. Neyse gelsin tembihleriz, bizim ve kendinin başına iş açacak şeyler yapmamasını söyleriz.
    GÜLCAN - Bir erkekle arkadaş olmak o kadar kötü mü? Yani hemen namus damgasını vurdunuz.
    FATMA - Tabi ki kötü değil. Am iki günde tanımadığın bilmediğin birinin yanında ne işi var? Bu kötü işte. Bak kızım o çocuğu benim gözüm tutmadı hiç. Sen sen ol sakın tanımadığın bilmediğin kimseye yakınlık gösterme, gösterenlere de yüz verme.
    GÜLCAN - E anne o zaman nasıl tanıyacağız? Fal mı baktıracağız, ya da birilerinin bize kendince anlatmasını mı bekleyeceğiz? Tuhafsınız anne ya (Gülizar içeri girer)
    GÜLİZAR - Ben geldim. 8Fatma'nın boynuna sarılır, öper) nasılsın yenge? (Fatma cevap vermez, Gülizar şaşırır Gülcan'a sorar) Ne oldu?
    GÜLCAN - Boş ver.
    FATMA - (Sinirli) Kız hani sen kayda gidiyordun, pastane de ne işin vardı?
    GÜLİZAR - Boş vakitlerimde konfeksiyon da çalışacağım. O çocuk ayarladı bu işi. Böylece masraflarımı da çıkarmış olurum, fena mı?
    FATMA - Ama çok yakın ve samimi davranıyordunuz birbirinize
    GÜLİZAR - Nereden biliyorsun? Yoksa izlediniz mi beni?
    FATMA - Osman amcan görmüş. İki günde bu kadar samimi olunur mu? Senden beklemezdim doğrusu. Sana güveniyordum ben.
    GÜLİZAR - Kötü ne yapmışım ben yenge?
    FATMA - İyi bir şey mi peki yaptığın? Ya mahalleden biri görmüşse, duyulursa rezil olmaz mıyız? (Gülizar bir şey söylemez, şaşkın bir halde dışarı çıkar, Kenan ile karşılaşır, birlikte sahneden kaybolurlar) Kız bak bakayım nereye gitti.
    GÜLCAN - (Pencereden bakar) görünmüyor anne. (Fatma Gülizar'ın ardından dışarı çıkar)
    Ya ben şimdi bu işin içinden nasıl çıkılacak diye merak ediyorum. Annemler mi hatalı, Gülizar mı? (az sonra, Önde Gülizar, arkasında Fatma, içeri girer. Osman Kenan'ı kolundan tutup içeri sokar)
    GÜLİZAR - Amca sen ne yapmaya çalışıyorsun (sinirli bir şekilde)
    OSMAN - Sus bana amca deme. Seni utanmaz seni. El aleme rezil mi edeceksin beni?
    GÜLİZAR - (ağlayarak) Amca yanlış bir şey yapmadım ben ya. Onurumu, gururumu incitiyorsun.
    OSMAN - (Kenan'a döner) Ayıp değil mi yaptığın?
    KENAN - Sen ne diyorsun amca ya, ayıp olan nedir?
    OSMAN - Sus namussuz herif.
    KENAN - Amca ileri gidiyorsun ama (kızar)
    OSMAN - Ha tabi siz ileri gidince iyi. Bu işi nikah temizler
    GÜLİZAR - Amca ya saçmalama ya.
    KENAN - Nikah mı? (kahkahayla güler) Olur. İki hanımlı evde yaşamak zevkli olur.
    GÜLİZAR - Neler saçmalıyorsunuz ya (bağırır)
    KENAN - Ya amca ben evli barklı bir insanım. İki de çocuğum var.
    GÜLİZAR - Neeeeee? Bana niye söylemedin?
    KENAN - Söylemem mi gerekirdi? Sen iş mi arıyorsun, eş mi?
    GÜLİZAR - Allahım, ya nedir bu yaşadıklarım? kendimi hiç bu kadar aşağılanmış hissetmemiştim (ağlayarak içeri kaçar)
    OSMAN - Evlisin üstelik, utanmıyor musun kızın peşinde dolaşmaya?
    KENAN - Ne diyorsunuz siz ya?
    OSMAN - Delikanlılığa yakışır mı bu senin yaptığın?
    KENAN - Ya amcacığım, sandığınız gibi bir şey yok ya, nerden çıkarıyorsunuz?
    OSMAN - Ayıp, ayıp. Birde kıvırıyorsun?
    KENAN - Öfff. Sıktınız ha. Mecbur muyum hesap vermeye size? Ne haliniz varsa görün. (sinirli bir halde çıkıp gider)
    OSMAN - Şuna bak, hem suçlu hem güçlü. Bu kız nereye gitti?
    GÜLCAN - İçerdedir (Osman bir sigara yaakr)
    FATMA - Nerden buldun o sigarayı?
    OSMAN - Bir arkadaşımdan borç aldım.
    FATMA - Yalan söyleme Osman, sana kimse borç vermez. Yoksa çaldın mı?
    OSMAN - Fatma bana haksızlık ediyorsun, günahımı alıyorsun. Bu yaştan sonra hırsız damgası da vuracaktın ha, yazıklar olsun
    FATMA - Yaparsın, yaparsın (Gülcan içeri geçer ve bir çığlık atar) Ne oldu kız? (Fatma ve Osman birlikte hızla içeri geçer)
    GÜLCAN - (İçerden) Gülizar, Gülizar (Fatma da içerden çığlık atar)
    OSMAN - (içerden) Tutun buradan çıkaralım (Gülizar'ın başından Osman ayaklarından Fatma tutuyor bir halde içerden çıkarıp kanepeye uzatırlar. Gülizar baygındır) Bayılmış mı Fatma, yoksa öldü mü?
    FATMA - Bayılmış herhalde Osman (Gülcan içerden elinde iki tane boş ilaç şişesi ile çıkar)
    GÜLCAN - Anne bak (ilaç şişelerini gösterir)
    FATMA - Osman bu kız intihar etmiş. Hemen yetiştirelim doktora.
    OSMAN - Kaldırın sırtıma, götürelim (gülizar'ı Osman'ın sırtına kaldırırlar ve Osma söylene söylene çıkar) Fatma, bu kızın dirisi de ölüsü de başımıza bela olacak. (sahneyi terkederler)
    GÜLCAN - Allahım ne olur Gülizar ölmesin. Neden yaptın Gülizar? Onurunu zedelediler kızın. Gururunu kırdılar. Öf baba öf ya. (az sonra, Fatma ve Osman Gülizar'ın kolundan tutmuş bir halde içeri girerler) Ne oldu baba, niye döndünüz?
    OSMAN - Yolda ayıldı (Gülizar'ı kanepeye yatırırlar) Ben babasına haber vereyim gelsin alsın kızını. Bununla uğraşamam.
    GÜLİZAR - Ben ölmedim mi?
    GÜLCAN - Hayır ölmedin
    FATMA - O kadar çok istiyorsan ölmeyi, git babanın evinde öl.
    GÜLCAN - Anne, ne biçim konuşuyorsun sen?
    FATMA - Sen sus kız. Rezil olacağımız yetmiyormuş gibi birde ölüsüyle mi uğraşacağız. Ondan sonra karakol karakol, mahkeme mahkeme dolaş dur. Katil deyip bizi ipe de gönderirler. (Osman elinde bir bilet ile girer)
    OSMAN - Babasındaki rahatlığa bak ya, kızın intihar etti, gel götür diyorum, benim işim var gelemem, ölüyse ölüsünü diriyse dirisini gönder diyor. Bende gittim biletini aldım.
    FATMA - İyi yapmışsın Osman, iyi yapmışsın. (Gülizar yavaş yavaş ayağa kalkar ve Osman'ın elinden bileti alır)
    GÜLİZAR - Bu bilet bana alındı demek. Fazla da vaktim yokmuş
    OSMAN - Haydi Fatma, toplayın eşyalarını hemen götüreceğim. (Osman, Fatma Gülcan içeri gider, Gülziar el çantasını alır ve kendi kendine konuşarak çıkar)
    GÜLİZAR - Bütün bu olanlardan sonra burada kalınır mı? Babama da kim bilir neler anlattılar, anlatacaklar? Oraya da gidemem. En iyi alıp başını gitmek, kimsenin bilmediği bir yerler. Belki kötülüklerden uzak dost insanlar bulur, gönlümce yaşarım. Hoşça kal Gülcan, hoşça kal kötü şehir. (saçları dağınık, sarhoş bir halde çıkıp gider. Gülcan içerden bir çanta ile çıkar)
    GÜLCAN - Anne, Gülizar yok, gitmiş
    FATMA - Gitmiş mi? (içerden çıkar)
    OSMAN - (içerden çıkar) İyi etmiş. Bende garaja kadar yorulmam.
    GÜLCAN - Ama baba kendinde değildi, ya yolda başına bir iş gelirse?
    OSMAN - Gelirse gelsin, umurumda değil. (cebinden bir sigara çıkarır bir süre sigaraya bakar ve Fatma'ya seslenir) Fatmaaaaa, (türkü söyler, perde inmeye başlar)

    Ah bir ataş ver cigara mı yakayım
    Sen salın gel ben boyuna bakayım.

    PERDE İNER
#03.07.2009 17:34 0 0 0
  • Konu: Nino Varon
    Nino Varon - Nino Varon Kimdir - Nino Varon Biyografisi

    Nino Varon, (d.1944, İstanbul), müzisyen, yapımcı

    noimage

    Kışları İstanbul'da yazları ise Büyükada'da yaşayan bir ailede büyüyen Varon'un 13 yaşında geçirdiği hastalık yüzünden saçları dökülmüştür. Liseyi Saint Michel'de tamamladı. Üniversiteye gitmeyi hiç düşünmediğini söylemiştir. Askerliğini yaptıktan sonra müzik hayatına atıldı.

    Aile yaşamı

    1970 yılında nişanlısından ayrıldığı için yazdığı "Bu akşam çok efkarlıyım, kalbim neden kan ağlıyor, bunu bir bilsen sevgilim..."onun önünü açan parça olmuştur. Yurt dışına gidip geldikten sonra daha önce tanıdığı en iyi arkadaşının kardeşi Jenny ile 1973 yılında evlendi. 1974 yılında bir oğulları olmuştur. 1995 yılında sonra Büyükada'ya yerleşti ve bir nevi emeklilik hayatı yaşamaya başladığı. 2005 yılında ise karısı Jenny'yi kaybetti.


    Mesleki yaşamı

    Askerlikten döner dönmez dönemin büyük orkestrasına sahip Şerif Yüzbaşıoğlu ile görüştü. Gitarist arayan Yüzbaşıoğlu "Biraz çalışman lazım" dediği için morali bozulduğundan babasının arkadaşı olan Odeon'un genel müdürünün teşviki ile 23 yaşında Odeon'da müzik hayatına başladı.
#03.07.2009 17:29 0 0 0
  • Jüpiter - Jüpiter Sadeliği - Ev Dizayn

    Sarkıt armatürler ile aydınlatmanın sadeliği ve şıklığı artık evlerde... Minimal tasarımları destekleyen gövdesi ve beyaz rengi ile tüm alanlarda rahatlıkla kullanılabilen EV405 ışığın sade yansımalarını evinizde hissetmenizi sağlıyor. Kırmızı gövdesi ile canlılığı evinize taşıyan EV406, kırmızı rengin parlaklığını evinde isteyenlere uygun bir çözüm oluyor.

    noimage

    Beyaz ve kırmızı cam alternatiflerinin yanı sıra, daha renkli bir görünüm sergilemek ve nostaljik bir atmosfer yaratmak isteyenlere de amber camlı EV407 seçeneği sunuluyor. Turuncu ve kırmızı gibi sıcak renkleri evinize taşıyan armatür, elipse yakın uzun camıyla zarif bir duruş sergileyerek evlerde farklı bir atmosfer yaratıyor.
#03.07.2009 17:25 0 0 0
  • Bahçenizi Renklendirmeye Ne Dersiniz - Bahçe Dizayn - Bahçe Renklendirme

    Yaz aylarının gelmesiyle birlikte evlerin bahçeleri ve havuzları daha da değer kazandı. Dinlenmek ve hoşça vakit geçirmek için tercih edilen bu alanları renklendirmeye ne dersiniz? Philips'in dekoratif LED aydınlatma ürünleri ile bahçe ve havuzlarınızda birbirinden çekici ambiyanslar yaratabilirsiniz.

    noimage

    Aydınlatma alanında alışılmışın dışında ürünler sunan Philips'in Imageo serisi, yarattığı gerçek mum etkisiyle bahçe ve havuz kenarlarını dekoratif bir şekilde aydınlatıyor. Kablosuz olmasıyla özgürce ve güvenli kullanım olanağı sunan Imageo, beyaz ışığın yanı sıra farklı renk seçenekleri de sunuyor. 10 saat şarj ile 20 saate kadar kesintisiniz kullanım ömrü bulunan seri, dilediğiniz ambiyansı klasik mumdan daha uzun süreyle ve daha zahmetsizce yaratabiliyor. Açma kapama düğmesi bulunmayan kullanımı kolay Imageo LED Mum Işığı'nı çalıştırmak için hafifçe sallayarak çevirmek yeterli oluyor.

    Aynı alanlarda farklı bir görünüm elde eldetmek isteyenler için üretilen 6'lı set Tealight'lar da gerçek mum ışığı görünümü sağlarken, 10 saat şarj ile 20 saate kadar kesintisiz kullanım sağlıyor. Portatif LED iç ünitelere sahip olan ürün yangın riski taşımıyor, rüzgardan etkilenmiyor ve ısı yaymıyor.

    Philips'in spa merkezlerinde ve havuzlarda dekoratif amaçlı kullanılmak üzere ürettiği bir diğer ürün ise Aqualight 3'lü set. 10 saat şarj ile 20 saate kadar kesintisiz kullanım sağlayan Philips Aqualight, dekoratif ve şık görünümüyle dikkat çekiyor. Havuzlar haricinde su dolu vazolarda da kullanılabilen Philips Aqualight farklı bir görünüm sergiliyor.
#03.07.2009 17:16 0 0 0
  • Aşık - Tekke Edebiyatı - Heceli Türler - Heceli Türler Nelerdir - Aşık Nedir

    A) HECELİ TÜRLER

    1) Koşma:Türk Halk şiirinin en yaygın türüdür.Hece ölçüsünün 6+5=11 ya da 4+4+3=11'li kalıbı kullanılır.Konuları bakımından koşmanın kişi ve doğa güzelliğini övenine "güzelleme",yiğitlik konusunu işleyenine "koçaklama",bir kişi ya da toplumun kötü yönlerini eleştirenlere "taşlama",yasla ilgili olanlarına "ağıt" adı verilmektedir.

    2) Semai:Halk şiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde tertip edilip özel bir ezgi ile söylenen şiirlere denir.Genellikle en az üç, en fazla beş dörtlükten oluşur.Çoğunlukla;doğa,güzellik ve ayrılık temalarını işler.

    3) Varsağı:Güney Anadolu'da "Varsak" boyu halkınca özel bir ezgi ile söylenen nazım türlerinden biridir.Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişmektedir.Varsağı, biçimce semaiye benzemekte olup semai gibi hece ölçüsünün sekizli kalıbıyla söylenmektedir.Aralarındaki fark söyleyiş biçimlerinde ve ezgilerindedir.

    4) Destan:Aşıkların sevgilerini,kahramanlık olaylarını, günlük olaylarla ilgili kimi durumları ve bazı acıklı olayları anlattıkları biçim olarak halk edebiyatı nazım türlerinden koşmaya benzeyen, koşmadan dörtlük sayısı, konu, anlatım ve ezgi yönünden ayrılan halk şiiri türüdür.

    B) ARUZLU TÜRLER

    1) Divan:Halk şiirleri arasında "divani" adıyla bilinen divan,aşık edebiyatı nazım şekillerinden olup,aruzun fâilâtün / fâilâtün / fâilâtün / fâilün kalıbıyla söylenmiş şiirlerdir.

    2) Selis:Halk edebiyatında feilâtün (fâilatün) / feilâtün / feilâtün / feilün yazılan şiirlerdir.Genellikle 19. yy aşıkları tarafından kullanılan selisin en fazla yazılan tipi gazel biçiminde olanıdır.Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip olmalıdır.

    3) Semai:Aşık edebiyatında hece ölçüsü ile yazılan semailerden başka bir de divan edebiyatının etkisi ile aruzla yazılmış semailer bulunmaktadır.Semai aruz ölçüsünün mefâilün / mefâilün / mefâilün / mefâilün kalıbıyla yazılan ve özel bir beste ile okunan aşık edebiyatı ürünüdür.

    4) Kalenderi

    5) Satranç:Aruzun mefteilün / müfteilün / mefteilün / müfteilün kalıbıyla yazılan gazel biçimindeki şiirlerdir.

    6) Vezni Aher:Aruzun müstef'ilâtün / müstef'ilâtün / müstef'ilâtün / müstafilâtün kalıbıyla yazılan şiirlerdir.

    Tekke Şiiri
    Tekke şiiri,dini ve tasavvufi halk şiiri adı ile de anılmakta olup XI. ve XII.yy'larda tanrı aşkı ve ahiret duygularını dile getiren aşıkların yarattığı bir edebiyat türünün ürünüdür.Dini ve tasavvufi halk şiirinin en önemli ustaları Ahmet Yesevi,Yunus Emre,Hacı Bayram-ı Veli vb.'dir.
    Tekke Şiirinde Türler

    1) İlahi:İlahiler, tasavvuf görüş ve anlayışını anlatan bunun inceliklerini, ilahi hikmetleri ve sırları dile getiren manzumeler olup herhangi bir tarikatın izini taşımaksızın Tanrı'yı öven,Tanrı'nın büyüklüğü ve gücünü telkin eden şiirlerdir. Dini törenlerde ve dergahlarda kendine özgü bir makamla söylenir. İlahiler dörtlükler ya da beyitlerle yazılırlar.Dörtlüklerle yazılanlar genellikle 7'li, 8'li bazen de 11'li hece ölçüsü ile koşma uyak düzeninde yazılır.Beyit ile yazılanlar ise genellikle 11,14 ve 16'lı hece ölçüsü ile bazıları ise aruz ölçüsüyle yazılır.

    2) Nefes:Dini temellere bağlı aşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir.Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud,Alevi-Bektaşi ilkeleri tarikat kurallarıyla ilgilidir.Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşma gibidir.Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7,8,11'li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır.

    3) Ayin:Mutasavvuflara has bazı hal ve hareketleri ifade etmek için ilk defa İranlılar tarafından kullanılan ayin terimi daha sonra Türk Tasavvuf Edebiyatına da geçmiş Mevlevilerin sema meclislerinde söyledikleri ilahilere verilen ad olmuştur.

    4) Tapuğ:Gülşeni tarikatında ayinler sırasında okunan şiirlere tapuğ denir.

    5) Durak:Mevlevi dışındaki tarikatların hemen hepsinde bulunan fakat genellikle Halveti Tarikatına mensup kişilerce zikrin birinci bölümünü teşkil eden Kelime-i Tevhidden sonra İsm-i Celal zikrine geçmeden önce verilen orada bir yada iki zakir tarafından her makamdan okunan,serbest olarak bestelenmiş Türkçe manzumelerdir.

    6) Cumhur:Mevlevi ve Bektaşi dergahları dışında topluca okunan ilahilere verilen addır.

    7) Hikmet:Dini ve tasavvufi halk şiirinde şairin anlayış ve sezgilerine göre din konularını işleyen şiirlere denir.

    8) Devriye:Dini ve tasavvufi halk edebiyatında devir nazariyesini işleyen şiirlerdir.Devriye;evrenin ve insanın Tanrı'dan çıkıp, tekrar Tanrı'ya dönmesi felsefesine göre yazılan tasavvufi şiirlerdir.

    9) Şathiye:Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir.Şathiyeler,mutasavvuf şairlerce söylenmiş ya da yazılmış, tasavvufi inançları dile getiren, anlaşılması yorumlanmasına bağlı şiirlerdir.

    10) Tevhid:Allah'ı, yaratılış ve kainatın aslı gibi unsurları bir arada yorumlayan manzumelere "tevhid" denir.Divan edebiyatı nazım türlerinden gazel, kaside ve mesnevi biçimlerinde kaleme alınmışlardır.

    11) Nutuk:Tekkelerde tarikat ulularının özellikle eğitici mahiyette olmak üzere söyledikleri şiirlere verilen addır.

    12) Deme:Alevi tarikatından olan tasavvuf şiirlerinin tarikatlarını ve hareketleriyle ilgili temaları işleyen, sorunlarını konu edinen şiirlerine "deme" adı verilir. Genellikle 8'li hece ölçüsüyle yazılan demeler saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.

    13) Duvaz:Düvaz imam,düvaze,imam da denilen duvazlar On İki İmam'ı öven nefeslerdir.
#03.07.2009 16:59 0 0 0
  • Konu: Caner Beklim
    Caner Beklim - Caner Beklim Kimdir - Caner Beklim Biyografisi

    Caner Beklim (d. 23 Mart 1966, Ankara) Radyo yapımcısı, organizatör, prodüksiyon ve sahne amiri, araştırmacı-yazar, müzik danışmanı, videoart yönetmeni, fotoğrafçı ve müzik prodüktörü.

    Ankara'da doğdu. 1977 yılında Ankara Atatürk Anadolu Lisesi'nde başladığı orta öğrenimini 1984 yılında İstanbul Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde başladığı yüksek öğrenimini, İstanbul Üniversitesi Radyo-Tv Yayımcılığı Bölümü'nden 1988 yılında mezun olarak tamamladı.Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi ve Sinema-TV Enstitüsü, Sinema-Tv Bölümü'nde öğrenim gördü. Bilgin Adalı, Uğur Dündar, İzzet Öz, Metin Erksan, Emre Dağdeviren, Sami Şekeroğlu, Memduh Ün, Halit Refiğ gibi her biri kendi alanında çok değerli olan isimlerden dersler aldı. Üniversite yıllarında Türkiye'yi karış karış gezdi. Lisanslı dağcılık, bisiklet sporları yaptı. Prodüksiyon amiri olarak tiyatro ekiplerinde ve sanat performanslarında görev aldı. Özel temalı geceler organize etti. Fotoğraf ve videoart çalışmaları var.

    1988 yılında TRT de başladığı radyo program yapımcılığına halen TRT Radyo 3 kanalında devam ediyor. 1994 yılında yayına başlayan TRT FM'in ilk "yabancı pop müzik" programları yapımcısı ve sunucusudur.

    İstanbul'da özel radyolarda müzik direktörlüğü ve teknik yönetmenlik yaptı. 1993 yılında Hür Fm'in kuruluşundan itibaren müzik radyoculuğu alanında çok başarılı kabul edilen öncü bir ekip oluşturdu. Artun Ünsal'ın genel müdürlüğü yaptıgı dönem boyunca, bu radyoda müzik direktörlüğü ve Ayhan Artut ile birlikte genel müdür yardımcılığı görevini sürdürdü. 1995 yılında Açık Radyo'nun kuruluşu sırasında, Ömer Madra, Ahmet Uluğ, Cem Yegül ile birlikte program direktörü olarak çalıştı. 1997 yılında Raks Radyo ve Televizyonları'nda (Radyo Merkez, Number 1, Genç Tv, Nickelodeon, Discovery vb.) teknik müdür yardımcılığı yaptı.

    1994-2000 yıllları arasında birçok festival (Parliament Caz Festivali, İstanbul Caz Festivali, Yapı Kredi Gençlik Festivali vb.) ve İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu başta olmak üzere çeşitli konser mekanlarında sahne amirliği ve organizatörlük yaptı.

    2001 yılında TRT İSTANBUL HAFİF MÜZİK VE CAZ ORKESTRASI Prodüktörü oldu.

    2003 yılından beri EBU-Avrupa Yayın Birliği World Music-Dünya Müziği ve Caz Prodüktörüdür.

    Caner Beklim, 2008 yılı itibariyle TRT İstanbul Radyosu Çok Sesli Müzikler Müdürlüğü görevini yürütmektedir. Çeşitli gazetelere, dergilere ve internet sitelerine yazılar yazmaktadır. Televizyon programlarına, sinema filmlerine müzik danışmanlığı yapmaktadır.

    Programları (Yapımcı-Sunucu)

    TRT Radyo 3

    * Atmosfer (1988-93)
    * Müzik-Mozaik (1989-devam ediyor: Cts. 17:00-18:00)
    * İşte Müzik (1991-93) (Füsun Koçoğlu Özgüç ile)
    * Mavi Eksen (1995-98)
    * Siyah ve Mavi (1999-2006)
    * Dünyanın Ritmi (2000-09)
    * Günaydın Radyo 3 (2009-devam ediyor: Perş. 08:00-09:00)
    * TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası (2001-devam ediyor: Perş. 21:30-22:00)
    * Müzikal Düşler (2009-devam ediyor: Çarş. 10:00-10:30)

    Hür Fm (1993-94)

    * Pembe Gözlükler
    * Gecenin Sıcağında
    * Kristal Küre

    Açık Radyo (1995)

    * Kirli Pembe
    * O2
    * H20

    Programları (Yapımcı)

    EBU-AVRUPA YAYIN BİRLİĞİ

    * TRT'nin evsahipliğinde gerçekleşen EBU JAZZ ORCHESTRA-EBU CAZ ORKESTRASI konserleri. İlk konser, naklen ve banttan yirmiden fazla Avrupa ülkesi ve Kanada Radyosu'ndan yayınlandı. Askeri Müzede verilen 2. konser TRT-2 tv kanalından da yayınlandı. (2003)
    * Baba Zula, Mercan Dede, efektör Korkmaz Çakar, DJ Murat Şeker ve sunucu Nejat Çetinok'un yer aldığı, radyo konseri. Bu konser, "Dünyaya Bir Şans Daha Verin!" başlıklı bir radyo programı formatıyla, başta BBC olmak üzere yirmi Avrupa ülkesi radyosundan yayınlandı. (2004)
    * "TRT 2008 Cumhuriyet Konseri" TRT Müzik Dairesi Başkanlığı Çoksesli Müziklerden Sorumlu Müdürlük işbirliğindeki konsere katılanlar: TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası, TRT Ankara Çoksesli Korosu, Türk Halk Müziği ve Sanat Müziği Toplulukları, Turizm Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu Mehter Takımı. 29 Ekim 2008'de TRT-1 tv kanalından canlı yayınlanan Cumhuriyet Konser'inde Kürşat Başar'ın yazdığı özel metnin dramatik sunumunu Altan Erkekli yaptı. TRT İstanbul Radyosu Caz Orkestrası nın şefi Neşet Ruacan genel şefliğinde konsere katılan toplulukların şefleri; Elnara Kerimova, Gökçen Koray, Yücel Elmas, Zafer Gündoğdu ve Ahmet Kadri Rizeli. (2008)

    Başlıca Festivaller-Ekinlikler (Prodüksiyon-Sahne ve Sahne Arkası Amiri vs.)

    * 1984-87 Uluslararası İstanbul Sinema Günleri (Uluslararası İstanbul Film Festivali) Salon Koordinatörü.(İKSV)
    * 1994-96 Parliament Jazz Festivali.(Pozitif) (İstanbul-İzmir)
    * 1995-96 Pamukbank Dans Fastivali. (Pozitif)
    * 1994-96 Uluslararası İstanbul Caz Festivali. (İKSV)
    * 1994-96 Yapı Kredi Gençlik Festivali. (Major Müzik)
    * 2008 Akbank Caz Festivali'nde 'caz nedir, ne değildir?' panelinde moderatörlük.

    Moderator: Caner Beklim / TRT İstanbul Radyosu. Katılımcılar: Murat Beşer / Gazeteci, Müzik yazarı, Tunçel Gülsoy / Jazz Dergisi, Seda Binbaşgil / Açık Dergi, Selen Gülün / Müzisyen
#03.07.2009 16:56 0 0 0
  • Gentaş'tan Yeni Ürünler - Gentaş

    Kalitesi ve kapasitesiyle bir dünya markası olma yolunda hızla ilerleyen; 50 bin m²'lik kapalı alanda üretim yapan Gentaş, ürün gamını genişletti. Gentaş'ın üretimini yaptığı "G" serisi ürün grubunda, dış cephe ve zemin kaplamalarına kadar pek çok çeşit bulunuyor.

    G-lam®

    noimage

    G-lam®, teknik ve estetik özelliklerinin yanı sıra ekonomi ve ergonomisiyle de öne çıkan bir ürün. Temel avantajı, standart boyutları Yatay ve dikey uygulamalarda kullanılabiliyor. İsteğe bağlı olarak sınırsız tasarım ve görüntü sağlıyor. İç dekorasyonlarda, tüm sabit ve hareketli mobilyalarda, otel kapılarında, ofis dekorasyonlarında, büro mobilyalarında, mutfak ve banyo dolap kapaklarında, banko ve tezgahlar ile daha birçok değişik yer ve uygulamada rahatlıkla kullanılabiliyor. Rulo olarak üretilmesi, üretim esnasındaki kayıpları azaltıyor.

    Bu özelliğiyle, mimari proje tasarımlarının etkin çözüm ortağı Avantajlarından biri de hijyenikliği. Normal temizliği dışında özel bir bakım gerektirmiyor. Çekici ve farklı tipteki desenler, geniş bir yelpazede farklı yüzey seçenekleriyle birlikte sunuluyor.


    G-com®

    noimage

    G-com® kompakt laminat panel, üstün nitelikleri sayesinde okullar, spor tesisleri, hastaneler, havaalanları, alışveriş merkezleri gibi trafiğin yoğun olduğu bölgelerin yanı sıra tuvalet kabinleri ve soyunma dolapları gibi özel kullanım alanları için de elverişli bir malzeme. Yüksek mukavemeti yangın, su, nem veya kullanımda kaynaklanacak herhangi bir olumsuz eyleme dayanmasını sağlıyor. Bakımı oldukça kolay Hiçbir zaman değişmiyor ve bozulmuyor. Birbirinden farklı renklerde ve yüzeylerde üretilmesi, kullanıcılara zengin tasarım seçenekleri sunuyor. Ayrıca çürümüyor ve bakteri barındırmıyor.

    G-ext®

    noimage

    G-ext® dış cephe kompakt panellerin yüzeyi, dünyada sadece birkaç markada kullanılan elektron bombardımanı kürü (EBC) sistemiyle üretiliyor. Özel yüzeyinin katkısıyla, olumsuz hava şartlarına ve güneş ışığına maruz kaldığı durumlarda bile üst düzey dayanıklılık ve bozulmama özelliği sergiliyor. Güneş, yağmur, dolu, rüzgar, çizilme, sürtünme veya zamanın yıpratıcılığı G-ext®'in ilk günkü görüntüsünü yok edemiyor. Bu nedenle UV dayanıklılığı ve renk stabilizasyonu muadillerine oranla çok daha güçlü. Örnek performansı ve geniş renk yelpazesi ile göz alıcı bir ürün olan G-ext® konutlar, iş yerleri, alışveriş merkezleri, bankalar, kamu kuruluşları ve hastanelerin tüm dış cephe uygulamalarına fark katıyor.


    G-pheno®

    noimage

    Yangına, suya ve olumsuz hava koşullarına maksimum dayanıklılık sağlayan G-pheno®, bu özelliğini HPL preslerinde dekor kağıdı kullanılmadan üretilmesine borçlu. İnşaat ve taşımacılık başta olmak üzere kentsel dekorasyon; mastar, gönye gibi teknik malzeme ve makine sektörlerinde kullanılıyor.


    G-fire®

    noimage

    G-fire®, üretiminde kullanılan özel maddeler sayesinde yanmayı geciktirici niteliğe sahip. Alev, duman ve is olusturmuyor; toksik gazlar içermiyor. Yangına ve yangının yayılmasına karşı belli bir dayanıklılık ve eşik değerine gerek duyulan yerler için ideal bir seçenek.

    Fark yaratan bu özellikleriyle gemi, tren, otobüs gibi yolcu taşımacılığı yapan araçlarda, otellerde, okullarda, hastanelerde, iş merkezlerinde, asansörlerde, kamu kurum ve kuruluşlarında avantajlı bir kullanım atmosferi yaratıyor.



    G-floor®

    noimage

    G-floor®, bilgisayar odaları, hastanelerin ameliyat odaları ve yükseltilmiş zeminler için ideal bir seçim. G-floor®, sıra dışı sağlamlığını yüksek kalitesiyle birlikte sunuyor. Darbe ve çiziklere dayanıklılığı, basit montajı ve kolay temizliğiyle ofisler ve alışveriş merkezleri gibi hareketli alanlarda kullanılabiliyor. Ayrıca AC2, AC3 ve AC4 olarak üretilebiliyor.


    G-solo®

    noimage

    G-solo®, yüzeyinden merkezine kadar tek renk olarak üretilen solid bir plaka. Böylelikle aşınsa bile rengini koruyarak yoğun trafiği olan alanlar için ideal bir malzeme konumuna geliyor. Dikkat çeken bir diğer niteliği ise antibakteriyel oluşu. Biçim verilebilmesi ve kenarlar boyunca oluşabilecek siyah hattı ortadan kaldırması, diğer ürünlerde rastlanmayan grafiksel ve boyutsal etkilere zemin hazırlıyor. Bu çok amaçlı yapısıyla, estetik ve işlevselliği birleştiren reklam sektöründen, kullanım farklılığı olan medikal ve dekorasyona kadar birçok alanda ön plana çıkıyor. G-solo®, yüksek nem oranı olan veya kuru yerlerde tavsiye edilmiyor. Ayrıca postforming özelliği de bulunmuyor.


    G-morpho®

    noimage

    Metalli kompakt laminat olarak adlandırılan bu ürün, üretim aşamasında çeşitli kalınlıklarda ve adetlerdeki alüminyum levhaların malzeme içinde bir araya gelmesiyle oluşuyor. Çeşitli tasarım ve iç dekorasyon (genellikle masa ve banko) uygulamalarında kullanılıyor. Dekoratif açıdan zengin seçenekler sunan G-morpho® için +15ºC ile +35ºC arası sıcaklık ve %30 - %70 bağıl nemli ortam öneriliyor.


    G-lab®

    noimage

    G-lab® laminatın dış yüzeyi özgün üretim teknikleriyle güçlendirildi. Bu özel yüzey, kimyasallara karşı ek koruma sağlıyor. G-lab®'ın çözümleri, tasarım kalitesinden ödün vermeden, dayanıklı ve bakımı kolay yüzeyler sunuyor. G-lab®, tüm bu özellikleriyle laboratuarlar ve diş hekimi muayenehaneleri gibi sağlıkla ilgili her alana uygulanabiliyor.


    G-digi®

    noimage

    Bilgisayar ortamında üretilen desenlerin laminat olarak kullanılmasıyla oluşan dekoratif bir ürün. Logo, amblem ve resim gibi görsel efektlere uygulanabilen renk kalitesi, gerçeğinden farksız. İmalat süresi son derece kısalan G-digi®, asgari miktar sınırı olmaksızın üretilebiliyor. Bu teknoloji, teknik özellikler değiştirilmeksizin çeşitli ürün ve uygulamalarda kullanılabiliyor.

    G-crea®

    noimage

    Farklı renk ve desenlerin birleştiği değişik tasarımlara ve tarzlara sahip, kalite ve sağlamlığından şüphe edilmeyecek, dekoratif amaçlı bir laminat. Genel olarak kapı sektöründe talep gören G-crea®, masa, sehpa ve daha pek çok dekorasyon amaçlı kullanım alanında işlev kazanıyor. Velur ve bute yüzey olarak üretilebilen üründe postforming yapılmıyor.
#03.07.2009 16:55 0 0 0
  • Twilight 6600 Temaları - Twilight Nokia 6600 Temaları - Twilight - Nokia 6600 - Twilight Temaları - Alacakaranlık Temaları - 6600 Temaları

    Uyumlu Modelleri:

    Nokia: 3230, 6260, 6600, 6620, 6630, 6670, 6680, 6681, 6682, 7610, N70, N72

    Lenovo: P930

    Panasonic: X700

    Samsung: SGH-D720, SGH-D730, SGH-Z600

    noimage

    DOWNLOAD


    noimage

    DOWNLOAD


    noimage

    DOWNLOAD
#03.07.2009 16:50 0 0 0