Belalar İle İlgili Ayet - Belalar Ayeti - Ayet Ve Hadis
Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz. (2/55)
Onlar, bulut gölgeleri içinde Allah'ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) emrinin gerçekleşmesini mi gözlüyorlar? Oysa bütün işler Allah'a döner. (2/210)
Her nerede bulunurlarsa bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine) sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur. Onlar, Allah'tan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma (damgası) vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine) Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır. (3/112)
Kitap Ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik. (4/153)
"Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık."'(7/27)
Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi. (7/64)
Böylece onu ve onunla birlikte olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların kökünü kuruttuk. (7/72)
Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. (7/78)
Ve onların üzerine bir (azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları sona bir bak işte. (7/84)
Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da, kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar. (7/91)
Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz. (7/94)
Andolsun, biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. (7/130)
Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (7/133)
Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk. (7/136)
Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik. (7/137)
Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar. (9/82)
"Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar." (9/126)
Fakat onu yalanladılar; biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak. (10/73)
"Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı" (10/83)
O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar. (11/67)
Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık; (11/82)
Rabbinin katında 'belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış' olarak. Bunlar zalimlerden uzak değildir. (11/83)
Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı ve O'nunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar. (11/94)
"Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı (yine bu Kur'an olurdu). Hayır, emrin tümü Allah'ındır. İman edenler hala anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu. İnkar edenler, Allah'ın va'di gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. (Veya miadını şaşırmaz.)" (13/31)
Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi. (15/73)
Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.(15/74)
Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi. (15/83)
Biz, yaşama biçimleriyle 'refah içinde şımarıp azmış' nice şehri yıkıma uğrattık. İşte meskenleri; çok az (bir zaman) dışında (onlarda) kendilerinden sonra oturulabilmiş değildir. (Onlara) Varis olanlar biziz. Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz. (28/58-59)
"Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azab dokunacaktır." (36/18)
"Daha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azab) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır." (54/46)
"Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka dev_ireceklerine dair and içmi_lerdi" (68/17)
"Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir 'bela' onun üstünü sarıp-kuşatıverdi." (68/19)
"Kendilerinden öncekiler de yalanladı. Oysa bunlar, öbürlerine verdiklerimizin onda birine bile ulaşamamışlardı. Buna rağmen (şımararak) elçilerimi yalanladılar; ancak benim de (onları) inkarım (yıkıma uğratmam) nasıl oldu?" (34/45)
"Ve derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (etmekte olduğunuz yıkım ve azab) ne zamanmış?" (36/48)
"Biz kendilerinden önce, nice kuşakları yıkıma uğrattık da onlar feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı değildi." (38/3)
"Yakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. Daha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azab) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır." (54/45-46)
Yapraklar tek tek dökülüyordu.Bir sonbahar sabahıydı.Hafif rüzgar ağaçları okşuyordu.Kapıyı yavaşça kapattı.Kırmızı hırkasını elleriyle çekiştiriyordu.İçindeki hüzün yüzüne yansımıştı.Yavaş yavaş yürüyordu.Ayakkabılarına bakıyordu.Bu ayakkabılar ne yollar görmüştü,ne tümsekler, ne uçurumlar,ne yokuşlar...
Gözleri büyük ağaca dalmıştı.Ağaç gökyüzüne doğru yükseliyordu.Kafasını kaldırıp gökyüzüne bakamadı.Kendisini o kadar yorgun hissediyordu ki gücü ona bile yetmiyordu.Ağacın yanındaki banka oturdu.Yapraklar üstüne düşüyordu.O da kendisini bu yapraklara benzetti.O da bir ağaçtı zamanında.Şimdi ise yaprakları dökülüyordu bir bankta.İçini acıtan o kelimeyi hissetti yüreğinde."Hayat",onu bu hale getiren hayattı.Keşke gelmeseydi ama geldi bir kere, yapacak birşey yok.Yaşamak kuraldı sadece.Sonra zamanı düşündü.İlk defa geldiği şu hayatta kaybettiği yığınca zaman.En zor bulunan ve en çabuk kaybedilen bir hazineydi sanki.Ya onlar ne olacak kapatılabilir mi?
Buna gücü yeter mi?Bu soruları düşündükçe içinde birşey sıkışıyordu.Beyninin acıdığını hissetti.Artık ağlamak istemiyordu.Göz yaşları içinde boğulmak istemiyordu.Kendini iten bir güçle ayağa kalktı.Yürümek onun için daha iyi olacaktı.Uzun uzun yürümek ve hiç durmamak istedi.Belki o yollar buradan kurtaracaktı onu.Başka yerlere götürecekti.Yaşadıklarını düşünmeyecekti.Kördüğüm olmuş hayatından kurtulacaktı.Ama düşündü ki nereye giderse gitsin yaşadıklarını da beraberinde götürüyor insan...
Birden durdu ve arkasına baktı.Arkasında uzun ve dümdüz bir yol bırakmıştı.Bıraktığı yol ona yaşadıklarını hatırlattı.Yol nasıl bitmeden devam ediyorsa,yaşadıkları da gerçekten onunla devam ediyordu kaldığı yerden..
Ya duyguları,onlar da mı geliyordu?Onlarda mı hiç tükenmeden hissediliyordu?Şimdi gökyüzüne doğru kaldırdı başını.Gökyüzü o kadar berrak, o kadar temiz gözüküyordu ki tıpkı yaşanmamış sayfalar gibi.Derin bir nefes aldı.Bir güvercinin kanatlarında buldu kendini.İmrendi o küçücük kuşun kanatlarına.O da onun gibi uçmak istedi.Kaçmak,yok olmak..Başka diyarlarda, başka hayatlarda bulunmak.O maviliğin içinde temizlenmek...
Sonra dengesini tutamadı.Bir ağacın kucağına yaslandı.Belki ona o ağaçtan başka birşey çare olmayacaktı.Düşündü, ona hayatı boyunca kim destek çıkmıştı,kim bu ağaç gibi kollarını açmıştı?
Bu sorular bitmeyecekti,biliyordu.Şimdi düşlerinin sonbaharındaydı.Ayakkabısına uçuşan yapraklar ona birşey söylüyordu.Kalkmak istedi ve ağaca tutunarak ayağa kalktı.Bir iki adım attıktan sonra koşmaya başladı.İçindeki ses ve uçuşan yapraklar ona şunu fısıldadı."Hayata aldırma kalbinin sesini dinle"
Ailenin tek çocuğuydu. Gurbette olduklarından tüm akrabalarına da uzaktı. Annesini ve babasını da kaybedince yapayalnız kalmıştı bu dünyada Aslan. Kimsesi yoktu ama dostu çoktu. Yakışıklılığından dolayı çok kız arkadaşı ve mertliğinden dolayıda çok erkek arkadaşı vardı. Kimsesinin bulunmadığı evine birtek yatmak için gelirdi, o da sadece haftanın birkaç gecesiydi. Her gün başka bir arkadaşında hergün başka bir eğlencenin odağında olurdu. Daha hiçbir akşam üstü görmemişti evini. Hep sabaha karşı gelir uyur ve güneş öğleden sonraya dönerken çıkıp giderdi. Çok haraketli bir yaşamı vardı Aslan'ın. Ve şimdi ağlıyordu. Gözleri yaşdı. Güneş çoktan öğleden sonrayı geçmiş artık akşam olacak diyordu. Ve Aslan bu saatlerde artık hep evde oluyordu. Çıkmıyordu dışarı. Unutmuştu o hovarda yıllarını.
Aslan geçmişinden hatıra kalan fotoğraflara bakarken susuyordu. Yanındaki çoğu arkadaşının adını bile unutmuştu. Onlarda muhakkak Aslan'ı unutmuştu, artık yoktu hiçbiri hayatında. Geçirdiği kazadan sonra küsmüştü hayata. Hergün arayıp soran arkadaşları yoktu artık yanında. Yüzünün yarısı yanmış güzelliği mazide kalmıştı. Ayyüzünü olmaması gereken yerlerde eskitmişti. Şimdi hep diyordu ah keşke dönebilsem o yıllara. Yüzüm yandıda keşke yanmasaydı bu kadar vicdanım.
Aslan yanan vicdanıyla daha fazla hesaplaşamadı. Hep alacaklı olan vicdanıydı ama Aslanın verecek tek bir cevabı yoktu. Vicdanı hiç susmadan soruyordu. "Güzelliğin senin miydi yoksa emanetin mi? Güzelliğin sana günahlara dalman için mi verildi yoksa şükretmen için mi? Nefsin sana gölgeydi neden o kadar bekledin gölgede hiç mi görmedin güneşi? Hep güzel yüzüne güvendin, her günahın ortasına düştün. Hiçbir davetten uzak durmadın hep nefsinin, arzularının ve tutkularının peşinden koştun. Söyle be Aslanım yüzün Yusuf'danda mı güzeldi? Yoksa gel diyenlerde Züleyhadanda mı çekiciydi. O Züleyhaki güzelliği dillere destandı. Zifir saçları, kara gözleri beyaz teni günaha açılan kapıydı. Ama Yusuf bir kez olup dönüp bakmadı. Söyle be Aslan neydi senin Yusauf'tan fazlan. Ya da Züleyhanın eksiği neydi seni çağıranlardan? Yanlış yaptın Aslan yanlış. Yangın senin kaderinde varmış."
Vicdanı susmak bilmiyordu Aslanın. Bir an olsun nefes alamıyordu onun soruları karşısında. Ve soruları da bitmiyordu bir türlü. En çokda son soru çınlardı kulağında dakikalarca. "söyle be Aslan, sen şimdi bana cevap veremezken, yarın asıl cevap vermen gerek RABBİNE nasıl cevap vereceksin. Gerçek yangını işte o zaman göreceksin."
Aslan kendini zorda olsa attı dışarı. Yüzünün yandığından beri hep sorardı vicdanı bu soruları. Bu sorular daha çok yakardı canını. Ve hiçbir zaman yanan yüzüne sitem etmezdi. Aslanda suçunu biliyordu, o bunu çoktan hak etmişti.
Kapı kapı bir dost bir arkadaş aradı. Kime baktıysa hepsi kaçırdı nazarlarını. Kimin kapısına vardıysa hepsi şimdi duvardı. Sokağa çıktı en kalabalık caddeler bile boşaldı. Dükkanlara girdi hep kapılar yüzüne kapandı. Tanıdıklarını gördü, konuşmak istedi ama olmadı. Hepsinin dilinde aynı yalan vardı. Kusura bakmayın çıkaramadım birine benzetdiniz galiba. Çicekler çekti yapraklarını, rüzgar kesti selamını, güneş bile bulutların ardına gizlendi. Yollar tükendi Aslan yalnızlığıyla bir başına bir sokağın başında bekledi. Tek isteği bir bakıştı. Uzun bir bakış. Onu görünce gel diyen davet eden bir bakış. Ama bulamadı Aslan o bakışı, her bakış kendinden kaçıştı.
Canlılılardan umudunu kesince Aslan, bende arkadaşı cansızlardan bulurum dedi. Bulutların ardına gizlenen güneşe inat benim arkadaşım gündüz dedi çok sürmedi o da terk etti. Sen gittiysen gecem var dedi, onu da ay gelip aldı. Ayın aydınlığı geceyi gündüze boyamıştı. Yıldızlara baktı uzun uzun ama görmedi. Ertesi gün ağlayacak olan bulutlar gizlemişti. Gökden kesti umudunu Aslan, yere baktı. Yerde bir arkadaş bulacaktı. Gördüğü dokunduğu ve asla bırakmayacağı. Uzun uzun kendine bir arkadaş aradı. Köşede bir kedi yavrusu vardı. Bakmadı bile sende canlısın dedi sende kaçırırsın nazarını ve ayaklarını. Başka bir arkadaş lazımdı Aslana. Sonunda gözleri bir kenara atılmış bir taşa takıldı. İşte dedi aradığım bu olmalı. Gitti aldı taşı, eli ayağı ve yüreği gibi soğuktu. Soğuk taşa bir gurbet acısını dindirir gibi sarıldı sımsıkı. Sardı sıktı ve sıktı uzun uzun taşı. O kadar sıkı sıkmıştı ki, taş kırıldı ufalandı kum oldu ve avuçlarından kaydı. Avuçlarından kayan kum yere döküldü. Yerden tekrar toplaycaktı dökülen kumu nede olsa o Aslanın arkadaşıydı. Ama toplayamadan bir rüzgar geldi aldı kumun her bir zerresini. Baktı ardından rüzgarın ve ağladı tekrar yalnızlığına. Gitmedi ardından rüzgarın, koşmadı, dur diye de bağırmadı. Sitem etti kuma ne kadar hefesliymişsin yok olmaya diye.
Giden rüzgarın ters yönüne attı adımlarını. Artık benliğini yoklamaya başlamıştı. Kimi yaren edine bilirdi. En sadık dost köpeklerdir denirdi her zaman. Düşündü biraz ama çabuk vazgeçti. Nihayetinde o da bir canlıydı ve canlılarla dost olamayacağına dair sözü vardı, en olmadık yerde de olsa hatırlamıştı. Oysa karşısında küçük bir köpek vardı. ve ilk defa bir canlı gözlerine bakmıştı. Köpeğin nazarları Aslana can katmıştı. Ta ki köpeğe söz ver sende gitmeyeceksin değil mi diye soruncya kadar. O istediği sözde kendi sözü düştü aklına ve çekti bakışlarını karşısında yan duran küçük köpekden. Ardını dönüp gitti bir daha hiç bakmadı o küçük köpeğin yüzüne. Ve karşısında yan duran küçük köpeğin diğer yüzündeki yanık yüzünden hiç haberi olmadı.
Aslan yanık yüzlü küçük bir köpeğe farkında olmadan sırtını dönüp giderken tekrar yokladı benliği başka kim dost olabilirdi. Kitaplar dedi. Bu söz herkesin dilindeydi. En iyi dostlardı kitaplardır. Ama kitaplarda olmazdı. Her kitapda Yusuf ile Züleyha vardı. Yusuf'un sınavı, Züleyhenın kara kaşı. Züleyhanın ayyüzü ve Yusufun kaçışı vardı her kitapda. Birde kendi yaşantısını hatırladı. Ne yusuf kadar güzeldi ne de olabilecekti, davetcilerini toplasa hepsi bir Züleyha etmezdi. Bunları hatırladıkça vazgeçti kitaplardan.
Sormuyordu artık Aslan benliğine. Her fikri ayrı bir çile her fikri ayrı bir dert olmuştu yüreğine. Bir ses takıldı kulağına. Ses uzaktı birazda boğuk. Sese kulak kabarttı. Adımlarını o sese doğru attı. Sesde uzun bir türkü yankılanmaktaydı. Bir kahvehanenin aralık kalan kapısının arasından sızıyordu. Büyük bir aşık:
"dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır.
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır."
diyordu.
İşte dedi Aslan burda bir dost bulabilirim. Bu sözlerin söylediği yerde yüz çevirmez kimse kimseye. Bu düşüncelerle girecekti aralık kalan kapdan içeri. Birden vazgeçti, bu sözler kelimesindeki söz sözü, özüne izin vermedi. Kendi sözünü yeme dedi. Ve düşündü uzun uzun. Girip girmemekte kararsız kaldı. Avuçlarında artık iki yangın vardı, biri verdiği söz biri yanlızlığı. Sonunda aklında bir şimşek çaktı. O şimşekle yağan yağmur avuçlarındaki yangını söndürdü. Aslan sonunda gerçek dostunu gördü. Sessizce usulca fısıldadı dili yanlızlığına yaren edeceği arkadşının ismini. Tekrar sessizce usulca toprak dedi. "Bir tek sen olursun bana yar. Senden geldim sana gitmeliyim. Yok senden başka kimsem, kabul edersen işte budur benim çilem."
Aslan arkadaşını bulmuştu, kavuşmasına an vardı. Bekliyordu Aslan sessizce az önce kazdığı bir buçuk metre bir mezarın başında, kopkoyu bir karanlık gecede. Arkadaşına merhaba diyordu ben geldim diyordu. Arkadaşı susuyordu. Aslan "sadık yar aç kollarını kavuşayım sana, sar beni al avuçlarına, bırakma beni bir daha. Beni bir sen anlarsın bu yalnızlığıma bir tek sen dermansın. Çok gezdim çok dolandım bak yine başa döndüm sana yar kaldım. Hadi al beni kollarına sar iyice bitsin bu yalnızlık bitsin bu çile" diyordu. Bu sözler dilinde mezarın başında bekliyordu sukunetle. Girecekti toprağa oda toprak olacaktı bir zaman sonra, bir zamanlar gibi. Önce bir zaman sonrasını düşündü sonra bir zamanları hepsi aynıydı. Hepsinin adı topraktı ve anladı arası ne kadarda boş kalmıştı. İki toprağın arasında kalan zamana ağladı yaptığı hatalara ağladı. Ve hala hata yapmaktaydı bir türlü anlayamadı. Topraktan gelip toprağa gidiyordu. Bedenine üflenen canın hakkını verememişti. Yapması gereken hiçbir şeyi yapmamıştı şimdi ise yapmaması gerekeni yapacaktı. Emanete ihanet edecek intahar edip canına kıyarak tövbe kapılarınıda yüzüne kapatacaktı. Aslan anlamadı ama yazıcılar tüm yazdıklarına son bir cümle daha ekledi, iki toprağın arası baştan başa hata
Aslan baktı uzun uzun toprağa ve kazılı mezara. Birde kendine baktı. Ancak mezar kadardı. O arkadaşına kavuştuğunda yine yalnız kalacaktı. Toprak yanında olmayacaktı aslında, saracaktı sadece bedenini ve saklayacaktı benliğini. Şimdi de gecenin sarıp sakladığı gibi. Vazgeçti Aslan toprağın arkadaşlığından. Kaderine ağladı, yazgısına ağladı, yanlızlığına ağıtlar yaktı. Bitmeyen yanlızlıktı ağıtlarının adı. Ve her dostun geçici olduğunu yalnızlıktan kaçmanın mümkün olmadığını sonunda anlamıştı.
Her dost yalandı, her ilişki çıkar doluydu. Ay dolunay gece soğuktu. Toprak sessiz Aslan kimsesizdi. Aslan tüm çaresizliğiyle bir dost bir dost dedi, mühürlüydü dili bu feryadı yüreği dile getirdi. Aslan çaresiz yalvardı. Hatalarına ağladı. Hatalarını yüzüne vurmayacak, onu yarı yolda bırakmayacak hiçbir zaman bitmeyecek bir dost istedi ta yüreğinden. Yüreğindeki yangından yüzünü unuttu. Sevmeye layık sevecek bir dost diye ağladı. Ağıdı toprağı ıslattı. Gecenin karanlığı bu diyarları terk etmek üzereydi. Aslanın pişmanlığı, yakarışı, yalvarışı semayı ağlattı. Yağan yağmur biraz olsun söndürmüştü yeryüzünde yanan yangınları bir tek Aslanın yüreğine dokunamadı. Aslan ağladı, ağladı, ağladı hatalıydı yakardı, pişmandı yalvardı, yalnızdı haykırdı! Gönlünde tek bir dua vardı: bir dost, bir dost...
Aslanın bu haline yazıcılar bile ağladı. İlk defa sağındaki yazıcılar yazmaya başlamış solundakiler durmuştu. Aslanın bu yakarışına tüm sema şahit tutuldu ve semadaki her bir melek önce dua etti sonra amin dedi hep bir dilden. Bir amin kabul gördü. O aminin hatrına bir dosttan davet geldi aslana. O amin hatrına aslana bir dosttan davet geldiki o olduktan sonra başka dosta çare yoktu. Dostların en yücesi aslanı çağırıyordu. Bu ilk çağrı değildi her zaman çağırırdı bu dost ama Aslan ilk defa hem duyuyor hem de anlıyor ve ağlıyordu bu çağırıya. Aslan bu yüce çağrıya doğru giderken yine sol yazıcılar durmuş sağ yazıcılar almıştı kalemi eline. Ve sağ yazıcılar bembeyaz sayfalara büyük büyük yazdılar. "İki toprağın arası hep çamurdu, bu gün yandı kavruldu hava ve yağan yağmur oldu bereket, indi perde perde rahmet. Sol yazıcılar boşuna yazdınız onca yazıyı şimdi bu dosta atılan bir adım sildi onca sayfayı."
Aslan yüreğinin en temiz haliyle gerçek dosta gidiyordu. Ona giderken hala o yüce çağırıdaki sözler vardı kulağında. Bir elçi en güzel sesiyle yüce dostun davetini yaparken ne de güzel diyordu:
1.cisi Yani Twilight Süperdi Bıkmadan İzlediğim 2.ci Filmlerden Birtanesi..
Eğer İzlemeyenler Varsa Hala Tavsiye Ederim Kitabıda Bir Okadar Harikaydı..
Bir Vampir Ve Aşkı Sevdiği Kişi Korkması Lazımken Ona Zarar Gelmesin Diye Herşeyi Yapıyor..
Hiç Bir Aşk Bu Kadar Güzel Olmamıştır Bence..
2.cisi Olan The Twilight Saga: New Moon Merakla Bekliyorum Buda Çok Güzel Olmuştur Eminim..
Ashley Michele Greene , (Doğum: 21 Şubat 1987) Amerikan film oyuncusu ve modeldir. Ashley Greene , en iyi olarak 2008'de gösterime giren Twilight filmindeki Alice Cullen rolü ile tanınmıştır.
Ashley Jacksonville'de doğdu. Jacksonville ve Middleburg'da büyüyen Ashley 10. sınıfta iken Wolfson Lisesi'ne geçti. 17 yaşında iken oyunculuk hayatına atılmak için Los Angeles'a taşındı. Ashley'nin Joe adında kendisinden büyük bir erkek kardeşi bulunmaktadır. Joe hala Jacksonville'de ailesi ile birlikte yaşamaktadır.
Ashley , ayrıca filmin baş rol oyuncularından , film çekilmeden önce de tanıdığı Kellan Lutz ve Jackson Rathbone ile yakın arkadaştır.
Kariyeri
Ashley model olmak istiyordu fakat bir model olmak için yeteri kadar uzun olmadığı ve podyumlarda yer almak yerine televizyon ve reklamlarda oynaması önerildi. Televizyon ve oyunculuk dersleri aldıktan sonra , oyunculuğa aşık olan Ashley bunu modellikten daha çok sevdiğinin farkına vardı.
Ashley , konuk olarak Crossing Jordan , Punk'd gibi bir çok televizyon programında boy gösterdi. Ashley'nin ani yükselişi 2008 yılında , Stephenie Meyer'in aynı ismi taşıyan romanından esinlenilerek gösterime giren Twilight filminde oynamasıyla başladı.
01. Supermassive Black Hole (Muse)
02. Decode (Paramore)
03. Full Moon (The Black Ghosts)
04. Leave Out All The Rest (Linkin Park)
05. Spotlight(Twilight Mix) (MuteMath)
06. Go All The Way(Into The Twilight) (Perry Farrell)
07. Tremble For My Beloved (Collective Soul)
08. I Caught Myself (Paramore)
09. Eyes On Fire (Blue Foundation)
10. Never Think (Rob Pattinson)
11. Flightless Bird, American Mouth (Iron & Wine)
12. Bella's Lullaby (Carter Burwell)
Elizabeth Reaser - Elizabeth Reaser Kimdir - Elizabeth Reaser Biyografisi
Elizabeth Ann Reaser (doğum: 15 Haziran 1975) , bir Amerikalı film , televizyon ve tiyatro sanatçısıdır.
En iyi olarak 2005'te oynadığı Stay ve The Family Stone , 2006'da oynadığı televizyon serisi Saved , konuk olarak katıldığı Grey's Anatomy 'de tanındı. Aynı zamanda CBS'te yayınlanan ve bir komedi/dram türü olan The Ex-List'te öncü karakter tipindeki Bella Bloom rolünde oynamıştır. Son olarak Stephenie Meyer'in aynı adı taşıyan romanından esinlenilerek çekilen Twilight filminde Esme Cullen 'ı canlandırmıştır.
Elizabeth Reaser'ın et yememesi de bir başka özelliğidir.
Elizabeth Reaser Michigan'ın Bloomfield kasabasında , Karen Davidson ve John Reaser'ın kızları olarak doğdu. Juilliard Okulu'ndan mezun oldu. Birmingham Seaholm Lisesi'nde öğrenim hayatına devam etti ve Avondale Lisesi'nden diplomasını aldı.
Bir kereliğine Londra'da sadece iki izleyici önünde bir tiyatro oyununda yer aldı. Saved filmindeki rolüne hazırlanmak için bir acil servis odasında zamanını geçirdi ve sağlık personellerinin davranışlarını gözlemledi. 2004'ün Ocak ayında bir magazin dergisi onu değeri hızla yükselmekte olan en yaratıcı 14 kadından biri olarak seçti
2006 yılında, Sweet Land adlı filmde sergilediği oyunculuktan dolayı Newport Beach Film Festivali'nde Jüri ödülünü kazandı. 2007'de Independent Spirit Award'da en iyi kadın baş rol oyuncu adayı oldu. Aynı zamanda Primetime Emmy Ödülleri 'ne bir dram serisi olan Grey's Anatomy 'de üstün konuk oyunculuk özelliği göstermesi ve bir hamile kadın rolündeki harika başarısından dolayı aday olarak gösterildi.
Stephenie Meyer'in aynı adı taşıyan ve en çok satan kitabından uyarlanan Twilight filminde Esme Cullen'ı canlandırdı.
Yer Aldığı Yapımlar
* New Moon (roman) - Esme Cullen (2009)
* Against the Current - Liz Clarke (2009)
* The Ex-List (TV) - Bella Bloom (2008)
* Twilight - Esme Cullen (2008)
* Purple Violets (2007)
* Grey's Anatomy (TV) - Rebecca Pope (2007-2008)
* Standoff (TV) - Anya Reed (2006)
* Saved (TV) - Alice Alden (2006)
* Law & Order: Criminal Intent (TV) - Jillian Slaughter (2006)
* Shut Up and Sing - Julep (2006)
* Puccini for Beginners - Allegra (2006)
* The Family Stone - Susannah Stone Trousdale (2005)
* Sweet Land - Inge (2005)
* Stay - Athena (2005)
* The Jury (TV) - Rachel Byrnes (2004)
* Mind The Gap - Malissa Zubach (2004)
* Hack (TV) - Elaine Jones (2004)
* Law & Order: Criminal Intent (TV) - Serena Whitfield (2002)
* Emmett's Mark - Alison Holmes (2002)
* Thirteen Conversations About One Thing - Sınıftaki genç kadın (2001)
* The Believer - Miriam (2001)
* The Sopranos (TV) - Stace (2000)
* Scrubs - Molly (1999)
* Guiding Light (TV)
Tiyatro Oyunları
* Top Girls
* Kış Masalı
* Sweet Bird of Youth
* Closer
* Karatavuk
Suat Sayın Türk Sanat Müziği Eserleri Alaturka Art Songs 2009 - Suat Sayın - Türk Sanat Müziği Eserleri - Alaturka Art Songs
SANATÇI ADI: Suat Sayın
ALBÜM ADI: Türk Sanat Müziği Eserleri Alaturka Art Songs
ALBÜM YILI: 2009
COVER:
ALBÜMDEKİ PARÇALAR:
CD 1: Nihavent Peşrev
1. Ayrıldı Gönül Şimdi Bir Tek Eşinden
2. Kimseye Etmem Şikayet
3. Kız Sen Geldin Çerkeşten
4. Batan Gün Kana Benziyor
5. İşte Seni Seven Benim
6. Kır Atıma Bineyim
7. Akşam Olunca Yarelerim Sızlar
8. Batan Gün Kana Benziyor
9. Beni Canımdan Ayırdı
10. Yeşil Gözlerini Utkuma Serki
11. Açmam Açamam
12. Sen Sanki Baharın Gülüsün
13. Küşade Tahilim
14. Küçük Yaşta Aldım Sazı Elime
CD 2: Hicaz Peşrev
1. Ah Nideyim Sahni Çemen Seyrini
2. Ateşi Suzani Fıkrat
3. Tel Tel Taradım Züfünü
4. Cana Rakibi Handan Edersin
5. Gamzedeyim Deva Bulamam
6. Bu Akşam Gün Batarken Gel
7. Bir Gönlüme Bir Halı Perişanıma Baktım
8. Maziyi Nasıl Taşlara Öizmişse Denizler
9. Perişan Saçların Aşkımın Ağıdır
10. Hasretle Yanan Kalbime
11. Gül Dalında Öten Bülbülün Olsam
12. A Denim Mor Çiçeğim
CD 3: Segah Peşrev
1. Olmaz İlaç Sine-i Sad Pareme
2. Ayrılık Yaman Kelime
3. Manada Güzel Ruhta Güzel
4. Gelse o Şuh Meclise
5. Yine Bir Gülnibal
6. Gül Yüzlerin Şevkine Gel
7. Senden Bilirim Yok Bana Bir Felde Ey Gül
8. Rüzgar Uyumuş Ay Dalıyor
9. Bir Sevda Geldi Başıma
10. Gönül Sana Tapalı
11. Şu Güzele Bir Bakın
Peter Facinelli - Peter Facinelli Kimdir - Peter Facinelli Biyografisi
Peter Facinelli (doğum: 26 Kasım 1973), Amerikalı bir aktör. En iyi olarak FOX'ta 2002'de yayınlanan ve bir televizyon serisi olan Fastlane'de tanındı. Twilight filminde Carlisle Cullen rolünü oynamıştır.
Facinelli Ozone Park/ Queens, New York'ta İtalyan olan göçmen bir ailenin çocuğu olarak doğdu. New York'ta bulunan Atlantik Tiyatro Kuruluşu'nda oyunculuk dersleri aldı. William H. Macy, Felicity Huffman, Giancarlo Esposito ve Camryn Manheim onun öğretmenleri oldular.
Gelecekteki karısı olacak olan Jennie Garth ile bir filmin yapım öncesi çalışmalarında tanıştı ve evlendi. Evlilik tarihleri 20 Ocak 2001'dir. Facinelli ve Jennie'nin şimdi 3 kızları bulunmakta ; Luca Bella (22 Haziran 1997), Lola Ray (6 Aralık 2002) and Fiona Eve (30 Eylül 2006)
Film ve Televizyon Tasarıları
Facinelli'nin yıldızı Christian Slater ile birlikte Hollow Man 2 filminde parladı. Bu film Mayıs 2006'da piyasaya sürüldü. Aynı zamanda Riding in Cars with Boys, Akrep Kral , Can't Hardly Wait gibi yapımlarda da yer almıştır. 2004 ve 2005 yıllarında Six Feet Under programına sürekli konuk olarak katıldı. Facinelli, aynı zamanda FX'te yayınlanmakta olan Damages adlı dizide de karşımıza çıkmaktadır. Son olarak Twilight filminde Carlisle Cullen'ı oynamıştır.
Yer Aldığı Yapımlar
* The Price of Love (1995) (TV) - Brett
* Angela (1995) - Lucifer
* Calm at Sunset (1996) (TV) - James Pfeiffer
* After Jimmy (1996) (TV) - Jimmy Stapp
* Foxfire (1996) - Ethan Bixby
* An Unfinished Affair (1996) (TV) - Rick Connor
* After Jimmy (1996) (TV) - Jimmy
* Touch Me (1997) - Bail
* Telling You (1998) - Phil Fazzulo
* Can't Hardly Wait (1998) - Mike Dexter
* Dancer, Texas Pop. 81 (1998) - Terrell Lee Lusk
* Blue Ridge Fall (1999) - Danny Shepherd
* The Big Kahuna (1999) - Bob Walker
* Honest (2000) - Daniel Wheaton
* Ropewalk (2000) - Charlie
* Supernova (2000) - Karl Larson
* Riding in Cars with Boys (2001) - Tommy Butcher
* Tempted (2001) - Jimmy Mulate
* Rennie's Landing (2001) - Alec Nichols
* Fastlane (2002) TV Series - Donovan 'Van' Ray
* The Scorpion King (2002) - Takmet
* Six Feet Under (2003-2005) - Jimmy
* The Lather Effect (2005) - Danny
* Chloe (2005)
* Enfants terribles (2005) - Curtis
* Hollow Man 2 (2006)
* Damages (2007) (TV) - Gregory Malina
* Lily (2007)
* Finding Amanda (2008) - Greg
* Chelsea Lately (2008) - Himself
* Twilight (2008) - Carlisle Cullen
* Thicker (2008) - Holloway
* Road to Super Stardom: The Mark Reich Story (2009) - Bartosz Barcicki
* New Moon (2009) - Carlisle Cullen
The Twilight Saga: New Moon - Alacakaranlık - The Twilight Saga - New Moon 2009
The Twilight Saga: New Moon (2009)
Gösterim Tarihi: 20 Kasım 2009
Oyuncular: Robert Pattinson,Kristen Stewart,Ashley Greene
Dakota Fanning,Taylor Lautner
Yönetmen: Chris Weitz
Senaryo: Stephenie Meyer, Melissa Rosenberg
Senaryo (Kitap): Stephenie Meyer
Yapımcı: Mark Morgan, Wyck Godfrey, Bill Bannerman
Görüntü Yönetmeni: Javier Aguirresarobe
Müzik: Alexandre Desplat
Tür: Fantastik, Gerilim, Gizem, Korku, Romantik
Yapım: 2009 ~ ABD, Avustralya, İtalya
Dağıtım: Tiglon
"Vur," diye mırıldandım, kağıtlar parmağımı kestiğinde; zararı görebilmek için elimi geri çektim. Birkaç damla kan, küçük kesikten dışarı doğru sızıyordu.
Ondan sonra çok ani olmuştu. Edward kendini bana doğru atmıştı, beni masaya geri fırlattı
Piyanonun yanına doğru yuvarlandım, düşmemi durdurmak için içgüdüsel olarak kollarımı öne attım, camın keskin parçalarına.
Dirseklerinden ve bileğinden gelen acının ne kadar yakıcı olduğunu hissettim.
Kafam karışmış bir şekilde, kolumdan aşağıya doğru hızla akan parlak kırmızı kanı - aniden dönüp bakan altı tane kana susamış vampirle beraber - telaşla izledim.
Bella Swan için, hayatın kendisinden önemli olan tek bir şey vardı; Edward Cullen. Ama bir vampire aşık olmak, Bella'nın hayal ettiğinden bile daha tehlikeliydi. Edward, Bella'yı şimdiye kadar zaten, kötü bir vampire yakalanmaktan ve yem olmaktan kurtarmıştı, ama şimdi, onlar bu ilişkiye cüret etmişlerdi, şimdi fark ediyorlardı ki, onların sorunları daha yeni başlıyor olabilirdi
Bella'nın yaşadığı vampir saldırısından sonra, doğum gününü kutlamaya Edward ve ailesinin evine gider.
Fakat hediye paketi kağıdı Bella'nın parmağını kesince damlayan kan yeni vejeteryan olmuş Jasper'ın kendini engelleyememesine sebep olur. Bunun sonucunda Cullen ailesi Bella ve Edward'ın iyiliği için Forks'tan ayrılırlar.
Kalbi kırılan Bella, hayatı umursamaya başlar. Bu esnada Jacob Black'le de yakınlaşıyordur.
Kristen Stewart - Kristen Stewart Kimdir - Kristen Stewart Biyografisi
Kristen Stewart 9 Nisan 1990 tarihinde doğmuş bir Amerikalı televizyon ve film aktristidir. Panic Room, Catch That Kid, Speak, Zathura , The Messengers ve Twilight filmleri ile tanınmıştır.
Kişisel Hayatı
Los Angeles, Kaliforniya'da doğmuş ve büyümüştür. Babası FOX televizyonunda yapımcıydı. Halen ailesi ile birlikte Kaliforniya'da yaşamaktadır. Annesi esasında Queensland, Australia'da Maroochydore'dan bir yazı denetimcisidir. Yedinci sınıfa kadar okula gitmiş ve sonra eğitimine mektuplarla devam etmiştir. Bir abisi vardır ve abisi,Cameron Stewart bir gitaristtir. Kristen aktör Michael Angarano ile birlikte bir ilişki yaşamış ancak hala açıklama yapılmadıysa da 2009da ayrılmıştır.Yine resmi bir açıklama olmamasına rağmen Twilight filmindeki rol arkadaşı Robert Pattinson ile çıktığı söylenilmektedir. Stewart Avustralya'da yaşamak ve çalışmaya bir isteğinin olduğunu şöyle söyleyerek belirtti; " Avustralya'da Sydney Üniversitesi'ne gitmek istiyorum. Benim annem oralı." Oyunculuğa ek olarak,Stewart ipuçları vermeye de şöyle söyleyerek ilgili; "Bu sadece şey gibi... Horozu sevmek zorundasınız,neden olmasın,biliyosanız?"
Kariyeri
Stewart'ın oyunculuk kariyeri sekiz yaşının sonunda, bir ajans ilk okulunun yılbaşı kutlamasındayken performasını gördükten sonra başlamıştır. Stewart'ın ilk rolü Disney Kanalı TV prodüksiyonu On Üçüncü Yıl'da hiç konuşmadan kısaydı. Daha sonra Objelerin Güvenliği filminde bağımsız olarak göründü ki filmde bekar sorunlu bir annenin erkeksi kızını oynadı. Stewart Hollywood filmi Panic Room'nda baş rol aldı ve filmde Jodie Foster'ın şeker hastası kızı rolü ile sinema dünyasına adımını atmıştır. Film genellikle olumlu eleştiriler aldı ve Stewart performansından dolayı pozitif bir ilgi topladı.
Bu filmdeki başarısından sonra Cold Creek Manor isimli diğer bir gerilim filminde rol verilmiştir. Bu film gişede istenen başarıyı yakalayamamıştır. Bir sonraki ilk bulunduğu filmi ise Max Thieriot ve Corbin Bleu'nun aksine çocuk aksiyon ve komedisi olan Catch That Kid takip etmiştir.Stewart Lila rolüyle Undertow adlı bir gerilim filminde de rol almıştır.Tarih olarak, Stewart'ın en kritik alkışlandığı övgü aldığı rol,Laurie Halse Anderson'ın romanından uyarlanan televizyondaki film Speak (Konuş) olabilir.Stewart sahnelemenin on üçüncüsünde, zorla tecavüz edildikten sonra bütün sözlü iletişimlerini kesen ve çalkantılı büyük bir boyutta duygusallıkla boğuşan lise birinci sınıf öğrencisi Melinda Sordino'yu oynadı. Stewart sadece birkaç konuşma çizgilerine sahip karakterleri oynaması için de büyük bir övgü aldı ama film boyunca aklında koyu fikirli açıklamalarına devam etti.
2005'te Stewart bir fantastik macera olan Zathura'da,bir masa oyunu oynayarak daha dışarıdaki bir boşluktan kontrolsüzce beliren bir uzay gemisiyle evlerine dönen,iki küçük erkek kardeşin sorumsuz ablası olan Lisa rolünü oynayarak göründü.Film eleştirilerle övgü aldı ama Stewart'ın performansı filmin çoğunluğu boyunca karakterinin tespit edildiği fark edileceği gibi medyanın ilgisini çok toplamadı.İlerleyen yılda, Griffin Dunne tarafından yönetilen Fierce People filminde Maya rolünü oynadı.Bu filmden sonra, Stewart,doğa üstü gerilim filmi The Messengers filminde Jess Solomon karakteri ile baş rolünü aldı.
2007'de Stewart bir genç olarak Lucy Hardwicke rolünde The O.C.'de oynayan Adam Brody ile Meg Ryan 'ın da rol aldığı romantik bir dram olan In The Land Of Women filminde görüldü. Film, Stewart'ın performansı kadar iyi karmaşık yorumlar aldı. Aynı yıl, Stewart, Sean Penn'in eleştirel olarak alkış toplayan uyarlama filmi Into The Wild'da oynadı. Stewart'ın genç maceracı Christopher McCandless ile bir çarpışma yaşayan genç şarkıcı Tracy'yi resmetmesi, Stewart'ın genel olarak olumlu yorum almasını sağladı. Salon.com onun çalışmasını "azimli,duyarlı bir performans" olarak belirtti ve Chicago Tribune Stewart'ın işini "bir rolün taslağıyla bile hayat dolu şekilde iyi" yaptığını not etti. Bu arada, Variety Magazine'nin eleştirmeni Dennis Harvey şüpheyle şu yorumu yaptı;"Stewart'ın deli dolu Tracy'yi cansız gibi oynadığını veya sadece bu yoldan başarı kazanıp kazanmamayı düşündüğü veya düşünmediği belirsiz." Into The Wild'dan sonra, Stewart Jumper'da bir cameo görünümüne sahip oldu ve Ekim 2008'de yayımlanan What Just Happened? 'da da rol aldı. The Cake Eaters ve The Yellow Handkerchief'te de oyunculuk rolleri aldı, bu iki film de sadece film festivallerinde sahnelenen bağımsız filmlerdi.
16 Kasım 2007'de Summit Entertainment Stephenie Meyer'ın en iyi satanlar vampir/insan romanından uyarlanan Twilight(Alacakaranlık) filminde Isabella "Bella" Swan'ı oynayacağını duyurdu. Stewart, yönetmen Catherine Hardwicke resmi olmayan bir ekran testi için Stewart'ı ziyaret ettiğinde, Adventureland'ın setindeydi. Ki Stewart'ı görünce büyülendi. Stewart, kendisinin vampir sevgilisini oynayan Robert Pattinson'ın yanında rol aldı. Film Şubat 2008'de üretime başladı ve Mayıs 2008'de çekimi bitti.Twilight tam olarak 21 Kasım 2008'de yayımlandı.Stewart neticede Bella olarak rolünü 2009'da yayımlanacak olan New Moon(Yeni Ay)'da tekrarlayacak.Bu gidişle Twilight'ta edindiği en geniş hayran kitlesini New Moon ile daha da genişletecek gibi görünen Stewart Hollywood'un en parlak yıldızlarından biri olmaya aday görünüyor.
2009 MTV Video Müzik Ödüllerinde En İyi Kadın oyuncu seçilmiştir.Ayrıca film en iyi öpüşme(Best Kiss) dalında ödül kazanmıştır.Twilight 2009 Mtv Video Müzik Ödüllerine damgasını vurarak En İyi Film Ödülü dahil toplamda 5 ödül almıştır.
Recep Aktuğ Alışma Bana 2009 - Recep Aktuğ - Alışma Bana - Recep Aktuğ Alışma Bana Yeni Albüm
SANATÇI ADI: Recep Aktuğ
ALBÜM ADI: Alışma Bana
ALBÜM YILI: 2009
COVER:
ALBÜMDEKİ PARÇALAR:
1. Alışma Bana
2. Sen benim Herşeyimdin
3. Hani
4. Sönmeyen Bir Şey Var
5. İstiyorum Seni
6. Nergisli Kır Kahvesi
7. Ah Benim Sevdalı Başım
8. Son Perde
9. Sevmek Ne Güzel
10. Sönmeyen Bir Şey Var (Akustik)
11. Alışma Bana (Enstrumantal)