Küresel Köyde Hayat - Elmas Şahin - Küresel Köyde Hayat Kitap Özet
Kitap Özet
Onu buraya, bu küresel köye gömeceğim, sizlerin yardımı ile sevgili dostlarım. Roman, "hayat" olmalıdır. Hayat, "roman" olur mu hiç? O beni kandıramayacak. Göreceksiniz, romanı parçalayınca kıpkırmızı kan akacak içerisinden, bu Hayat'ın kanı, yani hepimizin kanı olacak. Hepimiz de aynı yolun yolcusu değil miyiz? Bakın, ipler bizim elimizde mi? Almıs eline birisi ya da birileri, sallandırıyorlar bizi küresel köyde. Kuklayız iste kukla. Yani, "puppet show"a hos geldiniz sevgili dostlar
Kitap Kapak
Küresel Köyde Hayat
Elmas Şahin
Cinius Yayınları
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 978-605-4177-65-3
Sayfa: 234
Kralı Öldüren Maymun - Kralı Öldüren Maymun Hakkında
Necmeddin Sahiner, "Bilinmeyen Taraflariyla Bediüzzaman Said Nursi" isimli eserinde enteresan bir olaydan söz ediyor. Yunanlilarin Anadolu'yu isgal edeceklerinin gündemde oldugu siralarda istanbul'da Bediüzzaman'in yaninda bulunan talebelerinden Molla Süleyman söyle bir hatirasini anlatiyor:
O günlerde, Yunan Basvekili Venizelos, ingiliz Basvekili Lloyd George'dan 50 bin kisilik silah almisti. Bu silahlarla Anadolu'ya taarruz edecekleri sirada, bir Cuma gecesi Üstad Bediüzzaman namaza basladi ve gece sabaha kadar "Ya Rabbi, senin askerlerin çoktur, bu düsmanlara firsat verme!" diye dua etti. Sabahleyin ben, Divanyolu'ndan gazetesini ve çorbasini almaya çiktim. Gazeteler, Yunan Krali I. Aleksandros'u maymun isirdigini, maymunu ise öldürdüklerini yaziyorlardi. Bir gazete alip götürdüm. Üstad çok sevindi ve bana "Süleyman, bir kalem getir de bu hayvanin arkasindan bir mersiye yazalim." dedi. Hemen gazetenin kenarina, su mersiyeyi yazdi:
MÜCAHID BIR HAYVAN MERSIYESI
"Rabb'inin ordularini kendisinden baska hiç kimse bilmez." (Muddessir/31)
iste o cünuddan (ordulardan) bir gazi sehid,
Nev-i hayvandaki meymun-u said (bahtiyar, ugurlu ve mesud)
Ey maymun-i meymun (bahtiyar, ugurlu maymun)
Mü'minleri memnun, düsmanlari mahzun,
Yunan'i da mecnun eyledin.
Öyle bir tokat vurdun
Ki, siyaset çarkini bozdun
Lloyd George'u kudurttun,
Venizelos'u geberttin.
Mizan-i siyasette pek agir oturdun
Ki, küfrün ordularini, zulmün leskerlerini
Bir hamlede havaya firlattin...
Baslarindaki maskelerini düsürüp,
Maskara ederek, butun dunyaya guldurdun.
Cennetle mübesser (mujdelenmis) olan hayvanlarin isrine (izine) gittin.
Cennette saidsin (mesut olacaksin) çünkü, gazi hem sehidsin.
Bazi olaylar, gelecek bir facianin habercisi veya yaklasan tehlike hakkinda bir uyarici olabiliyor. Enver Sedat'in öldürülmesinden az önce tören meydanindaki büyük portresinin garip sekilde parçalanmasi, 1960 ihtilali öncesi Menderes'in uçak kazasi gibi olaylar buna misal verilebilir. Olaylarin dilini anlayip dogru yorumlayanlar elden geldigince bu hususta tedbirlerini almaya çalisirlar. Bazi büyük zatlarin duydugumuz veya sahit oldugumuz tavirlarinda garip gerçeklerle karsilastigimiz olmustur. Efendimiz (s.a.s.)'in, bela ve musibetlerle yok edilmis kavimlerin baslarina gelen olaylar öncesine az-cok benzeyen durumlarin olusmasi aninda birdenbire sikintiya girdigini ve bertaraf edici dualar okudugunu rivayetlerden ögreniyoruz.
İKİNCİ BÖLÜM
Perde yavaş yavaş açılırken opera başlamadan az önceki görüntü vardır sahnede. Bekçi televizyon seyretmekte Hurdacı Meydan Larus okumakta, Eskici'yse eşyalar arasında eşinmektedir. Sahnedeki kahramanlarımız konuşurken Bekçi zaping yapar ve o sırada doğa görüntüleri üzerinde kahramanlarımızın laflarının alt yazıları belirir.
HURDACI - Vay be! Demek ki insan her yerde, her zaman aynı kumaş..
KRAMER - (TV) Bakın, bir sümer yazarı ne diyor. (Gözlüğünü takar, okur.) Ülkem saldırılar altında. Güzel uygarlığımız yok olacak. Elimden oturup yazmaktan başka bir şey gelmiyor.
BEKÇİ Sanki bizim ülkemiz farklı. Arabı su ister, Yunanı kaya ister, o bunu ister, öbürü şunu.
ESKİCİ - Sen Yunan'dan, hele araptan hiç korkma hemşerim. Sen batıdan kork, IMF'den, Gümrük Birliği'nden kork.
HURDACI - (Başını ansiklopediden kaldırır.) Ben yüz dolar aldım koydum bankaya, ot istemez saman istemez, büyüdükçe büyüyor.
BEKÇİ Memleket bunların eline kaldı...
HURDACI - Kimlerin?
BEKÇİ Yok bir şey, yok bir şey... (Kanal değiştirir.)
KRAMER - (TV) İnsanoğlu beyni kadar düşünür. Bu sebeple de geçmişten ders almak için kazılara hız verilmesi gerekiyor. (Kanal değişir.)
ESKİCİ - Hadi, şuradan ne alacaksak alalım da gidelim.
HURDACI - Dur ya, destanın en heyecanlı yerinde kaldım.
ESKİCİ - Başlatacaksın şimdi destanından ha!
HURDACI - Bitiyor...
ESKİCİ - İyi be, sen orada kitap oku, biz burada ekmek parası için eşinelim. (Kanal değişir.)
KRAMER - (TV) Bilim adamları olarak bilinmezi bulmak amacıyla eşinip duruyoruz. (Güler.)
SUNUCU - (TV-gülerek) Siz ne diyorsunuz efendim?
JOSEPH - (TV) Tabletler üzerinde yaptığımız araştırmalar gösteriyor ki Gılgamış'ın hikayesi Musa'nın hikayesiyle palalellikler gösteriyor.
HURDACI - Ulan bu tıpkısı tıpkısına bizim Köroğlu hikayesine benziyor ya..
SUNUCU - (TV) Shakespeare'in Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası ile de paralellikler kurulabilir o halde.
JOSEPH - (TV) Biraz zorlamayla bu da mümkün tabii..
KRAMER - (TV) Ama böyle herkesin tuttuğu yerden başlamasını doğru bulmuyorum. Her şeyin bir başı, bir de sonu vardır. Söz gelimi bir karekter olarak İnanna'yı ele alalım, Sümerli'lerin İştar, Yunanlıların Afrodit, Romalıların Venüs, Yahudilerin Meryem dediği İnanna'yı... Hikayeleri üç aşağı beş yukarı aynıdır, değişen yalnızca çağına ve yaşadığı topraklara göre üzerine giydiği kostümlerdir. (Kanal değişir.)
HURDACI - (Okur.) Günde elli fersah yürüdüler. Üç günde bir ay iki haftalık yol aldılar. Ormanın girişine kadar yedi dağ aştılar.
ESKİCİ - (Pikaba yeni plağı koymaya çalışmaktadır.) Ha?
HURDACI - Enkidu Gılgamış'a demiş ki...
ESKİCİ - Enkidu da kim!
HURDACI - Sen anlamazsın oğlum.
Tekrar müzik başlar. Operanın ikinci bölümü...
ENKİDU
Girme ormana Gılgamış
GILGAMIŞ
Korkaklar gibi konuşma
Bu kadar tehlikeden sonra
Artık geri dönemem
bunca savaş yaşayan Enkidu
Geri dönemeyiz artık
Artık dönüş yok, artık korku yok
ölüm korkusunu yen artık!
ENKİDU
Bak sevgili dostum Gılgamış..
GILGAMIŞ
Tek söz söyleme
söylenecek söz yok artık
Humbaba'yı birlikte yok edeceğiz
Bu ne kadar güç görünse de
Gel benimle yoldaşım ol ki
adımız birlikte anılsın.
İki kişi bir arada
çok daha güçlüdür
sakın bunu unutayım deme
İki yoldaş birbirini kollar
ikisi birden ölse bile
yiğit der onları ananlar
ENKİDU
Dediğin gibi olsun
Yüreklerimiz coşsun
Biz geliyoruz Humbaba
Tanrılar yardımcın olsun!
GILGAMIŞ
Tanrılar hep bizden yana
Yüce Şamaş arkamda
böylesi güçlü olan
Humbaba'dan mı korkacak!
İki yoldaş önce birbirlerinin bileklerini tutar, ardından sarılır ve yola devam ederler. Gılgamış yollarına çıkan bir sedir'i keser. Sediri kesmesiyle birlikte Humbaba'nın Gür sesi duyulur!
HUMBABA
Kimdir korularıma saldıran!
Kimdir Sedirimi yere çalan!
GILGAMIŞ (Silkinip kalkar.)
Bana zırhımı getir Enkidu!
ENKİDU
Zırhını mı!
GILGAMIŞ
Bana zırhımı getir Enkidu!
(Enkidu çaresiz zırhı getirir ve Gılgamış'a giydirir.)
Ey Tanrılar!
Annem Ninsun'un
Babam Lugulbanda'nın
başlarının hakkı için
benimle gurur duymaları için
bu işi becerinceye kadar yaşatın
(Bir şimşek çakar.)
Zafer kazanmadan Uruk'a dönmeyeceğim!
Yemin ederim.
ENKİDU
Ey sevgili hükümdarım
Canım arkadaşım
Humbaba'yı bilmezsin.
Vazgeç yol yakınken
Bense onu çok iyi tanırım
Onun için de korkarım
Ejderha gibi dişleri
Ateş saçan gözleri
çiğneyip geçer bizi
GILGAMIŞ
Ölmek var dönmek yok
Yenim ettim dönemem geri
ENKİDU
Öyleyese ben gidiyorum
Uruk'a dönüyorum.
Annene babana
Seni tanıyanlara
her şeyi anlatacağım.
Görkemli cesareti
Bitmek bilmez nefesini
Hepsini ama hepsini
Ve seni saran kefenini
GILGAMIŞ
Yanıp yakınma karşımda
galip geleceğim savaşımda
Ölüm kayığı benden uzak duracak
kefenimi Humbaba kuşanacak.
Etten kemikten olan herkes
Giyecek bir gün kefenini
Madem öyle, öleceğiz
Çıkar yüreğinden korkuyu
Titreme dehşet içinde
Hadi, hadi Enkidu
Uzat bana yardım elini
Birlikteyken güçlüyüz
Humbaba yenemeyecek bizi
Hadi hadi Enkidu
Giy zırhını kap baltanı
Haklayım şu azmanı
Barışa ulaşmış sayılmaz
Yarıda bırakan kavgayı
ENKİDU
Ey Gılgamış! Yiğit Hükümdar!
Hadi ilerleyelim o zaman
Ölümden korkumuz yok!
Ölüm korksun bizden!
GILGAMIŞ
Hadi, hadi Enkidu!
Kaçıp yok olmasaına izin vermeyelim!
Yakalayım onu!
Silahına sarılamadan tuzağa düşürelim.
(Nicedir televizyonun karşısında oturmakta olan Bekçi ayağa kalkar. Yerden yukarı ışık veren bir spotun aydınlığında gölgesi neredeyse bütün sahneyi kaplar. Gılgamış ve Enkidu daha geride olduklarından gölgeyi görüp dehşete düşerler. Gılgamış Şamaş'a yalvarır.)
GILGAMIŞ
Yüceler yücesi Şamaş!
Buyurduğun yolu izledim,
Yolun sonuna geldim.
İşte tam sırası
Yardımını esirgeme benden!
(Ekranda Şamaş belirir. Sözleriyle birlikte görsel ve işitsel efektler devreye girer.)
ŞAMAŞ
İşte sana büyük yel!
Poyraz!
Kasırga!
Buzlu yel!
Kavurucu yel!
Fırtına!
Bora!
Tümü de ejderha gibi, kavurucu ateş gibi, ruhu donduran yılan gibi, yıkıcı su baskını, yalımlar, şimşekler gibi!
(Humbaba Şamaş'ın oyunlarına dayanamayıp yıkılır. Gılgamış hiç bir şey yapmamıştır. Belki o da korkmuştur biraz Ortalık biraz durulduğunda gölgesiyle Humbaba olan Bekçi yerdedir. Artık o da oyunun içinde ve Humbaba'dır. Gılgamış ve Enkidu Humbaba'nın başında dikilirler.)
GILGAMIŞ
Canlılar diyarında, bu ormanda
Senin barınağını ortaya çıkardım
Güçsüz kollarımla
Önemsiz silahlarımla yendim seni
Artık geri dönebilirim.
Ormanı yok edebilirim.
HUMBABA
Yapma Gılgamış
Yok etme ormanı
Pişman olur bütün torunların
Beni yetiştiren bir babam olmadı
Beni yetiştiren bir babam olmadı.
Tanrı Enlil beni bekçi yaptı bu ormana
GILGAMIŞ
Enkidu ne diyorsun
Tuzağa düşmüş kuşun yuvasına
İnsanın evine gitmesi gerek.
ENKİDU
Öldür onu Gılgamış!
Oysa sen efendisinden ekmek dilenen bir uşaksın!
Geç kalmadan öldür onu.
Bugün dost görünen
yarın güçlenince ilk seni vurur.
GILGAMIŞ
Kıskanıyorsun onu!
Ondan bu bütün öfken
Sana rakip olur diye
Öldürmemi istiyorsun onu.
Hem onu öldürürsek
bu orman üstümüze yürür
ENKİDU
Öyle de olsa öldür onu.
Hizmetindekileri de öldür.
Tavuğu boğazladık mı
civcivler kaçacak yer arar.
Bir süre tereddütten sonra baltayı kapan Gılgamış Humbaba'ya üç darbe vurur. Üçüncü darbede Humbaba yıkılır. Ormandaki sedirler ve saire kaçışmaya koşturmaya başlar. Mahşeri andıran bir dans
Ve ardından sessizlik. Törensel bir müzikle Gılgamış ve Enkidu Bir çınar yaprağıyla sembolize edilen Humbabanın kesik başını Ekranın önüne doğru götürürler. Ekranda Enlil Belirir.
ENLİL
Bunu neden yaptınız!
Bundan böyle ateş kaplasın yüzlerinizi
Ekmeğinizi aşınızı da yakıp kül etsin
Ama madem ki öldürdünüz onu
Şanı şerefi de sizinledir artık
Sen gılgamış
Korkunç yalımların fatihi;
Dağı yağmalayan yabani boğa
Denizler (aşan) Fatihi Gılgamış
Sanadır artık ad da şeref de şöhret de!
Humbaba'nın hizmetkarlarının da yardımıyla Gılgamış kral kostümlerine bürünür ve krallık tacını takar. Ardından ekranda İŞTAR görünür.
İŞTAR
Gılgamış
Korkunç yalımlar fatihi
Dağı yağmalayan yabanı boğa
Denizler (aşan) Fatihi Gılgamış
Sanadır artık ad da şeref de şöhret de.
Bana gel artık, erkeğim ol
Bedeninden bana döl sun!
Ben senin karın
Sen benim kocam ol
Sana bir savaş arabası donatacağım.
Tekerlekleri altından,
Mahmuzları bakırdan
Geri kalanı lacivart taşından
Sana fırtına cinlerini vereceğim
Sedir kokulu evimizin eşiğinde
Önünde diz çökecek fırtına cinleri
Krallar, hükümdarlar, şehzadeler
dağlardan vei ovalardan ganimet getirecek sana
Koyunların ikiz, keçilerin üçüz yavrulayacak
Eşeklerin katırları geçecek
Savaş arabanın küheylanları
Güçleriyle nam salacak ırak illerde bile
GILGAMIŞ
Seninle evlenirsem sana ne hediyeler verebilirim ki
Bedeninin güzelliği için hangi yağları
Giyinmen için hangi elbiseleri verebilirim sana
Bir eceye layığınca ekmek ve şarap verebilirim
Tahıl ambarını da doldururum tıka basa
Ama karı koca olmaya gelince
İşte bundan uzak dururum İştar.
Sen seni seven için
ne soğukta ısıtan bir mangal olursun
ne de fırtınaya karşı koruyan bir çatı altı.
Sen savunanı yok eden bir hisar
Sen taşıyanı yaralayan kılıç
Sen giyenin ayağını vuran bir çarıksın.
Hangi sevgilini sonsuza kadar sevdin
Hangisine sadık kaldın ölesiye.
Öldürdüğün, vurduğun kırdığın
erkeklerden biri olamam ben!
Gılgamış sahneyi terkeder. İştar sinir içindedir! Öfkeyle Tanrılara seslenir.
İŞTAR
Sen benim tanrılar kızı olduğumu unuttun!
Ama tanrılar kendi kızları olduğumu unutmaz!
Babacığım! Yüceler Yücesi Anu!
Anneciğim! Yüceler yücesi Antum!
Gılgamış beni aşağıladı!
Ölümlülere karşı gösterdiğim zulmü
Yaptığım iğrençlikleri bir bir vurdu yüzüme!
Haddini bildirin ona!
ANU
Tanrıların kızı da olsan
Kral Gılgamışla çekişme!
Gılgamış'ın söyledikleri doğrudur!
Yüzüne vurulunca utandıklarını
Yapmadan önce utansaydın biraz
İŞTAR
Öyle de olsa, bilmesem de utanmayı
Tanrılar kızı İştar'ım ben!
Gılgamış'ı yok etmek için
gökyüzü boğasını ver bana
Gılgamış'ı şımartan kibri
Yıkımını sağlasın onun!
Eğer gökyüzü boğasını vermezsen bana
Cehennemin kapılarını kırarım
Ölüyle diri ayıredilmez olur
İnsanlar birbirine girer
Ölüler de yemek isteyince
Zaten canlılara yetmez sizin nimetleriniz
Ne olur bir düşünseniz
DİDAKTİK KIZLAR
Tehditler işe yaradı
Tanrı Anu Uruk'a götürmesi için
Gökyüzü boğasının yularını verdi İştar'ın eline
Boğa yöneldi ırmağa doğru
Homurtusuyla yer yerinden oynadı
Toprağın yüzünde yarıklar açıldı
Yüz kişi öldü korkudan
Sonra bir yüz daha bir yüz daha
Üç homurtu yetti yarıkların toprağı yutmasına
Tökezlediyse de Enkidunun ayağı homurtularla
Yıkılmadı dimdik durdu ayakta
Çıktı boğanın karşısına
Kavradı boynuzlarından
Öfke içindeydi boğa
Ağzından köpükler saçarak kiuyruğuyla kamçıladı Enkidu'yu
Boğayı bağlayınca kıskıvrak Enkidu
ENKİDU
Haydı babakım sevgili arkadaşım
Çık ortaya da bitir şunun işini
Sapla kılıcını Boynuzuyla boğazı arasına
DİDAKTİK KIZLAR
Çıktı ortaya Gılgamış!
Yaptı yapması gerekeni
kılıcı sapladı ensesiyle boğazı arasına boğanın
Sonra bastı ayağıyla boğrüne hayvanın
Ve Fatihi oldu gökyüzü boğasanın da
İŞTAR
Lanet olsun Gökyüzü boğasını öldürenlere
Lanet olsu onu öldürüp beni aşağılayanlara
Tanrıların Laneti Üstüne olsun Gılgamış
Ve sen de al payını lanetten Enkidu
ENKİDU
Elime geçersen sana yapacağım da budur
Barsaklarını da köpeklere yediririm
İŞTAR
Tanrılara karşı ölümlülerin zafer kazandığı görülmemiştir
Kazandıklarını sanmışlardır sadece
Çünkü tanrılar ölümlüleri kullanmayı iyi bilir.
Sizin hakkınızdan Tanrılar gelmezse Uruk halkı gelir
DİDAKTİK KIZLAR
her homurtusuyla yüz kişi öldüren
Boğa'yı övmekten geri durmadı Uruk Halkı
Ölene kadar korku saçan öldükten sonra
Kutsallaştı birden
Ağlayan, sızlayan, vay canım vay
URUK HALKI
(Halkın şarkısı bir ağıttır. Şaka falan değil, bayağı bayağı ağıt!)
Boynuzlarının iriliğine hayran kaldık
Boynuzları iki parmak kalınlığında lacivert taşıyla kaplıydı.
Gılgamış'ın Tanrılara armağan ettiği
boynuzların her biri sekiz okkaydı
ve taşıdığı yağ miktarı altı ölçülüktü.
Ne yaptın sen gılgamış!
ENKİDU
Gılgamış o boynuzları
Saraya götürüp duvara astı
Etlerini de parçalayıp size dağıtacak
Sonra da Fırat'ta yıkayacak ellerini
Sizin için! Ey uruk halkı!
URUK HALKI
(Halkın şarkısı bir şenlik şarkısıdır. Şaka falan değil, bayağı bayağı şenlik şarkısı!)
Boynuzlarının iriliğine hayran kaldık
Boynuzları iki parmak kalınlığında lacivert taşıyla kaplıydı.
Gılgamış'ın Tanrılara armağan ettiği
boynuzların her biri sekiz okkaydı
ve taşıdığı yağ miktarı altı ölçülüktü.
Çok yaşa sen gılgamış!
Halk eğlenmekte ve dansetmektedir. Dansın soruna doğru kendi kendine bir halay oluşur ve halay sahneyi terkederken Ekranda tanrıların toplantısı görüntüye gelir.
ANU
Gökyüzü boğasının canını aldıkları
Sedir Oramnlarının bekçisi Humbaba'yı öldürdükleri için
İkisinden birinin ölmelidir.
ŞAMAŞ
Yaptıkları buyruklarımıza uygundur.
Suçsuzdur her ikisi de
Buna rağmen ölmeleri mi gerek..
ANU
Olması gereken olacaktır.
Ölmeli ikisinden biri
ŞAMAŞ
Onların çok yakını olan sen
Nasıl böyle bir şey istiyorsun
Anlaşılır şey değil.
ANU
Olması gereken olacaktır
Ölmeli ikisinden biri
İŞTAR - ANU
Olması gereken olacaktır
Ölmeli ikisinden biri.
DİDAKTİK KIZLAR
Buyruk tanrılardan geldi
Enkidu da buna boyun eğdi
Hastandı, yatağa bağlandı
Ağladı, gözler buğulandı
Açılmaz görmez oldu
Enkidu hasta yatağında yatmaktadır. Durumu hiç de iyi değildir Son bir gayretle doğrulur ve yanındaki Gılgamış'a seslenir.
ENKİDU
Ey sevgili dostum,
Yüce Hükümdarım
Artık yolun sonuna geldim.
Tanrıçanın laneti üstümde artık.
Artık utanç dolu bir ölüm bekliyor beni
Vurulmaktan korkardım hep
Ama vurulmak bile değilmiş kısmetim
Oysa vuruşmada ölenler mutlu ölür
Hastalanıp düşenler utanç dolu
Hoşçakal dostum
Hoşçakal kralım
Enkidu son nefesini vermiştir Gılgamış'ın kollarında cansız bedeni vardır Sahnede nispeten yüksekçe bird yerdedirler Uzunca bir süre durur olduğu gibi Gılgamış.. Sonra da ağıdına başlar
DİDAKTİK KIZLAR
Yüreğini yokladı. Atmıyordu.
Gözlerini de açmadı bir daha.
Gılgamış yeniden arkadaşının yüreğini yokladı.
Hayır, atmıyordu artık.
Gılgamış da arkadaşını bir örtüye sardı.
öfkesinden kudurdu.
Delilenip, yatağın çevresinde döndü de döndü;
döndükçe saçlarını yolup sağına soluna saçtı.
Debdebeli giysilerini paralayarak çıkardı;
iğrenç şeylermişcesine yere çaldı.
GILGAMIŞ
Dinleyin beni Uruk ermişleri
Arkadaşım Enkidu'nun uğruna döküyorum gözyaşlarımı
Yas tutan bir kadın gibi inliyorum
Kardeşim için ağlıyorum.
Ey Enkidu kardeşim!
Yanımdaki baltan,
Elimin gücü, önümdeki kalkan, kuşağımdaki kılıç!
Sendin
En ender süs en görkemli giysi;
Uğursuz bir alınyazısı senden yoksun kıldı beni.
Anan ve baban olan
Yabanıl eşek ve ceylan,
Seni besleyan bütün uzun kuyruklu yaratıklar,
Hep ardından ağlıyor.
Ovanın da otlakların da bütün yabanları,
Sedir ormanında sevdiğin keçiyolları,
Arkandan ağıt yakıyorlar gece gündüz.
Bütün ileri gelenleri yıkılmaz duvarlı Uruk'un,
Ağlasınlar ardından
Enkidu, genç kardeş,
Kutsamanın parmağı, bırak seni göstersin yakarış içinde.
Kulak ver ülkeyi baştanbaşa yarıp geçen yankıya,
Bir annenin inleyişini andıran o yankıya,
Birlikte yürüdüğümüz keçiyollarının tümü
Avladığımız yabanıl hayvanlar, ayı ve sırtlan
Kaplan, pars ve aslan
Geyik de, dağ keçisi de, boğa da, maral da
Kıyıları boyunca gezindiğimiz ırmak da
Elam'ın Ula'sı da,
Bir vakitler
kırbalarımızı doldurmaya gittiğimiz sevgili Fırat da
Ağlıyorlar senin için.
Bekçiyi öldürdüğümüz dağ,
Ağlıyor ardından,
Gökyüzü Boğasının öldürüldüğü
Yıkılmaz duvarlı Uruk'un savaşçıları,
Senin peşinden gözyaşı dökmekte.
Herkes arkandan ağlamakta Enkidu.
Ye diye sana tahıl taşıyanlar,
Yasını tutmaktalar.
Sana içesin diye arpa suyu sunanlar,
Şimdi ardından ağıt yakmaktalar.
Seni miskle yağlayan yosma,
Senin için şimdi inleyip sızlanmakta.
Sana bir eş bir de güzel öğütlerle bezenmiş yüzük sunan saraylı kadınlar,
Şimdi arkandan ağlayıp saçlarını yolmakta.
Kardeşlerin olan genç erkekler,
Kadınmışcasına saçlarını uzatıp yas tutuyorlar.
Nasıl bir şeydir acaba seni alıkoyan şu uyku
Karanlıklarda yitip gittin ve artık beni işitmez oldun.
GILGAMIŞ (Günün ilk ışığıyla varıp şöyle haykırdı
Seni kralların yatağına yatırdım.
Solumdaki sedire uzandın.
Yeryüzünün şehzadeleri gelip ayaklarını öptüler.
Uruk halkından senin için ağlayıp,
ağıt yakmalarını isteyeceğim.
Kaygısız ve şen insanlar,
kederinden iki büklüm olacak.
Toprağa verildiğinde, saçımı uzatacağım.
Aslan postuna bürünüp çöllerde dolaşacağım.
DİDAKTİK KIZLAR
Ertesi gün, tan ağırırken
Gılgamış yeni baştan yıkanmaya koyuldu.
Enkidu için yedi gün, yedi gece ağlayıp sızladı.
Kurtlar Enkidu'nun gövdesine üşüşüne kadar,
böyle sürdü gitti.
Ancak ondan sonra, Enkidu'yu toprağa verdi.
Gılgamış, ülkedeki bütün bakırcıları, kuyumcuları, taşçıları çağırıp
bir araya topladı.
"Arkadaşımın heykelini yapacaksınız." buyruğunu verdi.
Heykel yapılırken,
göğüs bölümüne bol miktarda lacivert taşı,
gövde kesimine de altın kullananıldı.
Sert tahtadan bir masa da yapıldı;
üzerine balla dolu bir akik kase
ve tereyağla dolu lacivert taşından bir başka kase koydu.
Gılgamış bunları Güneşe sundu ve sonra ağlayarak uzaklaştı oradan.
GILGAMIŞ (Enkidu için acı acı ağlamaktadır.)
Nasıl durup dinlenebilirim,
gönlüm nasıl rahat edebilir?
Yüreğimi umutsuzluk kapladı.
Kardeşim şimdi neyse ben de ölünce öyle olacağım.
Ölümden korkuyorum.
(Dua eder)
Bu dağ geçitlerinde, çok eskiden aslanlar görürdüm.
Korkup gözlerimi Ay'a dikerdim.
Dua eder, dualarım Tanrılar katına yükselirdi.
Şimdi yine dua ediyorum. Ay Tanrı Sin, beni koru!
DİDAKTİK KIZLAR
Çaresi kalmamıştı Gılgamış'ın
Artık ölümsüzlüğü bulmaktan başka
Onun için düştü yola
Yüce dağlar, denizler aşıp vardı
Ölümsüzlük yolunun dağına
Işık saçan gözleriyle dağın bekçileri akrepler çıktı karşısına
Önceleri kamaştıysa da gözleri
Alıştı bir süre sonra ve akrepler sordu seyahatin sebebini
AKREPLER
Niçin geldin buraya
Ölümsüzlük dağına
Tehlikeler atlattın
Bizi meraklandırdın
GILGAMIŞ
Dostum Enkidu'yu yitirdim.
Çok severdim onu.
Ama insanlığın ortak alın yazısı aldı onu götürdü.
Biricik dostum Enkidu öldü.
Yedi gün yedi gece gözyaşı döktüm ardından
Gözyaşlarımın hatırına tanrılar onu bana geri verir diye
Ama olmadı Toprak onu da aldı.
Bu dağda bir ölümlü, atam Utnapiştim
Tanrıların arasına kabul edilmiş
ölümsüzlüğe kavuşmuştu.,
Bu nasıl oldu onu öğrenmek istiyorum.
Dağın kapısını açın bana
AKREPLER
Senin tasarladığını bir kadından doğma kimse yapamamıştır.
Kapıdan girmek bir şey değil
Asıl ondan sonra işin zor
bu dağın uzunluğu oniki fersahtır
Ve yolu karanlıktır.
Yürek bunaltır bu dağ
Ölümsüzlüğü bulacağım diye sahip olduğunu da yitirme.
GILGAMIŞ
Yüreğim acıyla dolsa da
İç çekip ağlasam da
Yine de gideceğim
Dağın girişini açın bana
AKREPLER
Peki git gılgamış
Maşu dağını aşabilirsen
Öğreneceksin ölümsüzlüğün sırrını
Ama öğrenmek yetmez bilesin
Nice yaman sınavdan da geçmelisin
Tanrılar yardımcın olsun
Açıktır dağın girişi
(Açılan bir kapıdan Gılgamış içeri girer.)
DİDAKTİK KIZLAR
Yola çıktı Gılgamış dağın içinde
Bir fersah gittiğinde
göz gözü görmez olmuştu karanlıktan
İki fersah, üç fersah, dört fersah
beş fersah, altı fersah, yedi fersah,
sekiz fersah, dokuz fersah
ve sonunda duydu kuzey rüzgarının esintisini
ama göz gözü görmüyordu karanlıktan
Onuncu fersahda yolun sonuna geldi
Onbirinci fersahda belirdi sabahın ışıkları
ve Onikinci fersahın sonunda sel gibi aktı güneşin ışıkları
değerli taşlarla dolu çalıların ortasındaydı
tanrıların bahçesi oradaydı
Ve denize bakan yamacın kıyısında Şamaş göründü!
ŞAMAŞ
Bu yoldan hiç bir ölümlü geçmemişti daha önce
Yeller denizin üstünde estikçe de geçemeyecek
Aradığın ölümsüzlüğü hiç bulamayacaksın
GILGAMIŞ
Bunca uzaktan, çöller aşıp geldim.
Bunca sıkıntı bunca azapla geldim.
Ama yine de ölecek miyim?
Ey yüce Şamaş
Bırak da gözlerim
sonsuza kadar güneşe baksın
Bir ölüden farkım yoksa bile
bırak güneşin ı
ışığını göreyim
SUDURİ
Adradığın hayatı bulamayacaksın.
Tanrılar insanları yaratırken,
Onun payına ölümü ayırdılar
Diri olmaksa tanrılara özgüdür.
Haydi git gılgamış
karnını hoşuna giden şeylerle doldur
Sabahtan akşama akşamdan sabaha
Şölenler düzenle ye, iç, gül, oyna, seviş.
Tertemiz giysiler kuşan,
Gününnü gü et,
karını sevindir
Oğlunla oyna
Öleceksin nasılsa.
Bu insanoğlunun kaçınılmaz alın yazısıdır.
GILGAMIŞ
Gökyüzü boğasını öldüren,
Humbabayı alteden
Bunca tehlike atlatan
Enkidu toprak oldu
Ölümlülük öldürdü onu
Yedi gün başında ağladım
Kurtalar üşüştü
yeyip bitirdiler onu.
Ölümden korkuyorum
Yerimde duramıyorum
Alım yazım boğuyor beni
yüreğim dayanmaz buna
Haydi güzeller güzeli
Bana söyle nasıl giderim.
Ölümsüzlük yolunda
Ya okyanuslar aşacağım,
yoksa çölde dolaşacağım.
UTNAPİŞTİM
Ekranda belirir. Alt yazıda "Tanrıların ölümsüzlük verdiği tek ölümlü" yazılıdır.
Bunca yol aşıp geldin madem
Tanrıların bir sırrını söyleyeceğim sana
Suyun altında biten bir bitki vardır.
Bu bitkinin gül dikenini andıran iğneleri vardır
Bu iğneler ellerini yaralar, parçalar.
Ama onu koparmayı başarabilirsen
yaralı ellerin yitirmiş olduğun gençliği sana geri verecek,
seni sonsuza dek yaşatacak şeyi tutmuş olur.
DİDAKTİK KIZLAR
Gılgamış çok sevindi bu habere.
Ayaklarına tonlar ağırlığında toşlar bağlayıp
Daldı suyun derinliklerine
Bitkinin iğneleri battıysa da ellerine
koparmayı başarıp çıktı suyun yüzüne.
(Kızların şarkısı sırasında soluk bir ışığın aydınlığında Gılgamış anlatılanları yapar gibidir.)
GILGAMIŞ
Elinde bitkiyle görünür.
Bu bitkiyi, ölümsüzlük otunu
Yıkılmaz duvarlı Uruk'a götüreceğim.
Önce yaşlılara verip onları gençleştireceğim
sonra da kalanıyla ölümsüz olacağım.
DİDAKTİK KIZLAR
Gılgamış çıktı yola
elinde ki görkemli otla
yürüdü fersahlar boyu
sonunda yoruldu.
Yattı bir otlağa uyudu
Su uyur yılan uyamaz.
Su uyur yılan uyumaz
Yılan Gılgamış'dan bitkiyi alır kaçar.
Gılgamış uyandı
Ama çok geç kalmıştı
Bitkiyi alan
Ölümsüzlüğe varmıştı
Gılgamış uyanır, dövünür ama yapılacak bir şey yoktur artık.
Aylar sürdü yolculuk
Gılgamış Uruk'a vardı
Eli boş, gözünde yaşla
Derken bir kaç yıl sonra
Ölüm çaldı kapısını
Öldü Gılgamış
Gitti toprak altına
URUKLULAR ve DİDAKTİK KIZLAR
Kral uzandı bir daha kalkmamak üzere
Uruk'un kralı bir daha kalkmayacak ayağa
Kötülüğü yendiyse de bazan
Onun da hayatına indi hazan
Tepeden tırnağa silahlıydı
ama o da kara bahtlıydı
Bilgeydi, yakışıklıydı ama
Kader döşeğinden kaçamadı
üçte ikisi tanrı, üçte biri insan olan Gılgamış
üçün birinden gitti
bitti.
YAZAN : HAŞMET ZEYBEK
MÜZİK : MURAT BAVLİ
ŞARKI SÖZLERİ : CAN DOĞAN
"Kent Tiyatrosu"nun kulisi, sahnesi, salonu fuayesi ve gişe sahanlığı.
Kulis'de kimse yok. Soluk bir ampulün aydınlığı ve ıssızsık.
Sahne'de Prova ışığı. Tiyatroda son oynanan oyunun dekoru olduğu gibi durmakta. Ayrıca bu sahnede yıllardır oynamış bir sürü oyuna ait dekor parçaları, aksesuvarlar, kostümler ve ışık ve ses malzemeleri, afişler, tiyatronun kütüphanesindeki kitaplar, dosyalar ıvır zıvır.
Sahnenin en önünde sırtını seyirciye dönmüş televizyon seyreden tiyatro bekçisi. Televizyonda uydurma bir televizyon kanalının ana haber bülteni. IMF, BM, AT ve sair kuruluşların genel kurul toplantıları, açlıktan ölen insanlarla ilgili haberler, şiddet, şu, bu...
Salonda, soluk bir aydınlatma. Zamanla seyirciler salonu dolduracak.
Fuayede, televizyon ekranlarında sahnedeki televizyondaki görüntülerin aynı.
Gişe sahanlığında, "Satılık Tiyatro Malzemeleri, müracaat tiyatro idaresi" yazılı koskocaman bir pano....
İlan edilen saat geldiğinde salonun ışıkları minimum düzeye indirilir..
Az sonra Hurdacı ile Eskici ellerinde naylon torbalarla kulis tarafından sahne kapısına gelirler... Bellerindeki cep telefonları belirgin biçimde görülmeli.
ESKİCİ - Kimse yok mu!
BEKÇİ - (Televizyon seyretmektedir ve fazla istifini bozmadan.) Kim o?
ESKİCİ - Burada eski elbiseler falan varmış, onlara bakmaya geldik.
BEKÇİ - Gelin, gelin... (Eskici ile Hurdacı ön tarafa doğru gelirler.)
HURDACI - Selamınaleyküm hemşehrim.
BEKÇİ - Aleykümselam. (Yığını gösterir.) İşte, bütün ıvır zıvır burada. İşinize yarayanları ayırın.
ESKİCİ - (Tiyatro kostümlerini kastederek.) Bunları kim giyer yahu.
BEKÇİ - (Kendinden emin ve hafif eğlenerek.) Hamlet, Makbet, Kral Lir, Mefisto, Fatih Sultan Mehmed, Gılgamış, Enkidu...
HURDACI - Dur hemşehrim, dur. Kim bu adamlar?
BEKÇİ - Sen tanımazsın.
HURDACI - (Eskici de güler. Hurdacı kendiyle alay edildiğini anlar.) Sen ne gülüyorsun, sanki kendi tanırmış gibi.
ESKİCİ - Fatih Sultan Mehmed'i tanıyorum...
HURDACI - Kimmiş bakalım Fatih Sultan Mehmed?
ESKİCİ - (Cevap vermekte zorlanır.) Şey, şu boğazda köprüsü olan adam... (Hurdacı'yla Bekçi güler.) Ne oldu? Komik bir şey mi söyledim?
BEKÇİ - Estafurullah... Neyse, siz işinize yarayanları ayırın, kalanları başka birilerine satarız.. (Müthiş bir top sesi)
HURDACI - Hah, iftar oldu galiba.
ESKİCİ - Dur bakalım, belki de görgüsüz bir herifin oğlunun sünnet düğünü vardır.
HURDACI - Hemşehrim, şu TRT'yi açsana, bakalım iftar olmuş mu? (Bekçi TRT'yi açar, iftar olmuştur, ezan okunmaktadır. Ekranda "İstanbul İçin İftar vakti" gibi bir yazı da olabilir.)
ESKİCİ - İftarı yapalım mallara sonra bakarız.
BEKÇİ - Siz bilirsiniz... (Televizyonun kanalını değiştirir ve seyretmeye koyulur. Naylon torbalar açılmış, içinde katığıyla tam ekmeklerle kutu kolalar çıkmıştır. Yemeğe başlarlar. Hurdacı açtığı kola kutularından birini bitirir ve ikincisini açar.)
HURDACI - Yahu bu memleketin havasından mıdır, suyundan mıdır bilmem ama günde beş-altı kutu içiyorum bana mısın demiyor...
ESKİCİ - Su temiz, hava sağlam da ondan. Yoksa bu köpek öldürenin bir kutusu adamı gebertir. (Bekçi kanal değiştirir, yeni kanalda üzerine Türkçe seslendirme yapılmış yabancı bir tartışma programı vardır.) Gri bir dünya haritası üzerinde yıldızlı bir dekor olabilir. (Yıldızlı fonun üzerine transparan naylondan kesilmiş kontrlu bir dünya haritası.) Programın adı "History of the world" veye "Dump of civilization" olabilir
JOSEPH - (TV) Dünyanın ruhu şehvete dayanır. Güçlü olanlar bu ruhu halktan alır ve kendileri için kullanırlar. Çağımızda insanların kafaları konserve kutusuna dönüşmüştür. Ne kadar verilirse o kadar düşünen bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Savaşlar ve düşünceler anlaşmalarda yazıldığı gibi biçimlendirilmektedir.
ESKİCİ - Bunların aklına turp sıkayım e mi.. Bu saçmalıklar için dünyanın parasını harcıyorlar...
JOSEPH - (TV) İnsanlar dünya ile ilgili olaylara çok yüzeysel bakıyor. Oysa derinlemesine düşünmek gerek.
ESKİCİ - Hah! Fazla derine inmeye gelmez. Dünya bir, kadın iki, bunların dibini bulamazsın..
HURDACI - Dibi olsaydı sen bulurdun. (Gülerler.)
JOSEPH - (TV) Konuyu çeşitli açılardan, teolojik, ideolojik ve mitolojik olarak ayrı ayrı incelemek gerekir.
SUNUCU - (TV) Mitolojik mi?
JOSEPH - (TV) Evet, hem de karşılaştırmalı olarak..
SUNUCU - (TV) Peki sayın Kramer, sizce bilim ve sanatın başlangıcını nerede aramalıyız?
KRAMER - (TV) Tabii ki Sümer Uygarlığı'nda.
SUNUCU - (TV) Yani size göre dünyanın dibi Mezopotamya oluyor.
KRAMER - (TV) Elbette. Uruklu Gılgamış Destanı dünyanın ilk belgeselidir. Dramatik yapıdaki ilk eser.. Bu eserde aşk, arkadaşlık ve ölüm tem'aları işlenir ki, bu eserden sonra yazılan hemen her şey bu eserin tekrarıdır. (Bekçi kanalı değiştirir, görüntüye popüler bir şarkının klibi gelir.)
HURDACI - Yahu seyrediyorduk be...
BEKÇİ - Merak ediyorsan aha orada Ansiklopedi var. Aç oku...
HURDACI - Ansiklopedi mi?
BEKÇİ Gılgamış Destanı maddesine bak öğren... (Hurdacı kitaplara yönelir.)
ESKİCİ - Lan oğlum, bırak şimdi ansiklopediyi falan...
HURDACI - Ya dur bir dakika yahu... (Ansiklopediyi karıştırır maddeyi bulur.) Hah, işte burada... Gılgamış Destanı : Sha Nagba İmuru, her şeyi görmüş olan.. Eski Mezopotamya Destanı... Babilliler ve Asurlular bu destanı ilk kelimeleriyle adlandırırlar: Sha Nagba İuru, Her şeyi görüp bilen bu bilgiç insan, Babil'in güney bölgesinde çok eski bir şehrin, Uruk'un kralı olarak tasavvur edilen Gılgamış'tır.
Eskici bulduğu bir plağı pikaba koyar çalıştırır...
Müzik girer ve Opera başlar...
Eski gazeteler, kitap yığınları, boydan boya uzanan film şeritleri, pet şişeler, konserve kutuları, çeşitli atıklar, üst üste renkli renksiz televizyonlar, yanında Sümer tabletleri. Çeşitli renk ve boyda radyolar, antenler, anten kuleleri, Kuleden kuleye canbaz ipi, üstünde canbaz Zingurat'ın tepesinde Tanrıça Anu, canbaz kulesinde İştar.
Müzik başladıktan sonra dekorun içindeki kostümler canlanır ve koro belirir. Koroda bulunanların ellerinde bir sürü kitaplar vardır.
Ekranda Ninsun'un görüntüsü belirir. Resmin altında "Ninsun, Gılgamış'ın Annesi" yazısı vardır.
NİNSUN
Bütün dualarım,
Bütün Adaklarım,
Bütün bilgilerim,
seninle...
Ekranda bu kez Şamaş belirir. Resmin altında "Şamaş, Gılgamış'ın Babası, Görkemli Güneş Tanrısı" yazısı vardır.
ŞAMAŞ
Sana güzelliği gönderdim
Sana kusursuz vücut verdim
Yüreğine cesaret verdim
Şamaş ve Ninsun birlikte görüntüdedir.
ŞAMAŞ - NİNSUN
bir boğa gibi güçlü,
bir tanrı gibi kudretli,
bir insan gibi ölümlü
kamaştır gören gözleri.
Gılgamış.
Gılgamış
KORO
Al gözüm seyreyle
Gılgamış'ın eğlence şölenine gidiyoruz..
yaptıklarını hepbirlikte görelim bakalım
Gılgamış!
Her şeyi bilen kişi!
Gılgamış!
Her şeyi bilen kişi!
Gılgamış!
Yeryüzü ülkelerinin kralı!
Gılgamış!
Büyük Bilge...
Gılgamış eğlenmekte, bir takım kadınlar da dansetmekteler. Derken Gılgamış Kalkar kızlara sarkar.
(Bir fahişe kaçar, Gılgamış onu kovalamaktadır.)
GILGAMIŞ
Gel kaçma, gel kaçma
Başıma dertler açma.
YOS-MA
Tanrı alsın canımı
Kurtulayım Gılgamış'tan
DİDAKTİK KIZLAR
Kadın görünce azarmış
Gizli güçlerle tanışan Gılgamış
Tırmanır binlerce fersat yukarı
Görür geleceğin sırlarını
Bazan VIP salonlarında
Maykıl Ceksın kılığında
Elvis Presley'in kızıyla,
Bazan Gargaros Dağı'nda
Zeus kılığında Hera'yla
Kadın Salome'yse
o mutlaka Yahya
(Gılgamış Yosmayı yakalar.)
GILGAMIŞ
Benden kaçılmaz!
DİDAKTİK KIZLAR
Ölümden korkardı Gılgamış,
Bu yüzden de hep ölümsüzlüğü aramış.
(Yosma can havliyle kurtulur kaçar, Gılgamış korodaki kızlara sarkar.)
KORONUN KIZLARI
Tanrım bizi koru
Uzak tut bizden onu
Bizi kuş yap
Bizi Taş yap
(Yosmaların dilekleri gerçekleşir. Gılgamış çıldırır, oraya buraya saldırır. Herkes kaçışır, sahnenin başka bir bölümünde oyun boyunca sahnedeki bütün rollerin görmediği varsayılan Didaktik Kızlar belirir.)
DİDAKTİK KIZLAR
Bir metafor yaratıldı o gün
Kuşa, geyiğe, turnaya dönüş başladı
Ve maalesef Gılgamış'ın elinde kaldı.
Dönüşe dönüşe, dövüşe dövüşe
Mitoloji zamanla Tarih, sonra haber oldu.
Ellerinde Gılgamış aleyhtarı pankantlarla Uruk Halkı belirir. Herkes öfkeli...
HALK KOROSU
Bıktık Gılgamış'tan
Bıktık eğlencelerinden
O bizim için bir tehlike artık!
Kibrinden yanına yaklaşılmaz
Savaşlar, ölümler,
Yeter, yeter, yeter artık yeter!
Babalar evlatsız,
Evlatlar babasız
Ne kızan kaldı evde
ne de kızoğlan kız
Şehvet, şehvet,
bunun sonu cinayet
Gılgamış ne biçim kral
Kalmadı Uruk'ta istikbal
Halkın itiş kakışı sürerken Didaktik Kızlar korosu ışık oyunuyla belirginleşir.
DİDAKTİK KIZLAR
Uruk!
Tanrılar kenti!
Etrafı surlarla çevrili!
Tanrılar bir Gılgamış yaratmış
Gılgamış dikensiz bahçeye alışmış!
Gılgamış tek ses,
Gılgamış diktatör
Uruk Halkı nankör
Göğün tanrıları tedirgin
Ekranda Göğün Tanrıları, sahnede Uruk halkı belirir...
HALK KOROSU VE GÖĞÜN TANRILARI
Gılgamış'ı yaratan Ey Yüce Aruru
Ona bir rakip yarat şimdi de.
Yesinler birbirlerini
Rahat bıraksınlar bizi.
Kamera pan yaparak Aruru'yu görüntüler... Aruru elini çamura daldırır, bir tutam çamur alır, yoğurur, yoğurur... Sahnede ve ekranda müthiş ışık oyunları, toz duman...
DİDAKTİK KIZLAR
halkın sesi hakkın sesi
Aruru muhalefeti yarattı
Ekranda Enkidu'nun yakın plan görüntüsü...
DİDAKTİK KIZLAR
Enkidu
sağlam bedenli!
Enkidu
güçlü mü güçlü
Enkidu
günahsız insan!
Enkidu
ekip biçmek bilmez
Enkidu
yabani hayvanlarla
Enkidu
avlanır yaşar gider ormanda
Enkidu
Enkidu
Başladı Uruk'ta dedikodu....
MUHABBET TELLALI
Ey yüce Gılgamış,
Enkidu, dolaşır otlaklarda
Enkidu yıldızlar kadar güçlü
Enkidu Rakip oldu Gılgamış'a
GILGAMIŞ
Hemen bir yosma bulun
Ondan sonra yola koyulun
Tahrik etsin onu yosma
Alsın Enkidu'yu koynuna
Kadın girince koynuna
Başlar o da bağırmaya
hayvanlar yanaşmaz yanına
Yosma'yla Muhabbet Tellalı yola çıkarlar...
DİDAKTİK KIZLAR
Üç gün üç gece yol sürdü
Yosma ulaştı göl kıyısına
Üç gün bekledi Enkidu'yu
Üçüncü günün sonunda
Enkidu çıktı ortaya
MUHABBET TELLALI
Haydi kadın, göster hünerini
Sergile o koca memelerini
seni yalayıp yutsun
Hayvanları unutsun...
Sözsüz oyunda Yosma'nın Enkidu'yu baştan çıkarması oynanır. Sonuna doğru Didaktik kızlar belirir.
DİDAKTİK KIZLAR
Tam altı gün yedi gece
Yosma işini yaptı kahpece
Enkidu aşka doydu
Ama bilge kafası artık boştu
Tutmuyordu dizleri
Seçmiyordu gözleri
Enkidu ağlayarak ve haykırarak Yosma'nın dizlerine kapanır.
YOSMA
Sen bilgesin Enkidu
Bırak hayvanların yolunu
Gel benimle Uruk'a gidelim
Yeni bir yaşam seçelim.
O erişilmez gücünü
Doğru söyleyen sözünü
Gılgamış'a karşı kullan
Onu yok edip taçlan
ENKİDU
Gel kadın gidelim!
Gılgamış'ı yenelim!
Haykıralım gücümüz yettiğince
En güçlü Benim!
YOSMA
En güçlü Enkidu!
ENKİDU
Düzeni değiştirme gidelim!
Enkidu ile Yosma çıkar, Didaktik kızlar belirir.
Kısa bir ara müziğin ardından Uruk Meydanı'nda halkı görürüz. Hafif tedirgin, hafif merak içinde fısıldaşıp durmaktalar. Derken Enkidu yüksekçe bir yerde belirir...
ENKİDU
sevgili Uruk Halkı
burada en güçlü benim!
güç kimdeyse iktidar odur
bu düzen değişmeli!
bu düzen değişmeli
düzeni değiştirmeye geldim.
Gılgamış çık karşıma!
Gılgamış çık karşıma!
Büyük bir ses ve ışık oyunu içinde Gılgamış meydana çıkar... Halk ve medya ikilinin etrafını çevirir. Bağırış çağırış. Gılgamış'la Enkidu kapışır ama kalabalıktan pek bir şey görünmez.. Güreşin görüntüleri ekrana yansır...
DİDAKTİK KIZLAR
İki yiğit çıkmış meydane
İkisi de birbirinden merdene
Uruk halkı tedirgin
Bizi izlemeye devam edin.
Sahne birden bire kararır, siluet olarak görünen oyuncular hareketsiz durur beklerler.. Ekranda "Reklamlar" yazısı belirir. Şehir Tiyatrosu'nun" Afişteki oyunlarıyla ilgili reklam spotları görüntüye gelir... "Reklamları izlediniz" yazısının ardından sahnedekiler hiç bir şey olmamış gibi oyuna devam ederler... Güreş sırasında kalabalık seyircinin olayı görmesini engeller ve derken ekrandaki görüntü de şifrelenir. Güreş bittiğinde Enkidu yere serilmiş, Gılgamış da onun başında zafer işaretleri yapmaktadır.
DİDAKTİK KIZLAR
Gılgamış al takke ver külah
Dize getirdi Enkidu'yu
Sırtı yere yapışan Enkidu
Buldu sonunda konsensusu
ENKİDU
Gılgamış!
En güçlü senmişsin meğer.
Bunu bilmek bile her şeye değer
Tanrılar çok haklıymış
Gılgamış sonsuz kralmış!
Seni artık çok seviyorum
Önünde diz çöküyorum...
Gılgamış Enkidu'ya yaklaşır, Halk ne olacağını bilemeden tedirgin beklemekte. Gılgamış Enkidu'ya elini uzatır, yerden kaldırır ve sarılıp öpüşürler.
ENKİDU
Tanrılar sana krallık verdi
Halk senin egemenliğindedir.
Egemenlik kayıtsız şartsız senindir.
URUK HALKI
Hakimiyet bila kayd-ı şart Gılgamış'ındır.
Çılgın bir müzik! Halkın coşkulu alkışları. Gılgamış ve Enkidu Halkı selamlar. Bu sırada Enkidu ve Gılgamış sahnenin merkezinde tepede, halksa seyirciye arkası dönük en öndedir. Sahne döner ve halk kaybolur. Bu sırada mevcut müziğin görkemli son notası da duyulur ve sahnede yalnızca Gılgamış'la Enkidu kalmıştır. İki kahramanımız izleme ışıklarının aydınlığında kalırlar.
ENKİDU
Tanrıların atası Dağların Enlil'i
Sana krallık verdi Gılgamış.
Alın yazın o zaman belli oldu
Ölümsüzlük değil senin sonun
Ama ama üzme kendini,
Yüreğini ferahlatmak için
Egemen olduğun insanları
Mutlu etmeye bak.
Adil ol, müşfik ol, umut ol
hepsi için..
GILGAMIŞ
Alın yazım bu benim,
Ölümsüz değilim,
Zaten ölümsüzlük ne ki
Bir taş heykel değil mi
Ülkede kötülük var,
Bunu ben bitireceğim
sedir ormanına gidip
O korkunç devi yeneceğim.
Kendi adıma tuğra bastırıp
Uruk'un meydanına da
bir anıt dikeceğim tanrılar için
Üzerine de adımı yazdıracağım,
Tanrılara yaptırdığım anıtı görenler
Üzerinde adım yazılı tuğrayı görenler,
Beni unutmayacak.
ENKİDU
Humbaba'yı Tanrı Enlil yarattı
Onu yedi korkunç silahla donattı
Humbaba korkunçtur insanlar için
Ölüm demektir onu görmek bile
Dikkat et Gılgamış, dikkat et
Oraya kim gider giderse sonu felakettir.
Humbaba'yla dövüşülmez,
O büyük bir savaşçıdır
hiç uyumaz, herşeyi duyar.
GILGAMIŞ
Yalnız tanrılar yaşar sonsuza kadar
Ya biz insanlar, günlerimiz sayılıdır.
Bütün yaptığımız buz üzerine yazı yazmak
Ölümlü birinin ölümden korkması komik,
Onun için hiç korkma Enkidu.
Hiç değilse ardımızdan, cesurdular,
Humbaba'yla dövüşürken öldüler derler.
Ölüm ölümsüzlük için ödenen
bir küçük bedel sadeece
ENKİDU
Kralım, can yoldaşım Gılgamış
Sedir ormanına gitmek için
O ülke Güneş Tanrısı Şamaş'ındır
Önce Şamaş'a haber vermeli
Bütün bunlar sırasında iki kahramanımız sahnedeki yükseltiden aşağıya inmişlerdir. Gılgamış ve ardından Enkidu belli bir form alarak duaya ve yalvarmaya başlarlar.
GILGAMIŞ
Ey Şamaş, Güneş Tanrısı
Ey Şamaş, Güneş Tanrısı
(Ekranda Şamaş belirir.)
Humbaba'nın ormanına gidiyorum.
Ellerimi yalvarmak için açıyorum
Bırak ruhumu yalvarsın sana
Beni tutup Uruk Limanı'na getirmem için
Ellerimi yalvarmak için açıyorum
bırak ruhumu yalvarsın sana
Beni koruyup yolculuğun iyi bitmesi için
ŞAMAŞ (Ekrandan)
Niye gitmek istiyorsun o ormana
GILGAMIŞ
Ey Şamaş, duy beni,
ulaşsın sesim sana
Bu kentte herkes ölümlü
Nehirler, toprağın altı cesetlerle dolu
Budur işte ben Gılgamış'ın da sonu
İşte bu duygudur beni oraya çeken
Adımı tuğraya basmak için
Yenmeliyim o devi, Humbaba'yı.
Oraya gidip onu yenince
Adımı anıtlaştıracağım.
Yardımın olmadan bu işi yapamam
Yardım et bana Şamaş, yardım et...
Oradan sağ dönebilirsem eğer
Şamaş'a bir sürü armağan
görkemli adaklar sunacağım..
(Ekrandaki Şamaş kollarını kaldırır, bu sırada kamera geri geri gitmeye ve görüntüye Şamaş'ın söyledikleri girmeye başlar.)
ŞAMAŞ
Poyraz!
POYRAZ
Poyraz göreve hazır!
ŞAMAŞ
Kasırga!
KASIRGA
Kasırga göreve hazır!
ŞAMAŞ
Fırtına!
FIRTINA
Fırtına göreve hazır!
ŞAMAŞ
Buzlu yeller!
ALEVLİ YELLER
Alevli yeller hazır!
ŞAMAŞ
Bora!
BORA
Bora göreve hazır!
ŞAMAŞ
Engerek!
ENGEREK
Engerek de hazır!
ŞAMAŞ
Ejder!
EJDER
Ejder de hazır!
ŞAMAŞ
Demek herkes hazır!
HEPSİ
Emir ve görüşlerinize hazırız!
ŞAMAŞ
Görev başına!
(Kıyamet! Sahne durmaksızın döner, asansöz inip çıkar, hiç bir mana ifade etmeyen efektler duyulur, ışıklar yanıp sönmekte, ekranda tuhaf görüntüler belirip kaybolmakta. Bu görüntülerin içinde 20. yüzyılın görüntüleri de olabilir. Fu-huş, uyuşturucu, savaş, ölüm ve saire... Kıyamet!)
(Yukarıdaki parantezde antatılan olayların hızı kesilir, ışıklar seyrekleşir, efektler azalır, döner sahne yavaşlar ve sonunna doğru yukarı çıkan asansörde Didaktik Kızları görürüz.)
DİDAKTİK KIZLAR
Demirciler silah yaptılar
Bilgeler kafa patlattılar
Uruklular sloganlar attılar.
Gılgamış çıktı meydana
Toplandı Bütün Uruk oraya
Halk toplanır, Bütün Uruk Halkı sahnede... Belki de ellerinde pankart benzeri tabletler. Medya da orada!
GILGAMIŞ
Sevgili Uruk Halkı!
gidiyorum O yaratığı görmeye,
Sonra da toprağa gömmeye.
Onun ormanını elime geçirip
Göstereceğim Uruk oğlullarının gücünü
Yemin ettim dönemem
dönüş yok, yemin ettim
Arkamda kalıcı bir ad bırakmaya
Alkış kıyamet arasında kızalar Gılgamış'ı uğurlamak için dansederler dansın sonuna doğru sahne yine döner ve halk kaybolur. Sahnede yalnızca Gılgamış ve Enkidu kalmıştır.
GILGAMIŞ
Yüce Ninsun!
Görün bana,
dinle beni!
(Ekran'da Ninsun belirir. Önünde pek çok tütsü yanmaktadır)
Şamaş'ı tiksindiren
Humbaba'yı yok etmek için
Bilinmez bir yola çıkıp,
Denenmemiş bir savaşa gireceğim.
Yola çıktığım andan dönene kadar
Duaların benimle olsun Yüce Ninsun!
NİNSUN (Sofitadan okluk ve kılıç iner.)
Silahlarını iyi kuşan Gılgamış,
yalnız kendi gücüne güvenme,
ilk vuruşu yapmaktan kaçın.
Yolu iyi bilen Enkidu'yu güven,
O seni korusun, sen onu
Bırak Enkidu göstersin sana yolu
Humbaba'yı görmüşlüğü de var
Doğüşte ustalığı da
Sahne yine döner, halk da dönen sahneyle birlikte görüntüye girer. Ekranda kameranın hareketiyle şu ana kadar gördüğümüz bütün Tanrılar da görüntüye girer.
ENKİDU
Gidelim artık Gılgamış!
Korkacak hiç bir şey yok!
TANRILAR VE HALK
Silahlarını iyi kuşan Gılgamış,
yalnız kendi gücüne güvenme,
ilk vuruşu yapmaktan kaçın.
Yolu iyi bilen Enkidu'yu güven,
O seni, sen onu koru
Bırak Enkidu göstersin sana yolu
Humbaba'yı görmüşlüğü de var
Doğüşte ustalığı da
URUK HALKI
Gılgamış!
Her şeyi bilen kişi!
Gılgamış!
Her şeyi bilen kişi!
Gılgamış!
Yeryüzü ülkelerinin kralı!
Gılgamış!
Büyük Bilge...
Gılgamış
Yolun açık olsun!
Yolun açık olsun!
Yolun açık olsun!
(Gılgamış ve Enkidu sahnenin önüne kadar yürürler, asansörle yavaş yavaş aşağıya inerlerken Tanrıların görüntüsü yavaş yavaş kaybolur, ekran kararır ve perde kapanır.)
Mareşal Fevzi Çakmak Paşa'nın Sırrı - Mareşal Fevzi Paşa'nın Sırrı Nedir
Fevzi Pasa... bu ifsayi, refikasi Fitnat hanima söyle açiklamistir:
«Fitnat. Öyle birsey biliyorum ki ortaya çikip söylememe bugüne kadarki tutumumuz ve davranislarimiz müsait degil. Mecburum, bu sirri kendimle beraber mezara götürmege»
Ve iste Maresalin senelrce sakladigi büyük sir ki, Sultan Vahdettin'in vatansever bir insan oldugunu ve kurtulusu (Istiklal savasin kazanilmasi) Anadolu'da gördügünü apaçik göstermektedir.
Dinleyelim Fevzi Pasayi:
«Mütareke senesinde, bir Cuma selamligindan sonra Sultan Vahdettin beni huzuruna kabul etti.
"Pasa, dedi. Durumu görüyorsunuz. Bu isler anca Anadolu'da teskilatlanarak kurtarilabilir. Bana Anadolu'da teskilat kuracak, memleketi su karanlik durumdan kurtrabilecek Pasalarin bir listesini yapip getirin"
Ertesi Cuma, yine selamliktan sonra huzruna girip hazizladigim listeyi verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. sonra yari kapali gözleriyle agir agir, tane tane konusmaya basladi:
"Pasa, Mustafa Kemal Pasa hirsiz midir"
"Hasa Padisahim"
"Bir namuzsuzlugu, ahlaksizligi var midir ?"
"Hasa Padisahim"
"Beceriksiz ve kabiliyetsiz mdir?"
"Hayir efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve dinamiktir"
"O halde bu listeye niçin onun adini yazmadiniz?.."
Hiç düsünmeden cevap verdim:
"Padisahim, Mustafa Kemal Pasa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet taraftaridir"
Padisah elindeki kagidi atar gibi masanin üzerine birakti...Ayaga kalkip pencereye döndü. Limanda demirli Itilaf devletleri (Ingiliz, Fransiz, Italyan, Yunan) gemilerini göstererek:
"Pasa, Pasa...Bu gemileri görmek kanima dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun...Kendine selamla birlikte teblig ediniz, haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Pasa'yi görecegim »
Tercüman, 10.04.1976
Kaynak: Vehbi Vakkasoglu, Son Bozgun, cilt: 1, S. 134-135, Timas, Istanbul, 1990
(Dekor; birinci perdenin aynısı, ilave olarak sahnenin dış kapı niteliğindeki kısmın ön tarafında, kapısı yandan WC görünümü veren bir bölme, içinde alafranga WC taşı bulunmaktadır. Perde açıldığında Halil tuvalettedir. Ali, içeri girer, şaşırmış bir halde tuvalete yaklaşır)
ALİ - Vay be, patron bürosunu buraya taşımış. (kapıyı açmaya çalışır)
HALİL - (içerden) Dur ulan açma kapıyı.
ALİ - Yoksa patron burayı sana mı yaptı? Bundan sonra tüm işlerini burada mı yapacaksın? Bravo patrona iyi düşünmüş valla.
HALİL - Gelirsem tuvalet deliği yerine ağzını kullanırım.
ALİ - Tuvalet mi?
HALİL - (içerden çıkar) Tuvalet ya, girsene
ALİ - (içeri girer WC taşının üstüne oturur) Demek böyle tuvaleti kullanmak bize de nasip olacakmış. Paket buydu ha?
HALİL - Evet
ALİ - Gece bitirdiniz ha, havadis babana böyle çalışır mısın?
HALİL - Evet, gece bitirdik. (Muharrem Turan ile birlikte içeri girer)
TURAN - Bu ne ya?
MUHARREM - Herhalde soyunma odasıdır.
ALİ - Yok, Havadisin yeni bürosu (Halil Ali' ye sertçe bakar)
MUHARREM - (tuvaletin kapısını açar) OOO tuvalet. Hem de birinci sınıf. Paralı mıdır Havadis?
TURAN - Hele bir bakayım ya (içeri girer WC taşının üstüne oturur) oh ne rahatmış ya.
(Turan tuvaletten çıkar, Aydın dışardan gelir)
AYDIN - Günaydın arkadaşlar (tuvalete bakar) tuvalete gidip gelmek zaman kaybına neden olduğundan patron tuvalet yaptırdı ha (güler)
HALİL - Ondan değil, Adil ağabey, işçiler tuvalete gidip gelmekte zorluk çekmesin diye buraya yaptırdı
AYDIN - Öyle olsun (Kamber dışardan gelir)
KAMBER - Salamalaköm (tuvalete bakar) bu nedi?
HALİL - (sırıtarak) tuvalet
ALİ - Yüz numara, ayak yolu, abdesthane.
KAMBER - (tuvalete girer, WC taşının sağına soluna bakar bir şey anlamaz) Bu ne biçim yüz numara? Deliği hardadı bunun? (diğerleri birlikte gülüşür)
AYDIN - Halil iyi düşündün mü, dün söylediklerimi?
HALİL - Benim düşünecek bir şeyim yok, siz düşünün.
AYDIN - Peki Halil, günah bizden gitti. Zamanı gelince düşünmeye fırsatın bile olmayacak.
(Aydın, Turan Muharrem ve Halil önlüklerini giyip içeri geçerler. Ali tuvalete girer, Kamber Ali'nin WC de ne yaptığını kapı aralığından izlemektedir. Ali pantolonunu çözer gibi yapıp kapağı kaldırıp WC taşına oturur. Önlük pantolonun çözülmüşlüğünü kamufle eder. İçerden makine sesleri gelmeye başlar, Ali kalkıp toparlanıp kapıyı açar ve Kamber kapıya dayandığından içeri yıkılır)
ALİ - Hayrola bir koku mu aldın? (güler. Kamber tuvalete girip deliği arar)
KAMBER - (kendi kendine konuşarak) bu sıpa harasına yaptı bunun?
ALİ - (kahkahalar atarak içeri bağırır) Hele gelin, sosyetenin haline bakın (hepsi içerden çıkar, Kamber' e yaklaşırlar)
TURAN - Ne o sosyete, yiyecek bir şey mi arıyorsun?
MUHARREM - Beklersen ben birazdan üreteceğim. (gülerler)
AYDIN - Ne arıyorsun Kamber?
KAMBER - Ya bu meretin deliğini tapammadım. (Aydın, WC taşının kapağını kaldırır) mende iki saattı deliği gezirem. Hele çekil bir möhkem yapım. (Aydın gülerek WC den çıkar, Kamber pantolonunu çözer ve oturur, kendi kendine konuşur) vay anasını, ne rahatmış bu ya, millet kıçının gedrini bilirmiş, (içerden bağırır) ya biraz su yetiştirin mene, su almak yadımdan çıkıf,
ALİ - Yandaki düğmeleri çevir su akar. (Kamber, kalkıp toparlanır içerden çıkar. Adil dışardan gelir)
ADİL - (tuvaleti göstererek) bunu iyi kullanın ha, kırmayın, pisletmeyin sağını solunu. (Aydın' a dönerek) Aydın usta sen benimle gel hele biraz, bir müşteri geldi sipariş vercekmiş ama anlatamadı, sen anlarsın (Aydın ve Adil birlikte çıkarlar)
KAMBER - Siz çalışın men birez sora gelirem. (ötekiler içeri girer, Kamber de tuvalete girip boş oturur, Ali türkü söylemeye başlar, aynı anda Kamber de içerden başka bir türkü söyler)
ALİ - su sızıyor sızıyor
Taşların arasından
KAMBER - (içerden) Bu gala daşlı gala
Cıngıllı daşlı gala
ALİ - Eğil eğil öpeyim
Kaşların arasından
KAMBER - gorkuram yar gelmeye
Gözlerim yaşlı gala
ALİ - Ya sen az önce çıkmadın mı tuvaletten?
KAMBER - Sus, rahatıma bozma.
ALİ - Yoksa boş mu oturuyorsun?
KAMBER - (tuvaletten çıkar) Ya bele ey oldu, yorulduğumuzda oturarık. Ama kimseye söyleme, aramızda galsın.
ALİ - Tamam, tamam. Dur ben de bir gazete alıp geleyim.
KAMBER - Niye?
ALİ - Gelince görürsün (Ali dışarı çıkar, Kamber içeri geçer. Aydın elinde bir kağıtla içeri girer, tezgahın yanında kağıda bir şeyler çizer. Ali elinde gazeteyle dışardan gelir)
AYDIN - Hayrola Ali, siz gazete okur muydunuz? Yoksa resimlerine mi bakacaksınız?
ALİ - Yok usta vallaha ya. (gazeteyi dolaba koyar, Emine içeri girer)
EMİNE - Ali, çıta istiyorum,
ALİ - (bir Aydın' a, Emine' ye bakar) uzun mu olsun kısa mı?
EMİNE - Nasıl olursa olsun (Ali içeri girince, Emine Aydın'a döner) Merhaba, nasılsın?
AYDIN - Merhaba, iyiyim sağol. Sen nasılsın?
EMİNE - İyi değildim, seni görünce iyi oldum.
AYDIN - Öyle mi?
EMİNE - Evet öyle, sana kanım kaynadı, sen ötekilerden farklısın
AYDIN - Ya, neyim farklı?
EMİNE - Bilmem, farklı geldin bana.
AYDIN - Dün hep seni düşündüm.
EMİNE - Yaaa..
AYDIN - İnan ki, senden hoşlandım
EMİNE - Ne yalan söyleyeyim bende seni düşündüm. (Ali elinde çıta ile gelir)
AYDIN - (Ali ' ye) o çıta olmaz budaklıdır, git başkasını getir
ALİ - İçerde biraz oyalan desene sen buna (gülerek içeri geçer)
AYDIN - Anla işte
EMİNE - Yarın tatil sen çalışacak mısın?
AYDIN - öğlene kadar çalışacağım, ama öğleden sonra boşum.
EMİNE - Beni sinemaya götürür müsün?
AYDIN - Götürürüm ama başımda bir sıkıntı var, önce onu halletmem gerek.
EMİNE - Sana bir yardımım dokunabilir mi?
AYDIN - Sahiden yardımcı olur musun?
EMİNE - Yapabileceğim bir şeyse neden olmayayım?
AYDIN - İyi o zaman (Emine 'nin kulağına bir şeyler söyler)
EMİNE - (sinirli bir tavırla) Halil'den mi?
AYDIN - Benim için,
EMİNE - İyi tamam, ama senin için.
AYDIN - Bekle Halil' i gönderiyorum. (içeri geçer, Halil içerden çıkar)
HALİL - Efendim Emine, bana diyeceğin varmış?
EMİNE - Bana elliye yüz bir sunta gerekiyor, getirir misin? Hem sana söyleyeceklerim var.
HALİL - Tabi getiririm Emine, sen iste canımı bile veririm.
EMİNE - Bekliyorum (çıkar)
HALİL - (sevinerek) oy oy Emine (Aydın içerden çıkar)
AYDIN - (Halil'e) Hayırdır Halil? (Halil cevap vermeden içeri geçer, Aydın Ali' yi çağırır) Ali çabuk buraya gel,
ALİ - (İçerden hızla çıkar) Buyur usta;
AYDIN - Git çabuk patrona, bir zahmet buraya kadar gelmesini söyle, de ki Aydın usta bir şey gösterecek.
ALİ - Tamam usta (hızla çıkar)
AYDIN - Yaktım seni şimdi Halil. Bu sana iyi bir ders olsun. Şimdi anlarsın arkadaşlarını satmanın ne demek olduğunu. Acıyorum ama, hele bir dersini alsın (Ali girer)
ALİ - Patron geliyor usta
AYDIN - Tamam Ali, sen şimdi içeri geç (Halil içerden elinde bir sunta ile çıkar) Ne yapacaksın o suntayı Halil?
HALİL - Sana ne (sırtını kapıya dönüktür)
AYDIN - Demek patrondan habersiz malzeme satıyorsun? (Adil içeri girer ve bu konuşmaları duyar)
HALİL - İyi yapıyorum, sen işine bak
ADİL - (sinirli bir şekilde Halil' in üstüne yürür) demek benden habersiz malımı satarsın ha, Ulan nankör, sana yaptıklarımın karşılığı bu mu? Ulan bugün malımı satan yarın beni de satar, sana böyle mi güvenecektim. Defol git, gözüm görmesin seni. (Halil olduğu yerde kalır, üzgün ve şaşkın bir haldedir, Adil cebinden para çıkarır Halil' in önüne atar) al, bir daha da buralarda görünme. Bak hala duruyor çık ulan defol çık. (Halil yavaş yavaş çıkar, Adil Halil' e bir tekme savurur) çabuk ol ulan. (ötekilerde içerden çıkar, ne olduğunu anlamaya çalışmaktadırlar. Adil diğerlerine döner) şu yaptığına bakın hele. Ulan bana yapılır mı bu? Kim bilir şimdiye kadar neler sattı? Sizleri bana hep kaytarıyorlar diye anlatıyordu. Demek anlattıklarının hepsi kendisi gibi yalanmış. Bende sizin günahınızı almışım. (sinirli bir şekilde dolaşır) beni ne gösterecektin Aydın usta? (diğerleri içeri geçerler, makineler çalışmaya başlar)
AYDIN - (elindeki çizdiği kağıtları göstererek) hangi şekilde yapayım diye soracaktım,
ADİL - Ya bak işte maliyeti fazla olmayan hangisi olursa o şekilde yap.
AYDIN - Ben yine bir sorayım dedim (içeri girer)
ADİL - (Ali' ye) git bana bir sigara al (para uzatır)
ALİ - çikolata?
ADİL - Hay senin pisboğazına, ulan zaten sinirliyim, iyice tepemi attırma benim. (Ali parayı Adil' in elinden kaptığı gibi dışarı fırlar, Adil gülerek) bu çocukta olmasa tam sinir küpü olacağım. Sonra kendi kendine konuşmaya başlar) Ulan Halil, bunu senden beklemezdim, söyleseler inanmazdım, ama gözümle gördüm. Artık kimseye güvenmeyeceğim. İyisi mi, kendi işini kendin gör. Yoksa bütün bunlar Aydın'ın başının altından mı çıktı? . Yok canım, çocuğun günahını almayayım. Aydın mı dedi sanki Halil malzeme sat diye. Ama O gelmeden yoktu böyle bir şey. Yoksa vardı da benden mi saklıyorlardı? Bunlar bir halt karıştırıyorlar. evet, evet karıştırıyorlar. Peki benim nasıl haberim olacak bunlardan? (biraz düşünceli bir halde dolaşır) Tamam, buldum. (Ali elinde sigara ve çikolata ile içeri girer) Zıkkımın olsun, yine aldın ha, Şevket bu kez dövmedi mi?
ALİ - Tam dövmeye hazırlanıyordu ki, tamam ver dedim.
ADİL - Bana bak ben gelmeden yemeğe çıkma tamam mı?
ALİ - Tamam ağabey. (Adil çıkar) beleş çikolatanın da tadı bir başka oluyormuş (Aydın içerden çıkar)
AYDIN - Nereye gitti patron?
ALİ - Bilmem, öğlen gelecekmiş.
AYDIN - İyi. (içeriye seslenir) Arkadaşlar buraya gelin hele. (makine sesleri kesilir, hepsi içerden çıkar)
MUHARREM - Aydın usta, Halil'in meselesini ben anlayamadım ya ne oldu öyle?
KAMBER - Patron ne yaman gızmıştı ele ya.
TURAN - Aralarından su sızmıyordu, işten çıkarılacak en son kişi o olurdu oysa
ALİ - Patron Halil' in malzeme sattığını gördü.
MUHARREM - Yok canım, şimdiye kadar ben Halil'in öyle bir şey yaptığını görmedim. Bence başka bir nedeni var.
ALİ - Boş verin, Halil çıktı mı, siz ona bakın.
KAMBER - Havadis çıktı mı?
AYDIN - Çıkmadı kamber, kovuldu.
MUHARREM - Nasıl olur?
ALİ - İşin içine oyun girerse bal gibi olur.
TURAN - Ne oyunu?
KAMBER - Yani Havadis oynayarak mı çığdı?
ALİ - Aydın usta sen anlatsana, bunlar benim dilimden anlamıyorlar.
AYDIN - Ali doğru söylüyor. İşin içine oyun girerse bal gibi olur. Ben Halil'i uyarmıştım. Ama dinlemedi. Ben de ilk fırsatta gerekeni yaptım. Bu tipler çalışma huzurunu hep bozar. Birlik olmamıza engel çıkarırlar. Şimdi rahat rahat çalışırız. (Emine içeri girer)
EMİNE - Aydın, söylediğini yaptım, ama Halil hala gelmedi?
AYDIN - Sağol Emine, o iş tamam. Sen üstüne düşeni yaptın.
EMİNE - Aa, bana düşen iş bu kadar mıydı?
AYDIN - Senin işin bizimkinden daha fazlaydı (güler) Haydi Emine gel seni yemeğe götüreyim. (önlüğünü çıkarır, Emine ile birlikte çıkarlar. Diğerleri onları izlemektedir)
KAMBER - Men heç bir şey annamadım. Ama iki günde gızı tavladı.
TURAN - Tavlar tabi, adam uyanık, işini biliyor.
MUHARREM - Ali, Aydın usta neler yapmış, Emine' nin ilgisi ne olayla?
ALİ - Aydın usta Emine 'ye, Halil' in Emine' ye karşı zaafını bildiği için, Halil' den sunta istemesini söyledi, beni de Patronu çağırmaya yolladı. Halil Emine' ye suntayı götürürken, patron gördü. Ve Halil'in malzeme sattığına inandı. Sonra da olan oldu.
TURAN - Desene tam ali cengiz oyunu
KAMBER - Elli sene tüşünsem ağlıma ele bişe gelmez.
ALİ - Beladan kurtulduk ya
MUHARREM - Patronu inandırmış ya helal olsun Aydın'a
TURAN - Dedim ya uyanık adam, kızın bile gönlünü aldı iki günde sarmaş dolaş.
MUHARREM - Bu gidişler biz daha çok şey öğreneceğiz.
KAMBER - Yemeğe gidek mi? Midem zil çalır.
MUHARREM - Gidelim.
TURAN - (Saate bakar) vakit gelmiş ha. (birlikte iş önlüklerini çıkarırlar) Sen çıkmıyor musun fırıldak?
ALİ - Patron beklememi söyledi.
MUHARREM - Hadi afiyet olsun (çıkarlar. Ali, tezgahta oyalanırken Adil elinde bir paketle içeri girer)
ADİL - Hadi fırıldak sende git yemeğini ye. (Ali, önlüğünü soyunur ve çıkar, Adil kendi kendine konuşur) siz zannetmeyin ki, yaptıklarınızdan patronun haberi olmayacak (paketi açar, hoparlörü tezgahtaki dolabın üstüne yerleştirir.) Şu aletin bir ucunu da büroya koydum mu, ne konuştuklarını gürültülerini patırtılarını güzelce dinlerim. Salaklar ne anlayacak onları dinlediğimi, heh he. (kablonun ucunu paravanın arkasına atar ve dışarı çıkar, Ali içeri girer)
ALİ - Yaşa be patron demek burada radyo dinleyebileceğiz artık. (sağa sola bakarak radyo arar) düğmeleri nerde bunun ya? Demek ki patronun bürosundadır, o dinlediği zaman bizde dinleyebileceğiz. Bu da yeter. (spiker taklidi yapar) sayın dinleyiciler burası 1254 metrede uzun dalga Türkiye'nin sesi radyosu. Şimdi yurttan sesler programını sunuyoruz. Sazlarda Nida Tükekçi, Cemil Demirsipahi, Adnan Ataman, ritm sazlarda Atila Mayda. Solistlerimiz, Aynur Gürkan, Hacer Buluş, Muazzez Turing. İlk olarak Hacer Buluş söylüyor.
Mektebin bacaları hay le le le le vay le le le le vay.
Ders verir hocaları uy amman can kurban
(Aydın ile Emine içeri girer, bir süre sessizce Ali'yi dinlerler, sonra alkışlarlar.)
Bir tane de sizin için söyleyeyim mi Aydın usta?
AYDIN - Söyle Ali.
ALİ - Dün sabah gördüm seni bembeyaz geldin bana oy oy Emine nedir bu güzellikler (Aydın gülerek elini Emine'nin omzuna atar. O sırada Adil içeri girer)
ADİL - Leyla ile Mecnun' un modern hali. Bakıyorum işi ilerletmişsin Aydın usta.
AYDIN - İşçi de olsak bizimde duygularımız vardır Adil bey.
ADİL - Ya burası aşk yuvası mı? (Aydın Emine 'yi dışarı çıkarır, sonra önlüğünü giyip içeri geçer. Adil de sinirli bir şekilde dışarı çıkar, diğerleri gelir)
ALİ - Bakın patron müzik dinlememiz için buraya hoparlör taktırdı.
MUHARREM - Niye çalmıyor peki?
ALİ - Patron ne zaman dinlemek isterse bizde o zaman dinleyeceğiz herhalde.
KAMBER - Patronun kefine göre mi çalacağ yanı?
TURAN - Yok canım, senin canın istediğinde gider açarsın, biz de dinleriz.
KAMBER - Men annamadım, Heç bele iş olar mı?
ALİ - Sene ne zaman bir şey anladın ki, bunu da anlayasın.
MUHARREM - Bu işin içinde bir iş olmasın?
TURAN - Hoparlörün içinde ne iş olur ya?
MUHARREM - Ali, Aydın usta bunu gördü mü?
ALİ - Bilmem, belki fark etmiştir.
KMBER - (içeri seslenir) Aydın usta hele gel (Aydın içerden gelir, Kamber hoparlörü gösterir) bunu gördün mü?
AYDIN - Ne zaman astınız?
ALİ - Biz yemekteyken patron koymuş.
TURAN - Müzik dinlemek için değil mi?
AYDIN - (Biraz düşünür) şimdi anlarız ne olduğunu. Ali, git bürodan biraz kağıt getir. (Ali çıkar, Aydın yüksek sesle hoparlöre doğru konuşur) Kamber sen şu parçaları kes, Turan sen de rendele, Muharrem usta sen bana yardım et, Ali gelince de zımpara yapar (alçak sesle) şimdi hepiniz yüksek sesle tamam deyin.
BİRLİKTE - Tamam Aydın usta
KAMBER - Men bişe annamadım.
AYDIN - Birazdan anlarsın Kamber. (Ali elinde kağıt içeri girer)
ALİ - Aydın usta sesiniz bürodan duyuluyordu
AYDIN - (Önlüğünü çıkarır hoparlörü sımsıkı sarar. (diğerleri merakla onu izler) şimdi anladınız mı bunun ne olduğunu?
KAMBER - Men annamadım.
MUHARREM - Ulan anlamayacak ne var bunda. Patron, bununla bizim ne konuştuğumuzu, çalışıp çalışmadığımızı kontrol edecek
TURAN - Aynı telefon gibi
KAMBER - Peki biz niye onu eşitmirik?
AYDIN - Kamber bu aslında bir ses alıcısı.
KAMBER - (anlamamıştır) yani şey....
AYDIN - Birazdan anlarsın. Şimdi patrona bir oyun oynayalım. Hepiniz elinize bir çekiç alın, makineleri de çalıştırın. (Turan makineleri çalıştırmak için içeri girer ve çıkar, hepsi eline bir çekiç alır) Şimdi çekin altınıza tabureleri. Elinize de bir tahta alın, çivi çakar gibi yapın. Patron bizi çalışıyor bilsin. Madem bize güvenmiyor, bari haklı çıkaralım.
ALİ - (Dolaba sakladığı gazeteyi alır tuvalete doğru gider) kimin aklına gelir böyle şeyler (tuvalete girip gazete okumaya başlar)
AYDIN - (önlüğünü hoparlörden alır, yüksek sesle) hadi arkadaşlar biraz hızlanın.
MUHARREM - Tamam Aydın usta (biri birlerine bakıp kıs kıs gülerler)
KAMBER - Aydın usta men bir yüz numaraya gedim gelim.
AYDIN - Tamam Kamber, ama rahat diye fazla oyalanma. (Kamber tuvaletin kapısını açar, Ali'nin gazete okuduğunu görünce gazeteyi elinden kapar)
KAMBER - Hıyarağası, biz orda çalışağ, sen burda gazete oğu, men indi bunu bir cırım sende gör. Hadi get çalış. (gazeteyi alır ve tuvalete kendisi girer oturur, gazetedeki resimlere bakar) vay fırıldak vay, mende deyirem ki bu uşağ yüz numarada ne yapır (gazeteye baktıkça of çeker)
ALİ - Bakkala gidiyorum bir şey isteyen var mı? (çıkar hemen içeri girer, telaşlı) patron geliyor
AYDIN - Herkes içeri girsin (koşturarak içeri girerler, Adil gelir)
ADİL - Aslanım Aydın, nasıl çalışıyor, nasıl çalıştırıyor. Bu salaklar başka türlü iş mi yetiştirir. (Kamber tuvalette öksürür, Adil tuvaletin kapısını vurur)
KAMBER - Ya ne biçim adamsınız, yüz numarada da rahat vermirsiniz?
ADİL - Ulan sosyete çok mu rahat buldun orayı? (Kamber telaşlı bir halde gazeteyi tuvalete sokar, pantolonunu çözer dışarı çıkar, Adil güler) sosyete, tuvalete giren biri pantolonunu içerde ilikler çıkar, senin gibi dışarıda değil.(Kamber telaşla pantolonunu tekrar çözer tuvalete girer, içerde ilikler çıkar)
KAMBER - Kusura galma ağabey, birez eceliye geldi. (içeri geçer)
ADİL - (Bir süre Kamber' in arkasında bakar) Hey allahım. (gülerek çıkar. İçerden Muharrem'in çığlığı duyulur, eli kanlı bir şekilde bağırarak içerden çıkar)
MUHARREM - Yandım anam, öldüm anam. Gitti parmağım anam, oy anam (feryat figan ağlar. Makinelerin sesi kesilir ve diğerleri de koşturarak Muharrem' in yanına gelirler)
AYDIN - (bağırarak) ne oldu sana (üzüntülü bir haldeler)
MUHARREM - Gitti parmağım, gitti, (ağlayarak parmağına bakıp kendini yere atar. Aydın önlüğünü yırtar, Muharrem' in bileğini sıkıca bağlar)
AYDIN - Nasıl kaptırdın parmağını makineye, niye dikkat etmedin? (ötekiler şaşkın bir halde izler) Durmayın ya, taksi çağırın, hastaneye yetiştirelim belki parmağını dikerler yerine, Turan bak parmağın parçasını bul, Kamber taksiye koş, Ali sende patrona haber ver. (koşturarak Turan içeriye gider, Kamber ile Ali dışarı çıkar) Bak Muharrem, hastanede polis ifadeni aldığında doğruyu söyle, kimseden şikayetçi misin diye sorduğunda, bizleri sigortasız çalıştırdığı için patrondan şikayetçiyim de.
MUHARREM - Tamam Aydın usta tamam. Yandım anam, oy parmağım. Bittim ben. (Adil telaşla girer, arkasından Ali ve Kamber de gelir, Turan içeriden parmağın kesilen parçasını bir beze sarılı halde getirir)
ADİL - Ne oldu Muharrem, elini makineye kaptırdığın doğru mu?
AYDIN - Kan kaybediyor, hemen hastaneye yetiştirmemiz gerek.
ADİL - Tamam ben hallederim, siz geçin içeri
AYDIN - Bu halde nasıl çalışırız Adil bey, zaten yüreğimiz ağzımızda
ADİL - Size çalışın mı diyorum. Geçin oturun ben hallederim.
KAMBER - Taksi kapıda (Adil Muharrem' in koluna girerek dışarı çıkarır, bu sırada kulağına alçak sesle) Canını sıkma Muharrem, sen iyileşinceye kadar haftalığını veririm ben, hastane de sorarlarsa kimseden şikayetçi değilim dersin, ben Adil ağabeyin akrabasıyım, iş yerine ziyarete gitmiştim, kendime çerçeve yapayım dedim, o sırada parmağımı makineye kaptırdım dersin. Başımıza iş açmayalım durup dururken. İşçi çalışmıyor, sadece bir usta var, o da yeni başlamış işe, Adil ağabeyin kendisi çalışıyor dersin
MUHARREM - anam yandım anam. Ne olacak halim, çocuklarım oy anam oy
ADİL - Ya tama sızlanmayı bırak, dedim ya haftalığını vereceğim sen iyileşinceye kadar. Bak ilaçlarını da ben alacağım. (birlikte çıkarlar, araba sesi yavaş yavaş kaybolur)
AYDIN - (sinirli bir şekilde içerden çıkar, ötekilerde ardından gelir) Patron Muharrem' i kandıracak. İş işten geçmeden hastaneye yetişmeliyim. (aceleyle çıkar)
KAMBER - Muharrem'in hangi barmağı goptu?
TURAN - Baş parmağı tam kopmuş, işaret parmağı da ikiye ayrılmış
ALİ - Çok ta kan aktı
KAMBER - Nasıl da ağlıyırdı uşağ kimi
TURAN - Ağlamaz mı? Allah korusun parmaklarına bir şey olursa çalışamaz, ne olur çocuklarının hali?
ALİ - Karısı duyunca ne yapacak?
KAMBER - Turan mene bir cıgara ver. (birlikte sigara yakarlar) patron Muharrem' e niye sedece bir usta çalışır diyersin dedi ki, biz beş kişi çalışmırığ mı?
TURAN - Bilmem.
KAMBER - Muharrem ile patronun hısımlığı var mı?
TURAN - Yoooo.
ALİ -Hastanedekiler patronu tanıyor, o yüzden Muharrem ustayla ilgilensinler diye öyle söylemişlerdir belki. (Muharrem eli sargılı, kolu boynunda askılı, elinde bir ilaç poşeti Adil ve Aydın ile birlikte içeri girer)
ADİL - (sinirli) Yahu sana ne oluyor Aydın Usta? Niye her şeye burnunu sokuyorsun?
AYDIN - Göz göre göre haksızlık ediyorsun.
ADİL - (Biraz sinirli bir şekilde dolaşır, Aydın'ın koluna girerek dışarı çıkarmaya çalışır) Gel hele sana bir şey söyleyeceğim. (dışarı çıkarlar)
KAMBER - Keçmiş olsun,
TURAN, ALİ - Geçmiş olsun usta
MUHARREM - Sağolun arkadaşlar.
TURAN - Aydın Usta hastaneye yetişti mi?
MUHARREM - Yetişti, hem de nasıl yetişti. Polis ifademi almaya geldi, ben ağzımı açmak üzereyken Aydın usta içeri girdi. Sorulan her şeye cevap verdi.
KAMBER - Patronun dediğlerini mi?
MUHARREM - Yok, kendi bildiği gibi anlattı
ALİ - Ne sordu ki polis?
MUHARREM - Önce, olay nasıl oldu diye sordu, bende anlattım, sonra kimseden şikayetçi misin diye sordu, o zaman Aydın usta başladı konuşmaya. Evet dedi şikayetçiyiz. Bizleri sigortasız çalıştıran işverenlerden şikayetçiyiz Beş işçi çalışıyoruz dedi, kendisi sigortalıymış ama Aydın ustanın. Polis biz gerekeni yaparız, siz gidebilirsiniz dedi. Benim de zaten sargılarım bitmişti.
ALİ - Demek Aydın usta kendisi sigortalı?
MUHARREM - Evet, ama o bizimde sigortalı olabilmemiz için uğraşıyor.
TURAN - Helal olsun sana Aydın usta. (Aydın içeri girmeye çalışır, Adil kolundan çeker)
ADİL - Ya dur hele bitmedi ki söyleyeceklerim
AYDIN - Ne söyleyeceksen burada söyle
ADİL - (ötekilere) hadi siz işinize baksanıza. Muharrem sende yarım kalan işlerini söyle tamamlasınlar. (hepsi içeri girer) Bak Aydın usta, haftalığına da zam yapacağım. Tamam mı? Senin sigortan devam ediyor, sana ne bunlardan? Hem bunlar sigortalı olursa primlerden dolayı haftalıkları da azalacak. Sen tutturmuşsun ille de bunlar da sigortalı olacak. 8cebinden biraz para çıkarır Aydın'ın cebine sokmaya çalışır) Sigara alırsın (Aydın parayı almaz)
AYDIN - Ya Adil bey sen beni ne sanıyorsun? Halil miyim ben? Üç kuruş için arkadaşlarımı satar mıyım? Onların güvenceye hakkı yok mu? Şimdi sen Muharrem' e ne zaman kadar haftalık vereceksin? Ya iki ya üç hafta. sonra? Biraz onları da düşünseniz? Onlar çalışmazsa siz de kazanamazsınız. Bir de bu tarafını düşün. Daha iyi, daha rahat, daha şevkle çalışmazlar mı? Ama sen bu şekilde bindiğin dalı da kestiğinin farkında değilsin.
ADİL - Aydın usta, bak vazgeç, senin için de iyi olmaz.
AYDIN - Ne yapabilirsin? İşten mi çıkaracaksın? Tamam verirsin tazminatı mı çıkarırsın.
ADİL - Tazminatsa tazminat. Alır defolur gidersin, senin yüzünden pişmiş aşıma su katamam.
AYDIN - Sen zannetme ki aşım pişti. Bu gidişle de pişeceğe benzemiyor. Çünkü kendin su kattın. Artık çok geç. Birazdan başına gelecekleri görürsün.
ADİL - Ne gelecekmiş başıma?
AYDIN - Az sonra görürsün (keyifli bir halde içeri girer)
ADİL - Ya sen benim söylediklerimi unut, sinirlendiğimden söyledim
AYDIN - (içerden) Olur, olur.
ADİL - Başımıza bir de tazminat çıkardı. Bunu hiç düşünmemiştim. (biraz düşünür) bende sana tazminat verirsem bana da Adil demesinler. (kapı açılır içeri Müfettiş girer)
MÜFETTİŞ - İyi günler, Adil Koparan siz misiniz?
ADİL - Evet benim.
MÜFETTİŞ - (elindeki dosyayı açar) Ben İş Müfettişiyim. Elimize ulaşan bilgilere göre, sigortasız işçi çalıştırıyorsunuz.
ADİL - Hoş geldiniz efendim. Ama elinize geçen bilgiler yanlış. Ben bir işçi çalıştırıyorum, o da sigortalıdır zaten. İsterseniz evrakları büro da göstereyim. (Aydın içerden görünür, Adil müfettişle çıkar)
AYDIN - Ali, çabuk bunları izle (Ali hızla çıkar) sakın gözen bir şey kaçırma
ALİ - (dışarıdan) Büroya giriyorlar Aydın usta. (Aydın önlüğünü çıkarır hoparlöre sarar)
AYDIN - (içeri bağırır) Arkadaşlar (makine sesleri kesilir, hepsi içerden çıkar)
MUHARREM - Neler oluyor Aydın usta?
AYDIN - İş müfettişi geldi, şimdi bürodalar
KAMBER - Müfettiş mi? Ne yapacak büroda
TURAN - Rüşvet alacak (gülüşürler)
AYDIN - Sigortasız işçi çalıştırıyor diye ben ihbar ettim, müfettiş de kontrole geldi.
KAMBER - İşçiler büro da mı çalışır ki, niye burda kontrol etmir müfettiş?
AYDIN - Patron fırsat vermedi ki. (Ali koşarak içeri girer)
ALİ - Usta, patron yanındaki adamla buraya geliyor (hepsi hızla içeri geçer, Ali tuvalete girer, Adil ile müfettiş sahneye gelir)
MÜFETTİŞ - (bakınarak makinelerin olduğu bölüme gider, kapıdan içeri bakar, Adil' e döner) Bunlar işçi değil mi?
ADİL - Onlar mı? ..Şeyy. onlar ustanın arkadaşlarıdır. Yeğenim kaza geçirdi, geçmiş olsun demeye gelmişler.
MÜFETTİŞ - Peki Adil bey, iyice araştıracağız (işçiler içerden çıkar, Müfettiş işçilere sorar) siz burada mı çalışıyorsunuz? (Adil müfettişin arkasında işçilere eliyle yok işareti yapar, Aydın Adil' e güler, müfettiş aniden döner ve Adil' in işaretini görür)
AYDIN - Evet hepsi burada çalışıyor. Kamber, Turan ve yeni kaza geçiren Muharrem (Ali tuvaletten çıkar)
ALİ - Bende burada çalışıyorum
MÜFETTİŞ - (Adil' e sertçe bakar) Hani bir işçi çalıştırıyordunuz?
ADİL - Onları geçici olarak aldım işe. İşsizdiler. Kendilerine iş buluncaya kadar burada idare edecekler.
MÜFETTİŞ - (elindeki dosyadan kağıt çıkarır işçilere verir) Adınızı, adresinizi, hangi tarihten itibaren çalıştığınızı yazın nüfus cüzdanlarınızla birlikte bana verin. (işçiler kağıda yazmaya başlar) Adil bey siz de benimle kuruma kadar gelir misiniz? (işçiler nüfus cüzdanlarıyla birlikte oldurdukları kağıtları Müfettişe verir, müfettiş Adil ile birlikte çıkar)
AYDIN - Evet arkadaşlar, bu iş tamam. Artık hepiniz sigortalısınız. Hepinize hayırlı olsun.
BİRLİKTE - Sağol Aydın usta.
KAMBER - Aydın usta, sigortalı olanda ne olur ki?
AYDIN - Kamber, sigorta işçinin güvencesidir. Patron keyfine göre işçiyi çıkaramaz. Hasta olduğunda kaza geçirdiğinde, tedavini karşılar, haftalığın kesilmez.
KAMBER - Peki bunu patron niye indiye gadar yapmadı?
AYDIN - Sigorta primi var. Onun da çoğunu patron ödüyor. O parayı ödememek için sigortasız işçi çalıştırıyor.
TURAN - Demek ki, olan işçiye olsun diye düşünüyorlar
AYDIN - Evet aynen öyle
TURAN - Şimdi patron Halil'e yaptığını bize yapamaz değil mi?
AYDIN - Keyfine göre çıkaramaz. Kanunlar var. İşçi hatalı davranırsa o zaman çıkarır tabi, ama keyfine göre çıkarırsa o zaman tazminatını da öder.
KAMBER - O ne demeydi?
AYDIN - (Biraz düşünür) kısaca para demek. Şimdi boş ver bunu.
MUHARREM - Sayende oldu, sağol Aydın usta (Aydın' sarılır) Belki bizim sonumuz da arkadaşın gibi tımarhane olurdu.
AYDIN - Sizin sayenizde oldu.
TURAN - Biz bir şey yapmadık ki?
AYDIN - Yapmaz olur musunuz?
KAMBER - Ne yaptık ki Aydın usta, men heç bişe annamadım
TURAN - Valla bu kez sadece Kamber değil ben de bir şey anlamadım.
AYDIN - Halil' i gördünüz, bize katılmadı, burnunun dikine gitti. Siz Halil gibi yapmadınız.
Siz ne yaptınız, birlik oldunuz. Birlikte hareket ettiniz. Bu az şey mi? Onun için hepsi benim değil sizin sayenizde oldu. Anladınız mı?
TURAN - Anladım tabi, bunu salak bile anlar.
ALİ - Taş Kamber ustaya mı?
KAMBER - İndiye gadar heç bişe annamamıştım, ama indi çoğ ey annadım.
AYDIN - Eh artık bana yol göründü
MUHARREM - Nasıl yani?
TURAN - Ne demek bu şimdi?
KAMBER - Tam annamağa başlamıştım, gene gafam garıştı.
ALİ - Anlamayacak ne var, Emine ile buluşmaya gidiyor
AYDIN - Bana yol göründü derken, işten ayrılacağımı kastettim.
MUHARREM - İşten ayrılmak mı?
AYDIN - Evet
KAMBER - Niye? Daha yeni başlamıştın.
AYDIN - Buraya başlamadan önce anlaştığım atölye vardı, birkaç süre istemiştim. Orada da çalışanlar sigortasız. Biraz da onlarla uğraşayım. Çevremizde bu durumda olan o kadar çok kişi var ki. (Emine girer)
EMİNE - (Aydın'a) gittin sandım, seni bekliyordum.
AYDIN - Seni görmeden gider miyim?
EMİNE - (Muharrem' in elini görür) Ayyyy..geçmiş olsun, ne oldu sana?
MUHARREM - Sağol, makineye kaptırdım.
EMİNE - Ayyyyyy. Çok mu yaralandı?
MUHARREM - Azcık koptu da (gülüşürler) Yaramıza, Aydın ustanın yaptıkları merhem gibi geldi Emine. Hatta bu yaptıkları, ileride açılacak yaralarımızı bile iyileştirecek.
TURAN - Muharrem usta doğru söylüyor. Aydın ustanın sayesinde hepimiz sigortalı olduk. (Emine Aydın'a hayranlıkla bakar)
AYDIN - Abartmayın ya. (Müfettiş ve Adil içeri girer)
MÜFETTİŞ - (Nüfus cüzdanlarını işçilere uzatır) Alın bunları, sigorta kartlarınızı da sonra göndereceğim. Hepinize hayırlı olsun.
BİRLİKTE - Sağol (Müfettiş çıkar)
ADİL - Haydi hayırlı olsun
BİRLİKTE - Sağol
ADİL - Artık sizden daha fazla iş bekleyeceğim haberiniz olsun.
AYDIN - Benden bekleme, ben işten ayrılıyorum.
ADİL - Niye? Her istediğin oldu daha ne istiyorsun?
AYDIN - Başka yerde çalışacağım. Hem seni tazminattan da kurtarıyorum fena mı?
ADİL - Senin bu yaptığın resmen üç kağıtçılıktır, dalaveredir. Madem çalışmayacaktın ne diye açtın başıma bunca işi?
AYDIN - Bana üç kağıtçı, dalavereci diyene bakın. Sen değil misin çıkarın için beni işe alan? Sen değil misin, bu kadar masum insanın bilgisizliğinden yararlanıp sırtlarından kazanan? Sen değil misin devlete bile yalan söyleyen? Kim üç kağıtçı? Kim dalavereci?
(Adil, bir Aydın'a bakar, bir işçilere bakar, başını öne eğer) Hadi Emine gidelim (Önce Aydın ile Emine, arkalarından Turan, Kamber ve Muharrem çıkar)
ADİL - (Ali'ye) Aydın nerede çalışacakmış?
ALİ - Sigortasız işçi çalıştıran başka bir atölye de çalışacakmış.(Ali de çıkar)
ADİL - (Kendi kendine) Ulan Aydın alacağın olsun. (hoparlörü görür, üzerine sarılı önlüğü alır) ulan Aydın bu da senin işindir. İşçi almadık başımıza bela aldık. Nasıl kandırdı, nasıl uyuttu beni. (kızgın bir şekilde bağırır) Namussuz, namussuuuuuuzzzzzz... (Hail içeri girer)
HALİL - Meğer ne büyük bir hata etmişim ben sana inanmakla. Beni kandırdın, ama onları kandıramadın. Sözlerine inanıp, onlarla birlik olmadım, şimdi sürünüyorum. Hep senin yüzünden. Senin yüzünden. Aydın usta doğru olanı yaptı. Senin gibi sadece kendini düşünmedi. O değil, asıl namussuz sensin, sensin işte, namussuz herif.
ADİL - (Halil'in üzerine yürür) Sus ulan pis hırsız.(Perde inmeye başlar)
HALİL - (bağırarak dışarı çıkar) Namussuz sensin işte. namussuz
ADİL - (Halil arkasından koşarak) Ah bir elime geçirirsem seni, ah bir elime geçirirsem sizleri tek, tek. O zaman görürsünüz (koşarak sahneyi terk eder)
Sahnenin ortasında bir marangoz tezgahı. Tezgahın arkasında el aletlerinin konulduğu bir tarafı kapaklı açık raf, raflarda el aletleri dizilmiş. Tezgahın bir yanında birkaç işkence, tahta ve sunta parçası gelişi güzel konulmuş. Sahnenin bir köşesinden makinelerin bulunduğu bölüme geçilen bir kapı ve kapının yanına işçilerin elbiselerini astığı askı, önüne küçük bir sehpa ve birkaç tabure.
GEREKENLER
AKSESUAR
Marangoz aletleri, alafranga bir WC taşı, kapılı ve düz paravanlar, kan görüntüsü verebilecek madde, hoparlör.
KOSTÜM
Yeteri kadar iş önlüğü, eski pantolon ve ayakkabılar
EFEKT
Marangoz makinelerinin önce tek, sonra düzensiz sıralı karışık sesleri, ağaç kesme sesleri
1 NCİ PERDE
(Perde açıldığında Halil iş önlüğünü giymektedir. Giyinip bitirdikten sonra Ali içeri girer)
HALİL - (gülerek) Ooooo, teşvik-i mesaiye hoş geldiniz Ali bey hazretleri. (sertçe)
Neredesin ulan sen, vali bile bu saatte kalmıyor, çırak mısın, patron musun sen?
ALİ - (telaşlı) dur hele anlatayım. Tam geliyordum, emine abla çağırdı, bana şey dedi.
HALİL - (sevinerek) ne dedi, ne dedi?
ALİ - Dedi ki Halil ustaya selam söyle, onunla konuşuyorduk, o yüzden geciktim usta.
HALİL - ah emine ah, demek selam söyledi. (içeri muharrem girer)
MUHARREM - günaydın arkadaşlar
HALİL ve ALİ - günaydın ağabey. (muharrem iş önlüğünü giyer)
HALİL - (Ali'ye) başka ne dedi? (muharreme) ağabey, emine bu sabah selam yollamış bana.
MUHARREM - Ne zaman, ne zaman? Bu sabah mı? (Ali'yi göstererek) bu fırıldak mı söyledi?
HALİL - Evet. Yoksa doğru değil mi?
MUHARREM - Ulan adam bu fırıldağın sözüne inanır mı? Emine dün ablasına gitmiş, burada yok ki.
HALİL - (Ali'ye saldırır) ulan demek dalga geçiyorsun ha, velet (Ali kaçar, kaçarken içeri girmekte olan Turan'a çarpar)
TURAN - selam arkadaşlar (Ali'yi yakalayıp başına vurur) gene ne halt etti bu fırıldak?
ALİ - (başını tutarak) ya her gelen benim başıma vuruyor, sanki deneme tahtası
HALİL - (Ali'ye) hak ediyorsun işte hıyar ağası, sen boyuna bakmadan herkesle dalga geçersen az bile.
TURAN - ya biliyor musunuz gelirken ne oldu? Evden çıktım, baktım kızın biri bana nasıl bakıyor, hemen yanına yaklaştım.
ALİ - Ne kadar güzelsin yavrum, beni kalbimden vurdun, falan. Kız da sana, ne kadar güzel konuşuyorsun sana kanım kaynadı, istersen arkadaş olalım, sende biraz düşüneyim dedin.
TURAN - nerden biliyorsun ulan sen?
ALİ - Bunu yeni anlatmıyorsun ki, daha bir hafta önce Kamber ağabeye anlatmamış mıydın?
MUHARREM - Ulan Traş Turan, az palavra at, bak çocuk bile inanmıyor sana. (hep birlikte gülerler, içeri üzerinde eski bir elbise ve kravatlı bir halde Kamber girer)
KAMBER - barmağında üzüğler, golunda bileziğler, oy sene sarılım men of of emine, nedi bu rezilliğler. Salamalokum uşağlar
(birlikte) - aleykümselam sosyete.
MUHARREM - sosyete, yine şıklığın üzerinde, kim için süsleniyorsun sen böyle?
KAMBER - ya ağabey sende.
ALİ - kimin için olacak Emine için.
KAMBER - savağdan gördüm seni, bambayaz geldin mene, of of emine nedi bu gözelliğler
HALİL - Sosyete bak o kızın adını bir daha ağzına alma, bozuşmayalım.
KAMBER - niye gocunursan ay oğul. Kız seni sevir mi? Yok. Eee.. of of emine nedi bu gözelliğler, nedi bu gözelliğler
TURAN - Hop hop, ulan bizim sesimiz çıkmıyor diye meydanı boş bildiniz. O kız benimdir. Daha bu sabah konuştum kendisiyle.
MUHARREM - Atma ulan, kırılacak cm kalmadı
HALİL - (Turan'a) hah, bir sen eksiktin.
ALİ - Desenize şenliğe bir kişi daha eklendi.
KAMBER - ola sen sus sıpa.
MUHARREM - (Ali'ye) fırıldak yoksa sen de mi?
ALİ - Neden olmasın, neyim eksik onlardan. Hem kız büyük olursa zengin olunurmuş.ne demiş atalarımız, it itle boğuşurken yolcunun işi rast gelirmiş.
HALİL - (Ali'ye saldırarak) seni velet seni, bizi it yerine koyuyorsun ha, sana göstermez miyim ben.
ALİ - (Bağırarak kapıya doğu koşar) annn.(içeri Adil bey girer, Ali sesini kısarak) nee...
ADİL - Merhaba çocuklar (patronu gören işçiler bir şeylerle uğraşmaya başlar)
(BİRLİKTE) - Merhaba Adil ağabey,
ADİL - (Ali'ye) Ne oldu sana, ne bu halin?
ALİ - vallahi bir şey olmadı ağabey
ADİL - ulan kim bilir ne dolaplar çeviriyordun gene. (Halil'e yaklaşarak) Ne haber Havadis Halil, nasılsın, hele anlat bakalım ne var ne yok bugün?
HALİL - iyiyim ağabey sağol. Bugün pek bir şey yok, sadece Aydın Ustayı gördüm. Hatırlarsan Ankara'ya gitmişti, okumaya mı ne, şimdi gelmiş, çalışacak yer arıyormuş.
ADİL - Halil onu kaçırmayalım, çok iyi bir ustadır. Çabuk olup başkası kapmadan biz kapalım. Eli hızlı, işi temizdir. Arkadaşlarıyla da iyi anlaşır. Nerede gördün?
HALİL - kahvede,
ADİL - Git bak, eğer gitmemişse hemen çağır gelsin.
HALİL - Tamam ağabey (hızla dışarı çıkar)
ADİL - Haydi çocuklar siz de elinizdeki işleri bitirin, hafta sonuna kadar teslim etmemiz gerekiyor. Yoksa hiç birinize haftalık falan yok. İşi teslim etmeden para alamayacağız. Hadi kaldırın kıçınızı. (işçiler makinelerin olduğu bölüme geçer, işçilerin bağrışmaları, çekiç sesleri makinelerin gürültüsüne karışır, Adil sahne de yalnız kalır ve başlar kendi kendine konuşmaya başlar)
Aydın Ustayı işe alırım. Onun kafası iyi çalışır. İşçilerin başına da geçti mi hiçbiri kaytaramaz. Biraz da haftalığını fazla verirsem her istediğimi yapar. Zaten bu çocuklara laf anlatmak zor, iki saat çene çal yine derler haaa::Aydın usta tahsillidir de, işçileri yoldan çıkarırsa yandık o zaman. Bende fırsat vermem, baktım öyle şeyler yapıyor, şutlarım. Araya Havadis Halil'i koyarım, neler yapıp yapmadığını bana anlatır. Gerekeni yaparım ya, niye yapmayacakmışım ki, elimde onca karlı iş var. İşçiler bir direnirse ne olur halim? Bunlar gibisini ben nerden bulurum? Ama Aydın usta bunların beynine girmez, girmez, girmez..biraz bunlardan alır ona veririm (parayı kastederek) . Paranın yapamayacağı şey yoktur. Onu da bunlar gibi bağlarım kendime. Onlar çalışsın sen kazan Adil. Gerçi Aydın şerefsizi bir şeye kafayı taktı mı Nuh der peygamber demez ama. Neyse Adil sen yüreğini ferah tut. onu da bağlarsın. Bağlarsın. Zaten hangi patronun istediği olmamış ki, benim istediklerim de olmasın. Neyse inşallah ortalığı karıştırmaz. İşte budur bizim belimizi kıran. Diyeceksiniz ki, madem endişelerin var çalıştırma herifi, ama adam makine gibi çalışıyor. O gelince bu salaklar da canlanacak. E kaz gelecek yerden tavuk esirgenir mi? Yaaaaa. Herkes gibi bende işimi bilirim. (elini sigara yakmak için cebine atar, ama paket boş, çırağı çağırır) Ali çabuk buraya gel.
ALİ - (içerden gelir) efendim
ADİL - (para uzatarak) git bana bir paket sigara al
ALİ - bozuk para yoksa kendime çikolata alayım mı?
ADİL - seni pisboğaz seni. (Ali parayı alıp çıkar) bu velet hep böyle, her gün bir çikolatamı yer. Bundan sonra kendi sigara mı kendim alacağım.(içeriye Aydın usta ile Halil girer) vay Aydıncığım, hoş geldin. Nerelerdesin sen ya, hiç gözükmüyordun? Geldiğini duydum, hemen çağırttım. (Halil'i içeri gönderir)
AYDIN - Hoş buldum Adil bey. Ankara'daydım.
ADİL - Orada mı çalışıyordun?
AYDIN - Okumaya gitmiştim.
ADİL - Okumaya mı? Helal olsun sana, hem oku, hem çalış, kimse kolay kolay beceremez. Nerede okuyordun? (Ali hızla ve ağlayarak içeri girer, bire elinde sigara, diğerinde çikolata) Ne oldu Ali, yine kim ağlattı seni?
ALİ - Bakkal Şevket Amca dövdü
ADİL - Niye?
ALİ - Bozuk para yok dedi, al şu çikolatayı, bende patron kızar dedim almadım, o da döverek elime sıkıştırdı.
ADİL - Üç kağıdın böylesini de hiç görmemiştim. Şuna bak. Sen ne hınzırsın (sigarayı alır, Ali de çikolatayı ısırarak içeri girer. Adil bey sigarasını açar ve Aydın'a da ikram eder birlikte yakarlar) Bu çocuk hep böyledir. İşçilerin başına neler getirir bir bilsen, beni de işletiyor ya ara sıra. Neyse. Ha nerede okuyordun?
AYDIN - İlahiyat Fakültesinde.
ADİL - İlahiyat Fakültesi mi? Ne o ya saf değiştirip hoca olmaya mı karar verdin? (gülerek)
AYDIN - Yok ya. Üniversite tercihlerimi yaparken iktisat yerine ilahiyat fakültesinin kodunu yazmışım. Hadi bir hayır vardır diyerek gittim kaydoldum, ama olmayacağını analdım ayrıldım.
ADİL - Neden, böyle bir fırsat bir daha ele geçer mi? Ama sen kendi fırsatlarını yine yaratırsın.
AYDIN - Dedim ya ilahiyat bana göre bir yer değildi. Alt yapım da yoktu, üst yapımda (güler, adil bu ifadeden bir şey anlamaz)
ADİL - Hayırlısı olsun hakkında. Duyduğum kadarıyla iş arıyormuşsun?
AYDIN - Öyle
ADİL - Buldun mu?
AYDIN - Buldum ama, şartları uymadı bana, bakıyorum
ADİL - Şartını falan boş ver. Senin işsiz dolaşmana gönlüm razı olmaz. Gel çalış. Ben seni severim. Daha sen gelmeden hakkında o kadar iyi şeyler düşünüyordum ki sorma. Seni işçilerin başına koyar, burayı sana emanet ederim.Zaten işlerim çok. Bu yüzden buraya da uğrayamıyorum. Sen olursan burada gözüm de arkada kalmaz. Şartları falan da kendin koy. Haftalık da ne istersen veririm. İstersen hemen başla.
AYDIN - bilmem ki, ne söyleyeyim.
ADİL - en iyisi gel seninle büro da konuşalım. (birlikte dışarı cıkarlar)
ALİ - (İçerden başını uzatır) hey gitmişler (sesler kesilir, işçiler içerden çıkar)
HALİL - Herhalde Aydın Usta işe başlayacak
TURAN- Başımıza usta kesilir mi dersiniz?
MUHARREM - Baksana işi iyi biliyormuş, üstelik fakülte de okuyormuş
KAMBER - Zaten bir profosorumuz eğsiğiydi.
ALİ - İyi birine benziyor ama.
HALİL - hadi be, sen ne anlarsın iyiden kötüden
ALİ - bir kere senden iyi olduğu kesin
HALİL - velet bir gün elimde kalacaksın, uğraşma benimle, çarparım ha
ALİ - Kaportan ezilmesin dikkat et.
HALİL - Hey allahım nedir bu veletten çektiğim
MUHARREM - Halil, sende uğraşma çocukla
HALİL - Ya baksana ağabey, deli ediyor adamı
ALİ - Nerde o günler (Halil yumruğunu sıkarak Ali'nin üzerine yürür, Muharrem araya girer)
MUHARREM - (Ali'ye) sende sus, patlatırım ha
KAMBER - Ay Havadis, sen gördün Aydın ustayı, o mu yakışıklıdı yoksa men mi? (hepsi güler) neye gülürsünüz ki? Sadece sorduğ.
ALİ - Bu da Emine'nin derdinde.
TURAN - Hele bir Emine'ye yan gözle baksın.. sağ gözüne bir tane sol gözüne bir tane (yumruğunu havada sallar.. içeri Adil ile Aydın girer, turan yumruğunu indirir)
ALİ - Anlat anlat açılırsın (hep birlikte gülüşürler) .
ADİL - N e o Turan, gene atıp tutuyorsun (Turan utanarak başını önüne eyer) Çocuklar, Aydın Usta artık burada çalışacak. Buranın sorumlusu bundan sonra Aydın Usta. Bundan sonra ne yapacağınızı Aydın usta söyleyecek size. Tamam mı? Tamam mı Aydın usta?
AYDIN - Tamam.
ADİL - Tamam mı çocuklar? (İşçiler isteksizce başlarını sallar) Sakın sözünden çıkmayın.
Eh madem tamam, benim illerim var, gidiyorum. Aydın usta sen konuşursun artık.(çıkar)
KAMBER - Hoş geldin Aydın usta, hayırlı olsun, menim adım gember.
AYDIN - Sağol.
ALİ - Sosyeteyi niye söylemiyorsun?
AYDIN - Sosyete mi?
HALİL - Adı Kamber, ama biz ona sosyete kamber diyoruz.
KAMBER - (Halil'i göstererek) buna da havadis Halil deyirik.
AYDIN - Niye?
ALİ - Her şeyden haberi oluyor. Ondan havadis diyoruz. (Turan'ı göstererek) bu da Traş Turan. Palavracının tekidir. Bol bol atar
TURAN - Ne zaman attım ulan (üzerine yürür gibi yapar) . Hoş geldin Aydın usta
AYDIN - Hoş buldum.
MUHARREM - Hoş geldin
ALİ - Muharrem ağabey en büyüğümüzdür, üstelik evli ve üç de çocuğu var.
AYDIN - Hoş buldum (Ali'ye döner) Senin adın ne?
ALİ - Ali, ama bana da Fırıldak diyorlar, güya çok üç kağıtçıymışım.
AYDIN - Sevdim seni Ali,. Her şeyi doğru söylediğinden hiç şüphem yok. Arkadaşlar da seni sevdiğinden fırıldak diyorlardır.
ALİ - Herkesin sevdiğine inanırım da, havadise asla. Çok gıcıktır, hep üstüme gelir. Bende terslemek zorunda kalıyorum. Onun beni hiç sevmez.
AYDIN - sana öyle geliyor, aslında seviyordur. Senin de biraz daha saygı göstermen gerek çünkü o senin ağabeyin sayılır, ustandır. Evet arkadaşlar, Tanıştığımıza memnun oldum. Birlik ve beraberlik içinde çalışacağımızı ve anlaşacağımızı umut ediyorum. Belki düşünüyorsunuz şimdi, patronun adamıdır, başımıza usta kesilecek diye. Buranın sorumlusu olmam demek sizin başınıza usta kesilmem demek değildir. Ben kimseye karışmam, karışmaya da hakkım yok. Başkasının işi ve kendi çıkarlarım için işçi arkadaşlarımla kötü olamam. Aramızda niyeti bozuk olanlar varsa hep birlikte onun da hakkından geliriz. Birlik olup birlikte hareket etmeliyiz. Aldığımızın karşılığını fazlasıyla vereceğimiz kesin, ama verdiğimiz emeğin karşılığını tam olarak almadığımızı biliyoruz. Bunun için bir birimizi desteklemeliyiz. Herkes tek başına bildiğini okursa birlik beraberlik bozulursa bu da patronların işine gelir. Eğer birlik olmazsak patron istediğini istediği an işten çıkarır ve bu durumla hepimiz karşılaşabiliriz. Hiç birimizin maddi durumu iyi değil. Zaten iyi olsa çalışmayız. Yani bir gün bile çalışmazsak, kendimizin, ailemizin durumu sarsılır. Sıkıntılar yaşarız. Ama birlik olursak hakkımız olan her şeyi patrondan alırız. Bir güvenceye sahip olmak için anca beraber kanca beraber deyip çalışmalıyız. Öyle değil mi? Patron şu an isterse sizi işten çıkarabilir mi? Çıkarır. Belki diyeceksiniz çıkaramaz. Çünkü biz çalışmazsak, o kazanamaz. O zaman haklısınız. Ama işçiler birlik olmazsa patron yeni birini bulduğunda canı istediğini çıkarır. Kamber diyelim ki patron seni işten çıkardı, yeni iş buluncaya kadar ne yaparsın? Belki de ve para götüren yalnız sensin ailen de. Sen Turan, senin durumun farklı mı olur? Muharrem, aynı şeyin senin başına geldiğini düşün, üstelik evlisin ve üç çocuğun var. Ne olur onların hali? Ya sen Halil?
HALİL - Patron beni çıkarmaz.
AYDIN - Sen öyle san. Kim bilir neler vaat etti sana? Ve sende inandın. Karşılığını almadan kim kime bir şey verir? Neyse Halil zamanla anlarsın. Şunu unutmayın ki bizim durumumuzda nice Muharremler, Kamberler, Turanlar, Aliler, Haliller, Aydınlar var. Birlikte hareket etmediğimiz zaman sonucu hep bizim zararımızadır. Bunu önlemek için, çalışsak da beraber, kaytarsak da beraber olmalıyız. Ben bir sigara alıp geliyorum (dışarı çıkar)
HALİL - Aklınca bizi kandıracak, yok şöyleymiş de yok böyleymiş de.
MUHARREM - Söyledikleri yalan mı ulan?
TURAN - Vallahi çok doğru, benim aklıma yattı
KAMBER- Menimde ağlıma yattı, ne de yağşı deyirdi, sanki içimi oğudu.
MUHARREM - Neler düşündüğümüzü ifade etti.
KAMBER- Mene ele gelir ki, aydın usta her şeyi eyi bilir.
TURAN - Öyle. Ama aklımı kurcalayan bir şey var, bunları neden yapıyor? Bizleri bu kadar düşünmesine sebep nedir?
HALİL - Yahu bir çıkarı olmasa yapar mı? Bizimle birlik olup patrona karşı olduğumuzu gösterip, yerini sağlamlaştıracak. Patron da onun işini beğeniyor.
MUHARREM - Bana göre amacı o olamaz.,
TURAN - Ama Muharrem usta, Halil'in dediği gibi olabilir de, değil mi? (Aydın elinde sigara paketiyle içeri girer)
ALİ - Usta neden beni göndermedin ki?
AYDIN - Buna benim ne hakkım var? Kimse kimsenin hizmetçisi değil. İşine hizmet edersin bana değil. (hepsi şaşkın bir şekilde bir birinin yüzüne bakar) . Ama Adil beyin verdiği paranın karşılığı olarak emeğini, hizmetini vereceksin. Ben ya da bu, şu sana ne veriyoruz ki, karşılığında bir şey isteyelim? Bizim sana vereceğimiz tek şey işi öğretmek. Karşılığını da sen yardım ederek vereceksin. O da işyerinde olacak, işle ilgili olacak. Onun için, kimsenin özel bir şeyini yapmak zorunda değilsin, kendin isteyerek yaparsan o başka.
ALİ - Şimdi bütün söylediklerin doğru mu?
AYDIN - Tabi doğru. Aksini söyleyecek olan varsa buyursun söylesin.
ALİ - Onu sen bunlara anlat. Döve döve yaptırırlar valla.
AYDIN- Yok canım
KAMBER - Aydın usta
AYDIN - Efendim
KAMBER - (ötekilere bakarak) şeyyyy, yoğ bişe...
AYDIN - Söyle ne söyleyeceksen, çekiniyor musun yoksa? Baştan konuşalım her şeyi
KAMBER - (ötekilere bakarak) peki deyim. Sen niye bele yapırsan?
AYDIN - Yani, senin bizimle birlik olmanda çıkarın nedir demek mi istiyorsun?
KAMBER - Heeeee
AYDIN - İyi ettin sormakla. Anlatayım, bir arkadaşım vardı, evliydi, iki çocuğu vardı. çoluk çocuğu için durup dinlenmeden, gece gündüz demeden hep çalışırdı. Aynı yerde çalışıyorduk. Bir gün karısını doktora götürdü diye işe gelemedi. Ertesi gün patron işten çıkardı.
ALİ - Siz ne yaptınız?
Aydın - Biz bir şey yapmadık. Çünkü hepimiz patrona iyi görünmek için sadece işimizle ilgilenirdik. Arkadaşımız sonra iş aradı, günlerce hatta haftalarca.. Bulamadı. çoluk çocuğa ekmek alabilmek için evinde para eder ne varsa sattı.
KAMBER - Boyyy...beçere uşağ...
AYDIN - Sonra bir süre hamallık yaptı, ama çocuklar gıdasızlıktan hasta düştü. Hamallıktan kazandığını da doktorlara verdi. Çocuğun biri öldü, bunun yüzünden karısı da hastalandı, kendisi de. Böylece ailesine bakamayacak duruma düştü. Karısı öteki çocuğunu alıp evi terketti. Nereye gittiğini kimse bilmiyor hala.
MUHARREM - Şimdi nerededir?
HALİL - Yoksa intihar mı etti
AYDIN - (Ağlayarak) şimdi akıl hastanesinde (bir süre sessizlik olur ve Aydın gözlerinin yaşını siler)
KAMBER - Yani.(eliyle deli işareti yapar, Halil bunu görünce güler, Aydın Halil'e sertçe bakar, Halil ciddileşir)
AYDIN - İşte arkadaşlar, o günden beridir kendimi hep suçlu görüyorum, hiçbir şey yapamadığım için. Şimdi de hiçbir işçi arkadaşımın bu duruma düşmemesi için uğraşacağım, elimden geldiğince. İşte bunun için diyorum birlik olalım, o zaman kimse o duruma düşmez. Benim nedenim, çıkarım budur (hepsi susar, Aydın herkese tek tek bakarak bir sigara yakar ve ötekilere de ikram eder) Anlaştık mı arkadaşlar? (hepsi onaylarcasına başlarını sallar) Öyleyse şimdi işimizin başına geçelim (saatine bakar) eyvah öğlen olmuş. Artık yemekten sonra.(çıkar)
MUHARREM - Bende çıkıyorum.
KAMBER - Mende gelirem dur
TURAN - Beni de bekleyin. (üçü birlikte iş önlüklerini çıkarıp sahneyi terk ederler)
MUHARREM - (çıkarken) Havadis sen gelmiyor musun?
ALİ - Yok, o patrona havadis anlatacak (hepsi gülerek çıkarlar, Halil kalır)
HALİL - (çıkanların yönüne bakarak) Şerefsizler, zibidiler (seyirciye dönerek) Hele şu Aydın denilen dürzüye ne demeli. Ulan neyine güveniyorsun sen? Adil beylerle uğraşılır mı? Adamda tonlarca para var. Her tarafın ateş olsa ne yazar? O geri zekalıları kandırabilirsin, ama ben yutar mıyım? Adil bey beni seviyor, nasıl karşısına geçerim? Üstelik bana neler yapacak neler, kendi işyerimi kurmama yardım edecek, evlendireceğini bile söyledi. (Adil içeri girer, Halil, Adil 'in içeri girmesinden habersizdir) Bunu bir baba bile yapmaz, yapar mı?
ADİL - Yapmaz Halilciğim yapmaz. (Halil hızla geri döner, utanarak başını önüne eğer)
Aferin Halil, sen bu düşüncenden vazgeçme, ben sana yapacağımı bilirim, hem de çok iyi bilirim.
HALİL - Sağol ağabey.
ADİL - Bak şimdi Halil, sana bir görev vereceğim. Aydın'ı gözüm pek tutmadı.
HALİL - Vallahi benimde tutmadı ağabey.
ADİL - Aydın ve ötekilerin burada neler yaptığını neler konuştuğunu (Ali kapıyı aralar ve sessizce onları dinler) gelip bana söyleyeceksin. Ama kimseye çaktırma, hele Aydın'a hiç çaktırma. (Ali kapıyı kapatıp gider) O dürzünün ne yapacağı hiç belli olmaz. Eski çalıştığı yerlerde işçilerin haftalığını azaltmak için sigorta falan lafları etmişmiş, bunun yüzünden bir sürü ceza ödemiş arkadaşlar.
HALİL - Tamam ağabey, sen hiç merak etme, güven bana (Adil Halil'in cebine biraz para koyar)
ADİL - İş çıkışı sen gitme beni bekle (çıkar)
HALİL - Tamam ağabey (Adil 'in cebine koyduğu parayı seyirciye göstererek) görüyorsunuz ya, ne kadar iyi bir insan, böyleler kolay kolay bulunmaz. Baba, baba. (Ali içeri girer, Halil Ali'yi görünce parayı alelacele cebine sokar)
ALİ - Cukkaları cebe indirdin yine. Anlattın havadisleri, değil mi?
HALİL - Yok be, yemek parası verdi, burada kaldım diye.
ALİ - Belli canım. (Halil 'den uzaklaşarak seyirciye döner) kalleş herif, sezmiştim zaten
HALİL - Ne konuşuyorsun kendi kendine (iş önlüğünü çıkarır) ben yemeğe gidiyorum, ayrılma bir yere. (çıkar)
ALİ - (Halil 'in arkasından) gidişin olsun da dönüşün olmasın. İnşallah bir at arabası çarpar da sürüm sürüm sürünürsün. Her şeyi patrona yetiştirir bu herif ya. Kötü bir şey yapmıyoruz, yapmayız da, ama yine de insan tedirgin oluyor. Hele bir de söylediklerine kendi yalanlarını katarsa adil bey beni de çıkarır işten. Ne yaparım ben o zaman? Üvey annem sen çalışmıyorsun, çalışmamak için hep böyle yapıyorsun deyip babamı doldurur babamda eşşek sudan gelinceye dek döver, öldürür beni. okuyacağım diye tutturduğumda annem olacak cadaloz neler etmişti. Dördüncü sınıftaydım okuldan aldıklarında. (düşünceli bir halde dolaşır) acaba Halil 'i Aydın ustaya söylesem mi? Söyleyeceğim. O Halil' in hakkında gelir.(bu kez sevinçle dolaşmaya başlar ve neşeli bir türkü tutturur)
Su gelir güldür güldür
Gel de yar beni güldür
Patron eline koyma
Öldürürsen sen öldür
(Aydın içeri girer, Ali türküyü keser)
AYDIN - Niye kestin, söylesene. Sesin güzelmiş, devam et, devam et.
ALİ - Sonra devam ederim. (biraz durur, Aydın iş önlüğünü giymektedir) Usta sana bir şey söyleyeyim mi?
AYDIN - Söyle bakalım
ALİ - Halil var ya, Havadis Halil, onu az önce patronla konuşurken gördüm.
AYDIN - Ne var bunda konuşmuşsa konuşmuş, patronudur elbet konuşur
ALİ - Ama sandığın konuşmalardan değildi bu
AYDIN - Yaa.. Ne gibi yani?
ALİ - herkes çıktıktan sonra Halil burada kaldı, o sırada patron geldi, bende kapı aralığından dinledim. Patron Halil 'e dedi ki, Aydın ve diğer işçilerin neler yaptığını neler konuştuğunu iş çıkışı bana anlatırsın. Akşam iş çıkışı gelecek bilgi almaya. Üstelik Halil' e para da verdi.
AYDIN - Hım. Seni gördüler mi?
ALİ - Hayır görmediler
AYDIN - İyi o zaman. İyi. Hem de çok iyi. Sen de onlara görünmeden izle onları, başımıza fazla iş açmadan çaresine bakalım. Kimseye de söyleme tamam mı?
ALİ -Tamam usta. Sen hiç merak etme, ben bu işleri iyi beceririm.
AYDIN - Haydi aslanım göreyim seni. Hepimizi bunların elinden sen kurtaracaksın. (Muharrem, Kamber ve Turan içeri girer)
MUHARREM - Havadis nerede Ali?
ALİ - Zıkkımlanmaya gitti, patronun verdiği cukkalarla
MUHARREM - Aralarından su sızmıyor, nedendir anlayamıyorum.
KAMBER - Kim annıyır ki sende annayasın
TURAN - Patron verdiği cukkaların karşılığını nasıl alacak acaba?
ALİ - Benim, senin, bunun, şunun ne yaptığını ne konuştuğunu haber vererek ödeyecek borcunu Havadis Halil
KAMBER - Yani Havadis iki işi birden mi yapır? Vay anasını. Peki heç yorulmur mu?
AYDIN - (gülerek) Kamber, bu iş senin bildiğin işlerden değil. Havadisin ikinci işi zahmetsiz bir iştir. Yaptıklarımızı, konuştuklarımızı bizden habersiz patrona söyleyecek.
KAMBER - Vay namıssız vay. Onnan her şey beklenir, beş vağıt namazdan başka. Hangi şeytan peydahlayıf bu namıssızı?
TURAN - (kendini beğenmiş bir tavırla) Ben demiştim zaten böyle bir şey yapacağını.
ALİ - Yine başladı atmaya
TURAN - Dememiş miydim?
ALİ -Tamam, tamam demiştin.
MUHARREM - İtişip kakışacağınıza ne yaparız onu düşünsenize
KAMBER - mence onun hakkından fırıldak geler
ALİ - Sen hep zor işleri bana havale et. Başka zaman olsa bilmişlik yaparsınız, ah biraz daha okuyabilmiş olaydım, görürdünüz neler yapardım neler. Tabi ki hakkından geleceğiz, ama ben değil, hepimiz.
AYDIN - Neler yapardın Ali?
ALİ - Önce bu uyuşukları uyandırırdım. yılanın başını, kaldırmadan ezerdim.
KAMBER - ay fırıldak sen eğer oğusaydın millete gan uddurardın valla, memleketin altınnan girer üstünnen çığardın.
ALİ - Benim çektiğimi sende çeksen böyle konuşmazsın. Buraya gelirim siz kafama vurursunuz, eve giderim üvey annem, babamı desen karı sözünden çıkmıyor zaten. Ama siz benimle alay etmekten başka ne becerir, neden anlarsınız ki?
KAMBER - Alı gardaş sen bize bağma..alay etmirik, şaka yapırık. Sen bizim kimi öküz gafalı değilsen, bizden daha ey düşünürsen. Men seni sevdiğimden ele yapıram.
TURAN - Valla öyle, bravo sana Ali, çok haklısın
MUHARREM - Biz bugüne kadar seni dam yerine koymamakla hata etmişiz.
AYDIN - Şimdi bunları bırakın, beni dinleyin. Halil 'in yanında kimse bir şey konuşmasın, dikkatli olalım. Ben zaten Halil ile konuşacağım, bu davranışından vazgeçmezse biz de gerekeni yaparız. Hadi şimdi işe başlayalım. (önlüklerini giyip içeri girerler.) Ali sende bir türkü söylesene. (makine sesleri duyulmaya başlar, Ali sahnededir, tezgahın yanında oyalanarak türkü söylemeye başlar, Halil içeri girer)
HALİL - Babanın sünnet düğünü mü var, böyle neşelisin?
ALİ - Git işine be, sana ne
HALİL - Kes sesini be, makinelerin gürültüsü yetmiyor sanki, bir de senin zırıltını mı dinleyeceğiz? (önlüğünü giyer, içeri girer)
ALİ - Şuna bakın hele, kudurdu valla (Aydın içerden çıkar)
AYDIN - Ali çay nerden geliyor?
ALİ - Burada çay içmek yasaktır.
AYDIN - Yasak mı? Kim yasakladı? (Halil görünür)
ALİ - Çay içerken zaman kaybı oluyormuş diye patron yasak etti.
AYDIN - Demek öyle.
ALİ - (sessizce) Halil bizi dinliyor usta
AYDIN - (başını sallayarak) Tabi patron haklı, iyi yapmış.(Halil seni gidi dercesine başını sallayarak içeri girer) Ne biçim adam bu patron ya, iş yerinde çayın yasaklandığını da hiç duymamıştım.
ALİ - Duymadıysan duy işte. (Aydın içeri girer) Hey Aydın usta hey. Sen daha buranın nesini gördün ki, daha neler göreceksin neler. (türkü söylemeye devam eder Adil içeri girer, Ali türküyü keser. Adil biraz dolaştıktan sonra içeriyi kontrol eder ve sahnenin ortasına doğru yürür)
ADİL - Ya şu Aydın usta hiç düşündüğüm gibi değilmiş, çocukları nasıl çalıştırıyor (Aydın içerden çıkar)
AYDIN - Ben tuvalete kadar gidiyorum. (çıkar)
ADİL - Sen niye buradasın ulan fırıldak, geç içeri, Halil 'i de bana gönder (Ali içeri girer, Halil gelir)
HALİL - Buyur ağabey
ADİL - İşe ne zaman başladılar (Ali kapıdan izler)
HALİL - Ben geldiğimde başlamışlardı (Muharrem içerden çıkar tezgahtan çekiç alıp geri döner, sonra Kamber gelip testere alıp döner, sonra Turan tornavida alıp döner. Adil ve Halil onları izlemektedir. Ali süpürgeyle içerden çıkar ve etrafı süpürmeye başlar)
ADİL - (saatine bakar) Halil, her tuvalete giden böyle geç mi geliyor? (Halil susarak içeri girer) bu kadar zaman kaybı olur mu ya (etrafı süpüren Ali'ye kızarak) toz etme ulan, sulayarak süpür. (Aydın içeri girer) Tuvalete gidip gelmek bu kadar uzun mu sürüyor Aydın usta? (Aydın sertçe bakar) Yanlış anlama sözüm sana değil. (Aydın aldırmadan içeri girer, Adil sinirli bir şekilde dolaşır.) Ali git Halil'i bana gönder (Ali içeri girer Halil gelir, Adil Halil'i dış kapıya doğru götürüp kulağına bir şeyler fısıldar. Halil önlüğünü çıkarıp Adil ile birlikte sahneyi terk ederler. Ali de onların arkasından gider. Turan içerden elinde tornavida ile çıkar)
TURAN - Aydın usta, fırıldak nereye gitti? Patronla Halil' de yok. (Aydın ve diğerleri de içerden çıkar, makinelerin sesi kesilir)
KAMBER - Haraya gedifler?
TURAN - Bilmem, ben geldiğimde yoktular.
MUHARREM - Bir şeyler var mutlaka, yoksa fırıldak bize söylemeden tuvalete bile gitmez.
AYDIN - Patron, Havadis, Fırıldak...(Ali hızla içeri girer)
ALİ - Usta patron sana çok sinirlenmiş, havadis de bir şeyler anlatıyordu, sonra birlikte nalbura gittiler, havadis kucağında ağır bir paketle geliyor, patron da keresteciye gitti.
KAMBER - Pakette ne var, bilirsen mi?
ALİ - Ne bileyim. (Halil kucağında paket ile sırıtarak içeri girer, paketi ortaya koyar ve üzerine oturur, ötekiler merakla onu izler)
KAMBER - O paket nedir havadis? (Halil sırıtır)
TURAN - Söylesene ya, çatlatma adamı
MUHARREM - Ya ne meraklısınız, malzeme almış işte, menteşe, kilit falandır (Halil yine sırıtır)
ALİ - (Dişlerini göstererek) Hi hi hi, ne sırıyorsun pişmiş kelle gibi, söylesene (Aydın kendini tutamayıp güler, Halil bozulur, ciddileşir)
KAMBER - (Halil' i paketin üstünden iterek) gağ olan üstünnen göreh nedir bu. (Halil kalkmaz)
HALİL - Açılınca görürsünüz, Adil ağabey ben gelinceye kadar açma dedi.
AYDIN - Halil, Adil beyle aran çok iyi maşallah
HALİL - İyidir tabi, hiç bozulmayacak
AYDIN - Sen öyle san, zamanı gelince görürsün, anlarsın
HALİL - Ne demek istiyorsun, yoksa aramızı mı bozacaksın? (güler)
AYDIN - Böyle davranmaya devam edersen bozarım.
HALİL - (ciddileşerek) Ne yapıyorum ki ben?
AYDIN - Sen daha iyi biliyorsun. Bak Halil bu ispiyonculuktan vazgeç, başımıza işler açma. Sonu senin için de iyi olmaz. Şurada kardeş kardeş çalışalım.
HALİL - Beni tehdit mi ediyorsun?
AYDIN - Hayır, tehdit falan değil. Sadece bir hatırlatma.
HALİL - Size ne be, ben istediğimi yaparım, herkes kendi işine baksın. Kimse bana karışamaz.
MUHARREM - Burada karışırız. Madem birlikte çalışıyoruz, o zaman hepimiz birbirimize karışırız.
HALİL - Bak hele
KAMBER - Patrona yalakalık edirsen
HALİL - Yalaka sensin, ağzını topla
ALİ - Burada bir yalaka var, o da kendini iyi biliyor sen boş ver kamber usta
HALİL - (Ali'ye) kalkarsam gösteririm gününü sana.
ALİ - Yok ya
HALİL - Profesör sizi iyi eğitmiş. Gidin elinizden geleni ardınıza koymayın. Ben de vazgeçmeyeceğim, engel olunda göreyim.
AYDIN - Peki Halil, sen bildiğin gibi davran. Ben de seni pişman etmezsem. Hem kendini yakacaksın hem de bu arkadaşları. (Kapı aralanır Emine içeri girer, Aydın'ın konuştuğunu görünce dışarı çıkar kapı aralığından izler) . Ama arkadaşları yakmana izin vermeyeceğim
EMİNE - (içeri girer Aydın'a dikkatle bakar, Aydın sinir bir şekilde içeri girer) Ali, bana bir çıta iki de çivi verir misin? (Muharrem, Turan ve Kamber Emine' ye baka baka içeri girerler. Halil yavaşça paketin üstünden kalkar)
HALİL - Nasılsın Emine?
EMİNE - (soğuk bir tavırla) iyiyim. (Halil bozulur iş önlüğünü giyer içeri gider, Ali içerden çıkar ve elindeki çıta ile çiviyi Emine 'ye verir.) Ali az önce konuşan kimdi?
ALİ - Tanımıyor musun?
EMİNE - Tanımıyorum, hiç görmedim de.
ALİ - Yeni usta, onun için görmemişsin
EMİNE - Daha önce neredeydi?
ALİ - Ankara' da, bilmem ne fakültesinde okuyormuş
EMİNE - Fakülte mi? Niye burada çalışıyor o zaman?
ALİ - Niye sordun ki
EMİNE - Hiç, öylesine,
ALİ - Çok iyi biridir, onun gibi birini daha önce görmedim hiç
EMİNE - Bende.
ALİ - Ne o yoksa bizi etkilediği gibi seni de mi etkiledi
EMİNE - Galiba. Evet. Hem de çok (konuşarak çıkar)
ALİ - Vay be kız bile beğendi Aydın ustayı. Şimdi havadis çatlasın. Ben şimdi biraz ortalığı şenlendireyim. (Aydın içerden çıkar)
AYDIN - Gün bitmiş ya. Arkadaşlar gitmiyor musunuz? (o sırada içerdekilerde çıkar, Halil tezgaha yaslanır, diğerleri önlüklerini çıkarır)
ALİ - Aydın usta, hani az önce gelen kız var ya (Halil dikkatle Ali' ye bakar)
AYDIN - ee var ne olmuş?
ALİ - O kız Emine' dir.
AYDIN - Olsun ne yapayım.
ALİ - Güzel kız değil mi?
AYDIN - Dikkat etmedim.
ALİ - İşte o kız... Kamber ustaya...
KAMBER - (sevinçli bir halde) eee
ALİ - Kamber ustaya aşık değil. (ötekiler güler, kamber bozulur) Turan ustaya (Turan da sevinir) da aşık değil, (bu kez Turan bozulur diğerleri güler) ama Halil'e (Halil ötekilere sırıtır) hiç değil, hatta ondan nefret ediyor (Halil bozulur dişlerini yumruğunu sıkar, diğerleri güler) Emine sana aşık olmuş Aydın usta, hem de ilk görüşte (Emine elinde çıta ile içeri girer)
EMİNE - Ali bu çıta kısa geldi, biraz uzununu verir misin? (Aydın' a hayranlıkla bakar)
ALİ - (çıtayı alır ve Aydın' a bakarak) of of Emine nedir bu güzellikler (Aydın Ali' ye bakarak güler, ötekiler ciddileşmiştir)
AYDIN - (Emine' ye bakarak) Arkadaşlar iyi akşamlar, ben gidiyorum (çıkar)
EMİNE - (Aydın'ın arkasından bakarak) Ali biraz çabuk olsana (Ali içerden bir çıta ile gelir)
ALİ - Bundan daha uzunu yok
EMİNE - Tamam tamam ver (hızla çıkar)
MUHARREM - Fırıldak Emine buraya gidip gelmezdi ne oldu buna?
ALİ - Aşk ağabey, aşk.
HALİL - (sahnenin ortasına gelerek seyirciye, kısık sesle) namussuz yavuklumu da elimden aldı.
ALİ - O bir şey yapmadı, kız kapıldı,
HALİL - Kes ulan velet, senin parmağın var içinde kesin.
MUHARREM - Niye kızıyorsun ki Havadis Halil, Ali ne yapsın?
HALİL -Gidin ya başımdan. (hepsi gülerek çıkarlar, Halil düşünceli bir halde paketin üstüne oturur) kitapsız Emine, sanki beni sevse ölecekti. (Adil içeri girer, Halil ayağa kalkar, Ali kapıdan onları izlemektedir)
ADİL - Ne zaman gittiler?
HALİL - Az önce
ADİL - Pakete baktılar mı?
HALİL - Uğraştılar ama ben açtırmadım.
ADİL - Güzel. Sen şimdi ağaçları kes, bende paketi açayım. Bu gece bu işi bitirelim.
HALİL - Peki ağabey (Halil içeri gider, Adil paketi açmakla uğraşır, perde inmeye başlar. Paketin içindekini seyirci görmez.)
Neyzen Aka Gündüz Kutbay (d. 1934, ö. 1979 İstanbul) Neyzen.
Eyüp Ortaokulu'nu ikinci sınıfındayken terk etmiştir. Babası, okumayan oğlunu bir kundura atölyesinde iş hayatına vermiştir. Sanat yaşamına, bu dönemde, 1953 yılında Gavsi Baykara'nın aracılığıyla başlamıştır. Gavsi Baykara'nın başkanlığını yaptığı Üsküdar Musiki Cemiyeti'nde 3 yıl Gavsi Baykara'dan ders almıştır. 1960 yılında, İstanbul Radyosu'nun yaptığı sınavı buaşarıyla kazanarak neyzen olarak atanmıştır. Daha sonra İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda hocalık görevinde de bulunmuştur. Bir neyzen için çok önemli bir nokta olan, Mevlana Törenlerinde Neyzenbaşılık görevine Neyzen Halil Can'ın vefatından sonra layık görülür. Pek çok sanatçı ve grupla çeşitli organizasyon ve kayıtlarda bulunmuştur. Dem seslerdeki başarısı hâlâ herkesi hayran bırakan müzisyen 1979 senesinde, bir radyo programında, kayıt sırasında ölmüştür.
Katkıda Bulunduğu Eserler
* PLAK: Oriental Wind: Zikr. (1979) (Sun Records SEB 11005, Fransa - Melodi Plaklari 1138, Türkiye - Paddle Wheel K28P 6011, Japonya)
* CD: Musique Classique Ottomane/Ottoman Classical Music Makam (1993) (yapım:Orkestra Müzik, 3356570651423,Fransa)
* CD: Derviş - Okay Temiz. (1998) (8692646500772)
* CD: Mevlana Dede Efendi Saba Ayini - Kani Karaca (1996, Kalan Müzik ,İstanbul, 691834001121)
Örnek Eserler
* Kısa taksim, Akagündüz Kutbay.
* Rast Taksimi, "Aka Gündüz Kutbay"
* Nihavend Taksim, "Aka Gündüz Kutbay"
* Saba Taksim, "Aka Gündüz Kutbay"
Hiçbir çocuk, duyguları yüzünden sorumlu tutulmamalıdır. Ancak davranışlar dışarıdan izlenebilir ve kontrol altına alınabilir.
Çocuklara olumlu davranışları öğretmek için en uygun yöntemlerden birisi de Pozitif Ödüllendirme' dir. Ancak anne babalar tarafından en az bilinen ve en az kullanılan yöntemdir. Bu yönteme göre anne baba çocuğun olumlu davranışlarını ödüllendirerek, olumsuz davranışlarının sönmesini sağlayacak ve olumlu davranışlarda ise süreklilik olacaktır. Pek çok çocuk olumsuz davranışları ile dikkat çekmeyi öğrenmiştir. Çünkü anne baba olumlu davranışlarına hiç tepki vermezken, olumsuz davranışlarına aşırı tepki vermekte ve çocuk istediği ilgiyi böyle görmektedir. Bu durumda anne babanın kızgınlığı çocukta ödül etkisi yapacaktır. Böylelikle çocuk sık sık olumsuz davranışları kullanıp dikkat çekmeye yönelecek ve olumsuz davranışları pekişecektir.
Ödüllendirmeyi kullanırken çocuğun duygularını değiştirmek değil de davranışlarını değiştirme çabası içinde olabileceğimizi unutmamak lazım. Bu nedenle öncelikle duygu ve davranışları ayırt etmek gerekir. Sevinç, neşe, heyecan, öfke, keder, korku duyguları sadece çocuğa ait duygulardır ve onları değiştirmemiz imkansızdır. Hiçbir çocuk, duyguları yüzünden sorumlu tutulmamalıdır. Ancak davranışlar dışarıdan izlenebilir ve kontrol altına alınabilir. Anne babalar da bu konuda çocuklarına rehberlik edebilir. Çocuk
arkadaşına karşı öfke duyabilir ama öfkeye karşılık ona vurmamalıdır. Bu anlamda öfke duygusunu değiştirmek yersizdir ama davranış değiştirilebilir.
Çalıştığım ailelere sorduğumda " Çocuğunuzun hangi davranışının değişmesini istiyorsunuz" dediğimde " Sorumluluk almıyor, ya da tembel" diyebiliyorlar. Oysa bunlar tamamen soyuttur. Problemi somut hale
getirerek tanımlamak gerekir. Örneğin " Ödevlerini yapmıyor" ya da " Yatağını toplamıyor" şeklinde sorunu somutlaştırmak ve bunun üzerinde çalışmak gerekir.
Drama çalıştığım bir çocuk ile annesinin iletişimindeki kopukluk nedeni ile anneye " Kızının onayladığın, hoşuna giden ve sürdürmesini istediğin davranışları nelerdir" diye sordum.. Anne bunu cevaplayamadı. Tek diyebildiği " Yemekte hiç sorun çıkarmaz" oldu. O zaman kızına dikkat çekerek onun öğrenmeye hevesli, hatalarını düzeltmek için çabalayan, neşeli, sevgi dolu ve hakkını yedirmeyen bir çocuk olduğunu vurguladım. Anne olumsuz davranışlara odaklanmış ve olumluları görmüyordu. Çocuk hep olumsuz
davranışları ile ailede dikkat çekmişti. Anneyi olumlu ödüle yönlendirdim.
Annesinden ilk defa iltifat alan kız, daha çabalamaya, vurmalarını bırakmaya başladı. Daha ileri aşamada ise çocuğa uygun ödülleri belirledik ve yaklaşık üç ay içinde çocuk anne ilişkisi düzeldi.
1984 yılında İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Çalgı Eğitimi bölümüne klasik kemençe öğrencisi olarak girdi ve 1995 yılında mezun oldu.
1990 yılında İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'na konuk sanatçı olarak davet edildi ve yedi yıl bu toplulukla çalıştı. 1991 yılında TRT İstanbul Radyosu'na girdi, 2000 yılında kadrolu sanatçı oldu.
Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli çalışmalarda yer aldı. Amerika Birleşik Devletleri'nin Harvard, Santa Cruz ve MIT üniversitelerinde dersler ve seminerler verdi.
1997 yılında Cengiz Onural ve Murat Aydemir'le birlikte İncesaz grubunu kurdu. İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu ses sanatçısı Dilek Türkan ile evlidir.
Albümleri
* Murat Aydemir'le beraber Ahenk (1997) - Golden Horn
* Sokratis Sinopulos'la beraber İstanbul'dan Mektup (1997) - Golden Horn
* Civan Gasparyan ve Erkan Oğur'la beraber Fuad (2001) - Kalan Müzik
* Murat Aydemir'le Ahenk Volume 2 Golden Horn- Kalan Müzik
* Renaud Garcia Fons ve Ugur Isık'la "Minstrels Era" Kalan Müzik
Dilek Türkan, (d. 1978, Balıkesir; kızlık soyadı Aktaşoğlu) klasik Türk müziği yorumcusu.
1994 senesinde İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı ses eğitimi bölümüne girdi ve 1999'da mezun oldu. 1996 yılında TRT İstanbul Radyosu'na girdi. İstanbul ve Ankara radyolarında ve TRT Televizyonu'nda programlar yaptı.
İstanbul Hanımları grubu ve İncesaz grubu başta olmak üzere çeşitli gruplarla konserler verdi. Yarkın Ritim Grubu'nun Kervansaray, İncesaz'ın Dört/Mazi Kalbimde ve Altı/Kalbimdeki Deniz albümlerinde solist ve yine İncesaz'ın Üç/İstanbul'a Dair albümünde vokal olarak yer aldı. Bunların yanı sıra kendisine ait dizi müziği ve Türk müziği albümleri mevcuttur.
2005 yılnda Cemal Reşit Rey Türk Müziği Topluluğu'na ve 2006 yılında İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'na ses sanatçısı olarak katıldı. 2009 yılında 2008 Mavi Nota Müzik Ödülü'nü kazandı.
İncesaz ile çalışmalarına devam etmektedir. TRT İstanbul Radyosu klasik kemençe sanatçısı Derya Türkan ile evlidir.
İncesaz, 1997 yılında Murat Aydemir, Derya Türkan ve Cengiz Onural tarafından oluşturulan bir müzik grubu.
Albümleri
* Bir/Eski Nisan (1999) - Kalan Müzik
* İkinci Bahar (2000) - Kalan Müzik
* İki/Eylül Şarkıları (2002) - Kalan Müzik
* Üç/İstanbul'a Dair (2004) - Kalan Müzik
* Dört/Mazi Kalbimde (2005) - Kalan Müzik
* Beş/Elif (2007) - Kalan Müzik
* Altı/Kalbimdeki Deniz (2009) - Kalan Müzik
Üçnoktabir,Türk Rock müzik grubu. Üçnoktabir 2002 yılında kuruldu.
Her pazartesi Beyoğlu-Mojo`da çalan grup simdiye kadar Bursa, Eskişehir ve İzmit`te, aralarında Boğaziçi, Koç, İstanbul, Sabancı ve Işık`ın da olduğu üniversitelerde, İstanbul`daki belli başlı pek çok barda konserler verdi; 2004 yılında ise Pink`in ön grubu olarak sahne aldi. Albüm kayıtlarını sürdüren üçnoktabir, yönetmenliğini Serdar Akar`ın, müziklerini ise Selim Demirdelen`in yaptığı Barda adlı filmdeki bazı parçalari düzenledi ve filmde bir sahnede çaldı.
İlk ismi Spitney Beers olan grup ilk başlarda 5 kişilik ekiple kuruldu.Barış Ertunç,Cenk Turanlı ve Mehmet Demirdelen grubun ilk kadrosundan bugüne kalan isimler.Grubun kuruluşundan kısa bir süre sonra solist değişti ve yerine Melis Danişmend geldi.Bu arada diğer gitarist de gruptan ayrıldı.Böylece bugünkü kadro meydana geldi. Grup,albüm yapma kararı alınca isimlerini üçnoktabir olarak değiştirdi. Grup yaptığı coverlarla dikkat çekiyor. 2009'un Nisan ayında grup dağıldı.
Grup Üyeleri
1. Melis Danişmend (vokal)
2. Barış Ertunç (gitar)
3. Cenk Turanlı (bass)
4. Mehmet Demirdelen (davul)
Katıldığı Organizasyonlar
Grubun, verdiği konserlerin yanı sıra bazı festival ve organizasyonlarda da görev almıştır. 2007 yıllında Rock'n Coke, 2007 ve 2008 yıllarındada Patlican Konserleri son olarakta 2007 yılında Trend Show bunlardan başlıcalarıdır. Barda filminin Dediler ki şarkısı hem filmde canlı performans hem de dediler ki şarkısını çok güzel yorumlamışlardır.
Albümler
* Sabaha Karşı (albüm) (2007)
Single'lar
* Dediler ki (2006)
Video klipler
* Değişmem
* Ölmeden Ünlü Olsam
* Bahçe
* Dediler ki
Doğumdan ilk bir kaç ay sonra, uyuma alışkanlıkları, büyük oranda öğrenilmiş cevaplardır. Hayatın 3 ile 4. ayında, bebeklerin çoğu, eğer beslenmeleri, banyoları ve oyun zamanları gündüz vakti yapılıyor ise, genelde geceleyin olmak üzere 6-8 saat kesintisiz uyumayı öğrenirler. 7 ile 12' aylarda, bebekler gece vakti, ailenin alışkanlığına gore uzun uyku uyumaya alıştırılmalıdırlar.
Ne Yapmalı:
- Bebeğin yatağının anababanın odasında 3 ile 6 ayda ayrılması en idealidir. Böylelikle küçük bebeklerin çoğunda görülen periodic gece uyanmaları uzun uyanıklık devrelerine dönüşmez.
- 6 ile 9 aydan itibaren, bebek geceleyin kalktığı zaman beslenmesi, yatağa konulup örtülmesi ve bezlenmesi sakin ve uyumlu bir şekilde yapılmalıdır ki bebek tüm aile bireylerinin sessiz bir zaman gereksinimi olduğunu öğrenebilsin.
- Eğer bebek gece vakti yatağına konulduğu zaman rutin olarak ağlıyor ise (ve sağlıklı ise), ya da gece yarısı mama istemek için ağlıyor ise, anne baba bebeğe en az fiziksel temas sağlamalı ve çocuğun tamamen uyanmasına yol açacak davranışlardan kaçınmalıdırlar. Daha sonra anne baba odayı terketmeli ve araları giderek uzatarak odaya daha az gitmelidirler. Bu teknik ile genellikle çocuk ana babayı rahatsız etmeden, kendi kendine tekrar uyumayı öğrenir.
- Kabuslar ve gece korkuları 3-4 yaşlarında sık görülür. Bu durumda loş bir odada çocuğa destek olunmalı ve sakince rahatlatılmalıdır. Bu ataklar sık olarak ortaya çıkıyorsa, çocuğun gece korku ve rüyalarına neden olabilecek gündüz şartları dikkatle gözden geçirilmelidir.
- Küçük çocuk büyürken sabaha kadar yatağında kalması gerektiğine kanaat getirmelidir. Bu yararlı bir alışkanlıktır ve aynı zamanda anne babaya kendi odalarında ve yataklarında rahat ve özel olarak yaşamalarına olanak sağlar. Anne-Babalar çocuklarının kendi yataklarına gelmelerine müsaade etmemeli ve bu konuda katı olmalıdırlar. Eğer çocuğun özel bir nedenle rahat ettirilmesi, özel olarak fazla ilgi gösterilmesi gerekiyorsa, bu çocuğun kendi odasında, kendi yatağında yapılmalıdır.
- Çocukların çoğu 2 yaş civarında bebek yataklarından vazgeçerken, bir kısmı üç yaşına kadar bebek yatağında kalırlar. Çocuklar çok erken devreda normal yatağa geçirilmemelidirler, çünkü bu şekilde çocuklar için "güvenli" bir ortam kaybedilmiş olunacaktır.
Yatak Değişimi yeni bir kardeşin gelecek olması nedeniyle planlanıyor ise bu değişiklik yeni bebeğin gelişinden haftalarca önce yada sonra yapılmalıdır. Böylece çocuk yeni bebek tarafından " yerinden edildiği" ya da "onun kendi yerine konulduğu" fikrine kapılmaz.
Genellikle okulu reddeden öğrenciler anne ve babalarıyla yakın ilişki içinde olan, endişe ve korku yaşayan çocuklardır. Okul başarısı veya sosyal ilişkiler konusunda sorunlar yaşayan çocuklar okula gitmeyi reddedebilirler. Pek çok çocuk okul ortamında aşağılanma, dışlanma, zorbalık gibi durumlarla karşılaşıyor. Bazı çocuklar ise televizyon izleyerek, oyun oynayarak eğlenceli zaman geçirdikleri için evde kalmayı tercih ederler. Eğitim kademeleri arasında geçiş yapan çocuk ve ergenler (örneğin ilköğretimden liseye geçiş yapan öğrenciler) de yoğun stres yaşayabilirler. Tüm bu etmenler okulu reddetmenin ortaya çıkmasında etkili olur.
Müdahale edilmediği taktirde okul reddetmenin sonuçları ne olur?
Araştırmalara göre okul fobisi müdahale edilmediği taktirde kronik okulu reddetme sorununa dönüşebiliyor. Kronik okulu reddetme sorunu ise, aile içinde huzursuzluğun yanı sıra akademik başarısızlığa, okula uyumsuzluğa, yetersiz akran ilişkilerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Yetişkin dönemde de yüksek okul ya da iş ortamına uyum sağlayamama, panik atak, psikolojik ve psikiyatrik sorunlara yol açabiliyor.
Anne-babalar ve öğretmenler neler yapmalı?
'Okul olgunluğu'nun çocuğun bedensel, duygusal, zihinsel ve sosyal anlamda okula hazır olması anlamına geliyor. Bu konuda ebeveynelere ve öğretmenlere düşen görevler:
- Yetişkinler çocuğun güçlü yönlerini fark etmeli ve ona bu özelliklerini kullanması için destek olmalıdırlar. Anne-babanın en önemli görevlerinden biri de çocuklarına bağımsızlığa ulaşmalarında yardımcı ve yol gösterici olmaktır.
- Anaokuluna ilk kez giden çocuğun ailesi ayrılık sahnesini kısa tutmalı, onu sevdiğini söyleyip okulda mutlu ve güvende olduğunu belirtmeli ve gün sonunda onu gelip alacaklarını söylemelidir.
- Özellikle lise döneminde okul seçiminde çocuğun görüşü alınmalı, ilgi ve yetenekleri göz önünde bulundurulmalıdır.
- Okul açılmadan önce yapılan alışverişlerde çocuğun da bulunması, gerekli malzemelerin alınmasında öğrenciye seçim yapma hakkının tanınması onun süreç içinde etkin olarak yer almasını sağlar.
- Aile öğrenmenin ve okulun önemli olduğunu çocuğa belirtmelidir. Okulun açılış törenine aile bireylerinin de katılması çocuğu rahatlatır.
- Öğrenci baş ve karın ağrısı, mide bulantısı gibi fiziksel rahatsızlıklar nedeniyle okula gitmeyi reddediyorsa, öncelikle çocuk hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilmelidir. Eğer okula gitmesini engelleyen tıbbi bir rahatsızlık yoksa, çocuk okula devam etmelidir.
- Anne-baba sabırlı davranmalı, anlayış göstererek çocukla konuşmalı ve okula gitmeyi neden reddettiğini araştırmalıdır. Öğrenci sınav endişesi, arkadaşlarının kendisiyle alay etmesi gibi belirgin bir sorundan söz ediyorsa aile ivedilikle öğretmen ve okul psikologu ile konuşarak sorunu çözebilmek için birlikte uygun bir plan geliştirmelidir.
- Evde kalmak isteyen çocuğun televizyon izleme, oyun oynama gibi etkinlikleri kısıtlanarak, okula gitmenin evde kalmaktan daha eğlenceli olduğu gösterilmelidir.
- Öğretmenler destekleyici, sevgi dolu, etkin olarak düzenlenmiş sınıf ortamı yaratarak, ailesinden ayrılmayı istemeyen çocuğu kapıda karşılayarak, küçük çocuklar için çıkartma ve benzer küçük hediyeleri kullanarak, sorunun çözümüne katkıda bulunabilirler.
Kardeş Türküler - Kardeş Türküler Kimdir - Kardeş Türküler Biyografisi
Kardeş Türküler, 1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü'nün müzik birimi tarafından hazırlanan bir konser çalışmasının adı olarak gündeme geldi.
Anadolu halk şarkılarını, kendi kültürel yapılarını baz alarak orijinal dilleriyle yorumlamaya çalışan bu proje, ana olarak dört bölümden,Türk, Kürt, Azeri ve Ermeni şarkılarından oluşuyordu. Bu çıkış, politik anlamda 'kardeşlik içinde bir arada yaşama' ilkesine dayanarak, halklar arasında yaratılmaya çalışılan kutuplaşma ve gerilime müzikal düzlemde cevaplar geliştirmeye çalışıyordu. Daha sonraki dönemlerde Kardeş Türküler çalışması, değişik kültürlere ait şarkılara da yönelerek repertuarını genişletmeye başladı: Laz, Gürcü, Çerkez, Çingene, Makedon, Alevi, vs. ezgileri, müzik topluluğunun oluşturmaya çalıştığı düzenleme anlayışı içinde biçimlendirilerek icra edildi.
1995 yazında kurulan Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu'nun (BGST) müzik biriminde yer alan grup, bir yandan çeşitli sanatsal etkinliklere ve kültürel gecelere, festival ve şenliklere katılırken, diğer yandan da repertuarının bir bölümünü değerlendirmek üzere, Feryal Öney'in solist olarak yer aldığı, Azeri müzisyenlerle birlikte hazırlanan 'Hardasan / Azeri Şarkıları' adlı albüm çalışmasını yayınladı. Bir yıl sonra, Haziran 1997 tarihinde, Anadolu-Mezopotamya eksenindeki müzik geleneklerinin ürünlerini örneklemek üzere 'Kardeş Türküler' albümünü çıkaran grup, zaman içinde bu ad ile anılmaya başladı. Aynı dönem bir özel radyonun yaptığı dinleyici anketinde 'yılın grubu' seçilen Kardeş Türküler, ikinci albümünü daha lokal ve spesifik bir projeye ayırdı: 'Doğu' albümü, o coğrafyanın müzikal mirasını ve sunduğu olanakları araştırmaya çalışan grubun kendi 'sound'unu oluşturması yolunda önemli bir adım oldu.
Grup, Truva Folklor Araştırmaları Derneği'nce Aralık 1999 tarihinde 7'ncisi düzenlenen Truva Kültür Sanat Ödülleri kapsamında 'Çağdaş Halk Müziği' dalında ödüle layık görüldü. Folk Roots dergisinin Temmuz 1999 tarihli sayısında tanıtımı yapılan 'Doğu'albümü, aynı dönemde İngiltere'de yayın yapan Radio Not-Wonderful'un listesinde 4. sırada yer aldı. 2000 yılının Şubat ayında, Jérôme Cler'in hazırladığı ve Cité de la Musiques / Actes Sud tarafından Fransa'da yayınlanan 'Musiques de Turquie' adlı kitabın CD ekinde, grubun yorumladığı iki şarkıya yer verildi.
Doğu albümünden bir şarkı, Songlines dergisinin Anadolu müziklerine ayırdığı Ekim sayısında ek olarak verdiği karma albümde de yer aldı.Yine Folk Roots dergisinin Ocak-Şubat 2001 sayısındaki karma albümde grubun bir şarkısına yer verildi. Grup, coğrafyamızın çok-kültürlü, çok-etnili yapısını, ilk kez çektiği bir Türkçe-Kürtçe kliple de gündeme getirmeye çalıştı. Kültürler arasındaki alışverişin müzikal alanda bir örneği olarak düşünülen bu şarkının klibi, bir 'ilk' olması itibariyle ana haber bültenlerine konu olduysa da, ulusal kanallarda pek yer almadı; ama kardeşlik ve barışı önemseyen çevrelerden olumlu tepkiler aldı.
Yalnızca ideolojik fikirlerinden değil, oluşturdukları müzikaliteyle de müzik otoritelerince sık sık övgüye layık görüldü. Bu tarz otantik müziği, yine otantik sazlarla çok sesli müziğe çevirebilmeleri hep başarılı bulundu.
Şivan Perver'in Eylül 2000'de piyasaya çıkan 'Roj û Heyv' adlı albümünün müzik yönetmenliği ve düzenlemelerini üstlenen Kardeş Türküler, son olarak Yılmaz Erdoğan ve Ömer F. Sorak'ın yönetmenliğini yaptığı ' Vizontele' filminin müziklerini hazırladı. Bu çalışmasıyla, Ekim 2001 tarihinde düzenlenen 38. Antalya Altın Portakal Film Şenliği'nde 'En İyi Film Müziği' ödülü alan grup, 2002 Aralık ayında "Hemâvâz"ı yayınlanan grup, 2005 yılında da Bahar'ı yayınladı. Ayrıca 2005'te gösterime giren Hollywood yapımı Cennetin Krallığı filminin Müzik Direktörü, Kardeş Türküler'i, Ortadoğu Müziğini en iyi yorumlayan ekiplerden biri olarak gördü ve film müziği olarak kullanmak için birkaç parça istedi. Gerek orijinal halk müziklerinden, gerekse kendi bestelerinden oluşan 11 parça gönderildi ve bunların 3-4'ü filmde kullanıldı.
Albümler
* Bahar - Haziran 2005 - Kalan Müzik
* Vizontele Tuuba - Şubat 2004 - Kalan Müzik
* Hemâvâz - Aralık 2002 - Kalan Müzik
* Vizontele (Film Müzikleri) - Şubat 2001 - Kalan Müzik
* Doğu - Temmuz 1999 - Kalan Müzik
* Kardeş Türküler - Haziran 1997 - Kalan Müzik
Feryal Öney Solo Albümler
* Hardasan-Azeri Şarkıları, Ekim 1996 - Güvercin Müzik
* Bulutlar Geçer,2006- Kalan Müzik