Şirket Kurtaran Kararlar - Warren G. Bennis Noel M. Tichy - Şirket Kurtaran Kararlar Kitap Özet
Kitap Özet
"Çağımızın saygın liderlerden ikisinin kaleminden çıkan Şirket Kurtaran Kararlar aynı zamanda gelecekte lider olacak kişilere de çok iyi bir armağandır."
-Peter F. Drucker-
Karar Verme:
Etkin liderliğin özüdür. Karar alma sürecinde üç bilgi alana başvurulur: insan, strateji ve kriz. Her alandaki liderlik kararları, yine kendi içinde üç aşamalı süreçten geçer: hazırlık, değerlendirme ve uygulama. Etkili karar, liderin bilgisi, sosyal iletişim çevresi, organizasyon ve ilgili kişilerden gelecek destekle gerçekleşir.
"Şirket Kurtaran Kararlar, Amerika'nın bazı önemli iş liderlerinden keyifle okunacak kilit kararların hikayeleri."
-David W. Heleniak, Morgan Stanley'in yönetim kurulu başkan yardımcısı-
"Bu önemli kitapta, karar üzerine önemli liderlerin kullandıkları yöntemleri, araç olarak çarpıcı bir şekilde örnek olarak okuyucuya sunuyor."
-Ken Blanchard, Bir Dakikalık Yönetici kitabının yazarı-
-Liderlik üzerine mutlaka okunması gereken bir kitap.-
-Vijay Govindarajab-
"Bir organizasyon liderinin en önemli görevi krizi çok önceden görmesidir... Belki krizi önleyemez fakat öngörebilir."
-Peter Drucker-
"Bu ibadet eder gibi okunacak liderlik üzerine yazılmış müthiş bir kitap."
-Amitai Etzioni, My Brother's Keeper'ın yazarı-
"Liderler, şimdiden klasikleşen bu esere yıllar boyunca sık sık başvuracaklar."
-Richard D Parsons, Time Warner`ın Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO`su-
Kitap Kapak
Şirket Kurtaran Kararlar
Kazanan Liderler Büyük Kararları Nasıl Alırlar?
Warren G. Bennis, Noel M. Tichy
Martı Kitabevi
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 9786055872441
Sayfa: 402
Iğdır Kazım Karabekir Anadolu Lisesi - Iğdır - Kazım Karabekir Anadolu Lisesi
Iğdır Kazım Karabekir Anadolu Lisesi (Iğdır KKAL), Iğdır'ın Merkez İlçesinde bulunan Iğdır'ın eğitim hayatına başlayan ikinci Anadolu Lisesi'dir.
Iğdır Kazım Karabekir Anadolu Lisesi, 2005-2006 eğitim - öğretim yılında Vali Halil Ulusoy'un girişimleri ile Milli Eğitim camiasndaki yerini alarak faaliyetlerine başlamıştır. Atatürk'ün: "Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." özdeyişini kendine ilk edinen bir okuldur. Ayrıca 1 öğretmenini AB Projeleri çerçevesinde İtalya'ya göndermiştir.
Kahramanımız Doruk, yelkenlisi ile sessizce uzaklaşırken birbirinden ilginç serüvenlere doğru yol aldığını biliyor muydu acaba?
"... Burasının Cenevizlilerin bu denizdeki en önemli sığınma limanı olduğunu düşünmekte haklıydı Doruk. Koyun ağzının deprem sonucu yuvarlanan taşlarla tıkandığına ilişkin saptaması da doğruydu. Ancak kendisinden başka kimsenin bilmediğinde yanılıyordu. Gerçekten de iki yüz yıl kadar önceki büyük depremden beri koya çok az kişi gelmişti..."
Gelin serüvenin devamını Doruk'la birlikte yaşayalım...
Kitap Kapak
Keçi Adası
Eray Karınca
Bilgi Yayınevi
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 9789752203013
Sayfa: 80
Konuşmanın tanımı
Konuşma İlkeleri
Konuşma Türleri
Günlük konuşmalar
Selamlaşma
Telefonla
Konuşma
Hatır Sorma
Konferans
Kitle konuşmaları
Tanışma ve Tanıştırma Açık Oturum
Soru Sorma Panel
Cevap Verme Sempozyum
Kutlama Forum
Başsağlığı (Taziye)
Özür Dileme
KONUŞMA
Düşünce ve duyguların, başkalarına sözlü olarak bildirilmesine konuşma yada sözlü anlatım denir.
Konuşma, insanın çevresiyle doğrudan iletişim kurmasının en etkili yoludur. Konuşma için sesli düşünme de denir. Buna göre insanlar, düşüncelerini başkalarına seslerle iletirler. Ancak bunu yaparken de sözlerini etkili kılmak için, jest, mimik, tonlama, vurgulama... gibi konuşmayı tamamlayıcı öğelere başvururlar.
Konuşma olgusu; dil, düşünce, duygu, ses ve konuşma organları gibi öğelerle doğrudan ilgilidir. Bunlardan birinin eksikliği yada yetersizliği, çeşitli konuşma kusurlarına yol açar.
KONUŞMA İLKELERİ
İyi konuşma, güzel konuşma; her şeyden önce iyi ve sağlıklı düşünmeyle ilgilidir. İyi ve sağlıklı düşünmeyse, kişinin yeteneği yanında, doğuştan itibaren edindiği bilgi, beceri birikimine ve gördüğü eğitime bağlıdır.
Ancak her konuda olduğu gibi konuşmada da yetenek, tek başına belirleyici etken değildir. Yetenek ancak bilgi ve deneyimle birleşirse bir anlam taşır.Ayrıca burada ele alacağımız konuşma türlerinin çoğu için özel bir yeteneğe gerek yoktur. Bunlar, belli bir eğitimle herkesin başarabileceği türden konuşmalardır.
İyi bir konuşmacının başlıca ilkeleri şunlardır :
· Yapıcılık : Toplumun değer yargılarına, inançlarına, gelenek ve göreneklerine ters düşen, onları yok sayan söz ve davranışlardan kaçınılmalıdır.
· İnandırıcılık : Konuşmacı ; sözleriyle, davranışlarıyla, yargılarıyla, konuya hakimiyetiyle dinleyicide güven duygusu yaratmalıdır.
· Amaca dayanma : Konuşmacı, niçin konuştuğunu bilmeli ve dinleyici üzerinde bu amaca yönelik bir etki bırakabilmelidir.
· İlginçlik : Konuşma konusu, gerek konuşmacı, gerekse dinleyici yönlerinden ilgi çekici olmalıdır. İyi bir konuşmacı, pek ilginç olmayan, hatta sıkıcı sayılan bir konuda dahi ilgi yaratmayı bilmelidir.
· Bilgi sağlamlığı : İyi bir konuşma, sağlam bilgi ve belgelere dayanmalıdır.
· Ön çalışma : Konuşmanın hazırlanmasında; konu, dinleyici, konuşma süresi göz önünde bulundurulmalıdır.
· Yöntem : İyi bir konuşmada yöntem önceden belirlenmelidir ; "birlikte düşünme ve tartışma", "öğretme", "duygulandırma" yöntemlerinden hangilerinin seçileceği bilinmelidir.
· Konuşmayı destekleyen öğeler : Konuşma, söz yanında bir takım el, yüz hareketleri ( jest, mimik ) ve iyi bir tonlama ile desteklenmelidir.
· Dil ve üslup : İyi bir konuşma elbette ki iyi bir dil ve üslup becerisi gerektirir. Kelimelerin seçimine, cümledeki yerlerine, kültür dilindeki biçimleriyle kullanılmalarına özen gösterilmelidir.
KONUŞMA TÜRLERİ
GÜNLÜK KONUŞMALAR
Günlük konuşmalar; insanların günlük yaşamda çok sık olarak yaptıkları hazırlıksız, anlık, doğal konuşmalardır. Konuşmalar gelişigüzel de denilen bu türlerin, elbette kendine özgü kuralları vardır. Bunların başında da içtenlik, incelik, saygı ve hoşgörü gelir. Ayrıca günlük konuşmaların pek çoğunda, ortak bir kültür dilinin herkesçe kullanılan söz kalıpları bulunur.
Selamlaşma
Selam, bir yerde buluşan,bir yolda karşılaşan kişilerin birbirlerine karşı duydukları sevgi ve saygının sözle ve davranışla anlatımıdır; uygar insan olmanın gereğidir. "Merhaba, günaydın, iyi günler, hoşça kal, Allahaısmarladık, güle güle, yolun açık olsun..." gibi sözler; dilimizde, yerine, zamanına hatta kişisine göre sırası geldiğinde kullanılması gereken hazır söz kalıplarıdır.
Güzel dilimizde ve kültürümüzde yeri olmayan "Hadi çav", "hadi by by ( bay bay )..." gibi sözlerden kaçınılmalıdır.
Hatır sorma
Karşılaşan insanlar, birbirlerine hal hatır sorarlar. Hal hatır sormada, durumun gerektirdiği biçimde "nasılsınız?, iyi misiniz?..." sözleri; bunlara karşılık olarak da "teşekkür ederim, iyiyim, siz nasılsınız, sizi sormalı..." sözleri en sık kullanılan kalıplardır.
Tanışma ve Tanıştırma
İlk kez karşılaşan insanların birbirlerine adlarını, soyadlarını, gerekliyse mesleklerini söylemeleri görgü ve uygarlık gereğidir. Buna "tanışma" denir. Tanışma sırasında karşılıklı olarak "Memnun oldum, ben de" gibi sözler söylenmelidir.
Birbirlerini tanımayan insanlar, üçüncü kişilerle karşılıklı tanıtılıyorsa buna da "tanıştırma" denir.
UYARI : Tanıştırma sırasında "sizi arkadaşıma tanıtayım" demek yanlıştır. Doğrusu, "sizi arkadaşımla tanıştırayım"dır. Ayrıca tanışma sırasında "bendeniz, kulunuz, köleniz..." gibi abartılı ve küçültücü sözlerden kaçınılmalıdır.
Soru sorma-Cevap verme
Ulaşımın çok geliştiği günümüzde, her an kendimizi yabancı bir çevrede, yabancı insanlarla karşı karşıya bulabilir, onlara soru sormak yada onların sorularına cevap vermek durumuyla karşılaşabiliriz. Böyle durumlarda sorular yada cevaplar açık ve kısa olmalıdır.
Konuşma sırasında, duruma göre, "affedersiniz", "bakar mısınız?", yetişkinler için "hanımefendi", gençler ve çocuklar için "kardeşim", "yavrum...?" gibi hitaplar kullanılmalı; "hey!, hişt!, baksana!..." gibi ünlemler, "birader, dayı, babalık..." gibi sözler kullanılmamalıdır. Tanımadığımız ve yaşını kestiremediğimiz kişilere "amca, teyze..." gibi sözlerle hitap etmek de yanlıştır.
Kutlama
Kutlama; insanların kazandıkları bir başarı, yükseldikleri makam yada eriştikleri bir mutluluktan dolayı, onların sevinçlerini paylaşmak amacıyla söylenen sözlerdir.
Yüzyüze kutlamalarda, önce kutlamaya konu olan olay belirtilir.Sonra kişinin konumun ve onunla olan ilişkinin özelliğine göre, sevincimizi bildiren sözler ve mutluluğun artması dileğiyle bitirilir.
Baş sağlığı (Taziye)
İnsanlar, bir yakınlarını kaybettiklerinde, acılarını paylaşacak, kendilerini teselli edecek dostlar ararlar. Dilimizdeki "dost kara günde belli olur" sözü, bu gerçeğin en özlü anlatımıdır.
Başsağlığı ziyaretleri, yakınlık derecesiyle uyumlu olmalıdır. Böyle günler, üzüntülerin yoğun biçimde yaşandığı anlardır. Konuşmalar; insanları yatıştıracak, teselli edecek nitelikte, kısa, içten ve abartısız olmalıdır.
Duruma göre, başınız sağolsun, Allah sabır versin, Allah taksiratını affetsin, Allah rahmet eylesin, nur (huzur) içinde yatsın, Allah başka acı göstermesin... gibi söz kalıpları yanında, içten duyguları dile getirecek sözler de kullanılabilir. Ayrıca, Anadolu bölge ağızlarında kullanılan ve insanların bu acılarını unutturacak başka büyük acılar görmemeleri dileğini güçlü biçimde anlatan "Allah bu acınızı unutturmasın" gibi sözler de duygularımızı dile getirmede etkili olabilir.
Özür Dileme
İnsanlar bazen yanlış söz ve davranışlarıyla arkadaşlarını, dostlarını elde olmayan nedenlerle kırabilirler. Bazen bu kırgınlıklar, dostlukları kopma noktasına getirebilir. Bunu önlemek için, yapılan yanlışın söz yada davranışla giderilmesi gerekir. Buna özür dileme denir.
Özür dilenirken, önce konu belirtilmeli, ardından, yapılan yanlışlığın, varsa bağışlanabilir sebebi açıklanmalıdır. Hiçbir sebep yokken böyle bir surum doğmuşsa, yapay nedenlere sığınmadan hata itiraf edilmeli, asla yalana başvurulmamalıdır. Özür dileyen kişi, karşısındaki insanın sitem ve kızgınlığını anlayışla karşılamalı, gerekirse alttan almalıdır. Yoksa, "özrü kabahatinden büyük" sözüne hak verdirecek yeni yanlışlıklara düşebilir.
Telefonla Konuşma
Gelişen iletişim teknolojisi, telefonu günümüz insanının vazgeçilmez aracı durumuna getirmiştir. Gün geçmiyor ki, evimizde, işyerimizde... en az birkaç kez telefon konuşması yapmış olmayalım.
Elbette ki telefonla konuşmanın da yöntem ve kuralları vardır. Şimdi bunları sıralayalım :
· Telefonun yanında sürekli bir kalem, not defteri ve rehber bulunmalıdır.
· Uzun ve ayrıntılı konuşmalar için önceden hazırlık yapmalı, iletilecek istekler ve görüşler, sorulacak sorular, karşılaşabileceğimiz sorulara vereceğimiz cevaplar açık seçik belirlenmelidir.
· Telefon açılınca ilk söz olarak karşı numara sorulmalı, aradığımız numaranın doğruluğu anlaşılınca, kendimizi tanıtmalıyız.
· Daha sonra aradığımız kişi sorulmalı ve kendisiyle konuşmaya başlamamız sağlanmalıdır.
· Karşılıklı konuşma kısa, özlü olmalı, gereksiz ayrıntılara girilmemelidir.
· Telefon konuşmasını, arayan kişinin bitirmesi ve telefonu yine arayan kişinin kapatması bir incelik gereğidir. Aranan kişinin telefonu önce kapatması kaba bir davranıştır. Kapatmadan önce ayrılış selamı verilir, iyi dilekler iletilir.
KİTLE KONUŞMALARI
Bir konuda toplumu aydınlatmak, bu alanda kamuoyu oluşturmak amacıyla yapılan konuşmalardır. Kitle konuşmaları, tek kişi tarafından belli bir topluluğa yönelik olabileceği gibi, birden çok kişinin katılımıyla gerçekleşen toplu görüşmeler yada tartışmalar biçiminde de olabilir.
Konferans
Bilim ve sanat konularında, yazar, bilim adamı, sanatçı ve düşünürlerin, bir konu hakkında derin bilgisi, görüşleri olan kimselerin, özel toplantılarda dinleyicilerine karşı düşüncelerini, bilgilerini açıklamak, öğretmek amacıyla yaptıkları konuşmalardır.
Bilimsel bir düşünceyi, akademik bir konuyu, orijinal bir görüşü anlatmak, bir tezi savunmak konferansın en belirgin amacıdır.
Konferanslar; genellikle bir topluluğa, bir kitleye, bilim, teknik, düşünce ve sanat öğeleriyle ilgili konuları açıklar. Her türden kompozisyonda olduğu gibi, konferansta konunun ilgi çekici olması, birlik, açıklık, ses, güzel Türkçe, dinleyenlerin sabır dereceleri, dikkat edilecek temel kurallardır.
Açık Oturum
Toplumu yakından ilgilendiren güncel bir konunun değişik görüşlerdeki uzman kişiler tarafından seçkin bir izleyici önünde tartışılmasıdır. Açık oturumda, değişik görüşlerin eşit oranda temsil edilmesi temel ilkedir, tartışmayı bir başkan yönetir. Başkan konuyu belirler, konuşmacıları tanıtır, sonra konuşmacılara sırasıyla söz verir. Konuşmacılar birbirlerini dikkatle dinler, gerekirse not alırlar. Başkan genellikle yapılan konuşmaları oturumun sonunda toparlayıp özetler.
Panel
Bir başkanın yönetiminde, küçük bir tartışmacı grubun izleyiciler önünde belli bir konuya ilişkin görüş ve düşüncelerini belirttikleri grup tartışmasıdır. Açık oturumdan farklı olarak, konuşmacıların görüşlerini bildirmelerinden sonra, izleyiciler soru olarak tartışmaya katılabilir, kendi görüşlerini açıklayabilirler. Sonunda başkan konuşmaları toparlayarak görüşleri özetler.
Sempozyum
Bir dinleyici topluluğu karşısında özellikle bilim, sanat ve fikir ağırlıklı konularda değişik konuşmacıların önceden hazırlanmış bir dizi konuşma yapmalarıdır. Her konuşma 5-20 dakika ile sınırlıdır. Sempozyumda ele alınan ortak konu çeşitli yönlerden incelenir, değişik görüşler ve yorumlar dile getirilir.
Sempozyumda da bir başkan bulunur. Konuyu bölümlere ayırır. Her bölüm için değişik mesleklerden belli sayıda konuşmacı bulunur. Başkan sempozyumu açarken konuyu belirler, gerekli açıklamaları yapar. Konuşmacıları tanıtır. Konuşmaların sonunda görüşleri kısaca özetler.
Sempozyumda yapılan değişik konuşmalar, konuyu bütünleyici niteliktedir. Burada tartışmadan çok sohbet havası vardır. Konuşmalardan sonra dinleyiciler soru sorabilirler.
Forum
Panel gibi bir toplu tartışma türüdür. Belli bir konuda ortaklığı bulunan bir grubun, ortak sorunlarının çözümlenmesinde görüş birliğine varmak üzere düzenlenen toplu tartışmaya forum denir. Genellikle grup başkanı denilen bir kişi tarafından yönetilen forumda, topluluğun her üyesinin konuşmada ve görüşlerini bildirmede eşit hakkı vardır. Forum sonunda, tartışma konusu olan sorunun çözümünde tutulacak ortak yolun belirlenmesi amaçlanır. Burada başkanın hem konuşmacıları hem de dinleyicileri yönetmesi daha güçtür. Bu bakımdan forum başkanının yönetmede ve konuşmada yetenekli ve birleştirici olması gerekir.
Bu kitapta, Abdi İpekçi, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kışlalı ve Necip Hablemitoğlu'nun son günlerini okuyacaksınız. Son günlerinin, saatlerinin, son dakikalarının hatta son saniyelerinin adım adım hikâyesini okurken de hayatlarında yarım kalanlara, geride yarım bırakılan hayatlara tanıklık edeceksiniz...
Abdi İpekçi suikastı "geliyorum" mu dedi? Çünkü suikasttan bir süre önce meçhul bir adam İpekçi'nin otomobilinin önüne atlayıp yere ateş etmişti. Turan Dursun öldürülmeden bir hafta önce kaçırılıp İstanbul dışına götürülmüştü. Kaçıranlar Dursun'u nasıl tehdit etti, neler söyledi? Annesine bombalı paketi kendi elleriyle getiren Bahriye Üçok'un kızı, patlama ânını saniye saniye anlatıyor. The Marmara'daki patlamada yaralanan Onat Kutlar, çaresizlik içerisinde ambulans beklerken çevresindekilere neler söyledi? Kutlar'ı tıbbi hata mı ölüme götürdü? Yoğun bakımda geçen 11 günde neler yaşandı? Ve daha birçok aydınlanmamış sorunun yanıtı, tarihin tozlu rafları arasında aydınlanacak...
Kitap Kapak
Kum Saati
Suikast Öncesi Son Günler
Ümran Avcı
Bilgi Yayınevi
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 9789752203020
Sayfa: 288
Kısa Özet Nasıl Hazırlanır - Kısa Özet - Kısa Özet Hazırlanması
Tanıtıcı bir özet (Abstract-Kısa Özet), metnin içeriğinin paragraf formunda olan şeklidir; okurlar için genel bir haritadır. Michael Alley TANIM Kısa Özete, makalenin küçültülmüş bir biçimi olarak bakılmalıdır. Kısa Özet (Abstract) makalenin ana kısımlarının (Giriş, Malzeme ve Yöntemler, Sonuçlar, Tartışma) herbirinin kısa bir özetini vermelidir. Houghtonun (25) söylediği gibi "Kısa . Özet, dokümandaki bilginin bir özeti olarak tanımlanabilir".
"İyi hazırlanmış bir Kısa Özet, okuyucunun, dokümanın içeriğini kısa zamanda ve hassasiyetle belirlemesine, kendi ilgi alanlarıyla ilişkisini saptamasına ve böylece dokümanı bütünüyle okumaya ihtiyaç duyup duymayacağına karar vermesine imkân verir" (4). Kısa Özet 250 kelimeyi geçmemeli ve makalede neyle uğraşıldığını açık olarak tanımlayacak şekilde tasarlanmalıdır. Birçok kişi Kısa Özeti, özgün dergide veya Biological Abstracts, Chemical Abstracts gibi ikincil yayınlarda okuyacaktır.
Kısa Özet (i) araştırmanın kapsamını ve esas amaçları belirtmeli (ii) kullanılan metodolojiyi tanımlamalı (iii) bulguları özetlemeli ve (iv) ana sonuçları belirtmelidir. Sonuçların önemi, genellikle üç kez verilmesi gerçeğiyle gösterilir: Kısa Özette bir kere, tekrar Girişte ve tekrar (muhtemelen ayrıntılı) Tartışmada.
Kısa Özetin çoğu veya tamamı, yapılmış çalışmaya atıf olduğu için, geçmiş zamanda yazılmalıdır.
Kısa Özet asla yeni bilgi veya makalede belirtilmeyen sonuçları vermemelidir. Eserlere kaynak gösterme Kısa Özette yapılmamalıdır (önceden yayımlanmış bir yöntemin değiştirilmiş şekli gibi nadir haller dışında).
KISA ÖZET TİPLERİ
Yukarıdaki kurallar, temel dergilerde ve çoğunlukla değişiklik olmaksızın ikincil servislerde (Chemical Abstracts, v.b.) kullanılan Kısa Özetler için geçerlidir. Bu tür Kısa Özet, bilgilendirici Kısa Özet olarak anılır ve makaleyi çok küçük boyuta sığdırmak için hazırlanır. Problemi, problemi incelemek için kullanılan yöntemi, ana veriler ve sonuçları kısaca belirtebilir ve belirtmelidir. Çoğunlukla, Kısa Özet, makalenin tümünü okuma ihtiyacı doğurur. Bilim adamları böyle Kısa Özetler olmaksızın, araştırmanın aktif alanlarını izlemekte güncel kalamazlardı.
Diğer çok bilinen Kısa Özet tipi, belirtici Kısa Özettir (bazen tanıtıcı Kısa Özet de denir). Bu tür Kısa Özet, potansiyel okuyucuya makaleyi okuyup okumama kararını vermeyi kolaylaştırarak, konuyu belirtmek için oluşturulmuştur. Bununla beraber, ağırlıklı içerikten ziyade görsel içerik verdiği için, nadiren makalenin yerini tutar. Bu nedenle, belirtici Kısa Özetler, araştırma makalelerinde "başlangıç" Kısa Özetleri olarak kullanılmamalıdır. Fakat, diğer tür yayınlarda (tarama/değerlerdirme makaleleri, konferans raporları, devlet raporları, v.b.) kullanılabilir; böyle Kısa Özetler kaynak kütüphanecileri için çok önemlidir.
Kısa Özetlerin çeşitli kullanımları ve türlerinin, sonuçları tekrarlanmaya değer etkin bir tartışması, McGirrde (32) verilmiştir: "Kısa Özeti yazarken, kendi başına yayımlanacağını hatırlayın. Dolayısıyla, Kısa Özet kendi kendine yeterli olmalıdır. Yani hiçbir bibliyografi, şekil veya tablo kaynağı ihtiva etmemelidir.... Dili okuyucuya yakın olmalıdır. Karanlık kısaltmalar ve akronimleri bir kenara bırakın. Eğer mümkünse, Kısa Özeti yazmadan önce makaleyi yazın".
Uzun bir terim Kısa Özet içinde birkaç defa kullanılmadıkça, terimi kısaltmayın. Bekleyin ve metin içinde (belki Girişte) ilk kullanıldığı yerde uygun kısaltmayı yapın.
KELİME TASARRUFU
Arada bir, bilim adamı önemli bir noktayı Kısa Özette atlayabilir. Fakat bugüne kadar en çok rastlanan hata, konuyla ilgisiz ayrıntıların verilmesidir.
Bir keresinde, maddenin enerjiyle bağıntısı hakkında çok karışık teorisi olan bir bilim adamı duymuştum. O zamanlarda çok karmaşık bir makale yazmıştı. Ancak bilim adamı, editörlerin limitlerini bildiğinden, makale kabul edilecekse Kısa Özetin basit ve kısa olmak zorunda olduğunun farkındaydı. Böylece Kısa Özetini yontarak saatler harcadı. Nihayet bütün kelimeler ortadan kalkıncaya kadar kelime kelime eledi. Geride . kalan, şimdiye kadar yazılmış Kısa Özetlerin en kısasıydı: "E = mc2"
Bugün bilimsel dergilerin çoğu her makale ile birlikte bir başlık Kısa Özeti yayımlıyor, tek paragraf (ve öyle hazırlanması gerekir) olarak basılıyor. Kısa Özet, makaleden önce geldiği için ve ayrıca editörlerle makale değerlendirmesi yapanlar biraz yönlendirme sevdiklerinden, gözden geçirme sırasında metnin, hemen hemen evrensel olarak, okunan ilk kısmıdır. Bu nedenle, Kısa Özetin açık ve basit yazılmasının çok önemi vardır. Eğer değerlendirme yapanın dikkatini Kısa Özette çekemezseniz, amacınıza ulaşamayabilirsiniz. Çoğu zaman değerlendirmeyi yapan, sadece Kısa Özeti okuduktan sonra metin hakkındaki görüşüne tehlikeli bir şekilde yakın olabilir. Bu, değerlendiricinin kısa bir dikkat sürecine sahip oluşundandır (çoğu zaman böyledir). Fakat eğer tanım olarak en basit şekliyle Kısa Özet bütün makalenin kısaltılmış şekli ise, değerlendiricinin olgunlaşmamış bir sonuca ulaşması mantıklıdır ve bu sonuç da büyük bir ihtimalle doğru bir sonuçtur. Genellikle iyi bir Kısa Özeti iyi bir makale izler; kötü bir Kısa Özet, gelecek dertlerin habercisidir.
Başlık Kısa Özeti, pek çok dergi tarafından zorunlu olarak istendiğinden ve toplantı Kısa Özetleri birçok ulusal ve uluslararası toplantıya katılımda gerekli olduğundan (katılım bazen sunulan Kısa Özetlere dayanılarak belirlenmekte) bilim adamlarının Kısa Özet hazırlamanın temel ilkelerinde uzmanlaşmaları gereklidir. Bu amaç için, Cremminsin (20) kitabını öneririm.
Kısa Özeti yazarken, her kelimeyi dikkatlice inceleyiniz. Eğer hikâyeyi 100 kelime içinde anlatabilirseniz, 200 kelime kullanmayın. Ekonomi açısından, kelime israfının anlamı yoktur. Bilimsel makaleyi yayımlamak için her kelime 12 sente ve her defa bu kelime yeniden bir özetleme yayınında diğer bir 12 sente malolur ve toplam iletişim sistemi ancak bu ölçüde kelime israfını kaldırabilir. Sizin için daha da önemlisi, açık ve önemli kelimelerin kullanımının editör ve değerlendirme yapanları (okuyucular cabası) iyi etkilemesidir. Buna karşın, anlamı gizli kelime kalabalığı oluşturulması çok büyük olasılıkla, değerlendirme formunda "ret" kutusunun işaretlenmesine kışkırtma nedeni olacaktır.
Montaigne'in Denemeler'ini okuduğumda günümüze kadar tazeliğini koruduğu ve hayatımızda yeri olan hemen her konuya değindiği gerekçesiyle kendim için bir kılavuz gibi gördüm. Bu kılavuza ne kadar bağlı kalabilirdim; bunu yazmadan anlamam mümkün değildi. Bu kitap, kılavuzumla görüş birliği içinde olduğum ve ondan ayrıldığım ne varsa itiraf ettiğim bir muhakeme kitabıdır.
...Hiçbir şeyi olduğu gibi bile gösterememekten yakınır Montaigne. Halbuki bir şeyi olduğu gibi gösterebilmek öyle sıradan bir meziyet değil, en üstün meziyettir. Kendimi dahi, öyle olduğu gibi göstermekten, ifade etmekten yoksunumdur ben. İnsanlarla aramda köprüler kurmak çok zamanımı alır ne yazık ki. Aradaki mesafeleri kestirmede hayli zorlanırım. Astigmat hastalığı olan biri ilk olarak gözlük takmaya başladığından, gözlüğe alışana kadar geçen sürede varlıklar kendine nasıl aşağı yukarı, sağa sola hareket eder görünürse, yeni tanıştığım bir insan da bana öyle görünür...
Kitap Kapak
Montaigne'in Denemeler'ine Eleştirel Yaklaşım
Gökhan Esener
Cinius Yayınları
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 978-605-4177-64-6
Sayfa: 125
Zeus Ve İlyada - Müge Cavcı - Zeus Ve İlyada Kitap Özet
Kitap Özet
Ardından soluk soluğa Attis'e döndü, Nyks ve Trojan ikisine hayretle bakarken devam etti:
"Attis O bunu İlyada'ya asla söylemedi. Sanki Nyks'ten nefret ediyormuş gibi davranıyor. Oysa Nyks'i seviyor ve adeta onunla oyun oynuyor. Nyks'le savaşıyor Onun oğlu olduğunu asla söylemedi ona, bunlar hep bir oyun, Tanrım"
Attis'in aklı Weinstein'ın konuşmalarına gitmişti.
"Kendi oğullarıyla bile yatar," diyordu Weistein, Attis'in beyninde yankılanırken sesi' Bunu unutmaya çalıştı ama Nyks'in yüzüne baktığı her saniye düşüncelerini geri getirdi. Prokne yeniden haykırdı;
"Bu kadarı olmaz İlyada ne kadar büyük bir yalanın içerisinde Ve farkında değil lanet olsun"
Kız delirmiş gibiydi, Attis onu sarstı, kendine getirmeye çalıştı.
"Yeter Prokne, o bizler gibi değil Kaderi bu onun Zeus'un çizdiği Kemirici bir açlık kutlu yeryüzünde kovalasın Hatırla Platon'un sözlerini Ömrü bir ağıt gibi olsun diye adını İlyada koydu, Tanrıların övüldüğü destan diye değil. Yalan Kitapta yazan efsane gerçeğin binde biri bile değil"
Birden duruldular. Trojan ve Nyx şaşkınlıkla ikisine bakıyordu. Trojan Nyx'i kolundan çekti;
"Bırak Nyx, neyi okumanı istiyorlarsa oku."
Nyx derin bir nefes aldı ve arkasındaki koltuğa oturdu.
"Pekala, tam kitap okumanın vakti, getirin çabuk."
Kitap Kapak
Zeus ve İlyada
Müge Cavcı
Cinius Yayınları
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 978-605-4177-63-9
Sayfa: 255
Her Bulutta Gümüş Bir Çizgi Vardır - Anne Mazer - Her Bulutta Gümüş Bir Çizgi Vardır Kitap Özet
Kitap Özet
"Her bulutta gümüş bir çizgi vardır." (Büyük Gökyüzü Takvimi)
Perşembe.
Hiç, bir bulutun içinde gümüş bir çizgi gördünüz mü? Hayır Ben de görmedim. Bulutlar beyaz, pofuduk şeylerdir. Bazen güneş ışığı onları kızılımsı veya altın rengi yapar, ama asla gümüş rengi değil. Bu saçma sözü kim bulmuş acaba? Çünkü tümüyle yanlış
-Abby Hayes-
Abby Hayes beşinci sınıfa başlıyor. Süper kardeşleri, yani mükemmel ikiz ablaları ve dâhi küçük kardeşi çoktan Hayes değerlerine sahip olduklarını kanıtlamışlar. Bu yıl da Abby'nin yılı olacak... Ve Abby, her anını kaydedecek.
Kitap Kapak
Her Bulutta Gümüş Bir Çizgi Vardır
Abby Hayes'in Neşeli Günleri
Anne Mazer
Altın Kitaplar
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 978975211087
Sayfa: 120
Etimoloji, (Yunanca ετυμολογία, etimolojía, eski Yunancadan έτυμος, étymos - hakiki, gerçek + λόγος, lógos - akil, kelim, haber) dil kökenbilim diye Türkçeleştirilebilecek bir bilim dalıdır. Özetle, bir dilin köklerini, dildeki sözcüklerin, deyimlerin, dilbilgisi kurallarının, vb. kökenlerini ve bunun bir gereği olarak o dilin diğer dillerle ve o dili konuşan toplulukların geçmişten bugüne diğer topluluklarla olan kültürel ilişkilerini araştırır. Eskiden kullanılan ve Arapça kökenli olan ismi ise iştikak ilmidir. Etimoloji uzmanlarına etimolog denir. Ayrıca, etimologlar artık hakkında doğrudan bilgi edinilemeyecek diller hakkında, kalıntı ve bulguları takip ederek çeşitli sonuçlar çıkartırlar. İlgili dillerdeki kelimeleri karşılaştırarak ortak ana dil hakkında daha fazla bilgi elde edilebilir. Bir sözcüğün en eski, kaynak şekline etymon denmektedir.
Etimolojideki Temel Fikirler
* Sözcükler uzun ve büyük ihtimalle de daha komplike formlarda başlayıp, zamanla daha basit veya kısa bir hale gelebilirler.
* Yukarıdaki düşüncenin tam tersi yönde, bazen kısa sözcükler eklerin birleşmesiyle daha uzun bir sözcüğe dönüşebilir.
* Uzun sözcükler, farklı sözcüklerin birleşimi ile de meydana gelebilir.
* Argo sözcükler günlük dile girebilir. Bazense, günlük dildeki sözcükler argo hale gelebilir.
* Vulgarizm öfemerizme dönüşebildiği gibi, bazen öfemerizm de vulgarizme dönüşebilir.
* Tabu sözcükler kullanımlarından sakınıldığı için kaybolabilir ve öfemerizm veya deyimler bu sözcüklerin yerini alabilir.
* Sözcükler birbiri içinde eriyerek yeni sözcükler (portmanteau word) oluşturabilir.
* Sözcükler akronimlerden (kısaltmalardan) kaynak alabilir.
* Sözcükler arasındaki sınırlar kayabilir.
* Sözcükler farklı kültür veya altkültürlerden ve hatta edebi eserlerden gelebilir. Ayrıca sözcükler belirli bir yer veya kişinin adından da gelebilir
Kara Mizah - Kara Mizah Hakkında - Edebiyat Ve Kara Mizah
Kara mizah veya kara komedi, komedi ve hiciv sanatının alt türlerinden biridir. Genellikle ciddiyetle ele alınan cinayet, ölüm, hastalık, savaş, akıl hastalığı gibi konuları mizahi bir anlayışla ele alır.
Kara mizah açık seçik olana karşıtlık göstermesine rağmen bu anlayışla ilişkilidir. Dolaysız gülmecede mizahi durumların çoğu şoka ve ani değişimlere dayanırken kara mizah genellikle ironi ve hatta bazen yazgıcılığı (fatalizm) kullanır.
Bu özel mizah türüne çarpıcı örnek olarak Beckett'in 'Godot'yu Beklerken' adlı oyunundan bir sahne verilebilir; karakterlerden biri kendini asmak için kemerini çıkarır, ancak pantolonu düşer. 'Grandma's in the Wedding Cake' adlı oyunda ise evin yakın zamanda ölen büyükannesinin külleri oyun boyunca döner dolaşır ve son olarak düğün pastasının içinde yerini alır.
Kara mizah içinde aynı zaman parodi, yani biçimle öz arasındaki ayrılıktan gülünç etki yaratma yer alır. Yaygın olarak, ciddi olması gereken ancak açıkça bunu başaramayan bir duruma karşı gösterilen tepki kullanılır. Örnek olarak South Park çizgi dizisindeki Kenny'in sürekli ölümleri verilebilir.
Kutsal Sandık açıldı. İçinde İsa vardı, Musa vardı, Piri Reis vardı. Bir harita hepsini birleştirmişti. Ölüm ise diğerlerini izliyordu...
"Sizden önce bu ülkede yaşayan insanlar bütün bu iğrençlikleri yaparak ülkeyi kirlettiler. Eğer siz de ülkeyi kirletirseniz, ülke sizden önceki uluslara yaptığı gibi sizi de kusar." Levililer, 18:27.
Piri Reis ile Kristof Kolomb'u birleştiren sır Darwin'i yıkıp İsa peygambere ulaşıyor.
Çok önemli bir soru okuyucuyu, son sayfaya kadar sürüklüyor; aslında bu büyük sırrın hayatları boyunca çözülemeyecek olduğunu bildikleri halde: "Sır nerede?"
Kitap Kapak
İsa'nın Sırrı
Yılanlar Sardı Mihrabı
Chor
Bilgi Yayınevi
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 9789752203037
Sayfa: 344
Meroitik yazı, Meroë Krallığı'nın Meroitik dili yazmak için en azından M.Ö. 200 yılında kullandığı Mısır hiyeroglif ve Demotik kökenli bir alfabedir, ayrıca bir olasılıkla onu izleyen Nubiya krallıklarının dilini yazmak için de kullanılmıştır. Eski Nubiya dili daha sonraları Yunan uncial alfabesi ile yazıldığında bu alfabeye üç tane Meroitik glif (karakter) de dahil edilmiştir.
Meroitik yazı öncelikle alfabetik olduğundan Mısır hiyerogliflerinden tamamen farklı kuralları vardır. Bazı uzmanlar (Haarmann gibi) Yunan alfabesinin Meroitik yazının gelişiminde etkisinin olduğunu düşünmektedirler, buna neden olarak Meroitik yazıda sesli harflerin bulunmasını gösterirler fakat diğer bakımlardan bu harfler Yunanca gibi işlev göstermezler.
Meroitik yazı esasen alfabetiktir, fakat herhangi bir sesli harf yazılmadığı zaman /a/ seslisi varmış gibi varsayılır. Bir sessiz, o sembolün ardına /e/ (fonetik olarak schwa) eklenerek gösteriliyordu. Yani, iki harflik me /me/ hecesi ve yalnız /m/ sessizi ile gösterilebilmekteydi, mahecesi ise tek harfle ve mi ise iki harfle gösterilmekteydi. Diğer bazı hecelerin özel glifleri vardı. Bu bağlamda tam anlamıyla 'yarı-hecesel' bir yazı olduğu ve sadece yaklaşık aynı zamanlarda ortaya çıkan Hint hecesel (abugida) alfabelerini uzaktan anımsattığı söylenebilir. /n/ ve /s/ gibi çeşitli hece sonu sessiz harfleri çoğu kez koyulmuyordu.
Toplam 23 sembol vardı. Bunlara dört sesli de dahildir:
* a (yalnızca kelime başlarında; diğer durumlarda /a/ varsayılıyordu), e (veya schwa), i, o (veya u);
ondört kadar sessiz, herhangi bir sessiz belirtilmedikçe /a/ seslisi varsayılırdı:
* y(a), w(a), b(a), p(a), m(a), n(a), r(a), l(a), ch(a) (belki damaksal , Almanca ich, veya küçükdil, Hollandaca dag gibi), kh(a) (artdamaksıl, Almanca Bach gibi), k(a), q(a), s(a) or sh(a), d(a);
ve çeşitli heceler:
* ne veya ny(a), se or s(a), te, to, t(a) veya ti.
Bazı hecesel seslerin gösterimi ile ilgili tartışmalar sürmektedir: se bir hece miydi yoksa /š/ gibi okunan s 'den farklı bir sessiz miydi; benzer şekilde ne bir hece miydi yoksa /ñ/ sessizi miydi; ve yine t hecesel ti olabilir miydi. Bazı sesler için hecelerin alfabedeki harflerin yerine kullanılmış olmasının, Mereoitik lehçesel değişimlerinin tek bir yazıda birleştirilmesi amacıyla olabileceği öne sürülmüştür.
Meroitik alfabenin iki grafik formu vardır: Mısır hiyerogliflerinden alınmış anıtsal oyma formu ve yine eski Mısır'da kullanılan Demotikten türemiş el yazısı formu. Metinlerin çoğunluğu el yazısı şeklindedir. Mısır yazılarının farklı olarak, Meroitik'in iki formu arasında basit birebir uyuşma vardır, yalnız el yazısı formunda sessiz harfi izleyen i harfi bir bağ ile birleştiriliyordu.
Yazma yönü ya sağdan sola ve yukarıdan aşağıyaydı (el yazısı); veya sütunlarda yukarıdan aşağıya, sağdan sola şeklindedir (hiyeroglifsel form). Anıtsal işaretler Mısır hiyeroglifsel kaynaklarında olduğu gibi metnin başına doğru dönük oluyorlardı.
Ayrıca kelimeleri veya cümle parçaları ayırmak için kullanılan üç yatay veya dikey nokta işareti vardı; bu kullanılan tek noktalama işaretiydi.
Meroitik yazı eğer gerçekten Nubiya krallıkları tarafından kullanılmışsa, altıncı yüzyılda Nubiya'ya Hristiyanlığın gelmesinin ardından yerini Koptik alfabesi almış olmalıdır.
Yazı 1909 yılında Britanyalı Mısır bilimci Francis Llewellyn Griffith tarafından çözülerek okunmuştur. Ancak, dilin kendisi hâlâ tam olarak anlaşılamamıştır.
Metal Yorgunluğu - Tomris Uyar - Metal Yorgunluğu Kitap Özet
Kitap Özet
Odada bir nezle kokusu vardı yalnız. Gözleri alışınca yatağı seçti. İki iskemleyle tahta bir masa duruyordu yatağın yanında. Karşıki duvara babaannenin beyaz elbiseli bir gençlik resmi asılmıştı. Saçları örülüydü. Bir iskemleye dayanıyordu. Çizmeli bir adam oturuyordu iskemlede. Eski bir oda görmenin ezikliği çöktü Şükrüye'nin üstüne. O sırada yataktaki gölge doğruldu: "Kimsin sen?"
Kitap Kapak
Metal Yorgunluğu
Seçme Öyküler
Tomris Uyar
Yapı Kredi Yayınları
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 9789750816338
Sayfa: 112
Runik yazı; Ön-Türkler, Etrüskler, Macarlar ve vaktiyle Kuzey Avrupa ülkelerinde (İsveç, Norveç, Finlandiya, Almanya vs.) yaşayanlar tarafından kullanılmış bir yazı sistemidir.
Bu yazı sisteminin, Kuzey Avrupa ülkelerinde kullanılmış alfabesine runik alfabe ya da Futhark adı verilir. Bu alfabeye verilen Futhark adı, alfabedeki ilk 6 harfin kullanılmasıyla oluşturulmuş yapay bir addır ve İskandinav mitolojisindeki göksel yaşam kavramını ifade eder. Runik adı ise, maji ve kahinlikle ilgili görülen bu alfabeyi kullanmış eski Cermen dili halklarının (Angıl'lar, Vikingler vs.) Run'lar (runes) adıyla anılmış olmasıdır. Run (rune) sözcüğünün Hint-Avrupa dillerindeki anlamı sırdır (mister). Bu sözcükten türetilmiş raunen sözcüğü "sırdan söz etmek, mırıldanmak" anlamına gelir.
Macar runik yazısı
16 harfe indirgenmiş Futhark alfabesi
Futhark alfabesi olarak bilinen, Kuzey Avrupa'daki runik alfabe vaktiyle İskandinav ülkelerinde yaşayanların belirlediği 24 takımyıldıza denk düşecek şekilde 24 harflidir ki, bu halklardan Vikingler bu 24 takımyıldızın oluşturduğu hatta "run (rune) hattı" adını vermişlerdi. 24 harfli olan ilk Futhark alfabesinin İ.S.800 yıllları civarında 16 harfe düştüğü sanılmaktadır.
Çoğu kaya üzerine yazılmış olan, Avrupa'daki runik yazıtlar İ.S.2.yy.'dan 17.yy.'a dek tarihlenmekte olup, sayıları 5.000'i aşmaktadır. Bunların çoğu İsveç'te,1000 kadarı Norveç'te ve 700 kadarı Danimarka'dadır. Grönland, İzlanda, İrlanda ve Britanya Adaları'nda da runik yazı metinlerine rastlanmıştır. Kuzey Avrupa'da kullanılan runik yazı Töton tarzı, Angıl tarzı ve İskandinav tarzı olmak üzere üç grupta ele alınır. Bu runik yazıların bazıları kimi Etrüsk ve Ön-Türk metinlerinde de görüldüğü gibi sağdan sola doğru yazılmıştır ki, Latin alfabesi kullanan Avrupalı dilbilimciler bu yüzden ilk zamanlar bu yazıları çözmede ve okumada güçlük çekmişlerdir. Avrupa'daki runik yazılar günümüzde okunabilmekle birlikte anlamları bakımından halen tam olarak çözülememişlerdir. Bu yazıların çözülmesindeki güçlük, eldeki az veriyle ve belli belirsiz kanıtlara dayanarak tahmin yürütme anlamındaki "runik yazıyı okuma" deyimini doğurmuştur. Avrupa'daki runik metinlerin çözülmesinde artık Türk araştırmacıların da katkısı olmaya başlamıştır. Çünkü Türk runik yazısında uzmanlaşmış olanlar Futhark yazısını da okuyabilmektedirler.
Futhark'ın Ortaçağ'da kullanılan hali ve Latin alfabesindeki karşılıkları. Latin alfabesinin Etrüsk alfabesinden türetilmiş olup, dönüşümler geçirerek son halini aldığı kabul edilmektedir.
Futhark alfabesinin kökeni bilinmemekte olup, kökeni hakkında yalnızca varsayımlar ileri sürülebilmektedir. Bunlardan birine göre runik yazının Avrupa'ya gelişi çok eski zamanlarda Orta-Asya'daki Ön-Türkler'in bir kısmının Batı'ya göçleri aracılığıyla olmuştur. Runik yazı konusundaki uzmanlardan biri olan Kazım Mirşan'ın sözünü ettiği, Avrupa'daki yazıtlardan çok daha eski tarihlere dayanan, Asya'daki, runik yazıların bulunduğu yazıtlarla ilgili yeni arkeolojik keşifler kimilerine göre bu tezi desteklemektedir. (Ayrıca, Asya'da keşfedilen yeni yazıtlar, Ön-Türkler'in runik yazısının Orhun alfabesinin harfleri ile sınırlı olmadığını göstermektedir.) Bu görüşte olanların bir kısmına göre, Batılılar'ca runik yazı olarak adlandırılan yazıya Orhun yazısı ya da Göktürk yazısı demek daha doğru olacaktır. Çünkü Kuzey Avrupa runik yazısı Asya'daki runik yazının bir versiyonundan başka bir şey değildir ve hepsinin kökeninde Türk damga (tamga) yazısı bulunmaktadır. (Damga yazısı damga denilen sembol ve işaretlerden (piktogram, ideogram gibi petroglifler) oluşan çok eski Türk resim yazısıdır ki, Aristov gibi Rus bilginlerine göre Türk runik yazısı bu eski Türk damgalarından türetilmiştir.) Bir başka varsayıma göre de, runik yazı, yine Asya'dan veya Anadolu'dan İtalya'ya göç eden Etrüskler'in aracılığıyla yayılmıştır.Avrupa kavimlerinin birçoğunu Uygur Türkleri'nin torunları olarak kabul eden James Churchward'un Mu kıtası varsayımından yola çıkan bazı yazarlar ise, Avrasya'daki runik yazının kökeninin Orta-Asya olduğunu kabul etmekle birlikte gerek bu yazının gerekse önceki resim yazılarının kökeninin sembollerden oluşan Mu alfabesi olabileceğini düşünmektedirler. Her ne şekilde olursa olsun Avrupa'daki ve Asya'daki runik yazıların ortak bir kökeni olduğu fikri giderek kabul görmektedir.
Runik yazıyla ilgili çalışma yapan Türk araştırmacılar arasında Turgay Kürüm, İsmail Doğan ve Kazım Mirşan'ın isimleri sayılabilir. Kürüm ve Doğan'ın son çalışmaları "Türk Runik Yazısıyla İlgili Yapılan Son Çalışmalar" adıyla kısa zaman önce yayımlanmıştır. Runik yazıyla ilgili olarak Türkçe yayımlanan diğer eserler arasında Kazım Mirşan'ın bazı eserleri ve Türk Dil Kurumu tarafından 2000 yılında yayımlanan, İsmail Doğan tarafından hazırlanan "Doğu Avrupa'daki Göktürk (Runik) İşaretli Yazıtlar" adlı eser sayılabilir.
Rök taşı, Futhark alfabesiyle yazılmış en uzun metni içeren yazıt, İsveç
Yazar bu kitapta,1950-1954 yılları arasında bir asker
ailesinin Güneydoğu bölgesinde verdiği yaşam mücadelesini
konu almaktadır. Yazarın amacı geçen 50 yıl içinde değişimin
olup olmadığını, olduysa ne ölçüde olduğunu okuyucusunun
takdirine sunmaktır.
Yaşanan olaylar gerçek ve yalın olarak anlatılmıştır.
Kitap Kapak
Şark Yolu
Ayten Tugan
Cinius Yayınları
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 978-605-4177-71-4
Sayfa: 92
Millî Mücadele'nin Eskisehir Kütahya muharebeleri, adca Altintas Bozgunu, üzerinde durulmasi gereken pek mühim bir mevzudur. Ve bu müdhis bozgun, Garp Cephesi Kumandani îsmet (înönü) Pasa'nin tamamen aleyhinedir.
Nasil kazanildigina ve kimin kazandigina daha evvel temas ettigimiz Birinci ve îkinci Inönü savasla'rindan sonra Yunanlilar'm umumî bir taarruzu bekleninekteydi. Yunanistan «Usak ve Bursa grublarini, kusatici bir hareketle, meydan muharebesi sahasinda birlestirecek ve kesin sonuç alacakti. Iki defa deneninis olan, înönü avzilerine cepheden taarruz plani artik terkedilmisti. Bursa grubu, înönü'ye dogru taarruza geçerken, daha kuvvetli olan Usak grubu, Afyon-Kütahya üzerinden genis bir kusatma hareketiyle Eskisehir'in, gerisine düsecek ve Ankara yolunu kesecekti. Plan uygulanabildigi takdirde Yunan ordusunun genis kusatma hareketi, Türk ordusunun ya toptan yok edilmesi, yahut teslim olmasiyla sonuçlanacakti., Ayrica, Eskisehir ve Afyon gibi iki demiryolu dügüm noktasinin zapti, Konya ve Ankara bölgelerinin birbirleriyle ve diger bölgelerle olan baglantisini kesecekti. Bütün bu tasavvurlarin gerçeklesmesiyle Ankara hükümetinin, baris sartlarini kabul etmek zorunda kalacagi umuluyordu.»
Yunanlilarin bu plan pesinde kostuklari günlerde Garb Cephesi'nin Refet Bele Pasa kumandasindaki Güney Cephesi kaldirilmis olup Garp Cephesi birlikleri tamamen îsmet (înönü) Pasa eline verilmistir.
îsmet înönü hakkinda «îkinci Adam» adiyla üç cilt kitap yazan Sevket Süreyya Aydemir, Altintas bozgunundan îsmet Pasa'yi temize çikarmak gayretiyle bazi rakamlar verip Yunan kuvvetlerinin çoklugundan bahsederse de, o günlerde Garb Cephesi yeniden kurulan ve baska cephelerden kaydirilan birliklerle takviye edilmis olup îzzeddin (Çalislar), Kemaleddm Sami, Ayici Arif, Deli Halid Pasa gibi degerli kumandanlar ismet Pasa emrindedir.
Yunan Taarruzu
Yunanistan'in tasarladigi taarruz planinin tatbikine adeta bütün devlet erkani katildi. Krali, Basbakani, Genelkurmay Baskani, Bakanlardan bazilari hep Anadolu'ya geçti. Ve Kral Atina'dan ayrilmadan evvel bir beyanname yayinladi!.. Diyordu ki, Kral bu beyannamede:
Altintas Bozgunu'nda sol cenahimizm çökmesiyte sehid düsen Kurmay Yarbay Nazim Bey.
Ordunun basina geçmek için hareket ediyorum. Asirlardanberi Yunanliligin mücadele etmekte oldugu o topraklarda, mukaddes zafere dogru karsisinda durulamaz bir sekilde ilerleyen irkimizin muharebelerini taçlandiracagiz. Bugün, bu vilayetlerdeki hakimiyyetimiz, eski zamanlardaki cedlerimiz gibi en yüksek hürriyet, müsavat ve adalet ideallerinin gerçeklesmesini saglayacakti.
Böyle taçlandirilacak savaslar sayiklayan Yunanlilar'in taarruzu 10 Temmuz 1921 günü baslayip 25 Temmuz'a kadar araliksiz on bes gün devam etti. 16 Temmuz günkü Yunan taarruzunda sol kanadimiz bozulup ordumuz büyük bir tehlikeye maruz kaldi. Bu arada orduda pek sevilen Kurmay Yarbay Nazim Bey sehid düstü ve cenazesi Ankara'ya götürülüp büyük merasimle kaldirildi. Garb Cephesi Kumandani îsmet (înönü) Pasa da, bu savaslardaki ilk geri çekilme emrini sol kanadin bozulmasini müteakib verdi!. Bu geri çekilme 17, 18, 19 Temmuz günleri de devam etti. 21 Temmuz günü Eskisehir'i geri almak gayesiyle yapilan taarruzumuz bir netice vermedi. Ve nihayet birliklerimiz 25 Temmuz aksamina kadar Sakarya gerisine çekildi. Cephe karargahi da, 24 Temmuz'da Polatli'ya nakledildi.
Millî Mücadele'yi pek nazik bir noktaya getiren Altintas Bozgunu budur... 1522 sehid, 4714 yarali verdigimiz bu bozgundan sonra simaran ve «Türk birliklerinin geriye kalanlarinin da tamamen dagilmasi çok sürmeyecektir» diye beyanat veren Yunan askerî erkani, Altintas Bozgunu'ndan hemen sonra Sakarya'da korkunç bir maglubiyete ugrayacak ve biz Büyük Zafer'e dogru esasli bir adim atacagiz.
Ancak, Sakarya Meydan Muharebesinde, îsmet (înönü) Pasa «fiilen yoktur»!. Yanlis sevk-ü idaresiyle Altintas Bozgunu'na sebeb olan îsmet Pasa, Sakarya Savasi'nda da. bir tahta sandalye üstünde uyuya kalmistir!.
Bozgun Olayi Meclisde
Altintas Bozgunu'nun ne derece mühim oldugunu ve aci neticesiyle nelere sebep oldugunu tesbit bakimindan hemen kaydedelim ki, Büyük Millet Meclisi 23 Temmuz 1921 günü ilk üçü gizli olmak üzere dört celse akd' etmis ve bu gizli görüsmelerde «rengi uçmus, feras olmamis, kimbilir kaç gündür uykusuzluktan gözlerinin etrafi halka halka, elbisesi toz toprak içinde perisan kiyafetle» kürsüye çikan îcra Vekilleri Reisi (Basbakan) ve Erkan-i harbiye-i Umumiye Reisi (Genel Kurmay Baskani) Fevzi (Çakmak) Pasa, o günlerdeki aci durumu söyle anlatmistir:
«— Arkadaslar! Tarihî günler yasiyoruz. Yunanlilar'm çok üstün kuvvetle yaptiklari taarruza karsi asker ve subaylarimiz insanüstü bir gayretle kahramanca çarpistilar. Harb çok kanli oldu. Agir zayiata ugradik. Biz sehir, bölge harbi yapmiyoruz, hedefimiz nihaî zaferdir. Ordumuz stratejik bakimdan en müsait yerde harbe devam edecektir. Askerî noktadan en emin yerde harbedecegiz. Hükümetimiz namina Ankara'yi bir hafta zarfinda tahliye etmeye, hükümet merkezini Kayseri'ye nakletmeye karar verdik. Simdiden hazirliga baslamanizi rica ederim.»
Fevzi Pasa'nin bu izahati Meclis'de «top gibi patlamis», pek çok milletvekili kürsüye gelip konusarak «açik, gizli ne varsa hepsi 'ortaya dökülmüs», «Orduyu bu hale getiren kumandanlari cezalandirmak» teklifi ortaya atilmis, bütün bu konusmalardan sonra tekrar söz alan Fevzi Pasa:
«— Memleket müdafaasinda tamamen sizinle ayni fikirdeyim. Staretejik kumanda hatasina gelince, Erkan-i harbiye-i Umumiye Reisi olmakla bizzat ben mes'ulüm. Hiçbir kumandan bundan mes'ul tutulamaz. Vereceginiz cezayi sahsen simdiden kabul ettigimi arzederim» demisse de, Meclis'deki umumî kanaat «Fevzi Pasa'nin hiçbir kusuru olmadigi» yolundadir. Biina ragmen bu konusma, bir yumusama havasi dogurmus ve bu mevzuda kimse söz alip kürsüye çikmamistir. Neticede, cepheye
Garb / Bati Cephesi Kumandani Ismet (inönü).
Meclis'den bir hey'et gönderilmesi, Ankara'nin müdafaasma hazirlanilmasi, Meclis çalismalarina araliksiz devam edilmesi ve bazi evrakin Kayseri'ye naklinde hükümetin serbest oldugu yolunda, karar alinmistir.
Meclis'in cepheye gönderdigi on dört kisilik hey'ette Dr. Riza Nur.da vardir. Riza Nur cephedeki tetkikattan sonra yazdiklanyla hatiratinda Ismet Pasa'yi pek fena hirpalamistir!.
Ali Fuad (Cebesoy) Pasa ise, Altintas Bozgunu'ndan sonra Mustafa Kemal Pasa'ya sorar:
«— Eger düsman Kütahya ve Eskisehir civarinda yenilmis olsaydi, netice ne olurdu?.»
Mustafa Kemal Pasa'nin cevabi mühimdir. Der ki:
«— Bu takdirde, lehimize bir baris anlasmasini Batililara kabul ettirmek belki daha evvel mümkün olabilirdi.
Nitekim, Sakarya zaferinden sonra Batililarin ileriye sürdükleri sartlar, mesru ve hakli davamizi te'min edecek mahiyyette olmamakla beraber, birkaç defa bize mütareke ve müsalaha teklifinde bulunmuslardir.»
Fevzi (Çakmak) Pasa'nin söyledikleri ise acidir!. Ankara'daki Ziraat mektebinde bulunan dairesinde, basini iki elinin arasina almis yeis içinde düsünen Fevzi Pasa'ya sorulur:
«— Pasa, ne haber?.»
Fevzi Pasa üstü haritalarla dolu masasindan basini kaldirarak» cevap verir:
«— Ismet, eline verdigim gül gibi kuvvetleri mahv ve perisan etti!.»
Halide Edib Adivar'da, o müdhis bozgundan bahisle der ki:
«— Eskisehir'den döndükten sonra karargahta bir saat kadar çahstim. Sonra eve gitmek için Dr. Adnan (Adivar)'i ararken, sesini duydugum bir odaya girdigim vakit, Mustafa Kemal Pasa ile konustugunu gördüm. Ikisi de, odanin ortasinda ayakta duruyordu. Pasa'nin yüzü sapsari idi. Iç ayaklanmalarin en kötü günlerindeki kadar endise içinde idi.
Içeri girdim, el sikistiktan sonra, bu durumdan ne kadar müteessir oldugumu söyledim. Bana, bir fincan kahve içip, Eskisehir'de dövüsen Ismet Pasa'dan gelecek haberleri beklememi söyledi. Oturdum. Nihayet neticeyi ögrendik.
Mustafa Kemal Pasa, yaverin durmadan getirdigi haberlerin hepsine sögüyordu. Nihayet sabah oldu. Mustafa Kemal Pasa:
«— Ismet, Eskisehir savasini kaybetti» dedi. Altintas Bozgunu, sayfalarimizin müsaadesi nisbetinde aydinlatmaya çalistigimiz gibi Millî Mücadele'nin pek mühim bir safhasidir ve görüldügü üzere tamamen Ismet (Inönü) Pasa aleyhinedir!.
Kaynak: Mustafa Müftüoglu, Yalan söyleyen tarih utansin, cilt: 10