petty

petty

Üye
22.05.2012
Onbaşı
603
Hakkında

#15.09.2012 22:48 0 0 0
  • Konu: sıgınak
    @sıgınak adlı üyeden alıntı:
    meraklı arkadaşlar var bende aydınlattım
    eger yetmezse başka bişi daha gösterecem arkadaşa
    Orijinali Göster...
    meraklı arkadaşlar var bende aydınlattım
    eger yetmezse başka bişi daha gösterecem arkadaşa

    yok artık
#15.09.2012 22:34 0 0 0
#15.09.2012 22:20 0 0 0
#15.09.2012 22:10 0 0 0
#08.09.2012 11:27 0 0 0
  • noimage

    Hadi beşe kadar sayıp gözlerimizi kapatalım..aldım verdim yaklaşalım birbirimize, ılık nefeslerimizi yüzümüzde hissedince duralım, galibi olmasın oyunumuzun yinekaçışalımkaldırımlarda basılmadık yer bırakmayalım..sen çizgilere basmadan yürü, ben çizgiden çizgiye atayım adımlarımıaynı anda konuşup, aynı anda susalım..ama en çok susalım..
    Oyunu bozup açma ama hiç gözlerinigece olsun ..nöbetleşe uyuyalımgöktekileri paylaşalım.. Yağmurlar bana düşsün, şimşekler sana çaksin yineüşüyelim


    __Terazisi bozuk zamanlarım var benim..geçmeyen ama yetmeyen anlarım ..çogu karanlıklarda biten düşlerim, yankısız küsüşlerim var..üzüslerim var seni çok, biliyorum ve zamansız gidişlerim ..bunlar yetmezmiş gibi bir de gerisin geriye dönüşlerim..
    Gülüşlerin var senin..yanmayan ama sönmeyen hislerinyıldızlara ulaştığın düşlerin, gözlerinde gizli gelişlerin varkabullenişlerin var ama en çok da..her şeyi her şeyi kabul edişlerin..__



    Hadi yüze kadar sayıp gözlerimizi açalımönüm arkam sağım solum sobe
    Uzaklara saklan yine sen..
    Arar gibi yapıp, sonra unutup
    Sokakta sek sek oynayan çocuklara karışayım ben
    Oradan oraya koşturup yer değiştir sen..
    Yaklaş ama ses etme yine
    Mızıkçılık yaptığımı gör ama kızma..
    Akşam olsun sonra,
    Tesadüf gibi bakışalım..
    Susuşalım..
    Herkes kendi yoluna gitsin,
    Kendi uykularımızda
    Uyuşalım..
    Hadi üçe kadar sayıp düşlerimizi açalım..
    Önüm arkam sağım solum sen
#31.08.2012 22:12 0 0 0




  • Efsanesi yıkılmış aşk”ların
    Zirvesine tırmanmakta yüreğim
    ne geleceği belli hislerin
    nede sevdaya dair duyguların
    çığlığını duyabiliyor zaman..
    ömrün kısaldığı andır
    yokluğunu yaşamak
    kim bilir efsanesi
    hangi asrın bilmecesidir
    varlığının yıldönümü yok
    yokluğunun tarihi nasıl yazılsın
    Aciz düşmüş sevdaların
    mezarı toprakta değildir
    Kim adımı yazabiliyorsa
    silebilecek silgisi yoktur izlerimin
    ben aşkın en derin haliyim
    ne varlığıma ömür diyebilirsin
    nede yokluğuma toprak diyebilirsin
    Canımı satsam para etmez
    çünkü ruhum yaralıdır
    içime bıcak vursan kanım akmaz
    çünkü ismin icimde ölüdür
    Hiç bir göz teşhis koyamaz
    Sen içimdeki mezarsın
    Ne adını taşlar okur
    Nede ruhunu toprak ısıtır
    Sen içimdeki ölmüş halimsin
    ne kimse yaşıyor diyebilir
    nede öldüğün tespit edilir
    Senın adın suçtur
    Cinayetin ruhumdur
    Korkmuyorum seni taşımaktan
    İhbarın gözlerimdir
    bakışlarım…
    karanlığa takılmış gecelerin
    heyecanlı aşklar yaşamıyorum
    zindanın diğer adı sensizliğimdir
    Seni içimden hapsediyorum
    bileklerine kelepçe takmıyorum
    seni kalbimde bağlıyorum
    Sen içimdeki mezarsın
    kokunu dışarıya bırakmıyorum
    AŞK ölümdür biliyorum ama
    ben seni seviyorum..
    sen benim günahımsın
    seni göğsümde taşıyorum
    hakkın mahkemesinde
    tek suçtan yargılanıyorum
    dosyamın adı sen diye yazılır
    sen içimdeki mezarsın
    kefensiz yüreğime gömüyorum
    ve hakkın adaletine dönüp
    kendimi ihbar ediyorum
    sevdiğim kadar suçumu
    suçum kadarda
    sevdiğimi söylüyorum..
    SEN iCiMDEKi MEZARSIN
    adınıda ben yazıyorum
    AŞK..
#31.08.2012 21:42 0 0 0
#31.08.2012 21:40 0 0 0
#31.08.2012 21:34 0 0 0

  • Yalnız kişiydim,
    Ve sen de yanlış kişiydin...
    Bir Aşk'ı yüreğimin ıssız derinliklerine kadar koyup,
    Bu yüzden de sende kaybolup,
    Sevmemeliydim...
    Keşke "O sana göre değil" dediklerinde,
    "Ayrı dünyaların insanları" repliğine uyup,
    Sevmekten vazgeçseydim...
    Ama ben,
    Vazgeçmeyi bile denemedim...

    Seninle aşk yürüyemezdi evliliğe,
    Ya da emekleyemezdi;
    Doğumu hayal olan çocuklarımız gibi.
    Daha fazla yaşatmadan,
    Adına "biz" dediğimiz çoğul yalnızlığımızı,
    İkimizden biri gitmeliydi,
    Kısacası biz;
    Bitmeliydik...
    Ayrılıkta da bayanlara öncelik verilmeliydi,
    Verdim...
    Sen de gittin işte;
    Ben kibarca kaldım...

    Nasıl gittiğinin bir önemi yok,
    Hayatımdan yaptığın bu beklenen çıkışın acısının da.
    Elbette kanatacaktın içimi,
    Elbette üzücektin son sözlerinle beni.
    Biliyorum,
    Gitmen gerekirken kal denilmezdi.
    Dayanılmalıydı da;
    Hayatın ayrılık diyerek omzumuza yüklediği bu ağırlığa,
    Sustum...
    Bir hayatı çıkartırken hayatımdan,
    Daha çabuk yaşlandı ruhum...

    Aşk bizi yaşlandırdı sevgilim, bittik!
    Şimdi genç kalmak adına yapılabilecek ne varsa,
    Geç kaldık...
#31.08.2012 21:19 0 0 0
  • Konu: Unutamamak




    Unutamamak

    Sen bilemezsin, paslı hançerdir yalnızlık
    Gelir, en can alacak yerimden vurur.
    Sen bilemezsin, gecenin en uzak bir saatinde
    Bir böcek nasıl girer beynime, kımıldar durur?

    Sen bilemezsin, çaresizlik nasıl boğar insanı?
    Yaşamak bir yerde nasıl çekilmez olur?
    Tutunacak bir dal aramaktan, koşmaktan, özlemekten
    El yorulur, ayak yorulur, yürek yorulur.

    Sen bilemezsin bu türlüsünü ölümün
    Sen bilemezsin bu türlüsünü ölümün
    Bilemezsin, bir tek kibritin cılız aleviyle
    Benzine bulanmış bir insan nasıl tutuşursun..

    Bu belki sevmektir bir yerde, belki unutamamak
    Bu, kişinin kendi içinde eriyip, yok olmasıdır
    Bilmesen de anlamaya çalış biraz, ne olur.
    Bilmesen de anlamaya çalış biraz, ne olur.
#31.08.2012 21:13 0 0 0
  • DÜŞLERİM CEBELİTARIK / SOKAKLARIM OKYANUS

    Kendini yeniden icat etmeye çalışmaktır uyku düzenini tutturmak.
    Yoldan çıkmış geceleri dolaşıp dururken, yaşadığım kentin bütün ara sokaklarını ezberlememe sebep olan gecelerim var benim.
    Oldum olası gece gezmelerini sevdim.
    Sakindir sokaklar, kedi ve köpeklerden başka canlı yoktur etraflarda.
    Tek tük kayıp yaşamlar geçer birbirlerine hiçbir şey söylemeden suskunca.
    Oysa gözlerini birbirinde kaçıran o isimsiz rastlantıda birbirlerine çok şey anlatırlar.
    Yalnız değilsin, bende senin gibiyim türü bir mana yükler o suskun geçip gitmeler.
    Ardını dönen sadece bir sırt değildir eğer geceyse.
    Sokak lambaları kimsesizliğe şahitlik ederken, irkilir insanın ruhu kendi topuk seslerinden.
    Aklında biriken onlarca soru, kalbinde biriken geniş tabanlı yükler ağırlaştırır omuzları.
    Yaşamlar gelip geçer gölge etmeksizin yanı başımdan.
    Düş gibi bir ömrü seyrederim elimde kalmamışlığın acısına donuk gözlerle bakarken.
    Bütün bankların boş olduğu bir parka attığımda sırtımı, ruhumu denizin karanlık sularından arındırdığım için şükrederim içimdeki hiçliğe.
    Derinlik algısı karanlıkta güçleniyor.
    Daha fazla sarıyor insanı ait olmamanın boşluğunda hesaplaşmalar.
    Gidenler, gelenler kuru kalabalıklar
    Binbir yerden bin bir ses işitip kalbinde mayalanan acıdan başka tıkırtı duyamaz insan geceleri.
    Uykusu delinmiş yara gibi içine oluk oluk akıverir yitip gitmenin acısı.
    Rüyalar yaşlı insanlarla dolu.
    Sokaklar yaralı üstü başı yırtık vazgeçmiş, yorgun kimsesizlerle dolu.
    Ama hepsi kollarını birleştirip kendi içine büzülmüş münzevilerdir, acıları berraktır, kimsesizlikleri berraktır.
    Karmaşaya mahal vermez gece ()
    Gece tereddüt etmez insanın ruhuna çöreklenen karanlığı sokak lambalarının altında ifşa etmek için.
    Bütün günahlar geceyi bekler, yasaklar sansar olur, ihbarlar kuyruğa girer.
    Kanundan kaçanlar asayişi ölüm kovalamacalarında arar.
    Polislerin silahları patlar.
    Sonra ufak bir yaradan oluk oluk kaybettiklerimiz akmaya başlar.
    Kaybetmek,istem dışı durumlara verilen isimdir.
    Tercih etmeksizin zamanı gelmeden hayatımızdan kopan parçalar için kullanırız onu.
    Kaybetmek yada yitirmek !
    Bizim kaybettiklerimizi gece acıyı kovalayan ekip otoları suçüstü yakalar;
    Son sürat ölüm kovalamacalarının huysuz sabahlarında Kalbimize kelepçeyi takar.

    Bir daha ne zaman etimde kopanları bir araya getirebilirim.
    Bir daha ne zaman rastlarım yalana banılmış inançsızlıklarıma.
    Kendime saplı bir bıçağın sivri ihanetiyle kanatırken yurtsuzluğumu, acıyla din barışır mı_?
    Ruhum yaşam sevdalarının darağacında can çekişirken,Tanrı kanun kokuyordu.
    Tanrı, elçileri aracılığıyla hüküm veriyordu, mis gibi suça banmış hükümsüzlükler yaralarımdan beraat ediyordu.
    Birileri yaralarıma ayna tutarken, melekler sancılarımı tımarlıyordu.
    Kaşağılanan bir at gibi huysuzca kıvrandım evrenin yırtık dininden düşerek.
    Vebalim kimden sorulsun_?
    Benim vebalim; Küfür gibi gecelerin en soysuz yerinde bana bahsedilmemiş acıların oryantali eşliğinde başımı döndüren dansözlerin alnına yapıştırılmış bahşiş olsun.
    Haberim yoktu demek istiyorum
    Mazeretlerin ardına sığınmak istiyorum.
    Ömrümde bir kez olsun bahanelere batıp, içime saplanan gecenin huysuz firarlarını delip çıkmak istiyorum.
    Tanrı bahane kabul etmiyor.
    Ve burada hiçbir ihmal düş yaralarını tedavi etmiyor.
    Kalakalıyorsun kalabalık bir halüsinasyonun ıssız çölünde.
    Sokaklar geceleri çöl gibi, evlerin ışıkları sönük.
    Nefes alan bütün canlıların ruhları seçilmiş cennetlerini ziyarette.
    Bazıları ise kendi hüzün aralığında takılıp kalmış ömürlerinin yürek sıkıştırması sonucu dar sokaklarda can veriyor.
    Candan can kopartan her gece / kopan parçaları yalnızlıkla cezalandırıyor.

    Gece gezmeleri güneşe küsenlerin sevgilisidir
    Gece gezmeleri, ayaküstü içilmiş yarım bardak çayların kapanmakta olan kepenklere isyan edişidir.
    Gece gezmeleri; Yaraların kalbi kanatmak için korna yerine selektör'ü tercih etmesidir.
    Gece gezmeleri ayrıldığımız sevgilimizdir, yitirdiğimiz sevdiklerimiz, sırtımıza semer olan dostlarımız, kalbimizi adadıklarımızdan aldığımız hançer darbelerimiz, her şeye rağmen ayakta kalma yeminlerimiz.
    Gece gezmeleri acının huzuru yurdundan kovup uykuyu delik deşik etmesidir.
    Süveyş kanalı gibi yarılırken sevdalı kalbin, içinden oluk oluk sen'lerin akıp gitmesidir.

    Benim düşlerim her gece Cebelitarık / Sokaklarım tanrının okyanus kokan suretidir.



    C. KORKUT ÇOLAK










#30.08.2012 00:45 0 0 0
  • Konu: Sevdazen
    şiiri - aşk şiirleri - sevda şiirleri - sevdazen şiiri



    SEVDAZEN

    Seni bana çeken ne varsa gözlerinde.
    O çocuksu, o sade, o sakin ifadede.
    Baktığımda büyüyen irisin derinleşen çukurundan içine çekiyor beni bilinmezliğin.
    Uyuyup uyanmak arasına sıkışmış bir düş oluyorsun.
    Dokunuyorum sana ruhumda papatyalar açıyor.
    Aşk dilin sessiz alfabesi, kalbin avucuma konmuş ürkek bir güvercin.
    Yasladığında başını omzuma sığındığın sevdamdan şefkatim.
    Ruhumda gezinen mistik aryan beni sevdazene dönüştürürken, etrafında dönüp duran bir pervane gibi kalbimdeki ateşten ırmağın meyiyle sarhoş oluyorum sevgilim.
    Döne döne yangına koşan bilir ki; aşka dönmek huzura ermektir.
    Dünya gözün gördüğü yalandır, gönlün gördüğü sevdazendir.

    Sözcüklerle besledik umutlarımızı, fikirlerimizi, korkularımızı
    Uzun suskunluklar boyu süzdün dilimdeki üryan bilmeceyi.
    Ben aşktan asla korkmadım sevgili, sevmekten asla kaçmadım.
    Saklanmadım yağmurun içine, güneşin daralttığı takvimlere sığınmadım.
    Alışveriş yaparken, kaldırıma atılmış bir masa da yemek yerken, sıcak bir yaz günü bardağımdaki soğuk suyu yudumlarken hayattan aldığım keyif gibiydi varlığını hissetmek.
    İnsan içinde birilerini beslemeli, birilerini büyütmeli.
    Penceresine konan bir güvercini besler gibi, sevgi ve şefkatle bakmalı yüreğini yufkalaştıran kişiye.
    Ki yüreği yumuşatan her insan kutsalımızdır bizim.
    Bir insanın içimizde olduğunu, bizimle büyüdüğünü ve bizim sevgimize dokunduğunu hissetmek istiyorsak, ona konsantre olduğumuzda içimizi yumuşatıp yumuşatmadığına bakmalıyız.
    Eğer o kişiyi düşündüğümüzde göğsümüzün sol yanında sıcak bir akıntı geziniyorsa o bizim ve bize ait bir değer yargısıdır.
    Gönülden gönüle giden bağ denilen olay da bu zaten sevgili.
    O bir ırmak gibi, içimizde birbirimize doğru sürekli akan, o samimi, o sıcak, o güvenli akıntı.
    Aşkı yaratan her ne ise o ırmağın suyundan beslenir.
    O ırmak kuruyup yüreklerimiz çölleştiğinde aşkı sorgulayıp ondan uzaklaşmaya başlarız.
    Oysa şimdi yolun başında durmuş, içinde anlam veremediğin o sıcaklığın sende yarattığı korkuyla bakıyorsun bana.
    Korku seni güzelleştiriyor.
    Buruşan yüzündeki o bilinmezlik hissi çekiciliğini arttırırken kıvamında bir geri çekiliş manevrasıyla uzaklaşıyorsun benden.
    Yadırgamıyorum seni!
    İçimdeki esintiye teslim olmuş sevda yüklü bir gemi olarak aşkının okyanusunda bilinmezime doğru zevkle yolculuk ediyorum.
    Sorgulamıyorum sevmeleri, dokunuşların pürüzsüzlüğüne çıkarımsal hesaplamalar yapmıyorum.
    Market reyonlarında kendimi unutabilirim, listemde olmayan pek çok yiyecek ve malzemeyi sepetime atıp çıkabilirim.
    Yolda arabamı sağa çekip kaldırım kenarında ıslık öttürerek adına şarkılar söyleyebilirim.
    Rüzgarla sevişebilirim mesela..
    Rüzgarla sevişmek !
    Nasıldır biliyor musun_?

    Bunaltıcı sıcak bir yaz günü ansızın içini ferahlatan bir esinti çıktığında gözlerini kapatıp kollarını iki yana açarsın.
    İçindeki rahatlama hissi dalga dalga bütün vücudunu sararken, hayatını kuşatıp, yüreğini sevgi ile mühürleyen duygulardan başka hiçbir şeyi umursamazsın.
    Sevdiklerinde başka her şey teferruattır.
    Sadece canını paylaştıklarını hissedersin o rüzgarın kuru öpücüğünde.
    Rüzgar teninin dehlizlerini öptükçe seni sevgiyle büyütüp aşkla emzirenler için şükürlerini sunarsın tanrı'ya.
    Alnına çarpan toz taneleri anlayacaktır seni.
    Artık döviz fiyatlarının, hükümet kararlarının yada sıcak bölgelerde sürüp giden savaşların bir anlamı yoktur.
    Zaten sevgi uğruna olmadıkça hiçbir savaşın anlamı yoktur.
    Vatan sevgisi, kadın sevgisi, erkek sevgisi, ana baba, ata sevgisi!
    İnsanın gözünü karartan ve yüreğini cesaretle dolduran ne varsa işte o sevgidedir.
    Ve sadece onun uğruna, onu korumak için savaşırsın.
    Gözünde bir ışık parlaması, dilinde kutsal bir türkü gibidir yarin ismi.
    Ninni gibi salındırır ruhu içinde akan o sıcacık ırmağın eşsin suyunda.

    Bunları sana büyüsün diye koynumuza alıp birlikte uyuduğumuz düşsel sevdalarımızın birinden yazıyorum.
    Kalbine iliştirilmiş bir not gibi suskunca gözlerimden gözlerine aktarıyorum.
    Gördüklerim, bildiklerim, yaşadıklarım!
    Her şey anlamsız şimdi.
    Hayat beni senin aşkında yeniden temize çekerken, yürekten olan, özden sevişilen, üryan tapınağında adanışa yazılan dualardan sana öz sunumu yapıyorum.
    Ben sende çoğalıyorum, ben sende birikiyorum.
    Ben sende ansızlaşıyorum, arsızlaşıyorum, aptallaşıyorum.
    Ben sende kendimi unutup sonra yeni bir isimle muhteşem sevinçler yaratabiliyorum.
    Adımı soranlara 'mucize' , kalbimi soranlara 'kasırga' diyebilirim.
    Coşkuyla ayaklarının altına serdiğim sevdamı hergün lağvedip tekrar tekrar her sabah aynı aşkla diriltebilirim.
    Sevmek birlikte çocuk olmaktır !
    Birlikte yürümek, birlikte büyümek, kıldan ince bir ipin üzerinde birlikte denge kurabilmektir.
    Sevmenin yaşı yoktur sevgilim, sevgi her zaman aynı yaştadır.
    Sevginin yaşı daima 'çocuktur'.
    Ve bütün çocuksu hikayeler yüreklerimizdeki kutsal ırmakların sıcak akıntılarında, evrenin dilsiz alfabesiyle anlaşan sevdalarımızın umududur.
    Sevgiye tarif gerekmez
    Her sevda kendi dengesini ve şartlarını değer yargılarında bulur.
    Biz döneriz aşk şarkı olur.
    Biz döneriz dünya pervanemiz olur.
    Sevdazenlerin kolları sonsuzluğa kucak açar,semazen kanatları aşkın saflığını yüreklere nakşettiğinde.
    Korkma sevmelerden, o saf ürküntü gönül ırmağında sevdazenlerin teslimiyetine dönüştüğünde.
    Aşk meydir, gönül meyden ırmak;
    Sevdazen döne döne kanar aşka , farzdır sevdaya tapmak.


    C. KORKUT ÇOLAK
#29.08.2012 17:27 0 0 0
  • Seni İfade Eden Herşeyim Sensin Şiiri - Aşk Şiirleri - Yalnızlık Şiirleri - Duygusal Şiirler - Aşka Dair Yazılılar

    SENİ İFADE EDEN HERŞEYİM SENSİN

    Senin hangi köşeni dönsem yine sensin
    Uğrak bir semt sakinisin yorgun gecelerimin kepenk indiren telaşlarında.
    Elinde poşetlerle günü kucaklayarak geliyorsun bana.
    Biraz umut biraz düş kırıklığı ceplerinde. Ben umarsızca bakıyorum omzumdan akıp giden senelerin üzerinden.
    Şaşırıyorsun önce
    Önceliğimiz neydi_? Sevdiklerimiz hangi pardesü cebine bir hoşça kal notu iliştirmişti_?
    Hangi yaması eskimiş pantolona kıyamazdık çöpe atmak için_?
    Gözlerinin anlattıklarını çok iyi tanıyorum, hepsini yaşadım inan ki !
    Belki bire bir aynı duyguları hissetmemiş olabiliriz.
    Aynı işgallerde aynı acıyı duyumsamamışızdır yada aynı katliamlarda aynı sosyal tepkileri vermemişizdir.
    Mutluluklarımızı coşkuyla harman ederken denize düşen mehtaba katıldığında gözlerimiz aynı sevinci en üst perdeden hissetmemişizdir.
    Ama mutlaka bir duyguda daha önce ikamet etmişiz ki, seni bu kadar iyi anlayabiliyorum.
    Seninle ıslanabiliyorum, seninle dövüşebiliyorum, seninle silah tutuyorum.
    Kendimi tehdit edebiliyorum, şehirlere racon kesip, hasretlerden haraç isteyebiliyorum.
    Bazen bir kabadayı, bazen kollarında evine küskün bir mafya babası olabiliyorum.
    Çok önceden bildiğim bir şeysin sen
    Adı konulmamış bir sır gibi, aile içinde herkesin bildiği ama hiç kimsenin dile getirmediği üzeri örtülmüş bir gizem gibi.
    Bir geleceği bilinen ama beklenirken eskiyen ömürler gibi.
    Ayrılıklar, hastalıklar acılar içinde aşkı deşelerken mutluluğu şarap kadehine çevirebilmek gibi.
    Senin para birimin var, senin yürek birimin !
    Senin hangi köşeni dönsem sensin / Çünkü tüm sokakları yalnızlığına çıkıyor düşlerimin !

    Senin hangi günbatımını izlesem yine sensin
    Güneş çağırır beni, yağmurun yoklamasında parmak kaldırır ıslanmış hayal kırıklıklarım.
    Yenilgilerimi denize attığımda martılar kapışır boşa gitmiş senelerin biçareliğini.
    Dilenesim gelir sahilde bir bankta, senden aşk dileniyorcasına.
    İsyan etseydim bu kadar güzel sever miydin beni_?
    Günbatımı gökkuşağı tayfı olup sarar mıydı o kömür edalı gözlerini.
    Kendine rağmen renk tutamıyormuş insan, kendine rağmen gidemiyormuş.
    Kendine rağmen hiçbir savaş kazanılmıyormuş sevgili.
    Büyümek engerekli bir yılan gibi göğsünde uyuyormuş sessiz gecelerin.
    Beni şimdi düşmanlarımdan tanı, emeğimi çalan politik tanrılardan, sevişmeyi unutup aşkı dar tabutlara çivileyen tabulardan tanı.
    Beni en derinde ölünmüş doğumlardan tanı !
    Geldiğim yerleri bilsen ürkersin, tenin irkilir, çocuksu gözlerinde saklanan bebekler kendini atar uçurumlarımdan.
    Geldiğim yerleri bilsen üşürsün yazın ortasında, parkalar çürür akşam kimsesizliğinin sırtlarında.
    Ki o sırtlarda kanlı bıçakların açtığı yaraları görürsün.
    Sonra kendi hayatını görürsün
    İhaneti tanırsın, yalanı duyarsın dipsizliğimizde.
    Güvenmen zorlaşır bana.
    Güven hem gerekli hemde acı veren bir sırdır söylenmeyen, kırılganca hatırladıklarımızı öldürme pahasına sevişir tenimizin kabuk bağlamış yaralarıyla.
    Yine de sen çok güzelsin ()
    Yine de deniz kabarıyor itfaiyesi gecikmiş yangınları içerken dudakların.
    Yine de bu akşam bu sahilin böyle güzel olmasının nedeni sensin.
    Senin hangi gün batımını izlesem yine sensin !

    Senin hangi cesedini gömsem kalbime doğan yine sensin
    Kaç aşkın meydan muharebesinde çarpıştıysak bilincimizin direnciyle, o kadar büyük geldik kalıplara.
    Beni bedensiz sevmen bu yüzden.
    Bu yüzden vasatları taşa tutuyor sınırsızlığın.
    Uçmanın kanatla ilgili bir şey olmadığını bilenlerdensin bu yüzden !
    Uçmak için kanat kuşlara / Düş insanlara gerekir.
    Bunu anlamak için kalbine batan kaç şarapnele gönül sahipliği yaptın_?
    Kaç yalnızlığın kabuğunu soyup, ıssız gecelere gece kondu acılar yerleştirdin_?
    Çarpık kentleşen yitirişlerini teselli edebilmek için uykusuz gecelerine katık ettiğin sigara dumanların yada sarhoş zihninde bulanan kaç korkak dava hüküm giydi bitişlerle_?
    Kaç ayrılığından tanıyorsun beni_?
    Benim yüzlerim var, benim yüzümü bile unuttuğum sevgilerim var.
    Severken kendimi aşkın içinde unutup bir ayrılığın hüzün selinde aklımdaki bütün belgeleri kendimi silmek pahasına yakışlarım var.
    Kıyametlerim var celladımı tanımak için.
    Kafa tutuşlarım var sevdanın desibelini ölçebilmek için.
    Oysa senin bakışların nitrit, dudakların amonyak kokusu.
    Eriyorsam gözlerinde havaya katılmış bir kimyasaldır sevda, gözlerim yanar aşkın yüreğime temas ettiğinde.
    Senin hangi dehlizine girsem dokunduğum duvarlarda senin izlerin.
    Senin hangi cesedini gömsem kalbime doğan yine sensin !

    Senin hangi deliliğine katılsam kaçırdığım akıl yine sensin.
    Düşünceden firar edişsin,kalbe tekrar dönüşsün.
    Yürüdüğü hiçbir yolu unutmayan derin izlerle çentiklenmiş vefaların var.
    Keskin anlatıların siniyor evinin her bir köşesine.
    Yürek kapmaca oynayan insanların tuttuğu köşe başlarına tamah etmeyişin bu yüzden.
    Belki de bu yüzden ucuz insanların yürek ile beden arasındaki farkı kavrayamamaları.
    Aşklarda ya bedenlerini unutuyorlar yada duygularımı.
    Bu yüzden ihmallerle bağlıyorlar umutsuzluk içinde kaybolmuş yıkımlarını.
    Yine de sen uzattığım halatı tanıyacaksın.
    Ben bir ses değilim sadece sana.
    Tanınmamış bir ülke, keşfedilmemiş serüven, deli aşırı zamanım.
    Seni bütün gönül dillerinde, kuş tüylerinde, konforun albenisinde sevebilirim.
    Yapabiliyorum heyecan fırtınasında sürüklenirken ironilerim sana.
    Çılgınlık tanrının armağanıdır insana, sıkıntılardan kurtulmak için, tekdüzeliği yıkıp kendi evrimimizde yeni yolların özgürlüğünü kuşanabilmek için.
    Damarlarımdan akıp giden Sürpriz dolu bütün yaşam arterlerim sensin.
    Senin hangi deliline katılsam kaçırdığım akıl yine sensin !

    Seni hangi dilde konuşsam yine sensin
    Oysa suskunluk en güzel elbisen.
    Gizem tenini kuşanan bir şifa gibi örter gecenin gururlu kanını.
    Şarap kadehlerinin tıkırtılarıyla bahçemizde salınır ağaçlar.
    Rüzgar ilişir ateş düşmüş yürek kentlerimizin kuytularına.
    Denizi işgal edilmiş bir lodos gibi yaslarım başımı senin öksüz çocukluğuna.
    Şüphelerin sarar beni kollarında.
    Sen dilsiz bir anne, sen ölüme meydan okuyan bir çığlık, sen acıya feryat bir türkü, sen bahara selam duran bir tohum olursun.
    İçime kendini nasıl serpiyorsan öyle olursun.
    Olmanın ne olduğunu en iyi sen biliyorsun !
    Olmak bir tehdit gibi büyür bakışlarında, olmak bir uçurum, olmak bir korku.
    Yitirişten bir önceki kavuşma bu ()
    Sonsuzluğun yırtık kapısında hünerli iki yolcunun yürek güreşi bizi bileklerimizden kenetleyen.
    Ben seni hiçbir dilde yitirmedim.
    Hiçbir dilde konuşmadım öksüz bakışlarında gördüğüm yara izlerini.
    Heba etmedim akşamları.
    Ayrılıkları davet etmedim masamıza, hiçbir kadehimizde umutsuzluğun parmak izlerine rastlamadılar.
    Sen benim ana dilimsin
    Sen benim ana yurdum, ana yaram, ana karamsın.
    An yangınlarından birinde tanrı'ya neden inandığımı göz bebeklerinin büyüyüp küçülen oyunlarında ispatladığımsın.
    Hiçbir acıyı, hiçbir kahır'ı hiçbir yalanı üzerine konduramayıp melekleştirdiğim tabiat üstü kutsalımsın.
    Bildiğim bütün lisanlardan ayıkladığım çıplak argolarımsın.
    Her aşk kendi lisanını yaratır.
    Her dil bildiği tüm kelimeleri temize çeker aşka düştüğünde.
    Ortak bir şifre gibi yayılır yürek tutan kelimeler yüz mimiklerinde belirdiğinde.
    Şahidim ol !
    Gözlerim gülüyorsa mutluluğun korkuyla karıştığı o lisanda erir kanatları yanmış kimliğim.
    Düşüncemde, fikrimde gezinen bütün ezberlerimsin.
    Seni hangi dilde konuşsam yine sensin !
    Çünkü seni ifade eden her şeyim 'sensin'.



    C. KORKUT ÇOLAK
#29.08.2012 17:24 0 0 0
  • Konu: Rüzgar
    harika dizeler aykız:)sevdanın yoluna kim çıkabilirki:)yüreğine sağlık ,şairinde kalemine
#29.08.2012 14:52 0 0 0
  • Üç noktam…
    Noktasız cümlelerimiz vardı seninle.
    Ve üç nokta miktarınca susuşlarımız…
    Hüznün, sevincin, sinirin…
    Her duygunun ritmi başkaydı sende.
    Kalbinden kalbime dolanınca aşk kokulu nergislerin,
    Sen susardın ben seni dinlerdim, konuşurdum seni söylerdim.
    Sedef gözlüm, dolunaylı bir gecenin rengini taşırdı gözlerin…
    Santur nağmeleri gibi lerzan üslubunla, aşk’a kürek çeker sözlerin.


    Sitarem…
    ‘Teşbihinde hata var’ heyecanı kurşunlanmış duygularımın.
    Bir ölüm kıyısında bencileyin titrer kalemim…
    Yıldızları şiirlerle uyuttuğum gecelerin sabahında,
    Sağ yanıma kıble, sol yanıma karayel eser.
    Doğu- batı arasında, o şedit kulvarda gidip gelmekteyim…

    Kırık bir taburede,
    Ufkun kızıllığında kaybolan günaydınları beklemekteyim.


    Sürurum…
    Ayak altı uçurumlar çizdim,
    Hayallerime bıraktım naçiz bedenimi.
    Düşüşümü izledim, kurşun renkli kubbelerden…
    İçime yürüdüm ayak izlerime gebe patikalardan…

    Her gidişim bin bir offf yüklü,
    Her gelişim, topukları çatlamış ihtiyar hüznü…
    Kâğıttan uçakların arasına sıkıştırıp, savurduğum dualarım vardı,
    Çocukluğumun vazgeçilmez hüznünü yüzüme yakıştırıp
    Uyuduğum hûlyalarım vardı.



    Firuzendem…
    Melankolik halime hicran melodileri eşlik eder,
    Rabıtasız sesler çınlar kulaklarımda.
    İçime sen düştüğünden beri,
    Yastığımı ıslatan her damla yaş, faylarla çevrili yüreğimden sızıp gelir.
    Can parçası yüzüne doymadan başladı imsak,
    İçten içe bir hicran kokusu yayılır sana teşne yüreğimde…

    Sana aç ne vakitler geçirdim,
    Etsem gönül sofrandan bir iftar…
    Somon balıkları döner doğdukları limana,
    Ben yine gurbetlere giriftar!



    Kadim Dolunay


#29.08.2012 07:41 0 0 0
#29.08.2012 07:40 0 0 0
#29.08.2012 07:35 0 0 0