Boşverdiklerim var benim.
Artık vazgeçtiklerim.
''Olmazsa olmaz'' dediklerimin,
Olmayabileceğinide öğrendiğim.
''Neyse...'' dediklerim var benim.
''Sağlık olsun.'' deyip geçtiklerim.
Hem ben artık,
Eski bende değilim!
Hayallerim yok benim ve
'' Şöyle olsa ne güzel olur!'' dediklerim.....
'' Hayırlısı Olsun.'' demeyi öğrendiğim gün
Hayallerimden Vazgeçtim.
Grip, etkeni influenza virüsü olan, ateş, titreme, öksürük ve baş ağrısı belirtileri ile seyreden bir hastalıktır. Oldukça bulaşıcı bir hastalık olup, üst solunum yollarını etkiler. Bazen kulak ve sinüs enfeksiyonlarına da neden olabilir. Virüs her yıl genetik yapı değiştirdiğinden bağışıklık bırakmaz, dünya çapında enfeksiyonlara yol açabilir.
Grip birçok insanda bir-iki hafta içerisinde kendiliğinden düzelir ancak;
bebekler ve beş yaş altındaki çocuklarda,
65 yaş üzeri kişilerde,
diabet ve astım gibi kronik hastalığı olanlarda daha ağır seyreder.
Soğuk algınlığı ile grip arasındaki farklar:
Aslında her ikisi de birçok yönlerden birbirine benzer ancak grip zatürre gibi daha ileri sağlık problemlerine yol açabilir. Soğuk algınlığında genellikle burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve hapşurma belirtileri vardır. Gripte ise burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve hapşurma bazen görülmekle beraber; ateş, ağır öksürük, baş ağrısı, genel vücut ağrısı ve yorgunluk sıklıkla gorulur.
Grip sezonu ne zamandır?
Grip sezonu genellikle Ekim ile Nisan ayları arasıdır. Vakalar genellikle kış ortasında iki üç haftalık bir dönemde artış gösterir.
Gribin belirtileri nelerdir?
Grip virüsüne binlerce insan maruz kalsa da bazısı çok hafif atlatmasına rağmen bazılarında ağır seyreder. Tipik olarak grip ateş ve ağrıyla başlar, ateş genellikle yüksektir, daha sonra boğaz ağrısı, burun akıntısı, yorgunluk, baş ağrısı, öksürük takip eder. Bazı hastalarda bulantı kusma da olabilir.
Üç ile altı gün içerisinde belirtiler düzelmeye başlar ancak öksürük ve yorgunluk birkaç hafta daha devam edebilir.
Ne zaman doktora başvurulmalıdır?
Belirtiler uzun süre geçmesine rağmen düzelmiyorsa ( burun akıntısı on günden uzun sürmüş, koyu ve sarı bir renk almışsa)
3 günden fazla yüksek ateş devam ediyorsa,
Solunum sıkıntısı başlamışsa,
Çocuğun bilinç durumunda değişiklikler görülüyorsa,
Grip belirtilieri düzeldikten sonra tekrar ateş ve öksürük başlamışsa,
Çocuk yeterince sıvı alamıyorsa, dehidratasyon denilen vücutta sıvı kaybı bulguları başlamışsa, (idrar yapımında azalma, ağladığında gözyaşı olmaması, ağızda kuruluk, uyuklama hali)
Gripte en iyi tedavi destekleyici tedavidir.:
Ağrılar ve ateş için ağrı kesici ve ateş düşürücüler verilir.
Bol sıvı alınması gereklidir.
Çocuğun evde istirahat etmesi
Burnun açık tutulması ve burna yerleşen virüsleri azaltmak açısından serum fizyolojik tedavisi oldukça önemlidir.
Sevgi asıl söylemedende anlaşılabilendir. İnsanın derinlerinden gelen bir sestir. Sevgi erdemdir, kutsal bir değerdir. Eğer gerçekten seviyorsa biri ve bu eylemde haklı buluyorsa kendini, sevmenin elbet bir bedeli, çilesi de olacaktır.
Seven insan haklı olarak sevgisini bir madalya gibi göğsünde taşımanın gururunu da yaşayacaktır.
Sevgi benim için önleyemiyeceğim ve her gün biraz daha büyüyen bir tutkudur. Bana göre doğanın gerçek, kökü hiç bir zaman sökülüp atılamıyacak tek yasasıdır. Bütün yaratıcılıklarda aşk vardır. Her şeye rağmen nasıl ki, insan umutsuz yaşayamıyorsa ve yüreğinde bir umut taşıma zorunluluğu duyuyorsa. Bence insan sevgisizde yaşayamaz, sevgiyi de yüreğinde taşımak zorundadır.
Sevgidir insanı insan kılan, ululuyan, insanı insanlığı da mutlu, onurlu, erdemli kılan. İnsan sevmeden yaşayabilir mi? doğayı, toprağı, suyu, havayı en önemlisi de insanı sevmeden nasıl yaşar..İnsanla beraber sevgi de var olmadı mı yeryüzünde? Bu anlamda sevgi ve sevginin kökeni en az insanınki kadar eski değil midir?.
Sevginin gücü olmadan hayat yolunda yolumuzu bulabilir miyiz?
Aklımızı başımızda alsa da sevgi aynı zamanda yol gösterir ve de korur bizi.
Sevgi, sevdiğimiz kimselerden uzak kaldığımızda büyülü bir çığ gibi önümüzdeki yolu dümdüz eder; Kuralları, engelleri, uzakları, ayrılıkları dümdüz edip çıkmazlara, çilelere, korkulara, kuşkulara sabırla ve inatla dayanmamızı sağlar.
O sevgi ki, gücü olmadan dizimizde derman, halimizde aman kalmaz.. O sevginin gücü olmadan sıkıntı denizlerinde rüzgarsız kalmış tekneler gibi oluruz denizlerin ortasında...
Aklımdan çıkmadın inan tek bir an
Kışım belli değil yaz belli değil
Sardı yüreğimi bir tipi boran
Yolum belli değil iz belli değil..!
Senli çok hayalim düşlerim vardı
Artık bu yüreği hüzünler sardı
Yalan ile ömrüm hep ahuzardı
Kelam belli değil söz belli değil..!
Hasretin bir hançer bağrıma batar
hatıralar desen ondan da beter
Yandıkça yüreğim sen diye atar
Ateş belli değil köz belli değil..!
Gözlerim kapıda her an her saat
Gel bu yaşantıma biraz sevinç kat
Sensiz geçen ömür olurmu rahat
Akort belli değil saz belli değil..!
Korkarım gelmezsin yolların uzar
Kader mutluluğu neşemi bozar
Tükendim inan ki ben azar azar
Bahar belli değil güz belli değil..!
Türkiye\'de en büyük afetlerden biri olan 17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depreminin üzerinden tam 17 yıl geçti. Ülkemiz 20. yüzyılın başından itibaren 227 hasar ve can kaybına yol açan büyük depremi yaşarken, bu depremlerde yaklaşık 90 bin insan hayatını kaybetti, 550 bin konut yıkıldı ya da hasar gördü.
17 Ağustos 1999 gecesi saat 3.02\'de merkez üssü Gölcük olan 7.5 şiddetinde meydana gelen büyük afetin 17 inci yıldönümünde ölenleri unutmuyor ve onları rahmetle anıyoruz.
Merkez üssü Kocaeli\'nin Gölcük ilçesi olan ve 17 Ağustos 1999\'da saat 03.02\'de herkesi uykuda yakalayan 7,4 büyüklüğündeki deprem, Kocaeli\'nin yanı sıra Sakarya, Yalova, İstanbul ve Düzce\'yi etkilemişti.
Bölgenin kaderinin 45 saniyede yeniden şekillendiği, on binlerce kişinin öldüğü ve yaralandığı, yüz binlerce kişinin evsiz kaldığı Marmara depremini Düzce\'de yaşayanlar, her yıl dönümünde o anları adeta yeniden yaşıyor.Marmara Bölgesi\'ni sarsan 17 Ağustos depreminin üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen sarsıntının izleri hala yüreklerde duruyor. 18 bine yakın can alan, yüz binlerce kişiyi evsiz bırakan depremin ardından, o anı yaşayanlar, gözyaşlarına hakim olamıyor.
Depremin gerçekleştiği 45 saniye geride kaldığında gecenin karanlığı yüzyılın felaketini yaşadı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yaşanan acının ve depremin yıkıcı gücünün akıl almaz boyutları ortaya çıktı.
O yıllarda Bolu\'nun en büyük ilçesi konumundaki Düzce\'de 168 bin kişi yaşıyordu ve o gece çok sayıda bina yerle bir olmuştu. Devlet hastanesi de yıkıldığı için yaralılara müdahalede büyük güçlükler çekilmiş, belediyeden, telsiz ve hoparlörlerle eczacılara eczanelerini açmaları, hekim ve hemşirelere de hastanelere gelmeleri için duyuru yapılmıştı. Deprem Ankara-İstanbul yolunda da hasara neden olunca yardım ekipleri ve ambulansların Düzce\'ye ulaşmasında büyük sıkıntı çekilmişti.
Depremin üzerinden geçen üç saat içinde çevre merkezlerden bölgeye hiçbir ambulansın ulaşamadığı bildirilmiş, tüm Marmara\'yı olduğu gibi Düzcelileri de gece yakalayan depremde ilk aşamada 30 binanın tamamen yıkıldığı belirlenmişti. Depremin ardından bölgeye yardım gönderilmeye, çadır kentlerin kurulmasının ardından prefabrik evler yapılmaya başlanmıştı.
17 Ağustos Marmara ve 12 Kasım Düzce depremlerinde kentte birçok binayla birlikte 28 cami tamamen yıkılmış, 60 caminin minareleri yerle bir olmuştu.
İbadethanelerin yeniden yapımları söz konusu olmaya başladığında ise deprem korkusu ön plana çıkmış, yüksek kubbeli camilerden vatandaşlar korkar olmuştu. Kentin tam merkezinde bulunduğu için \'\'Merkez Camisi\'\' olarak adlandırılan, depremde yıkılan cami, deprem sembollerinden, deprem anıtlarından biri haline gelmişti. Aradan geçen sürede bazı camilerin onarılmasına başlanmıştı.
Üzüntümüz büyük. Ölen insanlarımıza Allah\'tan rahmet yakınlarına da sabırlar diliyoruz.O büyük acıyı unutmadık unutmayacağız..
17.Ağustos,
Aklın mantığın , izanın durduğu
Vicdanların sızladığı , İnsanlığın ağladığı
Göz yaşlarının oluk ,oluk aktığı kanadığı gün...
Hayatını kaybeden tüm kardeşlerimizi rahmetle anıyoruz.
Epilepsi, tekrarlayan nedensiz nöbetlerle tanımlanan kronik nörolojik bir bozukluktur. Eğer kafa travması, ateş, alkol alımı, yasadışı uyuşturucu kullanımı vb. gibi teşhis edilmiş uyaran bir faktör olmadan birden fazla nöbet geçirdiyseniz, epilepsiniz olabilir. Pek çok epilepsi hastası nöbetler arasında tamamen normaldir.
Bazt genlerin kalıtsal epilepsiye neden olduğu tespit edilmiştir. Fakat yine de epilepsinin genetik yönü hakkında ortaya çıkarılması gereken pek çok şey bulunmaktadır. Bazı epilepsi vakaları sonradan edinilmiştir. Doğumsal kusur ve yaralanmalar, kafa travması, beyin enfeksiyonları ve beyin tümörleri gibi belli koşullar epilepsiyle sonuçlanabilir. Vakaların üçte ikisinden fazlasında epilepsinin altında yatan belirli bir neden bulunmamaktadır.
Nöbet geçirmiş olan herkes epilepsi hastası değildir. İnsanların yaklaşık %10u hayatları boyunca bir nöbet geçirmektedirler, bunların çoğu da ‘nedene bağlı ortaya çıkan’ nöbetlerdir. Bu insanlar bir nöbet daha geçirmeyebilirler, ve bu nedenle epilepsi hastası değillerdir.
Bu hastaların en sık sorduğu sorulardan biridir. Epilepsinin altında yatan pek çok neden bulunmaktadır. Genelde epilepsinizin nedeni belirlenemez.
Epilepsinin bilinen bazı nedenleri şu şekildedir:
Kafa yaralanmaları.
Beyin enfeksiyonları.
Alkol,
Beyin tömürleri,
Dejeneratif beyin hastalıklar,
Zihinsel gerilik ve beyin felci
Genetik yatkınlık,
Ateşli nöbetler
Bağ dokusu bozuklukları
Kanser;,
Mitokondriyel bozukluklar, migren ve psikiyatrik şartlar gibi bazı diğer bozukluklar.