YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

  • noimage



    Kendine güven çok önemli.Başarılı olmanın en önemli nedenlerinden biridir öz güven.Hangi konularda iyi iseniz
    kendinizi daha iyi geliştirerek güveninizi artırabilirsiniz.Hiç bir zaman özellikle de iyi olduğunuz konularda çekingen olmayın.

    Kendine güven, doğuştan gelen bir özellik değil. Ama kesinlikle öğrenebileceğiniz bir özellik ve ne kadar pratik yaparsınız, kendinize olan güveniniz okadar artacaktır.
    Hangi konularda en iyi olduğunuzu keşfedin ve bunu sermayeniz haline getirin. Kendi mesleğiniz yada yapmakta olduğunuz işinizin bir alanında uzmanlaşmaya karar verin.

    Fikirlerinizi çekinerek ve özür dileyerek söylemeyin. Dik oturun yada ayakta dik durun ve lafları ağzınızda fazla gevelemeden direkt konuşun.

    Hedefleriniz ulaşılabilir ve gerçekçi olmalı, üzerinizde ağırlık yaratmamalı. Hedeflerinizin rolü, sizi uzun ve kısa vadede varmak istediğiniz yere ulaştıracak itici güç olmalı.
    Asla vazgeçmeyin;
    İş arayanların yaklaşık üçte biri, ilk iki ay içinde pes ediyor çünkü genelde yeni bir iş bulmanın çok kolay ve çabuk olduğu düşünülüyor. Ancak çok nadiren bu mümkündür- hızlı çözüm , köklü çözüm demek değildir.
    İş aramak, devam eden bir süreç olduğu için, düzeli olarak gözden geçirme gerektirir.

#19.08.2016 06:35 0 0 0
  • noimage


    İnsanları kırmak kolay oysa yeni dost kazanmak zordur. Her zaman böyle olur yapmak zor dağıtmak ise kolaydır. Bazen bunu isteyerek yaparız. Sonuç da ne olur? Arkadaşlık ilişkimiz biter. Köprüleri atmış oluruz. Hiç düşündünüz mü “Neden bunu yaparız?” Bir sebebi varmıdır? Çoğu zaman sebebini de bulamazsınız. Bir anlık duygu-davranış durumumuzun sonucudur bu. Öfke kin hırs intikam bu kararı vermemize yani köprüleri kolayca atmamıza neden olur.

    Bir de olayın başka yönü var. Kimse kimseye mecbur değildir kimse kimseyle aynı evde yaşamak aynı iş yerinde çalışmak zorunda değildir. İsteyen kapıyı açar gider. Kapanan o kapı atılan köprü gibidir. Kapı bir daha açılmayabilir.
    Oysa her bir insan ayrı bir dünya demekdir ve onlardan öğreneceklerimiz vardır. Bunu da bilmek lazımdır.

    Biz ise insanlardan ayrıldığımız zaman nedense onları cezalandırdığımızı düşünürüz. Oysa bir bakıma kendimizi de cezalandırırız. Bunun da farkındamıyızdır? Tartışmada haklı da olabiliriz. Bu geçerli bir sebepmidir? Önemli olan sebep mi yoksa sonuç mudur? Haklı olup dost kaybedip yalnız kalmak iyimidir?

    Hatırlamak gerekir. “Hayat oyun değildir.” Hata yapıp affedilme şansımız çoğu zaman yoktur. her şeyi kolayca silemeyiz.

    Mantığımızı ya da çıkarlarımızı her zaman iyi kullanamayız. Duygularımız çoğu zaman ön plana çıkar ve duygularımız mantığımızı dinlemez. Bu nedenle “kafanı kır ama kalp kırma” prensibine uymamızda fayda vardır. Çünkü kalp evdeki vazonuz gibidir. Kırın dünyanın en yapıştırıcısı ile yapıştırın ilk hali gibi olmaz biraz bozulmuştur kırılmasından dolayı izler vardır üzerinde hem de hiçbir şekilde geçmeyecek olan izlerdir bunlar. Unutmayalım.


#19.08.2016 06:29 1 0 0
  • noimage


    Cuma Günü
    Cuma günü müslümanlar için bir bayram günü demektir. Cuma namazı cemaatle kılınır. Bu sebeple müslümanlar bir araya gelerek birbirleri ile yakından tanışmak ve görüşmek imkânı bulurlar. Her hafta müslümanların böyle bir araya gelmesi aralarındaki dostluğu artırır, birlik ve beraberliği güçlendirir.
    Cuma, önemli olayların meydana geldiği çok hayırlı ve faziletli bir gündür. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
    «Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün cuma günüdür. Adem (a.s.) o gün yaratılmış, o gün cennete konulmuş ve o gün cennetten çıkarılmıştır.» (58)
    «Cuma gününde bir saat vardır ki, hangi mü'min o saatte Allah'tan bir dilekte bulunursa Allah onun dileğini kabul eder.» (59)

    CUMANIZ MÜBAREK OLSUN..

#19.08.2016 05:33 0 0 0
  • Babası bir hapisanede mahkumdu küçük kızın. Her haftasonu babasını ziyaret içi...n annesiyle birlikte
    h...apisaneye giderdi.
    Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapisane kurallarına göre
    özgürlügü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.Bu sebeple kagıda çizdiği
    kuş re...smini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı…
    Çok üzülmüştü küçük kız… Babasına söyledi bunu o da \\\”üzülme kızım yine çizersin;
    bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?\\\” . dedi
    Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine
    siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu.Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne?
    Küçük kız babasına eğilerek sessizce .
    Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri..
#18.08.2016 20:48 0 0 0
  • 1950 den itibaren unutulmaz yüzlerce
    şarkı....muhteşem bir link....

    http://www.tropicalglen.com/
#18.08.2016 20:23 0 0 0
  • noimage

    Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
    Güneş onu yakıp kavurur.
    O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
    "Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
    Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
    Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
    Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
    Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.
    Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
    Herşey karşısında eğilir.
    Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
    Ordan eser burdan eser, kaya banamısın demez!
    Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
    Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı....

    Sırtında bir acı ile uyanır....
    Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır...
#18.08.2016 20:02 0 0 0

  • Birbirimizi görmeden tanımadan ve sadece "hissederek" yürüttüğümüz dostluk ilişkisi yaşamımızdaki diğer ilişkilerden çok farklı gelişiyor...

    Gerçek yaşamda önce fizikleriyle giyim kuşamlarıyla sonra da fikirleriyle ve yaşam görüşleriyle zihinleriyle tanışırız insanların..

    Oysa burada sanal ortamda önce fikirler ve görüşler ön plandadır birbirimizi zihinlerimizle tanırız severiz (ya da sevmeyiz) ve bazen de tanımak isteriz görüşür tanışırız...

    Değer verir dost oluruz...

    Bazen bu büyü bozulmasın diye dürüst olamadığımız için tanışmayı istemeyiz. Karşımızdakinin dürüstlüğü veya bizimki bir şekilde kafamızda hep dürüstlüğü sorgularız güvenmek isteriz yazılana dostlarımıza....

    Gerçekten o kişi mi...
    Gerçekten böyle mi düşünür...
    O mu gerçekten bizim etkilendiğimiz...
    Sevgi duyduğumuz...
    Yoksa yalan mı bize söyledikleri...
    Yoksa...
    Yoksa...

    En azından insanları iddia ettiği kadar sevmiyor olabilir mi? Zaman içinde tanıdıkça kuşkular başlayacaktır...

    Hiç kimse yalanı sürekli sürdürecek kadar zeki değildir...Ve hiç kimse de bu yalanlara sonsuza kadar inanacak kadar saf değil...

    Dürüstlük özgürlük demektir ve özgürlük kısıtlanmamalıdır asla...
    "Özgürlüğünüz kendisine vurulmuş olan zincirlerinden kurtulduğunda daha çok büyüyecek bir özgürlüğe zincir olur..."
    Ne kaybederiz ne olur boyumuz kısa veya uzun ise zayıf veya şişman isek....
    Sağlığımız yerinde veya değil ise...
    Eksiklerimiz varsa...
    Paramız olsa veya olmasa...
    Veya o filmi görmemişsek o şiiri duymamışsak...
    Ya da o ülkeye gitmemişsek...
    Sesimiz güzel değilse...
    O konuya yabancı isek...
    Söylediğimiz yaşta değilsek...
    Manken-fotomodel bir kadın değilsek..
    Ya da yaşamımızda olmadığını söylediğimiz birileri varsa...
    Ne fark eder dostluk adına...

    Yalanların esiri olarak yaşamak ve bir gün her şeyden kaçmaktansa dürüst olmayı denesek dostlarımıza ve kendimize...
    Yarattığımız dünyanın birgün başımıza çökmesindense...
    En acı gerçeğin bile en güzel yalandan üstün olduğunu hatırla...
    Dürüstlük temelinde oturan dostlukların daha değerli ve uzun ömürlü olacağını ta içinde biliyorsun...
    Unutma uzun vadede dürüstlük her zaman galip gelecektir...
    Çünkü biz birbirimizi seviyoruz klavyenin tuşlarındakini sahte dostu değil sadece ve tam da şu halimizle birbirimizi...
#18.08.2016 19:57 1 0 0
  • noimage

    Bu İçimdeki Ateş Ne Zaman Dinecek?
    Bu Yangınlar, Bu Acılar Ne Zaman Son Bulacak!
    Ben Garip, Gece Garip!
    Üşüyorum!
    Susuyorum, Sustukça Kıyametim Oluyorsun!
    Sende Bitiyor Sonum Görmüyorsun...!
    Kelimeler Boğazımda Düğüm, Çözülmüyorsun!
    Ne Yazsam, Ne Söylesem Anlamıyorsun.....

#18.08.2016 19:49 0 0 0
  • Aşırı istenilen, geç kavuşulan, tek çocuk, ilk çocuk, tek erkek veya kız çocuk, en küçük çocuk, geniş bir sülalenin tek erkek çocuğu gibi çocuklar genellikle abartılmış sevginin odak noktası olurlar. El bebek gül bebek büyütülürler. Kucaktan yere indirilmezler.Genellikle bu tür çocuklar erken konuşup geç yürürler. Aile tarafından çocuğun her çağrısına cevap verilir. Bir kral gibi her dediği hiç istisnasız anında yerine getirilmeye çalışılır. Bu tür çocukların üzerlerine titrenir. Ağlamasın, üşümesin, terlemesin hasta olmasın, yorulup incinmesin, mikrop kapmasın diye aile üyeleri ellerinden gelen tüm gayreti gösterir. Adeta çocuk bir cam fanus içinde büyütülür.

    Abartılmış sevgi ve aşırı koruyuculuk daha çok anne çocuk ilişkisinde ortaya çıkmaktadır. Aşırı koruyuculuğun ve sevginin altında yatan ana sebep annenin yalnızlığı ve hayattan özellikle de eşinden ve evliliğinden beklediğini bulamamış olmasıdır. Aşırı koruyucu anne çocuğuyla öyle bütünleşir ki onun büyüdüğünü ve olgunlaşabileceğini asla kabul etmek istemez. Bu tür anne-babalar (Çocuklar genelde üç yaşından itibaren rahatlıkla kaşık kullanabilir) çocukları 8-9 yaşlarında olmasına rağmen yemeklerini kendileri yedirmek isterler. Ergenlik çağında bulunan 13-14 yaşındaki çocuklarına kendileri banyo yaptırmak isterler.Çocuğun veya gencin kıyafetlerini anne baba seçer.Çocuğa evde seçim konusunda pek söz hakkı verilmez.Çocuk ergenlik çağına girmiş olmasına rağmen anne çocuğuyla yatmak ister.Sebep olarak da "Geceleyin çocuk korkulu bir rüya görür de, korkarsa ben onun sesini duyamam,onun yanın da olmalıyım ."gibi bahaneleri vardır.Anne bu tür davranışlarıyla çocuğu- na olan derin sevgisini dile getirdiğini ve çocuğuna yardım ettiğini düşünmek- tedir.Ama gerçekte kendi yalnızlığını ve mutsuzluğunu ,çocuğuna kendisini adayarak telafi etmeye çalışmaktadır.Çocuğunu kendine aşırı bağımlı yaparak kendisini değerli ve eşi bulunmaz hissetmektedir.Çünkü çocuk en ufak davranışta dahi annesinin fikrini almaktadır.Anne çocuğu kendisine tutsak etmekte ve bağımlı kılmaktadır.

    Aşırı koruyucu ve abartılı sevgisi olan anne babalar çocuklarına derin duygusal bağla bağlıdırlar.Anne baba çocukları için sebepsiz yere aşırı kaygı içindedirler.Bu kaygı da onları çocuklarını aşırı korumaya yönlendirir. Çocuğu mutlu edemeyeceklerini düşündükleri için hep endişelidirler.Çocuğa karşı boğucu şefkat gösterirler.

    "Çiçeğin suya ihtiyacı vardır ama çok sularsanız ölür gider."

    Bu tür ailelerde çocuğa doğal yaşam hakkı verilmez.Onu ilgilendiren kararlar da yaşı kaç olursa olsun fikri sorulmaz.Çocuğa ve onun problemlerine karşı objektif davranılmaz.Çocuğun yanlışları anne baba tarafından görülmek istenmez, olanlar ise bertaraf edilmeye çalışılır. Anne baba çocuğa yaptırmak istedikleri bir davranış için duygu sömürüsü,(yemedim yedirdim,giymedim sana giydirdim,gençliğimi sana feda ettim..) metodu ve şiddetli şefkat yöntemi kullanırlar.

    Çocuğun yeterli kas gelişimine sahip olduktan sonra tuvaletini kendi kendisine yapmasına ve kendi başına yemek yemesine ,uyumasına,giyinip soyunmasına,kendi seçimlerinin olmasına,arkadaşlarının davetlerine katılmasına ve onları davet etmesine,psiko-sosyal gelişiminin tamamlanmasına sevgi ve koruyuculukta ölçülü davranarak onlara yardımcı olmalıyız.Onlara özerklik tanımalıyız.
#18.08.2016 19:29 0 0 0
  • Önce kendi kanatlarına güven!
    Büyük başarı kalpten gelir, beyinde büyür, ellerden hayata akar.
    Dışımızdaki limitler içimizdekiler kadar büyür ya da küçülürler.
    Kafesten çıkınca değil kafesi içimizden çıkarınca özgürleşiriz.
    Kendi yolundan, kendi kanatlarıyla, kendi hayaline gidenlere

    Kendi gücüyle başarmayı anlatan yeni bir `başarı müfredatı`:
    Baş + arı: 'Baş' olmak için 'arı' gibi çalışmak gerekir!
    Başarı sonuç alır susar, başarısızlık açıklama ister.
    Başarı (b)ilgi ister. `Bilgi`nin de beşte dördü `ilgi`dir!
    Sadece iyide değil kötü yolda da rekabet vardır!
    Her başarının bir son kullanma tarihi bulunur!

    İnsanlar üçe ayrılır: Gerçekten başarılılar başarılıyım diye geçinenler ve başarılı insanlar üzerinden geçine
#18.08.2016 19:20 0 0 0
  • 6 Yaşındaki Çok Yaramaz Çocuk Eline Makası Alır Ve Yeni Alınan KoltukLarı Kesmeye BaşLar.
    Babası Eve GeLir Çocuğu Görür,Eline Makas Ve KoltukLar Paramparça...
    Baba DeLiye Döner Ve,Ceza oLarak Çocuğun Ellerini Bi SandayLeye BağLar Sabaha Kadar ÖyLe Bırakır.
    Sabah oLduğunda Çocuğun Elleri Mosmor ve Kangren oLmuş.
    ... Hastaneye GiderLer Ve,Çocuğun Elleri KesiLir.
    Ertesi Gün Babası Eve GeLince Çocuk Ona Döner Ve;Babacığım Bak Bu Gün Hiç Yaramazlık Yapmadım,Ellerimi Geri Ver Lütfen.' Der.
    Ve Babası Dayanamayıp İntihar Eder...
#18.08.2016 18:50 0 0 0
  • Bir adam Microsoft şirketine iş için konuşmaya gidiyor.
    Girmek istediği iş de tuvalet temizleyiciliği.

    HR menajeri ile görüşüp tıkanmış bir lavaboyu temizleyip testten geçiyor.

    HR menajeri adama testi geçtiğini, hangi gün saat kaçta iş başı yapması gerektiğinin kendisine e-mail yoluyla gönderileceğini söylüyor.

    Ada, bilgisayarı olmadığını dolayısıyla e-mail kullanmadığını açıklıyor. HR menajeri: "Üzgünüm ama e-mailiniz yoksa siz sanal olarak var sayılamazsınız ve bu yüzden sizi işe alamayız." diyor.

    Adam çaresizce dışarıya çıkıyor ve "Ne yapsam, ne etsem!" diye düşünürken cebindeki 10 dolar ile 20 kilo kiraz almaya karar veriyor. Kapı kapı gezerek kirazları satıyor ve 2 saat içinde sermayesini 2 katına çıkarıyor. "Bu şekilde ekmek paramı çıkarabilirim." diyerek her gün sabah erkenden kalkıyor ve kapı kapı dolaşarak kiraz satıyor.

    Her gün sermayesi büyüyor. Derken küçük bir kamyonet alıyor ve satışa devam ediyor. Az bir zaman sonra büyük bir kamyon ve birkaç küçük kamyonet alıyor.

    ...5 sene geçiyor...

    Bu adam şu anda Amerika'nın en büyükleri arasında yer alan bir nakliyat şirketinin sahibi. Bir gün ailesinin geleceğini düşünerek sigorta yaptırmak istiyor.

    Sigorta şirketi kendisinden bir e-mail adresi istiyor. E-mail kullanmadığını söylediğinde sigortacı: "İlginç, e-mailiniz olmadan büyük bir holding kurmuşsunuz. Bir de e-mailiniz olsaydı neler yapardınız!" diyor.

    Adamın cevabı:"E-mailim olsaydı şu an da Microsoft'ta tuvalet temizliyordum."
#18.08.2016 18:46 0 0 0
  • Tanıştığım ilk melek..
    noimage
    Sesinizden ateşinizi ölçebilen insan
    her zaman beni kurtarabilecek insan
    sabahlara kadar koynunda ağladığım
    yemek uzmanı düzen insanı,
    bilgili
    kültürlü şahsiyet,
    noimage
    Laf sokma dalında oskar adayı,
    sevdiğim hatta taptığım aşmış şahsiyet
    sizi dünyada en fazla sevebilecek insan
    noimage
    İlk aşkım
    çayımı şekerine kadar koyup
    karıştırıp öyle getirir bana..
    hayda ağlamanın ne alemi varki şimdi yaa..
    Herşeyimi anlatabildiğim arkadaşım..
    beni arkadaşlarımdan kıskanan,
    vakit geçirmekten zevk aldığım sarılıp ağladığım, güldüğüm
    hayatımın vazgeçilmez parçası..
    noimage
    Ne kadar üzsemde
    geceleri uyurken nefes alış verişini dinleyip
    huzur bulmamı sağlayan
    ve yokluğunda benide yok edebilecek tek insan.
    noimage
    Yemek yemediğinizde aç kalan
    ancak sizde yerseniz doyduğunu hisseden,
    kendinden sizin için vaz geçeblecek tek varlık
    Bu gün önce kalbini kırdığın
    lakin daha sonra öpüp,koklayıp sarılıp
    gönlünü almayı başardığım;
    kanatsız meleğim.....
    noimage
    tanıştığım ilk dost
    ilk patron
    ilk insan
    gözlerine her baktığımda
    ayaklarının altındaki cennete uzandığım kadın..
    kokusu farklı sevgisi ayrı olan insan..
    kocaman bir kase dolusu nar ayıklayıp,
    içine tatlı kaşığı koyup ayağına getiren tek insan..
    bir insanı en fazla düşünen,
    acısını kendi acısıymış,
    mutluluğunu kendi mutluluğuymuş gibi hisseden,
    en çok sizinle ilgili rüya gören..
    noimage
    Ne kadar üzsemde ..
    10 dakika sonra beni affediyor yaa..
    bu nasıl birşeydir anlamış değilim..
    karşılıksız sevgi,.. karşılıksızz..
    çocukların ağzındaki kutsal kelime..
    yanakları bir milyon pamuk helva gücünde olan..
    hastanede ameliyat sonrası kendime gelme arifesinde,
    gözlerimi bile açamıyorken kokusunu
    duyduğum
    ve içime tatlı bir huzur çöktüren melek.
    insanı hayatı boyunca gerçekten seven tek şey..
    göğsüne yatıp sadece öyle durmanın bile psikoterapi etkisi yaptığı kadın
    en incinmemesi gereken insan..
    en geçerli yaşam sebebi..
    rafa kaldıracağı tişörtün
    3 oğlundan hangisine ait olduğunu
    koklaya.rak anlayan muhteşem varlık..
    noimage
    göz yaşımın ilacı
    benim için yaşıyor
    seni seviyorum deyince utanan
    ve şaşıran insan modeli
    yazması kolayda söylemesi........
    Geceleri uykusuz kalmayım diye
    gizli gizli elinde makas 3000 lik puzzle'i
    şekillendirip işi oldu bitiye getiren canımın canı
    can bahçesi..
#18.08.2016 16:53 0 0 0
  • noimage

    İnsanları anlamak ve tanımak çok zordur. Bir bakmışsın çok iyi tanıdığını sandığın sevdiğin,
    güvendiğin kişi bambaşka biri oluvermiş.

    Hep duyduğumuz "iki yüzlü biri" ifadesi bence bu zamanın insanları için yetersiz kalıyor.Aslında "binbir yüzlü"
    dense daha iyi olur. Şimdiki zamanın koşullarını ve binbir yüzlü insanlarını gördüğümde "iki yüzlü" insanlara
    bile şükür ediyorum.
    Birinin yüzüne baktığımızda ne kadarda güzel biri deriz. Saf, masum diye düşünürüz.İçindeki diğer kişiliğini bilemeyiz.
    Bir zaman sonra tanıdığımızda eğer bize diğer yüzünü gösterirse şaşırıp kalırız ve derizki " benim masum, saf, güzel
    dediğim kişi bu mu?".
    İşte o an o insanın bilinmeyen yüzü karşısında kendini suçlarsın onu iyi tanımadın diye.

    Hele birde ailenden çok sevdiğin, herşeyini paylaştığın, canından kanından biri oldu mu bu çok kişilikli şahıs o zaman
    kendini dahada üzersin hep düşünürsün "neden?" diye.Düşünün mesela çocukluğunuz, yetişkinliğiniz birlikte geçmiş hayatınızın çoğunu birlikte paylaşmışsınız; gün olmuş birlikte ağlamış, gün olmuş birlikte gülmüşsünüz.

    Sonra işler birden değişmiş sizin onun desteğine, ilgisine ihtiyacınız olmuş işte o anda dost bildiğiniz kişinin gerçek yüzü ortaya
    çıkmış.Söylenmeyen sözler söylenmiş ve yapılmayan davranışlar yapılmış öyle bir içinizi acıtmışki geçen onca güne lanet etmişsiniz.
    Sizde onun gibi davranarak onun seviyesine düşmemişsiniz.Siz kişilik değiştirmeden eskisi gibi kalıp bir gün onun hatasını anlayacağını düşünerek size geri döneceğini beklemişsiniz.

    İşte gerçek insan ve tek kişilik bu.Saflık, masumiyet, nezaket, kendin gibi olmak bu.

#18.08.2016 10:51 0 0 0
  • Beklemek… Sessiz sedasız, neyi beklediğini bile bilmeden beklemek.
    Bir mavi düş; düşüncemden ötede. Ne zaman ıssızlaştı etraf bu kadar?
    Yollar önümde; dağlar, taşlar, çimenler seriliyor ayaklarımın altına,
    şeker pancarı tarlalarının kokusu burnumda, yürüyorum… Bazen yorulup oturuveriyorum;
    ellerim toprağın içinde, kırmızı topraklar, irili ufaklı kayalar, dikenler, otlar, böcekler en çokta karıncalar…
    Düşüncemden öte gidebilir miyim? Bir mavi düş içimde; içimin içinden çıkarabilir miyim seni?
    Düşten öte, düşüncemden öteye gelir misin benimle? Bir ağlamak duygusu sarıyor günlerdir içimi…
    Ne için, kime, neye ağlayacağımı bilmiyorum ki; onu da tutuyorum içimde… Sebepsiz ağlar mı insan? Kim bilir ağlar belki de…
    Bir orman da kaybolmak istiyorum bu aralar. Gizli bir ağaç kovuğu bulmak, sığınmak… Yağmurlar yağsın istiyorum çok yağsın;
    bütün orman yıkansın, beni de yıkasın damlalar… Korkmadan hiçbir şeyden kaybolmak… Tanıdık bütün hüzünlerden uzakta kaybolmak…
    Bir yere ait olmak… Ait olmak… Nereye aitim? Boşlukta gibiyim. Cevap yok… Issızlaştı iyice etraf.
    Bir mavi düş, düşüncemden ötede… Düşüncem… Düş… Ben…
    İçimde tutmuyorum artık göz yaşımı… İçten içe biriken benmişim içimde…
    Yersizliğime içlenmiş içim… Sebebim…

    Hiç evim olmamış ki benim!
#18.08.2016 10:40 0 0 0
  • noimage

    Rusyada annesi tarafından bir ev hayvanı gibi yetiştirilen 7 yaşındakirus çcocuğun kurtarılmasıyla ilgili haber,
    dünya medyasının ilgisini çekmişti..7 yaşındakı kuş çocuk tüm yaşamını kendisine evdeki hayvanlardan
    birisi gibi davranan annesiyle birlikte kuşs kafesleriyle dolu bir apartman dairesinde geçirdi..31 yaşındaki anne.
    çocuğuyla konuşmaz ve onu kuş dilini öğrenmeye zorlayarak bir kuş gibi yetiştirir.
    Galina VOLSKAYA isimli bir sosyal uzman, çocuğu her yerde ıkuşpisliği bulunan iki odalı apartman dairesinde
    bulduklarını açıklar..talıhsız .çocukla iletişim kurmaya çalışan uzmanlar,onun bir kuş gibi cıvıldadığını görünce,
    hayrete düşerler.Dahası çocuk kollarını kuş gibi çırpmaktadır.Yetkililer çocuğu annesinden alarak bir tıbbi
    merkeze teslim ederler.
#18.08.2016 09:37 0 0 0


  • Hemen her anne baba çocuklari parmaklarini emdiklerinde ‘acaba bir sorun mu var?’ kaygisina kapiliyor. Toplumdaki yaygin kaninin aksine parmak emme uzmanlar tarafindan olagan bir durum olarak görülüyor. Ancak dikkatli olmakta fayda var, çünkü parmak emme bazi durumlarda psikolojik bir soruna da isaret edebiliyor!

    Parmak emme çocuklarda psikolojik bir etken olmaksizin 3-4 yasina kadar görülen ve olagan kabul edilen bir durum. Yüksek oranda beslenmeye bagli olmuyor ve açliktan kaynaklanmiyor. Agizdan haz da alindigi için parmak emme, emme psikolojik doyum da sagliyor. Bu nedenle 1 yas civari çocuklarin hemen hemen yarisi parmaklarini emiyor. 18. ayda parmak emme siklasiyor ve 3-4 yasina normal kabul ediliyor. Acibadem Fulya Hastanesi Çocuk Sagligi ve Hastaliklari Uzmani Dr. Demet Matben, çocugunuz 4-5 yaslarina geldiginde parmak emme aliskanligi devam ettigi takdirde ona bu davranisinin çocukça oldugunu anlayabilecegi bir dille anlatmaniz gerektigini dikkat çekerek, “Çocuklar bu yaslarda büyükleri taklit etme egiliminde oluyor. Ancak eger 5-6 yas sonrasinda hala parmak emiyor veya hiç emmezken parmak emmeye basliyorsa, çocugunuzun hayatinda ne gibi kaygi etmenleri bulundugunu iyi arastirin ve gerekirse bir uzmandan yardim alin” uyarisinda bulunuyor. Çünkü ilgili uzman
    Çocuklar neden parmak emerler?
    • 1 yas civarindaki çocuklar uykuya geçerken,

    • Dis çikarma zamaninda dis mineleri kasindigi için,

    • Çevrelerinde parmak emen birilerini model aldiklari zaman,

    • Ebeveynler arasi gerginliklerde,

    • Yeni kardesin dünyaya gelmesi durumunda,

    • Zorlukla karsilastiklarinda, utanma, sikilma, yorgunluk belirtisi olarak,

    • Sevgi ve güven eksikligi varsa,

    • Memeden erken koparilmissa,

    • Ek besinlere zorlanmissa parmaklarini emebiliyor.

    Parmak emmesini önlemek için…

    • Çocugunuzu uygun pozisyonda besleyin. Bebeginizi emzirirken veya biberonla beslerken gögsünüzün sicakligini duyacak sekilde kendinize yaklastirin. Böylelikle bebeginiz kendisini güvende hissedecektir. Ayrica yemek verirken hirpalamaktan ve azarlamaktan da kaçinin.

    • Memeden erken kesmemeye çalisin.

    • Ona uygun çesitli faaliyet olanaklari ve oyun ortami yaratarak mesgul olmasini saglayin.

    • Çocugunuzun psikolojisini olumsuz yönde etkileyecek davranislarinizi düzeltin. Siddet uygulamayin ve onu batil fikirlerle korkutmayin.

    • Parmak emmesini terk etme arzusunu harekete geçirmek için onu ödüllendirin.

    • Parmagini agzina götürdügü zaman zararsiz aci mayi sürülebilir veya ellerine eldiven takabilirsiniz

    • Ona kendi kendini kontrol edebilmesi için isterse bu aliskanligi terk edecegi inancini kazandirin.
#18.08.2016 07:46 1 0 0