İçime nasıl girdin,nasıl aktın yüreğimden gözlerimden böylesine
Oysa kurallarım vardı
Duvarım vardı kimsenin aşamayacağı
Sen her birini tek bir bakışla,tek bir gülücekle
Ve kocaman yüreğinle yıktın
Yüreğimle savaştım sev-me-mek için
Hep korktum sevmekten
Seversem incilmekten
Yaralanmaktan nefessiz kalmaktan korktum.
Oysa sen öyle bir suç işledin ki
Ne cezanı kesebiliyorum, nede kızabiliyorum
Sen yüreğimi çaldın,yürek hırsızı(m)
Günahı boynuna suçların
Diz çökmeyen kavgasında
Yine de ''SEN'' demenin
Birtek sana yenilmenin
Sancısını sevdim...
En değerli yerimi aldın benden
Kurallarımı yıkan,duvarıma yıkan sevdiğim adam
Yüreğimi benden aldın alalı hep mutluluk yaşadım
Her gözyaşımda ellinle sildin her damlayı
Her defasında beni güldürmeyi başardın
Ben seninle çok mutluydu ( m )yüreğim sendeyken bile nefes alabiliyordum
İlkimdin,sonum olmanı istedi-m
(Olmadı..)
Şimdi yüreğimle başbaşayım
Avuçuma yaralı bir kuş bıraktılar
Nasıl yaşatırım bilmiyorum
Kendimle,senle,yüreğimle savaşımın sonu
Yaralı bir kuş
Kanadı kolu kırık
Tek bir damla gözyaşı yeter son nefesini avucumda vermeye
Yaralıyım sevdiğim
Tek bir damla yetecek bu nefesimi vermeye
Ama bir sözüm var sana güçlü olup,savaşma-k
Ne zor biliyormusun?Yüreğim bende ama atmıyor sanki...
Zaman geçmek bilmiyor
İnsanlar kahkalar atıyor etrafda
Benimse gözlerim aktı akacak bir bulut var
Zor tutuyorum kendimi
Kanadı kırık bir kuş gibiyim
Gidemiyorum kan revan içindeyim
Seninleyken yeni yerler keşfettim ben gökyüzünde
Hiç yorulmadım kanatlarımı çırpmaktan
Seni boğaz'da
Beni ise porsuğun kenar'ında yaraladılar..
Sana gelmek isterken gelemiyorum her yıprınışımında biraz daha güçsüz oluyorum
Artık savaşamıyorum ne o engellerle
Nede şu yaralı yüreğimle..
Yokluğunun çanları çalıyor
İnan yüreğim sızlıyor sensizlikte
Diyorum ki;keşke böyle yaralı bırakmasalardı bizi
Tamamen bitirselerdi
Hergün yeni bir güneş doğuyor
Ama bana karanlık bir tan doğumu sadecece..
Yüreğimle en güzel savaştın sen zafer'imdin
Şimdi yüreğim karanlık bir bulutla savaşıyor
Şimşekler çakıyor ve yüreğim biraz daha yara alıyor..
Öyle bir anımda bu harika süprizi yaptın ki bunu burdan izah edebilmem mümkün değill..Ama şuna yürekten inanıyorum CANI GÖNÜLDEN DOSTUM KARDEŞİM OLDUĞUN İÇİN olsa gerek beni en hassas duygusal anımda bu harika yürek seslenişini yaptın...Çok ama çok mutlu ettin yüreği güzel; kendi güzel kardeşimm...
Biz insanlar için iyi ve kötü olan herşey..Elbette paylaştıkça artıp ;azalacak bu anlar.Burda benim CANDOSTUM kardeşim oldun herdaim yanımda oldun..Binlerce kez teşekkür ediyorum; ne kadar etsemde az sana canım...
Seni tanımaktan,dostluğunu,kardeşliğini kazanmaktan mutlu ve onurluyum...Beni bu güzel süprizinle çok mutlu ettin Rabbim'de seni mutlu etsin canım...
....İYİ Kİ VARSIN VE HEP VAROL ŞAYESTEM....
görmesekte biribirimizi, duymasakta sesimizi
buluşuruz bir gün elbet
gönülden gönüle giden bir yolda
mevsim kış
üşüyorsun belki
unutma dostumsun sen gülüşü gül kokan
her zaman açık gönül kapım
Türkiye'deki bazı yüksek ögretim programlarında, anne veya babası, işi veya görevi nedeniyle yurt dışında bulunduğu sırada,orta öğretimlerini bu ülkelerin lise veya dengi meslek okullarında yapan öğrenciler için kontejan ayrılmıştır.Bu yurtiçinde kontenjanlardan yararlanmak isteyen adaylar Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yurt dışında Köln Başkonsolosluğu,Türk Kültür Merkezi'nde ve Ankara'da Temmuz ayının ikinci haftası Pazar günü aynı saat de yapılan sınava katılmaları gerekmektedir.
YÇS sınavına başvuru tarihleri her yıl ÖSYM tarafından belirlenmekte ve mayıs ayının son haftası içerisinde gazetelerde ilan edilmektedir.Başvuru formları haziran ayının ilk iki haftası içerisinde yurtdışında bulunan eğitim ataşeliklerinden ücretsiz olarak temin edilebilmektedir. Sınava başvurmak için adayların aşağıda verilen üç şartı aşmaları gerekmektedir:
a)T.C uyruklu olmak veya Türkiye vatandaşlığından izinle ayrılanlar (pembe kartlı) ile bunların kanuni mirasçıları da bu sınava katılabilirler.
b)Anne ve babasının işi veya görevi nedeniyle en az üç yıl süreyle yurt dışında kalmış ve bu durumu belgelendirmiş olmak
c)Anne ve babasının yurt dışında bulunduğu süre içerisinde lise veya dengi olan orta öğretimin son üç sınıfını yurt dışında okumuş ve durumu orta öğretimin her yılı için ayrı ayrı olmak üzere, aldığı dersleri ve başarısını karne veya not dökümüyle belgelendirmek. Abitur, Fachhochschulreife sahibi olanlar ile bu yıl lise son sınıfta okuyanlar da sınava başvurabilirler.
Sınav hangi alanları kapsamaktadır?
YÇS sınavı soruları Türkçe, Almanca, İngilizce ve Fransızca olmak üzere dört dilde hazırlanmaktadır. Adaylar istedikleri dilde soruları cevaplandırmaktadırlar. Sınav pazar günü saat 09:30 da başlayıp tek oturum halinde 3.5 sürmektedir.Sınav üç bölümden oluşmaktaktadır:
a) Genel başarı testi: Bu teste matematik, tarih, coğrafya, temel yurttaşlık bilgileri,psikoloji,sosyoloji ve genel kültür soruları bulunmaktadır.Bu test tün adaylar tarafından cevaplandırılacaktır.
b) Yabancı dil testi ( almanca, Fransızca, İngilizce): Türkiye'de dil ve edebiyatla ilgili bir yüksek öğretim programı isteyen adaylar bu soruları cevaplandıracaklardır. Diğer adaylar bu soruları cevaplandırmayacaktır. Sorular aday üç yabancı dilden hangisini seçerse o alanda dil ve gremer bilgisini ölçmeye yöneliktir.
c) Türkçe testi: Bu testi cevaplandırıp cevaplandırmamak serbesttir. Eğer aday Türkçe bir yüksek öğrenim proğramını kazandığında Türkçe hazırlık okumak istemiyorsa bu testı cevaplandırması önerilir. Bu testten alınan puanlar YÇS sınavı puan ortalamasına katılmamaktadır.
3) Hangi bölümlerde ne kadar kontenjan ayrılmaktatır.
Her yıl yaklaşık 40 devlet üniversitesinde 950- 1000 kişilik kontenjan ayrılmaktatır. Bu sınavlar iyi tanınmadığından kontenjanların yarısı bile dolmamaktatır. Kontenjan ayrılan bölümler: Eğitim, İletişim, Fen, Edebiyat, İlahiyat, Turizm Fakültelerinde bulunmaktatır.
İyi günler , dileyerek ayrıldık birbirimizden o memleketine: özlediği mekanına gidiyordu eminim içi kıpır kıpırdı,sevdikleriyle beraber olacak onlarla oturup ,hasret gidermeye çalışacaktı ,bekleyen bir çok kişisi vardı. Sayıyordu beraber oturduğumuzda; işte onu özledim ,şunu özledim, bunla görüşeceğim,şunun kızı , bunun torunu olmuş,iki kızı varken oğlan için bir çocuk daha yapmışlar oda kız olmuş ,bir sürü konu bir sürü laf,ordan burdan ne bileyim tanımasam bile insan arkadaşının tanıdıklarını onun anlatımlarıyla tanımış oluyor hatta yorumda dahi bulunuluyor,çok tuhaf ama böyle yaşantımızdan bir kesit bu anlattığım size .
Bizim ortam çok güzeldir aslında ,kimse kimseyi ilk etapta tanımaz,iki kişide asla birbirlerini görmemiş veya hiç karşılaşmamıştır ama bir anda ilk görüşmeyle "can ciğer kuzu sarması olurlar" ,tabi bu bir tabir ama gerçek;insan şaşırıyor, hiç tanımazsın etmezsin ama o seni, sen onu kısa sürede akraba ilişkileriyle oturup konuşmalar ,ortak kararlar ,izinleri bile oturulup beraber karar vermeler'ki ortak izne ayrılıp tatil yapmalar,çocukların okulları bile aynı olmasına özen gösterilir,mümkün olunsa bir oturulup kalkılacak ama oda allahtan düşünülüyorda uygun olmadığına kanaat getirildiğinden oturulmuyor .
İyi yani! bazen abartıların önüne geçilmeden gitmek bize yakışmıyor.Kişiler bir yere kadar beraberliklerini bir düzey çerçevesinde götürmeli bence,artık karışmak niye, onu bilmiyorum,kişiler kendilerini bilmez ise böyleleriyle çok karşılaşılıyor,artık abilik,ablalık yerler'de,saygınlığın bir yere kadar olduğunu unutmuşuz herkez kişileri kendine göre sınırlandırıp yönlendirme ve ad koyma çabasında;
Neden acaba ?Kimse onlardan "yardımlarını benden eksik etme" dememiştir ondan istenen varsa zaten canı gönülden hevesle yardım yapılmaktadır, ama fazlasıda yok artık! buda olmuyor bence.
Ben çok seviyorumdurda bir başkası sevmez, ama bunun söylenmesinden yanayım, karşıdakini uyarı mahiyetindede olsa söylenmelidir bence ;bir yapılır yardım ,sonrası ; isteklerin bir çoğu düşünülerek istenmelidirki ,"bakalım bunuda ben yapabilirsem yapayım ama olmaz ise" yardımını isterim; istekler insan oğlunda bitmez , söylendiği sürece, konuşulduğunda veya lafın arasında imalıda olsa bu belirtildiğinde , karşıdakinin anlamaması anormallik olur ona göre davranılır artık..
Kişi ortamda kendini bildiği sürece, kim olursa olsun yaptığından kendisi mesuldur, yapılması istenen şey bellirli çerçevelerde yapılabilecek ise yapıldığında hem karşı tarafa zevk verir hemde memnuniyet artar,insanlığın güzelliği buradadır bence.Yaşam zorluğu ve kolaylığı ile yaşandığında güzel.Yaşandığı sürece zevk alınan bir durum olmalıdırki,Bol bol güzellik ve sevgi dolu insanların yaşamı bilmesi onlarla paylaşılması dileğimle.Sevgiler.
Tesadüfen karşıma çıkmıştı,işim vardı aslında,ona laf yetiştirecek vaktimde yoktu ama yinede "nasılsın" deme gereği duymuştum o gün,oda hemen zaten cevap vermişti,bir anda oldu herşey laf, lafı açtı,konu bir arkadaşın,bilgisayarındaki yazım hatalarına geldi ,bana "sen anlıyorsun bunlardan sen yapabilirmisin,hatta sana havale ediyorum,ben beceremedim sorunu birde sen bak "dedi,
Ben o konularda biraz ketumumdur ama nedense o anda "tabi bir bakar ilgilenirim "hatta bir arkadaş var ona söylerim o baksın odaha iyi anlar" dedim.
Bir anda tepki gösterdi "kim " "tanıdıkmı" bende bu tepkiye karşılık "aa evet tanıyormusun bilmem ama " ismini söyleyip ondan cevap bekledim,"aman tanıdık tanımadık bir çok kişi var el attıkları konu ne onu dahi bilmeden etrafta dolaşıyorlarki çok müzdarip oluyorum,canımda sıkılıyor bunlara"diye söylenmeye bana bir şeylerin anlatmak için yolunu açtığını anladım.
"Hayırdır kim için söylüyorsun bunları" dedim,tanıdıkmı"tabiki tanırsın"dedi ve bekledi tereddüt ettiğini anladığımdan o anda kimden bahsedecek acaba benimde bildiğim ve korktuğum şeymiydi diye geçirdim aklımdan.
Bu bir anlık söylemlerle döküldü dudaklarından yeterince dolmuş ve banada bunu açıklama gereği duymuştu.Aslında anlatmasınıda bir yandan istiyordum,kim olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor benim şaşkınlığım ve geride neler oldu daha ne biliyor merakım git gide daha artmıştı!.
Ona bir çok sorular soruyor ve anlatımına kolaylık sağlıyordumki kısaca ne yaşanmış ne çıkacaktı ortaya bilmek istiyordum.
Aslında gerçekleri öğrendikçe acıda basıyor, kendime kızıyordum,"Neden" Niye " ben bunları duymak bana acı vermişti tahmin ediyordumda bunlar sanki bana daha önceden söylenmiş şeyler gibiydi...
Bir kişi aslını inkar ediyorsa, onu niye Hayatımıza sokarız bilinmez,ben bunu anlamıştım Hayatıma soktuğum kişi yanlış biriydi ve ben şu anda onun yanlış olduğunu karşımdaki kişinin anlatımlarından bana söylenmesiyle daha iyi anlıyordum...
Ne yaman çeliş'ki'ki bu; ben söylenen kişiyi çok iyi tanıdığımı zannedip tanımayanlardandım,sadece ona inanıp,güvenip,ona sonsuz bir sevgi sunmuştumki,Bunun ne kadar aptalca bir şey olduğunu karşımdaki kişinin anlatımlarıyla daha iyi anlamıştım,...
Oh iyimi olmuştu bana! Yoksa ben bunu yaşamımda görmem gerekiyorduda bu kişiyi karşıma çıkarmış ,benim gerçeğimi ; görmediğim gerçeğimi bana göstermesine olanak sunmuştu.İyi olmuştu,ben bunu yaşamalıydım en azından bittiğini anlamıştım,bunu hissetmiştim(ona söylemlerimde olmuştu hatta),ama bu konuya girmeden sadece şunu söylemeliyimki,Hayat bana yine oyun oynadı,ama ben oyunu kendi arkadaşım sayesinde bitmesine izin vermeden,kendim bitirdim...
Belki zalimce bir durum olmuştu,yaşamım yönünde ama bu yaşanması gerekense yaşandı ve ben bunu bitirdim...
Çok acı çekmeden,duygularıyla oynanmış biri olarak bitirdim,kendime soruyorum peki şimdi ne yapacaksın bakalım...Koca bir hiç...onu bile şu anda kestiremiyorum...
Artık zamana bırakıp kendimi fazla dinlemeden bunu atlatmalıyım,yoksa eziyetim çok kötü olur bunu biliyorum...
İlk çağlardan bu yana insanoğlunun; barınma, beslenme, korunma ve günlük ihtiyaçlarını giderme gibi işlerinden sonra kendini tanıma süreci daha önemli bir hale gelmiştir. Günümüze gelene kadar olan süreçte davranışlarımızın nedenlerini sorgulamak için çok sayıda metod uygulandı. Her yeni metod bir öncekinin tezini çürütür nitelikte, insanoğlunun dolambaçlı düşünce yapısını daha belirgin hale getirirken, kendimizi tanıma sürecimiz gelişen çağ kavramları ile daha karmaşık bir yapıya dönüştü.
Bir gün inanılmaz enerjiyle doluyken, ertesi gün bir o kadar karamsar olabiliyoruz. Neden karamsar olduğumuz hakkında fikrimiz dahi yokken , enerjik hale neden geçemediğimizi yada hangi nedenlerle o enerjiye sahip olabildiğimizi sorgulamayı unutuyoruz. Bilinen tüm gerçeklerin aksine acaba kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan olumlu düşüncelerle motive olabilmek mi yoksa canımızın istediği birşey için gerekirse kilometrelerce yol giderek açlığımızı gidermek mi? Hiç düşündünüz mü?
Düşüncelerimizde vardığımız sonuçlar, konuşmalarımızı da etkillemekte ve böylece davranışlarımıza dönüşmektedir. Zihinsel işleyişimizi bu şekilde ifade edecek olursak, çevremizdeki istenmeyen durumlar için , kendi içimizde netleşmek ve bize yararı olanı seçerek hareket etmemiz gerekir. Nedense bu böyle olmuyor. Seçeneklerimiz arttıkça, kararsızlığımıza paralel olarak süremiz daralıyor ve çarçabuk aldığımız yanlış kararların bedelini ödemek yada birilerine ödetmek durumunda hissediyoruz kendimizi. Aldığı kararlarda her zaman emin adımlarla ilerleyen birisi olabilmek ve esnek bir düşünce yapısına sahip olarak hareket edebilmek için kendinize yapacağınız kişisel gelişim yatırımları kaçınılmaz bir gerçektir.
Biraz örneklemelerle konuya devam edelim dilerseniz. Örneğin ; Yoğun iş günlerinizden fırsat buldukça kaçamak yapmayı düşünüyor olabilirsiniz. Ailenizle, arkadaşlarınızla yada sevgilinizle plan yaptınız. Yola çıkma esnasında , "gideceğimiz yerde kendimize uygun yiyecek bulur muyuz?" düşüncesi hemen insanın kafasını kurcalar yada "yolda acıkırsak ne yiyeceğiz?" gibisinden, yanımıza gerekli gereksiz bi ton yiyecek alırız ve büyük ihtimalle bunlar varılan yere kadar düzgün muhafaza edilemediği için çöpe atılır. Yolculuk esnasında yada gidilen yere varıldığında aç kalma korkusu hepimiz için kabus gibidir. İstediğimiz kadar kendimize hakim görünelim, mide kazıntıları başladığında en ılımlı insanın bile nevri dönebilir, Sigara yada kahve krizlerini söylemiyorum bile...
Her pazartesi gününün, başlanacak olan diyetin ilk günü olacağını, yüzlerce kez sigarayı bırakma kararınıza rağmen, sinirlerinizi alt üst eden bir durum karşısında hemen sigarada çare aradığınızı yada işten eve döndüğünüzde geç vakit olmasına aldırmayarak midenizi tıka basa doldurmanız, bunlar hiçbirimize yabancı olmayan sahneler. Kendimize güvenerek diyetimizi gerçekten sürdürebilir, sigarayı içmemek için daha fazla çaba verebilir ve geç vakite kadar aç kalmak yerine ara öğünlerle açlığımızı bastırabiliriz. Bunları yapabilmeyi düşünmek çok kolay olsa da , anlık isteklerle bizi yöneten bedenimize karşı koymak büyük bir irade gerektirir. Kendinizi tanımanın burada önemi çok büyük. Acıkmak , Susamak , Uyumak, Dinlenmek gibi bir çok bedensel ihtiyacımızı günlük yaşantımızda gideriyoruz. Bu sistem tüm doğallığı ile işliyor. Ayakta kalabilmemizi de sağlayan bu dengenin her unsuruna yeterince önem vermemizden kaynaklanıyor.
Müşterilerimizle iletişim şeklimiz sadece telefonla oluyorsa yada sesimizi kulllanarak bir ürün yada hizmet pazarlıyorsak bu anlamda sesimiz en değerli hazinemizdir. Ama o isteyipte bırakamadığınız sigara yüzünden, sabahları ne berbat bir ses tonu ve boğaz hırıltılarıyla uyanıyorsunuz değil mi? Her bırakmaya karar verdiğinizde bir iki günlük ara vermeyi harika bir durum olarak algılamanıza rağmen, elinizin uzanabileceği kadar yakınlıkta olması ve canınızın isteyip de karşı koyamadığınız sigara illeti. Verdiği sayısız zararın yanı sıra gırtlak kanserine kadar sebep olan yani sesinzi dolayısıyla da işinizi kaybetmenize neden olan sigara illetini sadece bedeninizin isteklerine karşı koyamadığınız için içmeye devam ediyorsunuz.
Kendimize hakim olamadığımız durumlar için genellikle o an pişman olmayız çünkü isteyerek yaptığımızı düşünürüz. Daha sonradan yapamadığımız birçok şeyin aslında kendimize hakim olamamaktan kaynaklandığını ister istemez kabulleniriz. Her fırsatta spora başlayacağımızı dile getirip, bunun yerine yağlı ve kalorili yemeklere acımasızca saldırırız, çünkü o güzelim yemeklerin tadına bakmak varken, saatlerce spor yapıp 50 gr dahi verebilmek bize daha büyük eziyet gibi gelir. Yapacak birçok işimiz olmasına rağmen, sabahlara kadar film izleyerek yada bilgisayarda oyun oynayarak ertesi güne daha bitkin başlamayı gene biz seçeriz. Toplantımıza yada randevumuza sayılı dakikalar kalmasına rağmen çayımızı yada kahvemizi yudumlayıp sanal yada gerçek sohbetlerimize devam ederiz. Bedenimize mutluluk veren ne ise ona devam ederiz.
Gerçekten de garip bir ikilem değil mi ? Kültürlü olabilmek ve medeni bir seviyede hayat sürebilmek için kendimize sürekli yatırımlar yaptık. Tahsil hayatımız sırasında ve sonrasında çeşitli eğitimlerle kendimizi farklı kıldık. Herşey isteklerimize kavuşabilmek hedeflerimize varabilmek içindi. Ama bizi temsil eden bedenimizin aslında bir anlamda yolumuza taş koyan bir etken haline geldiğini farkediyoruz. Kilo almaya devam ediyor, sigara içmekten sabahları o berbat öksürüklerle uyanmaktan usanmıyor, canımız istemiyor diyerek yataktan çıkmıyor ve bedenimizin istediği herşeyi yapmaya devam ediyoruz.
Şimdi diyeceksiniz ki ; bedenimizin aldığı hazları zaten biz hissediyoruz, kendi istediğimiz için yaptığımız şeyler bunlar. Ama kendinize hakim olabilmek diye bir durumda var. Zaten yaşamsal foknsiyonlarınız içinde yemek yemek, uyumak, dinlenmek ve spor yapmak var. Bunların kontrolünü elimizden kaçırarak neden kendi kendimize yavaş yavaş da olsa zarar verelim? Kendimize hakim olabilmenin önemini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Kontrol bedenimizde ama onu frenleyecek olan gene zihnimiz. Bugün sağlığınızla ilgili atacağınız küçük bir adım, yarın kimseye muhtaç olmadan yolunuza devam etmenizi sağlayan bir rehber gibi olacaktır. Bedeniniz istese dahi herşeryin azına kanaat getirebilmeniz dileklerimle...
İnsanın nefsinde, yapmak istediği ve içinden geçen konuları daha ileriki bir zamana ertelemek gibi bir eğilim vardır. Kuran'da bildirildiği üzere, kendisi ile beraber tüm insanları cehenneme sürüklemek isteyen şeytan, özellikle hayır ve Allah rızası içeren amellerin ertelenmesi konusunda insanlara telkinler verir. Oysa en önemli sorumluluğu olan kulluk görevini ertelemek veya görmezden gelmek kişiyi bu sorumluluktan muaf tutmaz.
Rabbimizin bize bahşetmiş olduğu her gün, O'nu razı edebileceğimiz bir fırsattır aslında. Zamanı öldürmek için boş işlerle uğraşıp asıl görevlerini unutması, kişinin ahirette çok zor bir durumda kalmasına neden olabilir. Su gibi akıp giden zaman, aslında insan hayatında su kadar önemli bir nimettir. Zira insan ahirette, dünyada geçirdiği zamandan sorgulanacak ve bunun sonucunda da sonsuz mekânı belirlenecektir. Allah zaman ve mekândan münezzehtir. O her şeyi "ol" emri ile tek bir anda yaratmıştır. Zamana tabi olan insanlar, yaşadıkları iyi ve kötü pek çok olayı zaman içinde unutur ve Allah katında da (haşa) unutulduğunu zannederler. Oysa Allah Enbiya Suresi 47. ayette, "Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz." buyurmuştur.
Aslında rüyadan hiçbir farkı olmayan dünya hayatına sımsıkı sarılarak yaşayıp, ileriki yaşlarında da hac ve diğer ibadetlerini yerine getirerek günahlarından arınacaklarını zanneden insanlar, şeytanın telkinlerine kanarak yalnızca kendilerini kandırırlar. Hiç kimsenin ileriki yaşlara ulaşabileceğinin bir garantisi yoktur ve hiç kimse Allah'ı razı edebildiğinden asla emin olamaz. Bu nedenledir ki O'nun rızasına ulaşamadan ölmekten şiddetle korkmak gerekir. Çoğu insan sevdiklerini kırmaktan, üzmekten veya hayal kırıklığına uğratmaktan kaçınırken, kendisine sahip olduklarını bahşeden Rabbini razı etmek konusunda aynı titizliği göstermez. Vurdumduymaz bir hayat yaşayıp ölüm anında tevbe ederek bağışlanmayı umanlar, ahirette büyük bir şaşkınlık yaşayacaklardır. Çünkü Allah, "tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır." (Nisa Suresi, 18) buyurmuştur.
İnsan ne kadar zengin, güzel ve kariyer sahibi olursa olsun, öldüğünde bunların hiçbir değeri kalmayacaktır. Zengini de fakiri de bir parça beze sarılıp toprağın altına gömülecektir. Dünya hayatındaki sınavı ölümle beraber sona erdiğinde insan eşini, çocuklarını, malını, tüm sınav konularını geride bırakıp ahireti için önden takdim ettiği iyi ve kötü amelleri ve erteledikleri şeylerle tek başına Rabbinin huzuruna çıkacaktır. İşte o an geldiğinde "(Artık her) Nefis önceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip öğrenmiştir." (İnfitar Suresi, 5) İbadetlerini erteleyen insanlar ahirette çok zor durumda kalacaklardır. Dünyaya tekrar dönüp salih amellerde bulunmak isteyecek, ancak kendileri için her şey bitmiş olacaktır. Erteledikleri kulluk görevlerini vaktinde yerine getirmemenin pişmanlığını sonsuza dek azap çekerek yaşayacaklardır.
İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur. (Fatır Suresi, 37)
Alnınızda, ölüm saatinizi sıfır olarak gösteren dijital bir gösterge olsa ve bu alette rakamlar hızla sıfıra doğru aksa, kendinizi nasıl hissedersiniz? Kaybedecek tek bir anınız olmadığını düşünerek, dünya hayatına dalıp gitmeden acil olarak ahiretiniz için çalışırsınız öyle değil mi? Alnımızda böyle bir gösterge olmasa da şu an hızla sıfır noktasına yaklaştığımız göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Her insan için sıfır noktasına ne kadar kaldığı ve sıfır anında nerede olacağı Allah katında bellidir. "Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile." (Nisa Suresi, 78) ayetinden de anlaşıldığı üzere ölümden kaçış yoktur. İnsan yaşadığı her günü son günüymüş gibi düşünerek çok iyi değerlendirmeli, şeytanın boş şeylerle oyalama taktiklerine kanmadan Kuran ahlakı ile yaşamalı ve bu ahlakı yaygınlaştırmak için çaba sarf etmelidir.
Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşaAllah yapacağım de)... (Kehf Suresi, 23-24)
Süresi belirli bir sınavda soruları cevaplamayı son ana ertelemek belki insana sadece bir sene kaybettirir. Ancak dünya hayatında yaşanan sınavın gereklerini ertelemek insana sonsuz cenneti ve en önemlisi Allah'ın sevgi ve rızasını kaybettirebilir. Dünya üzerindeki hiçbir şey, bu riski göze almaya değmez. Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve oyalanmadır. Kulluk etmemize Allah'ın değil, biz kulların ihtiyacı vardır. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac Suresi, 64)
Unutmamak gerekir ki ertelemeden, zamanında yapılan bir ibadet, geciktirmeden yerine getirilen güzel bir ahlak özelliği, Müslüman için kazançtır. Müminin Yüce Allah'a olan teslimiyetini, sevgisini, inancını, imanını göstermesi için birer lütuftur. Oysa "Ertelemek ancak inkarda artıştır..." (Tevbe Suresi, 37)
Müminler, Kuran'da Rabbimizin bildirmiş olduğu emir ve yasaklara karşı son derece hassastırlar. Kuran'a iman eden bütün insanların yapmakla mükellef olduğu farz ibadetler vardır. Bu ibadetlerden biri de namazdır. "... namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır. " (Nisa Suresi, 103) İman sahibi olan her insan, ibadetlerine gösterdiği titizlik ve süreklilikle kendini belli eder. "Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır. " (Müminun Suresi, 9) ayetinden de anlaşıldığı üzere, hiçbir koşul onları, bu ibadetlerini yerine getirmekten alıkoymaz.
(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)
İnsanlar, unutmaya ve gaflete düşmeye müsait varlıklardır. Şayet insan, aklını Allah ile doldurmazsa, bunu fırsat bilen şeytan oraya yerleşir ve bir virüs gibi aklı çürütmeye başlar. İşte bu virüse karşı şifa verecek tek şey Allah'a yakın olmak, namazla ve duayla O'nu anmaktır. Aksi halde insan, asıl amacı olan kul olmaktan sıyrılıp, dünya ehli bir köle haline gelebilir. Oysa Allah, "Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56) buyurmuştur. Bir başka Kuran ayetinde ise, Allah'a kul olmanın, insanı diğer bütün detaylardan özgürleştirdiği bildirilmiştir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Çoğu zaman insanlar, içinde bulundukları şeytani sistemin farkında olamadıkları için, her zaman birtakım bahanelerle nefislerini temize çıkarıp, vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Günlük işlerini organize ederken, eş, anne, baba veya patron olmanın gereklerini eksiksiz yerine getirip, kul olmanın gereği olan namaz ve diğer ibadetleri ileriki yaşlara ertelerler. Oysa hiç kimse, aldığı nefesi verebileceğini garanti edemez.
Hayat telaşı içinde namaz kılmaya vakit bulamadığını söyleyen pek çok insan, televizyon izlemek için, arkadaşları ile beraber olmak için veya spor yapmak ve benzeri konular için saatlerce vakit ayırabilirler. Bu kişilerden, günlük işlerine hiç aksatmadan devam etmelerini, her gün on trilyon karşılığında yirmi dakikalarını size ayırmalarını isteseniz, şüphesiz kimse size vakti olmadığını ve bu nedenle on trilyonu red ettiğini söyleyemez. Bu noktada insanın aklına şu soru gelir: "On trilyon, cennetten daha mı değerli?"
İşte bu derece gaflet halinde yaşayan güruhu kendine getirecek şey, Allah'ın varlık delillerini düşünmek ve namazla O'nun makamına duyulan saygı dolu korkuyu ifade etmektir. Sabır ve namazla yardım dilememizi emreden Rabbimiz bunun, " huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)" olduğunu, Bakara Suresinin 45. ayetinde bildirmiştir. Zira boyun eğmek, secde etmek, şeytanın ve yandaşlarının enaniyetlerine ağır gelen, onlar için oldukça zor bir ibadettir. Şeytan, varlığını gördüğü ve bildiği halde, sırf büyüklenme hissinden dolayı Âdem'e secde etmemiş ve Allah gibi büyük bir kudrete karşı gelmiştir. Sonunda gideceği yerin ateş olduğunu bildiği halde yine de tevbe etmemiş ve bu yanlışı insanlara da bulaştırmak için and içmiştir.
Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım.""Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna." (Hicr Suresi, 39- 40)
Şeytan, insanları namaz ibadetinden alıkoymakla kalmayıp, aynı zamanda namaz ibadetini gerçekleştiren kişilerin, bu ibadeti layığı ile yapmalarına da mani olmak için elinden geleni yapar. Çoğu zaman insanlar, namazı sırtlarında bir yük gibi düşünerek icra ederler. Bu nedenle namaza zorla kalkar, namaz esnasında Allah'ı değil, günlük olayları düşünür ve namazı bitirdiğinde ise bunu da aradan çıkardık zihniyetini taşırlar. Kıldıkları her namaza rutin bir görev gibi baktıkları için, o namazın Allah katında kabul görüp görmeyeceğini hesaba katmazlar. "Gece uykumdan kalkıp kıldım, tabi ki kabul olmuştur" diye düşünerek Allah'a minnet etmek, şeytanın, Allah'ın adı ile kandırmasından başka bir şey değildir. Oysa namaz kılınmasına ve ibadet edilmesine Allah'ın değil, biz kulların ihtiyacı vardır. Hucurat Suresinin 17. ayetinde Rabbimiz, "Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: "Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru sözlüler iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)" buyurmuştur.
Namaz, insanın üzerindeki gafleti yok eder, Allah'a yönelip dönmeyi sağlar. Rabbimizin emir ve yasaklarına uygun bir yaşam sağlayıp, kötülüklerden sakınmaya vesile olur. Bu gerçek, bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmiştir:
Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)
İnsan namaz kılarken, Rabbinin yüzünü ve hoşnutluğunu isteyerek, her ibadetinde olduğu gibi sabır ve kararlılıkla Allah'ı yüceltmelidir.
Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 22)
Düşlerimden sıyrılıp,
Gerçeklere dönme zamanı
Desem...
Masalları uyutup ,
Yüreğimde , alabildiğince açmak
Zamanı ,
Sevgi dolu bakışlarla...
Kurguladığım oyunun ,
Başrolünde kimliğimle
Bir bilebilsem...?
Ağdalaşmış ,katran siyahtan,
Çözülmeyi bekleyen ufuklara...
Açılabilsem sonsuzluklarda.
Aradığım dingilliği
Yakalasam ellerimle ,
Umudun ötesinde.
Güzelliklerde...
Güven bahçesinde.
Bir fotoğraf karesi gözlerimde.
Yaşanmışlıklarda gölgelerde ,
Akşam sisi çöküyor
Dolu dizgin yol alıyor
Amansız...
Unutulanlar arasında.
Fütursuz ...salt düşüncelerle...
Artık
Yazgım ,
Ellerimde
Çizeceklerimde.
Ne öncesinden,nede sonrasında...
Güven bahçesinde,
Kadife gibi yumuşacık
Bedenimi saran ,
Ümitlerimle
Gerçeklerde.
Kurguladığım oyunun,başrolünde,
Tüm benliğimle.
Bende.........