1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • Konu: Gazilerimiz

    noimage

    Bugün size bizim için canla başla savaşıp hayatını ortaya koyan gazilerimizden bahsedeceğim. Görevim gereği Gülhane Askeri Tıp Akademisi Plastik Cerrahi Bölümünde Tıbbi Sekreter olarak çalıştığım zamanlarda gazilerimizi yakından tanıma fırsatım oldu.

    Vatan için verdikleri mücadelede maddiyat en son düşündükleri şeydi. Onların yüzünde görevlerini yapmış olmanın verdiği mutluluk vardı. Kesinlikle isteyerek bu görevi yaptılar ve sonucunda ne olacağını kesinlikle bir dakika bile düşünmediler. Sadece verilen görevi yerine getirdiler.

    Vatan için gazi olduktan sonra; tek istedikleri ilgi ve alaka ile "Sen görevini layıkıyla yaptın helal olsun, vatan sana minettardır" sözünü duymak istiyorlar. Demek ki bu söz onlara çektikleri acılarını unutturuyor. Yaşadıkları küçümsenmeyecek kadar büyük biz en küçük bir sıyrığı bile önemserken, onlar kollarını, bacaklarını tamamen kaybedebiliyorlar yerine yapılan protezlere alışmaları ise oldukça zor oluyor ama tek bir şey için katlanıyorlar o da vatan sevgisi.

    1994 yılında oğlumu sünnet ettirirken kliniğimizde yatan gazilerde ziyaretine geldiler. Bir gazimiz gözünü kaybetmişti. Onun da oğlu benim oğlumla aynı yaştaydı. O da oğlunu sünnet ettirmek istediğini söyledi. Ama "Önce şu gözümün protezi gelsin ondan sonra demişti.".
    İster istemez bir burukluk oluyor. Ama o burukluğun altında da görevini yapmış olmanın verdiği gurur vardı.

    Toplumumuzda bazen gazilere verilen maddi yardımları ya da sağlanan olanakları çok görenler çıkabiliyor. Gazileri yakından tanımış birisi olarak diyorumki; kesinlikle bunların konuşulması bile yanlış, çünkü; onlar yapılanlardan daha fazlasına layıklar. Bizim görevimiz de kesinlikle onlara elimizden gelen her türlü yardımı yapıp, onların hayatlarını kolaylaştırmaktır.

    Ayrıca gazilerimizin hepsi vatan evladı bizim de evladımız, kardeşimiz sayılır. Küçük fırsatlar yaratarak TSK Reh.ve Bkm.Mrk.Bşk.lığındaki yatan OHAL gazilerimizi ziyaret edip, moral vermeliyiz. Çünkü çoğunun ailesi Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da, tedavi süreçleri de uzun sürdüğü için aileleri geri dönmek zorunda kalıyorlar. Maddi olamasak bile manevi yönden onlara destek olmalıyız.



    Fanatik 1962
#03.04.2010 20:56 0 0 0

  • noimage


    "Mükemmel bir kadın" söylemini işittim ve itaat ettim.
    Mutlu etmeyi kutsal bir vazife bildim.
    Kadın, öylesine kusursuz ki,
    Kusursuz olmalı ki Olmalıydı ki
    Hayal etmesi bile imkânsız

    Kadın evlerin temel taşı, güzelliğin, fedakârlığın, hoşgörünün, zerafetin baştacı. Kadın, yaşamın getirdiği zorluklara var gücüyle göğüs gererek, aile ve düzen arasında bir köprü işlevini görür.

    Hazıra alışmış erkek beyinleri derler, toplar, şekil verir. Gecesini gündüzüne katarak geleceğe yatırım yapanların en önde gelenlerindendir; yetiştirdiği çocuklarına ahlaki değerleri, insan sevgisini, saygıyı, hoşgörüyü, dürüstlüğü, doğruluğu, vesaire, ilk o aşılar. Aile-Evlilik kurumunun üzerinde gördüğümüz her eser kadının imzasını taşımakta.

    Arsız nefisleri memnun etmek ne mümkün, hayat dipsiz kuyu dolmak bilmez

    Yaşam koşulları ne olursa olsun, kadın, zayıflıklarını güçlü yanlarının ardında gizler, aktif, mutlu bir yaşamda zayıflıklara yer yoktur! Emek vardır! Emek vermeden, bedel ödemeden mutluluğu yakalayamayacağını bilir

    Hayat denilen bu telaşlı koşuşturmada son sürat koşan, kendini unutmuş kadınlar! Her geçen gün artmakta olan değerinizin, kadınlık değerinizin bilincinde olun ve değer verin, değer görmek için öncelik verin kendinize, kendinize değer verin!

    Ben hayat denilen, dublörsüz kamera karşısına çıktığım bu sahnede, rollerimi karıştırmıştım. Sahi ben bu sahnede kaç rol edinmiştim?

    Mükemmel bir iş kadını, mükemmel bir eş, mükemmel bir ev kadını, mükemmel bir evlat, mükemmel bir anne. Mükemmeli yakalamak hayat felsefem olmuştu, aheste yürümeyi çoktan unutmuş, dörtnala koşar gibi koşuyordum bir bilinmeze

    Mükemmel bir kariyerin ardından mükemmel bir mevkide çalışmak nasip olmuştu, huşu içinde birikimlerimi, emeklerimi yönetime teslim ederek ruhumu mutlu ediyordum. Enerjik adımlarla evimin yolunu tutup, mükemmel ev kadını kimliğimi giyiniyorum. Eşimi mutlu etmeye, annelik görevlerimi eksiksiz yerine getirmeye çalışıyordum. Evlat olduğumuda aklımdan çıkarmıyor, her fırsatta büyüklerime hürmette kusur etmiyordum. Her dalda karnemdeki not: Pekiyi, hiç zayıfım yoktu.

    Mesai saatim sınırsız, herkesten önce kalkıp, herkesten sonra yatıyorum.
    Mimari çizgim hep ayni, her gün ayni duvarları örüyorum, ertesi gün ördüğüm duvarların hepsi yıkıldığından, yeniden aynı yerden örmeye başlıyorum.

    Ev ev değil adeta bir müze, son rütüşler yapılır, her şey yerli yerinde, derli toplu, temiz, herşey gönlümce. Mükemmel bir ev kadını olmanın keyfini çıkarmak isterken oturduğum yerde sızıp kalıyorum.

    Annelik mükemmel bir duygu, öylesine kutsal, tüm gerçek övgüleri hak ediyor. Yaradan bu ayrıcalığı kadına bahşetmiş, belki de bu yüzden, kadın başarılı olmaya koşullamış kendisini. Hayatı hata, Annelik hata kaldırmıyor Çocuğunun en ufak yaptığı bir hata, anneliğinde bir eksiklikmiş gibi, kadının kendini kusurlu saymasını sağlar. Bağıra bağıra, feryat edercesine özür diler eşinden, çocuğundan, annesinden, kim bilir daha kimden

    Kadın acıların reçetesi, kadın uyumaz, kadın yorulmaz, kadın acıkmaz, kadın daralmaz. Sahi kadın nasıl yaşar?

    Mükemmelliğin tik-tak-tik-tak yapan çalar saatinin pili zayıflamaya başlamıştır ama kadın farkında bile değildi. Bunalım çanları çoktan çalmaya başlamıştı ama duyana! Kadın duyamaz, o unutmuş kendini

    Bu bendim, hem de ben değildim. Mükemmel olmak uğruna zamanla ümmi oldum. Ben artık hiç bir şeye yetemez oldum. Bilirdim ki Rabbim taşıyamayacağı yükü kullarına yüklemez. Bu yükü ben yüklenmiştim.

    Hastalığıma depresyon dendi, birçok kadında görülen, bilinen, tedavisi mümkün bir rahatsızlık. Doktor hastalığımın teşhisini koymuştu koymasınada ben yaşadığım rahatsızlığın adını bir türlü koyamamıştım. Tek bildiğim: bünyem, ruhum, sistemim tıkandı ve çöktü.

    Nice zaman sonra gözlerimi açtım, günaydın dedim aydın bir güne,
    duru, berrak, güneşli bir güne. Başarının tadını çıkarırcasına, kadınlık, annelik, iş kadını, ev kadını hepsi el elede yaşayabiliyormuş.

    Ortamı bulandıran "Mükemmellik"di!

    Umudu kesme umuttan, umutlar ummadığın kadar yakında olabiliyormuş.
    Ne kadar mükemmel olursan ol, kimseyi memnun etmen imkansızdır.
    Kendi değerimin farkına vardım ve nihayet "Ey mükemmellik sen çekil aradan" dedim.

    Hayatın bir kaç yüzünü bir arada yaşadım, tufandan sonra gelen aydınlık ruhumu yeşertti, bugüne bin şükür.

    Hayatın aynı anda hem bu kadar acımasız ve ürkütücü, hem de böylesine mutluluğun damarlarımda dolaşıp baş döndürücü olabileceğine tanıklık etmek düştü benimde payıma, "Teşekkürler" Yaradanıma

    KAYIP YALDIZ


#03.04.2010 20:42 0 0 0
#03.04.2010 20:37 0 0 0
  • noimage

    "Ne bir eksik ne bir fazla" demedim, onlar birbirinin ruh ikizidirler!

    Arsız bir dünyada oburların nefisleri, öz benlikleri, yalayıp yuttuğu bu yaşamda,
    özünü bir yerde bırakıp sadece kalbini gezdirenlerin arasında

    En az hasarla hayata tutunabildiysem, Tutunanlardan olabildiysem, bunun
    mimarı Annem ve Babamdır

    Zira hayatta "Tutunamayanlar" dan olmakta vardı!

    Altyapı olmadan sağlam bir bina inşa etmek yok olmaya yol açabilecek,
    istenmeyen tehlikenin habercisidir, anlayana

    İlk aldığım öğüt: Hayatı sen yaşa! Hayatın seni yaşamasına müsade edersen,
    rüzgârın önündeki kuru yaprak gibi savrulursun binbir yana.

    Annem-Babam sadece seçenek sundular, sadece alternatif yollar çıkardılar
    önüme, hangi yoldan gidersem ne gibi zorluklarla karşılaşacağımı anlattılar.
    Önüme barikat kurmadılar, tehlikeyi gösterdiler, beni bilinçli takip ettiler,
    gittiğim yoldaki engelleri bana farkettirmeden kaldırmayı denediler. Yollarımı
    açık bıraktılar.„Hata yapacaksın ki doğruyu bulabilesin ama dikkat et, bazı
    kusurlu yapılan hataların telafisi olmuyor; dikkat et, hayatının hatası olmasın!"
    dediler.

    Bıraktılar, mücadele etmeyi öğrendim hayatla.
    Mücadele ruhunu aşıladılar, arzu ettiğim tüm başarılar kendiliğinden gelmeye
    başladı, sadece başarı mı? Hayatın dışarıdan seyredilen bir fanus içerisinde
    olmadığını öğrendim.

    Zaman kısırlığını yaşatmadılar, ciddi randevuları ertelediler, değerli olduğumu
    hissettirdiler, sevgiden mahrum etmediler. Sevgiyle donandım

    Annemden Babamdan korkmadım, onları çok sevdiğim için üzmemeye özen
    gösterdim, dikkatli oldum, örneğin akşam yemeğinde masadaki yerimi hiç
    boş bırakmadım. Bu evde yaşıyorsam, bu evin ilke, nizam, görgü kurallarının
    bilincinde olmalıydım. Oldumda

    Annem babamın sevgisini saygıyla besledi, bende babama sonsuz saygı
    duydum; Babam annemi örnek gösterdi, bende annemi örnek aldım: Hayatımın
    kılavuzu yaptım

    „Çalışmadan başarıyı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı
    beklemek adil olmaz", „Küçük ya da büyük, her hayal kırıklığı, her acı bir
    fırsattır, yeni bir başlangıçtır" dediler, "Yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek
    için. Güneşin hem doğuşunu, hem batışını seyret, bil çok kısa olduğunu
    hayatın, hep vermek için ya da hep almak için kısıtlıdır zamanın, uğruna bir
    ömür harcayacak soruların olsun, yanıtları aramak için; çok bilmiş görünme,
    hiçbir şey bilmeden!", "Onuruna dokunma, dokundurma! Onurun korusun seni!
    Onurunla onura üye ol yasadığın süre, inleyen birine sus deme" dediler.

    İlk aşkım Babam, ilk öğretmenim Annem oldu!

    İyi ki varsınız, sevgiyle yoğurdunuz, kültür bahçenizin bitkileriyle doyurdunuz,
    manevi olarak hiç aç kalmadım.

    Yarınlarım için maddi birikim yapmadılar

    "Ne kadar yaşayacağımız belli mi, o gün bugünkü kadar belki ihtiyacın
    olmayabilir" deyip eksiklerimi tamamladılar „Ölümünü bekleyen Anne-Baba
    olmaktansa, yaşamımız için duaya laik kılalım kendimizi."

    Günü gelmişti

    Yarından sonra uzun bir ayrılık alacaktık zamandan.
    Annem biraz gergin, babama çatıyor, babamın susmanın dışında başka
    bir seçeneği yok, mutluluklarının sırrı bu olduğuna inanmışlardı. Eşlerden biri
    susmalıydı, kadın ya da erkek, bunu zaman tespit ederdi, evliliğe aday gençlere
    tavsiyeleri bu tarzda olurdu.

    Bu sabah susma sırası babamdaydı: „Nedim kendini ihmal ediyorsun, gözlük
    numaranda yükseldi sanırım, bir kaç aydır kitabıda çok yakından okuyorsun,
    radyoyu epey bir sesli dinliyorsun, Berrak burada unuttun mu yoksa?
    Duymamıştır gerçi, küçük hanımın uykusu ağırdır. Alınganlık yapma sakın
    hayatım, bu sitemim seni benimsediğimdendir, kefaretini beraber ödüyoruz
    biliyorsun. Sen benim herşeyimsin, biliyorsun değil mi, Nedim? Neediiim..?"
    Babamda çıt yoktu, annem yumuşamıştı, babam "Yine küçük kız şımardı" diye
    gülümseyerek mırıldandı. O sabah dayanamayıp sordum: „Söylesene baba,
    nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Size baktıkça mutluluğun formülünü bulmuş
    gibisiniz." Şefkatli ses tonuyla: „Menekşe gözlüm" dedi, "Biz mutluluğun
    formülünü sonradan bulmadık, biz zamanla kendi mutluluğumuzun formülünü
    yarattık, otuz beş yıldır benim „Herşeyim" var, Annen benim herşeyim, sevgilim,
    ruh eşim, hayat yoldaşım. Bundan değerli ve daha önemli hayatta ne olabilir ki?
    Zamandan hiç yolcusu yokmuş gibi aldık yol, iki kişilik yaşadık aşkı, sevdayı, hayatı!"

    Bu aşkın ürünü olduğum için çok şanslıyım!

    Size uzun bir ömür diliyorum.
    Önce Allaha, sonra birbirinize emanet ediyorum!
    Dünümde vardınız,
    Bugünümde,
    Yarınlarımın gecelerinde bir yıldız gibi daima olacaksınız!

    İYİKİ VARSINIZ

    KAYIP YALDIZ
#03.04.2010 20:34 0 0 0


  • noimage

    Anneliğin kutsallığı üzerinde hiç düşündünüz mü?

    Annelik mi kutsaldır yoksa kutsallığa Anne mi erişir?

    Bazı Anne modellerini görünce, kutsal mıdır, yoksa "kutsal" tanımlaması biraz abartılmışmıdır, pek emin değilim, ama "ayrıcalık" olduğu kesin.

    Yani çocuk sahibi olmaktan değil, kadın olarak bu olanağa sahip olmaktan söz ediyorum.

    Bu, müthiş bir armağandır bir insan için.

    Lütfen kimse alınganlık yapmasın. Çocuklar öncelikle annenin sorumluluğundadır,
    çocuk sizindir Baba bilinse çok iyi olur, ama biyolojik açıdan bilinmesi şart değildir?! Bu nedenle olsa gerek: cenaze namazlarında " sadece anne" adı söylenir, yanlış hatırlamıyorsam.

    Orada Allah huzurunda durulmuştur ve verilen bilgiler içinde zerre kadar şüphe olmaması gerekir. Oysa anne apaçık ortadadır. Taşımak, doğurmak yakından ilgili olmak gibi özellikler "kutsal" sayılıyorsa öyledir. O zaman üzerine düşeni yapması beklenir. Annelikte sevgi ve şefkat esastır. Bu gösterilmiyorsa, o kadın hiç kimseyi sevemiyor demektir.

    Bu nasıl bir ahlak anlayışı?
    Tüyleri diken diken eden

    Bağıra bağıra itiraf ediyorlar ben eşimi aldattım.
    Ardamarı çatlamış bu kadınların.
    Savundukları neden, ne olursa olsun onları haklı çıkarmaz.
    "Eşim beni aldattı, bende ondan intikam aldım."
    Ar damarı çatlamakla kalmadı sanırım ar damarı Allahın rahmetine kavuştu.

    Annelik: Şimdiye kadar kutsallığıyla, bilimsel araştırmalarla, romanlara ve şiirlere konu olan o müthiş duygu!
    Anne veya Baba, sorun ne olursa olsun birbirlerini aldatmaları bunu meşru kılmaz.
    İnsan olan için ahlaksızlıktan ibarettir. Utanmayanın ayıbı olmaz.

    Bedensel veya ruhsal dürtülerin esiri olup üstüne titrenilen kutsi varlığınızı yok sayamazsınız.

    Sadece Anne, Baba kimliğiyle yaşamakta olan evlilikler tek boyutlu kalıp, düzen evliliği haline dönüşür.
    Bunlar evlilik "mahkûmları"!

    Annelik içgüdüsü nasıl bir şeydir?

    İyi anne, kötü anne var mı?

    Anneler, kadınlar önce kendi değerlerine inansınlar.
    Anne ya da Baba fark etmeksizin
    Sanırım onlar, yaşamsal görevlerini veya insan olduklarını unutanlardır.
    Ahlaksızlıkla, ahlaksızlığa karşılık verilmemeli.

    Peki, kadın Anne rolünün bilincinde mi?

    Yaradan kadınları yüceltmiş, doğurganlığı bahsetmiş.
    Bir canı, bir canın içine sokmuş.
    Tanrının yarattığı canlıyı dokuz ay içinde taşıyorsun, canından can katıyorsun.
    Annelerin aldatma lüksü olamaz! Olmamalı!
    Bu zihniyetteki anneleri tüm kalbimle ve de nefretle kınıyorum.
    Dualarım yaratana, anneliğin kutsallığını, anneliği hak eden kadınlara laik görsün.
    Sen anne oldun. Diğer işlerden elini ayağını çek demiyorum.
    Ahlaki değerlerini gömme yerin yedi kat dibine.
    Annelerimiz alının lütfen, Anneliği hak etmiyorsunuz!
    Edepli anneler istiyorum

    Geçenlerde bir dialogtan öylesine etkilendim ki Bebekler dünyaya gelirken korkuyorlar

    Bebek dünyaya gideceği gün Allah a sormuş:

    "Allahim dünyaya gideceğim, orada ne yapacağım bilmiyorum.
    Dünyada çok kötülükler varmış. Onlarla nasıl başa çıkacağım?"

    Allah "Ben senin için bir melek yarattim o seninle ilgilenecek. Herseyin iyisini sana öğretecek. Cani pahasına seni koruyacak." diye cevap vermiş.

    "Allahım benim meleğimin ismini söylermisin?"

    "Meleğin isminin ne önemi var, sen ona ANNE diyeceksin."

    Kadın doğurgan olabilir ama annelik bambaşkadır

    Eşinden intikam aldı. Ya nasıl baktı bebelerinin yüzüne?
    Başı dik, alnı açık, bu imkânı almayın bebelerinizin elinden.
    Demek ki: Anne, baba, sevgili olmaktan önce "insan" olmak koşul oluyor.
    Doğadaki tüm canlılara anne ilk kılavuzdur ve buna yükümlüdür
    Bunun bilincinde çağdaş uygar anne olmayı nasip etsin herkese Allah!

    Anneliğin kutsallığının bilincinde ki tüm annelere, başta kendi annem olmak üzere.

    Anneliğin kutsallığına sığınmayan, hak etmenin gururunu yaşatmak isteyenlere!

    Saygılarımla ellerinden öpüyorum.
    Haydi, unutmayalım anneler geleceğe anne hazırlayacak!

    Anneliğin buharlaşmadığı bir dünya dileğiyle

    KAYIP YALDIZ

#03.04.2010 20:30 0 0 0
#03.04.2010 20:17 0 0 0
  • noimage


    Bir kuşluk vakti, ufkumda güneş
    Ey adını yitiren insan!
    Sen adı bilinmeyen bir hayatın hayat öyküsüne daldın
    Bana insansızlığını verdin
    İmsak vakitlerinde bastırdın ustaca, asice, hunharca
    noimage
    Oysaki
    Yıldız çiçekleriyle belirler sevenler sevdiklerini
    Yaradan sevgiyi bahşeder sevgi emaresi bu çiçekler
    Sevgi çiçekleri gözlerde olacak sözlerde yetmez
    Mana âlemlerinin yolcusu insanlar:
    Kalbi şefkat yüklü bir zat gördünüz mü?
    Yakınlarda?
    O insanların kalpleri mıknatıs gibidir
    Şefkat onları hissedebilir
    Kaldı mı bu âlemde bu zatlardan?
    noimage
    Hep dahası, hep dahası insanoğlu ne kadar kanaatsiz
    Anlamsız cimrilik çekememezlik
    Telaş içine düşmeyin azığım yetmez diye
    Yarına çıkmaya kimin var senedi
    Şimdi ki zatlar, hoyrat ve sabırsız
    sanısını sürdürüp berkitmekten başka neye yarar?
    İnsanoğlu ne kadar nankör
    Nefesin takıldığında yenik düşer bedenin
    Gözlerinde zamanın iklimleri
    Mutluluğun sesi çıkmaz dilinden
    Günlerin nihayetinde yenik düşersin kâinatta
    noimage
    Ya sonrası?
    Bir şeyler unuttuk evrenin kalbinde sanki
    Yanıldığını anlarsın hiç yaşamadın sanırsın
    Son çırpınışım dersin, bir dilenci gözleriyle bakarsın
    Bin minnet edersin, el açarsın haram yediysen
    Yoktur onun sadakası!
    Yana yana kaybettiğin her güne
    Heba olan ömre yazık dersin
    Ömür nedir ki, kaç kadeh
    Gündoğumundan günbatımına içilecek
    Son kadehten sonrası
    Fazla kederlendirir, meçhule karışır sonrası
    noimage
    El sallayamasın gidişine
    Anlayacağın her şeyden elini çekersin
    İster görkemli yaşa ister fukara
    Muhteşem hayatın işte son tangosu
    Övündüğün mülkün söner görkemi
    Paran varsa sadece mezarın olur fiyakalı
    Yanın sıra nedir ki? Götüreceğin
    Bir çapıt parçası boyuna kadar!
    noimage
    Sensiz duracak senin şehrinde zaman
    Son yolculuk biletin tek gidiş
    Rahmanın hâkimiyeti karşısında tutulur dilin
    Söylemeden söyleyenleri bilen birine hesap zamanın
    Şimdi hakikatın seması altında
    İsteğinizi siz söyleyemeyeceksiniz
    Sustukların söylediklerin hiç eksiksiz kayıtlıdır
    Ulu Tanrı bilir kalplerdeki lisanı
    Sadakası yok yediğin haramın
    noimage
    Tevafuk etmediysen gönül erleriyle
    Her namaz kılana cennet müjde edilmeyecek
    Şefkatli safi kalpleri hisseder, kendi tarafına çeker
    Yaradan bilir o safi kulları
    Mazlumun gönlünü okşamayı kalpten isterler
    Odur insanın en büyük serveti
    noimage
    Senin canın emanetti sana
    Hatırlasana?
    Gözlerinle ilk buluşturduğun günahı
    Sesini Yaradan a kimse duyuramayacak
    Bir emirle gelecek azrail, ona can alıcı denmeyecek
    Ölümün bir hastalık adıyla anılacak
    Bu âlemde kalanların temennileri aynı
    Rahmet eylesin mekanı cennet olsun denecek
    noimage
    Yaşarken, ömrün hesabını biçmeden
    Bir nefes alıp verecek kadar
    Son sözler iki mısra
    Son bakış o nasıl bir pişmanlık
    Son nefeste son saniyeler çekilen sancı çok acı
    Son atış cız ettirir kalbi
    İşte böyle bir son biraz vahim
    Azaplıdır son sancılar, zakkum gibi yutkunmaya çabalayacak
    Boğazından geçirmeyi başaramayacak
    İki ezan arası son yolculuk vedası
    Ezan musikisi son yolculuğun habercisi
    Allah-ü teâlâ nasip eylesin herkese imanı, kelime-i şahadeti

    KAYIP YALDIZ


    Kimler ne dedi ne önemi var?
    Anan Baban kimlerden sormuyorlar?
#03.04.2010 20:00 0 0 0
  • noimage
    Kent uyuyordu bir hayatın karanlık odalarında
    Neler oluyor tehirli geliyor mucizeler
    Can sömürüyor ömür ülkemi
    Hazlarım iğrendiriyor beni
    Ah nideyim canım seni
    Gölgem kimlik soruyor benden
    O dedi ki
    Gönlünün matemiyle mağruru bırak
    Vehme düşme
    Bir beste oluştur matematiksel
    Mürşit olmalı
    noimage
    Doğanın tüm renklerini çarpmalı
    Ezgileri baştan başa terennüm eder gibi bütün hatıraları toplamalı
    Günah dökülmemiş bir ummanda sevgiyi bölmeli çıkarmalı
    Serüvenlerin bir mısra boyu olmalı
    Tesellisizim
    Gecenin aralığından, bir kadeh gibi sunulmada neşideler
    Bir şair tecrit edilirken yüreğimden
    Feragat edeceğim
    Göklerin mavi eşiğinden
    Karanlığın çirkinliğinden
    noimage
    Gök sağır
    Ufukları sarsan rüzgâr bağırdı
    Dinle! Sansür koyacaklar sözüne
    Sana bir öğüt, bak bağrın açıldı zalim bir büyüdür sana uzletin
    Sevgi cellâdın, bu hummalı iyilik senden usandı, onu bil
    Bedbahtlığım ağır geliyor bir ömre
    Ağlamak mı, tek damla yaşım düşmesin yere
    Ne yazık ki ona kimse boyun eğmez
    Kimse bakmaz kimsenin yaşadığına
    Ne kadar kötülük, pislik var, bunu bil istedim
    noimage
    İnsanlar gittikçe daha bir ayartıcı
    Kıymık, kıymık, canla canı böldüler
    Ben senken bilmeyi dilediklerim
    Bilirdim bende olan senleri
    Umduğunu bulmamak buna denir herhalde
    Anladım ki söz geçmiyor yüreğe tufandan sonra
    Bağışlamıyor hayat yüreğiyle oynayanı
    O mazi kitabında böylece yazılıdır
    noimage
    Gizli nabzımda bugün izler var
    Ruhuma karışan her şey ses verir
    Sukun içeceğim
    Yaşanmamış kabul ediyorum
    Bir yanım dere bir yanım deniz
    Hem boğuldum hem yüzdüm
    Buda sevginizin verdiği tesellidir
    Sevgililerim! Kifayetsiz kalacak duygularım
    Bende dopdolu olan yürek sahipleri
    Bildiğim cümleleri boğuşuyorum
    Başım eğik dökeceğim satırlara
    Kızıl bir fecir anına kadar
    noimage
    Beyaz mendil gibi sol cebimde sevdiklerim
    Ah! Diyorum
    Sevgi o ki bir mucize gibi
    Seviyorum!
    Zor mu? Seviyorum demek?
    Yürek ne diye vurur
    Sevmek, böyledir çünkü
    Nasıl anlatsam
    noimage
    O canlar ki! Nesilden kalan miras
    Sevdaları öyle ki depreşir durur
    Sevememe lüksün tabiatüstü sayılan olay
    Benim sızılarım, benim insanlarım
    Hatıralar bir dostluk korosu
    Kafile bana eşlik etmekte
    Benle bedenim türkü söyler her bir vakit
    Hiç bitmeyecekmiş gibi
    Türkü der ki
    Hoyratça feleğin avucunda biçare çırpınan
    Hicranı hoşgörüye katık eden
    Bu kadar mı şen olur
    noimage
    Bilenler dediler ki, diyebilirdin belki
    Unutmuşum
    Esip geçen dervişlere sor?
    Yalanım yok, sözüm derviş sözüdür!
    Revaçta iken sağduyusu olmayan
    Doğru ile yanlışı birbirinden ayırma zor
    Meşru duygular yine kürtaja zorlandı
    Nedametin nerededir gizlenen yeri
    Açık denizden bir set ile kapatılmış emel koyağı
    Gönlünden dereler boşansın bırak
    Zihnin eşiğinde ürkek nedamet
    Dereyi takip et
    Tövbe deryasına götürsün seni
    Islak dönene, tanrı için söyleyene sor?
    noimage
    Sordum! Sordum! Söylemler
    Tehirli yolcuların yarım kalmış duası
    Ah işte gasp edildi imanın feri
    Hayat heykelini yontuyor gaflet ustası
    Duydum! Sormadım
    Dinledikçe, düşündükçe, sustum
    Sanki güzel bir emel besleyenleri bir yerlerde unuttum
    Yoksa zaafa mı uğradı o minnet
    Kim bilir? İlktir canı cana dövüştüren
    Öyle mahsun, öyle umutsuz fukara
    noimage
    Telaş içindeydiler
    Mucip sebebin bilirim
    Hiç candan cana olur mu külfet
    Ne sunulduysa yuttum
    Tam ağlamaklı he ya dedim
    Nedamet yaşı getirmemek için dudaklarımı ısırıyordum
    Ağzımdan bir of! Kurtuldu
    Üstüne kızılcık şerbeti içtim
    Hayat o ki
    Ben ve gölgem koşuyordu güneşin battığı yere!
    noimage
    İşte benim sevdasında bencil yüreğim
    Demiştim sana hatırlarsan düştü içimdeki türkü
    Üstümde de mavimtırak soğuk ve bulanık bir gökyüzü yükseliyordu
    Martılar aldı götürdü
    Ezgiler denize döküldü
    Bütün arzularım düşmüş dalgalara yalnızlık içinde yüzüyor
    Benim kalbim de boşalıyor
    O kadar çok şey döküldü ki takip edemedim
    Ben yine bende çiğ tuttum
    noimage
    Bu yeryüzü issiz ve kurak, hiçbir şey vaade etmiyor
    Sevginin cevherini sömürüyor yutuyor
    Kim o, demeyin müptezel yaşamında bir gölge
    Şüphesiz benim, ben!
    Öyle ki kendime çıkan bir yokuştum
    Oydu, bağışlanmaz korkunç suçtu
    Adet ettim hayat dersini asmayı
    İşte, avuntu
    Yan yatırdım kum saatini
    Şöyle bir baktım
    Bir kadının ağıdı kum saatini devirmeye değerdi

    noimage

    ....................................... AB-I hayat yetmiyor
    .......................................Şimdi şurdan saptım mıydı bitiyor
    .......................................Bıldır beni davacıyım
    .......................................Haklı mıyım, haksız mı?
    .......................................Ara benim hakkımı
    .......................................Hiçbir set durdurmasın
    .......................................Bilgi yokuşu hoşgörüye çıksın
    .......................................Bölüşelim zeytin dalını
    .................................Öyle gönüller ateş yutmuş gibi muhabbet talan olmasın
    Farklılaşsın düşünme ahlakı
    Acısı acemi ezgiler bellet
    İçime düştüğün vakitlerde beni ihya et
    Bir yol göster, akar gibi geçeyim zamandan
    Biraz gittikten sonra döndüm geriye baktım
    Gidenleri geri çağırmıyor zaman



    KAYIP YALDIZ
#03.04.2010 18:31 0 0 0

  • noimage

    Madem değer veren yok aşkın yasalarına
    Duyular defterinden bir aşk yazayım gönlümce
    Kalem çıkar nakkaşın yayından
    İfrat çok kimlikli, çok yüzlü
    Ruhumu tenimden süz
    noimage
    İmgeler keskin bir bıçak
    Gönlüm taze kan gibi sıcak
    Öyle bir aşk yazdım ki gözlerinin içine
    Gözlerini aç!
    Oradan sesleneceğim sana keyfimce
    Getir şu sahte şarabı
    Ruhumda hararet var
    Şarap içmem işte bu sebepledir
    Neyzenin dilinden bir çift kelepçe çıktı
    Düşlerin düğümü çözüldü

    noimage

    Mesela, güneş bir deniz kıyısında
    Gölgesinde sevgi ılındı
    Deniz altında bir gelin midye topluyor
    Yanliz ve telaşlı
    Duvak düştü yüzünden
    Bir midye elinde tutuyor
    Allah in kudreti hayali gerçek oldu
    Sevgiyi içine sakladı
    Kadere bırakamazdı
    Zikretmeye ne zahmet
    Bütün dalgalar saçlarını okşadı
    Taşınmaz saçların yükü, yalan mı? Deniz!
    Onun şansı içinde yok kinin yemini
    Vuslat dedi duaya mim koydu
    noimage
    Kalp adını verdiğimiz ötesiz berisiz
    An gelir gülümser maveradan
    Çığırından çıkmış imgeler, nasihat kâr etmez
    Ey güzel kimse! Bu nasıl bir düş!
    Uyanda kalk! Biraz daha yakın dur
    Ben, Deniz? Sen Sevgi, kim bu sahte gelin!
    Saçlarında suların sırnaşıp durduğu
    Ahenkli temaşa bir hayli sıcak
    Her türlü aşkın en iyi mezesi
    Hangi kâbus bastı ki seni, gedik açtı uykularına
    Akisler mucize içerinde?

    noimage

    Bi kes sesini!
    Geçti düş gazabı!
    Bence
    Bir anda unuttum seni
    Ne rüya, ne de gazap umurumda
    İsterim ki
    Sen beni kul et kendine
    Ben seni esir alayım kalbime
    Benden ne istersen iste
    Ben senden ne isteyeceğim
    Düşün!
    noimage
    Boynumun borcu
    Nihayetinde
    Öğrendim ağız dolusu gülmeyi
    Hani ağaç toprağa sarar ya kökleri
    Hani öyle ki iliklerinde hissedersin onu
    Ömre bedel dilli, yıl gibi bir gece
    Saçlarında dolaşsın elim
    Belki böyle beğenir bizi sevgin
    Yaşanılası bir sevgi düşle
    İmgeler sahnesinde beni ağırla
    Ve hiç bitmesin
    noimage
    Peki!
    Zor sevgi sınanır derler
    Ve say ki
    Yürek paralayan, iç tırmalayan
    O iki doğunun ve iki batının muradından
    Mahrum olan
    Mavi, masmavi bir deniz
    İçinde yüzen bir sevgi
    Yeryüzüne inat
    Güneşe asildi, günün göğsüne dolacak

    noimage

    Duyurdu ona!
    İçimde bir umut, dokunmalı sıcaklığına
    El verip görünmek istiyorum ufuklara
    Bu kadar nöbet yeter bana
    Şöyle ki, ben seni sevdiğim anda
    Emin ol ki ilaha tapar gibi taparım Sana!
    Haydi, bunları bos ver
    Bulutlar uyanmadan
    Güneş gitmeden, güneşten bir parça koparıp alsam
    Mümkün mü? Acaba
    Bir heveskâr işte
    Uğrarsan, o yasak göğe
    Hayra alamet değil
    Bir başka âlemden gelmiş gibisin
    noimage
    Aşk kanunsuz, sevgi kaçak, onur kurumlu
    Ey sevda! Bir iki silkin
    Dök dedi terini dök ki emeğin belli olsun
    Sırılsıklam âşık desinler
    Gecenin sonunda gün yelini bekleyeceksin
    Ey ıslak sevdam üşüyeceksin!
    Hiç geçmedi fikrimden
    Sevgi haram kuru ırmağa
    noimage
    Az sonra
    Güneş, üstünde ateşten yalın bir alevle kıpkızıl hareket etmekte
    Niçin, nasıl? Deme!
    Güneş topla ellerinle
    Doldur kalbine
    İçinde tut benim için ateşi
    Yanıp kızaran yağ gibi
    Kırmızı gül haline getirsin seni
    Yüze vuran sıcaklığınla
    Haşlasın üryan bedeni
    Aşk yaktı sanılsın
    Yani beni

    noimage

    O, şöyle demişti
    İşte, şimdi tam doğrusunu temenni edebilen
    Benim için bir kadın var bilirken
    Bana aşkı ifade etmeyi öğretti
    Demişken
    Med gibi cezir gibi, hal bilmezin aşk dediği bumuydu?
    Şeffaf bir seda duyurdu ona!
    Cehennemden yeni geldim
    Şüphesiz o, kızgın bir ateşti
    noimage
    Öyleyse şimdi, aşk ağırlıyor ikimizi
    Sen ey!
    Önünde dizin çöktüğü tek gerçek!
    Aşk'ın zirveye ulaştığı demde
    Tufanıydı boşanan sağanak
    Bir şimşek yalımıyla geçtin düşümden
    Yıldız yıldız nur yağar
    Henüz ifrat bahtına düşmemiş daha
    noimage
    Vakittir şimdi
    Ben kadrini bileceğim
    Sen sevgiyi helal tut
    Helal aşkı elif doğruluğunda ifşa et
    Sakın ki!
    Sana, kudret helvası ikram edeceğim
    Yoksa Âdem'le Havva gibi sürgün edilirsin
    Sade bunlar sebebi ise
    Affet senden habersiz atan nabzımı
    İzin ver yüreğinde konaklasın
    Sürgüle kapıları

    noimage

    Bir buselik kuşluk vurmamıştı üstüme henüz
    Her gece rüyada gördüğüm yeri aradım
    Güneşi gördüm
    Gölgesine asılı ıslak sevgi
    Sanki orada bir kuşluk vakti kadar kalmış gibiydi
    Cezir vakti deniz
    Bir asa kes bana! Midye, sen
    Denizden geçeceğim
    Demin
    Kumsaldan geldim, tabanlarım kan içinde
    Çakıllara sor
    noimage
    Sermest! Ver elini!
    Niye? Deme
    Güneş senin tepende
    Gün bitmeden al onu güneşten
    Sessiz ve çabuk!
    Kapat midyeyi içinde kalsın sevgi
    İkimiz de bilmiyorduk bu sahnenin sonunu
    And olsun ki âşık oldum sana değil aşkı veren Mevla'ya!

    noimage

    KAYIP YALDIZ

    noimage



    [main-arkaplan-muzik]569[/main-arkaplan-muzik]

#03.04.2010 17:39 0 0 0
  • noimage

    noimageNARÇİÇEĞİM,ELİF'İM CANIM KARDEŞİM....noimage

    Doğum Günün Kutlu Olsun...
    Nikin ayrı güzel,adın ayrı güzel ve sen ayrı güzelsin kardeşim.Seni tanımaktan mutluyum.Bu güzel yaşamında o güzel yüreğin neyi nasıl istiyorsa canı gönülden olması dileğiyle kardeşim...
    Hoşuma gidip seninde okumanı arzu ettiğim güzel bir NARÇİÇEĞİ Tasvirini burada paylaşmak istedim...

    Sevgiler kardeşim,nice mutlu senelere...

    noimage


    Duvarlarından asmalar sarkan küçük avluda beş ağaç var. Biri dut, biri incir, üçü de nar. Evet o meyvenin ağacı, yani üç nar ağacı.

    Nar ağacı çiçek açmış, nar çiçeği... Nar çiçeğini görüyorum. Şu anda hiçbir çiçek umurumda değil, karşımda birer ateş damlası gibi tutuşmuş nar çiçeğini görüyorum. Aman Yarabbi! Hazreti İbrahim'in atıldığı ateşin rengi midir bu? Yoksa, Yusuf Peygamberin arkadan yırtılan kan kırmızı gömleğinin şiiri mi? Bilmiyorum. Bilemiyorum ama gözlerimi alıyor, içimi yakıyor. Evet, ömrümde ilk defa bu kadar çok nar çiçeğini yakından görüyorum. Son güzde kırmızı pırıltılar saçan tanelerini bin bir sevinçle yediğimiz narın çiçeğini hayret ve hayranlıkla seyretmeye doyamıyorum. Şiirlerde okuduğum, türkülerde, şarkılarda dinlediğim, bilmecelerde, efsanelerde duyduğum ve hep merak ettiğim meyvenin çiçeği demek bu!.. Çocuklar gibi sevinerek, türlü çılgınlıklar yaparak günlerce nar ağacının dibinde oturabilirim. Ta ki çiçekler meyveye durana kadar oturabilirim.

    Şu an, üç nar ağacının yanındayım. Gözlerime inanamıyorum, gözlerimde sevinçten müthiş bir pırıltı olduğunu hissediyorum. ? Demek nar çiçeği bu!? diye hayıflanıp duruyorum, önce nar ağacının koyu yeşil, küçük yapraklarına dokunuyorum. Sonra hafif dikenli dalları ve gövdesine. En sonunda ise insanın içini tırtıklayan, bir hoş eden, ateş gibi çiçeklerine dokunuyorum. Ruh kayıtsız kalamıyor bu kışkırtıcı, bu iç gıcıklayan güzellik karşısında. Dokundum ve yandım. Tepeden tırnağa ağacı, yapraklarını, özellikle göz alıcı, tehlikeli ve alevli çiçeklerini bütün cazibesi ile iyice süzüyorum. Ağaçların dallarında gezinen karıncalar var. Yoksa onlar da mı tutkun nar çiçeğine? Kim bilir?

    Üç nar ağacını alır gibi alıyorum çiçekleri. Aşkın ateşiyle kırmızı kâseye dönüşüyor ellerimde çiçekler. Ellerim nar oluyor. Ben nar oluyorum. Kendim oluyorum böylece.


    CANSEVER
#03.04.2010 13:21 0 0 0
  • Kat görevlisi olarak çalıştığım otelde,koridorda gezinen sarışın uzun boylu bayan yanıma yaklaşıp,el kol hareketleriyle birşeyler anlatmaya çalışıyordu. Kendisini dinledim ama, hiç bir şey anlamadım.

    Çok çaresiz durumdaydı, durmadan bana işaretlerle anlatıyordu. Böyle durumlar için sakladığımız sözlüğü alıp geldim. Eline verdim. Sarışın bayan sayfaları karıştırıp bir sözcük buldu.

    Erkek yazan yeri bana gösterdi. Neydi bu erkek; tek başına bişey ifade etmiyordu. Benim için,başka sayfaları karıştırdı. Bu defa, hasta sözcüğünü seçti. Şimdi anlamıştım ne demek istediğini. Elinden tuttum, buna çok sevindi... Beni odasına götürdü.

    Yatağı gösterdi. Genç bir erkek yatıyordu yatakta. Yüzü sapsarı olmuş, aşırı zayıftı. Birazda ateşi vardı. Yataktan kalkacak gibi değildi. Sözlüğü tekrar elime alıp ne istediğini sordum. Doktor, ilaç eczane...

    Genç kız bana eczaneyi gösterdi eliyle. Onun elinden tutup merdivenlerden indik birlikte. En yakın eczanenin yanına kadar geldik, ben onu eczane de bırakıp bakkala gittim. Ramazan dolayısıyla otelde mutfak kapalıydı. Aşağı yukarı tüm personel oruçluydu.

    Ramazan ayının ortaları falandı... Çayla şekerden başka bir şey yoktu. Bakkaldan bir ekmek, biraz da zeytin peynir aldım. Otele geldim. Küçük bir demlik çay yaptım. Biir siniye kahvaltı hazırlayıp kapılarını çaldım. Kapıyı açan gençkız beni görünce çok şaşırdı.

    Önce almak istemedi am, sonra ben ısrar edince aldı. Ertesi gün evden birşeyler getirip kimseye görünmeden yine odalarına bıraktım. Genç adam biraz iyi gibiydi, çok sevindim. Selamlaşıp işime başladım. Akşama doğru terasta çamaşır asarken ayak sesleri gelen tarafa baktığımda, çantalarını sırtına almış benim iki sevimli arkadaşım bana doğru geliyorlardı.

    Dünkü hasta gençti gelen. Yanıma gelince, ellerinde biraz zeytin biraz peynir vardı... Israrla bana vermeye çalıştılar, almasam mutlu olmayacaklardı,aldım verdiklerini. Kız çantasını yere koyup bana sıkıca sarıldı. Kızdan cesaret alan erkekte aynı şeyi yaptı.

    O an onlara karşı içimde tarifi imkansız bir sevgi oluştu. Burda gördüm ki; sevgi evrenseldir. Dilini bilmesem de, dinini yaşamasam da, sevgi evrenseldir. Çantasını açan kız, içinden küçük bir paket çıkardı. Avuçlarıma bıraktı. Israrla almamı istiyordu, aldım.

    Bu defa ben onlara sıkıca sarıldım. Sanki çok sevdigim dostlarım gidiyordu. Beni çok mutlu etmişlerdi. Onlar için dualar ettim. Gittiler. Verdikleri paketi açınca, içinden küçük bir kilise resmi olan tabak çıktı. Bu onlar için değerliydi . Onların dinini temsil ediyordu.

    Ben hıristiyan olmasam da, dinlerine saygı duydum. Kutsallarını bana hediye olarak vermişlerdi. O tabağı yıllarca sakladım. Taki, ev taşırken kırılana kadar... Tabak kırılınca çok üzüldüm. Sanki bir dostu kaybetmiş gibiydim. Ama kaybetmediğimi biliyorum.

    Dünyanın neresine giderlerse gitsinler, benim onları hatırladığım gibi, onlar da beni hatırlıyordur. Eminim bundan.

    Çünki,SEVGİ EVRENSELDİR.


    YAZAN:EMİNE UYSAL
#03.04.2010 12:56 0 0 0
  • Zeynep tuvalet kâğıdında ki, kana şaşkınlıkla bakarak, 'bu da nerden çıktı şimdi? Benim adet görmem biteli üç yıl oldu.'

    Zeynep kırk sekiz yaşında, sarışın, orta boylu, elâ gözlü bir bayandı. Evli ve iki çocuğu vardı. Oğlunu ve kızını evlendirmiş, torunları bile olmuştu. Hayata erken başladığı için, bütün yolu çabucak bitirip, yolun sonuna gelmiş gibi hissediyordu kendini. Gördüğü kana dikkatlice bakıp, neden olduğunu düşünmeye çalışsa da, üzerinde fazlaca durmamıştı.

    Kanaması, tıpkı adet görür gibi, üç gün normal bir şekilde olmuştu. Tıpkı gençliğindeki gibi, yirmi bir gün sonra tekrar gelince, hayata yeni başlamış gibi hissetti kendini; ama komşulara da anlatamadan edemedi. İşte şimdi yanmıştı Her kafadan ayrı bir nasihat çıkıyordu. Bazıları şöyle derken, 'aman ha, dikkat et, ur falan vardır! Hemen muayene ol!' bazıları da şöyle diyordu. 'Tanıdığım bir doktor var, çok iyi. Benim gelinin iki yıldır çocuğu olmuyordu, o doktora muayene oldu ve şimdi nur topu gibi bir bebeğimiz var.'

    Ertesi gün, komşularının tavsiye ettiği doktora gitmek için, erkenden evden çıkıp hastaneye gitmiş, ilk sırayı almıştı. Sıra kendisine gelince, muayene odasına girip doktora derdini anlatmaya başlamıştı. Zeynep'i dinleyen doktor:

    -Senin adet dönemin biteli üç yıl olduğuna göre, biyopsi yapmak zorundayız. Ancak ondan sonra sana sağlıklı bir cevap verebilirim.

    Doktor on beş gün sonrasına, biyopsi için gün verip:
    -Mutlaka sana verdiğim randevuya gelmelisin; ihmal etmeye gelmez!

    -Tamam doktor bey, geleceğim.

    On beş gün sonra Zeynep kocasıyla beraber hastaneye gelip, biyopsi yapılacak odaya girdiğinde, hemşireler ondan bazı evrakları tamamlamasını istemişlerdi. Zeynep kocasına evrakları tamamlaması için verdiğinde adam:

    -Ben onları yaptıramam. Nerde yapılırlar bilmem.

    -Nerde olacak, hastaneye girilen kapının yanındaki küçük binaya git, orada sorarsın söylerler. Orada yapılıyor.

    Zeynep kocasına ne kadar tarif ettiyse de, adam bir türlü anlamıyor, 'ben yapamam.' Diyor da, başka bir şey demiyordu. Çaresiz, evrakları eline alıp kapıya yönelince, bölüm hemşiresi arkasından bağırıyordu:

    -Zeynep Hanım! Nereye gidiyorsun? Biyopsi için hazırlanman gerekiyor!

    Arkasından bağıran hemşireyi duymamış gibi, koşar adımlarla evraklarını yaptırmaya giderken, kocası da arkasına takılmıştı. Evrakları yaptırıp geri geldiğinde, doktor sinirli bir şekilde bekliyordu. Zeynep'i görünce:

    -Neredeydin? Seni bekliyorum. Hemen şu masaya çık ve yat!

    Kendisine gösterilen masaya bacakları titreyerek çıkan Zeynep'in,apış arasına soğuk demir parçaları deyince ani bir hareketle bacağını çekmeye çalışmıştı. Doktor:

    -Hoppala! Daha başlamadık bismillâh! Böyle yaparsan biz işimizi nasıl yapacağız? İşine başlamak için eline aletleri alınca hemşire:

    -Uyuşturmayacak mıyız, Doktor Bey?

    -Hayır! Yeterince zaman kaybettik. Hemen işleme başlayacağız. Deminden beri hazırlamak için hasta bekliyoruz burada. Bizim başka işimiz yok mu?

    Doktor elindeki, minik bir küreği andıran aleti kullanınca, Zeynep acıyla bir çığlık atmıştı.

    -Bağırma be kadın! Sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz, teşekküre bak! Biraz dişini sıkacaksın. Yok sıkmıyorum, canım tatlı diyorsan, zorla değil ya, in masadan!

    Zeynep sesini kesip, dişlerini sıkmaya, çaresizce masanın demirlerini kavrayarak asılmaya başlamıştı. İşlem kısa sürse de, sanki bir asır olmuştu başlayalı. Doktor 'bitti' dediğinde, bayılmamak için son gücünü kullanıyordu. Masadan güçlükle inmiş, ayakta zor duruyordu. Hemşirenin gösterdiği sandalyeye oturduğunda, küçük bir kavanozla, aldıkları parçayı eline verip:

    -Bu parçayı patolojiye verin.

    Zeynep çektiği acıya aldırmayarak, kendisi önden, kocası arkadan, patolojinin yolunu tuttular, parçayı verdiklerinde, 'on beş gün sonra gelip alın.' Demişlerdi.

    On beş gün sonra patolojiye yalnız gelmişti Zeynep. Nasıl olsa kocasının bir şeye faydası yoktu. Diogenes'in dediği gibi, bir işe yaramıyor, gölge bari etmesin diyordu.
    Patolojiden gelen evrakta şunlar yazıyordu. Yeterli materyal olmadığı için, sonuç alınamamıştır. İkinci kez biyopsiye sevkine diyordu.

    Evrakı evire çevire okuyan Zeynep:

    -Yeterli materyal alınmadığı halde, canım bu kadar yandı, ya birde yeterli alırlarsa ne olacak?

    Elindeki evrakı yırtıp en yakın çöp kutusuna atarken, o an ölmek istiyor, bu çarpık düzenden ve salak kocasından sonsuza kadar kurtulmak istiyordu; ama ölmemişti ve yaşayacaktı. Ölüm O'nu gelip bulana dek Hastanenin çıkış kapısına doğru, sessiz ve sakin yürüyordu.

    Emine...

    06/03/2010/ Manisa

#03.04.2010 12:54 0 0 0
  • noimage
    189 Yıldır hiç çürümeyen çörek

    1821 yılında yapılan bir çörek, çürümeden günümüze kadar gelmeyi başardı.

    Çöreğin kendisine ailesinden yadigar kaldığını açıklayan Nancy Titman, fırıncı bir aileden geldiğini ve günümüze kadar gelmeyi başaran çöreğin büyük büyük büyükbabası William Skinner tarafından Londra'da pişirildiğini söyledi.

    91 yaşındaki Nancy Titman, çöreğin kendisinden sonra kızı Anthea, ondan sonra da torunu Hannah'a miras kalacağını belirtti.

    19. yüzyılda birçok insan, Good Friday günleri pişirilen çöreklerin küflenmediğine hatta bu çöreklerin iyileştirme güçlerinin olduğuna inanırlarmış. Nancy Titman da, ailesinin bu düşünceye katıldığını ifade ediyor.

    noimage

    Alıntı

#03.04.2010 07:36 0 0 0
  • hüzün de en asi gülücüğümdü benim . . .


    Emeğine sağlık arkadaşım...
#02.04.2010 20:25 0 0 0
  • sevebilmek için


    önce kendini sevmeli


    ve sevdiğinin göz bebeklerinde

    kendi gülüşlerini görmeli


    Harika bir şiire senin güzel sunumunla görsellik katmışsın arkadaşım..Emeğine sağlık...

#02.04.2010 20:22 0 0 0
#02.04.2010 19:28 0 0 0
#02.04.2010 19:13 0 0 0
  • Ben sizler gibi resimlere yazı yazmasını bilmediğim için BULUVEY bu şekilde ancak sunumu hazırlıyorum..Beğenmenize memnun oldum arkadaşım gözlerinize sağlık..
#02.04.2010 18:41 0 0 0
  • Konuşulduğu ülkeler
    Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Bulgaristan, Yunanistan, Ermenistan, İran, Makedonya Cumhuriyeti, Moldova, Suriye, Irak, Kosova
    Şu ülkelerdeki göçmen topluluklar: Hollanda, Almanya, Avusturya, Kanada, ABD, İsrail, Brezilya, Venezuela, Kolombiya, Belçika, İngiltere, Danimarka, İsveç, İsviçre, Avustralya
    Sürgündeki Ahıska Türkleri'nin yaşadığı ülkeler: Kazakistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan ve Ukrayna.
    Konuşan kişi sayısı
    80 milyonu ana dili olmak üzere, yaklaşık 100 milyon. Sıralama 14 arasında
    Sınıflandırma

    - Altay Dil Ailesi (tartışmalı)
    - Türk Dilleri Ailesi
    - Oğuz Grubu
    - Türkçe

    Resmi Durum ve Dil Kodları
    Resmi dil olduğu ülkeler: Türkiye, KKTC , (Makedonya , Kosova (Belediye dili)), Kıbrıs Rum Kesimi
    Düzenleyen kurum: Türk Dil Kurumu
    ISO 639-1: tr
    ISO 639-2: tur

    Türkçe, Altay Dilleri içerisinde Türk dil ailesinin Oğuz Grubu'na mensup, Türkiye lehçesidir. Türkiye Cumhuriyeti, KKTC ve bazı Balkan ülkelerinin resmi dilidir.

    1 Sınıflandırma
    2 Coğrafi dağılımı
    2.1 Resmi durumu
    2.2 Kullanımı
    3 Tarihsel Gelişimi
    3.1 Orta Asya'dan, Anadolu'ya
    3.2 Dil Devrimi
    4 Ağızları
    5 Dilbilgisi
    5.1 Türkçenin özellikleri
    5.2 Sözcük Türeme Farkı
    5.3 Eklerle tümce oluşturma
    5.4 Büyük ve küçük ünlü uyumu
    5.5 Türkçenin deyim ve atasözleri
    6 Yabancı Dillerle Etkileşimi
    6.1 Türkçeye Geçen Yabancı Sözcükler
    6.1.1 Bu Kelimelerin Basın Dilindeki Yaygınlığı
    6.2 Türkçeden Diğer Dillere Geçen Sözcükler
    Rekortmen Sözcükler
    Sınıflandırma

    Türkçe; Gagavuzca, Horasan Türkçesi ve Osmanlı Türkçesi ile birlikte olarak Türkçe dil grubunda yer almaktadır. Türkçe dil grubu, Oğuz dillerinin (Güney Türk dilleri) bir alt grubudur. Oğuz dilleri de Türk lehçelerinin bir alt grubudur. Çoğu bilim adamı Türk lehçelerini Altay dil ailesi içine koyarlar.

    Coğrafi dağılımı
    Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Bulgaristan, Yunanistan, İran, Makedonya, Moldova, Suriye, Irak, göçmenlerin yaşadığı Hollanda, Almanya, Avustralya, Kanada, ABD, Brezilya, İsrail,Venezuela, Kolombiya, Belçika, İngiltere, Danimarka, İsveç, İsviçre, Avustralya ve sürgündeki Ahıska Türklerinin yaşadığı ülkeler: Kazakistan, Azerbaycan, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Özbekistan,Afganistan,Tacikistan ve Ukrayna'da konuşulur.

    Resmi durumu
    Türkçe Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmi dilidir. Türkiye'de Türk Dil Kurumu, Atatürk tarafından 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti olarak bağımsız bir organ olarak kurulmuştur. Türk Dil Kurumu dilin sadeleşmesi, yabancı kökenli sözcüklerin değiştirilmesi (özellikle Arapça ve Farsça) için çalışmıştır.
    Kosova'da Türkçe resmi dil olmaktan kalktı. Eskiden yani 1978 Dil yasasına göre Türkçe resmi dil idi. Şu anda sadece Kosova'nın bir kenti olan ve Türk çoğunluğun yaşadığı bir kent olan Prizren'de Türkçe resmi dildir. Diğer yerlerdeki resmiyeti ortadan kaldırıldı.

    Kullanımı


    Dünya'da Türkçe konuşanların dağılımı

    Türkçenin Türkiye lehçesi,
    Türkiye'de yaklaşık 72.000.000 kişi tarafından,
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 250.000 kişi tarafından konuşulmaktadır.
    Türkçenin artık ayrı birer dil olarak kabul edilen ve Türk Dilleri Ailesinin alt kolunu oluşturan tarihi lehçeleri de bulunmaktadır. Bunlar Türkiye Türkçesi de dahil aşağıdaki bölgelerde şu yoğunlukla konuşulmaktadır:
    İran'da yaklaşık 30.000.000 İran Azerisi tarafından,
    Özbekistan'da 23.600.000 kişi tarafından,
    Rusya Federasyonu içinde Türk muhtar cumhuriyetleri de bulunmaktadır. Başlıcalarını, Tataristan, Başkortostan, Çuvaşistan, Yakut-Saha Muhtar Cumhuriyetleri, Dolgan-Mens Muhtar Bölgesi, Kabardin-Balkar, Tuva, Kırım-Tatar Muhtar Cumhuriyetleri, Hakasya, Gorno-Altay Muhtar Bölgesi, Dağıstan Muhtar Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Muhtar Bölgesi buralarda toplam 18.000.000 yakın kişi tarafından,
    Doğu Türkistan'da (Çin) yaklaşık 17.500.000 kişi tarafından,
    Kazakistan'da 15.900.000 kişi tarafından,
    Azerbaycan'da 7.600.000 kişi tarafından,
    Kırgızistan'da 5.000.000 kişi tarafından,
    Türkmenistan'da 6.000.000 kişi tarafından,
    Tacikistan'da 2.800.000 kişi tarafından,
    Afganistan'da 5.000.000 kişi tarafından,
    Irak'ta 3.000.000 kişi tarafından,
    Almanya'da 2.670.000 kişi tarafından,
    Suriye'de yaklaşık 1.500.000 kişi tarafından,
    Bulgaristan'da 850.000 kişi tarafından,
    Gürcistan'da 400.000 kişi tarafından,
    Sırbistan ve Kosova'da en az 350.000 kişi tarafından,
    Kırım'da 300.000 kişi tarafından,
    Gagavuz Yeri'nde (Moldova) 200.000 kişi tarafından,
    Avusturya'da 200.000 kişi tarafından,
    Hollanda'da 354.000 kişi tarafından,
    Avustralya'da 150.000 kişi tarafından,
    Fransa'da 176.000 kişi tarafından,
    Yunanistan'da 135.380 kişi tarafından,
    İngiltere'de 120.000 kişi tarafindan
    Makedonya'da 97.500 kişi tarafından,
    Belçika'da 112.400 kişi tarafından,
    İsrail'de 50.000 kişi tarafından,
    Amerika'da 27.000 kişi tarafından,
    Danimarka'da 25.000 kişi tarafından,
    Romanya'da 16.000 kişi tarafından,
    Kanada'da 10.000 kişi tarafından,
    İsviçre'de 7.500 kişi tarafından konuşulmaktadır.

    1960'larda iş gücüne ihtiyaç duyan Avrupa kapılarını büyük ölçüde Türklere açmış ve Türkiye'den Avrupa'ya yoğun bir göç yaşanmıştır. I. Dünya Savaşı sonrasında Balkanlar'da yaşamaya devam eden Türkler ile birlikte bu insanların sayısı günümüzde neredeyse 6 milyona ulaşmıştır ve büyük bir çoğunluğunun ana dili Türkçedir. Amerika ve Avustralya'da ise yaklaşık 200 bin kişi Türkçe konuşmaktadır. Böylece Türkçe (Türkiye Türkçesi), Türkiye ve KKTC dahil tüm dünyada ana dil olarak yaklaşık 71 milyon kişi tarafından konuşulurken, bu sayı Türkiye Türkçesini ikinci dil olarak konuşanlarla birlikte tahminen yaklaşık 80 milyonu bulmaktadır.
    UNESCO, 1980'li yıllarda yaptığı araştırma sonucu tüm Türk lehçelerini 200 milyon kişinin konuştuğunu ortaya çıkardı. Ancak buna Türk lehçelerini ikinci ya da üçüncü dil olarak konuşanlar da dahildi. Aradan geçen çeyrek asırda Türkçe konuşan nüfus önemli oranda arttı. Günümüzde yaklaşık 210 milyon kişinin Türkçeyi ve diğer tarihi lehçelerini ana dili olarak konuştuğu üzerinde durulmaktadır. Buna Türkiye Türkçesini de içeren Türk lehçelerini ikinci veya üçüncü dil olarak konuşanlar da dahil edilecek olsa, bu sayı gözle görülür derecede artacaktır. Bu nedenle Türkiye Türkçesinin en çok konuşan kişi sayısına sahip olduğu Türk Dilleri Ailesi, tüm lehçeleri ile dünyanın en çok konuşulan dil ailelerinden birini oluşturmaktadır.

    Tarihsel Gelişimi

    Orta Asya'dan, Anadolu'ya
    Altay Dağları civarından kaynaklanan dil, onu kullanan göçebe kavimlerin doğuda Japonya'ya, batıda ise Avrupa'ya doğru hareketiyle yayılmıştır. Afganistan ve Batı Çin civarında Moğolca; Rusya, Güney ve Güneydoğu Çin bölgesinde Tunguz; eski Rusya ülkelerinden batıda Türkiye'ye, güneyde ise İran'a yayılan bir alanda ise Türki diller olarak değişmiştir. Güneyde bulunan başlıca Türki diller Türkçe, Azeri Türkçesi ve Türkmen Türkçesidir. Oğuz boylarının kullandığı Gagavuz lehçeleri ve İran kaynaklı Horasan lehçesi, Türkiye lehçesi ile birlikte bugünkü Türkçenin bölümlerini oluşturmaktadır.
    Divanü Lügati't-Türk, Türk kültürün ilk Türk dilini anlatan ve yazılan Sözlük eseri dir ve Kaşgârlı Mahmud tarafından 25 Ocak 1072'de yazılmaya başlanmış ve 10 Şubat 1074'te bitirilmiştir. Bu kitap içinde bu cümle bulunuyor. "Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur". Türkçenin zengin gramer özelliklerini ilk ve en çarpıcı biçimde yansıtıyor.
    Türkçenin kullanım alanını genişleten bir başka Karahanlı Devleti'nin mensubu, ikinci bir Türk ve Türkçe kültür abidesi olan Yusuf Has Hacib dir. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig (Kutatkı/Kutatı Bilik, Kutlu eden Bilgi ya da Mutluluk Bilgisi) adlı eseri ile Türk dil birliğinin diğer önemli yazılı temelini attı.(1069-1070 yılarında bu Türkçe eseri tamamlandı).
    13/14.yy. yaşamını süren Yunus Emre Türkçenin, özellikle Türkçe şiir dilinin temel ustası ve abidesi(anıtı) olmaktadır.
    Yunus Emre'nin edebiyat tarihi bakımından, önemli bir yanı da Anadolu'da, Türkçe şiir dilinin öncüsü olması ve tasavvuf sorunlarını yalın, kolay anlaşılır bir dille söyleyişi nedeniyledir. Şiirlerinin ölçüsü, Türkçenin ses yapısına uygun aruz olmakla birlikte söyleyişi akıcı, sürükleyici bir nitelik taşır. Tasavvufun en güç anlaşılır kavramlarını, Türkçenin ses yapısına uygun biçimde dile getirir, şiirinde duygu ve düşünce birliğinden oluşan bir derinlik görülür.
    Hacı Bayram Veli 14/15.yy. Anadoluda yaşamını süren Türk mutasavvıf ve şair olarak, eserlerini Türkçe olarak yazmakta oldu ve Türkçe kulanımını Anadoluda önemli şekilde etkiledi.

    Altay dil ailesi
    Türkçe dil kolu
    Güney dilleri
    Balkan Gagavuz Türkçesi (Türkiye ve Türklerin yaşadığı Avrupa ve Amerika kıtalarını bazı bölümleri)
    Gagavuz Türkçesi (Moldovya)
    Horasan Türkçesi (İran)
    Türkiye Türkçesi
    Azeri Türkçesi
    Kazak Türkçesi
    Türkmen Türkçesi
    Kırgız Türkçesi
    Özbek Türkçesi
    Tatar Türkçesi
    Uygur Türkçesi

    Türkçe ait olduğu Altay Dil Ailesi'nin en çok kişi tarafından kullanılan dilidir. 5500-8500 yıllık bir geçmişi olduğu sanılmaktadır. Azeri, Türkmen, Tatar, Özbek, Başkurti, Nogay, Kırgız, Kazak, Yakuti, Çuvaş gibi bölümleri vardır.
    Örnek olarak yazılı Türkçe üzerine kaynaklarda (M.Ö. 1766 yılık çin kronikinde) ilk kez tutanaklarda tanrı , Ordu , kılıç ve kut (mutluluk) sözcükleri bulunulmaktadır.
    Moğolca, Mançu-Tungus, Korece ve Japonca ile yakın ilişkisi vardır. Bazı bilimadamları, ilişkinin ödünç alınmış sözcüklerden kaynaklandığını ve temelli olmadığını iddia etmiştir. Son zamanlarda yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, bu tezin hatalı olduğunu, Türkçe ve Japonca'nın temel ilişkilerinin bulunduğunu kanıtlamıştır.

    Dil örnekleri klasik Eski Türkçe Kültürü (Göktürk 6/7/8yy. ile Orhun yazıtları) ve Türkiye Türkçesi Kültürü
    Göktürkçe
    Türk Oğuz beğleri, budun, eşidin; üze Kök Tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilinin, törünün kim artatı(r)?
    Türkiye Türkçesi
    Türk Oğuz beyleri, ulus, işitin; üzeride Gök Tanrı basmasa, altta yer delinmese, Türk ulusu, ülkeni, töreni kim atar?

    Dil Devrimi
    Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslaşma sürecini tamamlayan Türk Devrimi'nin ya da Atatürk devrimlerinin en önemli basamaklarından ilki Cumhuriyet'in kuruluşundan 4 yıl sonra yapılan harf devrimi, ikincisi de Cumhuriyet'in kuruluşundan 9 yıl sonra yapılan Dil Devrimi'dir.
    Dil Devrimi kısaca, Türkçe ile düşünmeyi, Türkçenin bütün, bilim, sanat ve teknik kavramları karşılayacak yolda gelişmesini sağlayan eylemdir.
    Dilbilimci Kâmile İmer "Dil Devrimi nedir?" sorusunu şöyle yanıtlıyor:

    Dili daha çok yerli öğelerin egemen olduğu bir kültür dili durumuna getirmek amacıyla yapılan ve devletin desteğini kazanmış olan ulus çapındaki dili geliştirme eylemine 'dil devrimi' adı verilmektedir.
    (Dilde Değişme ve Gelişme Açısından Türk Dil Devrimi, TDK Yayınları, Ankara, 1976, s. 31 ve ötesi)

    Her insan düşüncesini sözcükler arasında bağ kurarak oluşturduğu tümcelerle aktarır, bu açıdan bakınca Dil Devrimi aynı zamanda düşüncenin yenileşmesidir.
    İmer'in söylediği gibi, "Dil Devrimi'nin gerçekleşmesini sağlayan etkenler, aynı zamanda onun amaçlarını ortaya koymaktadır. Uluslaşma etkeni dili yabancı öğelerden temizleme amacını, öteki de kültür dili durumuna getirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçların olumlu sonuçlar vermesi, ortaya çıkan ürünlerin toplumun malı olmasına bağlıdır. Devletin desteği olmaksızın dilde yapılan devrim, bireysel bir eylem olarak kalır, topluma mal olmaz. Dil Devrimi'nin hazırlık evresindeki çabalar, bunun en güzel örnekleridir. Türk Dil Devrimi'nin hazırlık evresi olarak nitelendirebileceğimiz ve Tanzimat Fermanı ile başlayan dönemdeki dili temizleme isteği toplumu kapsayamamıştır. Ancak Cumhuriyet'ten sonra, 1932 yılında devletin öncülüğünde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuyla dilde yapılan yenilikler, ulus çapında bir eylem olarak topluma mal olmaya başlamıştır." (Agy, s. 32)
    Türkçe yapı bakımından çok zengin bir dil olmakla beraber, dünya üzerinde de hala çok konuşulan bir dildir. Bu zenginlik her ne kadar içinde yabancı sözcükler bulundursa da, bu durum dilde hiçbir bozukluğa yol açmamıştır. Bunun nedeni de, Osmanlı'nın, zamanında barındırdığı azınlıkların olmasıdır. Çünkü bu nedenle dilde çok fazla yabancı "sözcük alış-verişleri" olmuştur.

    (Yağmur Akyüz)
    Türkler dünyada en çok alfabe değiştiren kavimlerdendir.
    Türkçenin bilinen ilk alfabesi Orhun Abideleri'nde yer alan Orhun Alfabesi'dir. Bu alfabe 1. yüzyıldan itibaren Göktürkler tarafından kullanılmıştır.
    Osmanlı Devleti'nde ise Arap alfabesi üzerinde bir takım düzenlemeler yapılarak Osmanlıca dediğimiz yazı çeşiti kullanıldı.
    Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte 29 harfli Yeni Türk Alfabesi ise Latin abecesi üzerinde yapılan düzenlemeler sonucu 1928'de Mustafa Kemal Atatürk tarafından kabul edilmiştir.
    Ayrıca günümüzde 20 ayrı Türk yazı dili bulunmaktadır: Türkiye Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen Türkçesi, Kırım Tatar Türkçesi, Karaçay-Malkar Türkçesi, Nogay Türkçesi, Kumuk Türkçesi, Kazan Tatar Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Kazak Türkçesi, Karakalpak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi, Altay Türkçesi, Hakas Türkçesi, Tuva Türkçesi, Saha (Yakut) Türkçesi, Çuvaş Türkçesi.

    Ağızları
    Türkiye Türkçesinin genel kabul görülmüş ve yazı diline aktarılmış şivesi, İstanbul ağzından türemiştir. Anadolu'da özellikle Karadeniz Bölgesi, Güneydoğu Bölgesi ve de Ege Bölgesi'nde ağız farklılıkları apaçık gözlenmektedir. Ancak ağızlar, genellikle insanların belli bir eğitim ve kültür seviyesine ulaşması ile yavaş yavaş terk edilmekte ve toplumda çoğunluğun konuştuğu ağız kabul görmektedir.

    Dilbilgisi
    Türkçeyi (Türkiye Türkçesi) diğer dillerden ayıran dört özellik şunlardır:
    Türkçe sondan eklemeli bir dildir.
    Türkçede ses uyumu vardır.
    Türkçede sözcüklerin cinsiyeti yoktur.
    Türkçenin özellikleri

    Türkçe söz varlığının çoğunluğu; öz Türkçe sözcükler, Arapça ve Farsça'dan geçmiş Türkçeleşmiş sözcüklerden oluşmaktadır. Arapça ve Farsçadan gelmiş sözcükler o kadar Türkçeleşmiştir ki Arap veya Fars dilindeki halinden oldukça farklıdır ve kimi sözcüklerin anlamı farklılaşmıştır.
    Türkçede tümce yapısı: Özne, Tümleç, Yüklem şeklindedir.
    Türkçede kısa yoldan anlatım ön plandadır. Örneğin, "sobayı yak" derken "sobanın içindekileri yak" anlamındadır.
    Türkçede zamirler: ben, sen, o, biz, siz, onlar şeklindedir.
    Sözcük Türeme Farkı
    Özelliği gereği sona eklemeli bir dil olduğundan Türkçede basit bir kökten çok sayıda sözcük türetmek mümkündür. Bu özelliğin bulunmadığı Hint-Avrupa Dilleri kolundan gelen İngilizce, Almanca ve İspanyolca aşağıda Türkçe ile karşılaştırılmıştır.
    Ve fiillerden türeme:
    Eklerle tümce oluşturma
    Diğer yaygın olarak konuşulan dillerle karşılaştırıldığında, daha az sayıda sözcük ve harf ile daha çok bilgi aktarmak olanaklıdır. Diğer pek çok dilde olmayan bir özelliğe göre, bir sözcük köküne ekler ekleyerek, tek sözcüklü tümceler oluşturulabilir.
    Büyük ve küçük ünlü uyumu
    Türkçede büyük ünlü uyumu ve küçük ünlü uyumu olarak bilinen iki ünlü uyumu vardır. En yaygın ve kapsamlı olan, büyük ünlü uyumudur. Kural dışı kalan çok az sözcükler mevcuttur ki bunların büyük bir kısmını yabancı kökenli sözcükler oluşturmaktadır. Bu kurala göre Türkçede bir sözcüğün ilk hecesinde kalın bir ünlü (a, ı, o, u) varsa, izleyen hecelerde de kalın heceler; ince bir ünlü (e, i, ö, ü) varsa, izleyen hecelerde de ince ünlüler yer alır.

    Örnek:
    büyük ünlü uyumu : balta - baltalar ; arı - arılar ; top - toplar ; uçak - uçaklar
    küçük ünlü uyumu : ev - evler ; istek - istekler ; örtü - örtüler ; ünlü - ünlüler
    Türkçenin deyim ve atasözleri
    Bir dilin zenginliğinin göstergelerinden biri deyim ve atasözleridir.
    Türkçede en çok kullanılan deyimlerden örnekler;
    Kulak misafiri olmak.
    Yangına körükle gitmek.
    Yumurta kapıda.
    Etekleri zil çalmak.
    Türkçede en çok kullanılan atasözlerinden örnekler;
    Damlaya damlaya göl olur.
    Bugünün işini yarına bırakma.
    İşleyen demir ışıldar.
    Gün doğmadan neler doğar.
    Türkçede bulunan ilginç deyim ve atasözleri;
    Fakirin parmağına bir kaşık bal bulanmış, yemeden duramamış.
    Kedi (Bazı yerlerde kuş) g.... görmüş, yara sanmış.
    Deveye sormuşlar, senin boynun neden eğri diye. Nerem doğru ki demiş.
    Türk çalmış, Türkmen oynamış.
    Ayranı yok içmeye, tahtıravanla (atla) gider s...maya.
    Daha karpuz kesecektik. (yeni deyimleşen bir sözcük öbeğine örnek)
    Yabancı Dillerle Etkileşimi

    Türkçeye Geçen Yabancı Sözcükler
    Her ne kadar Atatürk'ün dil devrimi ile Türkçe, kökeni Arapça ve Farsça olan sözcüklerden arındırılmaya çalışıldıysa da, dil devriminin politik etkenlerle aksamasından ötürü bu iki dilden sözcükler, Fransızca sözcüklerle birlikte Türkçe sözlüğün önemli bir bölümünü oluşturmayı sürdürmektedir.
    Sıradaki istatistiksel bilgiler 2005 yılına ait yazı dilinden oluşan bir Türkçe sözlükteki sözcükleri içermekte. Ancak günlük konuşma dilinde yabancı sözcük kullanımının daha yüksek bir oranda olduğu söylenebilir.
    Türkçede yer alan sözcüklerin toplam %14,18'i (104.481 sözcüğün 14.816'sı) yabancı dillerden Türkçeye girmiştir:
    Arapça: 6.463
    Fransızca: 4.974
    Farsça: 1.374
    İtalyanca: 632
    İngilizce: 538
    Yunanca: 399
    Latince: 147
    Almanca: 85
    Rusça: 40
    İspanyolca: 36
    Slavca: 24
    Ermenice: 23
    Macarca: 19
    Eski Yunanca: 14
    Moğolca: 13
    İbranice: 9
    Bulgarca: 8
    Japonca: 7
    Portekizce: 4
    Norveççe: 2
    Fince: 2
    Arnavutça: 1
    Korece: 1
    Soğdca: 1

    Bu Kelimelerin Basın Dilindeki Yaygınlığı
    Tuba Ersöz'ün bir araştırmasına göre, basındaki yabancı kökenli sözcük kullanımı halka göre daha yüksek bir konumda. Basın dili halka bilimsel dilden daha yakın olması gerekirken, Türkiye'deki bu tam tersine işleyen olgu dikkat çekici.
    Araştırmaya göre dil devriminden bu yana basın dilinde Türkçe sözcük kullanımı artmış, Farsça ile özellikle Arapça sözcüklerin kullanımı büyük ölçüde düşmüştür. Buna karşın diğer dillerden alınan sözcüklerin kullanımında bir artış olmuştur, ki bu rakamların günümüzde daha da arttığı tahmin edilmektedir.
    Yabancı kökenli sözcüklerden bazı örnekler:
    Arapçadan: fikir, hediye, resim, insan, saat, asker, vatan, ırk, millet, memleket, devlet, halk, hain, kurban, şehit
    Farsçadan: tahta, pazar, pencere, şehir, hafta, ateş, rüzgâr, ayna, can, dert, hoş, düşman, kahraman, köy
    Yunancadan: liman, kutu, ırgat
    İtalyancadan: avukat, banyo, bavul
    Fransızcadan: lüks, kuzen, pantolon, kuaför, hoparlör, kamyon, sürpriz
    İngilizceden: pikap, tişört
    Almancadan: şalter, şvester, haymatlos
    Türkçeden Diğer Dillere Geçen Sözcükler

    Ermenice: 3159
    Yunanca: 2643
    Bulgarca: 369
    Arnavutça: 2422
    Sırp-Hırvatça: 2365
    Arapça: 1801
    Rusça: 1576
    Rumence: 1542
    İngilizce: 1500
    Farsça: 1369
    Macarca: 1142
    Urduca: 228
    Çince: 213
    Fince: 110

    Türkçe kökenli sözcüklerden bazı örnekler
    cacık: Yunanca "zaziki"
    çakal [Farsça شغال schaghāl iden]: İngilizce "jackal" ve Fransızca "chacal"
    çorap: [Farsça gorāb iden Arapça جراب dschurāb iden geçmiş]: Rumence Ciorap
    denge (para): Rusça "dengi"
    dilmaç (tercüman, çevirmen): Lehçe "tlumacz", Almanca "Dolmetscher"
    dolma: İngilizce "dolma", Yunanca "dolmalakis"
    duman: Rusça'da "tuman"
    hamam [Arapça حمام hammām iden]: Fransızca "hammam"
    kahve [Arapça قهوة qahve iden]: Fransızca "café"
    kibrit: [Arapça كبريت kibrīt iden]: Rumence "kibrit"
    köşk [Farsça kuşk]: Almanca: "Kiosk"
    ordu: Almanca, İngilizce ve Fransızca "Horde"
    yoğurt: İngilizce "yoghurt", Fransızca "yaourt", Almanca "Joghurt", İspanyolca "yogur"
    zar: (uçurum): Rusça "yar"
    zarlık: (ferman): Rusça "yarlik" (mektup)
    Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğu dönemi veya öncesinden şekillenmiş, Türkçe-Ermenice ortak kelime hazinesi, Türkçe-Yunanca ortak kelime hazinesi, Türkçe-Bulgarca ortak kelime hazinesi, Türkçe-Arnavutça ortak kelime hazinesi, Türkçe-Boşnakça ortak kelime hazinesi, Türkçe-Romence ortak kelime hazinesi mevcuttur.

    Rekortmen Sözcükler
    En çok anlamdaşı olan kelime:
    Tuvalet, ayakyolu, memişhane, abdesthane, kenef, hela, yüznumara. (7)
    En çok tek bir sesli harf kullanımı:
    Badanalayamayacaklardansalar (12)
    En uzun kelime:
    Muvaffakiyetsizleştiricileştiriveremeyebilecekleri mizdenmişsinizcesineymişmiş (77 harf)
    En çok a içeren kelime:
    Alafrangalaştıramayacaklardansalar (13 kez a harfi)
    En çok "e" içeren kelime:
    Gelenekselleştiriveremeyebileceklerdenseler (15 kez e harfi)
    En çok "ı" içeren kelime:
    Sıkıntısızlaştırıcılığınızın (11 kez)
    En çok "i" içeren kelime:
    Kişiliksizleştiricileştiriverebileceklerimizdenmiş siniz (15 kez)
    Tersinden de aynen okunan (palindromik) en uzun cümleler:
    Ey Nihat Adana'da tahin ye (21 harf, anlamlı)
    Ulu eli milatlık anam, az namazlık zaman ara, namaz kıl zaman zaman, akıl talim ile ulu (69 harf, yarı anlamlı).



    Alıntı
#02.04.2010 17:22 0 0 0