Yeryüzündeki cennet: Karadeniz
Batısı tarihi, ortası bereketi, doğusu cenneti anlatan; inişleri çıkışlarıyla insanın yaşam çizgisine benzeyen başka bir dünyayı andıran Karadeniz'e gitmenin tam zamanı. Safranbolu'dan başlayacak yolculuğunuza, Sinop, Hıdırnebi, Maçahel ve Ayder gibi yerlerde konaklayıp, Sarp sınır kapısında son verebilirsiniz.
Doğanın en güzel renklerinden olan yeşile, maviye ve rengârenk kır çiçeklerine tutkunsanız; ulaşılmaz güneşi, haşmetine akıl erdiremediğimiz dağları, sis ovalarını, şehrin kirliliğinden etkilenmemiş yayla kültürünü ve tarihte iz bırakmış yapıtları görmek istiyorsanız, adresiniz bu yaz Karadeniz olmalı. Her yönüyle sizi kendine âşık edecek Karadeniz'i gezmeye Safranbolu'dan başlamalısınız. UNESCO tarafından koruma altına alınmış kentin, her tarafı tarihin yazılmasına şahitlik etmiş konaklarıyla bezenmiş ara sokaklarında kendinize zaman verin. Sürgüne gönderilmiş Köprülü Mehmet Paşa adına yaptırılan caminin avlusunda güneş saatine bakarak saatinizi ayarlayabilirsiniz. Kenti kuşbakışı görebilmek için Osmanlı'nın 20. yüzyıl mimarisinin önemli örneklerinden biri olan Eski Hükümet Konağı yani Yeni Kent Müzesi'ne gidebilirsiniz. Dışarıdan gördüğünüz konakların iç mekânlarını ve geçmişteki ev yaşamını merak ediyorsanız; Kaymakamlar Evi olan şimdiki Etnografya Müzesi'ni gezebilirsiniz. Osmanlı'nın bölgedeki en büyük sancağı olmasının yanı sıra Kurtuluş Savaşı'nda önemli bir role sahip Şapka Devrimi'nin yapıldığı Kastamonu ilimize doğru yola çıkıyoruz. Kentin girişinde Bizanslılar tarafından yapılan Kastamonu Kalesi sizi karşılıyor. Ardından Liva Paşa Konağı, Hükümet Konağı, Nasrullah Camii, türbeler, konaklar, görülmesi gereken yerlerden bazıları. Meşhur Çekme helvasını tatmadan, Kastamonu el dokumalarına bakmadan şehirden ayrılmayın. Buradan sonra ilk bakışta bir Ege kasabasını andıran muhteşem koylara sahip Sinop yani Sinope'ye varıyoruz. Miletler döneminde yapılmış surları, Bizans kiliseleri, Selçuklu limanları ile Sabahattin Ali'lerin yattığı ünlü Sinop Cezaevi, şehrin önemli yerleri arasında geliyor. Ayrılmak istemeyeceğiniz Hamsilos Koyu, en kuzeyde yani ince burunda olmanın heyecanı, gezginlere büyük keyif verecektir. Çarpan balığının en iyi yapıldığı yerlerden biri olan Saray Restoran uğranılası yerlerden biri. Deniz molası vermek isteyenler Tepe Otel veya Boz Otel'de konaklayabilir. Karadeniz bölgesinin yazlık bölümü olan Gerze'den geçerek Kızılırmak'ın döküldüğü Bafra'ya ulaşıyoruz. Kızılırmak deltasının verimli topraklarındaki tütün bahçelerinden geçerek Roma İmparatoru'nun şehir planını yaptığı Bizanslıların önemli ticaret limanı olan Canik Dağları'nın eteğinde kurulmuş olan Samsun'a ulaşıyoruz. Atatürk Heykeli şehrin en önemli sembolü. Burada Arkeoloji Müzesi'nde mutlaka gezmelisiniz. Öyle ki sergilenen eserlerden gözlerinizi alamayacaksınız. Günümüzde sadece maketini gezebildiğimiz Bandırma Vapuru, Cumhuriyet tarihinin önemli kanıtlarından biri. Ve Karadeniz bölgesinin en önemli ikinci nehri olan Yeşilırmak'ın oluşturduğu Çarşamba Ovası'ndan geçiyoruz.
HORON VE KOLBASTI EŞLİĞİNDE...
Ünye ve Ordu'nun ardından Doğu Karadeniz'e geçiş yapıyoruz. İlk durağımız olan Giresun şehrinin ismini, keresus adı verilen ve tüm Avrupa'ya bu bölgeden gittiği rivayet olunanan alacalı kirazdan aldığı söylenir. Pek tabii fındığın en çok yetiştiği ilimizdir. Eski şehir merkezinde Rumlar ile Türklerin yaşadığı ihtişamlı konaklar, camiye dönüşen kiliseler ile Giresun Kalesi gezilmesi gereken önemli yapılar arasında. Tirebolu-Görele-Beşikdüzü üzerinden köftenin başkeni olan Akçaabat'a ulaşıyoruz. Akçaabat Kültür Parkı yemek için tavsiye ettiğimiz yerlerden biri. Yemeğimizin ardından bulutlar ülkesi olan Hıdırnebi Yaylası'na çıkıyoruz. Akşam yemeği sırasında horon ve kolbastı sizlere eğlenceli bir gece yaşatacak. Sabah yayla havasını içinize çekerek köy kahvaltısının tadına varabilirsiniz. Yayla yaşamını merak edenler ise kahvaltının ardından ellerinde fotoğraf makineleri ile kendilerinden çok daha önce kalkmış çayırlarda hayvanlarını otlatan, güneşin ilk ışıklarıyla tırpanlarını ellerine alarak zamana karşı yarışan peştemalli kadınları fotoğraflayarak ölümsüzleştirebilirler. Kısa yürüyüşlerin ardından şehre inerek Doğu Karadeniz'in en aristokrat şehri olan Trabzon'u gezebiliriz. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan, tarihin her aşamasında ticaretin önemli olduğu bu kentte İskitliler, Cenevizliler, Bizanslılar ve Osmanlıların izleri görülebilir. Şehir merkezinde 1924'e kadar yaşayan Rumlardan kalma eserler göze çarpıyor. Bunların arasında en önemlilerinden biri olan Ayasofya Kilisesi; 13. yüzyıl başlarında Komnenos kralı tarafından yapılmış olup 'kutsal bilgelik' anlamına geliyor. En ilgi çeken bölümü ise Adem ile Havva'nın yaratılışının tasvir edildiği kabartma yapı. Trabzon'dan sonra Of ilçesinden geçerek, Ladin ormanlarının eşlik ettiği muhteşem manzaralı Solaklı Vadisi'ne, sonrasında da Uzungöl'e varıyoruz. Gölün etrafında daha önce kendileri için yaşam alanı olan, daha sonra restore edilen küçük otelleri görerek buradaki retoranlarda yöresel lezzetlerin tadına varacaksınız. Sacda alabalık kavurma, lahana sarma, guymak, lahana çorbası favori yemeklerden. Öğle yemeğinin ardından Soğanlı Dağı'nın vadilerine gizlenmiş yüzlerce yıllık yaylaları gezebilirsiniz. Bu yaylaların en dikkat çekenlerinden bir tanesi içinde 600 yıllık evler barındıran Demirkapı Yaylası. Zirveye yaklaştıkça orman dokusu yerini otsu bitkiler ile görsel bir şölene sahiplik eden kır çiçeklerine bırakacak.
Sümela Manastırı'nı görmeden tur tamamlanmaz
Trabzon'un en önemli sembollerinden biri, halk arasında Meryem Ana olarak adlandırılan Sümela Manastırı. Altındere Milli Parkı'nın içinde yer alan, yapımı uzun yıllar süren, Osmanlı padişahları tarafından özel ödeneklerle desteklenen bu manastır, yeşilliklerin arasında saklı bulunan dik yamaçlar üzerine kurulu. Buraya yüzyıllar öncesinde rahiplerin manastırın yapımı sırasında kullandıkları yoldan sessizce, sadece Meryem Ana Deresi ile konuşarak çıkmanızı öneririz. Manastıra vardığınızda soluklanırken gördüğünüz güzelliğin, çekilen yorgunluğun değdiğini hissedeceksiniz.
Ayder gibisi yok
Rize'ye giderken, şehre girmeden önce Rize Kalesi'ni gezmelisiniz. Rize usulü çayı içerken çay bahçelerini ve denizin güzelliğini kuşbakışı fotoğraflayabilirsiniz. Ardeşen'e varmadan koruma altına alınmış 100 bölgeden biri olan Kaçkar Milli Parkı'nın içindeki Fırtına Vadisi'ne ulaşmış durumdayız. Tabii ki Fırtına Deresi'nde bulunan kırmızı renkli alabalık, mısır ekmeği, lahana sarması ve vazgeçilmez mıhlama yenilmeden yola devam edilemez. Tatlı olarak Laz böreğini denemenizi öneririz. Fırtına Vadisi'nin tüm haşmeti, yaşama karşı acımasızlığı sizi etkisi altına alacak. Bir anda sık orman dokusu ve yeşilin tüm tonları içinde kendinizi nehrin doğuşuna doğru yol alırken bulacaksınız. Yol üzerinde köyleri birbirine bağlayan tarihi taş kemer ve asma köprüler, dik yamaçlara kurulan evlere yük taşımak için yapılan basit teleferikler unutamayacağınız detaylardan. Vadi içinde ilerledikçe doğal hayatın içine gireceksiniz. Akşamüstü Çamlıhemşin'e doğru gidiyoruz. Bir dönem Rusya'ya gurbete gidenlerin getirdikleri altınlarla yaptıkları görkemli konakları, başlarını kuşdili şeklinde bağlayan hemşinli kadınları görerek şimdilerde turizm merkezine dönüşen, aslen Kaçkar Dağları'na çıkarken dinlenme merkezi olan Ayder Yaylası'na varıyoruz. Ladin ve kayın ağaçlarıyla bezenmiş yayla, güzelliğiyle cezbediyor. Konaklama için Ayder Yeşil Vadi ile Ayder Haşimoğlu Oteli, seçenekler arasında. Buradan sonra sabah erken kalkarak Ardeşen, Arhavi, Hopa üzerinden Sarp sınır kapısına giderek, Karadeniz sahil yolunu tamamlayabilirsiniz. Karadenizden ayrılmadan önce arkanıza dönüp mavi ile yeşilin en güzel tonlarına son kez tekrar bakın. Yaşamınızın en güzel fonlarından biri olacağına emin olduğumuz Karadeniz seyahatini hiç unutmayacaksınız.
Turizmde yeni trend Yıldızlı değil, doğal tatil
Son zamanlara kadar tatil denilince akla beş yıldızlı oteller gelirdi. Bu otellerin nerede olduğuna, denize yakınlığına, konforuna, yemeklerine kısacası yıldızlarına bakılırdı. Bu yüzden önce 'beş yıldızlı' sonra 'ultra' en sonunda 'ultra lüks' oteller açıldı.
Ancak şimdi turizmde yeni bir trend başladı. Artık insanlar otellerin kaç yıldızlı olduğundan ya da imkânlarından çok, doğal yaşama uygunluğuna bakıyor. Bu durum yeni bir turizm anlayışını beraberinde getirdi: Organik turizm. Tatilciler, konforlu ama sade, temiz ve gösterişsiz otelleri tercih ederken, isterlerse sabahları kalkıp kahvaltıları için domates, salatalık ve biberlerini bahçeden kendileri topluyor.
Eskiden tatil için gidilecek otelin nerede olduğuna, denize yakınlığına, konforuna ve vaat ettiği eğlence imkânlarına bakılırdı. Artık birçok kişi için bu beklentilerin ötesinde bir arayış var. Şimdi otellerin kaç yıldızlı olduğu ve imkânlarından çok, çevreye karşı duyarlılığına yani organik olup olmadığına bakılıyor. Sadece tatilciler değil, konferans ve toplantı yapacak olan şirketler, vakıf ve dernekler de çevreye karşı duyarlı otelleri tercih ediyor. Bu durum yeni bir turizm anlayışını beraberinde getirdi; organik turizm. Avrupa'da eko veya bio turizm olarak da biliniyor. Genel anlamıyla 'tabiata yakın turizm' olarak açıklanabilir.
Dünyada organik otel ve organik tatil köylerinin sayısı giderek artıyor. Sadece İtalya'da 200'den fazla organik otel var. İsviçre ve Almanya Alpleri organik otel cenneti oldu. Bu otellerin özelliği 5 yıldızlı otel konforuna sahip olmaları. Diğerlerinden farkı ise salçasından içeceğine, kullandığı eşyalardan çevreye gösterdiği duyarlılığa kadar pek çok özelliğe sahip olması. Mesela plastik eşyaları az kullanıyorlar. Şampuanları plastik şişede değil, cam şişede sunuyorlar. Odalardaki kağıt mendiller plastik poşete değil, bir kâğıda sarılıyor ve iple bağlanıyor. Yatak çarşaflarının, perdelerin vs. organik ipliklerden yapılmış olmasına özen gösteriyorlar. Atıkları arıtıyorlar. Su ve enerji kullanımına dikkat ediyorlar, israftan kaçınıyorlar.
Organik turizmin gelecekte çok fazla talep göreceğini fark eden işadamları bu alana yatırım yapmaya çoktan başladı. Gün geçmiyor ki gazetelerde organik otel açacağını ilan eden bir işadamının haberi yayınlanmasın. Ege ve Akdeniz'den birçok otel sertifikası olmamasına rağmen tanıtımlarında organik ibaresini kullanıyor.
Türkiye'de bu konuda başıboşluk yaşanırken, Avrupa'da bio oteller için özel kanunlar ve bu otelleri denetleyen kurumlar var. Etik ve Çevresel Sertifikasyon Enstitüsü (ICEA) bunlardan biri. Kurumun Türkiye temsilciliğini yapan Ramazan Aydın, literatürdeki adıyla eko turizmin geleceğinin parlak olduğunu söylüyor.
Avrupa'da organik otellere verilen 'bio otel' sertifikasını Türkiye'de yalnızca bir tesis aldı. Yeşil yaprak şeklinde amblemi olan Yalova Armutlu'daki Thuya Otel. Sahibi sosyolog Tülay Andiç, İstanbul'a yakın olduğu için 15 yıl önce aldığı çiftliği şimdi otel olarak işletiyor. Önceden ailecek organik beslenmek amacıyla yetiştirdikleri sebze ve meyveleri şimdi müşterileriyle yiyorlar. İsteyen bahçe veya tarladan yiyeceklerini kendi elleriyle toplayabiliyor. Ata binebiliyor, doğa yürüyüşleri ve gezileri yapabiliyor. Andiç, Yalova ve Armutlu'nun organik tarım yapılan özel bir bölge olduğunu ve burada organik otellerin sayısının artacağını söylüyor. Bu konuda istekli olanlara yerel yönetimlerin de yoğun desteği var.
'Organik, kırsal ve agro eko turizm'in birbirinden farkı
Organik turizmle, 'kırsal turizm ve agro eko turizm' kavramları birbirine karıştırılıyor. Doğal veya organik kelimeleri turizmle bir araya gelince, akla köy evinde veya bir çiftlikte geçirilecek tatil geliyor. Fakat organik tatil veya bio otel bunlardan tamamen bağımsız bir kavram. Tarlada çalışmak, bahçeden sebze meyve toplamak isteyenler için agro eko turizm (tarla-çiftlik turizmi), köyde veya dağda vaktini geçirmek isteyenler için kırsal turizm anlayışı gelişti. Organik turizmde ise bildiğimiz bol yıldızlı otel hizmeti veriliyor. Ama menüsünden kullanılan eşyalara ve çevreye gösterdiği duyarlılığa kadar her şeyi organik olan oteller akla gelmeli.
Uluslararası turizm şirketi Skal'ın Dünya Başkanı Hülya Aslantaş: Organik turizm, otellerin tasarruf etmesini sağlıyor
"Organik turizmi, tabiata yakın turizm olarak tanımlayabiliriz. Dünya Turizm Örgütü (DTÖ) 'sorumlu turizm' diyor. İklim değişikliklerinin yaşandığı, hastalıkların ve çevre kirliliğinin arttığı bu dönemde insanlar daha bilinçlendi. İnsanlar sağlığı için doğal beslenmek ve doğal bir ortamda tatil yapmak istiyor. Çevreye duyarlı yerlere gitmek istiyorlar. Şimdilerde bu çok yaygın bir istek. Kongreler için bile bio oteller tercih ediliyor. Türkiye'de böyle oteller henüz yok. Zaten dünyadaki bio otellerin de bir standardizasyonu yok. Çalışmalar var ama daha belli değil. Otellere yıldız verir gibi yeşil yıldız verilmeli. Organik tatil anlayışı aslında turizmcilerin işine geliyor. Çünkü çevreye karşı duyarlı davranmak tasarruf etmelerini sağlayacak."
Küçük Oteller Kitabı'nın editörü Mutlu Tönbekici: Etin ağaçta yetiştiğini düşünen çocuklar var
"Organik tatil, organik ürünler üreten çiftliklerin aynı zamanda konaklama imkanı sunmasıyla ortaya çıkan bir kavram. Kalanlar hem meyve ve sebzelerin nasıl üretildiğine tanık oluyor, hem isterlerse üretime katkıda bulunuyorlar hem de bu meyve sebzelerden yapılan yemek, yağ, sabun gibi ürünleri tüketiyorlar. İşin başı "organik ürün" yani. Etin ağaçta falan yetiştiğini sanan yeni nesil için elzem bir tatil anlayışı. En azından ruh sağlığımıza bir faydası var: "Zehirleniyoruz... Eyvah zehirleniyoruz" endişesini bir haftalığına yok eder ki az bir yarar değil. Ben çoğalmalarını çok isterim. Ancak 'organik, ekolojik, eko tatil' gibi kavramlar da suiistimale açık. Koyun gübresiyle biber yetiştiren herkes organik tarım yaptığını iddia ediyor. Yanına iki de kulübe ekleyince oluyor sana çakma eko tatil. Halbuki ciddi bir iş. Sertifikalar önemli. Ama daha önemlisi felsefesi. Türkiye'de bu kavramın içini doldurabilen çok güzel yerler var. Fethiye'ye bağlı Yanıklar köyündeki 'Pastoral Vadi' bu tarzın benim gördüğüm en güzel ve başarılı örneği. Sahibi Ahmet Kizen. Mimar. Hayatı boyunca böyle bir çiftlik otel hayali kurmuş ve sonunda nefis bir doğa parçasında bunu yapmış. Çiftliğin ana teması doğallık. Kerpiç veya ahşap evlerde kalınıyor. Hiçbir yerde plastik yok. Dekorasyon basit ve samimi. Pekmezden zeytinyağına hepsi göz önünde üretiliyor."
TUROB Başkanı Timur Bayındır: Otellerin yıldızları yeşerecek
"İnsanlar gıda ürünlerinin organik olmasına önem veriyor, çevreyi kirletmek istemiyorlar. Bu da organik tatil kavramını ortaya çıkardı. Oteller çevreye karşı duyarlı oluyor. Daha az deterjan, su tüketiliyor. Bunu da müşteriyle birlikte yapıyorlar. Müşterinin isteğine göre yatak çarşaflarını, havlularını her gün değil de 2-3 günde bir değiştiriyorlar. 'Eğer havlunuz her gün değişsin istiyorsanız buraya asın' uyarısında bulunuyorlar. Bu otellere ekolojik otel diyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı'yla ortak yaptığımız bir çalışma var. Daha neticelenmedi. Bu çalışma bitince otellerin kaç yıldızı varsa bunların ne kadarı yeşilse ona göre yıldızları yeşil yapacağız''
Köpeğinize otur komutunu öğretmek
Eğitime başlarken köpeğinizin kendini rahat hissedeceği, dış etkenlerden (ses, müzik, başka insanlar gibi) fazla etkilemeyeceği bir yere götürmelisiniz. Köpeğinizin rahat ettiği bir mekanda eğitime başlamak, eğitimin verimliliği için önemlidir.
Dersimiz, otur komutu olduğu için, öncelikle bu komutun gereğinin yerine gelmesini beklememiz gerekmektedir. Köpeğiniz bir süre etrafı koklayıp tanıdıktan sonra oturmasını beklemelisiniz. Oturduğu anda sakin bir şekilde "aferin", "güzel" gibi övgü hisleriyle dolu sözlerle köpeğinizi ödüllendirin. ikinci kere oturduğunda tekrar "aferin" kelimesinin yanında onu sevip okşayın. Oturma hareketlerinin tekrarında "otur" kelimesini de diğer övgüler arasında kullanmaya başlayın. "Aferin, akıllı köpek", "otur", "Otur oğlum" gibi kelime ve kelime grupları ile onu övün. Sözleriniz ve sesinizin sakinleştirici tonu ile mutlu olacaktır. Ders süresi 10 dakika da olabilir, 45 dakika da. Sizin sabrınıza ve köpeğinizin konsantrasyonuna kalmış bir durumdur.
İlerleyen derslerde giderek "otur" kelimesini ön plana çıkarıp diğer sözleri azaltmalısınız. Oturduğu zaman sadece "otur" kelimesinde oturduğunda ödüllendirirseniz, komutunuza alışması çok kısa bir zaman alacaktır. Bundan sonra sizi mutlu etmek için, sizin kullandığınız otur kelimesinde oturacaktır.
Köpeğinize yat komutunu öğretmek
Özellikle ev içerisinde bakılan köpekler ile tabiatı gereği saldırgan olmaya yatkın köpekler için yat komutu önemlidir. Bu komut, özellikle köpeklerden çekinen insanların yanında rahat hareket etmenizi, bakkala ya da alışveriş yaptığınız bir dükkana girdiğinizde, içiniz rahat bir şekilde vaktinizi geçirmenize yardımcı olacaktır. Bu komutun önemi, köpeğinizin bir yerde yatması ve siz başka bir komut verene kadar orada kalmasını garanti altına almaktır. Oturma komutunda anlatıldığı üzere, yatma komutu da , yatma eylemi gerçekleştiği zaman verilmelidir. Komutu verirken kullanılan ses tonu önemlidir. Ne çok yumuşak ne de çok sert,; kararlı bir ses tonu ile verilen "yat" komutu, amacına ulaşacaktır. İlk başta, yatma eylemi gerçekleştiğinde "aferin", "akıllı köpek" gibi kelimeler ile "yat" komutunu kullanmak, daha sonra bu kelimeleri azaltıp sadece "yat" komutunun kullanılması, köpeğinizin komuta aşina olmasına, bu komutu duyduğunda yatması gerektiğini anlamasına yardımcı olacaktır.
Yat komutunu kullanırken elinizle bazı işaretler de kullanabilirsiniz. Yat komutu ile birlikte işaret parmağınızı yatması gereken yere yönlendirebilir ya da eliniz ile durmasını işaret edebilirsiniz. Bu komutların kullanımı ve alıştırması size kalmıştır. İki hafta boyunca günde yarımşar saat tekrarlanacak bir yatma eğitimi, komutun köpeğiniz tarafından daha iyi anlaşılmasına ve benimsenmesine neden olacaktır.
Çoğumuz evde köpek besliyoruz. Evet, bakımları pahalı olabilir ancak bir sigorta şirketi tarafından yapılan araştırma, bütçeyi yaptıkları "yıkımla" da sarstıklarını gösteriyor.
O kadar küçükler ki farketmeden ezme riski bile var. Cihuahua cinsi köpeklerden bahsediyoruz. Hani şu ufak tefek, cingöz, sevimli olanlardan... Ancak etrafa en fazla zarar veren köpekler listesinin üst sıralarında olması boyutlarıyla ters orantılı bir tablo çiziyor. Normal yaşam süreleri boyunca barındıkları eve ortalama 1200 dolar zarar veriyorlar. Zarardan kasıt elbette bakım masrafları değil... Koltuklar, masalar, yataklar, mutfak, yani evin içindeki eşyalardan bahsediyoruz. Bu küçük yıkım makineleriyle yarışan bir başka köpek cinsi ise Danua. (En azından boyut olarak büyük olması meseleyi daha anlaşılabilir kılıyor.) Danua da yaşam süresi boyunca eve Cihuahua kadar zarar veriyor. Listedeki en sürpriz isim ise şüpnesiz yurt dışındaki adıyla Dachshund, bizdekiyle Masti olarak bilinen köpek cinsi. Halk arasında tipinden dolayı "sosis" olarak da adlandırılan Masti, masum görünüşüyle yaşamı boyunca barındığı eve 850 dolar hasar bırakıyor.
Araştırma evde en çok hasar gören eşyaların halılar olduğunu gösteriyor. Tırmalanmış kapılar, ısırılmış mobilya kenarları, pisletilmiş koltuklar, çiğnenmiş kablolar ve her türlü saldırıya maruz kalan elbiseler de zarar gören eşyalar listesinin üst sıralarında yer alıyor.
3 bin köpek sahibiyle yapılan ankete katıların üçte ikisi bu sadık dostlarının verdiği zararlar yüzünden ya eşyalarını tamir ettirmek ya da değiştirmek zorunda kalmış. Zararın çoğu ise köpekler henüz yavruyken gerçekleşmiş. Ankete katılanların yüzde 14'ü, sadece yavruyken değil, bütün yaşamları boyunca yıkıma devam ettikleri konusunda hemfikir.
Birçoğu da binlerce dolar zarardan bahsediyor. Her ne kadar verdikleri zararın meblağı için ortalama bir rakam çıkartılmış olsa da durumun daha vahim olduğunu gösteren örnekler de var. Çünkü köpekler pahalı ya da ucuz eşya ayırt etmiyor. 3 bin dolarlık aile yadigarı vazoyu kıran Danua da var, 6 bin dolarlık şarabı kuyruğuyla devirerek heba eden Collie de. Üstelik bunu yeni alınmış pahalı bir halının üzerinde uyguluyor. Yani bir taşla iki kuş...
En uysal "dost": St. Bernard
Her ne kadar boyut olarak Danua ile eşit gibi görünse de St. Bernard'ın huyu bu yerinde durmayan akrabasına hiç benzemiyor. Yapılan araştırma eve en az zarar veren köpek cinsinin St. Bernard olduğunu gösteriyor. Yaşamları boyunca eve 200 dolardan az zarar veriyorlar. Sakin yapısının yanında sürekli uyumasının da elbette bu birinciliği almasında büyük payı var. Uzmanlar köpeklerin zarar vermesindeki en büyük payın canlarının sıkılması olduğunu söylüyor. Küçüklükten başlayarak ev içinde yaşam kurallarının öğretilmemesinin ise en az canlarının sıkılması kadar etkili olduğu görüşünde ise hemfikirler. Bir üniversitenin yaptığı başka bir araştırma ise en agresif ve "zararlı" köpeklerin küçük boyutta olanlardan çıktığını ortaya koyuyor. Bu da köpek alırken sevimli görüntüye aldanmanın sonuçlarının, evinizin ciddi yıkımla karşı karşıya kalmak anlamına geldiği gerçeğini ortaya koyuyor.
İşte ev 'düşmanı' ilk 10 cins
Yapılan kapsamlı araştırma, hangi cins köpeğin, yaşamı boyunca ne kadar zarar verdiğini ortaya koyuyor. Şampiyon: Danua.
1- Danua
1.300 dolar
2- Cihuahua
1200 dolar
3- Mastiff
1100 dolar
4- Basset Hound
1000 dolar
5- Whippet
1000 dolar
6- İngiliz Setter
900 dolar
7- Bulldog
900 dolar
8- Masti
850 dolar
9- Boxer
800 dolar
10- Beagle
700 dolar
Kedilere katı ilaç nasıl verilir?
Kediler iyi koku olma özellikleri sebebi ile yemeklerine karıştırılmış ilaçların kokusunu genellikle alırlar ve yemekte isteksiz davranırlar. Katı ilaçların yemeğe, süte karıştırılması tercih ediliyorsa hap iki çorba kaşığı arasında ezilerek iyice toz haline getirilebilir (ya da havanda dövülebilir, ama genellikle küçük çaplı ilaçların özellikle tahta havanda dövülmesi halinde hem verilecek miktar azalabilir hem de havandaki diğer dövülmüş yiyeceklerin kokusu sinebilir.) Eğer toz haline getirilmiş olsa dahi yemekte isteksiz olursa, en iyi yöntemlerden biri toz haline gelmiş ilacı bir parça (bir çay kaşığı) mayonez ya da sulanmamış yoğurt ile karıştırarak ağzına kibarca sürmektir. Kedilerin yapışkan şeylere tahammülleri olmadığı için sürülen şeyi yalayarak yemeye çalışacaklardır.
Kedilere sıvı ilaç nasıl verilir?
Eğer sıvı ilaç yiyeceğe karıştırılamıyorsa iğnesi çıkarılmış yeni açılmış temiz bir plastik şırınga ile sıvı ilaç verilecek ölçüde çekilir. Kedinizin ilaç verme davranışınıza tepkisine göre ya sıkı sıkı utarak ya da sıkı tutmaya gerek kalmadan ağzının içine yavaş yavaş sıvı ilaç bırakılır. Özellikle yavru kedilerde şırıngaya doldurulmuş sıvı ilacın aniden boşaltılması tehlikelidir. Nefes alma borusuna kaçabilir. Bir de eğer kedinizin ensesinden tutarak ilacı veriyorsanız ayakları duruşu yere doğru sallanacak şekilde olmalı, yemek borusundan bir şeyin geçmesine izin vermeyecek bir açı yaptırılmamalıdır.
Kediler kitaplıktaki kitaplarınızı patileri ile indiriyorsa...
En iyi yöntem kitapları patilerinin çekip almaya gücü yetmeyecek ölçüde sıkıştırmaktır ya da onları kitaplıktan olabildiğince uzak tutmaktır. (Ama kedi de kitaplığın neşesidir..)
Kediniz zehirli bir şey yedi ise...
Hemen bir veterinere gitmeniz gerekir. Ama yediği şeyi kusturmak istiyorsanız kahve ile tütünü karıştırıp biraz su ile ıslatarak hemen ağzına sürebilirsiniz. Kahve ve tütün karışımı hemen kusma etkisi gösterir. Sakın boğazına kaçan bir şey için kedinize bunu yapmayın. Kusma halinde boğazını daha da tıkayabilirsiniz.
Kedilere aspirin verilir mi?
Kesinlikle hayır. Küçük dostlarımızın mideleri çok hassasmış gibi gözükmese de aslında kediler inanılmaz hassas bir mideye sahiptirler. Aspirin kedilerde mide kanamasına yol açabilen bir ilaçtır. Yanlış bir inanış olarak, kedilere insanların kullandıkları ilaçların verildiği düşünülür. Veterinerinize danışmadan kedinize ilaç vermemelisiniz.
İshali olan kedi için ne yapabilirim?
Öncelikle ishale sebep olan hususu veterinerinizle konuşarak çözümlemelisiniz. Ama ishal durumunda aşırı su ve mineral kaybı olduğu için temiz içme suyuna 1 litre için 1 çorba kaşığı tuz ve 1 çorba kaşığı şeker ilave ederek verin. (İlave ettiğiniz maddeleri su ile karıştırın.) Tuz ve şeker nispeten kaybettiği mineralleri geri almasını sağlayacaktır.
Kedinizin göz çapaklarını nasıl temizlersiniz?
Ilık (ama gerçekten ılık ne soğuk ne sıcak) çaya batırılmış pamuk yardımı ile önce gözüne hafif hafif kompres yapın ve çapağın iyice ıslanmasından sonra çok hafif olarak gözlerindeki çapağı bastırmadan silerek alın.
Kedilerin kulağı kulak çöpü ile temizlenir mi?
Hayır. Kulak temizleme çöpleri insanlar için de aslında zararlıdır. Bunun yerine temiz bir bez (kağıt peçete değil) ile sabunsuz ılık suyla kulak içlerini hafifçe silebilirsiniz. Tabii bu temizliği kendisi yapmak istemiyorsa...
Kediler yıkanır mı?
Kediler yıkanmaz. Eğer kimyevi maddelere kazara batmışlarsa ya da üzerine temizleyemeyeceği ölçüde büyük bir madde yapışmışsa yıkama söz konusu olabilir.
Bazı kediler bir ölçü de pasaklıdır. Ama sıra dışı kediler haricinde oldukça temiz (hatta takıntılı derecede) ve titizdirler. Bu nedenle tavsiyem kedilerinizi acil durumlar dışında yıkamamanız (ıslak banyo anlamında).
Kedilerin yıkanmasını gerektirecek acil durumlara gelince...Kedinizin vücuduna yalayarak temizleyemeyeceği kadar sorunlu bir şeyler bulaşmışsa (mesela çok yağlı maddelere bulanmışsa ya da kuruyunca sertleşen/sertleşmiş bir takım maddeler kürküne yapışmışsa) banyo yaptırmak doğru bir çözümdür. Ama unutmamak gerekir ki, kedilerin tüyleri köpeklerinki gibi değildir. Çok daha sık ve incedir. Bu sebeple de köpekleri yıkadıktan sonra tüylerini rahatlıkla kuruturken kedilerin tüylerinin kuruması oldukça zordur. Bir kere havlu ile ne kadar iyi kurularsanız kurulayın tüy diplerindeki nemliliğin kuruması için kedilerin iyice ısıtılmaları gerekir. Saç kurutma makinesi çok azı haricinde kediler için tam bir korku kaynağıdır ve sesini duyduğunda bile yerlerinde duramazlar.
Kediler saksı çiçeklerinizi yiyorsa...
Ne yazık ki kediseverlerin pek saksıda çiçek büyütme şansları yoktur. Zira özellikle evde kapalı yaşamak zorunda kediler saksılara pek rahat vermezler. Her ne kadar onların ihtiyaç duyduğu kedi otlarını düzenli sağlarsanız saksı çiçeklerini rahat bırakabilirler. Bu arada birçok çiçek kediler için zehirleyici özelliktedir. Özellikle sarmaşıklar...O sebeple evde kediniz var ise bu tür çiçeklere evde yer vermemelisiniz.
Kedimin ateşi çıktığını nasıl anlarım?
En doğru yöntem anal olarak ateşölçer yardımı ile kedinizin ateşini ölçmektir. Normalde 36-37 arası bir sıcaklıkta olurlar. Ateşleri çıktığında halsiz ve isteksiz olurlar. (Kedileriniz eğer normaldışı davranışları gösteriyorsa mutlaka bir sıkıntısı ya da bir hastalığı söz konusudur. Yakın ilgi ve kontrolünüzde bulundurmalısınızdır.) Ateşi çıkan kedilerin genellikle burunlarında bir kuruma olur. Ama kedi nezlesinde salgı arttığı için bu yanıltıcı olabilir. En doğru yöntem ateşölçer ile ölçmektir. Ateşölçeri kullanırken bir miktar krem kullanmanız kedinizin sıkıntısını bir nebze azaltacaktır.
Kediler taranmayı severler mi?
Evet hem de nasıl. Kedileri tararken bir parça talk pudrasını tozutmadan gözüne ve genzine kaçırmadan tüylerinin üzerine dökerseniz hem taramanız kolaylaşacak hem de daha çok tüyü temizlemiş olacaksınızdır. Ayrıca talk pudrası kedinizin tüylerinin rengini parlaklaştıracak ve güzel bir koku bırakacaktır.
Deterjan kediler için zararlı mıdır?
Oldukça zararlıdır. Özellikle temizlik yaparken kedileri temizlik yapılan bölgeden uzak tutmalısınız. Mümkünse kumaştan kedi ürünlerini sabunla yıkamalısınız. Öte yandan sağlık sebepleri ile tuvaletinin mutlaka bir miktar çamaşır suyu ile yıkanması gerekir ve çamaşır suyunun kokusu geçtikten sonra kap kullanıma sunulmalıdır. Yoğun kokulu ya da keskin (çamaşır suyu, kezzap) deterjanlar kapalı yerlerde tutulmalı, kedilerin erişemeyeceği yerlerde bulundurulmalıdır.
Yavru kedi nasıl emzirilir?
Yavru kediler için eczanelerde ve pet dükkanlarında/veterinerlerde biberon seti satılmaktadır. Ama bulamıyorsanız yeni açacağınız bir şırınga da ihtiyacınızı karşılayabilir. İğnesi çıkartılmış şırınga kedi yavruları için biberon yerine kullanılabilir. Sütün yavrunun ağzına bir anda değil ağır ağır pompalanması gerekir. Her kullanımdan sonra şırınga sabunlu suyla yıkanmalı ve iyice durulanmalıdır. Bir daha ki kullanıma kadar da temiz bir yerde muhafaza edilmelidir.
Kedi(ler)inizi alaturka tuvalete nasıl alıştırabilirsiniz?
Önce alaturka tuvaletin çanak kısmına kalın gazete kağıdı koyar, içine de kedinizin kullanacağı kumu koyarsınız. Kediniz buraya yapmaya alıştıktan 10 gün sonra yavaş yavaş kumu azaltır, içine kırpılmış gazete parçalar? karıştırırsınız. 10 gün sonra kumu iyice azaltıp, gazete parçalarını artırırsınız. 10 gün sonra kumu tamamen kaldırır, kalın gazetenin ortasına küçük bir delik açar, sadece gazete kırpıntılarına yapmasını sağlarsınız. 10 gün sonra kırpıntıların sayısını iyice azaltır, deliği büyütürsünüz. 10 gün sonra kırpıntıları tamamen kaldırır, sadece ortası delinmiş kalın gazete kağıdını bırakırsınız. 10 gün sonra, gazete kağıdının katlarını her gün inceltir, sonra da tamamen kaldırırsınız. Unutmayın, tüm bu işlemler sırasında, kedinize sürekli ";aferin" deyin ve onu okşayın, asla cezalandırmayın. Eğer istediğinizi yapmazsa, süre onun alışacağı kadar olmamıştır. Sabırla bir adım geri gidip, tekrar deneyin ve aferin deyin. Ayrıca her tuvaletten sonra mutlaka su dökün. Bir süre sonra, tuvaletini yaptığında, size su dökmeniz için haber verecektir. Onu daima ödüllendirin, okşayıp, öpün.n.
Kedi tüylerini giysilerinizden nasıl temizlersiniz?
Kedi dostları aslında kedi tüyleri olan giysilere zamanla alışsalar bile bazı durumlarda acilen bu tüylerin temizlenmesi gerekebilir. Bu gibi durumlarda bir koli bandı size oldukça yardımcı olacaktır. Koli bandının yapışkanlı kesimini dışa dönük olacak şekilde elinize dolayıp giysinizin üzerindeki tüylere hafif dokunuşlar yapınız. Fazla bastırırsanız giysinizin tüylenmesine sebep olursunuz. Bir kaç dakika içinde kedi tüylerinden giysilerinizi kolaylıkla temizlemiş olacaksınız.
Kediler köpeklere nazaran daha az ilgi ister. Zamanlarının çoğunu uyuyarak geçirirler. Yine de unutmamalısınız ki kedinizle ne kadar çok zaman geçirirseniz size o kadar bağlanacak ve bu ilginize o kadar kolay cevap verebilecektir. Onların köpekler gibi her istediğiniz zaman isteklerinize boyun eğeceğini düşünmeyin. Kediler çok kendilerine özgün hayvanlardır. Çağırdığınız zaman çoğunlukla gelmese de, siz ilginizi kestiğiniz an yanınızda bitiverirler.
Evinize bir kedi almaya karar verdiğinizde bazı şeyleri göz önünde bulundurmanız gerekmektedir.
Sadece dış görüntüsü, güzelliğine bakarak hayvan seçmeyin. Hayvan hakkında uzmandan, veteriner hekimlerden veya çeşitli kaynaklardan bilgi edinin. Sadece çocuğunuza hediye almak için hayvan almayın. Aldığınız hayvanın istediğiniz zaman atabileceğiniz bir mal değil, zaman içinde size ve yeni yaşamına alışacak duygusal bir canlı olduğunu unutmayın.
Kediler köpeklere nazaran daha az ilgi isterler. Bebek kedi 2 haftalıktan itibaren tuvalet ihtiyacını kumuna yapmayı öğrenebilir. Çoğu zaman bu konuda eğitimini sizin vermeniz bile gerekmeyebilir. Kediler genelde özgürlüğü sever, kendini oyalar bu nedenle köpek kadar çok ilgi istemez. Köpek gibi sokağa çıkarılması da gerekmez.
Aşısı olmayan kediyi sokaktan ve diğer hayvanlardan uzak tutmanız gerekir.
Kısırlaşmayan erkek kediler devamlı kızgınlıkta kalır. Çiftleşmek ister. Dişi kediler ise ise 6 ayda bir 2 haftalık bir süreçte kızgınlık geçirir, sadece o zaman çiftleşmek ister. Eğer hayvanınızı çiftleştirmeyi düşünmüyorsanız onun psikolojik ve fiziksel sağlığı için mutlaka kısırlaştırmanız gerekir.
Cins kedilerin cinslerine göre kalıtsal hastalıkları olabilmektedir. Alırken bunlara dikkat edilmelidir. Van kedisi gibi bazı kediler doğuştan sağır olabilir. İran, Chinchilla gibi kediler çok güzel ve uysal görünseler de hastalıklara çok yatkındırlar. Özellikle 1 yaşına kadar bir çok hastalığa çok kolay yakalanırlar. Sokak hayvanları ve kırma olan hayvanlar hep daha güçlü ve dirençlidirler.
Tüylerden çok yakınacaksanız ilerde tüy problemi yaşamamak için kısa tüylü kedileri seçebilirsiniz.
Sakın kediniz sağı solu tırmalıyor diye ona büyük bir işkence olan tırnak söktürme ameliyatı yaptırmayın! Bu hayvanınız için kesinlikle çok acı verici, sakatlayıcı ve psikolojik olarak da zarar verici bir operasyondur. Eğer kediniz sokağa çıkmıyorsa veterinerinizden zaman zaman tırnaklarını kısaltmasını isteyebilirsiniz. Kediler için olan tırnak törpüleme oyuncakları da çok faydalı olacaktır.
1. Köpeğinizi kaybederseniz ve onu bulmak İçin hızla harekete geçip bulana bir ödül koyarsanız, onu bulma şansınız % 90'dır.
2. Köpeğinizin mutlu olması için köpek mamasından başka şeylere gerek duyduğunu düşünüyorsanız, sadece sıcak su ve haşlanmış tavuk ile beslenen yaşlı dişsiz köpeklere bir bakın. Onlar daha küçücükken kuru köpek mamasının yeterince lezzetli olmadığı konusunda sahiplerini İkna etmişlerdi. Siz siz olun kuru mamanın dışında köpeğinize sağlıksız besinler vermeyin.
3. Bazı kişiler, köpeklerin garip kürkler İçinde 3 yaşında çocuklar olduğunu düşünürler, ama köpekler insanlar gibi düşünmez ve davranışları da aynı şekilde yorumlanmamalıdır. Ayrıca, köpekler insanların küçük yaratıklar olduklarını da düşünmezler; onlar bizim kocaman köpekler olduğumuzu sanırlar. Eğer iyi bir köpeğiniz olsun istiyorsanız, her zaman sizin bir numaralı köpek, yani alfa olduğunuzu düşünmesini sağlayın.
4. Köpek sahipleri, köpekleri ot yiyince telaşlanır, ama genellikle zararsızdır, aynı arkasından gelen kusma gibi. Ama bu otların arasında suni gübre ve böcek ilaçları olmadığından emin olun.
5. Köpeğinizin kulaklarına dikkat edin, çünkü erken önlemler ileride sorun çıkmasını önleyebilir. Kulakları kontrol edin ve koklayın. Eğer köpeğiniz kulaklarını sürekli olarak kaşıyorsa, kafasını sık sık sallıyorsa, ya da başını eşyalara sürtüyorsa, yardım isteyin.
6. Köpeğiniz, sabırlı ve kararlı olduğunuzu göstermediğiniz sürece, sizi ya da ailenizi mutlu etmek için yeni numaralar öğrenmeyecek ya da itaat eğitimi almayacaktır. Yeni bir numara veya komut öğretirken, sabırlı ve kararlı olun ve ders saatlerini kısa tutun. Bu şekilde eğitim hem sizin, hem de köpeğiniz için daha zevkli olacaktır.
7. Dişeti hastalıklarını önlemek için köpeğinizin dişlerini kontrol edin. Dişeti hastalıkları kötü bir ağız kokusuna, acıya hatta şiddetli ağrılara neden olabilir. Köpeğinizin dişlerini her hafta fırçalayın. Kendi diş macununuzu kullanmayın, köpekler İçin ayrı diş macunları var. Köpeğiniz için bir parça kumaşı et suyuna batırıp onunla dişlerini ovarsanız erken yaşta onu dişlerini fırçalattırmaya alıştırabilirsiniz.
8. Çocuğunuzun yabancı köpeklerin yüzünü öpmesine izin vermeyin. Küçük çocuklar çoğu zaman kendi köpeklerini, aynı ırktan olan başka köpeklerden ayırt edemezler. çocuğunuz sizinkine benzeyen bir yabancı köpeğin burnuna bir öpücük kondurmak isteyebilir, köpek de onu ısırıverir. En çok çocuklar köpekler tarafından ısırılıyor.
9. Köpekler gök gürültüsünden korktuğunda çoğu insan yapması gerekenin tam tersini yapıyor Köpeği zorla yatağın altından çekip çıkartıyorlar ve ona korkacak bir şey olmadığını söylüyorlar. Oysa yapmaları gereken şey, köpeğin yatağın altına veya saklanmak istediği herhangi bir köşeye çekilmesi için onu cesaretlendirmektir Yabanıl yaşamda köpekler saklanacak yer ararlar. Köpeğinizin saklanacağı köşeye üzerinde kendi kokunuz olan bazı giysiler koyun, bu şekilde köpek fırtına geçinceye kadar kendisini daha güvenli hissederler.
10. Gök gürültüsü, şimşekler konusunda bir öneri daha: fırtınanın seslerini bastırmak için müziği açın, en iyisi perküsyon vurguları olan bir müziktir (bu şekilde gök gürültüsünün etkileri azalır), panjurları kapatın, çünkü köpekler şimşeği gök gürültüsü ile bağdaştırabilir ve şimşekten de korkarlar. Hiç bir şey işe yaramaz ise, veterinerinizden fırtına başladığında köpeğinize vermek üzere sakinleştirici isteyin (Asla herhangi bir şey için. köpeğinize kendi ilaçlarınız vermeyin, dozajları çok farklıdır).
11. Köpeğiniz, sizi sinirlendirecek bir şey yaptığında, örneğin bacağınıza sarılıp ilk seksüel denemeleri yapmak gibi, çok fazla tepki gösterip, bağırıp çağırmak ya da tam tersi köpeği kucağa alıp, okşamak veya herhangi bir başka bir şekilde özel bir ilgi göstermek gibi durumlarda olay daha da kötüleşir. Çoğu köpek bu içgüdüsel davranışı nedeniyle hiç bir tepki almamayı tercih eder.
12. Keneler başa beladır. Köpeğinizin üzerinde bir kene bulduğunuzda kenenin üzerine gaza batırılmış pamuk bastırın ve bir cımbız ile başının altından tutarak dikkatlice çekin. Kenenin başının cildin altında kalmamasına dikkat edin. Keneleri köpeğin üzerinde görmek çoğu zaman zor olduğundan, en iyisi kenelerin köpeğinize gelmesini önlemektir: kene ilaçları kullanın.
13. Sallanan bir kuyruk her zaman köpeğinizin mutlu olduğu anlamına gelmez. Pek çok başka şey de demek olabilir; sizi ısırmaya hazırlandığı, dahil olmak üzere. Diğer işaretleri de tanıyın ve dudaklarını kaldırıp kaldırmadığına bakın.
14. Köpeğinizi genel yerlerde gezdirirken tasmayı sıkı tutun. Aslında bunun böyle olması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ne olur ne olmaz, önüne bir kedi ya da dişi bir köpek çıkabilir ve onun peşinden gidebilir Seyir halindeki araçlara özellikle dikkat! Eğer köpeğinizi tutabilecek kadar güçlü değilseniz ya da köpeğiniz fazla güçlü ise, yanınızda size uygun adım yürümesi için onu bir eğitim programına sokun.
15. Köpeğinize her gün belirli bir süre ayırmak, köpeğinizin hem fiziksel hem de duygusal sağlığını iyileştirecektir. Her gün onu okşayıp, onunla oynayın. Bunun bir yararı da , onu okşarken bedenindeki anormallikleri fark edebilir ve durum ciddileşmeden önce veterinerinizle birlikte tedavisini başlatabilirsiniz. Masajlar da hayvanların hastalıklardan ve ameliyatlardan sonra daha çabuk iyileşmelerini sağlar, dolaşım bozukluklarını düzenler ve bir takım kas ve kemik ağrılarını hafifletir.
16. Köpeğinizi doğru biçimde fırçalamayı öğrenmek önemlidir. Fırçalamak, hem köpeğinizin tüylerinin daha parlak ve sağlıklı olmasını sağlar, hem de başka yararları vardır. Ciltteki kan dolaşımını arttırır, yağların bedene dağılmasını sağlar ve toz ve ölü hücreleri alır.
17. Evde olmadığınız zamanlarda köpeğinizin barınabileceği güvenli bir yeri olmalıdır. Bahçenizin çitleri sağlam ise, köpeğinizi bahçede serbest bırakabilirsiniz. Ama köpeğiniz çevreye zarar veriyorsa veya kaçma konusunda bir uzman ise, bir ''köpek yolu'' yapın. Çoğu köpek sahibi, bir köpek yolunun hapishaneden farksız olduğunu düşünür, ama aslında daha çok bir çocuk oyun havuzu olduğunu düşünebilirsiniz. Düzenli bir köpek yolunun içinde olan köpek hem dışarıda güven içinde olacak ve bahçe dışına kaçamayacaktır. Köpek yolu yapmak için, kulübesinin önünden başlayan 10-30 m.' lik çelik teli bir ağaç ya da duvara monte edin, iyice gerin, sevk tasmasını da bu tele monte ederseniz çok geniş bir gezinme alanı elde etmiş olursunuz.
18. İster yavru olsun, ister yetişkin, yeni bir köpek edindiğinizde yapılması gereken ilk işlerden biri size yakın iyi bir veteriner hekim edinmektir. Aşı periyoduna dikkat! Acil durumlar için veterinerinizin telefon no' sunu üzerinizde taşıyın.
19. Köpeğinizin üzerinde her zaman okunabilir bir kimlik kartı bulundurun. Köpeğin ne zaman bahçeden kaçacağını bilemezsiniz. Bu küçük kimlik kartı size geri dönmesini kolaylaştıracaktır.
20. Köpeğinizde ciddi davranış sorunları var ise, örneğin aşırı havlama gibi, bir uzmana danışın ya da bu konudaki kitapları araştırın. Bu sorunu şimdi ele alın, hem köpeğinizin, hem de sizin iyiliğiniz için (bazı durumlarda, komşularınızınki de). Ayrıca, onu , eğitmek için vakit ayıramayacaksanız, köpek almayın, yoksa ömür boyu sorunlar yaşarsınız
Sağlık
İlk kontrolümüzü sağlık açısından yapmamız gerekir çünkü sağlığı yerinde olmayan bir köpek, karakteri ve davranışları ne kadar yüksek olursa olsun hastalığın verdiği sebepten dolayı başarısız olur. Sizin de yavru seçiminin bu noktasına çok önem vermeniz gerekmektedir. Seçeceğiniz yavru sizinle birlikte 14-16 yıl ve günün çoğunluğunda birlikte olacaktır. Köpeğinizde ortaya çıkacak bir hastalığın sizi çok üzeceği kesindir. Uzun zaman sonraki hastalıkları tahmin edemesek de, sağlıklı bir yavruyu seçmek zorundayız. Daha sonra onu veteriner kontrolünden geçirerek ilerideki hastalıklara karşı aşılarını yaptırmalıyız. Bu aşılardan bazıları üretici tarafından yapılmış olabilir, bunun için yavruların aşı karnesini isteyin ve kontrol ederek parazit kontrolünün yapılıp yapılmadığını ve hangi aşıların yavrunun üzerinde olduğunu değerlendirin. Sizlere köpekler için önerilen aşı takvimi sağlık bölümünde verilmektedir. Yavrulara genel olarak baktığımızda yukarıda daha önce saydığımız özelliklere sahip olmalıdırlar. Bu özellikleri tekrar hatırlamak istersek;
Canlı görülmelidirler.(Tabii uyku saatinde gelmediyseniz.)
Dokunulmasına izin vermeli, aşırı ürkeklik veya saldırganlık gözlemlenmemelidir.
Bir yavru diğer kardeşleri üzerinde hakimiyet kurmuş olabilir. Diğer kardeşler ona boyun bükebilir. Bu doğal bir davranıştır, sürü kuralları işlemeye başlamış. Bu doğal harekete normal bakabilirsiniz.
Sağlık Kontrolleri:
Canlı,hareketli ve size cevap veren yavrulardan birini ön ayaklarının vücut ile birleştiği yerden iki eliniz ile yavaşça kaldırın ve kalçasını destekleyerek tutun. Bu esnada yavrunun sizden korkmaması için ani hareketler ve sesler çıkarmayın ve sağlık kontrollerine başlayın.
Dikkat!..
Köpeğinizi satın alırken viral hastalıklara karşı sağlık garantisi veren satış sözleşmesi yapmalısınız. Bu çok önemlidir, ticari kaygıyla bazı gözü dönmüş satıcılar "bende öleceğine müşteride ölsün" mantığı ile komik veya astronomik paralara yavru hayvanlar satıyorlar. Bu da, köpek satın alan çocuk ya da yetişkinlerin kliniklerde sabahlamalarına ve hatta psikologlara kadar varan üzüntüler yaşamalarına sebep oluyor.
Vücudu üzerinde yaralar, şişlik veya bir ur olmamalı.
Gözlerde sürekli akıntı olmamalı. Gözlerini kontrol etmek için bir parmağınızı yavrunun göz hizasında hareketli olarak sağa sola çevirin ve gözün takibini inceleyin.
Kulaklarda akıntı ve koku olmamalı. Bu kontrolü ya da diğer kontrolleri yaptıktan sonra yavruyu yere bırakın ve sağ ve sol kulakları hizasında ellerinizi çırpın,yavrunun davranışını gözlemleyin. Sesi duyuyor mu?
Burun nemli gözükmeli,çok kuru olmamalı ve akıntı gözlemlenmemelidir.
Dişler beyaz, sağlıklı görülmeli, diş kayıpları olmamalıdır. Damak solgun değil pembe renkli olmalıdır.
Kalbini dinleyerek atım seslerini dinleyin. Alışılmamış bir kalp ritmi veya ses var mı.?
Nefes alışını dinleyin.Ciğerlerden veya burundan hışırtılı sesler gelmemelidir.
Nefesini koklayın.Ağır bir koku gelmemelidir.Eğer var ise muhtemelen parazit kontrolüne gerek var.
Genital organlarını kontrol edin.Akıntı olmamalı ve ağır kokmamalıdır.
Derisini ve tüylerini dış asalaklar için kontrol edin.
Karın alt bölümünü eliniz ile kontrol edin.Bir şişlik fark ederseniz muhtemelen fıtık olacaktır.
Yavrunun kakasına bakın parazit var mı?
Karakter Açısından:
Gerekli sağlık kontrollerini yaptıktan sonra sıra yavruları karakter açısından test etmeye ve sizin yapınıza uygun bir yavru seçmeye geldi.
Yavruların sevimliliği sizi yanıltmasın, aceleci davranmayın ve kendinize özgün bir yavru seçin. Yavruların hepsi sevimli ve doğal olarak yaramaz ancak hepsinin kendine özgü karakteri var ve siz yaşam tarzınıza uygun bir yavruyu seçmelisiniz. Bu seçim ileride küçük yaramaz büyüyüp erişkin hale geldiğinde büyük önem kazanacak ve size oldukça yararlı olacak
Bu seçimi yapmakla ileride karşılaşacağınız bir çok sorunu da daha ortaya çıkmadan bertaraf edecek ve küçük yavrunuza beslediğiniz sevginiz azalmadan ve ayların, yılların verdiği tecrübe ve birliktelik ile katlanarak büyüyecek. Pek çok köpek sahibi severek ve özen vererek aldığı köpek yavrusu için ileride baş belası olarak söz etmektedir. Bu sorun yavruyu alırken karakter testi yapmamaktan ve yavrunun gelişme esnasında yöneltilen yanlış davranışlardan kaynaklanmamaktadır. İleride böyle bir duruma düşmemek için bu testi uygulayın ve yavrunuza doğru ve kuralcı bir şekilde davranmaya özen gösterin.
Yavru Çok Hareketli, Girişken ve Sevecen Davranıyor Çok Az Tereddüt Ediyor İse:
Bu davranışı sergileyen yavru kendine tam bir güven sergiliyor. Çevresindeki olayların farkında ve hemen cevap veriyor. Yeni tanıştığı bir olaya kısa bir çekingenlikten sonra uyum sağlıyor. Bu yavru ileride aktif olacak,aynı zamanda çevreyle olan uyumlu ilişkisi ve kendine güveni sayesinde rahatça ev ortamına ve şehre kolayca adapte olacak ,tabii doğru bir şekilde sosyalleştirildiği takdirde. Eğitimi kolayca yapılabilecek. Bu yavru siz ilk kez köpek sahibi olacak, hayat dolu, hareketli, sık sık yürüyüşe veya koşuya çıkan günün büyük bir bölümünü köpeğinizle geçirecek ve geçirmek isteyecek kişiler için birebir.
Yavru Hareketli, Girişken, Sevecen, Çok Az Tereddüt Ediyor Aynı Zamanda Atılgan, Kardeşleri Üzerinde Hakimiyet Sahibi İse:
Bu davranışı sergileyen yavru lider olma isteği içerisindedir.İleride çok hareketli,eğer başarabilir ise arkadaşları üzerinde hakim ve biraz inatçı olacak, eğitiminde zorlanacaksınız.Size kendi isteklerini kabul ettirmeye çalışabilir.Bu yavru ilk kez köpek sahibi olacak kişiler için uygun değildir,daha çok deneyimli bir sahip için ideal.Yavruyu almak isteyen kişi yukarıdaki koşullar içinde kendini hazır hissetmeli,yavruyu çok şımartmamalı daha katı bir yapıya sahip olmalı,kurallardan ödün vermemelidir.
Yavru Kardeşleri İle Oyuna Az Katılıyor Ürkeklik Gösteriyor İse:
Bu davranışı sergileyen yavru ise ileride pasif olacağının işaretini vermektedir. Diğer kardeşlerinin hakimiyetini kabul etmiş gözüküyor.Kendini savunmak ve hayatta kalmak için daha gayretli olmalı.Bu yavru ise; normal bir yaşam tarzına sahip,günümüzün birçok bireyi gibi işten eve,evden işe gelen kişiler için ideal.Yavruya sahip olmak isteyen kişi aynı zamanda köpekleri,hayvanları çok sevmeli, sabırlı olmalı Hırçın,sinirli bir karaktere sahip olmamalı. Sinirli ve hırçın davranışlar, en üst düzeyde karaktere sahip bir yavruya bile doğru şeyleri öğretemez onu daha zor durumlara sokabilir.Oysa bu yavru için her zamankinden daha sevimli,sabırlı olmalısınız. Çünkü köpeğiniz ürkeklik gösteriyor bu ürkeklik ise ancak ve ancak yavruya yumuşak ve sabırlı davranışlar ile önlenebilir. Bu yavrunun sosyalleştirme eğitimine çok çok önem verilmeli ve daha uzun sürede yapılmalıdır. Ani yüksek seslerden ve davranışlardan uzak tutularak özenle yeni durumlarla ve insanlar ile tanıştırılmalıdır. Özellikle ilk tanışmalar önemli olduğu için gereken dikkat gösterilmelidir. Örneğin bir arkadaşınız ile yavrunuzu tanıştırıyorsanız.arkadaşınıza ani hareketlerden kaçınmasını yavaş hareketleri ile ona sevdiği yiyeceği veya oyuncağını sunmasını ve sevmesini istemelisiniz. Bu davranış mümkün olduğu kadar çok kişi ile yapılmalıdır. Ya da araç trafiği ile tanıştıracaksanız ilk önce en tenha yolları tercih etmeli ve yola fazla yaklaşmamalısınız.
Yavru Kardeşleri İle Oyuna Az Katılıyor Son Derece Ürkek ve Köşelere Sığınmak İstiyor İse:
Bu küçük yavru ise,sürünün en son üyesi.Muhtemelen annesi bu yavruya biraz kızmış ve hırpalamış.Kendisinin ürkek karakteri ile de birleşerek durumu daha kötüye gitmiş. Muhtemelen diğer kardeşlerinden daha zayıf çünkü yeterli beslenememiş,annesi memeden uzaklaştırmış veya aktif olmadığı için yerini diğer kardeşlerine kaptırarak yeteri kadar süt emememiş. Üreticinin bu yavruya daha dikkatli bakması gerekiyordu. Süt emmesine yardımcı olması ve sütten kesildiğinde ise ona özel besin hazırlaması yerinde bir davranış olurdu. Her ne kadar vahşi ortamda olmamasına ve kontrol altında olmasına rağmen doğanın kanunu gereği güçlü olan hayatta kalacak ve yaşamını sürdürecektir. Yavru beslenme yönünden zayıf kaldığına göre geri planda kalması doğal bir sonuçtur. Bu yavruyu almak isteyen yukarıda anlatılan diğer ürkek yavruya sahip olmak isteyen kişi ile aynı karaktere ve yaşama sahip olmalı ama ondan çok daha fazla ve itinalı davranarak yavruya yaşamı öğretmelidir. Gerektiği gibi davranılır ise yavru kendisini toparlar ve size uyum sağlar ve yaramazlıkları az olan sevecen bir köpeğiniz olur. Eğer yavru beslenmiş gözüküyor ama bu davranışları sergiliyor ise birinci kısımda anlatılanlar yinelenmiş olabilir. Bu köpeğe de aynı şekilde davranılmalıdır.
Koruma Köpeği Seçimi İle Yavrulara Uygulanacak Diğer Karakter Testleri:
Koruma Köpeği Seçimindeki Yanlışlar:
Bir çok kişi koruma amacı ile köpek istemekte ve almaktadır. Ancak her köpek koruma yapamayacaktır. Bu özellik onun genlerinde ve kalbinde bulunmalı ve koruma iç güdüsü güçlü olmalıdır. Koruma köpeği seçiminde en önemli nokta yavrunun ailesinin özellikleridir.Genetik kalıtımla yavruya aktarılan koruma ve savaşma iç güdüsü ile cesurluk ne kadar yüksek ise yavru o kadar başarılı olur.Bunun için yavrunun anne ve babasını görev yaparken izlemeniz seçeceğiniz yavrunun geleceği hakkında bilgi almanıza yardımcı olur. Diğer bir önemli unsurda Cesarettir. Köpeğin koruma içgüdüsü yüksek ve ısırmayı seviyor olabilir ancak kötü adamın karşı saldırısında görevinden vazgeçip geri çekilir, ürkeklik gösterir ise köpek görevini tam anlamı ile yapamayacaktır köpeğe yapılan yatırım ve eğitim ise o an boşa gidecektir. Özellikle bu ürkek köpek saldırı esnasında sert bir darbe ile karşılaşır ve geri çekilir ise çok büyük bir ihtimal ile bir daha saldırmayacak geri planda kalmayı tercih edecektir. Bunun için ilk önce bakılacak yerlerden biri köpeğin kalbidir. Biz köpeğin kalbine bakarak içinde ne olduğunu ve karışık, zor durumlar ile tehdit altında ne hissettiğini anlamak zorundayız. Aradığımız şey ise son derece güçlü cesarettir. Şu unutulmamalıdır ki;cesaret köpeğin kalbinde yatar. Sonsuz bir sevgi ve sadakat ile bağlı olduğu sahibine veya eğitmenine karşı girişilecek ölümcül bir hareket karşısında kendi güvenliğini ve hayatını hiçe sayarak cesareti ile tehdide karşı koyan köpek ideal bir koruma köpeğidir. Cesareti olmayan bir koruma köpeği ise boş bir köpektir. Doğumdan sonra 24-48 saat arasında yapılacak testler;
Yavrular memede iken memeden alın ve doğum sandığının bir köşesine koyun ilk önce hangi yavruların durumun farkına vardığını ve annesini aradığını gözlemleyin.
Yavrular ve anne doğum sandığında iken anneyi yavruların yanından uzaklaştırın ve hangi yavrular annesine ulaşmak istiyor,eğer hepsi harekete geçerse ilk önce davrananları kaydedin.
Bende kediler gibi bekledim seni!
Teknen yanaşınca,
Kapıp kaçacaktım usta kedi gibi...
Ne teknen geldi
Ne rüzgâr kesildi...
Kediler gitti ama;
BEN BEKLİYORUM TEKNENİ...
ATEŞ Bey;yine şiirde yansıttığınız benzetme ve anlatım çok güzel olmuş...Yüreğinize,emeğinize sağlık arkadaşım...
Diğer 2. şiiriniz için Derin duygular bölümümüzde yorum yapmıştım.Kısa ama çok güzel bir öz anlatım olmuş dizelerde yeniden yüreğinize sağlık diyorum...
Hayatın En Güzel Anları, Yaşanmışların Kağıda Dökülmesinde Gizlendi..
Birkaç gündür kalemim ile kavgalıyım, gene her zaman ki gibi hükmüme girmemekte. Olsun biz kalemim ile günleri gecelere az devirmedik. Gecelerin yalnızlıklarında birbirimize sarılıp gözyaşlarımızı kağıda aktarmayı bildik.
Kalemim benim bu güne kadar en yakın dostum olmuştur. Beni hiçbir zaman yalnız bırakmamış, doğrularım da yanımda, yanlışlarımda ise bu zamanda ki gibi kavgalar edip ayrı kalmışızdır. Bana her zaman söyler kalemim.
"Bir insanın en iyi dostu her zaman yüreğinden akan kelimeleri kağıda dökebilen kalemidir" diye. Ne kadar da hak vermeye başladım kendisine, bu aralar.
İnsanlarla olan arkadaşlıklarımda dostluklarımda her zaman en fazla üzülen tarafın benim olmam sanırım duygularımın ve sevgimin her zaman ön planda olmasındandı. Ne kadar üzülsemde , ne kadar kırılsam da dile getirememenin verdiği ezikliği, hayal kırıklığı beni hep derinden yaralamış ama bir o kadar da daha güçlü yapması gerekirken, daha çok içime kapanmama sebep olmuştu. Aslında bu yapıda olmam benim için en büyük bir dezavantaj dı. Çünki insanlar bu huyumu bildiklerinde istemeden de olsa beni rahatlıkla kırabiliyordu. Çünki kırıldığımda dile gelmeyen kelimelerim her zaman ki gibi kağıda aktarılıyor ama hep bir iz bırakıyordu
Yazılacak çok söz olmasına karşın kalemimim bana söylediği ve üzerine basa basa her zaman dile getirdiği sözü sanırım bundan sonra daha fazla uygulayacağım. En azından kırıldığımda her zaman yanımda bildiğim kalemimim ile dertleşebileceğim.
Hayatta ne olursa olsun her zaman en iyi dostunuz kaleminiz olsun. Ama kaleminizin sizin hayatınızda ki en güzel anlar olan yaşanmışlıkları kağıda dökerken gizlediğini unutmamak gerekiyor.
Yalnızlığımı esir eder gecelere senli zamanların güzelliğinde bulurum kendimi. Dilim susar gönlüm başlar konuşmaya, gönlüm konustukça çoşar kelimeler kağıdın üzerinde, ahengine kaptırır kalem kendini. Bakarsın ki dans eder olmuştur kalem ile kağıt beklersin yüreğinde çoşan kelimeleri yazacak diye Ama sadece beklersin, bekledikçe kelimelerin büyür içinde ve bir türlü kaleme yazdıramazsın bekle der sana bekle benim yazacak daha çok kelimelerim var
Beklemeye başlarsın, yüreğinde büyütürsün kelimelerini ve bakarsın ki sadece kelimeler değildir içinde büyüyen, kelimeler ile birlikte bir kor da iyice alev almakta ve git gide seni daha da çıkılmaz olan en güzel yola sokmaktadır.
Evet bu çıkılmaz olan en güzel yol üç harf ile betimlediğin ve bir türlü söyleyemediğin "Aşk'tır."
Beklemelerinin boşa gitmediğini öğrendikçe yüreğin daha da çoşar artık yeter bende sıra ben yazacağım dersin ve başlarsın kalem ile kavgaya Bir türlü bitmez kalem ile kavgan Kulak kesilirsin dışardan gelen sese Evettt yağmurun sesidir duyduğun. Ve göz yaşlarının sesini duymasınlar diye yağmurlarla bir dökerdin yaşları gözlerinden.
Dışarıda yağan yağmuru dinledikçe bu zamana kadar döktüğün göz yaşların gelir aklına, ne kadar da çok ağladım dersin. Bazen mutluluktan bazense yürek yaralarındandı dersin ve ince ince yağan yağan yapmur gibi yanaklarına dökülür yaşlar gözlerinden
Sonunda dönüşecektir hüzünler sevinçlere ve bu sefer akan yaşlar mutluluktan olacaktır Zaman su misali yolunu buldukça seni de çekecektir kendine beklemek yoluna geçirdiğin kimsesizlikte öğrendiğin gibi hayatının en güzel aşkı kaleminin yüreğindekileri kağıda dökmesidir.
Öğrendikçe sen hayatının aşkını daha da çok satırlarda kavgalar edeceksindir kaleminle Evet yağmurun kızı başlamalısın artık hüzünleri sevinçlere dönüştürmeye