Sizi zayıflatacak yağlar balığın içinde duruyor!
Çiğ balıkla hazırlanan suşi çeşitleri de omega 3 yağları ve DHA zenginidir.
Hiç yağ yemeden kilo vereceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunz! Balıkların yağı, vücuda verdiği sayısız faydanın yanı sıra kilo verilmesini de sağlıyor..
Diyabet, kalp hastalıkları, felç ve kansere bile yol açabilen obezite riskinden kurtulmak için hiç yağsız beslenmeniz gerekmez. Aksine bazen yağlı gıdaları tüketmek kendinizi ince hissetmenize bile neden olabilir... Evet doğru okudunuz! Ama bunu okudunuz diye hemen kendinize cheeseburger ve çikolatalı milk-shake sipariş etmeyin! Biz burada doğru yağlardan bahsediyoruz...
KALBİ KORUR
Yani omega 3 asitlerinin esas formunu içeren tek asit olan DHA asitlerini içeren yağlardan... DHA; balık yağı kapsüllerinde, somon balığında, alabalıkta, Ringa balığında ve Uskumru'da bol miktarda bulunur. Balıklar bu yağ asidi üretmek, bu asidi yedikleri yosundan elde ederler.
• DHA; kalbi koruması, depresyon riskini azaltması ve bebeklerin beyin oluşumunu ve gelişimini olumlu etkilemesinin yanı sıra kilo vermeyi de kolaylaştırır.
• Her gün balık yağı kapsülü içen veya haftada üç kez balık yiyen aşırı kilolu insanlar üzerinde yapılan bir araştırma; onların kilolu kişilere oranla dört haftada bir buçuk kilo daha fazla verdikleri saptadı...
• Balık yağı ayrıca sadece kilo vermeyi sağlamaz! Avustralyalılar üzerinde yapılan bir araştırmada, 12 hafta boyunca beslenme diyetlerine balık yağı veya ayçiçek yağı ekleyenlerin trigliseritleri yüzde 14 oranında düşmüş ve kalbi koruyan HDL kolesterollerinin yüzde 10 oranında arttığı görülmüştür.
HAPI DA VAR
• Balık yağı ve DHA; iç organların etrafını saran ve hastalıklara zemn yaratan zararlı yağların oluşumu engeller. DHA'yı elde etmek masraflı da değildir. Balıktan elde etmek yerine uygun fiyatlı DHA kapsüllerinden de içebilirsiniz.
DHA'yı nereden alabiliriz?
• Her gün yosun veya balık yağı kapsüllerinden 600 miligram DHA elde etmeyi hedefleyin.
• Düzenli olarak balık yiyorsanız veya omega 3 yağ asitlerini başka gıdalardan alıyorsanız bile DHA'yı kapsülle almak daha doğru bir seçim olacaktır.
• Ceviz ve keten tohumunda bol miktarda DHA bulunur. Fakat yağlı bir balık DHA açısından en zengin kaynaktır.
• Kapsülle alıyor olsanız bile bu tür gıdaları veya balık yemeyi kesmeyin. Eğer vejetaryenseniz ceviz ve keten tohumu sizin için iyi bir seçenek olacaktır. Yosun haplarından da gerekli olan DHA'yı elde edebilirsiniz.
• Çocuklarınıza da DHA vermeyi unutmayın. Küçük dozlarda olsa da çocukların da bu yağlara ihtiyaçları vardır.
• 25-50 kilo arasındaki çocuklara günde 300 mg, 25 kilo altındakilere günde 200 mg ve 6 yaşın altındakilere de günde 90 mg DHA öneriyoruz. Büyük çocuklara da yosun hapı öneriyoruz. Yosun hapları balık yağı kapsüllerine oranla daha küçüktürler.
Aydınlık ofiste çalışanlar daha üretken oluyor
Günü karanlık bir ortamda geçirmek dikkat dağıtıyor.
Aydınlık ortamlarda çalışan insanlar, karanlık yerlerde çalışanlara oranla çok daha üretken ve dikkatli oluyor. Güneşli bir ofis ortamı gece uyuduğunuz zaman faaliyete geçen melatonin hormonunun salgılanmasını durduruyor.
• Melatonin hormonu seviyesi, ışığın uyarıcı etkisi olmadan 24 saate varan dalgalanmalar yaşayabilir ve bu da vücudunuzun senkronizasyonunu bozar. Bu durum da uyku kalitenizi etkiler, depresyona ve hastalıklara davetiye çıkarır.
YEŞİL BİTKİLER DE İYİ GELİYOR
• Eğer kapalı bir ortamda çalışıyorsanız, ofisin içini aydınlatın. Sarı ışıkların insanların işlevselliğini yüzde 30 oranında artırdığı görülmüştür. Fakat melatonini kontrol altına alabilmek için güneş gibi daha parlak bir ışığa ihtiyacınız olabilir.
• Bunun için öğle yemeği zamanlarında yürüyüşe çıkabilirsiniz. Özellikle kışın hava aydınlanmadan işe gidenlerdenseniz bu öğle yürüyüşleri çok faydalı olabilir.
• Ofisinizde yeşil renge yani bitkilere de yer verin. Bitkiler havayı temizler ve oksijen miktarını artırarak, işlevselliği uyarır.
• Kırmızı ve yeşil duvarların insanları üretken; beyaz, siyah ve kahverengi duvarların ise aksi yönde etkilediğini unutmayın.
Uykuyla savaşmayın kendinizi teslim edin
Uykusuzluğun sizi hayat oyunundan erken ayırabileceğini unutmayın! Siz siz olun, kalp krizi geçirme riskinin önünü bebekler gibi uyuyarak kesin.
Ne kadar az uyursanız, başarılı olmak için o kadar fazla vaktiniz olur, değil mi? Hayır! Bill Clinton ve Margaret Thatcher gibi efsanevi 'az uyuyup da, çok başarılı olanlar'ın aksine; uykunuzu yeterince almazsanız daha şişman, hantal ve daha etkisiz hale gelirsiniz. Terfi almak şöyle dursun, mevcut işinizi korumakta bile zorlanırsınız...
KİREÇLENME AZALIYOR
Ve yeni bir araştırma; uyku eksikliğinin hayat oyunundan daha erken çıkmanıza neden olacağını gösteriyor. 35 ve 47 yaş arası bir grup insanın her gece biraz daha fazla uyuması sağlanmış ve ilerleyen beş yıl içinde damarlarındaki kireçlenme riskinin düştüğü görülmüş. Aslında her bir saatlik fazla uyku karşılığında, kireçlenme riskini yüzde 33 düşürmüşler. Bu kireçlenmeler, damarları sertleştiren plak oluşumunun göstergesidir ve kalp krizine doğru hızla yol aldığınızın işaretidir.
İYİLEŞTİRİCİ ETKİSİ VAR
Bu yeterince ürkütücü gelmediyse, cildin kırışmasının ve etkisizliğin (cinsel anlamda) yaklaştığını gösterir. Daha çok uyuyanların daha az stresli olduğu muhtemeldir. Ya da uykunun başlı başına iyileştirici etkisi olabilir. (Her şeyin ötesinde, kan basıncı uyku sırasında en düşük seviyesine iner.) Çok az uykuyla tüm işlevlerini mükemmel olarak yerine getiren insanların olduğu doğrudur. Ama çoğunluk için 'uyku maçosu' olmaktan vazgeçmenin zamanı geldi.
Kişisel uyku ihtiyacınıza saygı göstermeniz; daha ince görünmenizi, seksten daha fazla zevk almanızı ve daha çok okumanızı sağlar. Ayrıca işte daha verimli olmanıza yardımcı olur.
Atıştırmalıkların yerini mini mini öğünler alsın
Eğer 'atıştırmalık' kelimesi, aklınıza cips, kurabiye ve dondurma getiriyorsa; yapacağınız ilk iş bu kelimeyi sözlüğünüzden atmak olmalı! İkinci adım ise sabah ile öğleden sonranın tam ortasında yemek yemektir. Bu eylem, iştahınızı ve buna bağlı olarak da kilonuzu kontrol etmenize yardımcı olur. (Bu durum sofraya oturduğunuzda elektrik süpürgesinin insan versiyonuna dönüşmenizin de önüne geçer!) 'Atıştırma' kelimesini yasakladığınıza göre, beslenme programınıza 'mini öğünler' ekleyin. Bunların lezzetli ve az kalorili olmasına dikkat etmeniz yeterli. Kompleks karbonhidratlar, iyi yağlar ve proteinin dengeli karışımı, sağlıklı ara öğünler oluşturur.
Kalp yetmezliğine karşı zayıflamalı!
Tombul doktorların size öğretecek neyi var? Eğer fotoğraflarımızı gördüyseniz, kendimizden bahsetmediğimizi biliyorsunuz. Ama bir araştırmaya göre 21 bin doktorun yüzde 40'ı kilolu statüsüne giriyor. Obezite sınırında değiller ama gelecek yılın seksi doktorlar takvimine girmeleri de olası gözükmüyor.
CİDDİ BİR HASTALIKTIR
Aynı araştırma, bu doktorların (Ve de SİZ'in) haziran ayı güzeli olamadıkları için üzülmekten daha fazla derdi olacağını gösteriyor. Biraz fazla kilo taşımak, bu adamlara daha zayıf olanlara göre yüzde 49 daha fazla kalp yetmezliği riski getiriyor.
• Kalp yetmezliği çok genel ve çok ciddi bir rahatsızlıktır. Kalbinizin vücudun ihtiyaçlarını karşılayamayacağı anlamına gelir. Kalpteki basınç artar, kan ve sıvılar ciğerlere geri döner ve daha çabuk yorulup nefessiz kalırsınız.
EGZERSİZ YAPMAK ŞART
• İdeal kilonuzu korumak anahtardır. Fiziksel aktivite de bu konuda yardımcı olabilir. Riski yüzde 18 oranında düşürür. Araştırmacılar, ayda üç defadan çok ter dökmenin 'aktif' anlamına geleceğini düşünüyor. Ama biz bunu yeterli görmüyoruz.
• Her gün yarım saat yürümeniz, haftada 10 dakika egzersiz yapmanız ve haftada üç kez 20'şer dakikalık egzersizlere devam etmeniz gerekiyor. Bunlar, hem kiloyla hem de kalp yetmezliğiyle savaşır ve sizi doktorunuzdan daha sağlıklı kılar!
Bilimsel olarak da kanıtlandı insanı en iyi köpek anlıyor
Yıllardır süren bir araştırma, hayvanlar arasında insana en yakın olanın köpek olduğunu ortaya koydu. Sadık dostumuz, insanlarla aynen küçük bir çocuk kadar iletişim kurabiliyor. Hatta bu konuda, en akıllı hayvan kabul edilen şempanzelerden bile daha iyi.
Almanya Leipzig'deki Max Planck Enstitüsü'nde çalışan antropologlar Brian Hare ve Michael Tomasello'nun yaptığı araştırma, köpeğin insanla ilişkisinin ne kadar özel olduğunu ortaya koydu.
Basit bir deneyle başlayalım. Birbirine aynen benzeyen iki kutuyu yan yana koyalım. Bunlardan sadece birinde köpeğin hoşlanacağı bir yiyecek olsun. Deney, köpeğin doğru kutuyu kendi kendine değil, bir insanın yardımıyla bulmasını sağlıyor. İnsan ya parmağıyla ya başının bir hareketiyle veya sadece bakışlarıyla doğru kutuyu gösteriyor. Küçük bir çocuk için bu çok kolay bir test. 14 aylık bir bebek bile bu yardımla gizlenen yiyeceği bulabiliyor. Aynı testi, tabii yiyeceği koklayarak bulmasını engelleyerek bir köpeğe uyguladığınızda o da önceden herhangi bir eğitime gerek olmadan doğru kutuyu buluyor. Hatta insan testi zorlaştırdığı, yani sağda duran kutuyu sol eliyle gösterdiği, kutuyu ters yönde yürürken gösterdiği halde köpek yine başarılı oluyor.
ŞEMPANZE DAHA ZEKİ AMA İNSANI ANLAMIYOR
Hare ile Tomasello, bu testleri iyice zorlaştırmışlar. Örneğin köpeğe doğru kutuyu parmakla işaret ederek değil, sadece bakışlarıyla gösterdikleri zaman bile sonuç değişmiyor, köpek arananı buluyor.
Başka bir deneyde araştırmacı havaya bir top atıyor, sonra sırtını dönüyor. Köpek topu yakalayarak adamın etrafında dönüyor, topu insanın yüzünün dönük olduğu yere götürüp önüne koyuyor.
Köpeğin önüne daha önce yasaklanmış bir yiyecek konulduğunda, eğer araştırmacı ona bakıyorsa, hayvan yemeğe dokunmuyor; ancak araştırmacının gözleri kapalıysa yemeği almaya cesaret ediyor. Bu da köpeğin, insanın birçok hareketini yakından takip ettiğini, doğru anladığını gösteriyor. Bunu yapabilen, şempanze dahil, başka bir hayvan yok.
Buna karşılık, şempanze de bir köpeğin çözemediği başka problemleri çözebiliyor. Örneğin bir şempanze, bir tahta düz değil de eğik duruyorsa, bunun tahtanın altına bir şey yerleştirilmiş olmasından kaynaklandığını hemen anlıyor, oysa köpeğin böyle bir yeteneği yok.
DOKUZ AYLIK KÖPEKTE BİLE BU YETENEK VAR
Dolayısıyla araştırmacılar, köpeğin şempanze kadar zeki olmadığını, ama insanla iletişim kurmakta diğer hayvanlara göre büyük bir üstünlüğe sahip olduklarını düşünüyorlar. Peki köpeğin insanla iletişim kurmaktaki bu başarısı nereden ileri geliyor? İlk açıklama, köpeğin insanla çok uzun zaman geçirmesinden kaynaklandığı yönünde. Ama henüz 9 aylık köpekler bile aynı yeteneğe sahip. Ayrıca ev köpekleriyle sokak köpekleri arasında da bu konuda bir fark yok.
İNSAN, KÖPEĞİN EVRİM GEÇİRMESİNİ SAĞLADI
Michael Tomasello'nun tezine göre, köpekte insanla iletişim kurma yeteneği kalıtımsal bir özellik. Tomasello, insanın çağlar boyu köpekle bir arada yaşayarak onun bir evrim geçirmesini sağladığına inanıyor. Köpeğin atası olan kurt, sürü halinde avlanan, sosyal özellikleri olan bir hayvan, ama köpekteki bu iletişim yeteneğine sahip değil. İnsanın köpekleri 120 bin yıl önce eğitmeye başladığı, ilk olarak sürüleri korumak için kullandığı biliniyor. İddiaya göre, insanoğlu, kendisine en çok yardım eden hayvanı seçerek onun zaman içinde evrilmesini sağlamış.
Kuşunuzun sağlığı için nelere dikkat etmeliyiz?
1- Kuşlarınız mutluluğu ve sağlığı bakımlı ve temiz bir kafes ile mümkün olduğunu unutmayın.
2- Kuşları koyduğumuz kafesin altındaki kağıdı değiştirmeye önem veriniz, kirli kağıt kuşları olduğu kadar bizi de rahatsız ve tedirgin eder.
3- Ayda bir kafesin köşelerini ve tabanını iyice temizliniz, dezenfekte ediniz.
4- Kuşun hastalanma belirtileri : hareket eksikliği, tüylerini kabartması,gündüzleri uyuklaması, tüylerinin renginin bozulması. hasta kuşu diğer kuşlardan ayırmak ve özel ilgi göstererek, hastalığın seyrini takip etmek gerekir.
5- En azından günde bir kere kuşun içme suyunu değiştirmelidir ve her gün su kapları Temizlenmelidir.
6- Kuşların yemlerini günlük değiştirmeli ve yem artıkları yem kabından üflenerek yemin sadeleşmesi sağlanmalıdır. Ayrıca bazı kuşlar diğer cinslere göre daha fazla yerler, bu hususa da dikkat edilmelidir.
7- Yem kapları en az haftada bir yıkanmalıdır.
8- Kuşlar en azından haftada iki kez sebze ve meyveye ihtiyaç duyarlar . Mevsimine göre marul, ıspanak, pazı, semizotu, kıvırcık gibi yeşil sebzeler ile elma, ve portakal gibi meyveler kuşlar için idealdir.( Marul, kıvırcık ve elma fazla verilmemelidir, bu besinler diyet besinidir.)
9- Kuşların uçabilecekleri geniş ortamlarda daha mutlu ve sağlıklı olacakları unutulmamalıdır.
10- Su ve yem kapları kolayca kirlenmeyecek cinsinden olmalıdır.
11- Yem kapları , kuşun yuva yapmaya niyetlenmeyecek kadar küçük olmalıdır.
12- Kuşlar için oyuncaklar mutlak gerekli olmasalar da kafeste bulunmaları onları memnun
Bir kuşun genel görünümü ve kuş satın alırken nelere dikkat etmeliyiz?
Evimizde kanarya beslemeye karar verdiğimiz zaman ilk sorunumuz sağlıklı ve istediğimiz cinste kanaryayı nasıl alacağız konusu olacaktır. Alacağımız kuşta aşağıdaki temel özellikler bulunmalıdır.
Sağlıklı oluş
Güzel görünüm, renk
Güzel ötüş
Üretime elverişli olması
Kuş dış görünüm olarak sağlıklı, parlak tüylü ve hareketli olmalıdır. Tüylerini kabartmış, kamış üzerinde düşkün bir vaziyette hareketsiz duran kuşların sağlık sorunu olabilir, dikkat edilmelidir. Hareketleri canlı, seri olmalı, yem yemesi su içmesinde kanat çırpışlarında anormal bir durum gözlenmemelidir. Gözler sağlıklı bir kuşun en önemli belirtisidir. Gözleri canlı bakmalı ve ışığa karşı duyarlı olmalıdır. Sağlıklı kanarya çevresinde olup bitenlere karşı duyarlıdır, kafesinde sürekli hareketlidir, ötücüdür ve yeme isteklidir. Kuşu elimize alıp da karın tüylerini üflediğimiz zaman karın derisinin rengi sarımtırak olmalıdır,göğüs,kanat altları,diğer kısımlarının derisi aynı renkte olmalıdır. Kanarya hastaysa kafeste hareketsizdir, kafesin bir köşesinde tüylerini kabartarak öylece uyuklar, hareketlerimize karşı duyarsızdır,ötüşe isteksizdir, karnının derisi incelendiğinde renginin koyu kırmızı, mor, vişne renginde ve şişkin olduğu görülür. Bu hallerdeki kanaryayı almaktan kesinlikle kaçınmalıyız.
Kanatları kontrol edilerek kırık, eksik tüy ve tüy dökülmesi gibi rahatsızlıklara dikkat edilmeli ve kanat altında yaşayan asalak hayvanlara ( bit vs.) ait bir belirti, kızarıklık olmamalıdır.
Kuşun dışkısı gözlenmeli, (tecrübe ile elde edilebilecek bir konu olmasına rağmen) çok sulu, çok katı, koyu renkli dışkılarda sağlıksız bir kuşun işareti olabilir.
Kanaryanın yaşını anlamak için ayaklarına bakmamız gerekir. Genç kanaryaların ayakları ince yapılıdır, pürüzsüz, kabuksuz ve parlaktır, arka parmakları kısadır. Kanarya yaşlandıkça ayakları kalınlaşır,arka parmakları uzar,kaba bir görünüm alır, pullanır ve parlaklığını yitirir. Kuşun kamış tutuşunda bir anormallik gözlenmemeli, kuşun bir ayağını içeri çekerek tünemiş olması ayağında bir rahatsızlık olduğunun işareti olabilir. Ayağında gözle görülebilecek tortular, beyazlaşmış yada fazla katmanlar, ayağın durumuna göre nispeten incelmeler de kuşun ayağında bir sorun olabileceğinin işaretidir.
Kanaryanın cinsini anlamak için yine karın tüylerini üflememiz gerekir. Erkek kanaryanın uzvu daha sivrice ve aşağıya doğru sarkıktır. Çiftleşme zamanında daha da sivrilir ve aşağıya sarkar. Dişi kanaryanın uzvu ise yuvarlakça ve vücudu istikametinde düz devam eder, çiftleşme zamanında şişme görülür. Eğer alacağınız kuş 10 aylıktan küçük ise cinsini anlamanız oldukça zorlaşacaktır.anlamanız için kuşun hareketlerini takip etmeniz gerekmektedir. Kanaryayı sonbahar ve kış ayları olan Kasım, Aralık, Ocak, Şubat aylarında almak daha isabetli olacaktır çünkü bu aylarda kuş tüy dökümünden çıkmış ,normal ötüşüne başlamış, sağlığına kavuşmuştur. Diğer aylar tüy dökümü ve kuşların kızgın olduğu çiftleşme mevsimidir. Bu dönemlerde kuş hakkında yanlış izlenimler edinebilirsiniz. Doğum tarihi ve aile soy kütüğünün öğrenmeniz iyi olacaktır.
Kuşun çok yağlı olması, tüm canlılarda olduğu gibi, bir sağlık değil hastalık ifadesidir.
İngilizce'de "cat", Fransızca'da "chat", Almanca'da "katze", İspanyolca'da "gato", İtalyanca'da "gatto", Japonca'da "neko" "kedi" için kullanılan kelimedir.
Dünyada 33 farklı ırktan çoğalan 500 milyonun üzerinde evcil kedi bulunmaktadır.
En iri kedi ırkı Ragdoll, en ufak kedi ırkı Singapura'dır.
Ragdoll cinsi kedilerin erkeklerinin ağırlığı 5.5 kg ile 9 kg arasında değişirken, dişilerinin ağırlığı 4.5 kg ile 7 kg arasında değişir.
Singapura cinsinin erkekleri yaklaşık 3 kg iken, dişileri yaklaşık 2 kg ağırlığındadır.
Ortalama bir kedi yılda 2-3 arasında gebelik dönemi geçirir ve her doğumda 1-8 arası yavru doğurur.
Üretken hayatı sırasında bir dişi kedi 100'ün üzerinde yavruya sahip olabilir.
1952 yılında ABD'nin Texas eyaletinde yaşayan Tabby adlı kedi, 18 yaşında son yavrusuna sahip olmadan önce doğurmuş olduğu 420'nin üzerindeki kedi ile bu alandaki rekorun sahibidir. Tek bir çift kedi ve onların doğurdukları yavru kediler 7 yıl içinde 420,000'in üstünde birey içeren bir kedi nüfusu oluşturabilir.
Bir kediyi okşamanın kan basıncını düşürdüğü bilimsel olarak ispatlanmıştır.
Kedilerin vücutlarında 290 kemik ve 517 kas vardır.
Kediler tüm memeliler arasında en uykucu hayvanlardır. Her gün ortalama 16 saati uyuyarak geçirirler. Bu açıdan bakıldığında, yedi yaşındaki bir kedi hayatının sadece iki senesini uyanık geçirmektedir.
Kedilerin köprücük kemikleri olmadığından kafalarının sığabildiği her yerden geçebilirler.
Psikoloji biliminde, kedilerden korkma durumu ailurofobi, kedilere duyulan sapkınlık ise ailurofili terimleriyle anlatılır. (Ailuro kökeni Yunanca'dan gelmektedir).
Bir kedi diğer bir kediye hemen hemen hiç "miyav" lamaz. Bu ses bu canlıların insanlara ayırdıkları bir hitaptır.
Kediler 185 derecelik bir görüş açısına sahiptirler.
Kediler renkli görebilmekle birlikte kısmi renk körüdürler. Bu renk körlüğü insanlarda görülen kırmızı/yeşil renk körlüğüne denk gelmektedir. (Kırmızı tonlar yeşil tonlarında, yeşil tonları kırmızı tonları olarak görülmektedir.)
Öte yandan bir kedi hayatının neredeyse % 30'unu kendisini tımar ederek geçirir. Kedilerin kendilerini tımar ederlerken harcadıkları tükürük salgısındaki sıvı miktarı, boşaltım sistemleri aracılığı ile çıkardıkları sıvı miktarından fazladır.
İkinci çocuk yerine evcil hayvan tercih eden ailelerin sayısı artıyor. Bu tercihi yapmadan önce çocuğunuzun hayvanlarla olan ilişkisini gözlemlemeli, alerjik tepki verip vermediğini kontrol etmeli ve onun yaşına uygun bir hayvan seçmelisiniz. Eğer çocuğunuz hazırsa, hayatı boyunca unutamayacağı muhteşem bir dost kazanacaktır.
Hayvanseverler için evcil hayvanın, evin evladından hiçbir farkı yok. Bazıları yoğun iş hayatı, doğru kişi ile karşılaşmama gibi nedenlerden ötürü, çocuğun yerine "evcil hayvan"ı koyarken, bazıları da bu sevimli yaratıkları çocuklarına kardeş olarak seçiyor.
Gerçekten de evlat gibi görüyorlar ailenin yeni ferdini... Sabah akşam yürüyüşler, aşılar, rutin veteriner kontrolleri, oyuncaklar, tatile gidildiğinde emanet edilecek konforlu yuvalar... Her ayrıntıya dikkat ediyorlar.
Zaten tüm bu gereklilikler yerine getirilecekse, hayvan sahibi olunmalı. Bazıları geçici bir heves uğruna hayvan ediniyor, sonra onu sokağa salıveriyor. Bu onlara yapılabilecek en büyük kötülük.
Tam bunları yazarken geçtiğimiz aylarda okuduğum bir haber geldi aklıma, Amerika'da aile gittikçe küçülürken, evcilleri edinen evlerin sayısı hızla artıyormuş. 10 yıl önce bir ailede ortalama 3.14 kişi yaşarken, 2006'da bu oran 2.57'ye düşmüş. Sadece kedi köpek gibi evcil hayvanların sayısı ise 140 milyonu aşmış. Oysa, 1988'de bu rakam 51 milyon imiş.
Evcil hayvanlar artık ailenin bir parçası. Peki iki ayaklı ile dört ayaklının kardeşliği nasıl oluyor?
Okulunun bahçesindeki hayvan heykelciklerini tek tek öpüp okşayan, parktaki aşılı köpeklerle yerlerde yuvarlanan bir kız çocuğu ile, hayvanların sevgi gösterisi sırasında korkudan yerinden sıçrayan bir oğlan çocuğu sahibiyim. Ben, iki şahane köpek ile büyüdüm. Alman kurdu Kontes ve sokak köpeği Bıdık ile muhteşem bir arkadaşlığımız vardı. Ama ara sıra onların aşırı hareketlerinden mesela beni iştahla yalamalarından korkardım. Sanırım oğlum bu konuda bana benziyor. Ben de uzun zamandır dört ayaklı bir üçüncü çocuk sahibi olsam mı diye düşünüyorum. Bu nedenle konuyu araştırdım ve sizlerle paylaşıyorum. Bakalım aileye yeni bir birey katmaya hazır mısınız?
Karar vermeden önce...
Hayvanınızın iyi huylu ve nazik olmasına dikkat edin. Elinizi çırpın, adını söyleyin ve nasıl tepki verdiğine bakın. Hırlıyor mu, seviniyor mu?
Köpek size yaklaşırken kuyruğu aşağı doğruysa veya vücuduyla aynı seviyedeyse kolay eğitilebileceğinin işaretidir.
Çocukla yaşamayı bilmeyen yaşı büyük hayvanların çocuklara alışması zor olabilir. Bebekler ise oyun oynarken istemeden ısırabilir. Bu nedenle birkaç aylık yavruları tercih edin.
Çocuğunuzun yaşını söyleyerek onun için en uygun cinsin hangisi olduğunu bir veterinere danışın. Çocukla iyi anlaşan hayvan türlerini seçin. Mesela köpek alacaksınız, "golden retriewer" listenizin başında olabilir.
Hayvanınıza insanca davranın. Köpeğinizin boynunu kısa bir iple veya zincirle sıkmak, onu huysuz ve hırçın yapar.
Küçük yaştaki çocuğunuzu, hayvanınızla yalnız bırakmayın. Onun oyuncak değil, bir canlı olduğunu anlatın. Birçok yaralanma ve ısırma bu sert oyun zamanında gerçekleşiyor. (Arkadaşımın kedisi, geçtiğimiz ay 4 yaşındaki oğluna pati attı. Pati retinaya geldi ve dikiş atıldı. Olay Erdem'in, yanlışlıkla Cash'in benini çekmesinden kaynaklanıyor.)
Çocuğunuza yüzünü hayvana çok yaklaştırmaması gerektiğini öğretin.
Çocuğunuza hayvanınız uyurken ve yemek yerken kuyruğunu çekerek, yemeğini veya oyuncağını alarak onu rahatsız etmemesi gerektiğini öğretin. Hayvanınızın evin bir köşesinde veya bahçede ona özel bir alanı olsun. Yastığı veya kulübesi aynı yerde dursun.
Hayvanınızın tüm aşılarını yaptırın.
İyi huylu bir hayvanı olan komşularınız varsa deneme yapın. Hayvan onu koklarken çocuğunuz düz dursun ve sonra eliyle onu beslesin. Bu hareketi keyifle yapıyorsa evde bir hayvanla yaşamaya hazır demektir.
Çocuğunuzun bilmediği hayvanlara karşı temkinli yaklaşmasını tembihleyin. Vahşi bir hayvanın ona doğru havlaması, çocuğunuzu korkutabilir. Ve hayat boyu bir hayvanla dostluk kurmak istemeyebilir.
Vahşi hayvanlar toksoplazmadan kuduza çok ciddi hastalıklar taşıyabilirler. Siz ve evcil hayvanınız kemirgenlerden uzak durun.
Evlerine zehirsiz yılan almayı tercih edenler var. Sürüngenler paratifoya neden olan ölümcül bir bakteri taşıyabilirler ve ev hayvanı olmak için uygun değildirler. American Academy of Pediatrics
Sık sorulanlar
Hamileyim, toksoplazma riskinden ötürü kedimden vazgeçmem gerekir mi?
Toksoplazmozis, Toxoplasma gondii adı verilen parazitin neden olduğu bir enfeksiyondur. Sadece evcil kedilerin bağırsağında dişisi ve erkeği bir araya gelerek üreyebilir. Kediler bu paraziti enfekte bir hayvanı (fare gibi) çiğ olarak yediklerinde alırlar. Kedinin dışkısı ile toprağa atılan ve 24 saat içinde bulaşıcı özellik kazanan parazitler insana ancak ağız yoluyla geçebilir. Ancak bu parazitler otlaklarda beslenme sırasında sığır, koyun, inek gibi hayvanların sindirim sistemine bulaşır. Daha sonra buradan kas dokusu içine geçerek hayvanı enfekte eder. Böyle bir hayvanın eti az pişirilerek yendiğinde enfeksiyona neden olur. Bir başka bulaşma yolu da toksoplazma bulunan toprakla temas etmiş meyve ve sebzelerin iyi yıkanmadan yenmesidir. Kısaca toksoplazma hastalığı konusunda en masum kedinizdir. Kedinizin daha önce toksoplazma geçirip geçirmediğini yani bu hastalığa bağışıklığı olup olmadığını öğrenmenizde ve doktorunuza danışmanızda fayda var.
Kedi veya köpek tüyü astıma neden olur mu?
Tüylü hayvanlar, en temel alerji tetikleyicisidir ve bunun tek nedeni de tüyleri değildir. Derilerindeki pullar ve salyaları da alerjiye neden olur. Ailenizin alerji geçmişi kuvvetliyse evcil hayvan edinmek pek akıllıca değil. Birkaç yıl bekleyin. Çocuğunuzu bir hayvanla temas ettirip alerjik tepki verip vermediğini kontrol edin. Hiçbir alerjik semptom oluşmazsa ve alerji testleri temiz çıkarsa o zaman bir hayvan edinebilirsiniz. Kediler, köpeklere göre daha alerjendir. Sürüngenler, balık, su kaplumbağaları türündeki ev hayvanları alerjiye sebepiyet vermez.
Healthy Children,
Alerji ve Astım raporu, 2007
Uzman Pedagog Pınar Kılıçer:
Vicdan sahibi oluyorlar
Evcil bir hayvana sahip olmak (hele de bu kedi köpek gibi oyuncu bir canlı türü ise), çocuğun sosyal gelişimini çok olumlu etkiler. Onlara vicdan sahibi olmayı, sorumluluk duygusunu öğretir ve kendilerinden farklı ve ufak bir varlığa bakmanın keyfini yaşatır. Yani büyümelerine destek verir.
Ancak hayvanın tüm bakımını çocuğa yüklemek doğru değildir. Çocukların sorumlulukları yavaş yavaş ve yaşlarına göre artırılmalıdır. Zorlanırsa, hayvandan çabuk vazgeçebilir. Yaşı gelene ve hazır olana kadar ona yardım edeceğinizi bilmeli. Yakın zamanda sevdiği birini kaybetmiş olan bir çocuğa, evcil hayvan alırken çok dikkat edilmeli. Yeni bir kaybı kaldıramayabilirler. Eğer çocuğunuzun evcil hayvanı ölürse, onu dinleyin ve yasını yaşamasına izin verin. En yakın arkadaşını kaybetmiş gibi olacaktır, acısını küçümsemeyin. Ölümü anlatmak için "uyudu" lafını kullanmayın. Bu onun uykudan korkmasına yol açar.
İyi bakılmış ve eğitilmiş bir köpek, toplum içinde asla sorun çıkarmıyor.
Suçlu onlar değil sorumsuz sahipleri
Yaşamı bir hayvanla paylaşmak çok güzel. Ancak çok da büyük bir sorumluluk. Hayvan sahiplerinin çevreye karşı dikkat etmesi gereken çok önemli yasal ve etik kurallar var. Aksi takdirde fatura yine dostlarımıza çıkıyor...
Gece gündüz demeden havlayıp komşuları rahatsız eden, dolaştırılırken insanlara saldıran, her yere tuvaleti yaptırılan bir köpek varsa bütün bunların bir tek sorumlusu var. O da sorumsuz, saygısız ve bilinçsiz hayvan sahipleri... Hayvanı aç susuz bir balkona kapatan, sokakta saldırgan tavırlar sergilemesinden gurur duyan, "Eğitiyorum," diyerek dayak atan hayvan sahipleri... HAYTAP (Hayvan Hakları Federasyonu) Yönetim Kurulu Başkanı Avukat Ahmet Kemal Şenpolat, bir hayvan sahibi olmanın, hayvanın tasmayla gezdirilmesinden tutun da aşı karnelerinin tutulmasına, hayvanların genel kullanım alanında dışkısını yapmamasına kadar çok geniş bir sorumluluğu kapsadığını söylüyor: "Medeni kanunumuz, herkesin haklarını kullanırken kendisinden beklenen dürüstlük kurallarına uymasını ister. Siz sadece bir hayvana sahipsiniz diye insanların komşuluk hukukuna aykırı hareket etme hakkınız olamaz. Yani, özgürlüğünüzü kullanırken diğer insanların özgürlüğüne saygısızlık da edemezsiniz. Öte yandan hayvan sevmeyen insanlar da kalkıp, 'Sen niye şehirde hayvan besliyorsun?' deyip bu kuralın arkasından dolanamaz." Şehirde hayvan beslemenin belli bir kültür birikimi gerektirdiğine dikkat çeken Şenpolat şu örnekleri veriyor: "Bugün İsviçre'de, Fransa'da köpekler tramvaylara, gemilere, teleferiklere rahatça tasmalı ya da tasmasız binebiliyor. Onlar da hayatın bir parçası. Ama hayvanlar da sahipleri de tüm kurallara saygılı. Bu bir kültür sorunu. Çünkü sosyal olarak eğitilmişler, yıllarca kapı önünde zincirli bir şekilde kulübelere tıkılmamışlar." 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası, bütün hayvanların eşit doğduğunu, yaşama ve insanlar tarafından işkence, eziyet ve kötü muamele görmeme hakkına sahip olduğunu öngörüyor. "Ancak hayvanların bu hakkı var diye onları kent ortamına sokan hayvan sahipleri toplu yaşam kurallarına aykırı bir şekilde davranamaz," diyen Ahmet Kemal Şenpolat insanların kent ortamında yaşaması sakıncalı köpek türlerini sahiplendiklerini belirtiyor: "Bir Pitbull'u tasmasız sokağa çıkarıp güç gösterisi yapmaktan hoşlananlar var. Büyük ırk hayvanların bir üçüncü şahsa zarar vermesi durumunda sahibi, gerekli tedbiri almadığından, mahkemece tazminata mahkûm edilebilir."
HAYVAN GEZMEK İSTER
"Peki köpeğimizi tasmasız dolaştırırsak yasal olarak hatalı kabul ediliyor muyuz?" diye sorduğumuz Şenpolat, şöyle yanıtlıyor: "Köpeğiniz tasmalı da olsa tasmasız da, bir üçüncü şahsa zarar verdiğinde sizin sorumluluğunuz vardır. Herkesten de hayvan sevmesini bekleyemezsiniz. Öte yandan, hayvan doğası gereği devamlı açık havada gezmek ister. Koşmak ister. Siz onu aylarca bir kulübede tutup daha sonra canınız sıkılınca gezdirmeye kalktığınızda, ondan, toplum içinde normal davranmasını bekleyemezsiniz. Böyle bir durumda zarar gören taraf tüm maddi zararlarını hayvan sahibinden karşılayabilir." Eğer yakınlarınızda çevreyi rahatsız eden bir hayvan, daha doğrusu hayvan sahibi varsa ve bu duruma katlanmak zorunda değilsiniz. Bağlı olduğunuzun ilçenin belediyesine şikâyetinizi yazılı ya da sözlü olarak bildirebilirsiniz. Hem böylelikle belki hayvanın hayatını kurtarmış olursunuz.
Tehlikeli hayvanlar mutlaka ağızlıkla dolaştırılmalı.
Yasal sorumluluklar
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun hayvan sahiplerine yüklediği görev ve sorumluluklar arasında yer alan bazı maddeler:
Hayvanın türüne uygun olan etolojik ihtiyaçlarını karşılamak; gerekli aşılarını ve tedavilerini veteriner hekime yaptırmak, sağlığına dikkat etmek.
Mesken dışında dolaştırılan hayvanların dışkılarını temizlemek.
Ev ve süs hayvanını veya kontrollü hayvanı, halka açık yerlerde tasma ile kontrol altında dolaştırmak.
Tehlikeli hayvanların; halka açık yerlerde dolaştırılması sırasında çevreye vereceği zararı önleyecek şekilde mutlaka ağızlığını takmak ve tasma ile dolaştırmak.
Ev ve süs hayvanlarını, 16 yaşından küçükler sahiplenemez.
Pitbull Terrier ve Japanese Tosa gibi çevresine tehlike arz eden hayvanlar sahiplenilemez, üretilemez ve satılamaz.
Sahipli hayvanlarda kısırlaştırma esastır.
Ev ve süs hayvanlarından kedi ve köpek sahibi kişiler, sahip olduğu hayvanı bağlı bulunduğu belediyeye, en geç 30 gün içerisinde kayıt yaptırmakla yükümlüdür.
Sahiplenilen hayvanlar terk edilemez, ancak yeniden sahiplendirme yapılabilir ya da geçici hayvan bakımevlerine teslim edilebilir. Aksi durumda hareket edenlere 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hükümlerine aykırı hareket etmekten haklarında Kanuni İşlem uygulanmaktadır.
Kedime aspirin içirdim, öldü!
Sekiz yıldır beslediği kedisinde farklı bir haller olduğunu hissetti. Her gün üzerine atlayan, oyun oynamak isteyen hayvan, evin bir köşesinde keyifsizce yatıyordu. Kediyi kucağına aldı ve ateşi olduğunu fark etti. Hemen bir tane aspirin aldı, suyun içerisinde eriterek içirdi. Kedinin keyfi yerine geldi, oynayıp zıplamaya başladı.
Ancak ertesi gün ateşi tekrar yükseldi. Sahibi, tekrar aynı tedavi yöntemini uyguladı. Bu kez kedi daha da halsizleşti ve yerinden kıpırdayamaz hale geldi. Veterinere götürdüklerinde artık çok geçti. Bütün müdahalelere rağmen kedi kurtarılamadı...
Veteriner Murat Aytaç'tan dinlediğimiz bu hikâye, evde beslediğimiz hayvanların nasıl da 'iyi niyet kurbanı' olduklarını gözler önüne sermeye yetiyor. Son çare olarak veterinerlerin yolunu tutan hasta sahipleri, hep aynı cümleleri kuruyor: "Tavşanımı soğuk suyla yıkadım, ertesi gün öldü." "Muhabbet kuşumun tırnaklarını kestim, ayakları çürüdü ve öldü." "Köpeğimi sinek ilacı ile yıkadım ve öldü." "Kedimin tüylerini fön makinesi ile kuruttum, derisi yandı..." Aslında yapılan uygulamaların hepsi de iyi niyetli. Ama iyi niyet her zaman işe yaramıyor ve çok sevdiğiniz hayvanınız ölebiliyor. Geriye uzun yıllar vicdan azabı çekmek kalıyor. Bir de tamamen tedbirsizlikten kaynaklanan ölümler gerçekleşebiliyor. Mesela köpeğiniz ortalığa atılmış çorapları yiyebiliyor, pencereden atlayabiliyor.
Murat Aytaç, 15 yıldır veterinerlik yapıyor. Şimdiye kadar birçok köpek kendisini ısırmış. Evde beslenen hayvan sayısındaki artışla birlikte her ay 50'ye yakın ölümcül vaka ile karşılaştıklarını söylüyor. Hayvan sahipleri, bu güzel varlıkları son anda veterinere getirdiği için çoğu kurtarılamıyor. Bir de suçluluk psikolojiyle hayvanlarına ne yaptıklarını söylemiyorlar. Veterinerler, bu yüzden teşhis koymakta zorlanıyor. Murat Aytaç, "Karşılaştığımız o kadar çok ilginç olay var ki; hangi birini anlatsam. Muhabbet kuşuna 10 ayrı ilacı aynı anda veren var. Bu kadar ilacı biz bile kullanmıyoruz. Evin annesi titiz olduğu için köpeği her akşam yıkayabiliyor. Normalde üç ayda bir yıkanmalı." diy or. Veteriner Özgür Şimşek, evcil hayvanlara bir çocuk hassasiyeti ile yaklaşılması gerektiğini söylüyor. Özgür, fabrika ve işyerlerinde beslenen bekçi köpeklerine dikkat çekiyor: "Köpeklerin kulakları kesiliyor, daha vahşi olmaları için günlerce karanlık bir odada aç ve susuz bırakılıyor. İçerisinde biraz merhamet olan birisi bu şekilde davranamaz."
Kafeslere gazete kağıdı sermeyin
• Ev temizliği yaparken kuşlarınızı hava akımında bırakmayın.
• Kuşlarınızı akşamları karanlık bir yere koyun. Sürekli ışık altında kalan kuşların dengesi bozulabilir. Kafesin yerini değiştirmeyin. Güneş gören bir yerde muhafaza edin.
• İyi yıkanmayan yeşillikler, başta parazit olmak üzere farklı hastalıklara yol açabilir.
• Kafese kum koyun. Kuşlar bu kum sayesinde yediği besinleri rahatça sindirebilir.
• Kuşlarda tırnak kesimi çok önemli. Eğer işin ehli değilseniz tırnak kanayabiliyor. Kanayan tırnak zamanla mikrop kapıyor ve kuşun ayakları bir müddet sonra çürüyor. Eğer kendi kullandığınız tırnak makasını kuş için kullanırsanız kuşunuza mantar hastalığı bulaşabiliyor. Aynı şekilde kuştaki bazı hastalıklar da size geçebiliyor.
• Gaga taşı belirli aralıklarla değiştirilmeli.
• Kafeslerin altına gazete sermeyin. Gazeteyi yiyen kuşunuz selülozdan zehirlenip ölebilir.
• Paslanmaz kafes kullanın.
• Suluk ve mama kabını sürekli temizleyin.
• Kabuklu kuruyemişler vermeyin. Çünkü tuz, kafes kuşlarının sağlığını bozabilir.
Kedi ve köpek bakımı
• Özellikle yaz aylarında kedi ve köpekler camlardan atlıyor.
• Kalitesiz kuru mama yiyen ve yeterince su içmeyen kedilerde idrar taşı oluşuyor.
• Belirli aralıklarla taranmayan kediler, tüy dökebiliyor.
• Kedi ve köpekler ortalığa atılan çorapları yiyebiliyor.
• Eve aldığınız bitkilere dikkat edin. Bu çiçekleri yiyen kedi ve köpekler ölebilir.
• Sofradan yemek vermeyin. Bu tür yiyecekler hayvanların sağlığını bozabilir.
• Köpekleri tasmasız yürütmeyin. Gezinti esnasında köpeklere araba çarpabilir.
• Açıkta duran kabloları ısıran köpekleri elektrik çarpabilir, dikkatli olun.
• Parazit, önemli bir hastalık. Kedi ve köpeklerdeki birçok hastalık insana geçebiliyor. O yüzden belirli aralıklarla aşıları yaptırılmalı.
Sürüngenlerin bakımı
• İguana, bukalemun ve bazı yılan türlerinin Türkiye'de alınıp satılması yasak. Çünkü bu hayvanların birçoğunun nesli tükenmek üzere. Kaçak yollarla ülkemize sokulan sürüngenler, yüksek fiyatlara satılıyor. Yavru bir iguananın fiyatı 150 dolar civarındayken bukalemunların fiyatı 1.000 doları geçiyor. Özellikle işyerlerinde beslenen sürüngenler, dikkatleri hemen üzerlerine çekiyor. Bakımları bir hayli zor olan bu hayvanlar, soğukkanlı oldukları için vücut ısılarını ortamın sıcaklığına göre ayarlıyor. Bu yüzden sürüngenler için ortam sıcaklığı çok önemli. Uygun bir ortamda beslenmeyen sürüngenler, kış uykusuna yatmıyor. Bu da hayvanı olumsuz yönde etkiliyor. Evlerinde sürüngen hayvan besleyenlerin veteriner hekimden destek almaları gerekiyor.
Tavşanı kendiniz yıkamayın
• Tavşanın bakımı bir hayli zor. Çünkü evdeki her şeyi kemirebiliyor. Genel olarak temiz ve sevecen bir hayvan olduğu için tercih ediliyor. Tavşanları yıkamak, yapılan hataların başında geliyor. Kulaklarına ve gözüne su kaçan tavşan, kısa bir süre içerisinde ölebiliyor. Özel şampuanla ılık bir suda veteriner eşliğinde yıkanması gerekiyor. Tavşan yemi bulmak zor olduğu için sebze ve meyveyle besleniyor. O yüzden tavşana verilen sebze ve meyvelerin özenle yıkanması gerekiyor. Bir de tavşanlar balkona bırakılmamalı; çünkü yırtıcı kuşların saldırısına uğrayabiliyor.
Boxer cinsi erkek köpeğime münasip bir eş arıyorum!
• Son yıllarda evcil hayvan sayısında ciddi bir artış yaşanıyor. Uzmanlar, bu durumun sebebini insanların gittikçe yalnızlaşmasına bağlıyor. Özellikle boşanan çiftler, mutlaka bir kedi ya da köpek alıyor. Bu artışla birlikte yeni bir sektör doğdu. Artık başta lüks semtler olmak üzere her mahallede birden fazla petshop var. Buralarda sadece evcil hayvanlar satılmıyor. Bu hayvanlara ait kıyafetler, taşıma çantaları, parfümler ve onlarca farklı mama bulmak mümkün. Popüler olan hayvanlar da sürekli değişiyor. Şimdilerde kediler çok moda mesela. Apartman hayatı için daha uygun olan kedilerin fiyatı 350 dolardan başlıyor, cinsine göre 2 bin dolara kadar alıcı bulabiliyor. En çok İran ve siyam kedileri rağbet görüyor. Köpekler ise daha çok villalarda, fabrikalarda ve işyerlerinde beslenmeye başlandı. Köpekler için kurulan www.havlatavla.com adlı site, işin hangi boyutlara geldiğini gösteriyor. 2000'in üzerinde üyesi olan site, köpeklerine uygun çift bulmak isteyenlerin tıkladığı bir site haline gelmiş durumda. Siteye üye olmak için köpeğinizin cinsini, cinsiyetini, adını, fotoğrafını yolluyorsunuz ve kısmeti çıksın diye bekliyorsunuz! Sitede, köpeklerin beslenme özelliklerinden hastalıklarına kadar her şeyi bulmak mümkün.
Sosyetenin köpek sevgisi kısa sürüyor
Türk filmlerinin klasik bir sahnesi vardır ya hani; yeni doğmuş çocuğuna bakamayacağını anlayan anne, daha birkaç aylık yavrusunu bir mektup yazarak cami avlusuna bırakır. Daha sonra çocuk iyi niyetli birileri tarafından bulunur ve büyütülür
Sadık'ın öyküsünü dinlediğimizde hemen işte bu sahneler gözümüzde canlandı. Durun yanlış anlamayın hemen. Sadık, bir çocuk değil, o bir köpek. Hem de sıcak bir yuvaya, hazır mamaya ve özel kıyafetlere alışmış bir süs köpeği. Birkaç tane hayvan gönüllüsü tarafından Yıldız Parkı'nda bulunmuş. Kutusunda şöyle bir not varmış: "Dil eğitimim için yurtdışına çıkıyorum. Onu yanımda götüremediğim için sokağa bırakıyorum. Lütfen ona iyi bakın, özel mamasını eksik etmeyin!"
Lüks semtlerde görmeye alıştığımız süs köpeklerinin kaderi, maalesef Sadık'ınkinden farklı olmuyor. Pet-shoplardan alınan cins köpekler, birkaç ay beslendikten sonra sokağa bırakılıyor. Özellikle yaz tatili bittikten sonra sokaklarda adeta 'cins köpek patlaması' yaşanıyor. Bu durumdan en çok da Marmaris, Kuşadası ve Bodrum gibi tatil beldeleri nasibini alıyor. İstanbul'da da durum farksız. İlçe belediyelerinin cins köpekler için ayırdığı barınaklar dolu. Çevre ve Sokak Hayvanları Derneği Başkanı Fatma Balkanlı, süs hayvanlarının bilgisayar, oyuncak ya da markalı bir çanta olarak görüldüğünü söylüyor. Balkanlı, son yıllarda sayıları hızla artan ve bir sektör haline gelen pet-shoplardan yakınıyor. Fatma Balkanlı, "Cins bir ev köpeği besleme olgusu müşterilere tam olarak anlatılmıyor, köpeklerle ilgili sağlıklı bilgiler verilmiyor. Köpek sorunlar çıkarmaya başladığında kendisini sokakta buluyor." diyor. Balkanlı'ya göre kontrolsüz bir şekilde ithal edilen cins köpekler, değişik hastalık türlerini de beraberinde getirmiş. Derneğin veterineri Serdar Gürsü ise evlerine cins köpek alacaklara birkaç tavsiyede bulunuyor: "Öncelikle köpek besleyecek aileler, bir çocuğa bakma sorumluluğunu taşımalı. Sonra bir veteriner hekimden alacakları hayvanla ilgili bilgi almalılar."
İstanbul genelindeki hayvan barınakları, pet-shoplarda yüksek fiyatlara satılan cins köpeklerle dolu.
Cins köpeği sokağa atmanın bahanesi çok!
Yedikule Hayvan Barınağı'nda gönüllü olarak yöneticilik yapan mimar Meral Olcay, köpeklerle kısa sürede dost olmuş. Vakit buldukça kendisini buraya atıyor. Barınakta yüzün üzerinde kaniş, fino, terrier, doberban, kurt ve golden cinsi köpek var. Aslında bir barınak için bu sayı çok fazla. Olcay'a göre barınaktaki cins köpeklerin fazlalığı, vahim durumu özetlemeye yetiyor. Her ay ortalama onun üzerinde köpek, sokaktan toplanarak barınağa getiriliyor. Tedavileri yapılarak aşılanıyor ve kısırlaştırılıyor. Barınakta ameliyat oyanlar bile var. Meral Olcay, insanların evlerine köpek alırken 'sorumluluk' duygusundan uzak hareket ettiklerini söylüyor. Olcay, "Cins köpek besleyen aile, kısa bir süre sonra WC eğitimini başaramadık, tüy döküyor, çok masraflı hale geldi, eşyaları kemiriyor, eşim hamile ve çocuğun alerjisi var gibi sudan bahanelerle köpekleri sokağa bırakılıyor. Özel ilgi, mama ve sıcak bir eve alışan cins köpekler, haliyle de sokakta yaşayamıyor, ya ölüyor ya da intihar ediyor. Bize getirilenler, gösterilen ilgiyle hayata tutunuyor." diyor.
Eviniz de, ya da yolculuğunuz sırasında sevimli dostlarınızı yaz sıcaklarından ve açık alanlardaki tehlikelerden daha iyi korumak için işte bazı ipuçları...
• Köpekler yazın daha rahat hareket etmek, özgür olmak ister. Ancak evde komutlarınıza uyan köpeğiniz dışarıda sizi dinlemeyebilir. Onları tek kelimelik komutlara alıştırın (eğitim merkezlerinden destek alabilirsiniz), böylece evinizin bahçesi ya da parklar gibi emniyetli yerlerde tasmasız gezdirin, özgürce koşmalarına izin verin.
• Köpeklerinizin açık havada, parklarda ya da evinizin bahçesinde koşup hareket etmesini, terini atmasını sağlayın. Soluk soluğa kalabilirler, bu normaldir telaş etmeyin.
• Köpeğinizle uzun yürüyüşler yapıyorsanız, yaz aylarında mutlaka yanınızda ona içirmek için termosla serin içme suyu taşıyın.
• Özellikle aşırı sıcaklarda, yiyecek olarak, yağlı ve etten oluşan gıdalar yerine, yüzde sekseni ot ve sebzelerden oluşan sulu gıdaları tercih edin.
• Yeşillik alanlarda köpeklerinizin tırnak aralarına ve kulaklarına "pisi pisi" diye bildiğimiz otlar kaçabilir. Deri altında yürüyebilen bu ot, tırnak arasından deri altına yerleşip iltihaplara ya da kulak zarının delinmesine sebeb olabilir. Eğer burunlarına kaçtıysa ilk belirti, zor nefes alma ve burunda kanamadır. Eğer köpeğinizi piknik alanı gibi bir yerde dolaştırdıysanız, ayak tırnaklarını, burnunu ve kulaklarını yürüyüş sonrası dikkatlice temizleyin.
• Çok tüylü bir köpeğe sahipseniz sıcaktan daha çok etkilenmiş gözükebilir. Ama endişelenmeyin. Üzerindeki tüyler sıcak ve soğuk havaya karşı bir izolasyon oluşturur. O yüzden köpeklerinizin tüylerini kazıtmak faydalı değil aksine zararlıdır. Sıcaklık farkını koruyamazlar ve güneş yanmaları görülür.
• Eğer siz de yuvarlak suratlı köpeklerden birine sahipseniz, onlar yazın daha zor terler ve zor nefes alır. Bir buz torbası hazırlayın, boyunlarına sürererek serinlemelerini sağlayın.
• Yazın daha çok dışarıda vakit geçiren hayvanlarınız için ilk yardım malzemelerini veterinerinizden öğrenip, evde hazır bulundurun. Böcek ısırmaları, güneş çarpması vs. gibi durumlar için.
• Su kaplarını devamlı gözleyin, sularının serin ve taze kalmasına özen gösterin.
• Köpekler bağışıklık kazanana kadar dışarıdaki hastalıklara karşı korunmasızdır. Bunun için sıcak havalarda bahçenizde ya da parklarda dolaştırırken, yabani hayvanlardan ve böceklerden korumaya dikkat edin. Temizliğinden emin olmadığınız yerlerde yavru köpeklerinizi dolaştırmayın.
• Eğer köpeğinizin üzerinde kene görürseniz elinizle ya da bir cımbızla deriye mümkün olduğunca yakın bir şekilde tutun ve sertçe çekin. Vazelin ya da alkol kullanmak veya keneyi yakmak gereksizdir. Kenenin parçalanmamasına dikkat edilmelidir. Keneye karşı ilaçlarla banyo yaptırılarak da mücadele yapılabilir. Banyo köpeğin üzerindeki keneleri yok ettiği gibi, geçici bir süre içinde keneleri köpeğe yaklaştırmaz. Eğer kenenin kafası derisinde kalırsa endişelenmeyin. Köpeğin bağışklık sistemi bunu kendiliğinden temizler.
• Evcil hayvanlarınızı saat 11.00 ile 15.00 arası zorunlu olmadıkça dışarı çıkarmayın.
• Eğer bahçeli bir evde oturuyorsanız, varsa küçük bir çocuk havuzuna, yoksa plastik bir leğene soğuk su doldurun, kulübesinin önüne koyun. Bırakıp içine girip serinlesin. Ya da bahçenizde kirli bir yer ayırın, kazıp kendine serin çukur yapsın.
• Yağmurlu ve gökgürültülü havalarda, gökgürültüsünün sesinden veya görüntüsünden korkmalar. Yaydıkları elektrik akımından korkarlar. Gök gürültüsü derilerinde derilerinde sabit elektrik akımı yaratır. Köpeğinizi üzerine düşük ısıda saç kurutma makinesi tutarak alıştırabilirsiniz. (Bu yöntem %50 başarılı olur.)
• Köpeklerin burunları ve kulakları insanlara göre daha hassastır. Eğer evinizde havuzunuz varsa ve köpeğinizin girmesine izin veriyorsanız, klordan etkilenmemesine dikkat edin. Böyle durumlarda havuza girmesini engellemek yerine, suyun fazla klorlu olmamasına dikkat edin.
• Tatile giderken yanınızda götürüyorsanız, kaybolma ihtimallerine karşılık tasmasına bir etiket takın. Size ulaşacakları adres telefon numarası ve hangi tarihler arası nerede olduğunuzu belirtin. Bir anahtarlık demiriyle tasmasına sıkıca tutturun.
• Uçak yoculuğuna çıkmadan önce veterinerinize gerekli kontrolleri yaptırın ve gerekiyorsa seyahat için eksik belgelerinizi tamamlayın.
• Seyahatlerde yanınızda açılır kapanır pratik bir mama kasesi bulundurun. Bu kaselerle yolculuklarınızda rahatça mama yemesini sağlarsınız.
• Bazı köpekler araba ile seyahatten hoşlanmaz. Onları da aynı bizim gibi araba tutar. Araba tutmasına karşı onları daha bebekken alıştırın. Küçüklükten itibaren bir insanın eğitip, bakmadığı köpekler harekete alışmakta daha çok zorlanır. Alıştırmak için ağaç gövdesi gibi yerde yuvarlayabilir, ya da başaşağı bir şekilde kucağınıza alıp taşıyın.
• Köpeklerinizi sıcak havalarda arabanızın içinde asla bırakmayın. Araba içindeki hava çok kısa sürede dışarıdaki havadan daha yüksek bir sıcaklığa ulaşır. Köpeklerde yüksek vücut sıcaklığına uzun süre dayanamaz. Sonrasında ani şoklar geçirmesine, hatta ölüme kadar varabilir.
• Son olarak köpeğinizde ısıdan dolayı bir rahatsızlık hissediyorsanız, ilk olarak onu ılık suyla ıslatılmış havluya sarıp, gölge bir yerde dinlendirin. Hemen veterinere götürün.
• Bir kuş sahibi olarak torpil yaptım, yazı her ne kadar köpekler için olsa da kuşlarla ilgili bir bilgiyi de eklemek istedim. Sizin de bizim gibi bir Limon'unuz varsa onları izleyin. Kuşlar çok sıcakladığı zaman hemen terler, ayağa kalkıp uzarlar ve kanatlarını açarlar. Gagaları açık bir şekilde nefes alırlar. Bu durumda suyla yıkayıp ya da nemli bir bezle silip cereyan da kalmayacak şekilde, daha serin bir yere taşıyın.
Ekonomik kriz vurdu!
Türkiye'nin her sektörünü olumsuz etkileyen kriz, sonunda köpekleri de etkilemiş gözüküyor.
Kocaeli'nin Kartepe ilçesinde bulunan Pasteur Köpek Eğitim Merkezi'ne eğitim ve pansiyon amacıyla bırakılan köpeklerden 4'te 1'i de sahiplerince kriz bahanesiyle terk edilmiş. Merkezin eğitmeni Hasan Akdeniz'le köpek eğitiminin inceliklerini ve terk edilen köpekleri konuştuk.
Pasteur Köpek Eğitim Merkezi'nde 5 açık, 1 kapalı eğitim alanı var. Merkezin şu günlerde en büyük sorunu bazı müşterilerin ekonomik krizi bahane edip köpeklerini bir daha arayıp sormaması. Eğitmen Hasan Akdeniz, 40 müşteri köpeğinden 10'unun terk edildiğini söylüyor: "Bizim hayvanlarını sokağa bırakma şansımız olmadığını biliyorlar. Eskiden insanlar 1-2 ay, hatta 4 ay gelmez ama mutlaka telefon açıp köpeklerinin hatırını sorardı. Şimdi umurlarında değil. Psikolojik açıdan 1 yaş altı köpeklerin sahip değiştirmesinde sorun yaşanmıyor. Ama aralarında 4-5 yaşında köpekler de var. Bu yaştaki köpek artık sahibi ile birlikte bir duygusal bir bağ kurmuştur. O yaştaki köpeğin sahibinden ayrılması çok zor. Bize kriz nedeniyle işten ayrıldıklarını söylüyorlar. Köpek sevgisini falan geçin, bir kere insanın vicdanı elvermez. Köpek de insanın ve ailenin bir parçası oluyor."
Eğitime 6 aylıkken başlayın
Eğitimin mutlaka köpeğin algılamasının en yüksek seviyede olduğu 6 aylıkken başlaması gerekiyor. Akdeniz, bir köpeğin 1 yaşına kadar eğitim alabileceğini söylüyor: "Eğer 1.5-2 yaşından sonra köpeği eğitime alırsam, 2-3 gün teste tabi tutuyorum. Başarı şansı yoksa, sahibine iade ederim."
Eğitimler günlük 20, aylık ise 450 TL
Köpeklere merkezde günlük 20, aylık ise 450 TL karşılığında hizmet veriliyor. Akdeniz, temel itaat denilen eğitimini şöyle anlatıyor: "Köpek temel komutları öğreniyor. Yürürken başkasını rahatsız etmeyecek ama sahibinin sol tarafında onun temposuna ayak uyduracak şekilde yürüyecek. Köpeğime 'bekle' dersem, beklemeli."
En zor itaat edenler Sivas kangal ve Husky
Temel itaat eğitiminden ileri itaat eğitimine geçiş yapılabilmesi için köpeğin karakter özellikleri ön plana çıkıyor. Akdeniz, birkaç gün birlikte vakit geçirerek bu özelliğin olup olmadığının anlayabileceğini söylüyor. En zor itaat eden ve başına buyruk olarak nitelenen ırklar ise Sivas kangal, Sibirya Husky, Samuet, Balamus...
Bitler
Bitler, bir Labrador-kurt kırması. Sahibi bir şirkette makamı olan bir çalışan. Bu kişi, köpeği yaralar içinde sokakta bulmuş. Buraya geldi, bakımını yaptık, iyileşti. Eğitimi tamamlayıp sahibini çağırdık. Geldi ve ödeme için 1 hafta müsaade istedi. Ama bu kişi o günden sonra bir daha gelip köpeğini görmedi. Köpek 1 yıldır bizde, kendisine ulaşamıyoruz.
Lucky
Lucky adında 6-7 yaşında olan bir cooker'ımız var. 3 haftalığına pansiyona geldi. Süreyi tamamlayınca, sahibini aradık. 'Köpeğiniz daha kalacak mı' dedik. Bize "Annem çok hasta, zaman ayıramıyorum. 1 ay daha kalsın" dedi. Aradan 7 ay geçti, hâlâ burada...
Koruma köpekleri: Rottweiler ve Alman kurdu
Köpek 1 yaşına geldiğinde alan koruma eğitimi alıyor. Bahçesine yabancı biri girdiğinde hemen müdahale ediyor. Bodyguard (yakın koruma) eğitiminde ise, sahibinin 'saldır' komutu ile saldırmayı, 'bırak' komutu ile bırakmayı öğreniyor. Bu eğitim ise, daha çok koruma içgüdüsüne sahip olan ırklardaki köpeklerde oluyor. Bu türler arasında Alman Kurdu, Rottweiler, Boxer, Doberman başta geliyor.
Çocuklu aileler için Golden Retriever
Hasan Akdeniz, en çok Golden Retriever ve Alman kurdunun tercih edildiğini anlatıyor: "Alman kurdu, koruma özelliğine sahip olması ve ciddi anlamda çok zeki ve uyumlu bir köpek olduğu için tercih ediliyor. Golden Retriever uyumlu, zeki, yerine çok bağlı olduğu için, özellikle Türkiye'de ve dünyada çocuklu ailelerin ve çocukların en çok tercih ettiği ırklardan... Özellikle yeni köpek alan varsa ve evde çocuk da varsa, kesinlikle Golden Retriever'ı tavsiye ederiz."
Apartman için Pekingese ve Chiwawa ideal
Apartmanda köpek bakmak için de ırk tercihi önem taşıyor. Akdeniz'e göre, Pekingese, Chiwawa, Pincher, Erdel Terrier gibi ırklar apartmanda bakımı en kolay ırklar: "İster Pincher olsun, ister Chiwawa, ister Pekingese, bunlar 4-5 metrekare alanda rahatlıkla koşabilir ve o enerjisini boşaltabilir. Golden Terrier, hiperkatif bir Jack Russel Terrier ve Boxer'dan apartman dairesinde koşması ve enerjisini atmasını bekleyemezsiniz."
Ayakkabıda topuk farkı
Bir tarafta topuk boyları 15 cm'lere çıkan, yürüyüşünüzü bile değiştiren, seksi mi seksi ayakkabılar... Diğer tarafta genellikle uzun boylu kadınların tercih ettiği, dümdüz babetler. Peki siz hangi taraftasınız?..
Kadınların ayakkabı tutkusu tartışılmaz. Evet; ayakkabıları seviyoruz.
Özellikle yüksek topuklu olanları. Çünkü onların üzerinde olduğumuz zaman, daha bir güvenli yürür, daha güzel hissediyoruz kendimizi.
Ben de bir ayakkabı tutkunu olarak yüksek ökçeli ayakkabılarla özdeşleşmiş gibiyim. Her kadın gibi yüksek topuklu ayakkabılardan vazgeçemiyorum. Ya da vazgeçemiyordum demek daha doğru. Artık yeni ayakkabı takıntım dümdüz babetler.
Beni babetlerle görenlerin yüzündeki şaşkınlık ifadesini hemen anlıyorum.
Ne de olsa yüksek topuklu ayakkabı tutkunlarının babetlere geçişi alışılmış bir şey değil.
Birçok ünlü isim giyim tarzları ve saç stilleriyle oldukları kadar ayakkabı seçimleriyle de göze çarpıyor.
Victoria Beckham, üzerinde nasıl durduğuna bile şaşırdığımız, yüksek ökçe tutkunlarından.
Christian Louboutin veya Jimmy Choo marka ayakkabılar artık onun stilinin bir parçası. Bunun yanında Carla Bruni, düz babet denildiğinde akla gelen ilk isimlerden.
Boyu uzun olduğu için düz ayakkabı tercih ettiği söylense de o, Audrey Hepburn'ün sade ve yalın stilini anımsatıyor. Hatta Bruni dümdüz ayakkabılarla da seksi olunabileceğinin en büyük göstergelerinden biri.
Babet ayakkabılardaki model ve renk çeşitliliği de düz ayakkabılara olan ilginin arttığına bir başka örnek. Yüksek topuklu ayakkabı tasarımlarıyla bilinen Christian Louboutin ve Manolo Blahnik gibi isimlerin, koleksiyonlarına düz modelleri de katmaları bunun kanıtı.
Ayakkabı seçerken bir kez daha düşünün
Evet, anneannelerimizin giydiği ayakkabıların topuk yüksekliğini hatırlayın. Uzmanlara göre, ideal topuk yüksekliği üç-dört santimetreyi geçmemeli. Biz de o yaşlara geldiğimizde bu topuk boyunu denesek fena olmaz!
Ayakkabı seçiminde beğendiğiniz bir ayakkabının numarasını bulamadığınız zaman, yarım numara küçüğünü ya da büyüğünü almadınız mı? Almayın. Ayağınızı sıkan ya da büyük olan ayakkabılar ayak deformasyonuna yol açacağı için, kesinlikle tercih edilmemeli. Ayrıca 'açılır' diye kendinizi kandırmayın, açılmaz!
Ayak sağlığı için, yüksek topuklu ayakkabının ön tarafı yumuşak bir malzemeden olmalı. Böylece vücut ağırlığının parmaklarınıza binmesi engellenmiş olacak ve rahat edeceksiniz.
Sivri burunlu ayakkabılar yine moda. Ancak bu tür ayakkabılar da parmaklarınızın içine sığabildiği genişlikte olmalı. Yoksa ayak parmaklarında nasırlara mahkûm olursunuz...
Babetler de masum değil
Şık kıyafetlerin altına topuklu giyilir diye bir kural yok. Babetlerle de aynı etkiyi sağlayabilirsiniz.
Babet ayakkabıların ayağa binen yük dağılımında, en az yüksek topuklu ayakkabılar kadar zararlı olduğunu biliyor musunuz? Alçak topuklu ayakkabılar, yüksek topukluların aksine ayağa binen yükü topuğa kaydırarak, topukta yüklenmeye neden oluyor. Bu nedenle uzun süre babet giydiğinizde topuk ağrıları olabilir.
Bu tür ayakkabılar ayağı yanlardan çok iyi kavrayamadığı için ayak ön yüzünde yer alan bağlarda aşırı yüklenmeye neden olarak ayak ağrılarına neden olabiliyor.
Babet ayakkabılar ayak yapısını desteklemediği için yürüme konusunda sıkıntılara yol açabiliyor. Bu yüzden uzun süre yürüyecekseniz, hafif topuklu ayakkabılar en doğrusu.
Babetler stilettolara karşı
Babetlerin sofistike bir görünüm taşırken aynı zamanda da seksi olduğunu unutmayın.
Yüksek topuklu ayakkabılar, bacakları daha gergin gösterdiği için seksi bir görüntü istiyorsanız, topuklulardan vazgeçmeyin.
Sürekli koşuşturma içindeyseniz, babetlerin rahatlığını tatmalısınız.
Sezonun yüksek topuklu ayakkabıları, bu koşuşturmalarda kazaya yol açabilir!
Her ortamda yüksek topuklu ayakkabı tercih edemeyeceğiniz gibi her şeyin altına da düz babet giyemezsiniz. Yer ve zamana göre dengeyi kurmalısınız.
Sadece düz babetler değil, yeni sezonda binici çizmeleri ve püsküllü düz çizmeler de çok moda, aklınızda olsun.
Babet giyme kuralları
Giymeli:
Bilekte biten dar pantolonlarla...
Audrey Hepburn'ü düşünün!
Sezonun modası tayt ve legginglerle.
Dizaltı eteklerle.
Giymemeli:
Bol paça uzun pantolonlarla.
Pileli pantolonlarla.
Öneri:
Sezonun bohem modasına uygun, desenli uzun etek ya da elbiselerin altına düz ayakkabılar yakışır.
Boyunuz uzunsa veya eşinizden daha uzun boyluysanız bir davete şık bir babet de giyebilirsiniz. Bu görüntünün çok romantik olacağını da hatırlatalım.
Sezonun elbise kılavuzu
Bohem tarzı yansıtan uzun elbiseler, kışın da moda. Mini elbiseler, renkli opak çoraplarla çok yakışıyor. Triko elbiseler ise her vücut tipi için uygun. Hangi elbiseyi giymeniz gerektiği konusunda kafanız karışıksa, sorularınız cevaplanıyor.....
1- Uzun elbiseleri yazın çok beğeniyordum, şimdi de bazı mağazalarda görüyorum. Eğer hâlâ modaysa, bu elbiseleri nasıl tamamlamam gerektiği konusunda önerilerde bulunabilir misiniz? (Ayça E. - İzmir)
Bohem tarzı kıyafetler, ilkbahar-yaz sezonundan sonra yeni sezonda da çok moda. Desenli bol uzun elbiseler, her yerde karşımıza çıkıyor. Özellikle kürk yeleklerle tamamlandığında çok güzel duran bu elbiseleri yazın sandaletlerle tamamladık ama şimdi düz botlarla giyebilirsiniz. Özellikle yine bohem havasını hissettiren püsküllü bot ya da çizmeler, elbiselerin altına çok yakışıyor.
Yeni sezonda vücuda oturan elbiseler moda.
2- 44 yaşında iki çocuk annesi bir ev kadınıyım. Vücut ölçülerim doğum yapmama rağmen çok değişmedi ve 38 bedenim. Sizce mini elbise giyebilir miyim? Yoksa yaşım için uygun değil mi? (Öykü İ. - Kırklareli)
Vücut ölçüleriniz müsaitse, mini elbisenin boyunda da aşırıya kaçmadığınız sürece mini giymenizde hiçbir sakınca yok. Bacaklarınıza da güveniyorsanız mini elbisenin cazibesini üzerinizde taşıyabilirsiniz. Eğer bacaklarınızı göstermekten çekiniyorsanız, opak çoraplarla giymeyi deneyebilirsiniz. Trapez kesimli, yani aşağıya doğru bollaşan elbiseler, karnınız varsa sizi hamile gibi gösterir. Bu nedenle bu tür modellerden kaçınmalısınız. Yeni sezonda vücuda oturan formlar çok moda. Bu tarz mini elbiseleri büyük aksesuarlarla tamamlayarak da hoş bir görüntü elde etmeniz mümkün. Ayrıca soğuk kış günlerinde elbisenizi diz hizasında botlarla, değişik şallarla ya da örgü atkılarla kullanarak farklılık yaratabilirsiniz. Çok uzun boyluysanız mini elbisenizin boyuna dikkat etmelisiniz. Çok mini duran elbiseleri tayt ya da dar paçalı pantolonlarla giymeyi de deneyebilirsiniz.
3- Merhaba Esra Hanım, modayı yakından takip ediyorum ve kendime yakışanı giymeye çalışıyorum. Ancak kabarık formlu elbiseleri hiç kimseye yakıştıramıyorum. Siz ne dersiniz? (Mine T. - Ankara)
Cocoon yani kozayı andıran kabuk formundaki elbiseler ve paltolar yeni sezonda karşımıza çok fazla çıkıyor. Moda olan her şeyi giymek yerine, kendinize yakışanı giymeye çalıştığınız için sizi tebrik ederiz. Bu formdaki elbiseler, mankenlerin üzerinde güzel durabilir ama kalın hatlı ve kısa boylular için maalesef uygun değil. Formu geniş olduğu için giyen kişiyi daha da yuvarlak hatlı yapıyor. Kısa boylular da bu formdaki elbiseler içinde daha da kısa durabiliyor. Eğer ince ve uzunsanız, bu formdaki elbiseleri yüksek ökçelerle rahatlıkla giyebilirsiniz. Ayrıca altına bacaklarınızı ince gösterecek koyu renk opak çoraplar kullanmanızı tavsiye ederiz.
Triko elbiseler her vücut tipine uygun. Önemli olan doğru modeli seçmek.
4- Triko elbiseleri vitrinlerde çok sık görüyorum. Bu elbiseleri herkes giyebilir mi? Ayrıca bu triko elbiseleri nasıl aksesuarlarla tamamlayabilirim? (Bahar K. - İstanbul
Triko elbiseler kullanışlı olduğu için sıklıkla tercih ediliyor. Aksesuarla da farklı havalara sokulabilen bu elbiseleri, ister spor ister şık olarak kullanabilirsiniz. Triko elbiseler her vücut tipi için uygundur; ancak kendi figürünüze uygun olan doğru modeli seçmelisiniz. Örneğin karın bölgenizde fazlalık varsa, vücudunuzu saran triko elbiselerden kaçınmalısınız. Bunun yanı sıra eğer ince örgülü bir triko elbise giyecekseniz, içinizdeki iç çamaşırına özen göstermelisiniz. Örneğin vücut hatlarını toparlayan mini korse elbise ya da saten iç astarı giymenizi öneririz. Aksesuarlara gelince; triko elbiseler, sezonun modası renkli opak çoraplarla çok hoş duruyor. Ayrıca düz renk triko elbiseyi sezonun büyük kolyeleriyle de farklılaştırmanız mümkün. Belinize takacağınız bir kemer de elbisenin havasını farklılaştıracaktır. Ancak kemerin belinizde olmasına dikkat edin; basende duran kemerler triko elbiselerle hoş durmuyor. Ayağınıza giyeceğiniz yüksek ökçeler de şık görünmenizi sağlayacak bir diğer aksesuar. Eğer elbisenizle spor bir hava yaratmak istiyorsanız, binici botlarıyla tamamlayabilirsiniz.
Kış mevsiminin vazgeçilmezi olan çizmeleri alırken nelere dikkat etmelisiniz? İşte öneriler..
Geniş Kalçalıysanız
Sert derili, bacağı saran ve uzun çizmelere yönelmenizde fayda var. Çünkü sert deri bacakta oynama yapmaz. En iyi çözüm, bacak formunu alan strech çizmelerdir. Üstelik her yerde ve her fiyata bu çizmelerden bulabilirsiniz.
Kalçalarınız Dolgunsa
Bacak boyunda uzun, her tarafı elastik olan çizmeler size büyük rahatlık sağlar.Dekolte çizmeler, iç kısımları "v" şeklinde olanlarda kalçayı rahat ettiren bir özellikle hazırlanmışlardır.
Bacaklarınız İnceyse
Düz topuklu, blok halinde kalça hizasındaki çizmeler hitap ediyor. Dolgun bacakta uzun çizme, diğer bir yönüyle de vücudu direk gibi ve tatsız bir görünüşten kurtarıyor. Aslında ideal olan, sivri hatlı ve diz kapağını örten değişik bir modeli tercih etmek.
Ayak Bileğiniz Kalın, Kalçalarınız Darsa
Vücudunuz bu gruba giriyor ise o zaman motorsiklet modeli tam size göre. Kısa ve sonuna doğru genisleyen evaze bir çizme modelini tercih edin.
Dizleriniz Bitişikse
Siz şu ender bulunan kadınlardan sayılırsınız. Böyle fizik yapısı bulunanlar çok dar kalçalara sahiptirler. Esnek ve çok uzun çizmeler tavsiye ediliyor. Çizmenin eteğin altına saklanıp, dizkapağını saklaması gerekiyor.
Kendi kotunu kendin yırt
Bir zamanlar çok moda olan yırtık kotlar yine çok moda. Özellikle marka olan kotlar oldukça pahalı. Evdeki kotlarından bazılarını kendin yırtarak hem modayı takip edebilir, hem de tasarruf edebilirsin
İşte sana gerekenler
• Bir kot
• Makas
• Zımpara kağıdı
• Çamaşır suyu
Hata yapmaktan korkuyorsan önce nereleri keseceğini kalemle işaretlemende fayda var.
• Pantolonun diz ve bacakların üst kısmını zımparala, kumaşın ters yönüne doğru da bu işlemi yap, sonuçtan memnun kalıncaya kadar işlemi tekrarla. Bir süre sonra kumaş incelmeye ve delinmeye başlayacaktır. İstediğin boyutta bir delik açılıncaya kadar devam et. Eğer kotunun sadece eskimiş bir görünüm almasını istiyorsan delinmesini beklemeden bu şekilde de kullanabilirsin.
• Zımpara kağıdı yerine, makas ya da kağıt açacağı ile (Hatta kalın bir iğne de olabilir), kotun dilediğin yerinden iplikler çıkartabilir ve delikleri bu yöntemle açabilirsin. Çıkan beyaz iplikleri kesme, bunlar kot yıkandıkça kendiliğinden şekil alacak ve düşecektir.
• Kotu makasla doğrudan kesmeye kalkma. Ama sert bir darbe almış görünümü vermek için makas ya da delici bir alet ile kotunda büyük bir delik açabilirsin (Yırtık değil).
• Kotun farklı bölgelerinde irili ufaklı yapacağın değişikliklerden sonra, gözüne hoş geldiği noktada işlemi bırak. Yoksa kot giyilmez bir hal alabilir. Deliklerin, yırtıkların ve aşınmaların toplam sayısı en fazla 7-8 adet olmalıdır.
• Eskimiş bir görünüm vermek için bu işlemleri tamamladıktan sonra az miktarda çamaşır suyu katılmış bir kova suyun içinde kotunu bir süre beklet. Kotu sadece çamaşır suyu bulunan bir kovaya koyma az miktarda çamaşır suyu bulunan su dolu bir kovaya koy. Aksi taktirde o kotu atmak zorunda kalırsın.
Siyah giymenin 5 kuralı
Asilliğin ve şıklığın rengi olarak bilinen siyahı giymenin kuralları olduğunu biliyor musunuz?
Siyah daima asil ve şık bir renktir. Ama siyah giymenin de belli kuralları var. Giymeden önce siyah giyme kurallarına göz atmakta yarar var. İmaj Danışmanı Suna Aslan'a göre siyah giymenin 5 ana kuralı var.
• Siyahları birbiriyle eşleştirirken dikkat! Hangi kumaş olursa olsun baştan aşağı siyah giyinirken üzerindekileri takım olarak almadıysan ton farkını göz ardı etmemelisin. Siyah bir etekle siyah ince çorap ve siyah bir gömlek eşleştirdiğini düşünelim, etek kahveye gömlek mora çorap da griye çalmamalı, siyahın tonunu tutturmak zordur. Özellikle alışverişlerde buna dikkat edin, bu siyah ceket siyah eteğimle de pantolonumla da ne güzel olur deyip, aldanmayın. Eşleştireceğin parçayı mutlaka yanına almakta fayda var.Kendini baştan aşağı siyah ile de boğma. Siyah ve beyaz çok güzel bir ikili olabilliyor.
• Pamuklular daha çabuk solar, rengini kaybeder. Bir de penyeler bluzlar söz konusu olunca sık yıkanma da işin içine giriyor nasıl dayansınlar. Aklında olsun içinde likra ya da merserize karışım olan pamuklular hem daha dayanıklı olur, hem de siyah daha derin tonlarda güçlü bir siyah olur. Özellikle penyelerde bluzlarda kumaşın likralı olmasına özen göster ki, siyahının ömrü uzun olsun. Ne kadar sevsek de siyahlarımızla vedalaşma zamanı geldiğinde işi pek uzatmamak gerek. Solmuş siyahlar bizi de soldurmasın değil mi?
• Açık tenliler siyah giyerken rengi yüzüne fazla yakın kullanmamaya özen göstermeli. Ayrıca siyahı yine yüzden uzak tutmak lazım, çünkü siyah yorgun gözleri daha belirgin hale getirir.
• Siyahı rengarenk kemerler ile daha hoş bir hale getirebilirsin.
• Taktığın takılar ile basit siyah bir elbise seni bir peri kızına çevirebilir.
Bu topuklar üzerinde nasıl duruyoruz
Sezonun ayakkabılarının durumu malum. İnanılmaz yüksek topuklar, dengesiz formlar, şekilsiz tasarımlar. John Galliano, Christian Louboutin, Guiseppe Zanotti gibi modacılar absürtlükte sınır tanımadılar. 2009 ilkbahar-yaz defilelerinde mankenler bile dengelerini kaybedip düştü. Kimse almaz bunları, sokağa yansımaz diye düşünürken tam tersi oldu. En uçuk model bile üretildi, raflara çıktı. Ve en komiği ışık hızıyla alıcılarıyla buluştu. Ayakkabı tutkunu kadınlar bunlara tutkuyla sarılıyor. Türkiye'de de örnekleri var. Bazılarına bu topukların üzerinde nasıl durulacağını sorduk.
EDA TAŞPINAR
Yemek masasında otururken çıkarıyorum
İşte size dört "unutmayın" tavsiyesi:
1 Unutmayın Bir ayakkabı alıp giymek bir şey, yürüyememek başka şey. Penguen veya ördek gibi yürüyorsanız, bu daha kısa topuklu bir şey tercih etmeniz gerektiğinin sinyali olabilir.
2 Unutmayın Uzun sürecek geceler için arabanıza koyacağınız spor ayakkabınız, acı çekip geceyi erken bitiren kişi olmaktansa dans pistinin kraliçesi olmanıza yardımcı olabilir.
3 Unutmayın Topuklarla merdiven çıkmak sorun değil ama inmek, dizlerin ve ayakların düşmanı. Kim ne düşünür, boş verin, inerken çıkarın onları.
4 Unutmayın Ben yemekte otururken ayakkabılarımı çıkarıp, çıplak ayak kalıyorum. Deneyin. Kimsenin bilmesine gerek yok ki...
BU SEZON NE ALDI
Ayağımdaki ayakkabı, Balenciaga'nın defile koleksiyonundan. Bu sezon bir de Christian Louboutin'in Giles için tasarladığı hantal tokalı sandaletleri ve Nicholas Kirkwood'un Rodarte için tasarladığı zincir ve metal detaylı ayakkabıları alacağım.
ÖZLEM SÜER
Akşam 5 dakika ayakları yukarı dikin
Silikon ayak tabanları çok işe yarıyor. Ayakkabılardaki abartıyı ben kadınlar arasındaki rekabetin sertleşmesine bağlıyorum. Ne kadar yükselirsen o kadar dikkat çekersin gibi bir şey... Çok dikkat çekici bir ayakkabı giyenlere önerim yalın kıyafetler giymeniz. Her akşam beş dakika bile olsa ayakları yukarı dikip dinlendirmek, kremle masaj iyi bir yöntem.
BU SEZON NE ALACAK
Yüksek topuklu Claudia sandaletlerden ve mankenlerin bile düşmesine yol açan Prada'lardan almak istiyorum. Antik Batik marka etnik Kızılderili işlemeli sandalet de favorim.
TÜLİN ŞAHİN
Hem tabanına hem içine bant yapıştırın
Önce en basit topuklu ayakkabıyla bile yürümeye alışık olmak gerekiyor. Evde sıkı bir antrenman yapın. Ayakkabının altına kaymayı engelleyecek bantlar yapıştırın. İçlerine de kaymanızı önleyecek tabanlar yerleştirin. İki saatten fazla duracağınız ortamlara giymeyin. Bu ayakkabılardan birini tercih ettiyseniz lütfen kıyafetiniz daha sakin olsun! Tüm bu söylediklerime rağmen bu sezonun absürt ayakkabılarından satın alacaksanız lütfen ömür boyu saklayın. Belki bir elli yıl sonra sanat eseri diye Metropolitan gibi müzelerde sergilenir. Böylece bir ayakkabının 'yatırım' olabileceğini kanıtlamış olursunuz...
ECE SÜKAN
Bagajınızda düz ayakkabı bulsun
Bu iş alışmakla çok alakalı. Ayağınızın bir rahatsızlığı yoksa, giye giye o yüksek topuklara alışırsınız. Ama her zaman, yanınızda, bagajınızda düz ayakkabılar bulunmalı. Çok uzun süre ayakta kalacağınız bir yere giderken tabanınıza silikon jellerden yapıştırın. Ayaklarınızın çok sıkıştığı bir gecenin ertesi günü mutlaka masaj yapın, kremleyin, dinlendirin. İki gün üst üste topuklu giymeyin. Yürürken yere sağlam basın, korkarak attığınız adımlar daha dengesiz oluyor. Çok yüksek giyecekseniz, açık modelleri tercih edin, parmaklarınız nefes alır.
BU SEZON NE ALIYOR
Yves Saint Laurent'in kafes botlarından, Louis Vuitton'un püsküllü ayakkabılarından alacağım.
ÇAĞLA ŞIKEL
Bu işin püf noktası topuktan korkmamak
Kilit nokta kendine güven: Ayakkabılardan korkmazsanız, babet giymiş gibi rahat yürürsünüz. Uzun yıllar bale yaptığım için çok yüksek topuklu ayakkabıları taşıyabiliyorum. Platformlu modelleri değil aksine daha rahatsız sıfır platformlu olanları tercih ediyorum. Ayağın düz durmaması gerekiyor: Ben o tabandaki kavisi estetik buluyorum. Sadece bunun için bile her acıya katlanmaya değer.
BU SEZON NE ALDI
Sezonun en dayanılmaz ayakkabısı Guiseppe Zanotti'nin Balmain için tasarladığı bu model. İstanbul'da yok, Londra'da yok. Paris'te var ama mağazada hazır bulundurmuyorlar, sipariş üzerine üretiyorlar. Üretilip bana ulaşması bir ayı buldu.
DENİZ BERDAN
Haftada bir peeling, yatmadan önce Bepanten
Yüksek topuklarla yürümenin kadınlar için içgüdüsel bir hareket gibi olduğuna inanıyorum. Gündüz saatleri dışında dilediğiniz zaman giyin. Platformlu olanlarla uzun saatler ayakta kalınabilir ama diğerlerinde en fazla iki saat veriyorum. İki saatin sonunda ayaklar eve dönmek istiyor. Bakım çok önemli. Ben haftana bir peeling yaparım ve her gece yatmadan önce bepanten krem kullanırım.
BU SEZON NE ALMAK İSTİYOR
Victor & Rolf grafik bootie'lerden, Balmain'in zımbalı taşlı modelinden, John Galliano'nun üst üste çift topuklu görünümlü ayakkabısından, Nina Ricci'nin platformlu topuksuz görünümlü kırmızı botlarından, Alexander Wang'in halkalı platform bootie'lerinden, Vivienne Westwood'un tüm bacağı kaplayan bol bantlı sandaletlerinden almayı planlıyorum...
SEDEF ÇALARKEN
Kadını erkekten ayırıyor
Gittiğimiz yerlerde sık sık oturarak ayaklarımızı dinlendirmenin de bir yolunu bulmalıyız. Cinsiyetlerin birbirine karıştığı yeni yüzyılda yüksek ökçeler kadını erkekten ayıran en belirgin aksesuvar: Vazgeçmemeliyiz, dayanmalıyız. 2000 yaz koleksiyonum için ilk kez ayakkabı tasarladım. Ve benimkiler de iddialı, zor ve yüksek topuklu oldu. Malzeme olarak floresan tonunda şeffaf pleksiyi tercih ettim.
EMEL KURHAN
Yürüyemesek de hep birlikte otururuz!
Devamlı yüksek ökçeli ayakkabı giyen ablam Yaz'a sordum. Çünkü ben bu konuda onun kadar iddialı değilim. "Acıya kulak asmayacaksın" dedi. Hep böyle değil midir zaten? Güzellik için biraz acı şarttır... Yürüyemesek de güzel ayakkabılarımızı giyip hep birlikte otururuz.
Hem harika görünün, hem de kendinize güveniniz artsın...İşte 7 öneri!
1. Teknolojik kumaşları tercih edin
Şaşırtıcı bir gerçek ama spor salonlarında görülen en yaygın kıyafet kombinasyonu hâlâ sıradan bir penye tişört ve tayt... Oysa günümüzde kumaş teknolojisindeki yenilikler sayesinde performansı artıran, yapılan sporu kolaylaştıran birçok farklı özellikte giysi üretiliyor. Ancak beyinlerde hâlâ "sentetik" giysilere karşı bir önyargı var. Aslında bu son teknoloji ürünü kumaşlar hem daha fazla nefes alma özelliğine sahip, çok daha rahat ve spor yaparken diğer doğal kumaşların aksine şekillerini koruyabiliyorlar. Pamuklu kumaşlar ise hem teri gösteriyor hem de kurumaları zor olduğundan ıslak kalarak ciltte sürtünme sonucunda bazı rahatsızlıklara neden olabiliyorlar. Spor yaparken giyeceğiniz giysileri seçerken Nike'ın Dri-FIT ya da Adidas'ın ClimaCool serisinde olduğu gibi nefes alabilme özelliği olan sentetik ürünleri tercih edebilirsiniz.
2. Doğru iç çamaşırı seçin
Sporcu sutyenleri, sıradan sutyenlerin aksine egzersiz sırasında göğüslere ekstra destek vermek ve rahat bir şekilde hareket edebilmeyi sağlamak için özel olarak dizayn ediliyor. Yanlış sutyen seçimi göğüslerde sarkmaya ve sırt ağrılarına neden olabiliyor. Öte yandan herhangi bir spor sutyeni 6 aylık düzenli bir kullanımdan sonra elastikiyetini kaybetmeye başlıyor. Ancak birçok kadın bu sutyenleri uzun yıllar boyunca kullanma yolunu seçiyor. Oysa yıkama ve kullanmanın etkisiyle özelliklerini yitiren sutyenler göğüsleri yeterince desteklemiyor. Ayrıca sutyen seçerken yapılan sporun ağırlık derecesini de göz önünde bulundurmalı. Örneğin koşu, basketbol, voleybol, binicilik gibi sporlar için yüksek korumalı sporcu sutyenleri kullanmak seçmek gerekiyor.
3. Kıyafetlerinizi test edin
Spor yaparken eğilirsiniz, zıplarsınız, çömelirsiniz
O yüzden kıyafet seçiminde biraz tedbirli olmakta yarar var. Harika bir vücudunuz bile olsa spor salonlarında abartılı dekolte kıyafetler giymekten kaçının ve hareket ederken üstünüzdekilerin nasıl göründüğünü önceden test edin. Egzersize başlamadan önce soyunma odasındaki aynanın önünde birkaç esneme hareketi yaparak göbeğinizin, kalçanızın, göğüslerinizin nasıl göründüğünü kontrol edin. Böylece "Aman bir yerim açıldı mı, göründü mü?" kaygılarından uzak egzersizinizi rahatça yapabilirsiniz.
4. Taytların ağ kısmına dikkat!
Eğer dar bir eşofman altı ya da tayt giyiyorsanız bel ile pantolon ağı arasının yeterli uzunlukta olup olmadığını kontrol edin. Çünkü taytınızı yukarı doğru gereğinden fazla çekiştirirseniz ağ kısmında istenmeyen bir görüntüye neden olabilirsiniz. Böylesine bir frikikten kaçınmak için bu tip ürünler alırken her zaman bel kısmının nerede durması gerektiğini satıcıya sorun.
5. Spor güneş gözlüğü alın
Eğer sıklıkla açık havada spor yapıyorsanız bir çift spor güneş gözlüğüne yatırım yapmanızda yarar var. Çünkü sıradan gözlüklerin aksine bu gözlükler son derece hafif, hareket ettiğinizde kaymıyor ve bir darbeyle karşılaştıklarında kırılarak tehlikeye yol açmıyor.
6. G-string'den uzak durun
İncecik bir ip parçasının normal günlerde kullanımının bile ne kadar sağlıklı olduğu tartışılırken, onu egzersiz sırasında kullanmak pek de doğru bir yaklaşım olmasa gerek. G-string iç çamaşırları egzersiz sırasında teri emmiyor ve tahrişe neden oluyor, bakterilerin dolaşımını kolaylaştırarak sistit gibi rahatsızlıklara neden oluyor. Bir de herkesin bildiği üzere pantolondan dışarı çıkarak nahoş bir görüntüye neden olmak gibi bir alışkanlıkları var! Bunun yerine, izsiz, nefes alan ve teri emen bir iç çamaşırı kullanın.
7. Ayakkabı alışverişine çıkın
Dansa gittiğiniz ayakkabılarla aynı zamanda koşuyor, incecik tabanlı babetlerinizle uzun yürüyüşlere mi çıkıyorsunuz? Ayaklarınızı yaptığınız spora uygun bir ayakkabı ile desteklemezseniz ayak sağlığınıza zarar verir ve kalça, diz eklemlerinde problemlere yol açarsınız.
Kadınların ayakkabı tutkusu yıllardır bilinir. Çok sayıda ayakkabısı olsa dahi yeni bir çifte asla hayır demezler. Çanta için de durum aynı mı acaba diyerek bu hafta çanta dünyasına bakalım istedim.
Yanımızdan ayırmadığımız en kıymetli dostumuz haline gelen çantalarımız ne sırlarımızı saklar aslında. Dış görüntüsü moda ve görsellik adına önemli olsa dahi bizi anlatan içleridir. Alışkanlıklar, yaşam tarzı hatta bazen kişiliğimize dair ipuçları bile olabilir gözlerinde. Çoğu kez farkında dahi olmadığımız bu önemli parça, moda ile yaşam stilimizi harmanladığımız en görünen aksesuarlarımızdan biri. Rengi, stili, büyüklüğü, kullanım şartları ve kombinleri ile de farklılığınızı ifade eder.
Sezonda ince detaylara sahip çıkan çantalar var. Metal ayrıntılar, püsküller, süet deriler, canlı renkler, zincirler, uzun saplar ve daha birçok ayrıntı çantalarda kendini gösteriyor.
Bez çantalar
Dünya genelinde suni olana karşı tepkilerin artması sonrasında bez torba şeklindeki çantalar öne çıktı. Birçok ünlünün binlerce dolara satın aldığı çantalar yerini birkaç dolarlık ürünlere bıraktı. Çoğunluğu çift saplı olan bu modeller pazar çantalarını andırıyor olsa da üzerlerinde bulunan yazılar ve grafikler sevimli görünmelerinde etkili...
Kullanılan malzeme çoğu kez organik kumaşlardan tercih ediliyor. Renkler ise yine doğadan referans alan tonlardan seçilerek doğal yaşama katkıda bulunmayı amaç ediniyor. Yalın tasarlanan bu tarz çantalarda sloganik yazılar ve hayvan figürleri dikkat çekiyor. Günün her saatinde kullanılması normal karşılanan torba çantalar modanın öngörmesi ile en şık ve pahalı giysilerle dahi tamamlanıyor.
Hilal şeklini alan hobolar
Sert kalıplı, keskin hatlı durmayan ve yumuşacık olan, sarkık durmasından dolayı hilal şeklini alan çantalar 'hobo' olarak isimlendiriliyor. Bu yaz hemen her yerde gördüğümüz bu model, kullanım kolaylığı kadar fonksiyonelliği ile de beğeni topluyor. Boyutlarının büyüklüğü sayesinde yanımızda bulundurmak isteyebileceğimiz hemen her şeyi içine sığdırabildiğimiz hobolar şıklıkları ile sezonun vazgeçilmezleri arasında... Zımbalısı, piton, timsah gibi sürüngen hayvan baskılı yüzeylisi, püsküllüsü, ahşap aksesuarlısı, zincirlisi, süeti ve daha birçoğu farklı zevklere hitap ediyor. Aksesuarda olduğu gibi hobolarda da renk yelpazesi bir hayli geniş. Fuşya, gri, sarı, parlak pembeler, yeşil tonları gibi canlı renklerin yanı sıra beyaz, bej, küf yeşili, bej tonları var. En kullanışlı günlük çanta tasarımı olan hoboları taşırken hiç zorlanmamanız da konforunu artıran bir etken. Vücut yapısına uyumlu olabilen hoboları omzunuzda çok kolay taşıdığınız için ellerinizi rahat kullanabiliyorsunuz.
Portföy çantalar
Özel gün ve gecelerin vazgeçilmez aksesuarı olan portföy çantalar birkaç yıldır sadece abiye kıyafetlerle kullanılmıyor. Sezonda gece modelleri olduğu kadar gündüz kullanımına uygun tasarımlar da var. En şık ve zarif çantalardan olan modellerin içine çok az eşya sığıyor olması bile portföylerden vazgeçmek için geçerli bir neden değil. Her kadının dolabında mutlaka bulunması gereken çanta, giysilere uygun renklerde tercih edilmeli. Uzun zincir saplı tasarımlar, moda çevresi tarafından tekrar öne çıkarıldı. Görüntünüzü anında zarifleştiren portföylerin çeşitli boyutları bulunuyor.
Kol altına sığabilecek boyutlarda olanlar ya da elde taşınabilenler çok daha şık duruyor. Küçük boyutların yerini biraz daha büyük ve yumuşak hatlı modellerin aldığını söylemekte fayda var. Düğün ve davetlerde kullanabileceğiniz bu stilin hemen her rengini bulmak mümkün. Parlak yüzeyli olanların yanı sıra saten, tafta, baskılı kumaşlar ve deri, renkli süet olanlar da bulunuyor. Büyük ve gösterişli tokalar ise kimi kez swarovski ile ışıldarken kimi kez kocaman renkli taşlar ve sezonun en gözde ayrıntısı püsküllerle ve ince bağcıklarla farklılık arz ediyor.
Çanta alırken...
• Yaşam tarzınıza ve alışkanlıklarınıza uygun çanta seçin.
• Yanınızda çok şey taşımayı seviyorsanız büyük model alın.
• Pahalı markalardan çanta alırken klasikleşebilecek tasarımları tercih edin.
• Fermuar, toka ve düğmeleri mutlaka kontrol edin.
• Günlük kullanabileceğiniz modellerin ağzının iyice kapanabilecek olmasına dikkat edin.
• Kıyafetlerinizin çoğunluğuna uyum sağlayabilecek renklerde tercihler yapın.
• Çok ağır ve zor açılabilir modelleri tercih etmeyin.
• Mutlaka kilo ve boy oranınıza dikkat ederek ve alacağınız çantayı ayna karşısında kıyafet gibi deneyerek satın alın.
Daha şık, alımlı ve stil sahibi görünmek için kimimiz moda dergilerini karıştırıyor, kimimiz markalara servet harcıyor. Oysa ufak detaylarla daha güzel, seksi ve stil sahibi görünmek elinizde
Ucuzla şık olmayı bilin
Pahalı kıyafetler üzerinizde güzel duracak diye bir kural yok. Ucuza da şans tanımak çok önemli. Sezonluk trendleri uygun fiyata alın. Tasarım kıyafetlerle ucuz parçaları da karıştırmaktan korkmayın. Hayranı olduğunuz Hollywood yıldızları çok ucuz parçalarla çok şık olmayı çok iyi biliyorlar. Siz de bunu deneyin ve ucuzla da şık olunabileceğini kanıtlayın.
Etkilemek için giyinin
Diyelim ki önümüzdeki hafta çok önemli bir iş görüşmeniz var. Ve ne giyeceğinize dair hiçbir fikriniz yok. Ne giyeceğinize o gün gelmeden karar verin. Karşınızdaki İnsanı tanımıyorsanız, hakkında kıyafetine bakarak çok şey söyleyebilirsiniz. İlk etki çok önemli. O yüzden siz de bu tür önemli görüşmelerde mutlaka etkilemek için giyinin.
Aksesuarda limit
Aksesuarın ne kadar önemli olduğunu söyleyen birçok moda tüyosu var. Ancak aksesuar bir kıyafeti güzelleştirdiği kadar çirkinleştirebilir de. Evet, bu gerçeği de unutmamak gerekir. Kesinlikle aksesuarınız kıyafetinizi önüne geçmemeli. Yani kıyafetiniz aksesuarı giymeli, aksesuarınız kıyafeti değil. Ne kadar aksesuar sevseniz de hepsini bir arada takmaktan kaçının. Her seferinde farklı aksesuarlarla farklı havalar yaratmaya çalışın.
Tarzınızı ifade edin
Eğer seksi hissediyorsanız, iddialı giyinmekten korkmayın. Seksi olmak demek çıplak olmak demek değil. Boğazlı siyah bir trikoyla da çok seksi olabilirsiniz. Yeter ki neyin içinde nasıl hissettiğinizi bilin ve ona göre giyinin. Tarzınızdan ödün vermeden rahat hissettiğiniz parçalarla istediğiniz kimliğe burunun.
Renkten korkmayın
Kimsenin giymediği kadar renk kullanın. Eğlenceli renkler olan yeşiller, pembeler, turuncular sizin dostunuz olsun. Üstelik bu renklerin çok moda olduğunu da unutmayın. Canlı renkli kıyafetlerin ruh halinizi de olumlu etkilediğini hatırlatalım. Yazın tadını çıkarırken mutlaka renklerle hayatınıza eğlence katın.
Spor da giyinin
Sweatshirtlerinizi ya da şortunuzu sadece spora giymeyin. Artık spor parçalan sık parçalarla birleştirmek çok moda. Saten pantolonların üzerine sweatshirtler giyin, koşu şortlarını sokağa giyin. Bu kıyafetlerin rahatlığı da tartışılmayacağı için modayken keyfini her an çıkartın.
Abiyenin tadını çıkarın
Herhalde her klasik filmde başrollerdeki kadın oyuncu göz kamaştıran bir gece elbisesiyle bir davete gider. Evet, hangi kadın gece kıyafetinin tadını çıkarmak istemez ki. Düğün, mezuniyet ya da bir davete gidiyorsanız bu özel gecenin hakkını verin. Her kadın gece kıyafeti içinde göz kamaştırıcıdır. Gece elbisesiyle daha da çok...