1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • Yörüklük zor zanaat derdi eski yörükler,
    Siz hiç koyunlarla birlikte dağlara yaylaklara çıktınızmı.Çıkış yerinden varış yerine kadar olan mesafeyi katederken tabanlarınızın ağrısını duymaz olduğunuz oldumu hiç.Ve tüm bu ağrılar bedeninizi sarmışken bir tek koyunu keçiyi kaybetmemek için sürekli gözlerinizin civarı taradığı oldumu......Sanmıyorum.

    Birgün telefonum çaldı .Baktım anne tarafımdan yakın akraban Havva ydı arıyan.Hadi kalk gel biz göçe başlıyoruz dedi ve kapattı.Bu bir emirdi yani.Gelirsen gel biz gidiyoruz demekti bu ama daha çok gel demekti.
    HAVVA,sesinde yılların verdiği bir yorgunluk vardı.Yeter diyordu o ses usandım artık ama ne çare varmı alternatifimiz geçinmek için diyordu o ses.
    HAVVA kuzenim,yılların alışkanlığıyla,dağlarda ormanlarda tek başına gezmenin verdiği cesaret ile yüreği,bedeni elleri ayakları hatta sesi erkekleşmiş kuzenim.
    HAVVA,keçilerin ardında,koyunların sağımında geçen zamanlarda nasıl olduğunu anlamadığı ve yaşayamadığı annelik duygularıyla birlikte 4 çocuk doğurmuş ve keçileriyle onları da gütmüş ve büyütmüştü.
    HAVVA yaşadığı köyden,toplamıştı bir kaç parça eşyasını,yüklemişti eşeklere, atlara katmıştı önüne sürüsünü çıkarıyordu artık,yaylaklara. Kışlaktan yazlığa doğru bir yürüyüş başlamıştı KUTSAL EKMEK YÜRÜYÜŞÜ.
    Yaylasına varacak,çadırını kuracak ve yaz süresince hatta sonbaharın hüzün dolu yağmurlarını görmeden inmeyecekti kışlaklara.
    HAVVA işte tüm bu yolculuk anında yanında bir yoldaş arıyordu,eşinden,çocuklarından başka,kendine yakın dertleşebileceği,konuşabileceği,zaman zaman ağlıyabileceği bir yoldaş.Bu tarifede en uygun yoldaş bendim anlaşılan ki aramıştı.
    Hemen hazırlandım ve yanıma kalın kazaklar,kalın çoraplar ve bot almam gerekti.Tamamını çıkardım kaldırıldıkları yerlerden ve biliyordum ki 2 gün geceli gündüzlü yürünecekti,kestirmeden gidilecekti ama dağların yol yolak vermediği,çalıların bir duvar gibi kapladığı bayırlarda sürecek 2 gün.

    BEN BİLİYORDUM Kİ bu yürüyüşün armağanı yaylakta kurulan çadırın önünde yakılan ateşte pişirilen bazlamalara (küçük açık ekmek) sarılı taze peynir (sıkma) ,yanında köz ateşinde pişirilmiş ve tereyağla yağlanmış mis gibi kokan ekmeğin içerisinde dürüm yapılıp yenen ilişkin (yörede yapılan et sucuğu) VE yine köz ateşinde demlenmiş burcu burcu kokan mis gibi bir çay.
    Ve sonrasında ağaçların arasından süzülen ay ışığının aydınlattığı,yere serilmiş yataklarda umarsız bir uykuya dalmak.
    Bir tarafta Doğanın dinginliği dinlerken diğer tarafta uzaklardan gelen kurt ve çakal ulumalarına karşılık veren kangal köpeklerinin oluşturduğu koro sesleri arasında uykuya dalmak........
    İŞTE geçen sene bu zamanlar tüm bu yorgunlukları yaşarken yanında kuzenime yardım etmenin
    mutluluğunu da yaşamıştım.
    Hadi HAVVA çaldır artık şu telefonumu,benden habersizmi çıktın yoksa bu sene yaylaklara...............

    SAĞLICAKLA KALIN DOSTLAR...... yanında bir kaç insan,bir kaç kangal ve koyunlar.keçilerde olsa,doğanın koynunda o güzel bir kaç günü geçirmek gerçekten ömre değerdir derim.
    Hadi gelin yaylaklar,yeni sağılmış süt,taze pişirilmiş bazlama yanında demli çay sizleri bekliyor.........


    YORGUN DEMOKRAT
#29.01.2010 20:40 0 0 0
  • BEYAZ MELEK...(saklı mabet)

    Aranızda bu filmi izleyenleriniz oldumu dostlar.bazılarınızın evet,bazılarınızın hayır dediğini duyar gibi oluyorum.
    Bu filmi ben izlemedim,izlemek te istemedim.Oysa bir yanım izlemek istiyordu ama biliyordum yarım bırakıp çıkardım.İşte bu nedenle gitmedim ve izlemedim.
    Aşağıda ki yazıyı okuyunca bana hak verirsiniz zannederim.
    Bir bayan arkadaşımın annesiydi ve Adana Huzurevinde ziyaret etmiş ve tanımıştım onu.
    Çok güzel günler görmüş,güzel günler yaşamış,75 yaşında olmasına karşın,hala bir genç kız havasında,bakımlı,makyajlı ve el becerisi olan bir insandı.
    Huzurevinde,özel bir çalışma odası vardı,kendince orada el işleri yapar dikiş dikerdi.Kendini oyalamakla kalmaz,Huzurevi sakinlerine de bir şekilde yararlı olurdu bu becerisiyle.
    Hemen her gün olmasa da,haftada 2-3 kez uğrar,çok uzun sohbetler yapardık onunla,en büyük zevkiydi, bana çay bardağında kahve yapmak ve karşılıklı sohbetlerde bu kahveyi yudumlamak.
    Neler konuşulurdu bu sohbetlerde.Geçmişte yaşanan karşılıksız aşklar,ilk aşklar,son aşkı olan eşi,İran da çekilen zorluk yılları,ilk çocuk sevinci,İran dan Türkiye ye kacış ve Türkiye de ki yaşam savaşları,yani yaşamda olabilecek,karşılaşılabilecek herşey bazen tatlı,bazen buruk bir tad da hüzünle anlatılırdı.
    Bazı zamanlar olur,izinle gezmeye çıkardık onunla,Göl kenarında salkım söğütlerin arasında,salaş bir kır kahvemiz vardı ve orayı çok severdi.Göl sularının üzerine kondurulan,tahta bir sal üzerinde düzenlenmiş
    deme çatma masa ve sandalyelerde otururduk.Severdi bu tür yerleri.
    Çevremizde ki salkım söğütler,yaşm pınarları sudan,yeteri kadar yararlanamadıklarını düşünüyor olsalar gerek ki,dallarını da suya uzatmışlardı.Sarmışlardı,sanki bir sevgiliyi sararcasına,özlemini hep duydukları,
    yitiripte yeniden buldukları,bir daha kaybetme acısını yaşama korkusunu yüreklerinde yaşamamak için,
    sıkı sıkı sarılmış bir sevgili gibi,ve bir damla su yun sevgisini tüm bedenlerinin en ince ayrıntısında hissetmek gibi,sarılmışlardı göl sularına.
    İşte bu duygularlabezenmiş bir ortamda,otururduk onunla,uzun süren suskunluklar olurdu aramızda,ben bozmak istemezdim yaşadığı dinginlikler,agır suskunlukları.Dalıp giderdi,ufukların derin maviliklerinde,gölün
    derin yeşilimsi sularında.
    Ben se, bir saklı mabet in o mistik havasınıbozmamak isteyen,bir inanan gibi,sessizce gezer,anlamaya
    çalışırdım o saklı,gizemli mabed i.Ara ara,derin bir ahhhh çekerdi,ben yine dinlerdim.bazen se göz pınarları iki damla yaş üretirdi kendince,saklamazdı bırakırdı o damlaları,özgürce yaşasınlar diye.Ben se duymakla duymamak arası bir şiir seslendirirdim.Mabetlerde okunan, içerisin de geleceğe dair isteklerin olduğu dua lar tadında.Severdi hüzün şiirlerini,hep okurdu ve benden de bu tarz şiirler yazmamı isterdi.
    Bir süre sonra,ufkun kararmaya başladığı saatlerde kalkardı yavaş yavaş anlardım gitme zamanı gelmişti.İşte o zaman mabette ki o mistik hava yerini,neşeli ,coşkulu ilahilerin söylendiği bir mabet e bırakırdı.
    Atardı tüm hüznünü üzerinden,başlardı benimle uğraşmaya.Tatlı tatlı şakalar yapardı.Kendi terapisini bitirmiş,dinginliğe ulaşmış bir ruh haliyle,ayrılmamıza az bir süre benide alırdı terapiye.
    Bilirdiki,bu dinginlik ona çok şey kazandırmakta,ruhunu okşamaktaydı.
    Bu gidiş gelişler üç yıl hiç aksamadn sürdü dostlar.Onu tanımamla ve .........arası tam üç yıl.
    Bir keresinde,onbeş gün gibi uzun bir süre iş amaçlı dışına dışına çıktım.Fakat aksatmadım aramalarımı
    hep görüşüyorduk,tatlı sohbetlere devam edebiliyorduk.
    Ancak son bir hafta,telefon yanıt vermez oldu,kapanmıştı.Biliyordum hastaydı ama aklıma getiremiyor-dum...........Kimseyi de arayamıyordum.O benim saklı mabedimdi,sadece kızı vardı ve ben onada ulaşamıyordum.Ben onunla AYFER ANNEyle ilgili yanıt almak istiyordum.
    İşlerimi hemen bitirip döndüm ve ilk işim Huzurevine gitmek oldu.İş odası kapalıydı,yattığı odaya yöneldim,ayaklarım beni taşımaz olmuş sürünüyorlardı.Yüreğime bir ateş düşmüş kapıdan geri dönmek itiyordum.Ama hayır dönmemeliydim ve gerçekle yüzleşmem gerekti.
    Evet boştu yatağı,her zaman görmeye alııştığımo tertipli düzenli eşyaları yoktu,en önemlisi hiç yanindan ayıtmadığı ve benim bir şiirimin yazılı olduğu çerçeve yerinde yoktu,torunlarının,kızlarının resimleri yerinde yoktu.
    Ve bir hıçkırık sesi karşıladı beni.Yakın arkadaşı olan bayan sarıldı boynuma,beni can alıcı yerimden vuran ve yaşamım süresince unutamayacağım iki sözcük söyledi.NEREDESİN SEN-SON SÖZLERİYDİN SEN-HEP SENİ ARADI ÇEVRESİNDE-NEREDEYDİN SEN....

    Düşündüm sonradan ve şimdilerde de düşünüyorum,yaşamımda yeni bir sayfanın açıldığı şu günlerde,
    yalnız olmak yalnızlığı yaşamak bir yere kadardır.
    Evet, bazı fırsatlarçıkıyor önümüze,yalnızlığımızı noktalamak üzere,ancak daha ileriyi düşünmeden bu fırsatları görmezden geliyoruz.Aslında çok iyi tahlil etmeliyiz bu fırsatları.nereye kadardır kazanımlarımız.
    Bizlerin büyüklerine baktığı,gösterdiği özeni,bırakın yakın çevrenizi,çocuklarımız bize göstereceklermi.
    Pek sanmıyorum kesinlikle sanmıyorum.Bir zaman sonra herkes kendi yaşamı peşinde koşmaya başlıyacaklardır.Ve beşinci veya altıncı planda kalacaksınızdır.Günlük aramalar haftada derken ayda bire düşecektir.
    Evet dostlar,tüm bu yazdıklarım benim tarafımdan yaşanmış bir sayfadan alınmış aslında büyük ama küçük bir alıntıdır.
    İşte ben sırf bu nedenle gitmedim Beyaz Melek filmine.Bu duyguları tekrar yaşamama adına.
    Evet AYFER ANNE seni yaşamım süresince unutmayacağım.dualarımda hep olacaksın.....

    EMİN NAMIK BÜLBÜLOĞLU


#29.01.2010 20:29 0 0 0
  • Bir tekerlekli sandalyade başladı yoğunluk kavramının olduğu yaşam,bir şekilde bu yoğunluğu yaşamam gerekti,duygularım yoğundu,bedenim yoğundu,yalnızlıklarım yoğundu,özlemlerim yoğundu kısacası BEN YOĞUNDUM ve bu yoğunluğu yaşamam gerekti demek.
    Geçmişte yaşadıklarımdan olsa gerek , hiç ama hiç sevmem Hastahane ortamlarını , ama şansa bakın işte , şimdi hastanedesin hemde yoğun bakımda . Biran bu şekilde düşündüm kendimce hiç ama hiç kabul etmediğim bir şey.Ne yaparsın başa gelen çekilir deyip işin iyi taraflarını görmeye çalışmam gerekiyordu eeee daha ölmemiştim ya ne yaparsın mecburiyetten.
    Büyükçe bir kapı açıldı önümde ve sıra sıra yataklardan en dipte olanını bana ayırmışlardı,şöyle bir bakındım etrafıma,
    Alllahhhhhhh bunlar hep hastaydı
    Güldüm kendi kendime --- sanki kendi hasta değildi,hemde en yoğun hasta
    Hemşireler , gerekli ilaçları verdiler , öylesine bir özen öylesine bir sabır gösteriyorlardı ki ,kendimce biraz sevinmedim değil hani,eeeee uzun zamandır hasrettim bu duyguya İLGİNENİLMEK, ÖNEMSENMEK
    Ne kadar güzel bir şeymiş Yarabbi.ÖZLEMİŞİM demek ki,eee kalp krizi geçirirken bile hastaneye yalnız giden biri için bu duygunun önemini siz düşünün artık.
    Bir süre sonra,etrafımı incelemeye başladım,benle birlikte altı kişiydi aynı durumda olan,ancak karşımda yatan hasta,yaşam makinasına bağlanmıştı ve ara ara kalbi duruyordu,kalp ritminin takip edildiği makina sürekli hemşireler tarafından izleniyordu.
    Oh kendime bir iş edinmiştim işte,karşımda ki hastayı takip edecektim,monitör alarm verdiğinde hemen bağıracaktım,hemşireleri uyaracaktım.Hemşirelerle Yavaş yavaş bir samimiyet oluşmaya başlamıştı zaten ,onlarda farkındaydılar zahmetsız bir hastaydım.Oflamayan,kapris yapmayan,kendince uğraşlar bulmakta olan bir hasta işte.Fakat laf aramızda,vucudum dinleniyordu ohhhh gazetemi okuyorum,kitabımı okuyorum,birde çay kahve servisi olsa,deyme keyfime beş yıldızlı otel de dinleniyormuşum gibi kendimi algılamaya başladım.
    Karşımda ki hastayı takip etmem devam ediyordu,yazık kadın --- bırakın ben öleyim --- der gibi
    Bir halde yatıyordu , sessizzzz hareketsizzzz.Ancak arada sırada derinden bir ses geliyordu horlama,oflama,hırıltı örneği.Sanki bu yaşama isyan eder gibi bir ses.
    Ben yine takipte devam ediyordum,gazete ,kitap okurken bile bir şekilde o monitördeki sesi sayıyordum.----- dört-beş durdu Allaaaaaah hemşirehanımmmm koşun kalbi durdu.---
    Bir telaş başlıyordu tabii ,işin ilginç tarafı hasta biraz kıpratıldımı kalp normale dönüyordu.
    Artık hemşirelerle iyice senli benli olmuştum ki bazen bu durum akıl danışmalara kadar varmıştı.Mutsuz olduklarında gelip benle konuşuyorlardı ki bu konuşmalar genelde gece geç zamanlarda herkes uyduğu zamanlarda oluyordu.
    Ohhhh ben çok güzel zaman geçiriyordum ki bir sabah anjiyo olacağımız söylendi,diğer hastalarda bir telaş bir telaş,bense karlı dağlardan serin bir vaziyette hazırdım.NE naz ne sızlanma hoş yapacak olsamda kim vardı ki cevremde sadece YALNIZIM BEN YALNIZIM şarkısıydı bana eşlik eden.
    Evet sıra bana gelmişti,içeri alınmamla söylemekte olduğum şarkımı değiştirmek zorunda kaldım.İki tane pırıl pırıl genç asistan Loreen Mc Kennett , Kıtaro ve Demiss Russos eşliğinde beni karşıladılar.Eeee nede olsa bu müzik bir şekilde narkozluyordu insanı,uçuruyor bir yerlere götürüyordu.Şakalaşa,müzikten bahsederek geçen bir ameliyat sonrası ben neşe ile çıktım ameliyathaneden.
    Sonuçmu, İki damar tıkalı ve Stend takılacaktı, ve benle birlikte üç kişiydik.
    Hemen akabinde bir asistan geldi ve anjiyo olanlara dönerek tek tek durumlarını söyledi,genelde hepimizde aynı durumdaydık ve stend takılması gerekiyordu.Yalnız ;
    ----- arkadaşlar şuanda 2 cins stend var yerli yapım ki bunu Devlet karşılıyor , birde Yurt dışından gelen varki oda tanesi üçbinbeşyüz tl. ----- diye asistan bizlere toplu olarak açıklama yapıyordu.
    Ben kafamdan bazı hesaplar yaparken , asistan yanıma geldi , ----siz neye karar verdiniz ? --- diye soruyu bana da yöneltti.
    ---- bu yerli stend in yürek içerisinde ömrü ne kadar ? ---
    ---- yaklaşık dört beş sene ---
    ---- tamam benimkisi yerli olsun -----
    ---- Bakın stend ömrü dört beş sene diyorsunuz, ben bu stendle dört sene giderim,şuan da 54 yaşındayım dört daha eder elli sekiz daha sonra oğlum şuanda ihtisas yapıyor,onun ihtisasının sonuna doğru tekrar bir kontrol olurum kalbimi tekrar yenilerim dört senede o giderse eder altmış iki altmış üç yeter bana ondan sonrasıda kar olur Allah kerim derim..----
    Asistan bir süre uzun uzun bana baktı söyleyecek bir şey bulamamanın çaresizliğiyle kafasını salladı sadece ve ---- sizde haklısınız ----- demekle yetindi.
    Gelenimin ve gidenimin olmadığının farkındaydı ve ben YALNIZLIĞIMLA baş başaydım fazla yaşayıpta ne yapacaktım ki.


    EMİN NAMIK BÜLBÜLOĞLU
#29.01.2010 20:26 0 0 0

  • noimage



    geceler neden bu kadar sessiz
    neden bu kadar hüzünlü içim
    gözlerim kızarmış,aklım karışmış
    nedir izleyeceğim en önemli kesit

    aklım fazla karışık durumda
    zaman akıp gidiyor..sessizce
    hafif bir müzik yayılıyor vücuduma
    düşünüyorum kara kara...uçuyorum

    evet uçuyorum göklere olmasada
    ruhum akıp gidiyor deniz dalgası gibi
    okyanusun ortasında kalmak istiyorum
    buz gibi...sağuk içime işlesin !

    ve dönmesin hiçbirşey geri
    sadece sevdiğim götürsün beni ileri
    bilemiyorum ne demeli..
    aşk mı ? yoksa hırçın bir gaflet mi ?

    suya hasret kalmış çöl gibiyim
    susuz gözükür ama okyanustur çöl
    o koca çölünde aşkı vardır aslında
    çünkü,o koca çöl kendi serabını içinde görür

    suyu göremeyen sadece insanlardır
    insanların gördüğü seraplar
    çöllerin en baş yarasıdır
    ve acısıdır bilinmeyenler..yüreğim

    ağlasam,bağırsam farketmez
    en iyisi susmak ve gülüp geçmek
    film gibidir hayatlar inanırım ve gerçek
    çok istiyorum tek başıma denizde yemek yemek !

    tükenmez dertler var içimde
    kendi zorluğumda bitmek tükenmek bilmiyor
    sormuyor kimse...dertsiz görünmek zorunda başım
    ve yanlışım...sevmekti insanları sebepsiz sebepler için

    tesirler olmaz şaha kalkan atlara
    aza tamadır şükürün hüsranı
    sarılmak kolay hissetmek zordur anı
    ne hayaller bitti ama hepsi yandı

    uçsuzum,bucaksızım,ulaşılmazım
    ben o yolun sonuyum
    çizgileri başında sonsuz anlamı taşıyan
    o okun ve kendi dünyamın sonuyum...



    İlhankumbaraci
#29.01.2010 20:22 0 0 0

  • noimage


    Yağar yağmur şakır şakır ağlama
    Yüreğimde yaran olmuş dağlama
    Ben canımı sana verdim bağlama
    Al bedeni koy toprağa zorlama

    Karanlıklar sen gideli karanlık
    Odaların her yerini boşalttık
    Senin yokluğuna alışamadık
    Al beni de koy toprağa doymadık

    Hasret kokan elbiseler duruyor
    Nasıl olmuş buram buram kokuyor
    Bedenimde seven kalbim çarpıyor
    Al beni de koy toprağa yanıyor

    Hayatımın her yerinde sen varsın
    Yokluğunda bile beni sorarsın
    Bensiz o dünyayı nasıl koklarsın
    Al beni de koy toprağa bakmazsın

    İşlemişim damarına kanına
    Dolaşırken bıraktığım canına
    Sensizliğin göğsümdeki anına
    Al beni de koy toprağın yanına

    Evde yalnız yolda yalnız yaşarım
    Hayalimde hep seninle kalırım
    Sensiz olmaz hiçbir zaman boş anım
    Al beni de koy toprağa hey canım

    İçimdeki acıların sızlıyor
    Ruhumdaki yalnızlığın gitmiyor
    Gecelerin sabahları gelmiyor
    Al beni de koy toprağa bitmiyor


    Rüyalarda sana rastlayamadım
    Çok aradım ama hiç bulamadım
    Bilirsin bu canı sana adadım
    Al beni de koy toprağa doymadım



    24.10.2009
    Bahattin TONBUL


#29.01.2010 19:21 0 0 0
#29.01.2010 19:04 0 0 0
#29.01.2010 08:41 0 0 0
#29.01.2010 08:40 0 0 0
#29.01.2010 08:32 0 0 0
  • Konu: İsabet
    Nasrettin hoca timur padişahın huzurunda bir gün, ok atmadaki maharetinden bahseder. Timur, hemen yayla ok getirtir, buyurun der, disariya çikarlar. Hedef dikilir.
    Hoca,
    söyledigine pisman olur amma is isten geçer. Yayi gerer, oku firlatir. Ok, hedeften bir metre saga gider. Hoca, isi bozuntuya vermeden Timur'a
    - "Bizim sekbanbasi, böyle atardi" der. Bir ok daha atar, o da vizlayarak daglarin yolunu tutar. Hoca,
    - "Subasi da böyle atardi" der. Nasil olursa, üçüncü ok, tam hedefe isabet edince Hoca:
    - "Nasreddin kulunuz da böyle atar".
#28.01.2010 20:46 0 0 0
  • Samsun'da engellilerin kurduğu organik oyuncak fabrikasında, Osmanlı'dan kalma organik oyuncaklar üretiliyor.

    Türkiye'de örnek ve ilk projelerden olan organik oyuncak fabrikası, Samsun Valiliği öncülüğünde Türkiye Sakatlar Derneği Samsun Şubesi tarafından Tekkeköy ilçesinde bin metrekare alan üzerine kuruldu. Engellilerin istihdamına katkı sağlamak, çocuk engellilerin eğitiminde önemli yer tutan oyuncakların üretilmesi, katkı maddesi olmadan üretilecek oyuncaklarla sağlıklı gelişime katkıda bulunulması, eski Türk oyuncaklarının yeniden piyasaya çıkarılması gibi amaçları bulunan proje kapsamında, özellikle Osmanlı döneminde çocukların kullandığı çeşitli oyuncaklar, günümüzün modern oyuncakları ağaç işlemelerle organik bir şekilde üretiliyor. Ağaç kakan, kukla, çeşitli hayvan figürleri, topaç gibi birçok oyuncak yine engellilerin elinde hayat buluyor. Engellilerin fiziksel ve zihinsel gelişimine katkı sağlayan, fiyatları ise 1 ila 10 TL arasında değişen ağaç oyuncaklar 7 kişilik ekip tarafından üretiliyor.
    Proje Koordinatörü Şeref Şimşek, oyuncakların tamamen organik olduğunu, hiçbir katkı maddesi bulunmadığını, fabrikada engellilere meslek de öğretildiğini söyledi. Engellilerin eğitimi için yararlı oyuncakların üretildiğini belirten Şimşek, Türkiye'de örneklerinin bulunmadığını kaydetti.
    Engelli Mümin Yavuz ise, hem meslek öğrendiğini hem de üretime katkıda bulunduğunu dile getirdi. Salih Çek de, üretilen oyuncakların örneklerinin bulunmadığını söyledi.

#28.01.2010 20:30 0 0 0
  • Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) engelli, yaşlı ya da hastaların hayali olan `akıllı ev`in prototipini yapmayı başardı. Evin herhangi bir yerinden her türlü kontrolu sağlayan sistem, özellikle engelli, yaşlıların işini kolaylaştıracak.


    Akıllı evde kullanılan aydınlatma, havalandırma, ses ve müzik, güvenlik alarmı, bahçe kapısı, sulama ve gaz kesme sistemleri, herhangi bir noktaya kurulan kablosuz kumandayla açılıp kapatılabiliyor. Piyasada çok daha az özelliklere sahip sistemler en az 3-4 bin TL`ye kurulurken PAÜ Öğretim Görevlisi Dr. Selami Kesler`in geliştirdiği `Akıllı Ev Otomasyonu Sistem Tasarımı`, 130 metrekarelik bir ev için yaklaşık 300 TL`ye mal oluyor.


    Sistemin genellikle maddi imkânı az olan kişilerin evlerindeki engelli, yaşlı ve hastalara faydalı olacağını belirten Dr. Kesler, `Benzer sistemler çok pahalı olduğu için de herkes yaptıramıyor. Biz çok daha az maliyetle daha çok fonksiyonlu bir sistem geliştirdik.` diyor. Öğrenciler Gürol Köse, Soydan Ekiz ve Ali Kozan`la birlikte çalışarak tamamlanan akıllı ev, radyo frekanslı (kablosuz) uzaktan kumanda ile kontrol ediliyor. Kumanda üzerindeki 6 tuşla 11 elektronik cihazı açılıp kapatılabiliyor. Tuş sayısının az olması sayesinde kullanıcı daha kolay öğrenebiliyor. Ev içi, bahçe ve garajda bulunan 11 cihazın, tek kumandadaki altı tuşla yaklaşık 50 metre yarıçaplı alanda kontrol edilebilen sistem, kumanda panelinde kullanıcıya durum hakkında bilgi sunuyor.


    Sitemin, evin bir köşesine yerleştirilecek hareket algılayıcısıyla hırsız alarmı olarak da kullanılabileceğini belirten Selami Kesler, şu bilgileri veriyor: `Ayrıca bir odaya girdiğinizde lambanın yakılması, uyuyan bebeğiniz hareketlendiğinde veya bakım altında tutulması gereken bir kimse uzun süre hareketsiz kaldığında size telefonla ikaz gönderilmesi için de kullanılabilir. Aynı hareket algılayıcı evin dışına yerleştirilerek, siz tatildeyken yaklaşan birisi olduğunda müzik setini çalıştırarak veya lambaları yakarak evin dolu olduğu izlenimini verebilir.`


    Akıllı ev otomasyonu neler yapıyor


    Akıllı ev otomasyon sistemi, gece lambaları otomatik olarak yakıp söndürüyor, çimleri belirli aralıklarla ve yağmur yağmamışsa suluyor, yatarken evdeki bütün lambaları ve cihazları kapatıyor, yatak odasının ışığını azaltıp ısıtıcıyı ekonomik moda alıyor, korunması istenen bölgelerde alarmı devreye sokuyor, perdeleri indirip kaldırıyor. Yangın durumunda evde olunursa iç sirenle, dışarıda olunursa telefonla uyararak gaz vanalarını ve havalandırma sistemini kapatıp itfaiyeye haber veriyor. Ayrıca belirli bölgelerde lambaları yakarak çıkışa yardımcı oluyor. Sabah evden çıkarken tek tuşla bütün cihazları ve ışıkları kapatıp ısıtıcıyı ekonomik moda alabiliyorsunuz. Hareketi kısıtlı kişiler, uzaktan kumandayla çevrelerini çok daha rahat kontrol edip gerektiğinde yardım çağırabiliyor.

#28.01.2010 20:27 0 0 0
  • Az görme yetisine sahip olan engelliler, teleskoplu gözlük ile görebilecekler...

    Az görme yetisine sahip olan engelliler, Ankara Üniversitesi (AÜ) Halk Sağlığı Anabilim Dalı Görme Engelliler Rehabilitasyon ve Araştırma Biriminde "teleskoplu gözlük kullanımının öğretilmesi" ile görme kapasitelerini yüzde 90'a yakın oranda artırabilecek.

    AÜ Halk Sağlığı Anabilim Dalı bünyesinde hizmet veren Az Görenler Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Aysun İdil, Türkiye'de az görme ve körlük ile ilgili ulusal bir kayıt sisteminin olmadığını, ancak hesaplamalara göre her bin kişiden 5'inin yüzde 5'in altında görme yeteneği (kör) olduğunu ve bin kişiden 20'sinin ise az görebildiğini söyledi.

    TÜRKİYE'DEKİ TEK MERKEZ

    Türkiye'nin göz hastalıklarının tedavisinde çok iyi bir noktada bulunduğunu, ancak rehabilitasyon açısından eksikler olduğunu belirten İdil, "AÜ bünyesinde hizmet veren Az Görenler Rehabilitasyon Merkezi'nin, üniversite bünyesinde Türkiye'de kurulmuş ilk ve tek merkez olduğunu" söyledi.

    Merkezde yaklaşık bin hastanın rehabilitasyon hizmetinden yararlandığını ifade eden İdil, "Hastaların yüzde 60'ında 'yararlı görme' sağlandı. Yüzde 3'ü cihaz kullanımını reddetti, yüzde 9.5'unun görme yeteneği bu sistemi kullanmaya uygun değildi, yüzde 8.4'ü ise az görme yardım cihazı dışında reçeteli normal gözlük desteğiyle hedeflerine ulaştı." açıklamasında bulundu.

    İdil, merkezlerinden, 6 yaş altı okul öncesi gruptan yararlananların oranının yüzde 5 olduğunu, yüzde 26 oranında okul dönemi yaş grubunun ve yüzde 41 oranında 19-64 yaş aralığındaki yetişkin gruptaki kişilerin faydalandığını, ayrıca gelenlerin yüzde 93'ünün sosyal güvenliğinin bulunduğunu belirtti.

    "ÇOK KÜÇÜK YAŞTAKİLER İÇİN FARKLI PROGRAMLAR GEREKİYOR"

    Prof. Dr. İdil, koruma ve tedavi sonrasında istenilen başarının elde edilememesi halinde rehabilitasyon hizmetinin önem kazandığını ifade ederek, "Bir göz kliniğinde tıbbi ya da cerrahi anlamda gerekenler yapıldığı halde yararlı bir görme sağlanamayan hastalar, rehabilitasyon merkezlerinden yararlanabilmektedir" dedi.

    Uluslararası literatürde 2020'ye kadar gerekli önlemler alındığında körlük ve az görme ile sonuçlanan durumların yüzde 80'inin önlenebileceği, tedavi edilebileceği ya da rehabilitasyonla kişinin yaşam kalitesinin artırılabileceğinin hesaplandığını dile getirdi.

    Görme düzeyine ilişkin beklentinin kişinin mesleğine, yaşına, eğitim düzeyine, okuma alışkanlığına ve yaşam biçimine göre değişebildiğini anlatan İdil, tıpta, gözlük ya da lens gibi aletlerin yardımıyla yüzde 5 ile onda 3 arasında olanların az gören diye kabul edildiğini, rehabilitasyon merkezinde ise bu ölçümlerin bireysel hedefe göre belirlendiğini bildirdi.
    İdil, şunları kaydetti:

    "Her türlü şey denenmiş, stabil duruma gelmiş ama mevcut görmesi onun yaşamdaki hedeflerini gerçekleştirmesine yetmiyorsa, böyle bir durumda görme düzeyi ne durumda olursa olsun, kişiye onun hedefleri doğrultusunda yakın, ara mesafe ya da uzak görme için uygun sistemlerle ve cihazlarla mevcut görmeyi yararlı hale getiriyoruz.
    Pratik olarak bir elin parmaklarını bir metre uzaktan sayabilme yeteneğine sahip kişi, merkezimizdeki uygulamalara yanıt verebilir. Işığı hiç göremeyen ya da el hareketlerini kabaca gören kişilerin görme rehabilitasyonunundan yararlanması ise mümkün değil. "

    "GÖRME KAPASİTESİ YÜZDE 90'IN ÜSTÜNE ÇIKABİLİYOR"

    Merkeze başvuruya gelenlerin öncelikle tüm görme fonksiyonlarının değerlendirildiğini ve ardından kişiye özel cihazların seçildiğini belirten İdil, "Bunun için optik ya da optik olmayan sistemler kullanılıyor. Optik sistemlerden, çeşitli formlarda üretilmiş teleskopik, mikroskopik ve benzeri gözlükler kullanılıyor. Az gören hastalar için geliştirilmiş ve gözlüklerin üstüne monte edilmiş küçük teleskoplu gözlükler ile kişinin yüzde 10'luk görme kapasitesi yüzde 90'ın üstüne, hatta tam düzeye çıkabiliyor" diye konuştu.

    İdil, teleskopik gözlüklerin kullanımının kolay olmadığını, hastanın buna uyum sürecinin aşamalı olduğu için zaman aldığını vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

    "Teleskopik gözlük, önce kişiye oturarak kullandırılıyor. Gözlüğü takıp, alışması sağlanıyor. Çünkü, teleskop sayesinde, objeler bulunduğundan büyük ve farklı yerde görülüyor. Bu da özellikle yaşlılar ve çocuklar için düşme riskini artırabiliyor. Yaklaşık bir ay oturarak kullanım sağlanıyor, ikinci aşamada ise teleskopik gözlüğün model ve uygulama yerleri değiştirilerek, yürürken kullanımı sağlanıyor. Bu sürecin de adaptasyonu altı ayı bulabiliyor. Daha sonrasında ise evde günlük yaşamda veya mesleki alanda nasıl kullanılacağı öğretiliyor. Eğitim aşamaları yapılmadığı takdirde cihazlardan yararlanma oranı yüzde beşin altında olabiliyor."

    Teleskopik gözlük kullanımının özellikle öğrenciler için çok avantajlı olduğuna dikkati çeken İdil, "Örneğin, görmesi nedeni ile eğitimden yaralanma olanağı kısıtlanan bir öğrenci, teleskoplu gözlük kullanarak bu engeli aşabilmektedir. Çok kitap okuması gereken hukukçular, ara mesafeyi görmesi gereken piyanistler, uzak görüşün çok önemli olduğu fotoğrafçılar da bu cihazları kullanarak mesleklerini yapabiliyor" dedi.

    "GERİ ÖDEMEDE SIKINTI OLABİLİYOR"

    İdil, teleskoplu gözlük kullanımının yurt dışında 1950'li yıllardan bu yana sıkça kullanıldığını, ancak Türkiye'de kullanımının yeni olduğunu söyledi.

    Gözlüklerin rahatlıkla temin edilebileceğini, fakat geri ödemede sıkıntı yaşanabildiğini belirten İdil, "SGK şimdi çok sınırlı bir ödeme yapıyor ve katkı payını artırdı" diye konuştu.

    İdil, teleskoplu gözlüklerin diğer gözlüklerden oldukça farklı olduğu için yadırganabildiğini, kimi hastaların estetik kaygısı ya da toplumdan gelebilecek tepkilerden dolayı gözlüğü kullanmayı reddettiğini söyledi.

    Teleskopik gözlüklerin daha estetik olabilmesi için yurt dışında çalışmalar yapıldığını da anlatan İdil, "Teleskop, son teknoloji ile gözlük camı haline getirildi. Yani, çok yakında gözlüğün üstüne ayrı bir şekilde teleskop monte edilmeyecek" dedi.

    "TAHTADA YAZILANLARI YARDIMSIZ NOT ALABİLİYORUM"

    Gözlük kullanımıyla yüzde 10 görme kapasitesine sahip olan 13 yaşındaki Emre Emekli de doğuştan görme engelli olduğunu söyledi.

    Okulda tahtayı göremediği için dersleri anlamakta zorluk çektiğini anlatan Emre Emekli, "Teleskoplu gözlük kullanınca çok değişiklikler oldu. Önceleri arkadaşlarımdan yardım alarak tahtadakileri not alabilirken, şimdi yardımsız kendim yapabiliyorum" dedi. Emekli, bu nedenle ders notların düşükken, şimdi daha başarılı olduğunu ifade etti ve görme düzeyi uygun olan herkesin böylesi bir tedaviden yararlanmalarını önerdi.

    Baba Emekli de, teleskoplu gözlük bedelini SGK'dan talep ettiklerini, ancak hala cevap alamadıklarını bildirdi.

#28.01.2010 20:26 0 0 0
  • YA YOL DÜZDÜR SENİN ENGELİN VARDIR, YA DA SEN DÜZSÜNDÜR YOLUN ENGELİ VARDIR.....
    engelli ne demekl?? engeli olan demek deil mi?? engel ise, hayat yolunda uzanan bir iki parça kaya parçası, bazen iri, bazen görmediğin için takılıp düşebileceğin kadar küçük ama etkili, bazen bir iki damla gözyaşı kadar ıslak serin bir göl tabakası, bazen bir uçurum... ve hiç kimsenin hayat yolunda kestirmesi ya da otoyolu yoktur. bazen karşına yol çalışmaları, kazalar vs. çıkar.. ama hayat yine de devam eder. ara sıra benzin biter, acılar istasyonuna gider, benzin karşılığında bir iki damla gözyaşı akıtırsın ama rahatlatır seni... tam gaz yola devam. bazen de lastikleri yenilersin, bazen kaportayı, bazen de arabanın tamamını... ve yol devam eder...
    nasıl biteceğini bilemezsin, bazen geçtiğin yerden bir daha geçersin ama, kaza yaptığın yerde aynısını yaşamamak için daha dikkat edersin.
    hayat engelli bir yol. o yolda ya arabanla, ya bisikletinle, başka bi araçla, atla, eşşekle, ya da yürüyerek geçersin. hangi engelin seni ne hale getireceğini bilemezsiz ki...
    onun tek amacı seni engellemektir. YA YOL DÜZDÜR SENİN ENGELİN VARDIR, YA DA DÜZSÜNDÜR YOLUN ENGELİ VARDIR.... öyle ya da böyle yaşıyoruz engelleri... ama asıl bakmamız gereken açı ne biliyo musunuz???????????????
    sizce yol dümdüz olsaydı, wınnn gelip tırss gitseydik, bu yolun otoyoldan ne farkı kalırdı ki... bu hayat yolu hayat.... herkesin engeli vardır. kimisi önceden yaşar, kimisi sonradan.. yaşamayanın da yolu engelli oluyo işte..... hayat yolunda güçlü olmayı bileceksin. olmayan kestirme yolları oluşturabilecek tek kişi sensin..
    geçtiğimizx yerden bir daha geçmek bizi geri götürmez. sen o yoldan daha önce geçeceksin ki bi daha ki sefere gideceğin yeri daha kolay bulasın...benim benzin bitti gaz almaya gidiyorum... karşılığında para yerine gözyaşı mı verceğim??? hayır... bir cüzdan dolusu kahkaha ve yola devam....
#28.01.2010 20:19 0 0 0
  • Kulak-burun-boğaz muayenesine ilişkin esaslar
    MADDE 7 [...]
    f) Bedenen ve ruhen sağlam, görme derecesi sürücü belgesi almaya elverişli olan işitme ve konuşma engellilere, ticari olmamak koşuluyla sadece otomobil kullanmak üzere H Sınıfı Sürücü Belgesi verilebilir. Bunların kullandıkları aracın arka camının sol ve sağ üst köşelerine işitme ve konuşma engelli olduklarını belirleyen işaretler (Ek:2) yapıştırılması ve yeterince dikiz aynaları ile araçların donatılması gereklidir. Ayrıca, her iki kulakta 50 dB'den fazla işitme kaybı olan ve/veya işitme cihazından fayda görmeyen olgular bu kapsamda değerlendirilir.

    Madde 53- Tescil plakalarının niteliklerine ve ölçülerine ait esaslar aşağıda gösterilmiştir. (Tablo 1, 2, 3, 4)
    4) (Değişik: RG-31/12/2004-25687-3. Mükerrer)
    İthaline izin verilen veya ülkemizde imal edilen malul, sakat ve engellilere ait özel tertibatlı araçlar ile sakatlık derecesi %90 ve üzerinde olan malul ve engelliler adına Özel Tüketim Vergisinden muaf olarak tescil edilmiş özel tertibatı olmayan araçlara, örneği EK:12/Z'de gösterilen, üzerinde sakatlara mahsus işaret bulunan plakalardan verilir.
    Bu tür araçların trafik kuruluşlarınca tescil işlemlerinin yapılması sırasında;
    a) Bizzat kullanım amacıyla malul, sakat ve engelli tarafından ithal edilmiş özel tertibatlı otomobiller ile motosikletlerin tescil belgelerine, "araç sahibi tarafından kullanılması zorunlu olup, ilgili gümrük Müdürlüğü'nün izni olmadan devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının vekaletname ile devredilmesi, kiralanması, ödünç verilmesi, özel tertibatının kaldırılması veya değiştirilmesi yasaktır" şeklinde şerh konulur.
    Malul, sakat ve engelli tarafından ithal edilen özel tertibatlı minibüslerin tescil belgelerine, araç sahibinin üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarından bir sürücü veya noterlerce düzenlenmiş iş aktine bağlı olarak istihdam edilen bir sürücü tarafından kullanılması zorunlu olup, ilgili gümrük Müdürlüğü'nün izni olmadan devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının vekaletname ile devredilmesi, kiralanması, ödünç verilmesi, özel tertibatının kaldırılması veya değiştirilmesi yasaktır" şeklinde şerh konulur.
    Malul, sakat ve engelli tarafından bizzat kullanmak amacıyla ülkemizden satın alınarak ilk iktisap edilen özel tertibatlı araçların tescil belgelerine, "Araç sahibi tarafından kullanılması zorunlu olup, Özel Tüketim Vergisi ödenmeden devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde akden devri, tasarruf hakkının vekaletname ile devredilmesi, kiralanması, ödünç verilmesi, özel tertibatının kaldırılması veya değiştirilmesi yasaktır" şeklinde, 2. el araç olarak satın alınmış ise, "Araç sahibinden başkasının kullanması yasaktır." şeklinde şerh konulur.
    b) Özel tertibatı olmayıp, sakatlık derecesi %90 ve üzeri olan malul ve engelliler tarafından Özel Tüketim Vergisinden muaf olarak bizzat ithal edilen yada ülkemizden satın alınan araçların tescil belgelerine, "araç sahibi malul ve engelli kişinin kanuni mümessili ile üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarından bir sürücü veya noterlerce düzenlenmiş iş aktine bağlı olarak istihdam edilen bir sürücü tarafından kullanılması zorunlu olup, Özel Tüketim Vergisi ödenmeden devri, satışı, hibesi, intifasının mülkiyeti muhafaza kaydıyla veya sair şekillerde adken devri, tasarruf hakkının vekaletname ile devredilmesi, kiralanması, ödünç verilmesi yasaktır" şeklinde şerh konulur. Ayrıca, ithal araçların gümrük şahadetnamelerinde, yukarıda belirtilen şerh dışında varsa diğer şerhler de tescil belgesine işlenir.
    Malul ve sakatlar tarafından ithal edilerek getirilen araçların, aynı durumdaki başka bir malul veya sakata devri veya bunların ölümü sonucunda varislerine intikali halinde, bu araçlar gümrük vergisinden muaf olup, devir ve tescil işlemi ilgili gümrük Müdürlüğü'nün iznine bağlıdır. Araç ülkemizden satın alınmış ise ilgili vergi dairesinin izninin alınması gereklidir.
    Malul ve sakatlara ait özel tertibatlı araçların her ne sebeple olursa olsun, yönetmelikte izin verilen kişiler dışında başkaları tarafından kullanıldığının tespiti halinde; araç trafikten men edilerek bu hususta düzenlenecek bir tutanakla mer'i mevzuat çerçevesinde işlem yapılmak üzere ilgili gümrük ve maliye birimlerine intikal ettirilir.
    c) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce, tescil işlemleri yapılmış ve kendilerine tescil plakası verilmiş olan araç sahiplerinin istekleri halinde veya tescil plakalarının zayi, yıpranma veya aracın bir başka tescil kuruluşuna nakli durumunda (Ek:12/U ve 12/V)'de nitelik ve ölçüleri gösteren tescil plakaları verilir.

#28.01.2010 20:13 0 0 0