Allâh-ü Teâlanın, seven, yardım eden, erişilmeyecek sonsuz gücü ile koruyan, himaye eden "Yüce bir İlah" olduğunu telkin etmek yerine, sevimsiz, ürküten, korkutan, gazap eden; kaçınılması gereken ve cezalandırmak için fırsat kollayan "Korkunç bir İlah" şeklinde telkin etmek, en başından Yaratıcı ile kulun arasını açmaktadır Bu da; insana, hayatı boyunca taşımakta zorluk çekeceği bir yük olur
İnsanlar üzerinde "sevgi" yerine "korku duygusu"nun kullanılması, şiddet dahil, birçok olumsuzluğun temelini teşkil eder
Erken çocukluk döneminden beri sevgiden uzak kalmış çocuklar için, diğer bütün şartlar elverişli olsa bile, sağlıklı bir psikolojik gelişme beklenemez "Sevgi duygusu" insanı, önce kendi içinde huzura kavuşturan, sonra da canlı, cansız tüm çevresi ile bütünleştiren, kaynaştıran bir duygudur Şefkat, acıma, yardımlaşma, cömertlik gibi duyguların temelinde de "sevgi duygusu" bulunur Sevgiden yoksunsa kişi, onu, kendisi ve çevresi ile barıştıracak bir güç bulmak zordur Esasen "sevgi" ve sevgiden kaynaklanan duygular, "insan" olarak dünyaya gözlerini açan bu harikulade varlığın "insan olarak yaşaması" için şarttır Sevgi odaklı duygulardan yoksun büyüyen birinin "insan kalması" ve insanlık dışı olumsuzluklardan kurtulması kolay olmaz Hele "sevgi" yerine, "korku" duygusu ile hamuru yoğrulmuşsa, ciddi problemlerle karşılaşması pek muhtemeldir
"Sevgi"nin koruyan, bütünleştiren, barıştıran, huzur verici özelliğine karşılık "korku"; dağıtan, ürküten, kaçıran, uzaklaştıran, nefret uyandıran bir duygudur Kişiyi önce kendi içinde bozar Bütünlüğünü tehlikeye sokar Sonra da tüm çevresi ile ilişkilerinde tedirgin, şüpheci ve uyumsuz yapar; kendini savunma ihtiyacı içinde, sürekli huzursuz ve her an saldırmaya hazır hale getirir
Çocuklarını Şiddete Hazırlayan Anneler
Allah "En Çok Seven ve Sevilen" Olarak Bilinmeli İken! "Çocukluk", "sevgiye dayalı ve olumlu bir İlah fikri" ile tanışmak için en uygun çağdır
"Yaratıcı", öncelikle 'çok seven ve sevilen' (Vedud) olduğuna göre, telkinlerin de bu yönde yapılması gerekir
Kimse Yaratıcı Kudret'i istemediğini yapmaya mecbur edemeyeceğine göre! Sevmeseydi yaratmazdı diye düşünmek gerekmez mi?!
O'nun, daha baştan insanı yaratıp vücut vermekle ve bahşettiği nice nimetlerle, lütufkâr olduğunun anlatılması gerekirken; seven, yardım eden, erişilmeyecek sonsuz gücü ile koruyan, himaye eden "Yüce İlah" yerine; sevimsiz, ürküten, korkutan, gazaplanan; kaçınılması gereken ve cezalandırmak için fırsat kollayan bir "korkunç İlah" telkini, ta baştan Yaratıcı ile kulun arasını açmaktadır Bu da; insana, hayatı boyunca taşımakta zorluk çekeceği bir yük olur
Çocuğu "Otorite" İle KorkutmakYaratıcı fikri, toplumun önemli bir kesiminde, öncelikle çocukluk döneminde, bir dini eğitim ve öğretim amacıyla verilmez Çocuklar, "Allah" fikriyle, okul öncesi dönemde, daha çok anneleri tarafından tanıştırılır Genellikle de "korku ve tehdit" üzerine gelişir
Burada annelerin ilk amacı, çocuklarına "Allah inancı"nı öğretmek ya da benimsetmek değildir Allah'nın adını, çoğunlukla, çocuklarına söz dinletemedikleri zaman, onları hizaya getirmek üzere kullanırlar
Çocuklarına kendilerini saydıramayan anneler, onları önce babaları ile tehdit ederler Ancak çoğu zaman bununla da yetinmez, daha büyük bir güçle tehdit etme ihtiyacı hissederler ki, bu da ancak "Allah" olabilir
"Baba" ile tehdidin üzerine "Allah" ile korkutmayı da eklediklerinde, çocuklar için yapabilecekleri en yanlış telkini böylece tamamlamış olurlar
"Sevgi" ile büyütülmesi gereken ve doğal olanı da bu iken, "korku" ile büyütülen bireyde, ortaya çıkacak sonuçlar hayatın tümü üzerinde, ömür boyu telafisi kolay kolay mümkün olmayacak derecede etkili olur
"Sevgi" Yerine, "Korku" Duygusu Üzerine Kurulan 'Yanlış Otorite Benimsemesi'
"Otorite fikri" ya da "otorite benimsemesi", kişiliğin oluşmasında en önemli unsurlardan biri! 'Baba'dan 'Yaratıcı'ya doğru yükselen "otorite benimsemesi, bir yandan kişiliğimizi disipline ederken, diğer yandan ruh sağlığımızın yerinde olmasına yardımcı olacak "güven" duygumuzun gelişmesi için şart
Gücün, kuvvetin, kudretin ifadesi "otorite", eğer "korku duygusu" üzerine kurulmuşsa, "güven içinde yaşama" ihtiyacımıza cevap veremez Tam aksine "güvensizlik hissi" oluşturur Bu da ruh halimiz üzerinde son derece olumsuz etkiler yapar
Duygu ve kişilik eğitiminde doğru olan, güç ve kudretin sembolü olan "baba" ya da, en büyük Kudret "Yaratıcı"ya "sevgi" ile yakınlaşma sağlamaktır "Sevgi"yle kurulan ve babadan Allah'a kadar uzanan "olumlu otorite benimsemesi", ruh sağlığının tanımı olan; "kişinin; kendisi, çevresi ve Rabbi ile barışık ve güven içinde yaşaması"nın zeminini oluşturur
Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiginizde yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!
_________Can Yücelin bu güzel benzetme sanatı yaparak sunduğu makaleyi bizlerle paylaştığınız için tşkrler arkadaşım...
Ahmet ve Nagihan neşe içinde girdiler evlerine. Onların bu neşesine pek ortak olmayansa altı yaşındaki oğulları Emre'ydi. Emre yarın sünnet olacaktı. Ve şu an çarşıdan ona sünnet kıyafeti alıp gelmişlerdi. Nagihan, Emre'yi de yanına alarak içinde sünnet kıyafeti olan kutuyla oturma odasına geçti. Emre'ye önce kenarları beyaz peluş olan saten pelerini, sonrada başına kralların giydiği taca benzer parlak taşlarla süslenmiş başlığını giydirdi.. Ve en son olarakta gümüş renkli asasını verdi eline. Oğlunu omuzlarından şöyle hafifçe geri iterek baştan aşağı gururla süzdü. Gözleri yaşarmıştı. Oğlunun ilk mürüvetini inşallah yarın görecekti. O sırada salonda oturan Ahmet " Hadi oğlum gelde ben de bir bakayım" diye seslendi. Emre büyük bir sevinçle babasının yanına geldi.
"Baba bak. Nasıl olmuş sünnet kıyafetim?"
Ahmet oğluna parlayan gözlerle bakıp,
" Hımm.. Vay be çok güzel olmuşsun oğlum." dedi. "Hem de çok güzel. Elindeki asayla da tam krallar gibi olmuşsun maşallah." Sonrada içinden "Zaten de öylesin benim canım oğlum" diye mırıldandı. Emre gelip, bu kez de babasının kucağına oturdu. Elbisesinin üzerindeki süslemeleri tek tek babasına göstermeye başladı. Bir an başını kaldırıp sevinçle babasının gözlerine baktı ve;
"Baba, senin baban da sana böyle bir elbise mi almıştı?" diye sordu.
Bu soru karşısında Ahmet bir an duraksadı! Yüzünde acı bir gülümseme belirdi.. Güçlükle,
"Benim babam mı?" diyebildi. Gözleri dolu dolu olmuştu. Hiç bir şey söylemeden oğlunun başını sıvazlamaya başladı. Gözünden süzülmek üzere olan yaşları oğluna göstermemek için başını öne eğdi.
"Bir dakika oğlum ben geliyorum " diyerek sessizce kalkıp yatak odasına gitti.
O sırada, gülümseyerek "Hani oğlum babana kıyafetini gösterdin mi" diyerek annesi girdi salona. Ahmet'i göremeyince "Baban nerede oğlum" diye sordu merakla. Babasının ardından şaşkınca bakan Emre,
"Babam benim kıyafetimi çok beğendi. Ben de ona, senin baban sana da böyle bir ebise aldı mı diye sordum. O da bana hiç bir şey demeden odasına gitti." dedi annesine.
İşte o an yüreğinde derin bir acı hissetti Nagihan! Ahmet, daha annesi kendisine hamileyken babasını kaybetmişti.
Nagihan, üzüntü içerisinde derin bir iç çekip, ağır adımlarla yatak odasına gitti. Kapıyı açtığında Ahmet gerçekte hiç sarılamadığı babasının resmine sarılmış ağlıyordu. Yavaşça gelip omzunu tuttu. Eliyle gözlerindeki yaşları silmeye çalıştı. Ahmet elindeki resmi yavaşça yatağın üzerine bıraktı. Yüzünü, karısına çevirmeden pencereye gelip bir müddet dışarıda yağan yağmuru seyretti. Bu arada Nagihan üzüntü içinde Ahmet'e bakıyordu. Sonra, birden Ahmet gardıroba yöneldi! Yarın oğlunun sünnetinde giymek için aldığı takımı çıkarıp, yavaşça üzerine giymeye başladı. Nagihan şaşırmıştı! Ahmet'in ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyordu. Ahmet biraz sonra takım elbisesini giyimişti. Nagihana bakıp zor anlaşılan bir sesle " Ben biraz hava alıp geleceğim" dedi Nagihan biraz düşündükten sonra anlamıştı eşinin neden şimdi takım elbisesini giyip dışarı çıktığını. O hiç göremediği babasına gidiyordu.
Bir saat sonra Ahmet babasının mezarı başındaydı. Sağanak yağmura ve yerdeki çamura aldırmadan takım elbisesiyle diz çöküp keder içinde konuşmaya başladı,
"Merhaba babacım. Nasılsın? Sana güzel bir şey söyleyeceğim. Yarın torunun sünnet oluyor biliyor musun? Hani şu hiç kucağına alıp okşayamadığın.. Koklayamadığın.. Öpemediğin ve benim seni göremediğim gibi, senin de hiç göremediğin. Ne çok isterdim baba biliyor musun torunun sünnet olurken, o an gururla sana bakabilmeyi. Ne çok isterdim torununu sünnet elbisesi içinde elinden tutmuş gururla gezdirdiğini görebilmeyi. Baba sensiz olmak ne kadar kötüymüş biliyor musun? Her düşüşümde daha çok anlıyorum sensizliği. Her savrulduğumda ve her yediğim tokatta hep bir sığınak olarak seni aradım baba. Yani, yavrusu için aslan kesilecek olan seni baba. Çocukluğumda benden büyüklerden dayak yerken "Sizi babama söyleyeceğim diyememek ne acı biliyor musun? Sensizlik ne acı. Ve ben şimdi çocuğumu severken anlıyorum, sevginden eksikliğimi. Ve çocuğumla güle oynaya boğuşurken, anlıyorum ne büyük mutluluklardan mahrum kaldığımı. Zor baba zor.. sensizlik inanki çokk zorr . Demir atmasamda girdiğim limanların çoğu hep yanlıştı. Niye biliyor musun? Çünkü klavuz kaptanım hiç yoktu. Yani sen yoktun babam.. Sen yoktun.. Sensizlik çok..Ama çok kötü . Ne kadar eksiğiz baba biz sensiz, ne kadar eksik sevinçlerimiz. Babalar günü hediyelerimiz hep adressiz. Seninle vuslat ancak bu soğuk mermer başında hep sessiz. Bayramlarımız buruk, boynumuz hep bükük. Offf..baba off! Ne olur şimdi bakıpta üzülme sakın bu feryadıma, ama ben seni öyle özledim ki! Anla. Hadi kalk baba. Kalk.
Kalk artık. Gözünü seveyim kalk..kalk .Yetmedi mi otuz beş yıllık ayrılığımız. Hadi tut şu hasretinle yanan yetim ellerimi. Hadi kalk gidelim. İstersen seni sırtımda taşırım. İstersen başınım üzerinde. Bak yarın torunun sünnet olacak. Herkes görsün Emre'nin de ardında mübarek nur yüzlü bir dedesi var. Herkes görsün Ahmet'inde ardında bir dağı var. Hadi kalk babam..Artık Kalk...kalk..
Ayrılık, geldi çattı kapıya
Davetiye çıkardı her belaya
Selam verdim, göz yaşına, acıya
Yenik düştüm, bu hayata...
Ne desem olmuyor
Her şey tersine dönüyor
Hayallerim gittikçe sönüyor
Düşmanların bedduası hep tutuyor...
Nereye gitsen Azrail hep yanımda
Melekler, kaldılar hep uzakta
Gelmezler oldular yanıma
Şimdi ölüm geldi, dayandı kapıya...
Çok güzel,hayatın içinden yaşanılası bir hikayeyi yine harika bir şiirle bitirmiş yazar.Bu güzel hikayeyi zevkle okudum ;bizler le paylaştığın için emeğine sağlık Haktan..Teşekkür ederim...