böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir
Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler
(Ahzab Suresi, 23)
GİRİŞ
Kuran ahlakından uzak bir yaşam süren bir kısım insanlar, doğru yol kendilerine gösterildiği halde, bu çağrılardan yüz çevirmektedirler Ancak bu tutumları, bu kimselerin hayatları boyunca Allah'ın Kuran'da tarif ettiği üstün ahlak yapısından yoksun kalmalarına ve bunun maddi-manevi zararlarına katlanmalarına yol açmaktadır: Üzüntü, sıkıntı, karamsarlık, umutsuzluk, bencillik, tartışma, kavga, geçimsizlik, ikiyüzlülük, alaycılık, çıkarcılık Toplumun geneline hakim olan tüm bu ve benzeri olumsuz davranışlar, gerçekte insanların Allah'ın Kuran ile bildirdiği hak dinden ve güzel ahlak anlayışından uzaklaşmalarının bir sonucudur
Ne var ki kimi insanlar bu durumun farkında bile değildir Üstelik, mantık örgüleri de tüm bu olumsuzlukları normal karşılayacak kadar büyük bir bozulmaya uğramıştır İçine düştükleri bu durumun nedeni, Allah'ın hak dinini terk etmiş olmalarıdır Allah Kuran'ın, "Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran'ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar" (Furkan Suresi, 30) ayetiyle insanların bu tavrını bizlere bildirmektedir
Bu kitabın konusu olan 'sadakat' kavramı da, Kuran ahlakından uzak yaşayan insanların tamamen yanlış ve çarpık bir bakış açısıyla değerlendirdikleri, hatta kimilerinin gerçek anlamıyla hiç bilmedikleri ve yaşamadıkları bir özelliktir Her konuda olduğu gibi, sadakat konusunda da, iman edenler ile inkar edenler arasında büyük bir anlayış farkı vardır Cahiliye toplumundaki sadakat anlayışını, 'insanın sevgi ve yakınlık duyduğu ya da menfaat umduğu kişilere bağlanması, hangi şartlar altında olursa olsun, tamamen o kişilerin emir ve arzularını gözetmesi' olarak tanımlayabiliriz Cahiliye inançlarını benimseyen insanların sadakati, gerçek anlamından sapmış ve çeşitli dünyevi çıkarlara alet edilen bir sadakat türü haline gelmiştir
İnkar edenler, Allah'a iman etmedikleri ve O'nun yüceliğini gereği gibi takdir edemedikleri için Allah'a sadakat gösterme şerefinden de mahrum kalırlar Allah'a sadakat göstererek bir hayat yaşamanın, kendilerini tüm dünyevi zevk ve tutkularından mahrum bırakacağı yanılgısına düşerek, Allah'a bağlanmaktan ve O'na sadık kalmaktan kaçınırlar Oysa Allah, samimi bir kalple Kendisi'ne bağlanan sadık kulları için, dünyada ve ahirette nimetlerin ve zevklerin en güzelleri olduğunu bildirmiştir Ancak inkar edenler bu gerçeğin şuurunda değillerdir
Buna karşılık, inkar edenler de farklı bir yönde derin bir sadakat hissi içerisindedirler Bu sadakat, iman etmeyen insanların nefislerine ve şeytana karşı gösterdikleri sadakattir Şeytanın ve nefsani arzularının peşine takılmış olan bu kimseler, yaşamlarını bu iki saptırıcıya son derece sadık kalarak geçirirler Onları adım adım izlerler Oysa şeytana ve nefse gösterilen sadakatin ahiretteki karşılığı ebedi bir azaptır
Müminler ise inkar edenlerin aksine, Allah'ın onlara verdiği akıl ile doğru düşünebilen ve Allah'ın gücünü ve ilmini hakkıyla takdir etmeye çalışan insanlardır Bu nedenle, övgüye tek layık olanın Allah olduğunun bilincindedirler Allah'ın Kuran ile bildirdiği ahlakı, hiç taviz vermeden yaşarlar Gönderilen elçilerin yoluna hiçbir kuşkuya kapılmadan sadakat göstererek uyarlar Kendilerine isabet eden zorluklara karşı sabır gösterir ve her zaman her işlerinde daima Allah'a yönelirler Allah'ın yardımını ve rahmetini isterler Hiçbir korku ve endişeye kapılmadan, sürekli olarak Allah'ın rızasını kazanmaya çalışırlar En şiddetli imtihan ortamları dahi Allah'a karşı olan sadakatlerinden taviz vermelerine neden olmaz Tam tersine Allah'a olan bağlılıkları, yakınlıkları ve sadakatleri sürekli olarak katlanarak artar Yüce Rabbimiz Allah, bu güzel davranışlarına karşılık olarak, iman edenler için Allah Katında bir bağışlanma ve büyük bir ecir olduğunu vadetmiştir:
Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır (Ahzab Suresi, 35)
Sözlükte dürüstlük, doğruluk, gerçeklik, kalp temizliği, verilen hükmün var olana uygun bulunması, vakıa ve hadiseye mutabık haber, vefa, ahde bağlılık, hak olan; terim olarak ise söz, fiil ve davranışlardaki tutarlılık, iç ve dışın birbirine uygunluğu, olanı olduğu gibi anlatma demektir. Zıttı ise yalancılıktır.(1)
Tasavvufî bir terim olarak bakıldığında ise sıdk; kişinin mahvolması söz konusu olan durumlarda bile hak olanı söylemesi; yalandan başka bir şeyin insanı kurtarmayacağı hallerde dahi doğruluktan ayrılmaması; itikadında şüphe, halinde leke ve davranışlarında kusur bulunmaması; özün söze uyması anlamlarında kullanılmaktadır.(2)
Sıdk ile aynı kökten gelen sadakat kelimesi cefa ve sefada, lütuf ve kahirde kalbin aynı durumda bulunması, her halükarda Hakk'a aynı derecede bağlı kalması, 'Elest bezmi'nde Hakk'a verilen söze ve ahde vefalı olmasıdır.
Sıdk kelimesi insanın lisanından çıkmaya görsün akla ilk gelen sıddîk lafzıdır. Sıddîk, dürüstlük ve doğruluk demektir. Ayrıca aralarında sıkı bir münasebet bulunması sebebiyle Hz. Peygamber (s.a.v.)'e yakın olunduğundan bilgi, söz ve davranışlarla Habib-i Kibriyâ'nın her getirdiğini tasdikte kemâl mertebesinde bulunmak anl----- gelen bu kelime, peygamberliği izleyen en yüce bir manevî makam olup; Hz. Ebû Bekr'in bulunduğu mertebedir. Sıddîk olmak dilin söylediği her şeyi kalp ve amel ile gerçekleştirmeyi, özü söze uydurmayı gerektirmektir. Ebû Ali Dekkâk; "Sıdk, halka olduğun gibi görünmen veya onlara göründüğün gibi olmandır."(3) demiştir.
Kur'ân-ı Kerim'de aynı kökten türeyen kelimelerle birlikte 155 yerde geçen bu kavram, kelam âlimlerinin nübüvvet sıfatı saydığı bir özelliktir.(4) Bu sıfatın peygamber olmayan sahipleri, peygamberlerden hemen sonraki makamdadırlar.(5) Nitekim "Kim Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ederse onlar, Allah'ın nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salihlerle beraberdir."(6) buyrulmuştur.
Kur'ân-ı Kerim'de söz ve davranışlarında belli bir sıdk haline ulaşabilenler muhtelif vesilelerle övülmüş(7) ve sıdk ehli kimselerle beraber bulunmak takvaya erdirici bir sebep olarak görülmüştür.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun."(8). "Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde sıdk üzere duran nice erler vardır."(9) âyet-i kerimesinde sıdk ehli övülmüştür. Âyette geçen sıdkın 'Elest bezmi'nde Rabbimize verdiğimiz söze sadakat göstererek doğruluk üzere olmak anl----- geldiği ifade edilmiştir. Bu takdirde sıdk, Allah Teâlâ'ya o zaman verilen sözü tutmak demektir.(10)
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de doğruluk ve yalancılık hakkında şöyle buyurmuşlardır: "Doğruluk birr'e (iyiliğe), birr Cennet'e ulaştırır. Kişi Allah katında sıddîklar zümresinden olmak için doğrulukta bulunsun. Yalan ise insanı ahlâksızlığa, o da Cehennem'e götürür. Bir kimse Allah katında yalancılar sınıfına yazılmak isterse yalan söylesin."(11), "Kul sürekli doğru söyler ve doğruyu (sıdk) ararsa, Allah indinde sıddîk olarak yazılır. Yalan söyler ve yalanı ararsa Allah nezdinde yalancı olarak yazılır."(12)
Doğruluk; şeytan (aleyhi'l-la`'ne) ile savaş, onun hilelerinden kurtuluş, vesveseden uzaklaşma ve şerden korunmaktır. Zira doğruluk, kalpten dünyaya ait olan sevgiyi çıkarma hususunda insanı mücahede ve hayra davet eder.
Doğruluğun mahalli dil, kalp ve fiillerdir. Bunların hepsi doğruluğa muhtaçtır. İnsanın diliyle doğru olanı söylemesi, kalbinden geçenlerin doğru şeyler olması, fiil ve hareketlerinde istikametten şaşmaması onu dünya ve âhiret saadetine ulaştırır.
Doğruluk, Allah Teâlâ'ya kavuşma hazırlığı olup, iman ve sâlih amelin anahtarıdır. Sıdk, sâlihleri Allah'a yaklaştıran bir makamdır. İstikamet üzere olmak isteyen bir kimse, gafletle geçen günlerine tevbe edip, peygamberî ahlâkı yakaladığı zaman onda yavaş yavaş muhabbet, korku, hüzün, ümit, teslimiyet gibi özellikler ortaya çıkar. Bütün bu güzel hasletlerin hepsi insanı doğruluğa alıştırma hazırlığı ve Hakk'a ulaştırma vesilesidir.
Ahmed b. Hadraveyh şöyle der: "Allah Teâlâ'nın kendisiyle beraber olmasını isteyen kimse sıdka dört elle sarılsın. Zira Allah Teâlâ; 'Şüphesiz ki Allah sadıklarla berberdir.'(13) buyurmuştur."
Doğruluk, nefsin kötü ahlâklarını güzelleştirerek insanı manevî hastalıkların en büyüğü olan yalan ve nefsin aşırı istekleri sayılan şehvetten kurtarır ve kalbi temizler. Bu sayede insan gerçek imanın zevkini tatmaya başlar. İnsanın nefsiyle olan mücadelesine sadakatle devam etmesini sağlar. Haramlardan uzaklaştırır.(14) Kannâd, "Sıdk, haramları men etmek ve ondan uzak durmaktır." der.
Sıdk ahlâkından nasip alamama sebebini Sehl b. Abdullah Tüsterî şöyle ifade etmektedir: "Nefsine ve başkasına yağcılık eden sıdkın kokusunu koklamamıştır." "Sıddîklar için ilk hıyanet nefisleri ile konuşmaları ve nefsin sıdk konusunda kendilerine vesvese vermesidir."(15)
İmam Gazâlî'nin ifadesine göre doğruluğun mertebeleri altı esasta toplanmıştır. Bunlar: Sözde, niyet ve iradede, azimde, vefada, amelde ve dinin bütün makamlarını tahakkukta doğru olmaktır. Kim bu sıfatlarla muttasıf olursa o, doğrulardandır.(16)
Abdulvâhit b. Zeyd, sıdkın amelî boyutunu ele alarak bunu ahde vefa şeklinde yorumlar: "Sıdk, amel ile ve fiilen Allah Teâlâ'nın ahdine vefa etmektir."(17)
Sıdk, dilin söylediğini kalp ve amel ile göstermektir. Sıdk konusunda kişiye lazım olan hakikaten niyet ve iradede doğru olmaktır. Bunun başı ise tevhiddir. Vâsıtî; "Sıdk, kast ile beraber tevhidin sıhhatidir." der. Yani sıdk, niyet ve maksadın Hakk olması kaydı ile sahih bir tevhiddir.
Bu sebepledir ki sadık olan bir kimseden Hakk'ın razı olacağı bir ahlâktan başkası görülmez. Onların hâli ya farzları ikmal etmek veya nafilelere devam etmektir. İbrahim Havvas, onların bu hâlini şöyle ifade eder: "Sadık olanı, ya üzerine farz olanı eda ederken veya nafile ibadetle meşgul olurken görürsün. Bundan başka bir hâl üzere göremezsin."(18)
Doğruluk, avam olsun havas olsun herkeste aranılan bir haslettir. Avamda başka, havasta başka değildir. Doğruluk, her yerde ve her zamanda doğruluktur. Bugün doğru olup da yarın bu ahlâktan uzaklaşmak gibi bir durum söz konusu olmadığı gibi; şu zaman az, bu zaman çok şeklinde de değildir. Kullar arasında farklı olan, sadece bu ahlâkı yakalama hususunda gösterilen gayrettir.
Doğruluk, güzel alışkanlıkların ahlâka dönüşmesinde önemli bir vasıftır. Kişinin şaka bile olsa yalan söylemesi bu olgunluğa zarar vermektedir. Zira "Sıdkın hakikati, yalandan başka bir şeyin seni kurtaramayacağı yerde doğru söylemendir." denilmiştir.(19)
Kuruluş ancak doğruluktadır. Kulun dili, kalbi ve ameli hep bu istikamette olmalı, yalana alışmamalıdır. Zira daha sonra doğru da söylese bir anlam ifade etmez. Her şeyin bir değeri varken yalancının doğru söylemesinin bir kıymeti olmadığı bilinmektedir. "Yalancının alameti, teklif edilmeden cömertçe yemin etmesidir." denilmiştir.
Öyleyse insan kendisine zararı dokunacağından korksa bile yine doğruluktan ayrılmamalıdır. Çünkü bu davranışı mutlaka kişinin yararına olacaktır. Kul, fayda vereceğini ümit etse bile yalandan şiddetle sakınmalı, asla böyle bir hataya düşmemelidir. Zira yalan er geç sahibine zarar verecektir.
Allah (c.c.), dilinin söylediğini kalbi ve ameli ile gerçekleştirebilen kullarına rahmet eylesin! Âmin!
Kaynakça:
1. Bkz. ULUDAĞ Süleyman, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 468.
2. Kuşeyrî, Risâle, s. 356.
3. Bkz. Kuşeyrî, a.g.e., s. 359.
4. Peygamberlerin sıfatları: Sıdk, emanet, fetanet, ismet, tebliğdir. Sıdk, peygamberlerin yalan söylememesi demektir. Bkz. Ömer Nesefî, Akaid, s. 119.
5. Sıdk, tasavvufta bir makam olarak kabul edilmektedir. Fakat her makamda yaşanılan bir takım hâller vardır. Bu makamdaki hâlleri Bayezid Bestâmî şu şekilde ifade eder: "En büyük veliler olan sıddîklerin hâlleri, peygamberlerin ilk hâlleridir. Peygamberlerin son hâlleri için ise ulaşılacak bir hudut yoktur." Bkz. Kelâbâzî, Taarruf, s. 103.
6. en-Nisâ, 4/69.
7. Bkz. el-Ahzâb, 33/35; el-Mâide, 5/119.
8. et-Tevbe, 9/119.
9. el-Ahzâb, 33/23.
10. Bkz. YILMAZ Hasan Kamil, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, s. 178.
11. Müslim, Birr 105.
12. Buhârî, Rikak 38.
13. el-Bakara, 2/153.
14. ERAYDIN Selçuk, Tasavvuf ve Tarikatlar, s. 162.
15. Kuşeyrî, a.g.e., s. 359.
16. Bunlardan niyet ve iradedeki sıdkın adına ihlâs denmektedir. Gazâlî, İhyâ, c. IV, s. 334.
17. Kuşeyrî, a.g.e., s. 357.
18. Kuşeyrî, a.g.e., s. 358.
19. Cüneyd-i Bağdâdî'nin sözü. Bkz. Kuşeyrî, ag.e., s. 358.
Buhârî ve Müslim, İbni Mesud'dan Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Doğruluktan şaşmayınÇünkü doğruluk iyiliğe götürür İyilik de cennete götürür Kişi doğru söylediği ve söylemeye devam ettiği sürece ALLAH'ın yanında sıddîk olarak yazılır Yalandan da sakının Çünkü yalan söylemek, kötülüğe (fücura) götürür Kötülük de cehenneme götürür Kişi yalan söylediği ve söylemeye devam ettiği sürece ALLAH'ın yanında yalancı olarak yazılır" (Buhârî (6094); Müslim (105/607)
Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem, bu sözüyle doğru söylemenin iyilik işlemeyi gerektiren ve yalan söylemenin de kötülük işlemeyi gerektiren bir etken olduğunu belirtir
Onun için alimlerden biri, etrafında olan kişilere tevbe etmelerini söylerken, ürkütmemek ve nefret ettirmemek için daima doğru söylemesini emrederdi Onun için alimler ve şeyhler konuşmalarında ihlas ve doğru olmaktan çokça söz eder ve "Doğru söylemeyen kişi bana uymasın" derlerdi
"Doğru söylemek, ALLAH'ın yer yüzünde kılıcıdır, hangi şeye vurulursa keser" derler
Seyf b Esbat ve başkaları şöyle der:
"Kim ALLAH'a karşı doğru olursa, mutlaka kendisine de doğru davranılır"
Bunun örnekleri çoktur
Sıdk (Doğruluk) ve ihlas, gerçekte imanın ve İslam'ın netleşmesidir Bilindiği gibi müslüman olduğunu söyleyenler mümin ve münafık olmak üzere iki kısma ayrılırlar
Mümin ile münafık arasındaki fark, doğruluktur
Münafıklığın üzerinde bina edildiği temel ise, yalancılıktır Onun için ALLAH, gerçek imanı anarken onu doğrulukla niteler
"Bedeviler: "iman ettik" dediler, de ki: "İman etmiş değilsiniz ama İslam olduk deyin; iman henüz gönüllerinize yerleşmedi; eğer ALLAH'a ve peygamberine itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez; şüphesiz ALLAH, bağışlar, merhamet eder İman edenler, ancak ALLAH'a ve peygamberine inanmış, sonra şüpheye düşmemiş; ALLAH uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihat etmiş olanlardır İşte onlar doğru olanlardır" (49 Hucurat/14-15)
"ALLAH'ın verdiği bu ganimet malları bilhassa; yurtlarından ve mallarından edilmiş olan, ALLAH'tan bir lütuf ve rıza dileyen, ALLAH'ın dinine ve peygamberine yardım eden muhacir fakirlerindir İşte doğru olanlar bunlardır"(59 Haşir/8)
Yüce ALLAH, imanlarında doğru olanların içlerinde şüphe taşımadıklarını, mal ve canlarıyla onun yolunda cihad ettiklerini belirtir Çünkü öncekiler ve sonrakilerden alınan söz budur
Yüce ALLAH şöyle buyuruyor:
"ALLAH peygamberlerden söz almıştı: "And olsun ki size Kitap, hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti "İkrar ettik" demişlerdi de: "Şahid olun, Ben de sizinle beraber şahitlerdenim" demişti"(3 Âl-i imran/81)
İbni Abbas radıyALLAHu anh şöyle der:
"ALLAH, gönderdiği her peygamberden şu sözü almıştır:
Hayatta iken Muhammed (sallALLAHu aleyhi ve sellem) peygamber olarak gönderilirse, ona iman edeceksin ve destekleyeceksin, Muhammed peygamber olarak gönderilirse ona iman edeceklerine ve destekleyeceklerine dair kendi ümmetinden de söz alacaksın" (İbn Kesîr Tefsiri (1/378)
Yüce ALLAH buyuruyor:
"And olsun ki peygamberlerimizi belgelerle gönderdik; insanların doğru hareket etmeleri için peygamberlere kitap ve ölçü indirdik; pek sert olan ve insanlara bir çok faydası bulunan demiri de var ettik Bu, ALLAH'ın dinine ve peygamberlerine görmeksizin yardım edenleri meydana çıkarması içindir Şüphesiz ALLAH kuvvetlidir, güçlüdür"(57 Hadid/25)
ALLAH kitabı ve mizanı indirdiğini, kendisine ve peygamberlerine kimin yardım ettiğini ortaya çıkarması ve adaletin yerine gelmesi için de demiri indirdiğini belirtmiştir
Onun için din, yol gösteren kitap ve yardım eden kılıçla ayakta durur
Yol gösterici ve yardımcı olarak da olarak ALLAH yeter
Kitap ve demir, indirilişte ortak olsa da, bu, birinin inmediği yerden diğerinin inmesine engel değildir Çünkü Kitap, ALLAH'tan indirilmiştir
"Aziz ve hakim olan ALLAH'tan Kitab'ın indirilmesidir" (39 Zümer/1),
"Elif Lam Ra Bu, ayetleri muhkem olan, sonra hakim ve habir olan tarafından tafsil edilen bir kitaptır"(11 Hud/1),
"Şüphesiz Kur'an sana hakim ve alim olan tarafından veriliyor"(27 Neml/6) ayetlerinde belirtildiği gibi
Demirde içinde yaratıldığı dağlardan çıkarılmakta / indirilmektedir
Dinin temellerini içeren birr (iyilik) iddiasında sadık (doğru) olanları nitelemesi de bu şekildedir
Yüce ALLAH buyuruyor:
"Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmenizbirr (iyi olmak demek) değildir; lakin iyi olan, ALLAH'a, âhiret gününe, meleklere, Kitaba, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır"(2 Bakara/177)
Münafıkları ise, ALLAH değişik ayetlerde yalancılıkla nitelemiştir Şöyle buyurur:
"Kalplerinde hastalık vardır, ALLAH hastalıklarını artırmıştır Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır"(2 Bakara/10)
"İkiyüzlüler sana gelince: "Senin şüphesiz ALLAH'ın peygamberi olduğuna şehadet ederiz" derler ALLAH, senin kendisinin peygamberi olduğunu bilir; bunun yanında ALLAH, ikiyüzlülerin yalancı olduklarını da bilir"(63 Munafikun / 1)
"ALLAH'a verdikleri sözden caydıkları ve yalancı oldukları için O'nunla karşılaşacakları güne kadar ALLAH kalplerine nifak soldu" (9 Tevbe/77)
Kur'anda bunu belirten ayetler çoktur
Bilinmesi gereken şeylerden biri de, doğru söylemek ve tasdik etmek, hem söylemde/sözde hem amellerde olur
Rasûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem sahih hadiste şöyle buyurur:
"İnsan oğluna zinadan payı yazılmıştır ve onu mutlaka yapar Gözler zina eder ve onların zinası bakmaktır, kulaklar zina eder ve onların zinası dinlemektir, eller zina eder ve onların zinası dokunmaktır, ayaklar zina eder ve onların zinası yürümektir, kalp arzu eder ve canı çeker, tenasül organı da bunu ya doğrular veya yalanlar" (Buhârî (6243); Müslim (2657)
Düşmanla savaşmakta kararlı olanların saldırıları için: "düşmana doğru / gerçekten bir saldırı yaptılar" denir "Falan kişi sevgi ve dostluğunda sadıktır / doğrudur" denir Bunun benzerleri çoktur
Bütün bunlarla iradesi, amacı ve isteğinde sadık / doğru olan kişiler kastedilir
Mümin amelinde, haber ve konuşmasında doğru/samimi olan kişidir
Münafık, doğru olan müminin zıttıdır O da sözünde veya amelinde yalancı olan kişidir Amelini gösteriş için yapan kişi gibi
Yüce ALLAH şöyle buyuruyor:
"Şüphesiz münafıklar ALLAH'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, ne onlarla, ne de bunlarla olur, ikisi arasında bocalayarak ALLAH'ı pek az anarlar ALLAH'ın saptırdığı kimseye yol bulamayacaksın"(4 Nisa/142-143)
İslam dininin temeli samimiyettir Dinin her hükmünün, Kur'an'ın her ayetinin, İslam ahlakının her yönünün temelinde var olan yapı budur Müslüman dinini samimiyetle öğreniyor ve Allah'a imanı ancak samimiyeti oranında yaşayabiliyor Müslümanlığı yaşamaya başladığımdan bu yana ihlasın Allah'ın gizli bir kanunu olduğunu, aklın ve kavrayışın bu gizli kanunun işlemesiyle elde edildiğini anladım
Samimiyetsizlik dinin dışında yaşayan her insanın hayatına bütün yönleriyle tam olarak hakim durumda Bu da insanlarda kavrayış güçlüğü, akılsızlık, duygusallık, sürekli yanlış yapma şeklinde ortaya çıkıyor Müslümanlar güçlü teşhis kabiliyeti, hızlı bir kavrayış, kolay yönlendirebilmelerini aklın üstündeki samimiyetsizliğin verdiği baskıyı kaldırmalarıyla elde ediyorlar
Bu gün İslam ahlakının yeterince yaşanmadığı toplumlarda samimiyetsizlik insanları mutsuz, bencil ve hırslı yapıyor Halbuki İslam'ın getirdiği samimiyetin sınırları belirli değildir Müslüman sadece namazında, duasında, orucunda samimi olmaz Güçlü bir Allah korkusuna sahip olduğu için hayatının her safhasında Allah'ın rızasını gözetir Yaptığı bir ticaretten ya da alışverişten, mevki kazanmaya, okumakatan dostluk kurmaya kadar müslüman her tavrıyla sadece Alllah'ı hoşnut etmeye yönelir "Öyle adamlar ki, ne ticaret, nede alışveriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdodru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten tutkuya kaptırıp alıkoymaz; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı günden korkarlar "(Nur Suresi 37) Bu da onun Kuran'la davranması yani olabilecek en akılcı ve dengeli tavrı göstermesi demektir
Bu nedenle bugüne kadar müslüman yönetici modeli hep örnek ve aranılan model olmuş, bu kişiler dünyanın her yanına adalet, güvenilirlik, akıl üstünlükleriyle nam salmışlardır Kur'an müslümana yaşamasını emrettiği hayatta iman etmeyen bir toplumun sahip olduğu bütün çarpık ahlak özellliklerini samimiyetle yıkan bir sistem getirmiş
De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum " (Zümer Suresi, 11)
Müslümanlar herkesin kardeşini kendi nefsine tercih ettiği, hataların hemen düzeltilip uyarıldığı doğallık ve dürüstlüğün hakim olduğu, mala ve mevkiye karşı düşkünlüğün kalmadığı, isyanın, çıkar çatışmasının, huzursuzluğun yaşanmadığı bir hayatı da kendi toplumlarına yaşatmıştır
Bediüzzamanın kitaplarını okurken onun da talebelerine hep güçlerini ihlasta, Allah'ın rızasını aramada ve haktan yana olmada bulmalarını öğütlediğini gördüm
"Bu dünyada, özellikle ahiret için yapılan amellerde en önemli esas, en büyük kuvvet, en sarsılmaz dayanak noktası, hakikate giden en kısa yol, en çabuk kabul gören dua, en güçlü aracı, en yüksek özellik, en saf kulluk ihlastır "
İşte Bediüzzamanın talebelerine tavsiye ettiği Kur'an ahlakını öğrenip yaşamaya başladıktan sonra ben de hizmetimde ve mücadelemde en büyük kuvvet ve dayanağı Allah'a olan samimiyette yani ihlasta buldum
İhlâs kavram olarak, şirk ve riyadan, batıl inançlardan, kötü duygu ve düşüncelerden, çıkar hesaplarından ve genel manada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi,her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah'ın