1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

#03.01.2010 23:29 0 0 0
  • Anne olmak; bir kadına inanılmaz duygular yaşatır.
    "Bu duyguyu aynı şekilde hissettiren dünyada başka hiçbir şey yok" diyen annelerle defalarca karşılaşmışızdır. Yaşamın koşturmacası ve sorumlulukları içerisinde bebeklerini dünyaya getiren, saatlerce uykusuz kalarak sabırla onları büyüten, besleyen, ilk adımlarını attığında dünyalara sahip olduğunu düşünen, küçük aşkının uykuya huzurla daldığını gördüğünde kendisi de huzurla dolan, okuldaki gösterisinde aldığı ufak rollerle yaşamda tek başına durabildiğini hissettiğinde gözyaşlarına boğulan, başarıları ile gurur duyan, hatalı bile olsa onu hemen affedebilen ve evlendiğinde - çocuk sahibi olduğunda büyüdüğüne bir türlü inanamayan anneler Bu büyük fedakarlıkları bir çocuk için başka kim yapabilir. Kim karşılıksız büyük bir sevgi gösterebilir.

    Aile bir sistemdir. Bu sistemin sağlıklı olarak işlemesi parçalarının sağlam olmasına bağlıdır. Bu parçalardan birisinin arızalanması durumunda acil olarak tamir edilmesi gerekir. Anne - baba ve çocuklar bu sistemin asıl parçalarıdır. Anne, baba ya da çocuklardan birisinin duygusal olarak zarar görmesi sonucunda diğer ikisinin tamir için harekete geçmesi gerekmektedir.

    Ailesi ve çocukları için bu güzel duyguları hisseden anneler bazen yorgun düşebiliyor. Çevresindeki kişilere ve olaylara karşı öfke ve kızgınlık hissedebiliyor. Bu durumlarda anlaşılmak ve daha fazla değer görmek ihtiyacı duyabiliyor. Bu durumda; ona destek olmak için ilk görev eşlere ve çocuklara düşer.

    Evin annesinin; olumsuz duygularını paylaşın. Beklentilerinin neler olduğunu dinleyin. Onu sevdiğinizi ve onun duygularının sizin için önemli olduğunu ona fısıldayın. Onu anladığınızı ifade eden sözcükler söyleyin, mimikler ve davranışlar gösterin. İstekleri karşısında yapabileceklerinizi söyleyin, yapamayacaklarınız hakkında nedenlerini ile birlikte bilgi verin. Onu biraz olsun gülümsetmek için geçmişte birlikte yaşadığınız güzel bir anınızı hatırlatın. Sonra ona sımsıkı sarılın ve ona size bebekliğinizden itibaren yaptığı her şey için "TEŞEKKÜR EDİN"...

    Bir anneyi; en mutsuz anında bile mutlu edecek en güzel şey bu anlamlı cümledir




    Psikolog Eda Gökduman



#03.01.2010 22:15 0 0 0
  • Birbirini eş olarak seçen her bireyin evlilik süreçlerinde söylemiş olduğu bir söz değil tabiki "evlendik... ayrılıyoruz." Ayrılmadan, birbirlerine hala sevgi duyarak uzun yıllar devam eden evlilikler yaşanıyor kuşkusuz.

    Araştırmaların gösterdiği ise son dönemlerde boşanmaların belirgin düzeyde arttığı. Eşler arası çatışmaların uzun süreli olması ve çözülemeyecek bir boyuta gelmesi kadını veya erkeği boşanma sürecine götürmektedir. Boşanma gerçekleşmeden önce bu kararın aile danışmanlığı ya da evlilik terapisi ile bir uzmanla birlikte değerlendirilmesi çok daha doğru olacaktır.

    Tartışmaların, kavgaların, çatışmaların sürekli olduğu bir aile ortamında eşlerin ilişkilerini sağlıklı değerlendirmeleri ve evliklerini bitirme konusunda sağlıklı karar vermeleri beklenemez. Problemli evliliklerde eşlerden birinin ya da her ikisinin psikolojik sorunlar yaşaması olasıdır.Tedavi veya destek için kliniğe başvuran kişiler daha çok depresyon, anksiyete, psikosomatik vb şikayetler iletmektedirler. Ayrıntılı değerlendirmelerde asıl sorunun mutsuz evliliklerinden kaynaklandığı tespit edilmekte ve kişiler evlilik terapisine yönlendirilmektedir.

    Eşinden ayrılma düşüncesiyle evlilik terapisine gelen bir eşe verilecek yanıt bu kararın verilmesi için ilişkinin düzelmesinin beklenmesidir. Belli bir süre (ortalama on beş gün) birbirleriyle yüz yüze görüşmemeleri, birbirlerinden haberdar olmamaları, evlerini ayırmaları, telefonda dahi görüşmemeleri önerilir. Terapinin başlangıcında eşine yoğun kızgınlık duyguları besleyen, onu hayatından çıkarmakta kararlı olan eş başta bu bekleme sürecini reddetse de terapi süreci içerisinde bu önerinin ne kadar sağlıklı olduğunu görecektir. Gerçek duygularının aslında bu duygular olmadığını , bu kararı aslında sadece o anki kızgınlık duygularıyla verdiğini fark edebilir ve evliliğine devam edebilir. Ayrılma kararının ertelenmesi sürecinde terapist ile beraber sorunlar tüm boyutuyla tek tek ele alınır, tarafların olumlu olumsuz tüm duygu, düşünce ve davranışları analiz edilir , yaşanan çatışmalarda eşlerin üstlendiği yanlış roller tespit edilerek aslında sağlıklı bir ilişki modeli yaşamadıkları eşlere objektif bir şekilde gösterilir ve sağlıklı bir ilişki için takip edecekleri yolları belirlemelerine yardımcı olunur. İlişkisini daha sağlıklı değerlendirebilecek bir düzeye gelen(ya da depresyondan çıkan) eş artık evliliğinin devam edip etmeyeceğine kendisi karar verecektir.

    Evlilik terapisinde amaç; ilişkiyi sağlıklı hale getirmektir. Aslında sorun olan, o anki yaşanan problem değil ilişkinin kendisidir. Bu nedenle sadece sorunun çözülmesi evliliği kurtarmaz evliliği kurtaran ilişkinin düzelmesidir. Çünkü eşler arasında kurulan sağlıklı ilişkilerde yaşanacak tüm problemler karşılıklı konuşularak evliliğe zarar vermeden çözülecektir. Sorunlu ilişkilerde eşlerin şikayetleri genellikle şu şekillerdedir.

    "sen önceden hiç böyle değildin, artık çok değiştin, beni dinlemiyorsun bile.."
    "beni hiç anlamadın.."
    "hep böyleydin ve hiç değişmeyeceksin!"
    "artık sana da bu evliliğe de dayanamıyorum.
    "beni sevmiyorsun, artık bana değer vermiyorsun"
    "seninle artık birlikte olmamın anlamı yok ben bu evliliği artık bitiriyorum."

    Bu düşüncelere sahip olan,birbirlerinin dediğine tahammül edemeyen, oturup birlikte bir şeyler paylaşamayan, ufak şeylerde çok büyük tepkiler gösteren, birbirine dokunmayan, cinsel ilişkide bulunamayacak noktalara gelen, evliliğinden artık doyum alamayan mutsuz çiftlerin ilişki boyutlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Terapide her birey yaşanan problem karşısında kendi düşünce ve duygularını ortaya koyarken terapistin yaptığı eşlerden her birinin;

    - Diğerine duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edebilmesine
    - Diğerine karşı incitici bir davranışta bulunmamasına
    - Diğerinden beklentilerini açıkça ifade edebilmesine
    - Diğerinin bazı davranışlarını olduğu gibi kabul edebilmesine
    - Diğerinin duygu ve düşüncelerini anlamasına
    - Diğerini doğru bir şekilde dinlemesine yardımcı olmaktır. Tüm bu davranışların yapıldığı bir evlilikte doyum sağlanmış olacaktır.

    Evlilik terapisinde eşlerin her ikisinin varlığı çok önemlidir. Bazen toplumsal baskılar ve kişilik yapıları nedeni ile diğer eş terapi sürecine katılmayabiliyor. Bazen de kızgın olan eş diğer eşi cezalandırmak için terapi sürecine katılmayı reddedebiliyor. Bir taraf ilişkiyi düzeltmeye ve evliliği kurtarmaya çalışıyorken diğer tarafın duyarsız kalması işi içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Böyle bir durumda yapılması gereken terapiye tek taraflı da olsa başlanması gerektiğidir. Tek taraflı olarak evliliği kurtarmak zordur ama yine de sizin ilişkideki rollerinizi görmeniz, kendinizi fark etmeniz, çatışmaları çözümlemeniz, ilişkinizi düzeltmeniz belki de onu terapiye ikna edecek yolları bulmanız açısından önemli olacaktır. Eşlerden birinin kendini değiştirmesi, düzeltmesi ve ilişkide gelişme sağlanması diğer eşi de terapi sürecine sokabilir.

    Ayrılma kararıyla geldikleri danışma merkezlerinden terapi süreçleri sonucunda birbirlerini sevdiğini söyleyerek el ele çıkan eşlerin sayısı az değildir. Evlilikteki problemler, tartışmalar, anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar siz evli kaldığınız sürece devam edecek bunların olmamasını istemek, beklemek boşuna önemli olan çatışmalarınıza çözüm yolları bulabilmek,karşılıklı problemleri dile getirebilmek, kendi davranışlarının farkına vararak eşin duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmak. O zaman ilişkinizi belli bir dengede tutarak "eşimi çok seviyorum, mutlu bir evliliğim var" diyebilirsiniz. Boşanma kararıyla çıkan eşler ise; bu kararlarını sağlıklı bir şekilde değerlendirdiklerinden gelecekte hiç pişmanlık duymadan, geçmişin izlerini üzerlerinde taşımadan mutlu bir birey olarak yaşamına devam edebilecektir.


    Psikolog Eda Gökduman


#03.01.2010 22:12 0 0 0
  • Zeka gerilikleri hafif, orta, ağır ve çok ağır düzeyde olmak üzere, zeka testlerinden alın sonuçlar göz önüne alınarak 4 grupta ele alınmaktadır.

    Hafif Gerilik: Bu gruba giren çocuklar geleneksel olarak normal okulların özel sınıflarında eğitim görmektedirler. Günümüzde bu çocukların bir çoğu sınıf öğretmenlerine sağlanan danışmanlık hizmetleri ya da çocuğa sağlanan destek hizmetleri yoluyla normal sınıflarda eğitim görmektedir. Hafif geriliği olan çocukların bir çoğu okula başlayana, hatta ileri sınıflara değin farkına varılamazlar. Ancak ileri sınıflarda farkına varılırlar.çünkü okulda ve ileri sınıflarda kendilerinden beklenilen görevler giderek zorlaşmaktadır.

    Orta Gerilik: Orta geriliği olan çoğu çocuk okul öncesi yıllardaki gelişimlerinde önemli derecede gecikme gösterir. Genellikle yaşları ilerledikçe zihinsel, sosyal ve motor gelişim alanlarında akranlarıyla aralarında olan mesafe daha çok açılır. Orta gerilik gösteren bu çocukların yaklaşık % 30'unda Down sendromu, yaklaşık % 50'sinde beyin incinmesinin farklı türleri vardır. Hafif derecede geriliği olanlarla karşılaştırıldıklarında fiziksel yetersizlikler ve davranış problemleri daha yaygındır.

    Ağır ve Çok Ağır Gerilik: Ağır ve çok ağır zeka geriliği olan çocukların neredeyse tamamı doğumda ya da hemen sonrasında farkına varılırlar. Çoğunun merkezi sinir sisteminde ciddi hasar vardır. Bir çoğunun başka özürleri ve sağlık problemleri vardır. Çoğu kez kişisel gereksinimlerini karşılamada yetersiz kalırlar, hareketleri sınırlıdır ya da bağımsız olarak harekette bulunamazlar.24 saat bakıma gereksinim gösterirler.

    Zeka Geriliği Olan Çocukların Özellikleri

    Zeka geriliği olan çocuklar zihinsel işlevlerde gerilik ve uyumsal davranışlarda yetersizlikleri yanında grup olarak normal yaşıtlarından farklı bazı özellikler göstermektedirler. Bu özelliklerin normallerden farklılık derecesi, başta zeka geriliğinin ağırlık derecesi olmak üzere yaşanılan aile koşullarından ve sağlanan eğitim olanaklarından önemli ölçüde etkilenmektedir. Zeka geriliği olan çocukların tümü için geçerli olabilecek özelliklerin sıralanması güç olmakla birlikte sıklıkla gözlenen bazı ortak özelliklerden bahsedilebilir.

    Öğrenme: Öğrenme olayı temelde zihinsel bir süreçtir. Bu nedenle zihinsel işlevlerde gerilik, bunun yanında uyumsuz davranışlar gösteren zeka geriliği olan çocukların öğrenmede normal yaşıtlarından daha az başarılı olmaları beklenmektedir. Nitekim bu çocukları normallerden ayıran en belirgin özellikleri öğrenme yetenekleri olmaktadır. Gerçekte bir öğrenme görevini yerine getirirken geçtikleri basamaklar normallerden farklı değildir. Yalnızca bu basamaklardan geç ve güç geçerler.

    Dikkat Yetenekleri: Öğrenme ve hatırlamanın temel koşullarından birisi de dikkatin öğrenilecek konu üzerinde toplanması ve sürdürülmesidir. Zeka geriliği olan çocukların bu konuda güçlükleri vardır. Dikkatleri dağınık ve kısa sürelidir. Bu durum zihinsel yetersizlikler yanında güdülenme eksikliğiyle açıklanmaktadır. Diğer yandan zeka geriliği olan çocukların geçmişte öğrenmeye ilişkin pek çok başarısız yaşantılarının olması, öğrenmeye ilişkin tutumlarını olumsuz yönde etkilemektedir.

    Hatırlama: Zeka geriliği olan çocukların genellikle kısa süreli bellekteki bilgileri uzun süreli belleğe aktarmada çeşitli problemleri vardır. Ancak uzun süreli bellekte bu çok belirgin bir problemleri yoktur. İyice öğrendikleri bir bilgiyi uzun süre hatırlayabilirler.

    Akademik Başarı: Zeka ile başarı arasında kuvvetli bir ilişki bulunmaktadır. Bu nedenle zeka geriliği olan çocuklar akademik başarıya bakıldığında normal yaşıtlarından daha geridedirler.

    Kişilik ve Sosyal Özellikler: Zeka geriliği olan çocuklar, temelde toplumun bu çocuklara yönelik uygun olmayan tutum ve davranışları ve buna bağlı ya da bundan bağımsız olarak geçmişte yaşadıkları başarısızlıklar nedeniyle kaygı, başarısızlık beklentisi ve engellenme duygusu gibi tehditleri daha yoğun bir biçimde yaşamaktadırlar. Üstelik bu duygularla baş etmede en önemli silah olan zihinsel işlevlerde çeşitli derecelerde yetersizlik göstermeleri, bu çocuklarda kişilik ve sosyal problemlerin daha sıklıkla görülmesine neden olmaktadır.

    Dil ve Konuşma: Konuşma öğrenilen bir davranıştır. Zeka geriliği olan çocuklar konuşmayı normallerin geçtiği aynı basamaklardan geçerek öğrenirler ve geliştirirler. Ancak bu basamaklardan geçiş hızları yavaştır. Bu nedenle dil ve konuşma gelişimlerinde gecikme ve ilk basamaklarda takılma durumlarına sıklıkla rastlanmaktadır.

    Zeka Geriliği ve Eğitim

    Zeka geriliği olan çocuklar akademik başarı, dil ve konuşma, sosyal beceriler, günlük yaşam becerileri ve kas gelişiminde (özellikle beyin hasarına bağlı ortaya çıkan zeka geriliklerinde) normal yaşıtlarına göre geri kalmaktadırlar. Bu sebeple farklı bir eğitim programına ihtiyaç duyarlar. Çocuktaki gelişim geriliğinin erken fark edilmesi ve profesyonel yardım alınması bununla ilgili atılacak en önemli adımdır. Çocuğun gelişim alanlarına göre bulunduğu gelişim seviyesi tespit edilmeli ve buna bağlı olarak oluşturulacak bireysel ve grup eğitim planları sistemli bir şekilde uygulanmalıdır. Yapılacak en büyük hata çocuğun her hangi bir gelişim gösteremeyeceği inancıyla harekete geçmemektir. Zeka geriliği olan çocuklar aile, okul ve doktorların işbirliğiyle tüm gelişim alanlarında ilerleme gösterebilmektedirler.


    Psikoloji İstanbul Uzmanları

#03.01.2010 22:05 0 0 0
  • İnternetteki seyahat sitesi Travel Leisue'ın yaptığı araştırmada, Güney Afrika'daki Bushmans Kloof Wilderness Reserve, 2009 yılında dünyanın en iyi oteli seçildi.

    Dünyadan 500 mekanın listeye girdiği araştırmada, uzmanlar ve binlerce okuyucunun en öncelikli tercihi Cape Town'a yaklaşık 3 saat uzaklıktaki Cederberg Dağları'nda yer alan Bushmans Kloof oldu. Geçen yılın birincisi, Güney Afrika'daki Kruger Ulusal Parkı'nda bulunan Singita Sabi Sand'i yerinden eden otelin tek gece iki kişi konaklama fiyatının 715 dolardan başladığı belirtildi.
    Listede ikinci sırayı Hindistan'ın Racastan eyaletinde yer alan ve iki kişilik oda fiyatı 875 dolardan başlayan Oberoi Vanyavilas alırken, onu oda fiyatı 1150 dolardan başlayan, Karayip Adaları'ndan St. Lucia'da yer alan Jade Mountain izledi.

    Dünyanın en iyi 4. otelinin, oda fiyatları en az 2200 dolar olan, yine Güney Afrika'daki Earth Lodge'un seçildiği listeye Avrupa'daki en iyi oteller kategorisinde Türkiye'den de 2 otel girmeyi başardı.

    Türkiye'deki en iyi 2 otelin, çift kişilik oda fiyatı 390 dolar olan Bodrum'daki Marmara Oteli ve çift kişilik oda fiyatı 500 dolar olan İstanbul'daki Ceylan Intercontinental olarak seçildiği belirtildi.

    Listenin üst sıralarında şu oteller de yer alıyor:
    - Kanada'nın Ontario eyaletinde Inn at Manitou (Çift kişilik oda fiyatı 575 dolardan başlıyor)
    - ABD'de Güney Carolina eyaletindeki Inn at Palmetto Bluff
    - Avrupa'dan İtalya'da Grand Hotel Baglioni
    - Orta Doğu'dan Ürdün'de Four Seasons Hotel Amman
    - Güney Amerika'dan Arjantin'de Palacio Duhau-Park Hyatt Buenos Aires
    - Orta Amerika'dan Belize'de Blancaneaux Lodge San Ignacio
    - Avustralya'dan Lilianfels Blue Mountains Resort & Spa
    Travel Leisure sitesi, 500 otelden 66'sında gecelik konaklama fiyatının 250 dolar ve altında olduğunu, bunun da lüksün her zaman çok para vermek anlamına gelmediğini gösterdiğini bildirdi.
#03.01.2010 21:54 0 0 0
  • Devlet Opera ve Balesi (DOB), tüm görkemiyle izleyici karşısına çıkan opera ve bale eserlerinin daha düşük maliyetle sahneye getirilmesi için yeni bir sistem yürütüyor. ''Dönüşümlü Repertuvar Sistemi'' ile sezon sonuna kadar 500 bin lira tasarruf edilmesi ön görülüyor.

    Sanat sezonunda repertuvarındaki eserlerin bir kısmını ''Dönüşümlü Repertuvar Sistemi'' doğrultusunda belirleyen DOB Genel Müdürlüğü, böylece aynı yapıtın kostüm ve dekorlarını birkaç kez kullanma şansına da sahip oldu.

    Sezon içerisinde, son olarak Mersin Devlet Opera ve Balesinde sahnelenen ''Arşın Malalan'' Samsun'da, İstanbul Devlet Opera ve Balesinde sahnelenen ''Macbeth'' Ankara'da, İzmir Devlet Opera ve Balesinde izleyici karşısına çıkan ''Idomeneo'' Ankara'da, Ankara Devlet Opera ve Balesinde sahne alan ''Aşk-ı Memnu'' operası İzmir'de, İzmir Devlet Opera ve Balesinde seyirciyle buluşan ''Kontes Maritza'' Samsun'da, Mersin Devlet Opera ve Balesinde sahne alan ''Çağrı'' balesi Samsun'da, Mersin Devlet Opera ve Balesinde sergilenen ''İstanbulname'' isimli eser Antalya'da, İzmir Devlet Opera ve Balesinde sahnelenen ''Figaro'nun Düğünü'' operası ise İstanbul'da, İzmir Devlet Opera ve Balesinde sahne alan ''Don Kişot'' balesi ise Antalya'da seyirciyle buluşuyor.
    Eserler, reji ve müzikal konsepti de alınıp aynen uygulanarak diğer kentte sergilenirken, her opera müdürlüğü, opera müdürlükleri, kendi kadrolarındaki solist, dansçı, koro ve orkestralarıyla eseri yeniden ortaya koyuyor.

    Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından, bu sistemle 2009-2010 sezonu sonuna kadar 500 milyar lira tasarruf edilmesi ön görülürken, aynı zamanda eserlerin farklı kentlerde bu sistemle sahnelenmesiyle daha fazla seyirciye ulaşılması da hedefleniyor.

    MOZART'IN ESERİ BİR İLK OLDU

    Ünlü besteci Wolfgang Amadeus Mozart'ın ''en sevdiği operası'' olarak nitelendirdiği ''Idomeneo'' adlı eser, başkentte bu sezon ''Dönüşümlü Repertuvar Sistemi''ne giren eserlerden ilki oldu.

    Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından 25 Kasım Çarşamba günü izleyici karşısına çıkarılan opera yapıtı, Truva Kralı Priamos'un kızı Prenses Ilia ile düşmanı Idomeneo'nun oğlu Idamente'nin aşkını ve dönemin olaylarını konu alıyor.

    Rejisör Mehmet Ergüven, daha önce İzmir Devlet Opera ve Balesinde seyirciyle buluşturduğu yapıtı başkent sahnesine taşırken, eserin Sevda Aksaoğlu tarafından hazırlanan kostümleri ve Tayfun Çebi'nin yaptığı dekoru da tadilattan geçirildi. Eserin erkek ve kadın kostümleri Ankara'daki sanatçılar için uygun hale getirilirken, şapka ve çiçek atölyesinde de savaş başlıkları ve şapkalar yeniden şekillendirildi.

    Eser, 2 Aralık Çarşamba günü de Opera Sahnesinde başkent izleyicisiyle birlikte olacak.

    ''BU HENÜZ BAŞLANGIÇ''

    Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen, ''Dönüşümlü Repertuvar Sistemi'' ile ilgili bilgi verirken, DOB'un çok önemli bir yapılanma süreci içinde bulunduğunu söyledi.

    DOB'un, Türkiye'nin en kapsamlı sanat kurumu olduğunu ve kapsamında çok büyük bir yapıyı barındırdığını aktaran Rengim Gökmen, 2010 yılının da kurumun uluslararası aktiviteleri açısından zirve yılı olacağını ifade etti.
    Opera ve bale sanatlarının büyük bir emekle ortaya çıktığını ve kısıtlı kaynaklarla bu görkemli sanatları sahnede seyirciyle buluşturma çabası içinde bulunduklarını anlatan Gökmen, bu sezon yeni bir sistemi hayata geçirdiklerini belirtti.

    Devlet Opera ve Balesinin daha önce özellikle yeni ve repete eser (tekrar edilen eser) olarak repertuvar hazırladığını ifade eden Gökmen, yeni sistemin, bir şehirde sergilenen prodüksiyonun çok daha geniş kitlelere hitap edebilmesi ve ekonomik olması açısından çok büyük yararlar sağlayacağını düşündüklerini belirtti.

    Sistemin hamle olarak başarıldığını, süreç içinde bunun daha da yerleşeceğini dile getiren Gökmen, sistemle ilgili hedeflerini şöyle aktardı:

    ''Bu kapsamda 2009-2010 sezonunda başlattığımız bu çalışmayı 2010-2011 sezonunda bir kat daha artırarak sürdüreceğiz. Bu uygulamadan 500 bin liraya yakın tasarruf olabileceğini düşünüyoruz. Bu sistemin başarıya ulaşması için aradan birkaç yıl geçmesi gerekiyor. Bu, bütçesel bazı kazanımlar sağlayacak ama şimdiden de başarıya ulaştı diyebilirim, buna başladık, adım atabildik.

    Sistem kapsamında şu ana kadar yapmak istediklerimizin bir kısmını hayata geçirdik. Bu, yavaş yavaş yerleşecek bir sistemdir ama müdürlerimizin özverili ve dikkatli çalışması sonucunda yüzde 20 oranında başardık. Repertuvar sistemimizde yüzde 50-60 oranına çıkarmak istiyoruz. Burada amaç, masrafları kısmak. Dekorlarda sahnelerimize göre bazı modifikasyonlar yapmak zorunda kalıyoruz ancak kostümlerde çok büyük ölçüde önemli bir kazanç sağladı. Repertuvar belirlenirken de bu göz önüne alındı.''

#03.01.2010 21:52 0 0 0
  • ABD'de yayınlanan Time dergisinde yer alan bir araştırmaya göre her yıl ülkede 7 bin kişi doktorların kötü el yazısı yüzünden hayatını kaybediyor. Okunamayan reçeteler yüzünden 1.5 milyon kişinin yanlış ilaçlar ya da yanlış dozdan zarar gördüğü tahmin ediliyor.

    Bu soruna bir çare bulmak isteyen sağlık ve teknoloji şirketleri, ülkedeki tüm doktorlara ücretsiz elektronik reçete yazma hizmeti sunmaya başladı. Vatan gazetesinin haberine göre; ulusal e-reçete Hasta Güvenliği Girişimi isimli proje çerçevesinde ülke çapındaki tüm doktorlar, reçetelerini elektronik ortamda yazmalarını sağlayan eRx Now isimli web tabanlı ücretsiz programa dahil edildi.

    YAZILARI NEDEN KÖTÜ?

    - Doktorlar, 8 saatlik ortalama bir nöbette, elli kağıda imza atıyor. Hastalarla ilgili daha birçok belgeye yazı yazıyor.

    - Tıp fakültelerinde, ders çalışırken veya ders dinlerken sürekli not almak ve bunu hızlı yapmak zorunda oldukları için, el yazıları giderek kötüleşiyor.

    - Belki de en çok öne sürülen neden ise, aslında yazılarının kötü olmaması. Tıpta birçok hastalığın ve ilacın ismi latince olduğu için, kısaltma ve teknik terim kullandıkları için düzgün de yazsalar, eczacılardan başka kimse reçetelerdeki harflere bir anlam veremiyor.

    - Sürekli aynı ilaçları yazdığı için. Örneğin bir kalp doktoru, yıllarca aynı hastalık için, aynı ilacı yazıyor. Bir süre sonra yazısı kötüleşiyor.
#03.01.2010 21:48 0 0 0
  • Amerikalı astronomlar, bu kayalık gezegenlerin Dünya'dan büyük, buz devleri Uranüs ve Neptün'den küçük olduğunu belirterek, keşiflerinin Dünya ölçülerine benzer exoplanetlerin (dış gezegen) ve potansiyel yaşanabilir gezegenlerin bulunmasında önemli bir adım olduğunu kaydettiler.

    Uluslararası bir ekibe bağlı çalışan Washington'daki Carnegie Enstitüsü Karasal Manyetizma Bölümünden Paul Butler ve Santa Cruz'daki California Üniversitesinden Steven Vogt, Astrophysical Journal dergisinde yayımladıkları makalelerinde, yörüngedeki gezegenlerin çekim güçlerinin neden olduğu yıldızlardaki çok ince salınımları tespit ederek, her gezegenin büyüklük ve yörüngelerini hesapladıklarını belirttiler.

    Havai'deki W M Keck Gözlemevi ile Avustralya'nın New South Wales bölgesindeki Anglo-Australian teleskobuyla yıllardır yapılan gözlemlerin verileri derlenerek yapılan keşifte bulunan küçük kütleli 3 gezegenin, Dünya'dan sadece 28 ışık yılı uzakta ve Virgo takımyıldızında çıplak gözle seçilebilen 61 Virginis yıldızının yörüngesinde döndükleri kaydedildi. Bilim adamları, bu gezegenlerden en küçüğünün kütlesinin Dünya'nın beş katı olduğunu ve yıldızın çevresinde dönüşünü dört günde tamamladığını tespit ettiler.

    Diğer kayalık gezegenin de Dünya'dan 76 ışık yılı uzaktaki HD 1461 yıldızının yörüngesinde keşfedildiğini belirten araştırmacılar, bu gezegenin kütlesinin de Dünya'nınkinin 7,5 katı olduğunu kaydettiler.

    İki yıldızın da Güneş'e büyüklük ve yaş bakımından benzer olduğuna dikkat çekildi.

    Gezegenlerin yörüngesinin yıldızlarına çok yakın olduğu için, yaşam veya su olmadığını söyleyen bilim adamları, ancak bu gezegenlerin Güneş'in kütlesinin yarısından küçük "M-cüce" yıldızlarının yörüngesindeki diğer gezegenlere işaret ettiklerini kaydettiler.

    "M-cüce" yıldızlarının çevresindeki gezegenlerin genellikle "su bölgesinde" bulunduklarını söyleyen araştırmacılar, bunun da yaşanabilir gezegen arayışlarında doğru yolda olduklarını gösterdiğini belirttiler.

    Profesör Vogt, potansiyel yaşanabilir gezegenin keşfinin sadece birkaç yıl içinde yapılabileceğini söyledi.
#03.01.2010 21:47 0 0 0
  • Krizin tavan yaptığı 2009, estetik yılı oldu. İşten çıkarıldığı için moral ve motivasyonu düşen potansiyel işgücü, çareyi estetik yaptırarak dış görünüşünü yenilemekte buldu. Bıçak altına yatanların yüzde 80'ini kadınlar oluşturuyor...

    TOPLUMUN sosyo-ekonomik gelişmişliğiyle doğru orantılı olan plastik cerrahi uygulamalarına bu yıl talep arttı. Krize rağmen ve aslında kriz nedeniyle artık daha fazla kişi estetik operasyon yaptırmak istiyor. Bunun başlıca sebebiyse, kriz döneminde işsiz kalan, ücretsiz izin alan ya da dönemsel olarak işine ara veren çalışan sayısının artmış olması.

    Estetik operasyonların uzun vadeli güzellik yatırımları olduğunu söyleyen Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Naci Çelik, talep artışındaki bir diğer sebebi ise kendini daha güzel hissederek iş hayatına dönmek isteyen kadın ve erkeklerin moral ve motivasyonlarını artırmak istemeleri olarak açıklıyor. Dr. Çelik'e göre, krizin olumsuz etkilediği moral seviyesini yüksek tutmayı sağlayan plastik cerrahi uygulamaları, çalışanın iş hayatına daha özgüvenli bir şekilde devam etmesini sağlıyor. Bu da özellikle işsiz kalan çalışanları yeni bir iş bulma umuduyla dış görünüşüne yatırım yapmaya yöneltiyor.

    DAHA VERİMLİ ÇALIŞIYORLAR

    Mediest Estetik ve Güzellik Merkezi Kurucusu, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahı Op. Dr. Atilla Alp, kriz döneminde estetik yaptıranlarda artış yaşandığını doğruluyor. Daha önce estetik için ayrılmış paraların krizden sonra yine estetiğe yatırıldığını söyleyen Alp, "Bu işlemi yaptırmak isteyenler belki arabasını yenileyemedi ama ameliyatını oldu. Bu kitle ekonomik krizi burun veya silikon operasyonunu erteleyecek kadar düşünmedi" diyor.

    Kriz nedeniyle işten çıkarmalarda verimliliğin ön planda olduğunu hatırlatan Dr. Alp, insanların kendilerine güvenlerinin artmasıyla işlerindeki verimliliğin de yükseldiğini belirtiyor. Alp'e göre, özellikle şov ve estetik sektöründeki kişiler, ameliyattan sonra daha verimli çalışıyor.

    YÜZDE 80'İ KADIN

    Plastik cerrahi sektörü Türkiye'de yaklaşık 30 milyon dolarlık pazar payına sahip. Kozmetik gibi yan sektörler de ilave edilirse pazarın büyüklüğü iki katına çıkıyor. Her geçen yıl büyüme gösteren sektör, sadece ameliyatlarla da sınırlı değil. Buna vücut şekillendirme amacıyla kullanılan teknolojiler ve lazer sektörü de dahil.

    Her yıl ufak uygulamalar da dahil olmak üzere 4 bin ila 6 bin arasında estetik operasyon yapılıyor. Bu kişilerin yüzde 80'ini elbette kadınlar oluşturuyor. Yüzde 75'i ise 20-50 yaş arasında. Operasyonların yüzde 80'den fazlası İstanbul'da gerçekleşiyor. En çok batıdan, doğudan ve güney illerden estetik olmak için gelen var. Yine yurtdışında yaşayan Türkler, hatta yabancılar da İstanbul'da operasyon yaptırmayı tercih edebiliyor. Özellikle Karadenizlilerin burun ameliyatı olmak için İstanbul'a geldiğini söyleyen Dr. Atilla Alp, en çok talebin de yine burun operasyonuna olduğunu söylüyor. Bunu, meme büyütme, liposuction (yağ aldırma) ve karı ameliyatları takip ediyor.

    Erkeklerin ise yüzde 50-60'ı meme büyümesi yani jinekomasti nedeniyle estetik yaptırıyor. Bu operasyon yaklaşık olarak 1 saat sürüyor. En önemlisi operasyon sonrasında hastanın gündelik aktivitelerinde herhangi bir değişiklik olmuyor. Jinekomasti sorunu, iz bırakmayan cerrahi bir uygulamayla ortadan kaldırılıyor. Erkeklerin meme büyümesi rahatsızlığını tedavi etmek için kullanılan teknikler arasında yağ aldırma yöntemi olarak bilinen liposuction da bulunuyor.

    EN UCUZU 1.000 LİRA

    Estetik operasyonların fiyatları istenen uygulamaya, ameliyatı yapacak cerraha ve hastaneye göre değişebiliyor. Örneğin kepçe kulak ameliyatını bin 500 liraya olan da var 4 bin liraya olan da... Operasyonlar genel olarak bin liradan başlayıp 10 bin liraya kadar çıkabiliyor. En çok talep gören burun ameliyatının fiyat aralığı 2 bin ila 5 bin lira arasında. Yine meme ameliyatları 3 bin 500 ila 8 bin, liposuction ise 2 bin 500 ila 6 bin lira arasında değişiyor.

    Pek çok plastik cerrahi merkezi ya da hastane, hastalara ödeme kolaylığı sağlamak amacıyla taksitlendirme yapıyor. Kredi kartıyla ödemeler ise estetik operasyonları cazip hale getiren etkenlerden biri.

    Ameliyat sonucunu önceden görmek mümkün

    Estetik operasyon sonrasında nasıl görüneceğini merak edenler için ABD'de kullanılan 3 boyutlu görüntüleme sistemi Türkiye'ye getirildi. Operasyon sonrasında kişinin nasıl bir görüntüye sahip olacağını ameliyattan önce gösteren sistemin Türkiye'deki ilk uygulayıcısı ise Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Naci Çelik. Matrix filminde de kullanılan bu sistem, ameliyat planlamasında büyük kolaylık sağlıyor. İşlem, hastanın 3 boyutlu fotoğraflarının çekilmesiyle başlıyor. Ardından, Sculptor programı kullanılarak ameliyat planlaması yapılıyor ve ameliyat sonrası beklenen görünüm 3 boyutlu olarak hastaya gösteriliyor. Vectra adlı bu görüntüleme sistemiyle, estetik yapılacak bölgelerin sağdan, soldan, yukarıdan ve aşağıdan bakıldığında nasıl görüneceği hakkında kesine yakın bilgi sağlanıyor.

    Bu sistemin hastaların karar vermesini kolaylaştırdığını belirten Dr. Çelik, söz konusu teknolojiyle ilgili şunları söylüyor: "Estetik yaptırmak isteyenler, ilk kez kendilerini bilgisayar ekranında ameliyat sonrası planlanan yeni halleriyle görebiliyorlar. 3 boyutlu olduğu için görüntüyü döndürebiliyoruz ve hastanın her açıdan kendisini görmesini sağlıyoruz. Bu aşamada hasta bize fikirlerini belirtiyor ve planda değişiklikler yapabiliyoruz. Özellikle meme büyültme ameliyatlarında kullanılacak protez büyüklüğünü hastayla birlikte seçebiliyoruz. Hasta bir protez nasıl duruyor veya ondan bir büyük ya da bir küçük boy nasıl görünüyor merak ediyor. Ve bunu ekranda 3 boyutlu olarak görebiliyor."


    Hangi estetik kaç para?

    Burun 2.000-5.000 TL
    Meme 3.500-8.000 TL
    Liposuction 2.500-6.000 TL
    Karın germe 4.000-6.000 TL
    Kulak 1.500-4.000 TL
    Dudak 1.000-3.000 TL
    Popo 4.000-8.000 TL
    Yüz germe 5.000-6.000 TL
    Alın germe 3.000-7.000 TL
    Kol ve bacak germe 3.000-5.000 TL
    Boyun germe 5.000-10.000 TL
    Göz kapağı 2.500-3.000 TL
    Çene 1.000-3.000 TL
    Saç ekimi 3.000-6.000 TL
    Kaş ekimi 2.000-4.000 TL
    Kirpik ekimi 2.000-4.000 TL
    Kaş kaldırma 1.000-6.000 TL
    Venüs gamzesi 2.000-4.000 TL
    Genital bölge 3.000-6.000 TL
#03.01.2010 21:39 0 0 0
  • Kadınların günlük rollerine göre kıyafetlerini seçmeleri oldukça önemli. Ev hanımları, öğrenciler, öğretmenler, doktorlar, avukatlar ve iş kadınlarının gardıropları birbirinden oldukça farklıdır.

    Güçlü kadınlar

    Herkesin vücut yapısına uygun giyinmesi gerektiği kesin. Yalnız bu, yeterli değil. Kadınların günlük rollerine göre kıyafetlerini seçmeleri oldukça önemli. Ev hanımları, öğrenciler, öğretmenler, doktorlar, avukatlar ve iş kadınlarının gardıropları birbirinden oldukça farklıdır. Bu sebepten herkesin kendi işine ve bulunduğu ortama uygun giyinmesi önemli.

    Ev hanımları ve öğrencilerin kıyafet seçiminde zorunlulukları yok. İstediklerini giyebilirler. Ama bir öğretmen; rol model olduğu için kıyafetlerine özen göstermeli. Aynı zamanda uzun süre ayakta durduğu ve çocuklarla aynı ortamda, sürekli hareket halinde olduğu için rahat kıyafetler seçmeli.

    Doktor kadınların önlükleri kurtarıcılarıdır. Beyaz önlükleri her ne kadar kıyafetlerini kapatsa da, titrlerinden dolayı yine de seçimlerine özen göstermeliler. Çok yoğun çalışıyor olsalar da detaylara dikkat etmeliler.

    Avukatlar ve iş kadınlarına gelince, kıyafetleri düşüncelerinden ve yeteneklerinden önce onları ifade eder. Çalışkan, ciddî bir iş kadınının prensipleri kıyafetine de yansır. Özellikle erkeklerin baskın olduğu bir şirkette çalışan kadınların yaptıkları seçimler iş ortamında kendilerine gösterilen saygıda önemli rol oynar. Resmi ortamlarda bulunan kadınların çoğunlukla topuklu ayakkabı giymeleri gerekir. Spor ayakkabı, sandalet türü seçimler iş kadınlarının yalnız hafta sonu kullanabilecekleri tür ayakkabılardır.

    Kadınların çalışma hayatında seviyeleri yükseldikçe kıyafetleri de resmileşir. Örneğin bazı iş kadınlarının pantolon ceket giymesinde bir sakınca yoktur. Ama bazı işyerlerinde ve daha önemli ortamlarda etek-ceket giyilmesi gerekir.

    İş kadınlarının en büyük şikâyeti, kıyafetlerinin monotonlukları ve kıyafetlerin bir üniforma olup kendilerini ifade etmelerini engelledikleri yönündedir. Bu tür şikâyeti olan hanımlar, kullandıkları gömlekler, bluzlar, başörtüler ve aksesuarlarda ufak değişiklikler yapıp kıyafetlerine renk katabilirler.

    Örneğin baştan aşağı siyah bir takım elbisenin içine mavi gömlek giyebilirler ya da lacivert etek-ceket takımlarını eflatun, lila rengi bir bluzla kombine edebilirler. Fazla abartmadan ve kıyafetin resmiyetini azaltmadan broş, fular, saat seçimlerinde küçük detaylarla kendilerini ifade edebilirler.

    Medyatik kadınlar

    Medyada çalışan ve her an binlerce insana seslenen kadınların kıyafetlerine çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bu grupta anchorwomen, talk show host, sunucular ve medyanın önemli isimleri yer alır. Sundukları programların resmiyetine ve kapsadıkları konuların ciddiyetine göre giyinmeleri gerekir. Vücut hatlarına uygun olmayan, gözü rahatsız eden, fazla abartılı kıyafetlerden uzak durmaları gerekir. İzleyicinin ilk anda gördüğü imaj, söylenecek laftan daha çok dikkatini çeker. Çılgın saç renkleri ve abartılı makyaj, ciddî bir programı basitleştirir ve izleyiciyi rahatsız eder.

    Politik kadınlar

    Politikada aktif olan kadınların kıyafetleri çok tartışılır. O yüzden bu gruba dahil olan milletvekilleri, bakanlar ve politikacı eşleri kıyafet seçimine daha çok özen göstermeli. Gün içinde birden çok ortamda farklı toplantılara katıldıkları için aynı kıyafetle milyonlarca insanın karşısına çıkarlar. Kıyafetleri için bir stil danışmanıyla çalışmaları gerekir.

    İş yoğunluğu arasında bir de bununla ilgilenemeyeceği için birisinin görevlendirilmesi isabetli olur. Kabul edelim, politikacıların ve eşlerinin giydikleri kıyafetleri, konumlarının sembolü oluyor. Vücut hatlarına uygun olmayan dar ceketler, kısa kesimler ve uygunsuz renkler kesinlikle giyilmemelidir.

    Resmi davetlerde, toplantılarda gündüz bile olsa açık renk kıyafetler giymek ciddiyetsizlik göstergesidir. Örneğin pembe, krem ya da beyaz takımların resmi davetlerde giyilmesi uygun değildir. Özellikle kilolu hanımlar, bu seçeneklerden uzak durmalıdırlar. Siyah, lacivert, mavi tonları, gri tonları, kahverengi, koyu yeşil ve bazı nötr renkler tercih edilmelidir. Kıyafetleri sade ve abartısız olmalıdır.

    Elif Kavakçı/
#03.01.2010 21:34 0 0 0
  • Bugün, polisler için emeklilik hesaplamalarını ele alacağız. Böylece polisler tarafından en fazla soru sorulan konuya da açıklık getirmiş olacağız.

    Ülkemizde Sosyal Güvenlik Sistemi sık sık revizyona uğradığından, normal çalışanların emeklilik tarihini hesaplamak başlı başına bir uzmanlık ister. Polisler ise emeklilik açısından istisnai hükümlere tabi olduklarından, bu meslek grubunun emeklilik hesaplamaları çok daha çetrefillidir. Fakat biz meseleyi kısaca özetledikten sonra örnek hesaplamalarla, konunun mantığını ortaya koymaya çalışacağız.

    Polisler için özel hükümler

    Esasında polislerin emeklilik hesaplamasını zorlaştıran temel unsur, fiili hizmet müddet zammı olarak ifade edilen ve pratikte yıpranma payı olarak bilinen uygulamadır. Buna göre polisler, çalıştıkları her yıl için 3 ay ilave hizmet süresi kazanırlar. Böylece örneğin 20 yıl çalışan bir polis memuru, 5 yıl da yıpranma payı kazanarak, toplamda 25 yıl hizmeti varmış gibi değerlendirilir.

    Polisler için istisnai bir diğer düzenleme de farklı yaş haddi uygulamasıdır. Örneğin hâlihazırda normal devlet memurları için 65 olan yaş haddi uygulaması, polis memurları için 52 olarak uygulanmaktadır. Gerek yıpranma payı gerekse farklı yaş haddi uygulamaları, polisin maruz kaldığı ağır çalışma koşullarının dikkate alınması sebebiyledir.

    Bu girizgâhtan sonra gelelim emeklilik hesaplamalarına. Polislerin emeklilikte tabi olduğu hükümler, mesleğe giriş tarihine göre değişiyor. Buna göre:

    · 8 Eylül 1999 tarihinden önce başlayanlar ayrı,

    · 8 Eylül 1999 ila 30 Nisan 2008 tarihleri arasında başlayanlar ayrı ve

    · 30 Nisan 2008 sonrası göreve başlayanlar ayrı şartlarla emekli olacaklar.

    8 Eylül 1999'dan önce göreve başlayanlar

    T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi sayılan polisler, 8 Eylül 1999 tarihine kadar emeklilikte yaş şartına tabi değillerdi. Erkekler 25 yılı, bayanlarsa 20 yılı doldurarak emekliliğe hak kazanıyorlardı. Ancak 8 Eylül 1999 tarihinde emeklilikte hizmet süresinin yanında bir de yaş şartı getirilirken, bu tarihten önce göreve başlayan memurlar için de bir kademelendirme sistemi öngörüldü. İşte 8.9.1999 öncesi göreve başlayan erkek ve bayan polislerin emeklilik tarihi, 23.05.2002 tarihindeki hizmetleri dikkate alınarak bu kademeli sisteme göre hesaplanmaktadır. Bu dönemde göreve başlayanların emeklilik hesaplamasına, bir polis okurumuzdan gelen soruyu cevaplayarak örnek vermiş olalım.

    Soru: Sadettin Bey, ben 23.03.1969 doğumluyum. 01.10.1987 tarihinde bir işyerinde SSK'lı olarak çalışmaya başladım ve toplam 330 gün primim var. Daha sonra askere gittim ve 18 ay askerlik sonrası 15.01.1993 tarihinde polis olarak göreve başladım. Sizden öğrenmek istediğim, SSK'lı çalışmalarım da dikkate alındığımda ne zaman emekli olabilirim? Askerliğimi borçlanmamın emeklilik tarihime etkisi olur mu? M. Uzgörür

    Cevap: Değerli okurum, öncelikle emeklilikte tabi olduğunuz yaşı tespit edebilmemiz için 14.06.2002 tarihine kadar toplam hizmetinizi bulmamız gerekiyor. 14.06.2002 tarihi itibarıyla toplam hizmetiniz;

    Normal memuriyet hizmeti: 9 yıl 5 ay

    Yıpranma payı : 5 yıl

    SSK hizmeti : 11 ay

    Askerlik süresi : 1 yıl 6 ay

    Toplam hizmet : 16 yıl 10 ay.

    Bu hizmet süresine göre kademeli geçiş tablosunda 49 yaş şartına tabi olacaksınız. Yani 25 yıllık hizmet süresini ve 49 yaşı tamamlayarak emekli olacaksınız. Fakat bugüne kadar kazandığınız ve bundan sonra da kazanacağınız yıpranma payı bu 49 yaş şartından indirilecek. Böylece 1 Ocak 2013 tarihinde emekli olabileceksiniz.

    SGK erken emekli ediyor!

    Esasında yukarıdaki örnekte, polis memurunun 1 yıl daha geç emekli olması gerekiyor. Fakat eski Emekli Sandığı, şimdiki SGK, 8.9.1999 öncesi göreve başlayan yıpranma kapsamındaki kamu çalışanları için yanlış hesaplama yapmaktadır. Polisler de dahil bu çalışanlar için hesaplama yaparken, 23.05.2002 tarihine kadar kazanılan yıpranma payını değil, 25 yılı dolduruncaya kadar kazanılacak yıpranma payını 23.05.2002 öncesi hizmetine eklemektedir. Bu da polis gibi yıpranmalı çalışan kamu görevlilerinin 1 yıldan 3 yıla kadar daha erken emekli olması anlamına geliyor. Bu durum polis memurları ve diğer yıpranmalı çalışan kamu görevlilerinin lehine olsa da mevzuata aykırılık teşkil ediyor.



#03.01.2010 21:29 0 0 0
  • Türkiye'nın dış ticaretinde geleneksel pazarlar ağırlığını korudu. Küresel kriz nedeniyle AB ülkelerinde talepte gerileme yaşanmasına rağmen, AB ülkelerinin Türkiye'nin ihracatındaki payı yüzde 46,1, ithalattaki payı da yüzde 40 oldu.

    Ocak-Kasım döneminde Türkiye'nin gerçekleştirdiği 92,1 milyar dolarlık ihracatın 42,5 milyar dolarlık bölümü 27 AB ülkesine yapıldı.

    Türkiye Serbest Bölgelerine 1,8 milyar dolarlık, diğer Avrupa ülkelerine 10,3 milyar dolarlık, Afrika ülkelerine 9,3 milyar dolarlık, Amerika ülkelerine 4,3 milyar dolarlık, Asya ülkelerine 23,1 milyar dolarlık ihracat yapıldı.

    Söz konusu dönemde gerçekleştirilen 125,6 milyar dolarlık ithalatın 50,3 milyar dolarlık bölümü AB ülkelerinden, 857,7 milyon dolarlık bölümü Türkiye serbest bölgelerinden, 23,4 milyar dolarlık ithalat da diğer Avrupa ülkelerinden yapıldı.

    İthalatın 5,2 milyar dolarlık bölümü Afrika ülkelerinden, 8,5 milyar dolarlık bölümü Amerika ülkelerinden, 34,3 milyar dolarlık bölümü de Asya ülkelerinden gerçekleştirildi.

    Yılın 11 ayında Almanya, Türkiye'nin ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu ülkeye, yüzde 26,9 gerilemeyle 8,9 milyar dolar tutarında ihracat yapıldı.

    Fransa'ya yüzde 11,2 gerilemeyle 5,6 milyar dolarlık ihracat yapılırken, İtalya'ya yüzde 28,4'lük gerilemeyle 5,3 milyar dolarlık, İngiltere'ye yüzde 32,2 gerilemeyle 5,2 milyar dolarlık ihracat yapıldı.

    Irak'a yapılan ihracat yüzde 33,2 artışla 4,6 milyar dolar olarak gerçekleşirken, ABD'ye yüzde 27,3 gerilemeyle 2,9 milyar dolarlık, Rusya Federasyonu'na yüzde 53 gerilemeyle 2,8 milyar dolarlık, İspanya'ya yüzde 33,8 gerilemeyle 2,5 milyar dolarlık, BAE'ne yüzde 67,3 gerilemeyle 2,5 milyar dolarlık, Mısır'a yüzde 91,7'lik artışla 2,4 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildi.

    İTHALAT

    Türkiye'nin ithalatında Rusya Federasyonu yüzde 39,7 gerilemeyle 17,6 milyar dolarlık ithalatla ilk sırada yer aldı.

    İthalatta Almanya ikinci sırada bulunurken, bu ülkeye yüzde 28,5 gerilemeyle 12,4 milyar dolar tutarında ithalat yapıldı.

    Çin'e yüzde 23,7 gerilemeyle 11,2 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirilirken, ABD'den yüzde 31,3 gerilemeyle 7,7 milyar dolarlık, İtalya'dan yüzde 34,7'lik gerilemeyle 6,7 milyar dolarlık, Fransa'dan yüzde 26,1'lik gerilemeyle 6,3 milyar dolarlık, İspanya'dan yüzde 21,2 gerilemeyle 3,3 milyar dolarlık, İran'dan yüzde 60,2 gerilemeyle 3,1 milyar dolarlık, İngiltere'den yüzde 39,1 gerilemeyle 3 milyar dolarlık, Ukrayna'dan yüzde 51,3 gerilemeyle 2,8 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildi.

#03.01.2010 21:23 0 0 0
  • Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren, inşaat sektörünün 2009'da küresel ekonomik krizin etkisini önemli ölçüde hissettiğini belirterek, özellikle konut sektöründe sıkıntı yaşandığını söyledi.

    Eren, konut sektöründe 2006'dan itibaren arz-talep dengesinin bozulmaya başladığını ifade ederek, mevcut stokların eritme çabasının 2010'da da devam edeceğini belirtti ve şu tespitlerde bulundu: "Faizlerin biraz düşmesiyle sürecin daha hızlanacağını, satışların biraz daha canlanacağını öngörüyoruz. 2010'un ikinci yarısında itibaren yeni konut projelerinin yavaş yavaş başlayacağını bekliyorum. Ancak yine de henüz konut sektöründe büyük bir açılım, zor olacak düşüncesindeyim."

    Erdal Eren, 2009'da inşaat sektörü için en önemli alanı, kamu altyapı yatırımlarının oluşturduğunu belirterek, tüm dünyada ekonomiyi döndürebilmek için kamu altyapı yatırımlarına eğilim olduğunu, Türkiye'nin de trende ayak uydurduğunu anlattı. Eren, "Hükümetin bu konuda attığı adımlar, sektör açısından beklentileri karşılar şekilde oldu. Dünyadaki trendden farklı davranmadılar ve özellikle karayolları, Devlet Su İşleri ve TOKİ projelerini sürdürdüler. Yı lın sonlarına geldik ama hala karayolları şantiyelerde çalışmalar devam ediyor" şeklinde konuştu.

    Eren, 2010'da da hükümetin yatırımları canlı tutacağına inandıklarını belirterek, bu yatırımların inşaat sektörünün büyük kısmının hayatta kalması, canlanması açısından önem taşıdığını kaydetti.

    Büyük ölçekte iş yapan inşaat firmalarının ise son yıllarda daha yoğun biçimde dış pazarlara yöneldiğini ifade eden Eren, 2010 yılında öncelikle mevcut pazarları korumayı ve yeni pazarlara açılmayı hedeflediklerini söyledi. Eren, şu bilgileri verdi: "Mevcut pazarlarımızı elimizde tutmak istiyoruz. Bu pazarların başında Rusya, Kuzey Afrika, Körfez Ülkeleri ve Orta Asya geliyor. Yeni pazarlar olarak da özellikle batı ve orta Afrika ülkelerine, Güney Afrika'ya, Hindistan'a açılma çabalarımız var. Bunlar tabii yeni ülkeler olacaktır ama bizim asıl noktamız; Rusya'da, Kuzey Afrika'da ve Körfez'deki pazar payımızı biraz daha artırmak şeklinde olacak."

    Eren, soru üzerine, 2009 yılına ilişkin dış ticaret verilerinin netleşmediğini ifade ederek, yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinin 2008 yılı sonunda 23,6 milyar doları bulduğunu anımsattı. 2009'da küresel ekonomik kriz nedeniyle yurt dışında yatırımların büyük sekteye uğradığını dile getiren Eren, "2010'da dışarda da artık krizin etkilerinin yavaş yavaş azalıp yatırımların önünün biraz açılacağını ümit ediyorum ama bu biraz fazla faktöre bağlı" dedi.

    Türk müteahhitlerinin en fazla iş yaptığı ülkelerden Rusya'da krizin etkilerinin azalmaya başladığını, Kuzey Afrika ülkelerinde kapalı ekonomi nedeniyle neredeyse hiç etki gözlenmediğini anlatan Eren, Birleşik Arap Emirliklerinde gelecek yıl duraklama yaşanabileceğini, bunun da büyük ölçüde Dubai ile sınırlı kalacağına inandığını söyledi. Eren, "2010'da dünyada da bizde de inşaat sektörü, 2009'a oranla biraz daha canlanacak diye ümit ediyorum" şeklinde konuştu.

    Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde 2009 rakamlarının 2008'in yaklaşık yüzde 25 altında kalacağını tahmin ettiğini belirten Eren, "Ancak 15 milyar doların altına inmeyeceğini düşünüyorum" dedi.

    Eren, 2010 yılında yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinin artırılabilmesi için hükümetten bir takım tedbirler istediklerini, bankacılık sektörüyle de yakın temas halinde olduklarını ifade ederek, "Ziraat Bankasının yurtdışı inşaat sektörüne destek vermeye hazırlandığını öğrendik. Halk Bankası zaten geç en yıl başlamıştı. Kamu bankalarımızın da bu desteği vermesiyle dış pazarlarda biraz daha payımız artacak diye bekliyoruz. 2010'da hiç değilse 20 milyar doların üzerini mutlaka yakalamalıyız diye düşünüyorum" dedi.

    İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) Yönetim Kurulu Başkanı Şükrü Koçoğlu da inşaat sektörünün 2009'da ekonomik krizden en fazla etkilenen sektörlerin başında geldiğini söyledi.

    Sektörün yılın ilk çeyreğinde yüzde 18,9, ikinci ç eyreğinde yüzde 21,4, üçüncü çeyreğinde de yüzde 18,1 küçülme gösterdiğini kaydeden Koçoğlu, 9 aylık ortalamada daralmanın yüzde 19,5 olduğunu söyledi.
    Koçoğlu, "Aynı dönemde genel ekonomi yüzde 8,4 küçüldü . Sektörün genel ekonominin 2 katı küçülmesi, sektör için acil tedbir alınmasını gerektiren önemli göstergelerden biridir" dedi.

    Küresel krizin Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu, Birleşik Arap Emirliklerindeki etkilerine de dikkati çeken Koçoğlu, şöyle konuştu: "Rusya'da ve son dönemde Dubai'de yaşanan gelişmeler, inşaat sektörü nün itici gücünü oluşturan yurtdışı müteahhitlik hizmetlerine olumsuz yansıyacaktır. Dubai'de Türk müteahhitlerinin başlangıçtan bugüne üstlendiği projelerin toplam tutarı 6,2 milyar dolar'ı buldu. Türk müteahhitlik sektörünün son yıllarda büyük projeler gerçekleştirdiği yerlerden biri olan Dubai'de yaşanan kriz, Türk müteahhitlik firmalarını da doğrudan etkiledi. Firmalarımız, aylardır hak edişlerini alamadıkları için sorun yaşıyor.

    2009'un bütününe bakıldığında bu yılın sonunda küçülme sürecinin yavaşlaması ve 2010 yılında ise büyümeye geçilmesinin büyük başarı olacağı düşünülmektedir. Özetle 2010'un, 2009'u aratmaması temel beklenti ve temennimi oluşturmaktadır."

    Koçoğlu, tüm dünyada, altyapı yatırımları için daha fazla özel sektör finansmanı temin edecek modeller arandığını belirterek, Türkiye'de de bu yöndeki çalışmalara ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi. Koçoğlu, "Özel sektöre güven veren, sorunlardan arındırılmış bir kamu-özel sektör işbirliği sisteminin hukuki altyapısının kurulması için başlatılmış çalışmalar, 2010 yılında sonuçlandırılmalı" dedi.

    Şükrü Koçoğlu, "2010'un özel sektörün girişimci gücünün maksimum kullanıldığı, desteklendiği bir yıl olmasını beklediğini" kaydetti ve şunları söyledi:

    "Özelleştirmelerin hızlandırılması, banka faizlerinin düşmesinin bir fırsat kabul edilerek en iyi şekilde değerlendirilmesi, bu düşüşün proje kredilerine dönüşümünün sağlanması önümüzdeki yılın sunduğu imkanlardır. Yılın ilk yar ısında bu imkan ve fırsatların iyi kullanılması halinde, ikinci yarıdan itibaren özel sektör yatırımlarında ciddi bir artışı bekleyebiliriz. Küresel krizin çarpan etkisi bu artışı frenleyebilirse de özellikle kredi faizlerindeki düşüşten yararlanmak suretiyle özel sektörün gücünün ekonomiye aktif biç imde kazandırılması mümkün. İnşaat sektörüne dönük teşvik mekanizmalarının sektörün görüşleri de alınarak 2010 yılı içinde devreye sokulması, sektörün lokomotif görevini yerine getirmesi açısından temel beklentilerimiz arasındadır."
#03.01.2010 21:21 0 0 0
  • Alışveriş merkezlerinin ekonomik kriz nedeniyle başlattığı kira indiriminin süresi 31 Aralık'ta doluyor. Çoğu AVM'de indirimin 2010'da da sürüp sürmeyeceği belli değil. Bazıları ise kiracıların yıllık performansına bakacak...

    Perakende sektörü yılbaşı nedeniyle tatlı bir telaş içinde. Ancak pek tatlı olmayan bir başka telaş daha var. Bu telaşı, özellikle alışveriş merkezlerinde mağazası bulunan şirketler yaşıyor. Hatırlanacağı gibi, AVM yönetimleri ile mağaza sahipleri arasında kira konusunda ateşli tartışmalar yaşanmış, sonuçta 1 yıllığına kira indirimi konusunda anlaşma sağlanmıştı. İşte o anlaşmasın süresi 31 Aralık itibariyle sona eriyor...
    Peki şimdi ne olacak? Eğer yeni bir karar alınmazsa kiralar daha önce imzalanmış kontratlara göre ödenecek. Gerçi bazı AVM yönetimleri, kira indirimini birkaç ay daha sürdürecekleri yönünde niyet belirtti. Ancak mağaza sahiplerinin yine de endişeli oldukları gözleniyor.

    Hatırlanacağı gibi, Forum'un İzmir-Bornova hariç diğer tüm alışveriş merkezleri, Ankara Armada ve Cepa, Bursa Korupark, Denizli Teras Park Outlet ile İstanbul'daki Akmerkez, Capacity, Carousel, Nişantaşı City's, Kanyon ve İstinyePark gibi birçok alışveriş merkezi yönetimi, firmalara 2008'in Kasım ayından geçerli olmak üzere kira konusunda bazı kolaylıklar sağlamıştı. Buna karşılık Migros'un Ankara, Beylikdüzü ve Antalya'daki alışveriş merkezleri ile Metrocity kiraların uygun olduğu gerekçesiyle indirim yapmamıştı. Multi Turkmall'un sahibi olduğu Forum AVM'lerde kira indirimi yüzde 15 ila 35 arasında değişiyor. Bu firma, indirim oranını AVM'nin bulunduğu lokasyona ve mağazaların aylık cirosuna göre belirlemiş.

    Forum'un halen Türkiye çapında 8 AVM'si var. Bu merkezlerde toplam bin 150 kiracı bulunuyor. Dükkan kiralarıysa metrekare bazında 7.5 ila 120 euro arasında değişiyor. Bu miktar AVM'deki yerine, büyüklüğüne ve kiralayan firmanın faaliyet gösterdiği sektöre göre belirleniyor.

    KİRACILARIN PERFORMSLARINI ÖLÇECEK

    Forum AVM'lerin mevcut müşterilerine sağladığı kira indirimi yılsonu itibariyle sona eriyor. Ancak Multi Turkmall, kira kontratı imzaladığı tüm perakendecileri bir kez daha mercek altına almış.

    Forum AVM Genel Koordinatörü Murat Sekmen, ziyaretçi sayısı ve kiracıların yıllık satış performanslarına bakarak kira konusunda yeniden değerlendirme yapacaklarını ve bunu kontrat sahiplerine bildireceklerini belirtiyor. Sekmen, değerlendirme sonucunda alacakları kararı önümüzdeki 6 ay uygulayacaklarını söylüyor.

    Birçok AVM'de olduğu gibi Forum AVM'lerde de kira ödemesinde sıkıntı yaşayan firmalar var. Sekmen, bu firmaların sayısının Forum'un her AVM'si için 5 ila 10 arasında olduğunu söylüyor. Forum'un Türkiye'de 8 AVM'si olduğuna göre, Multi Turkmall'un en az 40 perakendeci firmayla mahkemelik olduğunu söyleyebiliriz. Murat Sekmen, kirasını geciktiren firmalara, önce bildirimde bulundukları, ödemelerdeki aksaklıkların devam etmesi halinde de hukuki takip başlattıklarını belirtiyor. Sekmen şunları söylüyor:

    "Alışveriş merkezi yatırımı için bankalardan kredi kullanırken kira kontratlarını da teminat gösteriyoruz. Zaten kredi geri ödemelerimiz kira gelirleriyle oluyor. Bu yüzden tanıdığımız tek şey kira sözleşmeleri. Tabii tüm kiracılardan yükümlülüklerinin hepsini yerine getirmelerini beklemek yanlış. Bir takım aksamalar mutlaka oluyor. Ancak kira gelirleri bizim için kalp atışı gibi. Aksaması durumunda faaliyetlerimiz de aksar. Önemli olan bu boyuta gelmemesi."

    KUR ŞUBATA KADAR 1.25 TL

    Carousel ise 2008 sonundan geçerli olmak üzere kiraları dolar bazında 1.25 TL'ye sabitlemişti. Carousel'in işletmecisi Baymer Turizm ve Yatırım A.Ş., kur sabitlemesi uygulamasını 2010'un Şubat ayına kadar sürdürme kararı almış. Firma, şubattan sonra ise ekonomik gelişmelere bakarak konuyu yeniden ele alacak.

    Carousel'de 117 mağaza ve işyeri var. Dükkan kiraları metrekare bazında 110 ila 120 dolar arasında değişiyor. Bu rakamlara ortak kullanım alanlarının giderleri de dahil.

    Carousel Genel Müdürü Orhan Demir, gerek ziyaretçi sayısı gerekse mağazaların toplam ciroları açısından 2009 yılının bir önceki yıla göre daha iyi geçtiğini, özellikle geçtiğimiz eylül ayından bu yana ziyaretçi sayısında önemli ölçüde artış olduğunu belirtiyor. Demir'in verdiği bilgilere göre, Carousel'de kirasını zamanında ödemediği için alışveriş merkezi yönetimiyle mahkemelik olan perakende şirketi sayısı 2.

    PUANA KATIL, İNDİRİMİ AL

    Bursa Korupark ise 2008'in mart ayında "puanlı" ismiyle bir kampanya başlatmış, kiracılarından aylık kiralarının yüzde 10'unu talep ederek bir bütçe oluşturmuştu. Bu sayede alışveriş merkezindeki herhangi bir mağazadan en az 50 TL'lik alışveriş yapan ziyaretçilerine hediye çekleri dağıtmıştı. Korupark yönetimi, kiracılarına bu kampanyaya katılmaları karşılığında aylık kiralarında yüzde 40 indirim yapmıştı.

    Korupark AVM Pazarlama Müdürü Feyza Acar Sönmezer, bu tür kampanyalarla kiracılarına 2010 yılında da destek vermeyi planladıklarını belirtiyor. Korupark'ta dükkan kiraları metrekare bazında 40 ila 85 euro arasında. Merkezde 196 mağaza ve işyeri var. Ekonomik kriz nedeniyle 2009 yılında bunların 5'inin kiracısı değişmiş. Sönmezer, kapanan bu mağazaların yerine 20 gün içinde bir başka mağazanın açıldığını belirtiyor. Bu arada birçok AVM yönetiminin bu konuyla ilgili henüz bir karar almadığını da söyleyelim.

    PERAKENDECİLER MAĞAZA KAPATIYOR

    Mağaza kiraları konusunda perakendecilerin görüşlerine gelince... Türkiye genelinde 160 mağazası olan ve önemli bir bölümü AVM'lerde bulunan Kiğılı Giyim'in Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı, kira indirimlerinin bir nebze de olsa kendilerini rahatlattığını, bu uygulamanın sürmesi gerektiğini belirtiyor.

    Kığılı Giyim, zarar ettikleri gerekçesiyle 2009 yılında 7 mağazasını kapatmış. Bu mağazalar Denizli, Kayseri, Gaziantep ve Eskişehir'deki AVM'lerde bulunuyormuş. Abdullah Kığılı, bekledikleri ciroyu yapmayan mağazaları kapatmaya devam edeceklerini belirtiyor ve şunları söylüyor: "2010'un 2009'dan daha iyi olacağını kimse söyleyemez. Tüketim daralıyor. Satılan ürünler de karsız satılıyor. Yan yana açılan AVM'ler iş yapmıyor. Bu tür AVM'lerin yöneticilerinin bunu görüp tedbir almaları lazım."

    Türkiye'de 21 mağazası bulunan Beta Ayakkabı, kendi sektöründe alışveriş merkezlerinde en yaygın firmalardan biri. Çoğu İstanbul ve Ankara'daki AVM'lerde toplam 16 mağazası var. Eskişehir, Trabzon ve Mersin'deki çeşitli AVM'lerdeki mağazalarını ise 2009 yılında kapatmış.
    Beta Ayakkabı yönetim Kurulu Üyesi ve Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkan Yardımcısı Özlem İkiışık, perakende firmalarının en büyük gider kaleminin mağaza kiraları olduğunu vurguluyor.

    Mağaza kiraları konusunu BMD yönetim kurulunda görüştüklerini belirten İkiışık'ın açıklaması şöyle: "AVM'ler kuru sabitleyerek ya da kiralarda küçük indirimler yaparak fedakarlıkta bulundu. Perakende firmaları da çok zorda kalmadıkça mağazalarını açık tuttu. Ekonomide daralma sürüyor. Ürün fiyatları aşırı geriledi. Bu yüzden kira giderlerimizin artmaması lazım. BMD yönetiminde herhangi bir karar almadık. Ancak firmalar gerekirse şubat ayında bulundukları alışveriş merkezinin yönetimiyle tek tek görüşeceklerdir."

    Kira indirimi yapan AVM'ler
    Forum (Bornova hariç)
    Armada
    Cepa
    Korupark
    Teras Park
    Akmerkez
    Capacity
    Carousel
    Nişantaşı City's
    Kanyon
    İstinyePark
    Tepe Nautilus
    Capitol
    Antares
#03.01.2010 21:18 0 0 0
  • Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'na 2009 yılının ilk on ayında 1.806, İl ve İlçe İnsan Hakları Kurulları Başkanlıkları'na 2 bin 105 olmak üzere toplam 3 bin 911 kişi ihlal iddiasıyla başvuruda bulundu. 2008 yılında insan hakları ihlalı ile ilgili 4 bin 788, 2007 yılında ise bin 495 başvuru gerçekleştirilmişti. 2009 yılında bir önceki yıla göre başvuru oranında yüzde 18,3 oranında azalma oldu.

    Zaman gazetesindeki habere göre, yapılan başvurular içerisinde 413 başvuru ile Sağlık ve Hasta Hakkı ilk, 272 başvuru ile Yaşam Hakkı ikinci, 163 başvuru ile Çevre Hakkı üçüncü sırada yer aldı. İnsan Hakları konusunda şikayet edilen kurumlar arasında 339 başvuru ile özel sektör geldi.

    137 başvuru ile belediye, 111 başvuru ile emniyet, 99 başvuru ile ceza ve tutukevi, 75 başvuru ile eğitim ve öğretim kurumu, 42 başvuru ile sosyal hizmetler kurumu, 38 başvuru ile kaymakamlık, 27 başvuru ile il özel idaresi, 27 başvuru ile köy muhtarlıkları yer aldı.

    EN FAZLA DOKTOR VE HEMŞİRELER ŞİKAYET EDİLDİ

    Sağlık ve hasta hakları konusunda şikayetlerin ilk sırasında, doktor ve hemşirelerin hastalara gerektiği kadar özenli davranmamaları yer aldı. Sağlık ile ilgili olarak diğer şikayetler ise yanlış tedavi sonucunda gerçekleşen olumsuz vakalar, hastanedeki yoğun kuyruklar ve muayene sırasına uyulmaması, hastanedeki araç gereç eksikliği ve kötü tedavi koşulları ile hijyen sorunları sırlandı.

    CEZAEVİ KOŞULARI BEĞENİLMİYOR

    Cezaevlerinde kalan tutuklu ve hükümlülerin şikayetlerinin başında daha iyi yaşama isteği, yetersiz gıda verilmesi ve sağlık imkanlarıyla ilgili sıkıntılar olduğu belirlendi. Tutuklu ve hükümlüler ilgili diğer sorunlar ise şöyle sıralandı: "İletişimde karşılaştıkları sorunlar, ayrımcılıkla ilgili konular, af talepleri, farklı cezaevlerine nakil talepleri, infazda yaşanan sorunlar, yer sıkıntısı, cezaevlerinin doluluk oranının yüksekliği, genel hapishane koşulları ve fizik yapı."

    BAZ İSTASYONLARI RAHATSIZLIK OLUŞTURUYOR

    Kurula GSM telefonlarının baz istasyonlarıyla ilgili çok sayıda şikayet geldiği belirtildi. Çevre konusunda gelen şikayet konuları ise şöyle: "Kuraklıkla ile birlikte gelen su sıkıntısı ve içme sularının kalitesinin giderek düşmesi; nüfusu yoğun olan kentlerde yaşanan trafik ve araba park yeri sorunları; yol, köprü, alt-üst geçit ve kavşak talepleri; nükleer santraller; kültür varlıklarının korunması; düzensiz yapılaşma sonucu ortaya çıkan bazı problemler; fabrika atıklarını çevreyi kirletmesi; yerleşim yerlerine yakın eğlence merkezlerinden ve kahvehanelerden kaynaklanan gürültü kirliliği."

    YARGILAMA SÜRESİNİN UZUN OLMASI ŞİKAYET EDİLDİ

    Adil yargılanma hakkı konusunda ise tutukluluk süresinin çok uzun sürmesi ve yargılamanın geç başlaması en fazla şikayet edilen konular olduğu belirlendi. Davaların uzun sürmesi ve zaman aşımına uğraması da şikayet edilen konulardan oldu. Vatandaşlar, yargı sistemin kapsamlı bir reform çalışması yapılması ve aksaklıkların giderilmesini de istedi.

    Başkanlığa başvuru yapan vatandaşlar, kamu kurum ve kuruluşlarının başvurularına cevap alamamasından şikayetçi oldu.

    EĞİTİMDEKİ ÇİFTE STANDART SİKAYET EDİLDİ

    Başkanlığı başvurular arasında, eğitim ve öğretim hakkının çeşitli sebeplerle engellenmesi, kız çocuklarının okula gönderilmemesi ve öğrenci affı talepleri yer aldı.

    Başvurular arasında, sakatlık ve yetim aylıklarının ödenmesinde karşılaşılan bir takım problemler, haksız işten çıkarmalar, hak ediş ve tazminatların eksik ödenmesi ya da hiç ödenmemesi ile ilgili başvurular da bulunuyor.
#03.01.2010 21:16 0 0 0
  • Hem koku vermesi hem aksesuar olarak ev dekoru için güzel objeler herbiri...Emeğin için tşkrler arkadaşım...
#03.01.2010 20:06 0 0 0
#03.01.2010 12:56 0 0 0
  • Başkalarının gereksinimlerine karşı duyarlı olduğunuz kadar kendi ihtiyaç ve gereksinimlerinize de duyarlı olmayı deneyin.Bunun için yapacağınız ilk şey,
    yaşantınızı incelemeli ve analiz etmelisiniz.

    -Zamanınızı nasıl harcıyorsunuz ?

    -Değer verdiğiniz şeyler neler ?

    -Beklentileriniz neler ?

    -Yaşantınızda ne gibi değişiklikler yapmak istiyorsunuz ?

    Yapacağınız günlük bir plan ihtiyaçlarınızın karşılanması konusunda size önemli ipuçları verecektir.
    Zamanınızı nasıl geçirdiğinizle ilgili çizelge

    Saat 7.30 kalktım, odamı topladım

    Saat 8.00 Kahvaltı yaptım, çocukları gönderdim

    Saat 8.30 Mutfağı ve evi topladım, giyindim

    Saat 8.45 işe gitmek için evden ayrıldım
    .
    .
    Böyle bir çizelgenin faydaları

    1-Zamanınız nasıl geçiyor ayrıntılarıyla görürsünüz.

    2-Geçen gün içerisinde karşılayamadığınız ihtiyaçlarınızın farkına varırsınız.

    3-İhtiyaçlarınızı karşılama yönünde ilk adımı atmış olursunuz.

    İhtiyaçlarınız kısa vadeli olabildiği gibi uzun vadeli de olabilir,
    Psikolojik ihtiyaçlarınız ortaya çıkabilir,
    Maddi ihtiyaçlarınız,
    Manevi ihtiyaçlarınız ,
    Karşılanmak üzere sorumluluğu üzerinize almanızı beklemektedir.

    İhtiyaçlarım(Örnek Listemiz)

    Bir beceri kursuna gitmek

    Tahsilini tamamlamak

    Nitelikli arkadaş çevresini geliştirmek

    Çeşitli yardım ve hizmet kuruluşlarında çalışmak

    Çocuklarla nitelikli birlikteliklerini arttımak (birlikte spor yapmak, gezilere katılmak ....)

    Para biriktirerek ev sahibi olmak ...

    İhtiyaçlarınızı farkedip, belirledikten sonra yapılacak değişikliklere sıra gelmiş demektir.

    İhtiyaçlarımızın Karşılanmasında İletişimin Ve Kendimizi İfade Edebilmenin Önemi

    İletişim kadınlar için önemli bir konudur. Fakat bu konuda çoğu zaman bastırılmış duygularla ve kendilerine biçilmiş rollerle harekete geçerler ve kendilerini istedikleri gibi ifade edemezler.
    *Kendimizi ifade ederken başkaları tarafından nasıl karşılanacağımız düşüncesi önümüzde *Önemli bir engeldir.
    *Çatışmadan kaçarız.
    *Başkalarının desteğini alma isteği kendimizi ifade etmemizi engeller.
    *Başkalarını sinirlendirmekten korkarız.
    *Beğenilme ve sevilme ihtiyacımız kendimizi ifade etmede çekingen danranmamıza neden olur.

    Kendinize şunları sorun:
    -Önemli birtakım gereksinimleriniz olduğunu düşünüyor musunuz?
    -Gereksinimlerinizi karşılayamıyor ve istediğiniz şeyleri gerçekleştiremiyor musunuz?
    -Kendinizi ifade etmeye çalıştığınızda dikkat çekemiyor önemsenmiyor musunuz?
    -Bütün bu durumların sonunda kırılmış, kızgın ve yılmış mı oluyor sunuz?
    Bu sorulara verdiğiniz cevaplarla kendinizi ifade etmede ve ihtiyaclarınızı karşılamada çekingen davranıp davranmadığınızı anlayabilirsiniz.

    Örnek Olaylar:
    Yeni taşınacağınız evi ararken eşinizin sizide götürmesini istiyorsunuz ama bunu ona söyleyemiyorsunuz.Onun düşünmesini bekliyorsunuz. Eşiniz siz olmadan gidince çok üzülüyor, kızıyor vekendinizi değersiz hissediyorsunuz.

    Yaptığınız çalışmalarla ve yeni tekliflerle oldukça verimli bir çalışma yılını geride bıraktınız. Maaş artışıyla birlikte iyi bir primi hakettiğinizi düşünüyorsunuz. Fakat bu düşüncelerinizi patronunuza açmıyorsunuz. Karşı tarafın bunu siz söylemeden düşünmesini bekliyorsunuz. Beklentileriniz gerçekleşmiyor. Bütün hevesiniz kaçıyor.

    Çekingenlik birtakım kaygılardan kaynaklanmaktadır. Bu kaygılarınızla başa çıkmadıkça içine düştüğünüz kızgınlık, kırgınlık ve yenilmişlik duygularından kurtulamazsınız.
    Kaygılarınızla başedebilmek için kendinizi ifade etmenin yollarını öğrenmelisiniz.

#03.01.2010 12:48 0 0 0