1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

#15.03.2010 21:17 0 0 0
  • Konu: Merhaba


    noimage


    Merhaba, küçük dostun çok uzun zamandan sonra sana geldi

    Sığınacak bir liman arıyor belki Sen benim neyimdin? Bir zamanlar her şeyimdin şimdi geçmişte kalan çocukça yazılmış bir hikâyenin önsözü gibisin

    Merhaba ilk heyecanım, seni çoğu zamanlar kendimle bile paylaşamadım, hep gidersin korkusuyla yaşadım, sonunda da gittin

    Aşk vazgeçmek midir? Peki, öyleyse, mücadele aşkın neresinde? Hiçbir şekilde olmayacak bir duaya el açmak gibiydi benimkisi

    Hayatın tek bir anlamı vardı o zamanlar, yine yalnızca sana dair. Yüzünü görmesem güneş doğmazdı, sesini duymasam ilkbahar sonbahara adanırdı

    Sen mutlu ol diye, mutluluklarımdan bir parça bile olsun sana ayırırdım

    Aşk mıydın ki sen? Çocukça bir hâyâlin ortasında, gençliğin ilk sancılı anlarında yalnızca sana kanmam, günâh mıydı ki?

    Biliyordum, sevmezdin ve de benim istediğim gibi beni göremezdin. Sadece varlığını hissetmek, ölü bir ruhun tek tesellisiydi

    Sonra çok zaman geçti, büyüdü o çocuk Ama bak, o küçük dostun çok uzun zamandan sonra yine sana sığındı işte! Misafir kabul edemeyecek kadar yoruldun öyle değil mi?

    Hayallerin de büyüdüler seninle beraber, en olmazları çıkardın hayatından tıpkı benim gibi.

    Yalnızlığın söyleşisi gibiydi hislerim Ben sana açılır, sana dökerdim içimi Sen yüreğinden bile gizlerdin en çok sevdiğini

    İmkânsızlığın ortasında iki yürek Ben seni, sen sevdiğini severken aramızdaki bağ çocukluğumun unutulmazlığında adının gizli kalmışlığında, hıçkırıklarımın sorgusunda yalnızca senin sesin Ben o sesi, o gülüşü unutalı çok zaman oldu.

    Çocuktum, çocukluktu diyeli çok oldu Küçük dostun büyüdü yani Peki sen?

    Çok doğruymuş, neden bir şeylerden vazgeçmeden önce duyuramıyoruz ki sesimizi?

    İçimdeki çocuk seni özledi, o çocuk hâlâ seni hissediyor akıttığı her ürkek gözyaşında!

    Senden kalan tek bir anı var gözlerimde şimdi Aşk mıydın ki?

    Çocukluğun vermiş olduğu anlık duygular, zamanla güçlü bir bağa dönüşebilir mi?

    Ama geçmedin mi? Sana verdiğim tahtın tapusunu en çok sevdiğime devretmedim mi?

    Sen de razıydın gitmeye, zaten olmayacak bir duaya âmin demek niye?

    "Hasret" şarkısı kulağımda şimdi Dinlerken, çocukluğumu, çocuksu duygularımı, küçük dostunu senden ayıracağımı bilemedim ben
    Her şeyi bilen olsaydık, yangın yeri olur muydu yüreğimiz? Küçük dostun çok uzun zamandan sonra karşına çıktı işte! Küçük dostun, yaşı kadar mı sevdi, yaşından büyük, çokça mı sevdi hiç düşünmedi Düşünseydi, belki de bağlanırdı deli deli. Bir başkasına kapılması mümkün olmadan, yalnızca sen de teselli bulmaya çabalarken ölürdü belki de, kim bilir?

    Hak, emek harcayana mı helâl edilir? Feda ettiğim çocuksu hayallerim, en güzel ümit dolu gecelerim, yanında kaldığım, gülüşünü izlediğim sımsıcak günlerim ne olacak peki?

    Hangisine ilk demeli? Hiçbir şey yaşamadan, saf duygularla bağlandığın çocuksu bir aşkın ateşine mi? Çok şey yaşadığını sanıp, aslında hiçbir şey yaşayamadığın, esip giden bir sevda yeline mi?

    "Hasret" şarkısı çalıyor Arkadan çocukluk hayallerim koşarken, baksana küçük dostun sana geliyor. Almazsın içeri, o çocuk çok yaş yaptı, sevdi, sevildiğini sandı, yenildi

    En saf duygularına, hançerini batırdı, yendiğini sandı kaybetti

    Bu bir olgunluk çağrısıdır, büyüdüm ve de büyümeden önce vedalaşmam gerek, demek

    Diyebilmek, çok sonrasında bile en azından hayaline sımsıkı sarılıp, gözyaşlarını durmadan akıtabilmek

    Hoşça kal, yıllar geçince anlıyor insan, kaç yaşında olursan ol, istersen hiçbir şey yaşama, ufacık bir ilgi olsun, çocuksu bir hayranlık, ya da tek bir heyecan olsun, kim gelirse gelsin, içindeki çocuk hep ama hep ona gidiyor

    Sımsıkı sarılsam sana, ağlasam Korkuyorum desem, haykırsam?

    Hayat zormuş, şimdi anladım desem dert yansam Elimden tutmazsın, küçük dostunun yarası yine içinde kalır, sen anlayamazsın

    Bir gün belki de bir nişan yüzüğü olacak parmağımda, bağlılıklar içerisinde biraz daha kaybolacak çocukluğum, çocukluğumdaki sen, küçük dostun

    Hangi yaralarda kabuk bağlayacağımı bilmiyorum, çarelerim değişecek, söylemek istediklerimi düşünecek, tartının iki kefesine de doğruyla yanlışı koyacağım, tek bir kefe çalışmayacak


    Elimden tutardın, akıp giderdi zaman Ne de güzeldi, büyü, büyüyünce bozuldu

    Sanırdım ki hayat seninle geçecek, bedenim gibi yüreğim de büyümeyecek

    Bak işte, küçük dostun büyüdü Tebessümlerinin ardında gizliydin, yanlışlarının ortasında yankı gibiydin ama duyan olmadı

    Uzadı yine yıllar gibi, bu satırlar Küçük dostun yoluna devam ediyor, ellerini uzatsan son kez onu yolculuğuna uğurlamak için

    Baksana hıçkırıklarla ağlıyor, acıyıp da kucağına almayacak mısın? Küçük dostunun, çocuksu yaralarını merheminle sarmayacak mısın? Söylemedi sana hiç ama o senin yanında güven buldu, artık çaresizce içimde saklanıyor

    Olgunlaştıkça içimde ölüyor, özür dilerim ama bunun başka bir yolu yok

    Sen aşk mıydın ki? Bunun cevabı bile yok İnkâr sahnesinin perdesini aralamaya da hiç gerek yok Uzatma ellerini, artık lüzumu yok, o öldü; içimdeki çocuk öldü

    Hayalin de terk etmiş bile beni, diyecek sözüm kalmadı, artık sözüm yok


    Dilara AKSOY
#15.03.2010 21:03 0 0 0

  • noimage


    Hepimizin en öncelikli hedeflerinden biri evlenip bir yuva sahibi olmak tabi sonra da çocuk sahibi olup onları büyütmek okutmak hayatlarını rahat bir şekilde yaşayacak düzeye getirmektir. Bunun için de okumaları şart, okumadan iyi bir meslek sahibi olamazlar öyle olunca da iyi bir gelire sahip olamazlar, çocuklarımızı okuturken her türlü soruna göğüs germemiz gerekiyor.

    Bunların başında da ÖSYS denen canavarla boğuşmak geliyor. Bunun için dershane, özel öğretmen derken hem veli hem öğrenci epey bir yoruluyor. Çocuğumuzun almış olduğu puan bulunduğu şehre yetmiyor, puanı tutan başka bir yere de tercih yapma hakkı var. Tamam buraya kadar her şey iyi de ya ikamet edilen yerin dışında bir üniversite kazanırsa ne olacak genelde tutucu bir toplum olduğumuz için çocuğunu göndermemeyi düşünenler de olabiliyor böyle olunca da ne oluyor çocuğun istikbali engelleniyor.

    Şimdi herkes yurtların hali nedir? diye soruyor olabilir. Ama çocuklarımıza güvenip onlara gerekli bilinci kazandırırsak rahatlıkla yurtta okuyabilirler. Benim çevremde yurtta okuyan çok kişi var hepsi de başarıyla okuyup okullarını bitirip geldiler. Hatta yurtdışında üniversite bitirip gelenler bile oldu. Tamam yurtlara güvenmiyorsanız özel ev tutup çocuğunuzu okutabilirsiniz. Sıkıntılar olacaktır ama burada önemli olan bizim sıkıntılarımız değil çocuklarımızın okuması onlar için her şeye katlanmak zorundayız. Nasıl dünyaya getirdiysek ve yaşamlarını devam ettiriyorsak tabi ki sonuna kadar mutlu olmalarını da sağlayacağız. Özellikle kız çocuklarımızın okuyup ellerine bir meslek alıp hayatlarını tek başlarına sürdürmeleri konusunda elimizden gelenin fazlasını yapacağız. Bu erkek çocuklara ilgi göstermeyeceğiz anlamına gelmiyor kızların biraz daha fazla ihtiyaçları olduğundan bahsediyorum.


#15.03.2010 20:50 0 0 0
  • Konu: Sevmek

    noimage


    ..............Bir güne sığar mı sevdiğini anmak?..Seven sevdiğini her nefeste anar..
    ...........Bir günde güllerle hatırlanır mı? Sevdiği gülken başına gülden baştacı takıp dururken..
    ........Sevgi mi azaldı alelacele her şeyi geçiştirir gibi bir gün mü gerek?..
    .......Her zerrende o varken bence her gün her an sevgililer sevenlerin günüdür...
    ......Birileri kendilerine özgü günü ilan etmiş herkes uygular olmuş..
    ......Oysa değer verdiklerimizi her an anmalı ne kadar değerli olduklarını kendilerine hissettirmeliyiz...
    .....Çok pahalı şeylere gerek yok sevgiyi sevdiğinize anlatmak için bazan sıcak bir bakış bazan içten seni seviyorum canımsın
    ...Sevgi sözcükleri doğal halde o an akla gelen söylenen en güzel hediyedir....
    ......Bence en güzel hediye değer verdiğim sevdiğimin hayatta olması nefesini duyabilmem dokunabilmem ellerini tutabilmemdir..O'nunda beni sevmesi ondan duymamdır hissetmemdir..
    ....İlk aklıma gelen neşemde kederimde canımdan öte sevdiğimdir.Bunuda daima hissetirmmek güzel..Onun sevgisini verdiği değeri hissetmek güzel..
    .....Evren sevgi üzerine döner özde sevgi olmasaydı bu hayata asla katlanılmazdı..
    ....Sanırım en mutlu benim canımdan da çok sevdiğim aşkıyla divaneye döndüğüm Rabbim ve Habibim diye övdüğü sevdalandığım peygamberim HZ MUHAMMED s.a.v ve sevdirdiği ahum var...
    .....Her ne zaman olursa olsun asla çekinmeden vakit geç olmadan değer verdiklerinize sevdiklerinize sevdiğinizi kendisinin sizin için değerli olduğunu söyleyiniz..
    ........Allahım sev sevindir bizleri senin herşeye gücün yeter..Sevdirdiklerinide bizide koru amin..
    ....ALLAHA EMANET OLUNUZ SELAM VE DUA İLE..

    ÜLKÜ BAHÇESİ
#15.03.2010 20:41 0 0 0

  • noimage



    ___Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) 14 asır önce şöyle buyurmuştu: "Şu kara tanede (çörek otu) ölümden başka her derde deva vardır."

    ___O zamanlardan günümüze kadar geçen asırlar boyunca, bu ufak taneli gıdada her hastalığa şifânın olabileceğine birçok kimse dudak bükmüştü. Maren Franz adlı bir Alman çörek otunun sağlığımız üzerindeki faydalarını araştırıp, bu konudaki yayınları bir araya getirdi. Sonuçta:"Tabiattan Gelen ___Şifâ Kaynağı: ÇÖREKOTU" adıyla dilimize tercüme edilen 96 sayfalık bir kitap ortaya çıktı.
    ____Üstelik, Peygamberimizin çörek otuyla ilgili hadisinin kendisini uyardığını ve bu sözü rehber alarak bu kitabı hazırlamaya giriştiğini önsözde belirterek...

    Çörek otunun faydaları:

    ___Bu kadar mükemmel olarak yaratılan ve Efendimiz'in (a.s.m.) methine mazhar olan çörek otu, bütün bu özellikleri ile:

    ___•Mikrop, virüs ve mantarlara karşı öldürücü tesire sahiptir.
    ___•İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir.
    ___•Kan şekerini düşürür.
    ___•Damar hastalıklarını önler.
    ___•Hazmı kolaylaştırır.
    ____•Vücuttaki zehirleri süzerek atar.
    ____•İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi gelir.
    ____•Yaraların çabuk iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmesini hızlandırır.
    ____•Alerjiyi önler.
    _____•Savunma sistemini dengeler.
    ____•Hormon sistemini ve ruh hâlini sağlamlaştırır.

    Özel hallerde faydaları:

    ____•Çörek otu, müzmin hastalıklarda şaşırtıcı iyileşmeler sağlar. Çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım ile alerjiye iyi gelir.
    ____•Çörek otu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik devresindeki şikayetleri azaltır. Yan tesiri olmayıp, bu devredeki hanımlara ve bebeklerini ana sütüyle besleyenler için süt kalitesinin bebeğe daha yarayışlı olmasını sağlar.
    ____•Egzamalı deriye sık sık çörek otu yağı sürüldüğünde deri çabuk iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü tesirinden dolayı çok fayda verir.

    ____Maren Franz'ın kitabından naklettiğimiz bu satırlar, çörek otunu "ölümden başka her derde deva" olarak tarif eden Peygamberimizin(a.s.m.) yüceliğini gözler önüne sermektedir. Çünkü Efendimiz(a.s.m.) çörek otunun daha yeni keşfedilen bu mucizevî özelliklerini asırlar öncesinden görmüş ve bunu da, kıyamete kadar gelecek olan insanların en iyi anlayacağı şekilde ifade etmiştir:

    ____"ÇÖREK OTUNA KIYMET VERİN. ZİRA O ÖLÜMDEN BAŞKA HER DERDE ŞİFADIR"


    ____(3986)- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın." [Buhârî, Tıbb 7; Müslim, Selam 89, (2215); Tirmizî, Tıbb 5, (2042), 22, (2071).
    ___.Çörek otu yağının az limon suyuyla karıştırıp içilince 1çay kaşığı sabah ve akşam boğaz ağrılarına iyi gelir..
    ......Çörek otu yağı alerjik astımda devam eden öksürüklerde de kullanılır..
    ....Alerjiden daima kaşınan cidinize 3 veya 5 gün az sürün hafifçe sürün bırakın günde 2veya 3 defa göreceksiniz ki hafta sonunda o müzmin kaşınan kaşıntı geçer kırmızılıklar da düzelir...
    .......
    ___Bademcik iltihabları ses kısılması az limonla karıştırın için sabahları 1 çay kaşığı . nefes darlığında daha tez iyileşme görülür..
    ____Çörek otu kaynatılıp içildiğindeyse kireçlenme mafsal ağrılarına iyi gelir..Az bal katın tatlandırmak için azda limon suyu..
    ___Soğuk algınlığı gribede etkili olduğunu göreceksiniz..
    çörek otunun bir faydasıda saçların beyazlaşmasını engelliyor.ve parlaklık veriyor
    ___Aslında tüm ilaçlar bitkierden yapılıyor ..
    ___Doğal bir şekilde bilinçli olarak bitkiler neye yarar o şekilde tüketilirse daha sağlıklı oluruz..Daha da az doktor ziyaret ederiz..En önemlisi sağlıklı beslenme ...
    ___Eminim ki çörek otunun daha bilinmeyen yararları ortaya çıkacaktır..
    ___Ben kullanıyorum çokda yararını gördüm..
    ___Sağlıklı bir hayat diliyorum herkese..

    SAĞLIKLI HUZURLU MUTLULUK DOLU NİCE YILLARA
    SELAM VE DUA İLE...

    ÜLKÜ BAHÇESİ
#15.03.2010 20:37 0 0 0
  • Konu: Sır

    noimage


    SIRRIN OLSUNDA KÖLEN SÖYLEME HİÇ KİMSEYE
    SÖYLERSEN OLURSUNDA SIRRINA HEP KUL KÖLE
    SAKLA KALSIN KALBİNDE ALLAH ŞAHİTİN OLSUN
    SIRRINI DEMEYENLER EL ÖPÜP EĞİLMEZ ELE

    ÜLKÜ BAHÇESİ


    SIR

    Başkasını bilmem ama sır tutulduğu sürece sırrınızdır..Söylediğiniz an sır oladam çıkar
    .....Sırrı son nefese kadar saklayansa çok azdır..
    ......Sırrını vermeyen kişi bence en sadık dosttur..
    .....Bir kişi yi iyice tanımadan verilen sırsa hayatınızı zindana çevirir...
    .....Dostlar çeşit çeşittir..
    1...Siz değil o sizi bulur ne kendine faydası vardır ne size zaman zaman faydası olan..
    2...Siz O nu bulursunuz ekmek su gibidir her zaman ihtiyacınız olan..Sadık vefalı kendinden çok sizi düşünür..Emin olursanız onla her şeyinizi paylaşırsınız....
    3..Allah şerrinden uzak etsin bir yakanıza yapışsa kurtulamazsınız böylelerinede sır verirseniz yandınız demektir...
    Allah'ım iki cihan dada bizleri iyilerle karşılaştır amin...,
    Sırrı gördüm sır içinde yüzme de
    sırrım bana ışık süzmede ..
    Allah'ım sev sevindir bizleri Allah'ım sen razı ol kulum de yeter ..
    ,Allah' ın selam ve rahmeti üzerinize olsun ..Selam ve dua ile...

    ÜLKÜ BAHÇESİ
#15.03.2010 20:31 0 0 0
  • Konu: Allah
    noimage



    Dünyadan umut kesmiş
    Özler ken maşuğunu
    Canan ol derde düşer
    Ruhum kuş olup uçar..


    .....Dünyaya fazla aldanmamak gerekir.Maşuğunu isteyenler aldanır mı yalancı dünyaya..
    İki sevgi durur mu kalpte yanyana ..
    Bakiyi istedikçe faniye yönelenler bulurlar mı bakiye açılan kapıyı
    ...Ve ben maşuğumu isterim deyip ağlayanlarfaniyle aldanırken ne kadar yaklaşırlar gerçek olana..
    .....Kalbe bir sevgi girince yerleşir diğeri ondan üstün olunca 2incisi silikleşir..
    ....En güzeli ikisinide dengelemek..
    ...Son an gözlerden ferin çekildiği ..dillerin dönmediği..Ama kulakların duyduğu göz perdesinin tamamen açıldığı..
    ..Gerçekleri seyre başladığı an ..O an maşuğu için gerçekten yananlar Onun özlemiyle dünyadayken ölmeden ölenler ..O anda özleyiş artar..Oan azrail onlara gelen en güzel misafirdir..
    .....Cansa derttedir ruh çıkarken bir yandada cananı için candan vazgeçiş devri başlar boncuk gibi terler döker..
    ....O anda Rabbbim şeytanı bizlerden uzak eylesin ..1yudum suya imanlarımızı kaybettirmesin..
    ....Sağlığında her zerresi Allah diye haykıran o aşkla inleyenlerden ruh ayrılır..Her zerresinden ..
    ....O ruh güzelce kokularla sarılır kuşlar gibi yükselir mertebelerden geçer...
    ....Allah ın sevdiğiyse sevilenler içine cennete denir..
    ....Yok diğeriyse birkaç kattan da yukarı gitmeden düşer..Ve eza cefa çekenler içine..
    ...İyilere Allahın rahmetiyle kurtuluşa erenlere ölüm bayramdır..Aşığın maşuğa kavuşma anıdır ..O zaman okul sevinçlidir faniden kurtulduğu için..
    .....Tek yeisleri sağlıklarında her nefeslerinde neden Rabbimizi anmadık zikretmedik olur..
    ...Onların kabirleri genişletilir sanki döner gül bahçesine..
    ......Diğerlerindeyse kabirleri daraltılır kaburgaları birbirine geçer..Başlar kabir azabı keşke ölmeseydim der azap gören ..
    Allah ım sevdiklerinden sana layıkıyla kulluk eden kullarından eyle..Rahmet deryanda yıka arıt..Sev sevindir bizleri..Kendine habibine yakın eyle..Seni bulan herşeyi bulmuştur..Bulamayansa hiçbir şeyi bulamaz hüsrandadır..
    Allaha emanet olunuz selam ve dua ile..


    ÜLKÜ BAHÇESİ
#15.03.2010 20:28 0 0 0
  • "...ve ben, yavrusunun ilk adımlarını seyreden bir anne kedi gibi, gururla ardından bakacağım...C.G"

    noimagenoimage
    noimage
    noimagenoimage

    noimage

    bir ses
    bir nefes
    bir tutam ışıktın hanemde cancağızım
    gülüşünden eksik doğacak gün yarın

    sanırım bundandır bu gece bunca ıssızlığım
    sabahların olsun dilerim
    her biri dünden aydın
    sol yanında uyanmalıdır hep yâr-i vefâkârın


    noimage


    sen benim geç gelip erken gidenim
    sen kızım
    kızcağızım

    kıymeti bilinesim
    eli tutulasım
    sararmış bir fotoğraf benzeri gizlediğin kederlerinle
    rüzgara terkettiğin acıların nihayetidir yarın

    noimage

    ve sen
    ve seninle geçen üç yılın
    gülüşlerin
    gözyaşının
    kahkahanın
    velhasıl seyr-ü seferindeyim cümle anıların
    ve her gece olduğu gibi yorgun argın
    diyeceğim ki sana
    " Nesli'm... bana bir bardak çay dolduracak mısın?"

    hadi
    hadi söyletme beni
    yoksa ağlayacağım...
    noimage
    noimagenoimage
    noimage
    noimagenoimage
    noimage

    yolun aydınlık
    bahtın açık olsun kuzum
    aşk daim olsun cancağızım

    ve şimdi
    tam da bu mısrada
    kocaman bir gülücük kondur gözbebeğine benim için

    en.. enn... ennn'im... kızcağızım...

    noimage


    noimage





    Ceyda Görk
    13 mart 2010___23.47 TaksimPark



    [main-arkaplan-muzik]601[/main-arkaplan-muzik]

#15.03.2010 19:35 0 0 0
  • Konu: Yunus Gibi
    noimage

    Balıklar ölüyor Su yüzünde yüzen cansız bedenlerini görünce içimde hüzün dereleri akmaya başlıyor Hele nicedir akvaryumumda olan balıkları böyle görünce daha bir acı çöküyor bağrıma
    Yemek yerken masada, zor çeviriyorum yüzümü akvaryuma doğru Lokmalar ağır gidiyor boğazımdan Lezzetleri acılaştırıyor ölüm
    Alıştıklarımızdan ayrılmak acıtıyor içimizi Balık da olsa, baktıklarına ne de çabuk bağlanıyor insan Dünyayı ve sevdiklerini bırakamamak bundan olsa gerek Alışmaya görsün insan, zor kopuyor sonrasında
    Akvaryum heyecanımı hüzne çeviren sadece ölümü hatırlatması değil Hesaplarını verme korkusu da incitiyor içimi Günlük hayatın günah rüzgârlarında savrulurken akşam da akvaryumu öyle görmek dayanılası değil doğrusu
    Yemini zamanında ve yeterli verdim mi, suyunu temizledim mi, ilaçlama yaptım mı? Uzayıp giden sorular doğru cevap arıyor Balıklarla başbaşa kaldığımda kendimi kandırmadan rahat konuşabilecek miyim? Belirsiz bakışlarla bakıyorum onlara Boşlukta buluşuyoruz
    Sanki sadece onlarla hesaplaşacağız? Çobanlığım balıklara bakmaktan ibaret değil elbette ki Hane halkı, komşu hakkı Sıralandığında akvaryumdan okyanuslara sürecek sorumluluk uzantısı
    İnsan doğmak, insan olmak, insan olarak ölmek İhsan edeni bilmek, edeble ubudiyet elini uzatabilmek Ömrün uzunluğu veya kısalığı değil Uzanan Rahman elini 'an-ı seyyale'de tutabilmek Sonsuz okyanuslarda yüzebilmeye yüzü olacak bir hayat sürebilmek
    Akvaryum içindeki hayatta küçük yemlere yem olan nasıl yüzsün derin denizlerde Yüzünüzü nereye çevirirseniz orasını görürsünüz Denî dünyanın işleri yürekte yer ederse, yerimiz de yeryüzünden ötesi olmaz
    Biz balık değiliz Tefekkür heyecanını tezekkür şevkiyle sürdürüversin insan, büyük denizlerin büyük coşkusu çok sönük kalır onun yanında Dünyanın taka işlerine hiç takmaz böylesi Olsa ne yazar, olmasa ne yazar Aziz olan Allah mahcup etmesin yeter ki
    Kâinat bizim Bakışlarımız bayağılığı ve baygınlığı bırakıp belirgin baksın güzelliklere, yüreğimiz yüceliklere yönelsin O zaman insan olarak ölmeye hazırız demektir
    Kâinat kapanmadan kendi hesabımızı kendimiz görmemiz lâzım Yalnız ve biz Kandırmadan ve kaçmadan Yüzleşebilmek kirli yüzüyle Akvaryumda iyi yüzmesini bilmeliyiz
    Balık dostlarım, affeder misiniz beni? Af dileyeceğim sadece sizler de değilsiniz Kâinatı adımlamayalım bunun için Nefes aldıkça yürüyebildiğim kadarıyla yürüyebilmeliyim bu yolda Boğulmadan yüzebilmeliyim bu denizde
    Akşam olup yemlerken sizi, hikmet yemlerini de vermeliyim yüreğime Yoksa ne farkım kalır sizden Biz de buralı değiliz, elbet gideceğiz aslımıza Ölümde asılmadan önce hesaplaşmalarımı öncelikli işlerin başına koymalıyım Diğerleri sevilesi veya üzülesi işler değil
    Baş koyduğumda yastığa, hangi davaya baş koyduğumu düşüne düşüne uyanmalıyım Rüyalarımda hakikat denizlerinde yüzebilmeli, aynalarda yüzümü yıkayabilmeliyim
    Balıklarla barışık, kâinatla yüzleşmek için yapmalıyım bunca zaman yeterince yapmadığım tefekkür denizinde şevkle yüzmeyi Af dilemeliyim kâinatın huzurunda kâinatın Sahibinden
    O affettikten sonra deryalar diz çöker, gece merhaba der, Yunus yoldaşım olur. Ben de selamete çıkarım Yunus gibi ...


    Hüseyin Eren


#15.03.2010 15:03 0 0 0
  • Bu konuda hemen evet veya hayır demek yerine bazı konuların bilinmesini uygun görüyoruz Ancak kısaca söylemek gerekirse, özellikle özel sigorta şirketlerinde çalışma şartlarına ve yaptığı işlere göre karar vermek gerekir.

    Meselenin fıkhı cihetinden önce yaygın şekliyle bugün tatbikatta olan sigorta sistemine bakacak olursak, esas itibarıyla şu şekilde işlediğini görürüz : Üyeler, mal varlıklarım sigorta ettirdikleri şirkete prim ödeyerek kaydolmaktalar Sigorta şirketi de sigortalının malı kazaya uğradığı takdirde, diğer üyelerden aldığı primleri birleştirerek kazazede üyenin zararını telâfi etmektedir Üyeler kazaya maruz kalmadıkları müddetçe, yatırmış oldukları primlerden dolayı, hiçbir hak talep edemezler Dolayısıyla, üyelerden tedarik edilen paraların hepsi sigorta şirketinin kasasında kalır

    Bu kısa açıklamadan sonra meseleyi dinî açıdan değerlendirecek olursak, karşımıza bazı mahzurların çıktığını görürüz Evvelâ, bahsi edilen sigortada bir haksız kazanç ve aldatma bahis mevzuu olmaktadır Şöyle ki: Sigorta şirketine üye olan kişi belki birkaç ay taksit ödedikten sonra büyük miktarda malî bir zarara uğrayabilir, bir kazaya maruz kalabilir Bu halde malının bütün bedelini sigorta şirketi ödemektedir Bazen hiçbir felaket ve musibete uğramadan da yıllarca prim öder Böylece senelerce ödediği primlerin tamamı sigorta şirketine kalmaktadır Burada şirket haksız yere kazanç elde etmektedir Böyle bir kar şeklini dinimiz tasvip etmemektedir Nisa Sûresinin 29 âyetinde şöyle buyurulur : «Ey iman edenler, mallarınızı, aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin Ancak birbirinizden hoşnut olarak ticaret yolu ile olmak başka» Böyle bir muamelenin İslâm hukukuna göre ticaret şekline girmediği de, meselenin diğer bir cihetidir

    Diğer taraftan, sigorta şirketiyle yapılan akitte bilinmeyen unsurlar da vardır Kişinin ne zaman kazaya uğrayacağı, ne vakte kadar prim ödeyeceği belli değildir Oysa böyle bir akit caiz olmaz Buna benzer bir tatbikatı Peygamberimizin tasvip etmediğini öğreniyoruz Rasulüllah (asm) ağaç üzerindeki meyveyi olgunlaşıncaya kadar satmayı yasaklamış, orada bulunanların, «Olgunlaşmak nedir?» sualleri üzerine de şöyle buyurmuştur:

    «Kızarması ve sararmasıdır Allah meyveyi vermezse din kardeşinin parasını kendine ne ile helâl kılacaksın?»

    Aynı hal sigorta için de bahis mevzuudur Kazaya uğramayan sigortalının ödediği taksitleri sigorta şirketi neyin karşılığı olarak alacaktır?



    Sigortanın caiz olmamasının bir diğer sebebi de faizle ilgili olmasıdır Bilindiği gibi, faiz, riba-i fazl ve riba-i nesîe olmak üzere ikiye ayrılır Riba-i fazl, ölçülebilir ve tartılabilir cinsten maddeleri kendi cinsleriyle peşin olarak fazlasına değiştirmektir Bir kilo buğdayı bir buçuk kilo buğday ile peşin olarak değiştirmek gibi

    Riba-i nesîe ise, bir cinsten olan iki şeyin birini diğeri karşılığında veresiye olarak satmaktır Veya başka bakla cinslerden olup ölçülebilme, tartılabilme, ekilebilme veya satılabilme hususunda aynı olan iki şeyden birini diğer karşılığında veresiye olarak değişmektir Bu çeşit bir satış, miktarları eşit olsa da yine caiz olmaz Meselâ, iki kilo buğdayı bir kilo veya üç kilo buğday karşılığında veresiye olarak satmak caiz olmadığı gibi, iki kilo buğdayı bir veya iki yahut üç kilo arpa mukabilinde veresiye olarak satmak da caiz olmaz

    Sigorta, iştirakçinin ödediği primden fazlasını bir felâket sonunda ona öderse, ribe'1-fazl olacağı gibi, bir müddet sonra ödediğinde de ribe'n-nesîe olur

    Sigortada ayrıca kumar veya kumar şüphesi vardır Bir nevi piyangoya benzemektedir Piyangoda binlerce kişi bilet alır, çoğuna birsey çıkmaz Fakat iştirakçilerden bazılarına çıkabilir Büyük ekseriyet kaybederken mahdut sayıda olanlar kârlı çıkmaktadır Sigorta da buna benzer Kaza yapan bir üye, yatırdığı paranın kat kat fazlasını alırken, yıllarca taksit ödeyen birçok üyenin yatırdığı paranın bir kısmı kazazedeye verilmekte, gerisi şirkete kalmaktadır Piyangoda olduğu gibi, burada da kaybedenler ve kazananlar vardır

    İşte, bütün bu mahzurlarından dolayı, zamanımızda prime dayanan sigorta şeklinin meşru olmadığı ortaya çıkıyor

    Ancak, emeklilik sigortası böyle değildir Devlet memuriyette veya başka bir işte çalıştırdığı kimselere maaş verdiği gibi, maslahata binaen çalıştırmadığı kimselere de maaş verebilir Kaldı ki, kişi öldüğü takdirde, emeklilik sigortasına kesilen paralar devlete kalmıyor Şahsın hanımı veya çocukları maaş almaya devam ediyor

    Bir de mübadele esasına dayanan sigorta şekli vardır ki, bu tamamen karşılıklı bir yardımlaşmadır Bu sigorta, aynı tehlikeyle karşı karşıya kalabilecek kimselerin ödedikleri paralarla kurulur Üyelerden herhangi birisinin başına bir kaza gelince, toplanan paradan üyenin zararı telâfi edilir Önceden birikmiş olan para zararı ödemeye kâfi gelmiyorsa, üyelerden tekrar para talep edilir Zarar ödendikten sonra para artarsa, bu ya üyelere iade olunur veya ileride meydana gelecek kazalar için ihtiyat olarak muhafaza edilir Biriken para çalıştırılsa da kârı üyelere dağıtılır Bu şekilde bir yardımlaşmayı tesis etmek mümkündür Nitekim bazı İslam ülkelerinde, İslâm bankalarının idaresi altında, mübadele esasına dayalı sigorta şirketleri mevcuttur

    Mehmed Paksu, Helal Haram, Nesil Yayınları, Aralık 1998, s 39-42

    Ayrıca şu bilgileri de okumanızı rica ederiz:

    Herhangi bir malı sigorta ettirip bir kazaya uğraması hâlinde sigortaya ödettirme işi son iki asırdır İslâm âlemine de girmiş bulunmaktadır

    Buna göre dükkânını, yahut arabasını, ya da bir başka kıymetini sigorta ettiren kimse, her sene belli miktar para ödüyor, sene içinde bir kaza, bir imha vaki olmazsa ödediği paralar gidiyor, kaza olursa şirket ziyanı ödüyor

    İslâm âlimleri bu şekildeki sigorta anlaşmasını incelerken bâzı hususları dikkate veriyorlar Nazara verdikleri hususlardan birkaçı şöyledir:

    1 — Sigorta anlaşması ticarî anlaşma şartına uymamaktadır

    Şartına uysa, para yatıran, sigortanın kârına da, ziyanına da ortak olacaktır Bu olmamaktadır

    2 — Para yatıran kimsenin malı kazaya uğrarsa ziyan ödenmekte, uğramazsa ödenmemektedir

    Demek ki bu işte bir bakıma rastgelelik vardır Kumarda da şans yaver giderse kazanır, gitmezse kazanılmaz

    3 — Sigorta bir ziyanın ödemesini yaparken kendi parasından ödeme yapmamakta, diğer ortaklardan alarak biriktirdiği paradan ödeme yapmaktadır

    Halbuki diğer ortaklar kendi paralarından falan kimsenin ziyanı ödensin diye para yatırmamaktadır

    4 — Sigorta şirketleri faizli işlerle iştigal etmekte, sigortalılardan aldıkları sigorta paralarıyla faizli servetler toplamaktalar Demek ki sigorta şirketi bir yardım şirketi değil, bir kazanç şirketidir Evhamı tahrik edilen nice kimselerden alınan paraları toplayıp büyük yekûn teşkil eden sermayeyi kendilerinde toplamaktalar

    Sigortayı arzettiğimiz cihetleriyle inceleyen İslâm âlimleri, zikredilen şartlarından dolayı meşrû bir kuruluş olarak görmemekteler Nitekim Dünya İslâm Birliği'nin ittifaka yakın şekilde aldığı kararda da bu mevzuda kısaca şu görüşlere yer verilmektedir:

    1 — Sigorta şirketine ödeme yapılması hâlinde fâhiş aldanma vardır Çünkü bir kazaya uğramazsa ödenen paralar gider Piyangoda olduğu gibi Piyangoda da çıkmazsa ödenen para gider, hak istenemez

    2 — Sigortada faiz mes'elesi de vardır Ödenen para sonra aynen geri verilse zaman içinde kullanma fâizi vardır Fazla verilse fazlası fâizdir

    3 — Meşrû sebep olmaksızın birbirinizin malını almayınız, meâlindeki âyete de zıddır Kazaya uğrama ihtimali bir meşrû sebep olmaz Vehimle bir kişi bir başkasının parasını alma hakkına sahip olamaz

    — Sigorta nasıl olsa İslâmî ölçülere aykırı düşmez?

    1 — Sigortaya para yatıran kimse, sigortanın kârına, zararına ortak olmalıdır

    2 — Kazaya uğrayanların ziyanını ödemeye ortaklar kendi rızalarıyla karar vermelidir

    3 — Sigorta fâiz işleriyle iştigal etmemelidir

    Demek, yangın, kazaya uğrama, sel basma gibi ziyan meydana getiren felâketlere karşı Müslümanlar birleşerek bir fon meydana getirmeli, bu fonda, meydana gelecek para yardım niyetiyle ödenmeli, ziyan zuhur etmediği takdirde de hâsıl olan kârı para verenler taksim etmeli, böylece sigortaya para yatıranların evhamlarının tahrikiyle meydana gelen büyük sermayeyi şirket sahibi durumunda olan birkaç kişi kendilerine tahsis ederek büyük kitleyi fakirleştirip küçük bir azınlığı zengin etme neticesine gitmiş olmamalıdır Çıkarabileceğimiz neticeyi şöyle ifade edebiliriz:

    — İslâmî ölçülere uygun bir sigorta nizamı kurmak mümkündür Bu hususta çalışma yapılmalı, dindarlar bir araya gelerek fon meydana getirmelidir

    Ahmed Şahin


#15.03.2010 14:07 0 0 0
#15.03.2010 14:00 0 0 0
  • noimage


    MÜSLÜMANLIK laf dini değil, iş (aksiyon) dinidir Müslüman kişinin, Müslüman toplumun, Müslüman ülkenin durumu onların aksiyonlarından anlaşılır

    Şehirde ezan okunmaya başlandı Müslümanlar işyerlerinden, evlerinden, dükkânlarından çıkar ve camiye giderek cemaatle namaz kılar

    Müslüman toplum içinde kötü, çirkin, münker bir iş alenen yapıldı Derhal bir reaksiyon (tepki) oluşur, Müslümanlar bunu yasal sınırlar içinde önlemeye çalışır

    Devlet ve ülke idaresinde bir yolsuzluk, kanunsuzluk oldu Müslümanlar bunu etkili şekilde tenkit eder ve muhalefet yapar

    Biz nasıl bir İslâm toplumuyuz ki:

    Gençler büyüklere saygı göstermiyor,

    Büyükler küçüklere şefkat ve merhamet ile yaklaşmıyor

    Bir İslâm toplumunda 18 yaşındaki *lı otururken, seksen yaşındaki ihtiyar ayakta yolculuk yapar mı?

    Müslüman bir toplumda zenginler Neron gibi tıkınırken, fakirler ve yoksullar sefalet çeker mi?

    Müslüman bir toplumda sahipsiz kalmış on iki yaşındaki bir kıza altmış erkek tecavüz edebilir mi?

    Müslüman bir toplumda genel bir haram yeme olabilir mi?

    Müslüman bir toplumda herkes evine dört süper kilitli çelik kapılar taktırmak ihtiyacını duyar mı?

    Müslüman bir toplumda yalnız yaşayan bir ihtiyar dairesinde ölür ve bu ölüm üç hafta sonra cesedi koktuktan sonra anlaşılır mı?

    Müslüman bir toplumda yaygın bir şekilde riba muameleleri yapılır ve riba parası yenir mi?

    Müslüman bir toplumda şehirler ve binalar bu kadar çirkin olabilir mi?

    Müslüman bir toplumda insanlar bu kadar stresli, problemli, sinirli olabilir mi?

    Olamaz, olamaz, olamaz

    Müslüman bir toplumda sosyal barış olur, toplumsal mutabakat olur, huzur olur, güvenlik olur

    Günahsız hiçbir toplum olmaz, İslâm toplumunda da günah işlenebilir, yanlış yapılabilir; lakin bunlar toplumu batıracak derecede olmaz

    İslâm toplumu sâlih (iyi), düzgün bir toplumdur Adı Müslüman olan bir toplumda fısk, fücur, günah, isyan, tuğyan, fuhşiyyat, işret, iffetsizlik, kumar, piyango, lotarya, hırsızlık, haram yeme, devlet ve millet mallarını ve gelirlerini zimmetine geçirme, nifak, şikak, tefrika, çekişme, tepişme, gıybet, nemime haddinden fazla olursa o toplum zahirde Müslüman gibi görünse de gerçekte değildir

    İslâm toplumu öyle bir toplumdur ki, batıdaki Müslümanın ayağına bir diken batsa, doğudaki Müslüman onun acısını yüreğinde hisseder

    Mârufla emredilmeyen ve münkerden alıkonulmayan bir toplum İslâm toplumu değildir

    Bir toplumun İslâm toplumu olması için kubbeli camiler olması, minarelerinden ezan okunması, Ramazanda çörekotlu pide pişirilmesi, Kurban bayramında kurban kesilmesi yeterli değildir

    İslâm'ın nizamı vardır, o nizamın olmadığı yerde İslâm'ın sadece adı vardır

    Müslümanlar İslâm'ı bizzat yaşamaya çalışsınlar, sözde değil, özde Müslüman olsunlar Ondan sonra toplumun, ülkenin düzelmesini isteyip bekleyebilirler

    Mehmet Şevket Eygi


#15.03.2010 13:35 0 0 0
  • FAİZ VE TEFECİLİK
    قاَلَ اللهeُ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ الْكَرِيمِ : أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
    ﴿الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِييَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُمِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَن جَاءهُ مَوْعِظَةٌمِنْ رَبِّهِ فَانتَهَى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَفَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ﴾[1] صَدَقَ اللهُالْعَظِيمُ وَ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُعَلَيْهِ وَ سَلَّمَ فِي حَدِيثٍ :
    , أَتَيْتُ ، لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي ، عَلَى قَوْمٍ بُطُونُهُمْ كَالْبُيُوتِ ، فِيهاَ الْحَياَّتُ تُرَى مِنْ خَارِجِ بُطُونِهِمْ فَقُلْتُ : مَنْ هَؤُلاَءِ يَا جَبْرَائِيلُ؟ هَؤُلاَءِ أَكَلَةُ الرِّباَ-[2] صَدَقَ رَسُولُ اللهِ فِيمَا قَالَ

    Bugün sizlere, tüm semavi dinlerin reddettiği, insanları bunalımların eşiğinde intiharlara götüren, evler yıkıp ocaklar söndüren, materyalizm ve kapitalizmin destek verdiği bir sömürü sistemi olan faizden bahsedeceğim
    Faiz; diğer adlarıyla riba ve tefecilik; borç veren kişinin, alacağını tahsil ederken, verdiği değerden fazlasını tahsil etmesidir
    Faiz ve tefecilik sisteminde; faizle borç alan kişi çalışır, ancak kârını, bazen de sermayesini üstüne koyarak borcunu öder Bazen ödeyemez kavga eder Bazen hapse düşer, bazen icraya düşüp, evini ocağını kaybeder Bazen faizli borcunu ödemek için, başka başka faizlere bulaşarak çıkmazlara girer Bazen toplumda izzet ve şerefini kaybederek, "üçkağıtçı ve yalancı" mührünü yiyerek toplum dışı kalırlar Bazen de bunalıma girip ya başkalarının canına veya kendi canlarına kıyarlar
    Faizle borç verip tefecilik yapanlar ise; paralarına güvenip tembelliğe düşerler Helâlinden çalışanlar Allah'ın sevgilisi olurken; onlar şeytana sevgili olurlar İnsanlara paraları kadar kıymet verip, insanlıktan uzaklaşırlar
    Ve bu tür insanlar haram kazançlarına kılıf bulmak için "faiz de bir alışveriştir" diyerek dini istismar ederler Harama, helâl dedikleri için dinden de çıkmış olurlar
    Faiz hastalığına bulaşanlar, Allah korkusunu kaybederek, topluma her türlü kötülüğü yapmaya hazır olup, iyilik, sadaka, zekât ve yardımlaşma adına ne varsa hepsine düşman olurlar
    Faizci ve tefeciler, insanları kandırmak için bazen Müslüman görünür, Allah ve peygamber adına yeminlerle, dini kendilerine alet ederler Ve dinden görünerek çıktıkları yoldan, münafık olarak geri dönerler


    Faiz yiyenleri Kur'an-ı Kerim şiddetle kınamaktadır Allah-û Tealâ Bakara suresinin 275 ayetinde şöyle buyurur: "Faiz yiyenler kıyamet günü, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalkışı gibi kalkarlar Bu, onların 'Alış veriş te faiz gibidir' demelerindendir Oysa Allah, alış verişi helâl ve tefeciliği haram kılmıştır Kime Rabbinden bir öğüt gelir ve tefecilikten vazgeçerse, geçmişte olan kendisinin olur Onun durumu Allah'a aittir Kim tefeciliğe dönerse, işte onlar ateşliklerdir Onlar orada temelli kalacaklardır"
    Muhterem Cemaat!
    Kıyamet günü şeytanın çarptığı kimsenin kalkışını düşünmek bile, insanın tüylerini ürpertiyor Sadece tefecilerden değil, kurumlardan faiz alanların ve her türlü faizle uğraşanların da bu sınıfa girdiklerini unutmayalım Allah'ın huzuruna çıkacak şeytanın çarpacağı kimselerin kalkışını iyi düşünelim
    Yarın, "Haberim yoktu, bilmiyordum" diyemeyiz Çünkü: Kur'an'da olan her emirden sorumluyuz
    Bu günden tövbesiz faizcileri ve tefecileri, yarının kıyametinde, şeytanın çarpacağı kimseler olarak görelim Bu dünyada yaptığımız zerre kadar iyiliğin ve zerre kadar kötülüğün karşılığını göreceğimiz gün gelmeden, hareketlerimize dikkat edelim Yediğimiz lokmaların amellerimize etki yaptığını bilerek şu hadis-i şerifin meâline kulak verelim
    Enes İbn-i Malik, Resulü Ekrem'e şöyle soruyor
    Ya Resulallah, ben dualarımın kabulünü isterim Bana bunun yolunu gösterir misiniz? Diye rica ettim Resulü Ekrem:
    "Ey Enes, helâl kazan duan kabul olur Zira, kişi ağzına haram bir lokma götürse, kırk gün duası kabul olunmaz"[3] buyuruyor
    Kıymetli Mü'minler!
    Herkes akıl sahibidir, Kur'an, bizi Kur'an'la amel etmeye çağırır Şeytan ise Kur'an'sız amele çağırır Aklına hakim olanlar bu günden tezi yok tövbe eder Ve kurtuluşa çağıran şu ayet meâline tabi olur
    "Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin Allah'tan sakının ki, kurtuluşa eresiniz"[4]
    Son olarak peygamberimiz buyurur ki: "Mirac gecesi, bir kavme uğradım ki, karınları evler gibi iriydi, bu karınların içi yılanlarla doluydu ve yılanlar dışardan gözüküyorlardı Ben: 'Ey Cebrail! bunlar kimlerdir?' Diye sordum 'Bunlar, faiz yiyenlerdir' Dedi"[5]
    Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri, faizle uğraşanları ıslah eylesin, bizleri de faiz ve tefecilik illetinden muhafaza buyursun Amin
    _________________________
    [1] Bakara Suresi: 275
    [2] Kütüb-i Sitte: 17/260 Hadis No: 6692
    [3] Sahih-i Buhari: 6/357
    [4] Al-i İmran :130
    [5] Kütüb-i Sitte: 17/260 Hadis No: 6692


#15.03.2010 13:32 0 0 0
  • Her ne maksatla olursa olsun, faize ve faiz muamelesi yapan kuruluşlara para yatırılamaz Her nasılsa bankaya yatırılan bir paranın faizi de bankaya bırakılamaz: Böyle bir davranış, belki de faiz alıp yemekten daha büyük bir vebaldır

    Çünkü faizin haram oluş hikmetlerinin başında, onun sömürüye, zûlme sebep olması, servet sahiplerinin fakiri ezmelerine imkân sağlamasıdır Biriken faizi almamak, bu sömürü ve zûlüm mekanizmasını iki kere güçlendirmek olur Ne gariptir ki, duyduklarımız doğru ise, bazı vatandaşlarımızın bankalardan milyarlarca faizsiz yatırılmış mevduatları varmış Bu, cahil müslümanın maskara oluşunun tarihi bir delili sayılmaya sezadır

    Peki bir şekilde eline geçen faiz parasını ne yapmak gerekir:

    İslam Alimleri bu mevzuda iki görüşe sahipler Bir kısmı, haram mal alınmaz, alınsa bile yenmez, diyorlar Bunlara göre, haramı almaktansa denize, yahut ateşe atmak daha tehlikesizdir Bilhassa zühd ve takva mesleğinde giden bu zatlardan biri olan Fudayl Hazretleri, eline geçen dirhemlerin haram olduğunu anlayınca taşların arasına doğru fırlatmış, " ben haram malı elimde tutmak istemem," diyerek hiçbir suretle istifadeye layık görmemiştir

    Ancak başta İmam-ı Gazali, bazı alimler de sahibi bilinmeyen haramı bir fakire vermeyi daha uygun bulmuş; denize, ateşe atmakta hiç bir fayda olmadığına, halbuki muhtaca vermekte mutlak faydaların olduğuna dikkati çekmişler Gazali Kuddise sirruhu bu mevzuda İhya'sında deliller de serdetmiş, Resul-i Ekrem Efendimiz'in kendisine ikram edilen koyun etinin haramdan kazanılmadığını anlayınca, hemen geri çekilip, fakirlere gönderttiğini, ayrıca Bizans'ın İranlılara karşı harbi kazanacağı konusunda bahse giren Hazreti Ebu Bekir'in dediği çıkınca, aldığı develeri de fakirlere verdiğini misal olarak zikretmiştir Bunlar haramdı ama fakirlere göndermekte mahzur görülmemiştir Demek ki, haram mal yenmez, ama menfaatı şahsından uzak, fakirlere verilir Bundan sevap da beklenmez, sadece mes'uliyetinden kurtulma esas alınır

    Faiz para içinde söylenecek hüküm bundan başkası değildir Faizli kuruma para yatırmamalı, yardımcı ve destek olma mahiyetini arzeden bir yakınlıkta bulunmamalıdır Ancak mecburen böyle durumda kalınırsa alınan faiz, menfaatı şahsından uzak bir yere verilmeli; kitap alıp dağıtmak, yahut gıda maddesi dışındaki ihtiyaçlara verip muhtaca intikal ettirmek gibi bir çare düşünülmelidir denize, ateşe atmak faydalı ve makul bir yol değildir



    İslam Fıkhı Ansiklopedisi


#15.03.2010 13:29 0 0 0
  • FAİZ PARASINDAN İKRAM, HARAM KAZANÇTAN YAPILAN İKRAM KABUL EDİLİR Mİ?

    İslam'ın faizi en büyük günahlardan saydığını biliyoruz(bk Buharî, Vasâae 23, Hudûd 44; Müslim, Imân 144) Anaya-babaya iyi davranmanın, Allah (cc)'a ibadetin hemen ardından geldiğini de biliyoruz(K E1-isrâ (17) 23) Öyleyse bu dengeyi iyi ayarlamak zorundayız "Yaratana isyan sözkonusu olan yerde yaratılana itaat edilmez" (Buhari, Ahâd müslim, Imaret 39; Ebu Davûd, Cihad 87; Nesâi, Bey'at 34; Ibn Mâce, Cihad 40; Müsned 1/94; 409, IV/426, V/66) esasını ayar olarak kullanırsak, işler biraz daha kolaylaşır Faizin sadece yenmesi değil; hesabının tutulması, alınması, verilmesi, yardımcı olunması vb de haram olduğuna ve haramları yapmak, Allah (cc)'a isyan sayılacağına göre, bir kimse, Babası dahi olsa, bir kulu memnun etmek için faiz alamaz ve veremez

    Meşru ve helâl dairede rızkını temin etmek herkesin tabiî bir hakkı ve vazifesidir Dinimiz, kendi geçimi ve çoluk çocuğunun maişeti için geçen çalışma zamanını ibâdet saymıştır Bu vesileyle kazanç yollarından meşru olanları belirlediği ve teşvik ettiği gibi, gayr-i meşru ve haksız kazancı da yasaklamıştır

    Bilindiği gibi, sanat, ticaret, ziraat gibi geçim yolları akla gelen ilk kazanç vesileleridir Faiz, rüşvet, karaborsacılık gibi yollar ise gayr-i meşrudur ve haramdır

    Helâlle haram arasındaki mesafenin daraldığı, istikametli bir hayatın güçleştiği zamanımızda, mü'minin çok dikkatli ve titiz hareket etmesi lâzımdır İlâhî bir emanet olan midesine haram ve şüpheli lokmanın girmemesine âzamî ölçüde dikkat gösterilmesi gerekmektedir İnsanı harama çağıranların çok ve çeşitli olması, helâle ve kanaate davet edenlerin de o nisbette az olması zamanımızın bir fitnesidir
    Çevrenin tesirinde kalarak veya hırs aldatmacasıyla tadılan haram lokma bir sefere bağlı kalmamaktadır Bazan düşülen hatâya bahane uydurulup, teviller yapılabilmektedir Zamanla haramla iç içe kalınabilmektedir

    Mü'minleri dikkate sevk eden, onların imânlı hayatlarının devamını isteyen şu hadis-i şerif mânidardır:

    Cennetle müjdelenen Sa'd bin Ebi Vakkas'ın, "Ya Resulallah, dualarımın kabul olması için bana dua et" demesine mukabil Resul-i Ekrem (asm) Efendimiz şöyle buyururlar:

    "Yediklerin helâlden olsun Helâl yiyenin duası makbuldür Allah'a yemin ederim ki, kişinin haram lokma yediğinde kırk gün duası kabul olmaz Eti, haksız yoldan ve faizden meydana gelen kimseye ateş daha lâyıktır"1

    Hal böyle olunca, dünya ve âhiret saadetimizi gölgeleyen gayr-i meşru vasıtalara tevessül etmemek, dualarımızda da Allah'tan daima helâl rızık talep etmek durumundayız İnsanın kendi şahsında gösterdiği bu dikkat, hiç şüphesiz, çevresine de tesir edecektir İstikametli yaşayışı örnek alınacaktır Diğer taraftan, bu dikkat neticesinde mü'min, dost ve yakınlarıyla olan münasebetlerinde zor duruma düşmeyecektir Tutum ve davranışları yadırganmayıp, aksine takdir de edilecektir

    Kendi aile hayatımızda riayet ettiğimiz esaslara, herhangi bir şekilde meydana gelen ziyafet, davet ve dost meclislerinde de medenî münasebetler içinde uymamız bizi rahatlatacak ve huzurumuzu kaçırmayacaktır

    Harama teşvik eden, tatlı gösteren vesileler çoktur Başta şeytan ve nefsimiz bizi o yola sürüklemeye çalışır Bazan geçim sıkıntısı ve ailevî sebepler harama bulaşmaya sebep olabilir Bazı durumlarda da harama kendimiz girmediğimiz ve çekindiğimiz halde, bir yakınımız vasıtasıyla harama bulaşmamız söz konusu olabilir Bu, bir davete icabet etme şeklinde olabildiği gibi, hediye ve miras halinde de olabilir
    Bir yakınımız ve dostumuz tarafından yapılan davete icabet etmek sünnet, bazı hallerde de vaciptir Aynı şekilde, takdim edilen hediye ve ikramları da reddetmemek dinî ve insanî bir vazifedir Ancak bu gibi hallerde, veren kimsenin kazancının helâl ve haram olması cihetini göz önünde bulundurmak gerekmektedir Hiç bir şekilde araştırmaran, incelemeden kabul edilmesi halinde, veren kadar alana da sorumlu duruma düşer

    Bu bakımdan büyük günahları apaçık işleyen ve yaptıklarından bir pişmanlık duymayan fâsık kimselerin davetine icabet etmemek lâzımdır Kazancının çoğu haramdan meydana gelen, faiz, rüşvet gibi gayr-i meşru yollardan kazanan kimsenin ikram ve davetine gitmek, hediyesini kabul etmek, haram yemek olacağından, kabul etmekten kaçınmak gerekir

    Eğer hazırlanan yemek, helâl bir mirastan ve borçtan alınarak hazırlanmışsa, bu takdirde yenilmesinde bir mahzur görülmemektedir Bu meselede davet sahibinin kazancının helâl ve haram olması ekseriyete göredir Yani maişetinin çoğunluğu haram yoldan temin edilmişse haram hükmündedir Eğer helâl galipse o zaman helâl hükmüne geçer, helâl kısmından istifade edilmiş olunur

    Fakat Hanbelî mezhebine göre, kazancında hem helâl, hem de haram bulunan kimsenin davetine icabet mekruh görülmektedir Ravda isimli fıkıh kitabında yer verilen bir rivayete göre, "fâsıkın davetine icabet edilir" denilmektedir

    Fakat bütün bunlarla birlikte, mezhep imamlarının ve müçtehidlerin ittifakı, ekserîsi haram olan bir kazançtan istifade edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır2

    Miras hususunda da durum değişik değildir Miras bırakan kimse, o malı haramdan kazanmış, faiz, rüşvet, gasp ve karaborsacılık gibi yollardan temin etmişse, mirasçısı o malı yiyemez Eğer o mal gaypedilmiş, haksız yere bazılarından alınmışsa, sahiplerine iade edilmesi gerekir Eğer bilmiyorsa, bir hayır kurumuna hibe edilir Eğer mirasçıya düşen malın haramdan geldiği söyleniyor, fakat nereden ve ne şekilde olduğu kesin delilleriyle bilinmiyorsa, bu durumda mirasçı onu yiyebilir Fakat takvaya en uygun olanı, o malı sahibi niyetine sadaka olarak vermektir3

    Haram yoldan kazanç temin eden bir kimseden gelen hediyeyi geri göndermek ve iade etmek mümkün olmuyorsa, bu gibi halde de onu kendi istifademiz dışında bir hayır kuruluşuna vermemiz gerekir

    Bu dinî hükümleri tatbik ederken veya icra safhasına koyarken medenî ve insanî münasebetleri de bütün bütün kesmemeye, muhatabı rencide etmemeye dikkat gösterilmelidir Gayr-i meşru kazanç sahibi kimsenin davetini ve ikramını kabul etmemekte esas nokta, o kişiyi öyle bir kazançtan vazgeçirmek olmalıdır

    1 Muhtasar İbni Kesir, 1: 149
    2 Fetâvâ-yı Hindiyye, 5: 343
    3 Reddü'l-Muhtar, 4: 130


    İslam Fıkhı Ansiklopedisi


#15.03.2010 13:27 0 0 0
  • FAKİR BİR KİMSE BAŞKASININ YARDIMIYLA UMREYE GİDERSE KENDİSİNE HACC FARZ OLUR MU?

    Fakir bir kimse başkasının yardımıyla umreye giderse Mekke-i Mükerreme`ye vardığı zaman hacc mevsimi yani eşhürü`l-hacc olan Şevval, Zilkade ve Zilhicce`nin ilk on günü girmiş ise şüphesiz kendisine hacc farz olur Çünkü haccın vacib olmasının şartlarından biri vakittir, yani hacc aylarıdır Hac mevsimi girmemiş ise bazı ulemaya göre Mekke-i Mükerreme`ye varmakla hacc farz olur Ama tercih edilen görüşe göre farz olmaz Çünkü yukarıda beyan edildiği gibi haccın farz olmasının şartlarından biri hac mevsimini idrak etmektir (İrşad al-Sari)

    Yalnız zamanımızda hac mevsiminden evvel umreye giden bir fakire kesinlikle hac farz değildir Çünkü hapis ve orada kalma yasağı gibi mani`ler vardır Bunun için haccın farziyeti yok olur (İrşad al-Sarı) Ma`lüm olduğu gibi Su`udi Arabistan hükümeti umreye giden kimseye bir aydan fazla orada kalmasına müsaade etmiyor



    İslam Fıkhı Ansiklopedisi


#15.03.2010 13:25 0 0 0
  • Gül -Yarası arkadaşım dünyanın İNCİSİ ,GÖZBEBEĞİMİZ İstanbul'umuzdan çok güzel kareleri bizlerle paylaştığın için emeğine sağlık canım...

    Senden tek ricam cümle içerisinde geçen özel isimlerin başlıklarında büyük harf kullanman ve konu başlığınıda büyük harfle başlaman olucak canım;teşekkür ederim şimdiden,sevgiler...
#15.03.2010 13:18 0 0 0