1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında


  • YILLAR İTİBARİYLE ÖZELLEŞTİRME İŞLEMLERİ

    noimage


    Ülkemizdeki bankacılık sektöründe, son olarak OYAK Bank'ın satılmasıyla, yabancı payı %50′ye tırmandı

    Ancak ya diğer ülkelerde?

    Diğer ülkelerdeki bankacılık sektöründe yabancı payı
    Almanya'da %5
    İtalya'da %8
    İspanya'da %10
    Hollanda'da %11
    Danimarka'da %17
    Fransa'da %19
    Yunanistan'da %20

    Bankacılık sektörünün yanı sıra sigortacılık sektöründeki 10 büyük şirketin 7'sinde yabancılar hakim ortaklar

    Ülkemize son 5 yılda 10 Bin 527 yabancı şirket geldi.. Peki ya diğer ülkelerde durum nasıl?



    Yorumu size bırakıyorum

    Ve ekliyorum; Ülkemiz borsasının %70-80 kadar payı da yabancılar elindedir

    son 5 yılda özelleştirilen kurumlar

    1. TAKSAN,
    2. GERKONSAN,
    3. SEKA Afyon İşletmesi,
    4. SEKA Balıkesir İşletmesi,
    5. SEKA Çaycuma İşletmesi,
    6. SEKA Kastamonu İşletmesi,
    7. SEKA Aksu İşletmesi,
    8. SEKA Taşucu Tersane Alanı,
    9. SEKA'ya ait 4 taşınmaz,
    10. TZD Sakarya İşletmesi,
    11. THY USAŞ,
    12. TDİ Trabzon Limanı,
    13. TDİ Dikili Limanı, 14. TDİ Kuşadası Limanı,
    15. Sümer Holding'e Ait Merinos Halı Fabrikası,
    16. SÜMER HOLDİNG'E Ait ERYAĞ,
    17. SÜMER HOLDİNG'E Ait Adıyaman İşletmesi,
    18. SÜMER HOLDİNG'e ait 117 adet taşınmaz,
    19. KBİ'ye ait 103 arsa, 89 lojman,
    20. EBÜAŞ-MEYBUZ,
    21. EBÜAŞ'a ait 54 taşınmaz,
    22. TEKEL Kaya Tuz,
    23. TEKEL'e ait 30 taşınmaz,
    24. ESGAZ,
    25. BURSAGAZ,
    26. ETİ BAKIR,
    27. ETİ GÜMÜŞ,
    28. ETİ KROM,
    29. ETİ ELEKTROMETALURJİ A.Ş,
    30. Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş,
    31. KBİ Samsun İşletmesi,
    32. KBİ 65 adet taşınmaz,
    33. DİV-HAN A.Ş,
    34. Amasya Şeker Fabrikası,
    35. Kütahya Şeker Fabrikası,
    36. SÜMER HOLDİNG'e ait TÜMOSAN,
    37. SÜMER HOLDİNG Malatya İşletmesi,
    38. SÜMER HOLDİNG Bakırköy İşletmesi,
    39. SÜMER HOLDİNG Diyarbakır İşletmesi,
    40. SÜMER HOLDİNG Çanakkale Deri İşletmesi,
    41. SÜMER HOLDİNG'E Ait 108 Adet Taşınmaz,
    42. SÜMER HOLDİNG Ortadoğu Teknopark A.Ş,
    43. SEKA Karacasu İşletmesi,
    44. SEKA Ankara Alım Satım Binası Müdürlüğü,
    45. SEKA Ardanuç İşletmesi Varlıkları,
    46. TÜGSAŞ,
    47. TÜGSAŞ Gemlik Gübre San. TAŞ,
    48. TÜGSAŞ-İGSAŞ HİSSELERİ % 100,
    49. TÜGSAŞ Urfa Depoları arazisi,
    50. TÜGSAŞ'a ait 23 taşınmaz,
    51. İGSAŞ Kütahya Gübre Varlıkları ,52. TEKEL Alkolü İçkiler San. A.Ş,
    53. TEKEL'e ait 60 adet taşınmaz,
    54. TEKEL İnegöl Kibrit Fabrikası T.A.Ş,
    55. TEKEL Gemlik Sun.İp.Mües. T.A.Ş,
    56. TEKEL Tuzluca Tuzlası,
    57. TEKEL Sekili Tuzlası,
    58. EBÜAŞ Samsun Soğuk Hava Deposu,
    59. EBÜAŞ Manisa Kombinası,
    60. EBÜAŞ Manisa Arsası,
    61. EBÜAŞ'a ait 101 adet Taşınmaz,
    62. TDİ ANKARA FERİBOTU,
    63. TDİ Samsun Feribotu,
    64. PETKİM 2adet taşınmaz,
    65. TEDAŞ 1 arsa, 1 adet trafo binası,
    66. TEDAŞ 1 adet taşınmaz,
    67. ATAKÖY Turizm A:Ş,
    68. ATAKÖY Otelcilik A:Ş,
    69. ATAKÖY Marina Ve Yat İşletmesi,
    70. SÜMER HOLDİNG Beykoz İşletmesi,
    71. SÜMER HOLDİNG İstanbul İmar LTD.ŞTİ,
    72. SÜMER HOLDİNG 2 adet Taşınmaz,
    73. TDİ Karadeniz Gemisi,
    74. TEKEL Kristal Tuz Rafinerisi,
    75. TEKEL Kağızman Tuzlası,
    76. TEKEL'e ait 49 adet taşınmaz,
    77. TÜPRAŞ 2 adet taşınmaz,
    78. TDİ 1 Adet Taşınmaz,
    79. SEKA 5 Adet taşınmaz,
    80. KÖY HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Tasfiye Edildi),
    81. SSK Hastaneleri (Tasfiye Edildi),
    82. SSK Eczaneleri (Tasfiye Edildi),
    83. SEKA Kocaeli Fabrikası ve arsası

    diğer özelleştrilmek istenenler

    1. Sümer Holding Sarıkamış İşletmesi, Sümer Holding Bergama Pamuk İpliği Fabrikası,
    2. Sümer Holding Sivas Dokuma Fabrikası,
    3. Sümer Holding Manisa Pam. Men. A:Ş,
    4. Sümer Holding Makine Ve Teçhizat,
    5. Sümer Holding 32 Adet Taşınmaz,
    6. TÜGSAŞ Samsun Gübre Sanayi A.Ş,
    7. Tekel 5 Adet Taşınmaz,
    8. Araç Muayene İstasyonları 1. Bölge,
    9. DSİ ERCİYES Sosyal Tesisi,
    10. Bayındırlık Ve İskan Bakanlığı ERCİYES Sosyal Tesisi,
    11. Karayolları ERCİYES Sosyal Tesisi,
    12. TEKEL Sigara Fabrikaları,
    13. TEKEL Sigara Fabrikalarına Ait Taşınmazlar,
    14. TEKEL Puro Fabrikaları,
    15. TEKEL Alkol İşletmelerine Ait Taşınmazlar,
    16. Tercan Ayakkabı İşletmesi,
    17. TCDD Mersin Limanı,
    18. Adapazarı Şeker Fabrikası,
    19. Ereğli Demir Çelik Fabrikası,
    20. İskenderun Demir Çelik Fabrikası,
    21. Ereğli Limanı,
    22. İskenderun Limanı,
    23. Yarımca Limanı,
    24. Yarımca Porselen Fabrikası,
    25. Romanya'daki Silisli Sac Fabrikası,
    26. Divriği Demir Madeni,
    27. Hekimhan Demir Madeni,
    28. Kırıkkale Çelik Çekme Boru Fabrikası,
    29. BORÇELİK,
    30. TÜPRAŞ, (satıldı)
    31. PETKİM, (satıldı)
    32. TÜRK TELEKOM, (satıldı)
    33. KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI,
    34. TÜGSAŞ Toros Gübre Fabrikası,
    35. TÜGSAŞ Tekirdağ, Tarsus, Fatsa Depoları,
    36. Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş,.
    37. OYMAPINAR BARAJI,
    38. ETİ Alüminyum'a Ait Madenler,
    39. Emekli Sandığı Ankara Emek İşhanı,
    40. Emekli Sandığı İstanbul Hilton Oteli
    Liste uzayıp gidiyor


    Bankalarımızın akıbeti ise şöyle;

    Türk Ekonomi Bankası, Fransız BNP Paribas ile ortak oldu,
    Dışbank, Fortis'e satıldı,
    Denizbank, Dexia'ya satıldı,
    Finansbank, Yunan Milli Bankası NBG'ye satıldı,
    Garanti Bankası'nın yüzde 25,5 payı GE'ye satıldı,
    Yap Kredi Bankası, Koç-UniCredito'ya satıldı,
    C Bank, İsrail bankası Hapoalim'e satıldı,
    Şekerbank, Kazakistan bankası Turan'a satıldı,
    Tekfenbank, Yunan bankası EFG'ye satıldı MNG Bank, Lübnanlı Hariri ailesine satıldı,
    Adabank, Kuveyt bankası The İnternational Investor'a satıldı,
    Ordu ve Yardımlaşma Kurumu'nun Bankası Hollandalı INC'ye satıldı.
    Akbank'ın %20 payı, Alternatif Bank ve Halk bankası ise sırada bekliyor


    Atatürk'ün Konya'da açtığı "uçak fabrikası"nın "gazoz fabrikasına" çevrilmesi gibi pek çok işletme de önce başka sektörlere kaydırılıyor, sonra da kapatılıyor
    1985'ten bu yana satılan kurumlardan SEK Kastamonu işletmesinde alıcı, orman ürünleri üretiyor. Sümerbank, Etibank, ÇİNKUR, Köytaş Tarım makineleri Fabrikası, Bursa Soğuk Depoculuk, Ankara meşrubat Fabrikası, Niğde Meyve Suları Fabrikası, SSK tasfiye edildiler.

    Güneysu, KÜMAŞ, Gümüşhane Çimento, Yarımca Porselen, Et ve Balık Kurumunun Afyon, Kars , Bayburt, Bursa, Kastamonu ve Gaziantep Kombinaları, ORÜS'ün Ayancık, Bartın, Düzce, Pazarköy, Ulupınar, Bafra, Antalya, Demirköy ve Şafşat İşletmeleri, Süt Endüstrisi Kurumunun Afyon İşletmesi, Bayburt İşletmesi, Erzincan İşletmesi, Erzurum İşletmesi, Çanakkale İşletmesi, Hafsa İşletmesi, Sinop İşletmesi, Burdur İşletmesi, Muş İşletmesi, Adilcevaz İşletmesi,Elazığ İşletmesi, Bolu İşletmesi, Kastamonu ve Giresun İşletmeleri,SEKA'nın Dalaman, Aon ve Akkş Fabrikaları, SÜMEROLDİNGİN Adana, Erzincan, şanlıurfa, Denizli, Bakırköy, Çanakkale, Beykoz Malatya İşletmeleri , TESTAŞ Aydın Tesisi, TZD Manisa Kükürt İşletmesi, TZD Sakarya Traktör Fabrikasının faaliyetlerine son verildi.
    Önümüzdeki yıllarda GERKONSAN, ETİ KROM, ETİ ELEKTROMETALURJİ, SEKA Aksu İşletmesi, SEKA Kastamonu İşletmesi, SEKA Karacasu İşletmesi ve TAKSAN'ın faaliyetlerine son verecekler.

    Son duyumlarımıza göre "otoyollarımız, köprülerimiz, viyadüklerimiz" de özelleştirilecekmiş


    Özelleştirmelerle, Çimento Fabrikalarından 3028, Et ve balık kurumlarından 691, ORÜS'lerin 2341 çalışanının 2080'i , Sümer Holding'in 4807 çalışanın 2153, PETLAS'ın 1102 çalışanının 631'i, POAŞ'ın 3822 çalışanının 2783'ü, TÜSTAŞ'ın 73 çalışanının 33'ü, KÖYTAŞ'IN 44 çalışanının 41'i, SEK Süt'ün 1359 çalışanının 845'i, Ordu Yağ Sanayinin 181 çalışanının 73'ü, Kardemir'in 5417 çalışanının 1498'i, ÇELBOR'un 201 çalışanının 101'i son 7 yılda işlerini kaybetmişlerdir.

    Göründüğü gibi:
    • 2002 yılındaki 219,3 milyar dolarlık "Toplam Ülke Borcu", 2007 yılı Mart ayı sonunda %86 (188,7 milyar dolar) tırmanarak 408 milyar dolara çıkmıştır.
    • 2002 yılında 3,164 dolar olan "Kişi Başına Toplam (Kamu + Özel) İç ve Dış Borç Yükü" %76,7 (2,427 dolar) artarak, Mart 2007 sonu itibariyle 5,591 dolara tırmandı!
    • 2002 yılında "İhracatın İthalatı Karşılama Oranı" %69,9 iken, 2007 Mart sonu itibariyle %66,5'e gerilemiştir.
    • Vergi Gelirlerinin GSMH içindeki payı 2002 yılında yüzde 21,7 iken, 2006 yılında %26'ya yükseltildi. Böylece Son 12 yılda %67 artan Türkiye'de dolaylı vergilerin payı da %72,3'e tırmandı. Diğer ülkelerde bu oran; ABD %17,6, Japonya%20,1, İsviçre %22,6, Belçika %24,6, Fransa %25,4, Kanada%26,3, İsveç %26,4, Almanya %29,2, Hollanda %30,8'dur.

    • 2005 itibariyle ülkemizin en zengin 3,7 milyon insanı, en fakir 3,7 milyon insanından en az 23,6 kat daha zengin.

    • Bugün 20 milyon yurttaşımız Yoksulluk Sınırının altında yaşamaya çalışıyor, 1 milyon insanımız da Açlık Sınırında yok olmamama mücadelesi veriyor.
    • Ülkemiz tarım sektöründe 2002 yılında %6,9 oranında büyüdü, 5 yıllık ortalama büyüme oranı %1,4.



    • 2001-2002 yılları arasında okullaşma oranı %99,4 iken 2005-2006 yılında bu oran %95,4'e geriledi.
    • Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili 14 kanun, 87 yönetmelik, ve yönetmelik değişikliği ve yönerge değişikliği yapılarak 605 imamın kurumlar arası nakil yoluyla Milli Eğitim Bakanlığı'na geçişi sağlandı
    • 2001'de şüpheli çocuk sayısı 43,808 idi. 2004'de bu sayı 51,900'e çıktı.






#13.03.2010 09:18 0 0 0
  • Bu güzel sunumu hazırladığın için yüreği güzel arkadaşım Şayesteye canı gönülden teşekür ederim.Çok güzel,ince bir düşünüşle bunu ortaya çıkardığın için emeğine sağlık canım..Ayrıca AYIŞIĞI arkadaşım haber verdi sayesinde gördüm onada çok teşekkür ederim.Burada emeği geçen tüm arkadaşların güzel yüreklerine sağlık...Dizelerimi yineleyerek bitireyim..

    Asla farkına varamıyoruz ama
    Yarın geriye kalan ömrümüzün ilk günü
    Seni seviyorum demeli
    Affetmeli herkesi
    Dostluğun değerini bilmeli...
    Keşkeleri iyiliklere çevirmeli
    Son gündür belki de diyip
    Bir günü daha dolu dolu eskitmeli....
#13.03.2010 07:33 0 0 0
#13.03.2010 07:20 0 0 0
  • Kadir Bey,buradan site adı ya da link vermemiz yasak olduğu için size şu şekilde ancak yardımcı olabilirim.Eğer google arama motoruna şu cümleyi yazarsanız size orda pek çok seçenek verilmiş olucak ilan için.Arzu ettiğiniz bir reklam panosunda istediğiniz ilanı verebilirsiniz.Gerekli tüm bilgiyi bulucaksınız emin olabilirsiniz...

    ''Araba ve ev satışı ilanı için reklam nasıl verilir'' bu cümleyi kopyalayıp yapıştırın tüm gerekli bilgiyi bulucaksınız.Kolay gelsin.
#13.03.2010 07:17 0 0 0
  • Konu: ŞAMAN Nedir


    Ruya beni güldürdün gece gece canım..Allah'da seni güldürsün...
#12.03.2010 22:40 0 0 0
#12.03.2010 22:35 0 0 0
  • şaman - şamanist - şamanizm - şamanizim - şamanistlik - şamanist kimdir - şamanlık - Kamcılık - şaman ve şamanizm nedir - şaman türkler
    şaman
    ilksel dinlerde doğaüstü varlıklarla ilişki kurduğuna inanılan, gelecekle ilgili bilgi veren antika peygamberliğinin ilksel biçimi. kökeni sibirya ve orta asya'dır. daha geniş anlamıyla şaman, ruhlarla ilişkiye geçen, ateşe hakim olabilen, ruhlarla ilişkiye geçmek için yeraltına inen ve yerüstüne çıkan ve tüm bunları sahip olduğu vecd hali ile yapan kişidir.
    Şamanizm
    Şamanizm, insanlığın belki de en eski dinlerinden biridir. Temel olarak sihir ve büyüye dayanır. Her hangi bir kurucusu veya kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değildir.Şamanizm ' in köken olarak anaerkil dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.. Yakutlarda erkek Şamanlar özel cübbeleri bulunmadığı zamanlarda kadın entarisi giyerek ayin yaparlar. Şamanların çoğunun saçlarını uzatma nedenlerinden biri de budur
    Şaman inanç ve İbadetleri
    Şamanist inanca göre dünya, gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç kısma ayrılır. Altay Türklerine göre "Aydınlık Alemi", yukarıdaki dünyayı yani gökyüzünü Tanrı Ülgen'le ona bağlı iyi ruhları temsil eder.Yeryüzünü, yani "Orta Dünya"yi insanlar oluşturur. Yer altı dünyası olan "Aşağıdaki Dünya"yı ise Tanrı Erlik ve ona bağlı kötü ruhlar oluşturur. İyi ruhlarla ilişki kurup, iyilik yapan Şamanlara ak-Şaman, yeraltı ruhlarıyla konuşup, Erlik 'in hizmetinde olanlaraysa kara-Şaman denir.

    Eski Türklerin de inandığı din Şamanizm ' di. Bu Şamanizm,Yakutlar ve Altaylar'da yaşayan ilkel Şamanizm aşamasını bir süre sonra geride bırakmış, gelişmişti. Avcılık ve ilkel tarımla dar bir bölgede yaşayan boyların inanışlarıyla, büyük devletler kuran, Çin Duvarı ' yla Bizans arasına yayılmış halkların inanışları aynı kalmamıştı.

    Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta-Asya Şamanizm ' inin temelleri Gök-Tanrı, Güneş, yer, su, atalar ve ocak (ateş) kültleridir.Bu bağlamda Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ile beraberliği ve uyumu düşüncesi yer alır. Evren,dünya,insan,hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülür. Dünya ve Gök,yaratma eylemini birlikte işbirliği halinde gerçekleştirmektedir. Bunlar bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından ötürü kutsaldır. İşte bu yüzden Asya 'nın Şamanist göçebe halklarında Gökle Yer Su'yu sayma ve bunlara saygı gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturmaktadır. Dağın eteğinde ya da zirvesinde, nehrin ya da gölün kıyısında, yolun ya da atın bağlandığı direğin yanında, bir göçebenin kutsamayla eylemleri, tüm yaşamın ortak bir bilinci paylaştığı doğaya dönüktür.

    Şamanlıktaki bir diğer inanışta, insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesi. Şamanist olan birisi kendini, baba, dede, ve atalarına ait olan bir hayatın devamı olarak görür, bunları bilir ve sayar (Atalar kültü). Bununla birlikte, söz konusu bu insan aynı zamanda kendi geleceğini de sonraki nesillerde görmektedir, ki bu durum varoluşun ana anlamıdır. Bundan dolayı bu insanin görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak yetiştirmek ve hayata hazırlamaktır
    Şaman Kimdir? Kimler Şaman Olabilir?
    Şaman dininin ayin ve törenlerini yapan, ruhlarla insanlar arasında aracılık eden kişiye Şaman denir. Şaman sözcüğü Türkçe kökenli değildir. Türkler Şaman yerine kam sözcüğünü kullanırlardı. Avrupa'da 18.yüzyılda kabul edilen Şaman sözcüğü, Rusların, Kuzey Sibirya'da Tunguzlardan öğrendiği bir sözcük. Aslında bu sözcüğün kökeni hâlâ tartışmalı. Bazı bilim adamları sözcüğün Pali dilinde bulunan "şamna" olduğunu, Sanskritçe'de bulunan "çramana" ile aynı kökten geldiğini ileri sürüyorlardı. Bazıları da bu sözcüğün Mançu ' ca olduğunu,"zıplayan,dans eden" anlamına geldiği görüşündeler. Bir başka teori de Şaman sözcüğünün Buda inanışına ait bir sözcük olduğudur. Firdevsi'nin sehname'sinde geçen "Semen" (Buda rahibi) sözcüğü dolayısıyla Şaman sözcüğünün Hindistan kökenli olduğu söylenir.

    Kasgarlı Mahmut'tan öğrendiğimize göre kamlar, Müslüman Türkler zamanında da unutulmuş değil. Divan-i Lugat-it Türk'te "Kamlar kamik arvisti: kamlar (ayin sırasında) anlaşılmayan bir takım sözler söyledi." gibi cümlelere rastlanmaktadır. Benzer biçimde Balasagunlu Yusuf Has Hacib, "Kutadgu Bilig" adli eserinde kamlarla hekimleri (otacıları) bir tutmuş, ikisini de insanlar için yararlı isler yapan kişiler olarak göstermişti. Bir yerde söyle der: "Kerek tut otaçi, kerek kam, öligligke her giz asig kilmaz em. (Gerek hekim tut, gerekse kam, eceli gelene ilaç fayda etmez.)

    Şaman (kam), tanrılar ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapma gücüne sahip olan kişidir. İnsan, ufak tefek ruhlara, aileyi koruyan ateş ve iyi yer-su ruhlarına bizzat kurbanlar ve saçılar sunabilirse de, kuvvetli, hele kötü ruhlara doğrudan başvuramaz. Kötü ruhlar insanların en büyük düşmanlarıdır. İnsanlara ve hayvan sürülerine hastalık göndermek suretiyle kurban isterler. Bunların istediklerini yerine getirmek gerekir. İnsanlar onların ne istediklerini bilmezler. Ne istediklerini ancak gücünü göklerden ve atalarının ruhlarından alan Şamanlar bilir.

    Şamanlık bilgisi öğrenmekle elde edilemez. Şaman olmak için belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir. Kimse Şaman olmayı istemez, ancak geçmiş ataların ruhundan biri, Şaman olacak torununa musallat olur; onu Şaman olmaya zorlar. Bu hale Altaylılar "töz basıp yat" (ruh basıyor) derler. Ata ruhu musallat olan adam Şamanlığı kabul etmezse deli olur.

    Şaman Davulu

    Bugün Rusya Federasyonu içinde yer alan Hakasya 'da Şamanizm hâlâ canlı tutuluyor. Hakasyalı bir araştırmacı olan Katanov, Minusinsk Tatarlarından aldığı bilgilere göre Şaman davulunu anlatır. Buna göre davulun önemli üç bölümü vardır: içi, dışı ve tokmağı.

    Davul, bir arşın çapındadır. İskeleti genellikle sepet yapımında kullanılan söğütten yapılır ve at derisiyle kaplanır. Davulun içinde dikey olarak duran sapı genellikle kayın ağacından yapılır. Sapta mars denilen, kamın yer altı dünyasında yaşayan erliklerin lideri Erlik Han 'a ulaşmasını sağlayan on iki delik bulunur.

    Deliklerin arasındaki kabartmalar, kamın uçarak ya da yürüyerek geçmek zorunda olduğu dağ sıralarını temsil eder. Sapın üst kısmında, enlemesine kamın kendisinin ya da hastasının düşmanlarını püskürttüğü yay kirişi olarak adlandırılan sopa bulunur.

    Bu demir sopaya hastanın içindeki kötü ruhları kovan on sekiz kadar demir çıngırak bağlanır. Ayrıca, kamın habercilerini temsil eden iki çan da demir sopaya bağlanır. Davulun üst kısmında hastanın düşmanlarını temsil eden dört ya da altı demir kanca tutturulmuştur. Demir sopaya kamın kudretini simgeleyen bez parçalari asılır. Bu bez parçaları genellikle kamın hastaları tarafından bağlanır. Erlik Han'a herhangi bir hayvan adandığında bu hayvana demir sopadan alınan iki üç bez parçası bağlanır. Adak hayvanın boynunda asılı duran bu bez parçaları onu kötü güçlerden korur.

    Davulun üst kısmında yedi renkli gökkuşağı tasvir edilir. Gökkuşağının iki ucundan da, iki geniş kare şeklinde merdiven sarkar. Bu merdivenle kam, Kan Kuday'in huzuruna çıkmak için gökyüzüne yükselir. Kan Kuday'in önünde beyaz boyayla çizilen iki kayın ağacı vardır. Kam, gökyüzüne yükselerek Kan Kuday'dan hastayı iyileştirmek ya da ya da öldürmek için emir alır. Gökkuşağının altında ışık saçan iki daire vardır. Ayrıca 14-18 kadar yıldız bulunur. Merdivenin üst kısmındaysa beyaz renkle yedi dağ kızı resmedilmiştir. Bu kızlar eğer ruh erkekse onu uzaklaştırmada kama yardım ederler. Kız figürlerinin yanında iki kuş tasviri vardır. Kam bu iki kuşla göğe yükselir. Davulda bundan başka kırmızı renkte at, süvari ve keçi bulunur. Kızıl at üzerindeki Kızıl süvari, erliklerden biri olan Kızıl adakların basında gider. Beyaz renkle çizilen beyaz at üzerindeki atlı Kuday'a gider. Davulun ortasındaki üç çizgi bu dünya ile öte dünyayı ayıran bir tabakadır. Davulun alt tarafında, kutsal koyunları himaye eden kurbağa resmi vardır. Ayrıca on sıradağın ardında, kara ve altın denizin kıyısında yaşayan hayvanları sulamak için altın oluğu ve at bağlamak için altın direkleri bulunan Erlik Han ' ın kötü ruhları yargıladığı yere götüren yılan ve kertenkelenin resmi yer alır. Bu deniz doğudadır, kurbağa, yılan ve kertenkele, koyunlara dokunmak isteyen kötü ruhları korkutur. Aynı şekilde su iyelerini temsil eden iki balık tasvir edilir. Balıkların iç hastalıkları iyileştirdiğine inanılır. Eğer kam kötü ruhlardan daha güçlüyse onları dağ ruhlarının Haninin yaşadığı dokuz denizin sonuna kadar sürebilir, eğer kam zayıfsa, yolun yarısından döner ve balık hastayı yeniden alt eder. Bunun dışında davulun üzerinde kötü ruhların yaklaştığını kama haber veren kara ve ala renkli iki köpek resmi vardır.

    Davulun alt tarafında yedi at ve yedi insan tasvir edilir. Bunlar Erlik Han ' ın hizmetçileridir. Bütün kötülükler yeraltı dünyasında yasayan Erlik Han'dan kaynaklanır. Davulda yine kırmızı renkle kama kamla mayi öğreten kam resmedilmiştir. Öldükten sonra kaynayan denize doğru gittiği düşünülen kam tasvirinin uyuz hastalığını tedavi ettiğine inanılır. Davuldaki tavşan resmi, kamın aletlerinin koruyucusunu simgeler.

    Davulun üzerinde "meme" diye adlandırılan altı kabartı vardır. Bunlar kamın aletlerinin koruyucusu sayılan ruhu besleyip koruma işlevini üstlenir.

    Bir önemli öğe de tokmaktır. Tokmak, ya tavşan derisiyle kaplanarak söğüt dalından; ya geyik kemiği ya da boynuzu ya da kayın ağacından yapılır. Tokmağın sapına hastaya gelen kötü ruhları kovmak için kamçı görevi üstlenen bez ve deri parçaları yapıştırılır.

    Şamanlar ayin yapmak için davul kullanırlar; fakat zaman zaman bunun yerini kopuzun aldığı da görülmüştür. 11.yüzyıl tarihçilerinden Gardizi, eski Yenisey Kırgızları ' nın Şaman ayinlerinde saz çaldıklarını söyler. Eski Oğuzlarda, İslam ' ın kabulünden sonra Şaman geleneklerini sürdüren ozanlar kopuzu kutsal saymışlardır. Sözgelimi, Dede Korkut her öykünün sonunda kopuzuyla gelir, ad verirken, dua (alkış) ederken kopuz çalar.

    Şaman davulunun asıl kısmı olan ağaç ve demir parçalar asla değiştirilmez. Derisiyse değiştirilebilir. Biri ölen evde bulunan davul, Erlik'in elçisi Aldaçi'nin yaklaşmasıyla kirlenmiş ve kuvvetini kaybetmiş sayılır. Kirlenmiş ve kuvvetini kaybetmiş davulların derisi derhal değiştirilir. Tedbirli davranmak isteyen Şamanlar ve ev sahipleri, hastanın öleceği anlaşıldığı zaman Şamana ait eşyaları evden çıkarırlar.

    Her davul Şamanın ölümünden sonra ormana götürülüp parçalanır ve bir ağacın dalına asılır. Şamanın ölüsü de bu ağacın dibine gömülür.
    Şaman Giysisi - Şamanist Kıyafetleri
    Şaman için davuldan daha önemli bir şey varsa o da Şaman giysisidir. Geleneğe uygun bir elbise hazırlamanın zor geldiği kamlar, ruhların özel izinleriyle birkaç yıl cübbesiz ayin yaparlar. Fakat cübbesiz kamlar kötü ruhlara karşı fazla cesaret gösteremezler. Bunun için kamlar ne yapıp edip Şaman kıyafeti edinirler. Şaman, cübbe ve davulunu kendi arzu ve isteğiyle değil, hizmetinde bulunduğu ruhun emir ve ilhamına göre yaptırır. Cübbe ve davulun nitelikleri ve biçimi, süsleri bütün ayrıntılarıyla bu ruh tarafından belirlenir. Ruhun istediklerinden en ufak biri bile eksik kalsa cübbe ve davul ayin yapmaya yaramaz. Giysi hazırlandıktan sonra özel bir törenle ruhların beğenisine sunulur.

    Şaman cübbesi gelenek olarak otuz parçadan yapılmış sayılsa da gerçekte altmışa yakın çok çeşitli parçaya sahiptir. Cübbenin asıl kısmı maral ya da beyaz koyun derisinden yapılan ceketten ibarettir. başka parçalar bu cekete dikilir. Bu parçalar Şamanların ruhlar dünyasında bulunduğunu düşündüğü varlıkların sembolleridir. Sözgelimi cübbenin yakasından sallanan dokuz küçük kukla Ülgen'in dokuz kızını, küçücük cübbeler onların elbiselerini temsil eder. Kötü ruhlarla mücadelede kullandığı "manevi" yayın ve diğer silahların sembolleri, küçücük yay ve çıngıraklardır.Kötü ruhların fısıltılarını dinlemek için kulak, ay, güneş yıldızlar, Erlik dünyasında yaşayan kurbağalar, yılanlar cübbede tasvir edilir.

    Şamanın cübbesiyle birlikte külahı (börk)da hazırlanır. Külahın esas kısmı üç karış uzunluğunda kırmızı kumaştan olur, etrafına da üç tane düğme konur. Astarı kaba ve adi kumaştandır. Külahın üç yerine vaşak derisi dikilir; bunlardan biri göz, biri alın ortası biri de ense hizasına konur. Böylece Külahın üç kısmı olur ki buna "üç üyelüü kuspörük" (üç boğumlu kuskülah) denir.Göz üzerindeki kısma türlü türlü boncuklardan diziler konur. Her dizide beş boncuk ve ucunda bir yılan başı bulunur. Dizilerin sayısı 5,9 ya da 16 olabilir.
    Günümüzde Şamanizm ve Diğer Dinlere Etkileri
    Kitaplı dinler olarak kabul edilen dinlerin hiçbiri eski yerel inanışların etkisinden kendilerini arındırabilmiş değil.Dünyanın her yerindeki Hıristiyanlığın ya da Müslümanlığın farklı olmasının en önemli nedenlerinden biri eski inanışların bu dinlere eklenmiş olması.

    İslam dinini kabul etmiş Türkler için de bu durum geçerliliğini korumakta.Türklerin inanışlarında bugün bile Şaman geleneğinin izlerini görmek olası. Müslüman olan Oğuzlar, Dede Korkut öykülerinden anlaşıldığına göre Şaman geleneklerini korumuşlardı. Matem töreninde ölünün bindiği atin kuyruğunu keserek kurban etmek, ağacı kutlu saymak gibi gelenekler bunlardandır. Ayrıca uzun ömürlü olması, daha önce ölen çocuklar gibi ölmemesi için çocuklara Yasar, Durmuş, Duran,Satılmış, Sati gibi isimlerin konması, türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput (bez parçası) bağlanması gibi adetler bu kapsamda değerlendirilir.

    Şamanizm günümüzde Türkler ve diğer Orta Asya halklarının hayatını değişik oranlarda etkilemeye devam etmekle birlikte halen Orta Asya ' da başlı başına bir din olarak devam etmektedir. Tatarların bir kısmı Özellikle Hakasya Türklerinin hemen hemen tamamen Şamanisttir. Günümüzde Rusya, Moğolistan, Tacikistan,Kazakistan gibi ülkelerde Şamanist topluluklara rastlanmaktadır. Sayıları gittikçe azalmakla birlikte günümüzde yaklaşık olarak 650.000 kadar taraftarı olduğu tahmin edilmektedir.

    Alıntı
#12.03.2010 22:34 0 0 0
#12.03.2010 14:42 0 0 0
  • noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage

    Bu son mutfak dekorunda dikkatimi çeken avizenin mutfağa gidecek bir avize olmadığıdır:)Daha çok salon tipi bir avizeyi mutfakta kullanmışlar.Sizler nedersiniz...

    Bunlarda yeni ilave modeller:)


    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage


#12.03.2010 14:21 0 0 0
#12.03.2010 14:10 0 0 0
#12.03.2010 13:36 0 0 0
  • [7. Sınıf Fen Bilgisi] Karışımların Fiziksel Yolla Ayrılması - Heterojen ve Homojen Karışımlar

    Maddelerin Sınıflandırılması:
    Maddeler saf ve saf olmayan maddeler şeklinde iki ana grupta toplanır.
    1- Saf madde
    • Elementler
    • Bileşikler
    2. Saf olmayan madde (Karışımlar)
    • Homojen karışım
    • Heterojen karışım

    Saf olmayan maddeler(Karışımlar):
    Birden fazla maddenin rasgele miktarlarda bir araya gelmesiyle oluşan madde topluluğuna karışım denir.
    Şekerli su, tuzlu su, salata, çorba, petrol, hava, kağıt gibi maddeler birer karışımdır.

    Karışımın özellikleri:
    • Karışımıoluşturan maddelerin kimyasal yapılarında değişme olmaz.
    • Karışım, kendisini oluşturan maddelerin özelliklerini taşır.
    • Kendisini oluşturan maddelerin kimyasal yapılarında değişiklik olmaz.Fiziksel özellikleri değişebilir.
    • Fiziksel yollarla ayrıştırılabilir.
    • Belirli bir özkütlesi yoktur.
    • Rasgele oranlarda hazırlanabilir.

    Karışımlar, maddelerin birbiri içindeki dağılımına göre heterojen ve homojen olarak iki grupta incelenir.

    1. Heterojen karışımlar( Adi karışımlar):
    Özellikleri her yerinde aynı olmayan ve dışarıdan bakıldığında tek bir madde gibi gözükmeyen karışımlara heterojen karışım denir.
    Ayran, talaş-su karışımı gibi

    2. Homojen Karışımlar (Çözeltiler):
    Özellikleri her yerinde aynı olan ve dışarıdan bakıldığında tek bir madde gibi gözüken karışımlara homojen karışımlar denir.

    Çözelti: Bir maddenin diğer bir madde içerisinde her tarafa eşit olarak dağılmasıyla oluşan karışımlara denir.
    • Tuzlu su, şekerli su, hava, maden suyu, alkollü su, gazoz, alaşımlar, kolonya.
    • Bütün gaz karışımları çözeltidir.

    Çözünme: Bir maddenin diğer bir madde içerisinde gözle görülmeyecek şekilde dağılmasına çözünme denir.

    Çözünme hızını etkileyen faktörler:

    • Maddeyi ufalamak
    • Çözeltiyi karıştırmak
    • Çözeltiyi çalkalamak
    • Çözeltinin sıcaklığını arttırmak

    Karışımların Ayrıştırılması:

    Karışım fiziksel bir olay olduğu için karışımlar fiziksel yollarla ayrıştırılır.
    Ayırma yöntemleri:
    • Eleme ile ayırma (Kum-Çakıl, Nohut mercimek, .)
    • Süzme ile
    • Yüzdürme (yoğunluk farkı)
    • Dinlendirme
    • Çözme ve kristallendirme
    • Damıtma
    • Diğer yöntemler

    Konu ile ilgili deney ise aşağıda yer alıyor


    POTASYUM KLORATIN (KCIO3 )KİMYASAL YOLLA AYRIŞTIRILMASININ İNCELENMESİ

    HAZIRLIK SORUSU:

    Bileşiklerin hangi yöntemlerle ayrıştırılabileceğini araştırınız. Örnekler veriniz.

    KULLANILAN ARAÇ VE GEREÇLER:

    1- iki adet deney tüpü ( biri büyük biri küçük
    9- destek çubuğu

    2- dik açılı cam boru
    10- bunzen kıskacı

    3- su
    11- bağlama parçası

    4- ispirto ocağı
    12- kibrit

    5- bir adet üçayak
    13- cam çubuk

    6- spatül
    14- 400 ml 'lik beherglas

    7- delikli lastik tıpa
    15- potasyum klorat

    8- plastik boru
    16- terazi ve tartım takımı



    DENEY DÜZENEĞİ:

    noimage

    DENEYİN YAPILIŞI:

    1-Küçük deney tüpüne 4 gram potasyum klorat koyunuz.

    2-Cam boru takılmış tek delikli lastik tıpa tüpün ağzına yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi yerleştirilir. Tüp ile tıpa arasında boşluk olmamasına özen gösterilmelidir.

    3-Beherglasa ¾ oranında su koyunuz. Büyük deney tüpünün içini hava almayacak şekilde su doldurarak sekildeki gibi beherglasın içine yerleştiriniz.

    4-İspirto ocağını yakarak, küçük tüpte gaz çıkışı bitene kadar ısıtınız.

    5-Gaz çıkışı bitince ısıtma işlemini durdurunuz. Lastik boruyu büyük tüpün ağzından çıkarınız.Beherglastaki tüpün ağzını baş parmağınızla kapatarak hava almayacak şekilde çıkarınız.

    6-Çıkardığınız tüpün ağzına yanan bir kibrit alevi tutup, sonuçlarını gözlemleyiniz.

    DENEYİN SONUCU:

    Bu deneyde Potasyum klorat ( KCIO3 ) ısınma sonucu yapısal bir değişikliğe uğrayarak bozunmuştur.Bozunma sonucu Potasyum klorata görünüşte çok benzeyen Potasyum klorür(KCI) ile Oksijen gazı (O2) oluşmuştur.

    Oluşan gazın oksijen olduğunu yanan kibrit alevinin daha parlak yanmasını sağladığını gözlemleyerek anlayabilirsiniz. ISI

    KCIO3 ® KCI + 3/2 O2

    (Potasyum klorat) (Potasyum klorür) (Oksijen )

    TEORİK BİLGİ:

    Karışımları bileşenlerine ayırma işlemlerinde FİZİKSEL yollar kullanılır. ( Süzme, eleme, damıtma, mıknatısla ayırma, suda çözme, özkütle farkı ile ayırma, ...vb.) Çünkü karışımın oluşumu fiziksel bir olaydır.

    Bileşiklerin oluşumları KİMYASAL olduğundan, ayrıştırılma işlemleride ancak kimyasal yollarla sağlanabilir.Bileşiklerin ayrıştırılması işlemlerinde en yaygın olanları şunlardır:

    1-Isı Enerjisi ile ayrıştırma

    2-Elektrik Enerjisi ile ayrıştırma (ELEKTROLİZ )


#12.03.2010 12:46 0 0 0

  • noimage


    Çoğunuzun , ' Dayak istiyorlar !' dediğini duyuyor gibiyim.

    Huzurumuzu kaçırmak istiyorlar aslında. Hem bizim ,hem de yıllardır birlikte yaşadığımız Ermeni asıllı vatandaşlarımızın huzurunu kaçırmak istiyorlar.

    Ne olursa olsun, tarihte ihanetlerini görmüş olsak da, soydaşlarının bize yaptıkları, döktükleri kanlar, zulümler ve iftiralar her ne kadar yüreklerimizde yara da olsa, bu halk asla kurulan tuzaklara düşmeyecek, asla Ermeni asıllı vatandaşlarımıza karşı bir tavır almamız , onların huzurunu kaçırmamız söz konusu bile olmayacaktır,olmamalıdır da !

    Fakat ne yazık ki, Ermenistan devleti ile düzeltilmeye çalışılan ikili ilişkilere sekte vurulacağı açıktır. Söz konusu Ermenistan bile olsa, komşularımızla iyi geçinmekten daima karşılıklı yarar söz konusudur. Bozulan ilişkilerin de her iki tarafın aleyhine sonuçlar yaratacağı kesindir.

    Osmanlı'nın savaştığı tek ulus Ermeniler değildir. Ermenilerin de tek savaştığı Osmanlı değildir. Tarih boyunca birbirleriyle savaşmayan, karşılıklı kayıplar vermeyen hangi uluslar kalmıştır ki ?

    Üstelik Ermenilerin bize yaptıkları zulümler, akıttıkları kanlar hiç de küçümsenemez. Onların da kayıpları olmuştur, onların da yürekleri yanmıştır mutlaka. Fakat bu gün o yaraları deşmenin, kin ve intikam duygularını körüklemenin kime ne faydası olabilir ?

    Tarih, dedikodudan ibaret olmadığı kesinleşen, soykırım ve katliamlarla doludur. Üstelik bu çirkin olaylar günümüzde, gözlerimizin önünde, halâ devam etmektedir. Filistin'de, Irak'ta, daha dünyanın bir çok bölgesinde yapılan katliamların hesabını kim soracak ?

    İsrail, tüm dünyanın gözlerine baka baka Filistin'de yıllardır katliam yapıyor ! Nerede Avrupa ? Nerede dünya ? Nerede insanlık ? Niçin göz yumuluyor, neden hesap sorulamıyor ?

    ABD, Japonya'ya atom bombası atmıştır ! Bundan daha büyük soykırım, katliam olabilir mi ? Irak'ta, Filistin'de bebekler kurşunlanmıştır, halâ da kurşunlanmaktadır !

    ABD'den, Fransa'dan, İngiltere'den, Kıbrıs'lı Rumlardan niçin hesap sorulamıyor acaba ?

    İlk sebebi, onlarla uğraşmaya kimsenin gücünün ve cesaretinin yetmemesi elbet. Bir de bizim düşmanımızın dostumuzdan fazla olması !

    Niçin düşmanımız dostumuzdan fazla ve niçin biz büyük ve güçlü bir devlet değiliz ?

    Her ikisinin de gerçek sorumlusu , tarih boyunca iş başına gelip, bu ülkeyi yönetmiş olanlardır. Eğer iyi yöneticiler başımıza gelmiş olsalar, iyi iç ve dış politika uygulamış olsalardı, bu gün ülke çok daha iyi bir konumda olurdu. Gelmiş geçmiş tüm yöneticiler kötü demek haddimiz değil elbet. Fakat iyi olmayanlar çoğunluktu demek ki..

    Bizden sonra savaştan çıkan Almanya'ya ; atom bombası yiyen Japonya'ya bakın! Dünyanın en kalabalık nüfüsuna sahip olan Çin'e bakın ! Niçin o kadar büyüyüp güçlenmişler sizce ? İyi yönetilmek ve çok çalışmak ; işte bizde olmayan unsurlar bunlar.

    Güçsüz insanın olduğu gibi, güçsüz ülkelerin de düşmanı dostundan fazla olacaktır.

    Son günlerde olanlar gözlerimizin önünde işte ; birbirimizi yiyoruz neredeyse ! Ne dış politika, ne de deprem felâketi ; hiç biri birbirimizi yememize engel değil !

    Ne yazık ki ABD'den sonra , İsveç parlamentosu da sözde soykırım iddialarını onayladı. Şimdi sırada diğer Avrupa ülkeleri var. Yirmi dört Nisan'a kadar, bir kaçının daha bu kalleşliği onaylaması bekleniyor. Bunlar en azından o ülkelerle ve Ermenistan ile ilişkilerimizi bozacak. Devamında başka türlü belâların da tetikleyicisi olacak.

    Lütfen uyanalım artık ! Bir yerlerden başlayalım. İlk önce kurumlar arasında, sonra da parlamento ve nihayetinde halk arasında birliği, uzlaşmayı sağlamanın adımlarını atmak için hepimiz elimizden geleni yapalım.

    Lütfen birilerinin bizi bir yerlemizden dürtmesini, ya da suratlarımıza soğuk su dökmesini beklemeden uyanalım !

    Fikret TEZAL

#12.03.2010 09:09 0 0 0
  • Konu: Sevmek
    noimage



    SevmekAltı harften oluşan bir kelimenin , bir insanın hayatını sevmeye başladığı andan itibaren değiştirebileceğini ve bir o kadarda onlarca yüke dayanan bedene inat, ruhun bu yükü kaldırmaya zorlandığını, dayanamadığını, sanırım sevgide aklın kullanılmayan tek duygumuz olmasından kaynaklandığından dolayı insanın aklı almıyor.



    Sevmek, kalp dağının zirvesinde, uçurumun kenarında inşa edilen, çıkış kapısı olmayan, pencerelerinin demir parmaklıklarla çevrelendiği, kapılarının kollarını bırakın, anahtar deliklerinin bile olmadığı bir ev gibidir. Bu ev ya sizin güzellikler adına, mutluluk adına ne varsa yaşayacağınız bir ev ya da karanlığın koynunda, gözyaşların arkadaşlığında geçirilen bir hüzün evi olur.


    Sevmek, yaşamak istemenin ilk adımı olabileceği gibi, ölmek istemenin de ilk adımı olabilir. Ellerin uzansa da alamayacağı, dokunamayacağı, sevemeyeceği, hissedemeyeceği yani imkânsızlıklar adına ne varsa yaşanan bir sevgide, sevmek ölmek istemenin ilk adımıdır. İmkânsızlıktır onu sevdiren, imkânsızlıktır onu özleten, imkânsızlıktır yüreğine işleten, imkânsızlıktır gözyaşlarına boğduran. Ve imkânsızlıktır umudun baş harfi kılan.


    Sevmek, hasretliğin bitmeyeceğini, gözyaşlarının dinmeyeceğini, umudun bitmeyeceğini ve onu hep seveceğini bilerek yaşamaya çalışmaktır. Zamanın durup anlamını yitirmesi, harflerin utanıp kelimelerin çıplak kalması, dudakların kilitlenip gözlerin bebeğinin ağlamasıdır. Geriye dönüşü olmayan yolculuk da, kalbin sessiz çığlığı, insanın içindeki çocuğun kucağıdır. Yürekte salınan, beyinde dolanan, kalpte atan bir duygudur. Nefesi yaşamak için değil de, sevgi büyüsün diye almak, düşünmemek ya da rüyalarda görebilmek için uykuya dalmak, sesini duymak için susmak, suskunluğunu paylaşmak için konuşmaktır. Siyahına inat gökkuşağı olmak, hiçlikte her şeyi olmak, onsuzlukta yok olmak varlığında ise bir olmaktır.


    Sevmek, vücudun sol yanından çatırdayarak başlayan, insanlığın kalp depremidir. Düşünceleri hapsedip, hayalleri uçururken, umutsuzluğu doyasıya yaşamak, gözyaşlarını gülümsememelere saklamaktır. Kendi hiçliğinde yok olurken her şeyi olmak istemektir. Sevdiği, kızdığı, beklediği, sardığı, seviştiği Ve bunların yetmediği anda ise kendi bedenini onun bedeninde çarmıha germektir.


    ALINTI
#12.03.2010 08:59 0 0 0
  • Bugün sizinle çocuklarımızın spor yapması konusundaki fikirlerimi paylaşacağım.

    Hala toplumumuzda gençlerimizin spor yapmasına karşı çıkan aileler bulunmaktadır. Oysa ki; gençlerimizin spora yönelmesi onları kötü alışkanlıklardan kurtarır. Spora giden çocuk en azından kahvehane kültürü edinmez ve sigaranın bu kadar yasak olduğu bir yerde kesinlikle içemez. Zaten yaptığı spor; genci sigaradan uzaklaştırır. Ailelerin genelde tek korktukları şey sporun çocuklarının okul hayatlarını etkilemesidir. Haklı da olabilirler ama spor yapmayan her çocuğun okul hayatı iyi midir? Kesinlikle değil...

    Spor yapan çocuk en başta sağlığını korumak zorunda çünkü sağlığı yerinden olmazsa bu sporu yapamayacağını çok iyi bilir. Onun için ailelerin bu konuda daha esnek olup hatta destek olarak çocuklarının ruh ve beden sağlıkları için olumlu etkide bulunacak spor faaliyetlerine yönlendirmelerinin yararlı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca; çocuk sosyal olmayı öğrenir. Yaptığı spor bireysel bile olsa, en azından antremanlara ve maçlara gidip gelirken bir topluluk içinde olacağı için sosyal hayatı olacaktır. Kendine olan özgüveni artacaktır. Bu bilinç altında çocuğun okul hayatı da başarılı olacaktır. Bütün bunların ışığında; çocuklarımıza köstek değil destek olmamız, çocuklarımız açısından yararlı olacaktır.

    Fanatik1962
#12.03.2010 08:51 0 0 0
  • Türk toplumu olarak en büyük eksikliklerimizden biri de sanata göstermiş olduğumuz saygıdır. Bin bir emek ve çaba harcanarak hazırlanan tiyatro ve sinema eserlerimize yeteri kadar ilgi gösterip onları izlemeye bile gitmiyoruz. Ankara İstanbul gibi büyük şehirlerdeki tiyatro salonları parmağımızla sayılayacak kadar azdır. Anadolu'dan hiç bahsetmiyorum oralarda durum içler acısı daha tiyatro görmemiş yerlerimiz bile var bu da bizim ayıbımızdır. Halbuki Atatürk ne güzel ifade etmiştir "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir." her zaman olduğu gibi bu alanda da Atatürk"ün sözlerini kendimize ilke edinerek sanata gereken ilgiyi göstermemiz gerekir. Bizim de filmlerimiz oscarlara aday olsun ödül törenlerinde onları da alkışlayalım. Çünkü bizim sanatçımızın hiç bir eksiği olmadığı gibi fazlası bile var. Bunun için sinema ve tiyatro salonlarını doldurup her yönden sanatçımıza destek vermeliyiz ki onlarda bizim bu desteğimizle daha büyük eserleri icra etsinler.

    Bu konuda eğitime önem vermemiz, hatta bunu ders olarak bile okullarda okutmalıyız, tabi bunun yanında yazarlarımız, ressamlarımız, müzik sanatçılarımızı da unutmamamız lazım, internet ve korsana hayır demeliyiz ki bazı sanatçılarımız sefillik içinde yaşayıp ıssız bir köşede hayata veda etmesinler bizim için çok fark etmeyen küçük paralar onlar için büyük bir gurur kaynağı olur ve toplum olarak buna el birliği ile katılırsak onlar da ekonomik olarak sıkıntı içinde kalmazlar o zaman daha büyük eserlere imza atarlar.

    Fanatik1962
#12.03.2010 08:49 0 0 0
  • Size bugün aslında çok kolay olunan ama aslında olunması zor bir şeyden bahsedeceğim, TARAFTAR...

    Herkes en büyük taraftar benim der, demesine der de acaba taraftar olmanın sorumluluklarını yerine getirebilir mi? Şimdi içinizden bu adam da ne diyor dediğinizi duyar gibiyim. Ama gerçek bu, size en basit bir örnek Fenerbahçeli Guiza'yı herkes Avrupa Kupa Maçında kaçırdığı goller ve Bursa maçındaki kaçırdığı gollerden dolayı yuhlamaya varacak kadar ileri gittiler ama unutulmamalıdır ki aynı Guiza Antalya maçında yaptığı asistle takımı galibiyete götürmüştü. Hemen defterden silmek bu kadar kolay mı? Peki sen taraftar olarak ne yapıyorsun hep destek tam destek nerede? İyi oynarken nasıl destekliyorsan kötü oynarken de destekleyeceksin o zaman "Hep Destek Tam Destek" olur, iyi oynarken desteklemek kolay, önemli olan kötü oynarken de destek verip moralini yüksek tutacaksın ki senden güç alsın, işte taraftarlığın en can alıcı noktası bu...

    Peki bu kaçan gollerden dolayı sadece Guiza mı sorumlu başka sorumlu yok mu ? Bursa maçına Semihle başlayıp Guizayı perşembe gününe bıraksa daha iyi olurdu bence Daum da suçludur.

    Onun için sevgili taraftarlar sonuna kadar takım ve futbolcunun yanında olacaksınız yine senin sözünle sana cevap veriyorum, pazara kadar değil mezara kadar
    o zaman sonuna kadar destekleyeceksin.

    FANATİK1962
#12.03.2010 08:46 0 0 0