1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • Futbolumuzu nasıl kurtaracağız? Bu soruyu herkes soruyor ama kimsenin bir şey yaptığı yok. Bundan herkes sorumlu; taraftar, futbolcu, yönetici, spor yazarı kısacası herkes.

    Futbolumuz için el birliği olmadan kimse bir şey yapamaz.

    Futbolcu çıkıp; yönetimi, teknik direktörünü eleştiriyor milli takıma seçilmedi diye milli takım sorumlusunu suçluyor niye kendi menfaati için... Kimsenin futbolumuzu düşündüğü yok, bu menfaatçilikle nereye varacağız.

    Yönetici geçici başarı için gidip milyonlar verip yabancı oyuncu alıyor ama bu işin sonu nedir diye düşünmüyor.

    En basit örnek Fenerbahçe'ye Anelka geldi milyonları aldı bir sene sonra yok.

    Ne oldu, ne faydası oldu bize hiç... Halbuki alt yapıdan yetiştirsek o futbolcunun hem takımına hem de milli takıma faydası olur şimdi ne acıdır ki yabancıları Türk yapıp milli takımımızda oynatıyoruz

    Niye Türkiye'de futbolcu yok mu? var ama araştırıp bulacak adam yok. Hazır futbolcuya para vermek varken niye genç çocukları alıp yetiştirsin o zaman iyi bir şey yapmış olur.

    Ama bu futbolcunun takıma intibak edip tam faydalı olması için zaman lazım onu beklemeye zamanı yok, bir ara Beşiktaş bunu yapmaya çalıştı hatırlarsınız Ali, Metin, Feyyaz vardı sabrettiler sonra yıllarca faydasını gördüler. Hem takımına hem de milli takıma faydaları oldu.

    Ne oldu da bunların sonu geldi.Niye devam edilmedi. Bütün bunların araştırılıp, ülkemiz için en hayırlısı hangisi ise onu yapmamız gerekir. Bunun için herkes üstüne düşeni yapmak zorundadır. Yapmayanı uyarmakta bizim görevimiz.

    HAYDİ GÖREV BAŞINA "FUTBOLUMUZ İÇİN"


    FANATİK1962
#12.03.2010 08:44 0 0 0
  • Her şeyde olduğu gibi sporda da ceza vermek kolay. Hemen bas cezayı.... Asıl önemli olan cezanın ne ve kim için verildiğidir.

    Saçma sapan bir ceza saha kapatma cezası. 3 - 5 kişinin yaptığı bir hata için binleri cezalandırmak bu doğru bir şey midir?

    Bunun başka bir yolu olamaz mı? Tabi ki var Avrupa nasıl yapıyor biz de öyle yaparız ama biz her zaman olduğu gibi kolaya kaçmayı severiz. Kapat sahayı olsun bitsin. Maksat ceza mı vermek yoksa yanlış giden bir şeyleri düzeltmek mi? Daha son zamanlara kadar sahalarımızda tel örgü vardı hala da var bütün bunları engellemek stada gelen kişileri eğitmekle olur bu da toplum bilinci ile olur öyle kapat sahayla olmaz, stada girerken arama yapılıyor içeri girmemesi gereken ne varsa orada alınıyor peki ya beyindeki ve dildekilere ne yapacaksınız? Önemli olan futbol seyrine gölge düşürecek en başta küfür olayına çözüm getirmek ama maalesef eşimizle çocuğumuzla gittiğimiz stadlarda kulaklarımıza gelen bizim ailemiz yanında etmeyeceğimiz küfürleri orada ailemiz duyuyor, rahatsız oluyor ve futbol zevki diye bir şey kalmıyor.

    Bunlar için eğitim şart, eğitimsiz toplumun yaptığı şeyler yukarıda anlattıklarım.

    Futbolu oynatan seyircidir, seyirci olmadan neye yarar. Seyircidir; coşkusuyla tribünlere renk katan, futbolcuya enerji veren, gol atma isteği doğuran, yanlarında olduklarını hissettiren budur. Nasıl tiyatro perdesiz düşünülmez. Seyircisiz de futbol düşünülemez.

    Fanatik1962
#12.03.2010 08:40 0 0 0
  • Begüm 23 yaşındaydı,hayatının baharını göremeden,aşırı dozda uyuşturucudan öldü.Peki bir genç kız nasıl bu hale nasıl gelmişti?

    Onyedi yaşında, hayatının daha çok başındaydı.Siyah uzun saçları,boncuk boncuk kara gözleri vardı.Yanağındaki gamzeler güzelliğine daha bir güzellik katıyordu.Lise 2.sınafa gidiyordu.Tek hayali üniversiteyi kazanmaktı ve bu yüzden derslerine daha da fazla çalışıyordu.

    Okulun yakışıklısı denebilecek bir erkekten çok hoşlanıyordu.Yaşının verdiği coşku ile hep onlu hayaller kuruyordu.Bir gün, o çok beklediği an gelmiş ve delikanlı arkadaşlık teklifi etmişti.Hiç düşünmeden kabul etti.Şimdi daha bir mutluydu.Dersleri iyi ve mükemmel de bir sevgilisi vardı.Hemen hemen her gün sevgilisi ile bulup,cafeye,sinemaya,parka gidiyorlardı.

    Bir gün sevgilisi ders çalışmak için evlerine davet etti.Bu teklif karşısında biraz tereddüt etse de kabul etti.Birlikte sevgilisinin evine gittiler.Bir süre ders çalıştıktan sonra sevgilisi,iki hapla birlikte yanına geldi ve birini ona uzattı.Şaşkındı Begüm
    ---Bu ne? Diye sordu.Aslında tahmin etmişti.
    ---Kızım uçacaksın,mutluluğuna mutluluk katacak,al iç hemen. Dedi
    ---Olmaz,yapamam. Dediyse de sevgilisinin
    ---İçmezsen aramızdaki bağ biter.
    Ondan ayrılmaya hiç niyeti yoktu.Zaten onsuz yaşayamazdı ki,birbirlerini çok seviyorlardı.
    "bir taneden bir şey olmaz" diyerek,hapı aldı ve içti

    Böyle başlamıştı Begüm'ün uyuşturucu ile tanışması.Bir tane,bir tane daha derken esiri olmuştu bile.Hareketlerinde değişiklik sezen annesi anlamıştı ve bu illetten kurtulması için elinden gelen her türlü çareye baş vuruyordu.Başarmıştı anne,kızını o korkunç illetten kurtarmıştı.Artık "sevdiğim" dediği delikanlıdan da ayrılmıştı.

    Zaman geçmiş ve Begüm üniversite sınavlarında İstanbul üniversitesi'ni kazanmıştı.Şimdi daha da bir umutluydu hayata dair.Hem kötü anıları olan bu şehirden ayrılacak,hem de çok istediği üniversitede okuyacaktı.Büyük umutlarla İstanbul'a gitti.

    Ailesinden ayrılmak,dersler Begüm'e ağır gelmeye başlamış ve istemediği halde hapları içtiğinde ne kadar mutlu olduğunu düşünmeye başlamıştı.Sonra iradesine yenik düşmüş ve yine başlamıştı,hem de sınıf atlayarak.Her defasında "bir daha kullanmayacağım" diyordu ama uyuşturucunun etkisi geçince,bir müddet sonra yine alıyordu.Böyle seneler geçmiş ve Begüm 22 yaşına gelmişti.Artık bağımlısı da olmuştu uyuşturucunun.Kendini kurtarmak istese de kurtulamıyordu.Memlekete gittiğinde annesine anlattı,yardım istedi.

    En son çare olan AMATEM'e yatırmıştı annesi,kendi de istiyordu tedavi olmayı.
    Tedavi süreci bitmiş, fakat ne uyuşturucu, ne de uyuşturucu tacirleri Begüm'ün peşini bırakmamışlardı.Tedavi görmesine rağmen, yine kullanıyordu o illeti.

    Bir akşam arkadaşlarının evinde toplanmışlar ve çok eğlenmişlerdi.Gece bir paket ile tuvalete giren Begüm'den uzunca bir süre ses çıkmayınca,arkadaşları merak edip seslenmişler,hiçbir cevap alamayınca tuvaletin kapısını kırmışlardı.Ve o korkunç manzara ile karşılaşmışlardı.Apar topar hastaneye kaldırılan Begüm,aşırı dozda uyuşturucu almaktan,hayatının baharında ölmüştü

    Yazdıklarım bir kurgu değildi,gerçek bir hayat hikayesi.Biz annelerin,babaların korkulu ruyası uyuşturucuKüçük yaşlarda bazen bir özenti,bazen arkadaş baskısı,bazen de sorunlardan kaçış için sığınılan bir illetSakın "benim çocuğum yapmaz" demeyin,her zaman gözleriniz ve kulaklarınız çocuklarınızın üzerinde olsun,tabi onlara belli etmeden

    Dilerim hiçbir anne- baba böylesi olaylarla karşılaşmaz.Çocuklarımızın daha rahat,daha ferah,daha mutlu günler görmesi dileklerimle


    Mavideydisevgi

#12.03.2010 08:27 0 0 0
  • Arabamın muayenesi gelmişti.Hazır muayene yaptıracakken bir daha tekrar işlem yaptırmayayım diye LPG taktırmaya karar verdim.Zira son zamanlarda, acil durumlar dışında arabayı kullanmak istemiyordum.Eebu devir hesap kitap yapma devri,kemerde delik açacak yer kalmadı,beller koptu kopacak.

    Neyse LPG taktıracağım yer ile hesapta anlaştık ve takıldı.Bundan sonra benim için çile başladı.LPG sızdırmazlık belgesini almak,muayeneye götürmek,egzozsuna baktırmak 3 günümü aldı. Son olarak Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gidip,Lpg yi ruhsata işletecektim ve bitecekti.Gittim tabi,orada da evrakları imzaladım.Polis memuru bey "yarın saat 16.00 da gelip yeni ruhsatınızı alın" dedi. "Ohh" dedim "nihayet bitti şükür"

    Ertesi günü 15.45 gibi çıktım yola, Emniyet Müdürlüğüne geldim.Ruhsatı alacağım birime çıktım.Ben de bir rahatlık,bir rahatlık.Her işi bitirmiştim yaBir gün önceki memurun vermiş olduğu numara yazılı kağıdı,buradaki memura uzattım.
    ---Beyefendi ruhsatı almaya gelmiştim,dedim.
    Memur kağıdı aldı ve bir müddet evrakları karıştırdıktan sonra,
    ---İşlemler yanlış olmuş hanımefendi,onlar düzeldikten sonra ruhsatı alabilirsiniz
    Hayda nereden çıktı şimdi bu? LPG sızdırmazlık belgesinde,arabanın şase numarası yanlış yazılmış.Onyedi haneli sayı nasıl yanlış yazılır.

    Polis memuru beyin verdiği evrağı alıp hemen numarayı düzelttirmek için yola çıktım,düzelttirip yine emniyet müdürlüğüne döndüm,polis memuruna verdim.Gün bitmişti
    ---Olsun,dedim.Bu kadar hata kadı kızında da olur.Bir gün gecikmeli olsun, hayırlısı olsun.

    Ertesi günü yine emniyet müdürlüğünün yolunu tuttum.
    ---Hanımefendi şase numarası yine yanlış yazılmış.
    Bu sabah tersimden de kalkmamıştım."Sakin ol Sevgi" dedim kendi kendime.
    Gittim yine düzelttirdim.Yine emniyet müdürlüğüne geldim
    ---Hanımefendi yine yanlış yazılmış

    Çıldırsa mıydım acaba?Evet resmen çıldırdım.17 haneli bir sayı ve dördüncüye gideceğimPolis memuru, yanlış olan şase numarasını ruhsata işlediği için ruhsatta yaprak bitmiş, yeni yaprak için de 62 Türk Lirası para ödeyecekmişimİşlemleri bir gün geciktir senden faizi ile alırlar,kendileri hata yaparlar,yine senden alırlar.Nasıl iş anlamadım.
    Kimin suçu bu?Kaç günün heba olmasına mı,Yıpranan sinirlerime mi,fazladan ödeyeceğim paraya mı yanayım.Evet çok bir meblağ değil tabi ama benim suçum mu?

    Bu düşüncelerle şase numarasını düzelttirmeye tekrar gittim,bana kırk dereden, kırk su getirmeye çalışıyorlar.İşte, o anda bende ki şarteller attı."kardeşim 17 haneli rakamları bir arada yazamıyorsanız ve bunun faturası yine bana kesiliyorsa,siz daha neyi anlatmaya çalışıyorsunuz?" Biraz volumu yüksek konuşmalardan sonra 4. kez evrağı aldım,yine meşhur emniyet müdürlüğüne geldimEeartık gele gide tanınmaya başlamıştım.
    Polis memuru bey beni aldı,ruhsatı düzenleyen memurun yanına götürdü (herkesin giremediği bir bölüm) Allah razı olsun 15 dakikada hemen yeni ruhsatı çıkardı veeeeeeee ruhsatım avuçlarımın arasındaydı işte

    Bir haftadır yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedimYurdumun halleri diyorum, bu kadar vurdum duymazlık,bu kadar lakaytlık başka ülkelerde var mı yoksa bize mi mahsus?Bu gün git,yarın gelÜstüne bir de para verİşlerin böyle yürütüldüğü ülkemizde yapılan hatalara karşılık,yine de çabuk bitti diye şükrediyoruzKuzu gibi halk olduktan sonra,daha çokkk gider geliriz

    Dilerim her işiniz yolunda giderSevgiyle kalın, Sevgi'siz kalmayın

    SEVGİ SALMAN
#12.03.2010 08:20 0 0 0
  • Zaman dediğimiz kum tanecikleri, avucumuzun içinden birer birer akıp gidiyor. Avucumuzu ne kadar yukarı kaldırırsak kum taneciklerinin yere düşme süresi de bir o kadar uzuyor. Yerde biriken kum taneciklerini avuçlayarak elimizi daha da yukarıya kaldıralım. Hafifçe araladığımız avucumuzun içinden kayıp giden zamanı, istediğimiz yerde biriktirebiliyor muyuz yoksa esen rüzgarların kum taneciklerini nereye savurduğunu fark edemiyor muyuz? Zamanımızı kimbilir nelere harcıyoruz ve zamansızlıktan yapamadığımız şeyler için her fırsatta yakınıyoruz. İsterseniz zamanınızı rahatlıkla kontrol edebilirsiniz.

    Zamanın değeri kişiden kişiye göre değişmektedir. Kimisi için her gün aynı rutinlikte geçerken kimisine göre de daha fazla zamanı olsa neler neler yapacağını anlatır durur. Zamanımızı kontrol edebilmek ve kendi içimizde bunu disipline edebilmek zor elde edilebilen bir kabiliyettir. Zamanını iyi kullanan kimselerin toplumda örnek olarak gösterilen kişilerle benzerlik taşıması kesinlikle tesadüf değildir. Kendimize "Acele işe şeytan karışır" atasözünü hatırlatalım lütfen. Öncelik vermemiz gereken işleri yapmak yerine zamanı tüketiyoruz ve son dakikalara içimizin sinmediği işleri alel acele yetiştirerek teslim ediyoruz. Acaba bir yarım saatimiz daha olsaydı teslim edeceğimiz işin kalitesi daha da yükselir miydi? Acaba bir yarım saatimiz daha olsaydı toplantımıza yada randevumuza vaktinde yetişerek kendimizi daha düzgün ifade edemez miydik? Biraz daha zamanımız olsa

    Zamanımızı düzenli ve istikrarlı bir şekilde kullanarak ne kadar yol aldığımızı bir hatırlayalım. Şu anki bulunduğumuz konumun, başarılarımız ve emeklerimize paralel olarak zamanı doğru kullanmakla ilişkili olduğunu unutmamamız gerekir. Son anda bir yerlere yetişebilmenin, fiziksel olarak orada bulunabilmenin kesinlikle zamanı lehimize kullanmakla ilgisi yoktur. Yaşamımızın her noktasında zaman ayırabildiğimiz değerler bizlere geribildirimde bulunur. Ailemize ayırdığımız zaman ile onların mutluluğunu hissederiz. İşimizi geliştirmek için ayırdığımız zaman ile verimliliğimizi arttırırız. Dostlarımıza ayırdığımız zaman ile arkadaşlıklarımızı tazeleriz. Altyapısı ne kadar derin olursa olsun zaman ayırılmayan hiçbir değer kalıcı değildir.

    Diyelim ki ; Bir arkadaşınıza zamanını daha iyi değerlendirmesi için bir öneride bulunuyorsunuz. Arkadaşınızın, önerinizi değerlendirmesi 5-10 sn zamanını alıyor ve beğenmediyse en çok zamanını alan işini bahane gösteriyor. Demek ki bu kişinin hayatında iyileştirmesi gereken nokta bahane edilen konudur. Yorgunluk, uzaklık, yalnız olma korkusu, ön yargılı düşünce tarzı ve alışkanlıklarını bırakamamak bahanelere verilecek örnekler arasındadır. Zamanımızı daha iyi değerlendirebilmek için bu bahaneleri hangi tür durumlarda kullandığımızı düşünelim. Eminim ki kendimizle yüzleştikçe artık bu bahaneler de önemini yavaş yavaş yitirmeye başlayacaktır.

    Zamanınızı kontrol edebilmek için şöyle bir yöntem deneyebilirsiniz. Kolunuzda bir saat olduğunu varsayıyorum yada cep telefonunuzun saatini kullandığınızı varsayalım. Bu saati kendi hayatınızdaki önemlilik derecesine göre yarım saat ila bir saat arasında ileriye alın. Etrafınızdaki tüm saatler doğru zamanı gösterse de yapacağınız işlerde daima kendi saatinizi baz alın. Dilerseniz bu alıştırmaya örnekler verelim;

    Yetişmeniz gereken bir yere gitmek için vaktinden önce çıktınız. Normal bir zamanda sadece yol mesafesini hesaplayarak hareket ederiz fakat çıkabilecek aksilikleri hiç hesaba (trafiğin kilitlenmesi, araç kazası, kötü hava koşulları vb.) katmayız. Gecikmemizin mazeretlerini sıralamış olsak bile bu işimize verdiğimiz önemi zedeleyici niteliktedir. Kendimize kazandırdığımız bu tolerans zaman ile gecikmelerimizin sınırlarını kabul edilebilir ölçülere çekebiliriz. Vaktinden önce görüşme yerine ulaşıp , ortamda bizi rahatsız edebilecek durumları belirleyerek bunlar için önlem alabilir ve kendi açımızdan en uygun şartları sağlayabiliriz.

    Teslim etmeniz gereken bir iş yüzünden aşırı streslisiniz ve zaman su gibi akıp geçmekte. Sürekli tepenize dikilen işvereniniz ha bire ne yaptığınızı sorarak, oyalanmamanızı hatırlatıyor. Böyle bir durumu gözünüzün önüne getirdiğinizde ne o işten bir hayır beklersiniz ne de gönül ferahlığıyla o işi teslim edebilirsiniz. Kesinlikle hatalar çıkacak ve kariyerinizi tehlikeye atacak durumlara yol açacaktır. Yine kendinize ayırdığınız tolerans zamanı baz alarak, işi teslim etmeniz gereken zamanı, kontrol süreci için ayırabilirsiniz. Hepimizin onlarca iş arasında boğuştuğuna hak veriyorum fakat işlerimiz önemlilik sırasına göre yürütüldüğü için bu yöntemi deneyerek gayet makul sonuçlar alabileceğinizi düşünüyorum.

    Hayatınızı bir saat ilerisinden yaşamak gibi bir durum gibi gözükse de aslında zamanın ne kadar çabuk geçtiğini ve dakikaların kıymetini bu yöntemle daha iyi anlayabileceğimize dikkat çekmek istiyorum. Çevremizdekilere biraz daha zamanım olsa diye feryat edeceğimize işte size kendi zamanınızı yaratmak için bir fırsat. Kuralların dışına çıkabilmek ve kendi çizginizde ilerleyebilmek için farklı yöntemler denemek ve geliştirmek gerekir. Başkalarının yaptığı şekilde başarılı olunmaz sadece taklit edilir. Her zaman ilk olan hatırlanır diğerleri ise onun devamı şeklindedir.

    Zamanınızı ileri alarak; randevularınıza, toplantılarınıza erken gitmiş olun bu zamanı asla kayıp olarak düşünmeyin. Kazandığınız bu zamanla belki de çok farklı bir fikir yakalayacaksınız ve o gün sizin olacak.

    Zamanınızı ileri alarak; sevdiğiniz kişiyle görüşmek için yola erken çıkın. Eskiden olduğu gibi geç kalarak yada ucu ucuna yetiştiğiniz için trafiğe, başkalarına lanet okumak yerine güler yüzlü ve sakin bir şekilde sevdiğinizle vaktinizi geçirin.

    Zamanınızı ileri alarak; Yapamıyorum çünkü zamanım yok dediğiniz birçok şeyi yapın. Aylardır bitiremediğiniz o kitabı keyifle okuyun. Deniz kenarında dalgalara karşı çayınızı/kahvenizi yudumlayın. Ne zamandır uğrayamadığınız eski bir dostunuza uğrayıp gönlünü alın. Sevdiklerinizi özel günleri haricinde de hatırladığınızı gösterip onlar için hediye seçin.

    Başkasının kurallarını harfi harfine yaşamanıza gerek yok, Hayatınızda bir kırılma noktası belirleyin ve neler yapabileceğinizi keşfedin. Zamanınızı gerçekten değerlendirdiğinizde gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Aynı anda birçok iş ile uğraşan insanlar birer sihirbaz değil Zamanbaz'dır. Bu kişiler, zamanlarını belli etmeden çok iyi bir şekilde değerlendirirler ve bizler sadece sonuçlarını görürüz. Etrafınızdaki başarılı kimselerin neler yaptığını gözlemlemek de ilerisi için zaman kazanmaya yönelik bir yatırımdır. Önyargılarınızı ve alışkanlıklarınızı bir kenara bırakmanın zamanı çoktan geldi de geçiyor.

    Sevgiler & Saygılar

    Yazan : Turgay GEZİCİ
#12.03.2010 08:18 0 0 0
  • noimage



    sisli kumsallarını mor duvaklarla gizleyen
    ve mahçup kuytularında
    acı değmemiş
    bakir gönüllerimizin gezindiği
    o uzak kıyılar vardı ya
    işte öyle
    gidilmesi imkânsızca


    gelincikler böğürtlenler
    amber gözlü papatyalar topladığımız
    çocuk ellerimizin çekingenliğine inat
    o gözleri zeytin yeşili
    gök mavisi ilk aşklar gibi
    acemi sevdalarca


    henüz
    yarısına bile gelinmeyen
    kaçamak ve delice meraklarla sonunu düşlediğimiz
    o çok eskitilmiş sevda romanlarının kollarına uzanan
    genç gövdelerimizin ürkekliği
    serin dudaklarımızda büyüyen alevler vardı ya
    yangınlarca


    hınç dolu meydanlarda
    kan gövdeyi götürürken
    sırt sırta verip kendimizi kollayarak dövüştüğümüz
    doğruyu ve güzeli karalayan her şeye
    o genç yüreklerimizin öfkesi
    ve olanca karşı duruşu gibi
    işte o isyanlarca


    yürek kanatırlar tazelendikçe
    ağlatırlarlar ya olur olmaz zamanlarda
    bütün o yıllarda biriken mektuplar şiirler resimleri
    ve onların yazıldığı
    okunduğu
    saatler saati
    mum ışıklarında seyrettiğimiz geceler vardı ya
    bir fincan demli çay buğusunca


    ah güzelim
    bilmezsin

    bilmezsin sen şimdi

    işte
    o sımsıcak çay gibi özlüyorum seni

    Ceyda Görk
    20 Ağustos 2006
    19.51

#12.03.2010 07:56 0 0 0

  • noimage


    makam-ı sabâdan okunan ezanı Muhammedî
    buhurlanıp uçuyor şehrin üstünde

    sonra usulca serpiliyor
    örtüyor yangın yeri gönülleri

    şefkati
    merhameti
    öyle mutedil ki

    küllerimin üstünde binlerce yıldız gibi
    nur salkımları parlıyor sanki

    ...


    içimde ağlayan Leylâ'ya
    bir nebze teselli mi bu ses

    ki her seher
    bir kitâbe okur gibi baş ucumda
    der ki

    der ki
    "-ferah tut gönlünü
    Mecnun'da sen gibi kıvranır bu demler
    ve senden perişandır hali"

    "-sil gözyaşlarını ve âh etme sakın
    unut ardına bakmadan gittiğini"

    "-çöl dediğin gönülde yer mi var gizlenecek
    bırak sildiğini sansın kendince
    kızgın kumlardaki izlerini"

    "-bırak kaybolsun fırtınasında
    kumların kamçısından bilsin avunsun
    gözlerini yaşartan kederi"

    "-zul gelse
    zelil bilse de dönmekliğini
    gün gelecek
    asi ayakları dinlemeyecek firari yüreğini"

    "-sen bilmezsin
    ferah tut gönlünü
    Mecnun'da sen gibi kıvranır bu demler
    ve senden perişandır hali"


    ceyda görk
    30 eylül 2009
#12.03.2010 07:47 0 0 0
  • noimage



    derin ve uzun bir hat çizdim
    heybetli üç ünlem
    ve
    okkalı üç nokta yükledim üstüne
    isminin

    çatırdadı ağırlığından
    iki büklüm oldu
    diz üstü toprağa düştü tüm harflerin

    inlemelerini bir tek ben duyabilirim

    şaşkındılar
    devrilmeyi hesaba katmamışlardı hiç
    ihtimal vermemişlerdi ihtilâlime

    sıra bende
    keyfini süreceğim
    vicdanımda zerre gölge bırakmayan
    sessiz darbemin

    ve hayretle çekildiler bir kenara
    tüm virgüllerim
    soru işaretlerim



    nitekim
    nedametin şahikasında sessizce aralanan
    suskun dudakları okumayı iyi bilirim

    ben senin bedelini
    kalan ömrüme biçmiştim




    nihayet
    hiç bir şey olmamış gibi
    aynaya baktım
    saçlarımı düzelttim
    rujumu tazeledim

    sonra
    divitimi hokkamı fırlatıp elimden

    bir gün
    ölmeden

    bu vazgeçişin vebâlini sana
    kefâretini kendime ödetmeye
    ölümcül bir yemin ettim




    ne kadar küçüktür dünya dediğin
    o inmeli alil harflerinle
    tarih düştüğün takvimlerin seyrine
    el vermeyecek yüreğin


    o kadar kavidir ki seni içine hapsettiğim parantezlerim
    mazide kalan o meczup zaferinde
    bir arpa boyu safahatin
    ve hürriyetin yok senin

    ey benim geciken ihtilâlim

    derin ve uzun bir hat çizdim
    heybetli üç ünlem
    ve okkalı üç nokta yükledim üstüne
    isminin

    bittin


    Ceyda Görk
    5 ekim 2009
#12.03.2010 07:43 0 0 0
  • noimage


    DÜNYA ÇOCUK GÜNÜ
    Dünya çocuk gününde,
    Neşeliyiz hepimiz
    Bizi mutlu yapana,
    Çok teşekkür ederiz
    Evet bugün küçüğüz,
    Yarın büyüyeceğiz
    Sizin işlerinizi,
    Bizler yürüteceğiz
    "Çocuk umuttur" diye,
    Büyük Ata'ma minnet!
    Bekliyoruz sizlerden,
    Himaye, sevgi, şefkât

    Hayriye GARİBOĞLU

    noimage

    ÇOCUK
    Çocuk deyip geçmeyin,
    Onun da dünyası var
    Güzel- çirkin seçmeyin,
    Her çocuk şefkât arar
    Bir kez düşün kendini,
    Çocuktun daha önce
    Eksik etme sevgini,
    Bir küçüğü görünce
    O, yuvada bir çiçek,
    Sonra meyve verecek
    Toplum doğacak ondan,
    Ülkemiz yükselecek

    İbrahim ŞİMŞEK

    noimage

    ÇOCUK
    Çiçek olur açılır,
    Koku olur saçılır,
    Ondan vaz mı geçilir ?
    Çocuk evin şenliği,
    Yurdun egemenliği,
    Kuş olur dalımızda,
    Tat olur balımızda,
    Ak akçe elimizde,
    Çocuk evin şenliği,
    Yurdun egemenliği,
    Çocuk baş tacımızdır,
    Şifa ilacımızdır,
    Tükenmez gücümüzdür,
    Çocuk evin şenliği,
    Yurdun egemenliği,

    Tarık ORHAN

    noimage

    ÇOCUK
    Oynayın çocuklar tutun el ele
    Sevinç neşe ile dolanın gezin,
    Bu eşsiz vatanı bezeyin güle
    Şanlı bayrağımız göğe yükselsin,
    Atatürk yoludur yolunuz sizin
    Milletin baş tacı, milletin kolu
    Yarının büyüğü olan çocuklar,
    Sizin tuttuğunuz ışıklı yolu,
    Gördükçe kalbimiz gururla dolu,
    Pembeleşsin yurtta bütün ufuklar

    Ali Osman ATAK

    noimage

    BİR ÇOCUK BAHÇESİNDE
    Çocuklar beni de alın içerinize,
    Ben de güzel oyunlar oynamayı bilirim,
    Çocuklar, imreniyorum şimdi size,
    Yıllar oluyor ki kırıldı çemberim
    Benim de devleri vardı masallarımın,
    Keloğlan kahramanıydı sihirli dünyamın,
    Periler uyurdu altında kiraz dallarının,
    Bir çini kadar zengindi içi dünyamın
    Benim de sapanlarım vardı söğüt dalından yapılı
    Benim de kuşlarım vardı kafessiz ve şen,
    Bir güzel evim vardı ki altın kapılı,
    Benim de bir annem vardı ağlarken gülen

    Ceyhun Atuf KANSU

    noimage

    DÜNYA ÇOCUKLARI
    Yaşamak gerekiyorsa eğer,
    Bir çocuk oyunu kadar renkli olsun
    Dünyayı kardeşlik dallarında,
    Uçan kuşlar doldursun
    Sen dargınlık ağacı barış ve yemiş ver
    Birleşiniz bütün dünya çocukları,
    Kalp kırılmadıkça sürüp gider oyun
    Yorulunca bir dost sesiyle uyuyun,
    Sabah, kalbinize örtsün şafakları
    Tanrım yorgunluktan koru bu ayakları,
    Bu küçük ayaklar böyle hep beraber
    Oraya, o kardeş bayramına gider
    Kucaklaşır bütün dünya çocukları

    Ceyhun Atuf KANSU

    noimage

    BEN DE BİR ÇOCUĞUM
    Ben de bir çocuğum, diğerleri gibi,
    Şefkatle öpülmek, sevilmek isterim
    Ellerimde tutsun büyüklerim,
    Annesinin yanında bir çocuk görsem,
    Kederle dolar, yaşlı gözlerim
    Ben de bir çocuğum diğerleri gibi,
    Neşeyle dolup gülmek isterim
    Bir sevgi denizinde,
    Açılmak sonsuza doğru
    Ninnilerle, türkülerle büyümek,
    Bayramların bayram olduğunu bilmek,
    Her çocuk gibi benim de hakkım
    Sıcak bir yuvadır düşlerim,
    Ne olur, beni de görün,
    Beni de sevin büyüklerim

    Arife HANCI

    noimage

    BİR DÜNYA BIRAKIN
    Oynaya oynaya gelin çocuklar
    El ele, el ele verin çocuklar
    Bir vatan bırakın biz çocuklara
    Islanmış olmasın göz yaşlarıyla
    Bir bahçe bırakın biz çocuklara
    Göklerde yer açın uçurtmalara
    Oynaya oynaya gelin çocuklar
    El ele, el ele verin çocuklar
    Bir barış bırakın biz çocuklara
    Ulaşsın şarkımız güneşe ve aya
    Oynaya oynaya gelin çocuklar
    El ele, el ele verin çocuklar
    Bir dünya bırakın biz çocuklara
    Yazalım üstüne sevgili dünya
    Oynaya oynaya gelin çocuklar
    El ele, el ele verin çocuklar


    Adnan ÇAKMAKÇIOĞLU


    noimage
#11.03.2010 20:05 0 0 0
  • noimage


    Çocuk haklarıyla ilgili meselelerin müstakillen ele alınması Batı'da pek yenidir Çünkü Batı yakın zamana kadar "Çocuğa küçük insan, yaşlıya büyük çocuk" nazarıyla bakarak aralarında fark görmemiştir Bilhassa suçlar meselesinde, küçüğün cezası ile büyüğün cezası arasında fark görülmemiş, işlediği suç büyükler için idamlık cezayı gerektiriyorsa çocuk idam edilmiştir Bu uygulama, Amerika'nın bazı eyaletlerinde hâla câridir

    Ayrıca, İslam dışı hukuk sistemlerinde çocuk, himaye edici kanunlarla korunmamıştır Mesela eski Yunanistan'da çocuk devletindir Babanın sınırlı bir mülkiyet hakkı vardır Rüştüne erdiği vakit velayet hakkı kalkar Roma'da ise, aksine, devlet âile hâkimiyetine müdahale etmiyor ve hatta aile üzerindeki babanın hâkimiyeti karşısında âciz kalıyordu Babanın çocuk üzerindeki hakkı hudutsuzdu: çocuğu dilerse terk edebilir, satabilir, bir uzvunu kesebilir ve hatta öldürebilirdi, bu işlerde sorumluluğu vicdanına ve tanrısına karşı idi

    Germenlerde de çocuğun durumu Romadakine benziyordu Kabîleye kabulden önce terk dilebilir, öldürülebilirdi

    Çocuğu himayeye yönelik kanunlar Batı'da 18 asırda teşrî edilmeye başladı Bunu ilk defa Rousseau, Kant, Lock, Voltaire gibi tabiî hukukçular ele aldı Fransa'da 1791, 1793 yıllarında çocukları himaye eden bazı kanunlar çıktı 1826, 1854, 1855 yıllarında Ìngiltere'de bazı himaye kanunları görüldü 1866'da Ìngiltere'de 17 serseri çocuk için ıslah evi kuruldu

    1899'da Amerika'da Çocuk Mahkemesi açıldı
    1919'da çocukların çalışma şartları üzerine bazı esaslar kabul edilir
    1935'te Milletler Cemiyeti, yoldan çıkan çocukların kurtarılması için terbiyevî tedbir alınması tavsiyesinde bulunmuştur
    1948'de Birleşmiş Milletler'de kabul edilen Ìnsan Hakları Beyannamesi'de çocukları himayeye yönelik bazı maddelere yer vermiştir (20, 25, 26 maddeler)
    20 Kasım 1959'da Birleşmiş Milletler'de 10 maddelik bir Çocuk Hakları Beyannamesi kabul edilmiştir

    Ìslamda Çocuk Hakları meselesine gelince, Batılılar görmezden gelse de, bu, Hz Peygamber'le başlar Hatta "çocuk hakkı" tabirini ilk defa telaffuz eden Zât Aleyhissalâtu vesselâm'dır Mesela bazı hadisler "Çocuğun babası üzerindeki hakkı diye başlar ve: "Ìsmini ve edebini güzel yapması, yazı öğretmesi, atıcılık, yüzme öğretmesi, helal şeyle beslemesi gibi teferruatları zikreder Çocuğun bir kadın tarafından bakılması, süt emmesi, doğumunda akîka kesilmesi, sünnet edilmesi vs de hakları arasında zikredilir

    Hemen belirtelim ki, bazı âlimler bu hakları "farz olanlar" "mendub olanlar" diye iki kısımda mütâlaa ederler

    Çocuk bahsinde ikinci esas: Ìslam'ın net bir şekilde büyükle çocuğu ayırmasıdır Pek çok cihetten bu ayrılığı esas alır Bu prensip Hz Peygamber'in "Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, şifâ buluncaya kadar deliden, büluğa erinceye kadar çocuktan" hadîsine dayanır Batı bugün "ayrı bir çocuk antropolojisi gerekir" diyecek kadar bu fark meselesine ehemmiyet vermiştir

    Ìslam alimleri çocuğa üç mühim hak verir:
    1- Velayetü't-terbiye
    2- Velayetü'n-nefs
    3- Velâyetü'l-mal

    Bunlardan birincisine hidane de denir Çocuğu, zarar veren şeylerden koruma, temizliği, beslenmesi, beşikte uyutulması vs buna dahildir Daha ziyade anneye terettüp eder

    Ìkincisi, hidâneyi tamamlamayı, büluğdan sonraki himayeyi sağlamayı, kâsırları evlendirmeyi gaye edinen terbiyedir, bu daha ziyade babaya terettüp eder Çocuğun hayat hakkı garanti edilmiştir Savaşta bile öldürülmez

    Çocuğa karşı işlenen cinayetler büyüğe karşı işlenen cinayetler gibidir, aynı ceza uygulanır

    Velayetu'l-mal, çocuğun malını koruyup artırmayı gözetir Büluğa kadar ki kazancından kimse istifade edemez, babası bile olsa haramdır

    Güzel terbiye hakkı üzerinde durulması gereken bir tabirdir Bunun içine temel eğitimi, bu eğitimde farz-ı ayn bilgileri alması, büluğ'a kadar bir de meslek öğrenmesi girer

    Büluğ öncesi terbiye, çocuğun tek başına hayatını idame ettirecek zaruri bilgi, beceri ve alışkanlıkları kazanmasını hedefler Bu hedefe ulaştıracak terbiyeyi almak çocuğun hakkıdır, bunu vermekten âile sorumludur Çocuk bu hedefi önleyici meşguliyetlerden korunmalıdır



    noimage
#11.03.2010 19:59 0 0 0
  • Rüya gününüz geldi çattı ama gelinliğinizi seçmek çok zor değil mi? İçinde kendinizi çok güzel hissedeceğiniz o hayallerinizdeki modeli bulmak... Unutmayın, seçtiğiniz gelinlik sizi anlatıyor. Bu tüyolara bakmadan seçiminizi yapmayın...

    Bütün kadınların çocukluklarından beri hayal ettikleri ve 'o gün' geldiğinde giymeyi planladıkları bir gelinlik modeli vardır. Tıpkı 'Büyüyünce ne olacaksın?' sorusunun ardından hayaller kurduğumuz gibi; kimi kadın Pamuk Prenses, kimisi peri kızı olmayı düşünerek gelinlik modellerini belirler. Ancak 'o gün' gelip çattığında her şey hayallerdeki gibi olmayabiliyor. Ve gelinlik seçimi çok zor bir sürece dönüşebiliyor. Bunun için birçok gelinlik firması farklı beden tipleri için çok çeşitli seçenekler sunarken, modaevleri de kişiye özel gelinlik modeli hizmeti veriyor. Ama şöyle bir gerçek var ki, gelinlik seçiminde en önemli rolü duygular oynuyor. Gelin, kendini bulduğu modelle klasik, tutucu ya da sıradışı olduğunu da gösteriyor. Günümüzde modern gelinler, klasik çizgilerini koruyan sade modelleri seçebildiği gibi, genç ve cesur gelinler alışılmadık kısa gelinlikleri bile tercih ederek bu modellerin popülaritesini yükseltebiliyor. Ama tarzı ya da ölçüleri ne olursa olsun günümüz gelinlerinin üzerinde durduğu üç nokta; zamansız şıklık, kalite ve kendine özgü olması. Hayalinizdeki gelinlik modeli ne olursa olsun, bir gece için prenses olmaya hazır olun ve gelinliğinizin ne mesaj verdiğini de unutmayın...

    Çılgın ruhlu bir gelinseniz, sıradışı modeller size göre.
    Uzun kollu model ise; Alçak gönüllüsünüz
    Bu sıcakta uzun kollu bir model nereden çıktı demeyin. Straples ya da ince askılı bir modelin üzerine uzun kollu bir ceket de giyebilirsiniz. Belki de ikinci evliliğiniz ve sadece beyaz elbise ve ceketle ne kadar alçak gönüllü olduğunuzu göstermek istiyorsunuz. Hatta size önerimiz, düz saten bir elbisenin üzerine datelden uzun kollu bir bolero ceket...

    Sade ve düz hatlıysa; Modernsiniz
    Kennedy tarzı düz hatlı modellerden hoşlanıyorsanız, kendinize güveniniz tam ve modernsiniz demektir. Eğer düz bir model seçiyorsanız saten kumaş ideal. Bu tür modelleri tercih edenler dantel ve işlemeden kaçınıyor. Ama gelinliğinize biraz hareket katmak için dantel bir duvak tercih edebilirsiniz.

    Boyundan bağlıysa; Pratiksiniz
    Omuzları öne çıkaran boyundan bağlı modeller tercih ediyorsanız, tıpkı bir düşes gibi balo salonuna girdiğinizi hayal ediyorsunuz. Evet, gelinliğinizde böyle bir modeli tercih ederseniz, siz bu özel günü elinizde şampanyayla gayet rahat geçirebilecek birisiniz. Hatta 'gelinlikler beyaz olmalı' kuralı da size göre değil, neden bej ya da krem rengi olmasın?

    Düz hatlı modellerde saten kumaş ideal.
    Tanrıça gibiyse; Moda tutkunusunuz
    Yeni sezonda Yunan tanrıçalarını andıran tek omuzlu eliseler çok moda. Eğer gelinliğinizi de tek omuzlu bir model seçiyorsanız, siz bir moda tutkunusunuz. Vücut hatlarınız da uygunsa böyle bir modeli seçmekte özgürsünüz. Ne de olsa herkes moda tutkunu olamaz ve bunu bu özel gecenizde duyurmak için özgürsünüz!

    Deniz kızı gibi ise; Hatlarınızla gurur duyuyorsunuz
    Eğer vücut hatlarınız müsaitse, göstermekten de çekinmeyin. Vücudu saran bir modelin uzun kuyruğu sizi takip ederse tam bir deniz kızı gibi görünürsünüz.

    Prenses gibiyse; Romantiksiniz
    Eğer çocukluğunuzdan beri hayal ettiğiniz prenses gibi bir gelin olmaksa, belden bollaşan bir model seçiyorsunuz demektir. Bir gece için olsa da prenses siz oldunuz. Ama size önerimiz tacınızı evde bırakmanız.

    Fırfırlı gelinliği üzerinize giyince, dans pistinde kimse sizi tutamaz.
    Kısaysa; Sıradışısınız
    Gelinliklerde görmeye alışık olduğumuz, uzun modeller. Ama siz sıradışı olmak istiyorsanız neden kısa bir model olmasın? Eğer kokteyl ya da kır düğünü gibi daha samimi bir tören de planlıyorsanız, kısa gelinlik seçmekte özgürsünüz.

    Boyundan bağlıysa; Pratiksiniz
    Omuzları öne çıkaran boyundan bağlı modeller tercih ediyorsanız, tıpkı bir düşes gibi balo salonuna girdiğinizi hayal ediyorsunuz. Evet, gelinliğinizde böyle bir modeli tercih ederseniz, siz bu özel günü elinizde şampanyayla gayet rahat geçirebilecek birisiniz. Hatta gelinlikler beyaz olmalı kuralı da size göre değil, neden bej ya da krem rengi olmasın?

    Kabarık ise; Gösteriş seviyorsunuz
    Herkes bu özel gününde prenses gibi görünmek isteyebilir. Ama eteği kabarık, işlemeli organze bir elbise seçtiyseniz, kabul edin siz gösterişi seviyorsunuz. Rahat olun, bu özel gününüzde gösteriş sizin hakkınız.

    Samimi bir kır düğününde kısa gelinlik çok hoş ve modern olabilir.
    Askısız ise; Uyumlusunuz
    Bir yaz düğünü için straples yani askısız bir model en ideali. Üstelik askısız elbiseler bu sezon çok moda. Böyle bir model sizin uyumlu ve kendine güvenen bir kişi olduğunuzu gösterir. Bu tür modellerin geniş omuzlularda daha da güzel durduğunu hatırlatalım.

    Fırfırlıysa; Partiye hazırsınız
    İspanyol Flamenko dansçılarını anımsatan fırfırlı elbiseleri tercih ediyorsanız, içinizde dans ruhunu barındırıyorsunuz demektir. Ve bu özel gecede dans etmek hakkınız. Dilediğinizce dans edebilirsiniz. Özellikle bu model gelinliklerde V yaka ve saten çok moda. Ayrıca basen kısmını daha belirginleştirmek istiyorsanız işleme de yaptırabilirsiniz.

#11.03.2010 14:56 0 0 0
  • Ateş Hocamın belirtmiş olduğu mekanların herbiri güzel ve nezihtir.Özellikle Kahve Dünyası.Ben bu mekanlara ilaveten Armada arkasında yer alan ,AKP Parti binası karşısında bulunan Saklı Bahçeyi önermek istedim.Yeşillikler içerisine gömülmüş oldukça nezih adından da olduğu gibi yeşilliklere saklı bir köşemiz Ankara'da.Hakkında ancak bu bilgileri edinebildim.Resim elde edemedim malesef ancak Ankara'da olup görmüş arkadaşlar da burası için fikirlerini belirtirlerse faydalı olur.Açık geniş bir alana yayılmış cafe ,lokanta(açık-kapalı),piknik alanı,yürüyüş alanı şeklinde bir mekandır burası.

    Mogan Gölü manzara açısından zengin olsa da merkeze bihayli uzak.Yine böyle park ve kompleksleri içerisinde barındıran Altınpark 'da düşünülebilinir diyorum.

    Sağlık ve huzur dolu günler dileğiyle...


    Saklı Bahçe Hakkında

    Armada`nın arkasına saklanmış bir mekan. Harika bir bahçeye ve geniş bir kapalı mekana sahip. Burada üç öğünü de bulabilirsiniz. Ayrıca hafta sonları açık büfe kahvaltı keyfi de Saklıbahçe`de bulabilecekleriniz arasında. Otopark sorunu da yok.

    İletişim Bilgileri
    Adres: Armada Alışveriş Merkezi Arkası Söğütözü Ankara
    Telefon: (312) 2857338
    Şehir / Ülke: Ankara/Söğütözü
    Web Sitesi: www.saklibahce.com
    Genel Bilgiler
    Mekan Türü: Cafe
    Müşteri Profili: Aileler ve gençler.
    Bira Fiyatı: Alkollü içki bulunmamaktadır
    Kredi Kartı: Geçerli
    Damsız Giriş: Var(Hergün)
    Giriş Ücreti: Yok
    Açılış - Kapanış: 09.00 - 00.00
    Kapasite Oturma: 300 Kişi Toplam: 300 Kişi
    Müzik Bilgileri
    Müzik Türü: Yabancı Pop
    Canlı Müzik: Yok
#11.03.2010 14:27 0 0 0
  • Yok edemem sensizliği asam kalbimde kırılmış
    Sevmeler üzerinemi hep dizelerim,sensiz hayallerim yanarmış
    Tüm yenilmeler benimdir artık ufkumda bir yürek tutulmuş
    Bir yürekki sevdasından vurulmuş.

    Canım çok güzel dizeleri sunmuşsun herzaman ki harika uslubunla...

    Emeğine sağlık canım tşkrler paylaşımın için...

#11.03.2010 14:00 0 0 0
#11.03.2010 13:57 0 0 0
  • Kredi kartı borcum var
    Sayın avukat 3 milyarlık kredi kartı borcum 4 ayda 8 milyar oldu. İcraya verilirsem ne olabilir 600 milyon maaşım ve bir evim var. Evimi satabilirler mi? Lütfen çok acil yanıtlarsanız sevinirim. Teşekkür ederim.


    8 milyarlık kredi kartı borcunuzdan dolayı hakkınızda icra takibi yapıldığı vakit söz konusu alacağın tahsili için maaşınızın ¼ üne borç bitene kadar haciz koyup sizden iş bu parayı tahsil edebilecekleri gibi eviniz tapuda da size ait gözüküyor ise parayı ödemediğiniz taktirde evinizin kaydına haciz koyup sonrasında satışını isteyebilmeleri mümkündür. Ancak söz konusu asıl alacağınızın 3 milyar olduğunu iddia ediyor iseniz ödeme emri elinize ulaşır ulaşmaz yasal süresi içinde faize ilişkin itirazda bulunabilirsiniz. Tüm bunların yanı sıra alacaklı vekilinin kabul etmesi şartı ile kendisi ile görüşüp karşılıklı bir ödeme planı üzerinde anlaşabilmenizde mümkündür ya da yine alacaklı vekilinin kabulüne bağlı olarak icra dosyasına ilk taksidini peşin yatırmak koşulu ile 4 eşit taksitte borcunuzu ödeyebilirsiniz.

    Soru:
    Merhaba ben rahatsızlığım nedeniyle kredi kartımın ödemesini 3 ay yapamadım. Bana avukata gittiği söylendi. İcra kağıdının gittiği adreste oturmuyorum ve bu tutarı ödeyemeyeceğim benim kanunen bu borcu taksitlendirme veya nasıl bir işlem yapmam gerekir?


    Anlaşılan kredi borcunuz ödenmediğinden bankaca avukata verilmiş ve avukat tarafından icra takibi başlatılmış. Bu durumda tebligatın gönderildiği adreste oturmuyor olmanız icra takibinin kesinleşmesini ve evinize veya işyerinize hacze gelinmesini engellemez ancak biraz uzatabilir.

    İcra takibi yapıldığından haberdar olduğunuza göre; eğer icra dosyasının numarasını biliyorsanız, icra dosyasına giderek, bir itirazınız var ise (faize itiraz gibi) bildirin. Eğer bir itirazınız yoksa,icra dosyasına dört taksitte ödeyeceğinizi bildirerek ilk taksiti peşin olarak ödemeniz gerekmektedir. Yalnız bu taksit talebinin geçerli olabilmesi için alacaklı vekilinin kabulü gereklidir.

    Bu durumda yapabileceğiniz bir şey daha var. Bankanın avukatı ile görüşüp, şartlarınızı belirterek bir ödeme planı yapmanız ve bu plana göre ödeme yapmanızdır.

    Üst kat komşumdan şikayetçiyim
    Merhaba, üst katımızda oturan ailenin spastik bir çocuğu var ve aşırı derecede gürültü yapıyor. Zıplıyor, evde uyumak, ders çalışmak mümkün değil. Özürlü olduğu için sanırım farklı bir uygulama yapılıyor ama nerelere nasıl şikayette bulanabilirim? Kendileri de kiracı anne ve babası şikayetlere aldırış etmiyorlar. Ne yapabilirim. Teşekkürler.


    Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 18. maddesinde; "kat malikleri gerek bağımsız bölümleri, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek,........karşılıklı olarak yükümlüdürler." denmekte ve "bu kanundaki kat maliklerinin borçlarına dair olan hükümler, bağımsız bölümlerdeki kiracılara ve sükna hakkı sahiplerine veya bu bölümlerden herhangi bir surette devamlı olarak aydalananlara da uygulanır." denmektedir.

    Ayrıca Kat Mülkiyeti Kanununun 33. maddesi, borç ve yükümlülüklerini yerine getirilmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat maliklerine taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesine baş vurarak hakimin müdahalesini isteme hakkı tanımaktadır. Ancak, hakim kararı kiracının tahliye edilmesini sağlamamakta,hakim kararına uyulmaması halinde para cezası uygulanması yaptırımını getirmektedir.

    Ancak taktir edilmelidir ki, diğer komşunun özel bir durumu nedeniyle rahatsızlığa neden olan çocuğu için mahkemenin ne tür bir tedbir alacağını kestirmek güç olacaktır.

    Boşanma davası ne kadar sürer?
    Merhaba, benim sorum şu: Eşimle anlaşarak boşanmak istiyoruz. Yapmamız gereken şey nedir? Adliyeye gidip boşanmak istediğimize dair dilekçe mi yazmalıyız, yoksa bunun bir prosedürü var mı? Her ikimiz de istediğimize göre boşanma davası ne kadar sürer? Teşekkür ederiz.


    Eşlerin anlaşmalı olarak boşanma davası açabilmeleri için en az bir yıllık evli olmaları gereklidir. Eğer bir yıl ya da daha fazla bir süredir evli iseniz, eşiniz ile birlikte boşanma davası açmanız ya da birinin açtığı boşanma davasının diğer tarafça kabul edilmesi ile de anlaşmalı olarak boşanmanız mümkün olabilir. Hakim; tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmek isteyebilir. Boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu ile ilgili de bir anlaşmaya varmış olmanız gerekmektedir. Bu, anlaştığınız hususların bir protokol şeklinde yazılarak mahkemeye sunulması şeklinde olabileceği gibi, anlaştığınız hususları mahkemede bildirmeniz ve bunun hükme alınması ile de olabilir. Hakim yapılmış olan anlaşmada tarafların ve çocukların çıkarları doğrultusunda, tarafların da kabulü koşulu ile gerekli değişiklikleri yapabilir. Anlaşmalı boşanma; taraflar her hususta anlaştıkları, gerekli belgeler hemen toplandığı taktirde kısa (bir duruşma olabilir) sürecektir.

    Tekrar evlenmek için ne kadar beklemeliyim?

    Merhaba, ben 3 yıldır eşimden ayrıyım ve ilk davamı kaybettiğimden ötürü, 3 yıl bekleme sürem vardı bunu doldurdum ve mayısta dava açtım eylül ayındada boşandım. Şimdi tekrar evlenmek istiyorum ama 10 aylık bir bekleme süresi çıktı karşıma, bu süreyi mahkeme bozuyormuş bunun için nasıl başvurabilirim ve ne kadar sürede bu karar çıkar? Teşekkürler.


    Evliliği son bulmuş olan kadının yeniden evlenebilmesi için yasada 300 günlük bir bekleme süresi belirlenmiştir. Evliliğinin sona ermesinden başlayarak üç yüz gün geçmedikçe boşanan kadın evlenemez. Ancak, kadın boşandığında hamile ise bu süre doğumla biter. Ayrıca, Aile Mahkemesi'nde dava açarak bu bekleme süresinin kaldırılması istenebilir. Bu durumda mahkemenin sevk edeceği hastaneden alınacak hamile olmadığına dair rapor sonucunda, mahkeme bekleme süresinin kaldırılmasına karar verir. Ayrıca boşanan eşlerin birbirleriyle yeniden evlenmeleri halinde de bekleme süresi mahkeme tarafından kaldırılabilir.lir.

    Miras alabilir miyim?
    Soru:
    Merhabalar benim sorum miras ile ilgili dedem öldü ve babaannem yaşıyor babamlar 3 kardeş mal varlığı babaannemle dedemin yarı yarıya fakat amcamlarla babam geçinemiyor babam kendi hakkını istiyor izale-i şu olmadan mahkeme kararıyla bu miras eşit dağıtılabilir mi ve babamın yapması gerekenler nedir? Teşekkürler

    Sorunun Cevabı:
    Izale-şuyu'nun anlamı ortaklığın giderilmesidir. Ortaklar kendi aralarında anlaşarak paylaşım yapabilirler. Ancak, eğer paylaşımı anlaşarak yapamıyorlarsa, o zaman, Mahkeme kararı ile ortaklığın giderilmesini isteyebilirler. Mahkeme, mevcut mirasın öncelikle aynen, eşit olarak bölünebilip bölünemeyeceğini araştıracaktır. Bunun sağlanmasının mümkün olmaması halinde, miras kalan malvarlığının, icra kanaliyle satışa çıkarılarak satıştan elde edilen paranın mirasçılara eşit olarak paylaştırılmasına karar verecektir.

    Soru:
    Merhaba benim dedelerim öldü . Annem ve babam mirasları paylaşmamışve babamın üzerine olan mallarda paylaşılmadı. Yani diyorum ki ben bu miras işini ailem (amcam,halam,vs.) benimle konuşmaz diyorlar. Onun için bu paylaşılmazsa bize yani bana (ben devlet memuruyum) devlet birşey yaparlar mı?

    Sorunun Cevabı:
    Mirası paylaşmamış olmanızın bir yaptırımı yoktur. Ancak, paylaşımın sağlanarak hak sahiplerinin ilgili kayıtlarda belirgin hale gelmesinde -örneğin tapu kayıtlarında tesçil gibi- yarar vardır. Ayrıca, halen anneniz ve babanız hayatta olduğu için dedenizden kalan miras ile ilgili mülkiyet hakkı size değil, anne ya da babanıza aittir.

    Soru:
    Babamız 4 ay önce vefat etti. Biz 5 kardeşiz. Öz annemiz seneler önce vefat ettiğinden, babamız yaniden evlenmişti. Babamızdan kalan ve halen üvey annenin oturduğu bir ev var. Bizle üvey annenin ölünceye kadar bu evde oturmasına rıza gösteriyoruz. Ancak o öldükten sonra, önceki evliliğinden olan 2 oğlunun bu mirastan (evden) yararlanmasını istemiyoruz. Ne yapabiliriz? Lütfen bizi aydınlatabilir misiniz?

    Sorunun Cevabı:
    Babanızın vefat ettiği tarihte geriye bıraktığı malvarlığında (evde), eşi, yani üvey annenizin ¼ oranında miras payı bulunmaktadır. Üvey annenizin kanuni mirasçıları çocuklarıdır. Çocuklar, saklı paylı mirasçılar olup, miras hakkını tamamen ortadan kaldıran tasarruflar geçersiz bulunmaktadır. .

    Çocuğumu alabilir miyim?
    Soru:
    Ben 13 yaşında bir çocuğum yarın annem ve baban ayrılıyor mahkemeye girecekler ve adliyeden beni de çagıran kağıt geldi. Annem ile babam zaten önceden ayrılmış gibiler di. Annem dedemlerin evinde kalıyor ben de annemin yanında kalıyorum bir sene oluyor davanın açılması ve ben yarın için çok heyecanlıyım çünkü orada bana ne sorarlar orda ben ne yapacam beni biraz bilgilendirirseniz sevinirim. Kalbim duracak gibi ne olacak orada...

    Cevap:
    Mahkemeden tarafınıza gelen davetiye ile ilgili, endişelenmenizi gerektirecek bir durum yok. Anne ve babanız arasındaki gerçekleşen boşanma davasında siz davanın tarafı bulunmamaktasınız. Hakim, boşanma kararı vermesi durumunda sizin anne ya da babanızın yanında kalmanıza ve bu arada hukukçuların şahsi münasebet olarak adlandırdıkları, düzenli aralıklarla diğer ebeveyninizle görüşmenize karar verecektir. 13 yaşında bir genç olarak, bu kararı vermeden önce sizin de düşüncelerinizi almak istemiş olabilir. Ya da anne ve babanızın halen var olan evlilikleri ile ilgili bilgi ve gözlemlerinizi sorabilir. Ayrıca, Aile Mahkemelerinde çalışmakta olan uzman psikologlar tarafından da dinlenmeniz söz konusu olabilir. Her halükarda siz endişe ve heyecanlanmadan sorulara açık yüreklilikle cevap verin.n.

    Soru:
    5 yıllık evliyiz karşılıklı anlaşarak boşanmaya karar verdik. 5 yaşından bir kızımız var boşanmanın en kısa sürede gerçekleşebilmesi için her ikimizde elimizden gelen fedekarlıkları yapmaya kararlıyız. İzlememiz gereken yol maddi ve manevi nedir? Teşekkürler

    Cevap:
    Bunun için boşanma ve bunun bütün şahsi ve mali sonuçları hakkında eşinizle tam bir uyum içinde anlaşmış olmanız gerekiyor. Mahkeme bu konuda sizden bir protokol düzenlemenizi isteyebilir. Ayrıca, boşanma isteğinizi bizzat hakimin huzurunda beyan etmeniz gerekmektedir. Bu durumda, mahkeme başka bir araştırma yapmaksızın boşanmaya karar verecektir.

    Yaşımı değiştirmek istiyorum

    Yaşınızı değiştirmeniz (büyütmek ya da küçültmek) kanunlarımıza göre elbetteki mümkündür, ancak bunun için yaşınızın nüfusunuza gerçekten yanlış yazılmış olması gerekir. Zira Asliye hukuk mahkemesinde açacağınız davada mahkeme gerçek yaşınızın tespiti için sizi tam teşekküllü bir hastaneye sevk edecek. Burada yapılacak kemik ölçümü neticesinde gerçek yaşınız ortaya çıkacaktır. Mahkemede bu rapor doğrultusunda yaşınızdaki yanlışlığın düzeltilmesine ve gerçek yaşınızın nüfusunuza işlenmesine karar verecektir.
    Düzeltilmesini istediğiniz yaşınız eğer gerçek yaşınız değil ise bir an önce emekli olmak, askerliği ertelemek gibi nedenlerle yaşınızı değiştirmeniz mümkün değildir.

    İflas ettim, borcumu ödeyemiyorum

    1- Aldığım mobilyanın 3 taksitini iflas nedeniyle ödeyemedim. Firma avukata verdi. 4 bin YTL toplam borcum vardı, 16 taksitle odenecekti. 2 taksitimi odedim ancak bir ayda borcum 7 bin YTL oldu. Avukat taksitlere bölmüyor, lütfen beni bilgilendirir misiniz? Çok endişeliyim.


    4 bin YTL'lik toplam borcunuzun 16 taksit halinde ödenmesi hususunda mağaza ile yapmış olduğunuz ilk anlaşma gereğince söz konusu borcu belirlediğiniz vadelerde ödemediğiniz için diğer aylara ilişkin ödemeleriniz muaccel (vadesi gelmiş) hale gelmiştir. Bu aşamadan sonra avukata intikal etmiş borcunuzu ancak ilgili avukatla görüşerek çözebilirsiniz zira size karşı yapılacak icra takibine ilişkin ilgili dosyaya yapacağınız 4 taksit başvurusu bunu alacaklı vekilinin kabul etmesine bağlıdır. Tüm bunların yanı sıra 4 bin YTL'lik borcunuzun 7 bin YTL olması sözleşmede kabul etmiş olduğunuz faiz oranına ilişkin olabilir ancak sözleşme dışı fahiş bir faiz uygulandığını düşünüyor iseniz size ödeme emri geldiği zaman süresi içinde faize itiraz edebilirsiniz.z.

    Annemle babam boşanıyor

    Merhaba. Annem ve babam boşanma kararı aldılar. Ve biz 4 kardeş de annemizle kalma kararı aldık. Boşanmaları halinde bir arsamız ve dubleks bir evimiz var. Babam bunları kardeşinin çoçuklarına bırakacağını söylüyor. Bunu engelleyecek bir şey yapabilir, miyim bana yol gösterirmisiniz? Teşekkürler.


    Babanızın söz konusu ev ve arsa kendi üzerine ise ve boşanma davası sırasında ev ve arsanın kendi üzerinde kalması durumunda, babanız sağlığında söz konusu mallarını istediği kimselere satabilir ve devredebilir. Bunlar yeğenleri olabileceği gibi bir başka şahıs da olabilir. Ancak babanız iş bu satış işlemini sizden mal kaçırmak kastı ile bilinçli olarak yaptığını ispat edebilmeniz durumunda tasarrufun iptaline ilişkin bir dava açmanız ve söz konusu mümkündür.r.

    Ancak babanızın söz konusu ev ve arsayı ölümü sonrasında yeğenlerine bırakacağına ilişkin bir niyeti var ise, miras hukukumuza göre, babanıza yasal mirasçı olmanız sebebi ve babanız öldükten sonra tüm mal varlığı (eğer yeniden evlenmemiş ve başkaca çocuğu da yok ise) size kalacaktır. İş bu yasal mirasçı olmanız sebebiyle bu mirasta saklı payınız söz konusudur.

    Şöyle ki: Altsoy (çocuklar) için yasal miras payının yarısı saklı paydır. Çocukların yasal paylarının yarısı olan saklı payı baba kullanamaz. Kullansa bile (satış, bağış vs..) mahkemeye başvurulduğu taktirde iş bu tasarruf iptal edilir. Yani söz konusu ev ve arsanın babanızın ölmesi halinde babanız mallarını vasiyeti ile başka birisine bırakmış olsa dahi, iş bu gayrimenkulleri yeğeninize devretmesi durumunda siz saklı payınız olan ½ lik kısmını tasarrufun iptali davası açmanız mümkündür.

#11.03.2010 13:33 0 0 0
#11.03.2010 13:19 0 0 0
  • Sineklerle böyle savaşın!
    Her evin derdi sineklerle mücadelede yıllar geçti ancak yöntemler pek değişmedi. Bu yazıda sineklerden kurtulmak için çok etkili ve geçerli yeni yöntemler bulacaksınız.
    1- Aynı anda iki gazete
    Başı neredeyse tamamen kendi etrafında dönen ve gözü 4 bin lensten oluşan bu müthiş yaratıkların aslında bir çok zayıf yönü de var. Örneğin sinekler havalanma anında bir süre sadece tek yöne doğru gidebilirler. Bu da kendilerini kolay av yapar. Bir başka avantajınız ise sineklerin aynı anda tek tehdide karşı kendilerini savunabilmeleri. Her iki elinize de birer gazete alın ve saldırın!

    2- Sıcak veya soğuk baskı
    Sinekler çok sıcak ve çok soğukta uçamazlar. 38 derecenin üstünde veya 9 derecenin altında yaşamaları mümkün değil. Evinizin sıcaklığını ayarlayın ve onları etkisiz hale getirin.
    3- Elektrik süpürgesi
    Sineklerin arkasında tehlike algılayıcısı yoktur. Duvardaki sineğe arkadan yaklaşın ve elektrik süpürgenizi çalıştırın. İşlem tamamdır.
    4- Sinek yiyen çiçek
    Bu yöntemi mutlaka duymuşsunuzdur. İki yaprağı arasına sinek konan çiçek aniden kapanıyor ve sineği güzelce sindiriyor.
    5- Elastik bantlar
    Sineklerin konunca ayaklarının yapıştığı bu bantlar, aynı zamanda sonları da oluyor.
    6-Saç spreyi
    Saçlarınızı donduran bu spreyler aynı şeyi sineğe de yapar ve sinek donup kalır.
    6- Alternatif spreyler
    Pahalı sinek spreyleri yerine evde kendiniz bir şeyler yapın. Örneğin bulaşık deterjanı sineğin solunumunu keser. Sirke veya cam siliciler de iyi iş görür.
    7- Klasik sinek yok edici
    Sinekleri klasik vurma yöntemiyle yok eden bu alet, çok sayıdaki hava boşluğuyla sineğe tehlike sinyalini hissettirmez.
    8- Tipik elle öldürme
    En eski ve en tatmin edici yöntemdir. Burada anahtar ellerinizi sineğin olacağını tamin ettiğiniz yerden biraz daha yüksekte şaplatmanızdır.
    9- Yapışkanlı sinek kağıtları
    Ticari olanları yerine bir kağıdı yapışkanla kaplayın üzerine de muz dilimleri koyun. Sinekler buna hayır diyemez. Sadece sıvı ile beslenen bu hayvanlar önce yiyeceğe kendilerine has bir sıvı salgılar sonra çözünen yiyeceği içlerine çekerler. Tabi bu sırada yapışkanımız görevini görecektir.
    10-Kibrit kutusu tarzında büyük kutu
    Sineği takip edin. İçine girince kapağı kapatın. Daha sonra dışarı çıkıp hayvanı serbest bırakın.
    11- Alacakaranlıkta kapı pencere açın
    Gecenin kör vaktinde kapınızı pencerenizi açın. Dışarıda göreceği herhangi bir ışık bile sineği çok cezbeder. Evinizden uçup gidecektir.

#11.03.2010 13:15 0 0 0
  • Sağlık sorunlarına yol açabilen bozulmuş gıdaları anlamanın püf noktaları.

    Ciddi sağlık sorunlarına hatta zehirlenmelere yol açabilecek bozulmuş gıdaların, dış görünüşleri ve tatları, tazelik ya da bozulmuşlukları hakkında ipucu veriyor.

    Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar, bozulmuş ya da mikrop bulaşan gıdaların zehirlenmelere, hatta ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.

    Bazı gıdalardaki bozulmanın dış görünüşü ve tadıyla anlaşılabileceğini kaydeden Tayar, şunları söyledi:

    ''Bozulmuş balık kötü koku, küflü tat, koku ve renk değişikliği ile tespit edilebilir. Turşu gibi fermente gıdalardaki acı tat, renkte kararmalar ve kötü koku, çiğ sütteki ahır kokusu, balık, sabun, acı, ekşi, yanık ve malt tatları, mavi-sarı, kırmızı renk oluşumu, sünme ve köpürme bozulma olduğunu gösterir.

    Bozulmuş ekmekte sünme ve küflenme, etlerde dış yüzeyinde yapışkanlık, renginde bozulmalar, ekşime ve kokuşma görülür. Kabuklu deniz hayvanlarında bozulma kötü koku ve ekşime, konserve gıdalarda kapakların şişmesi, ekşi ve acı tatlar, asidik ve kötü kokular, renkte kararmalarla anlaşılabilir.''

    Meyvelerdeki bozulmanın çeşitli renkte çürümelerden rahatlıkla tespit edilebileceğini ifade eden Tayar, peynirde acı tat, gaz oluşumu nedeniyle delikli yapı, çeşitli renk oluşumlarının ürünün bozulmuş olduğunu gösterdiğini bildirdi.

    Reçel ve marmelattaki ekşime ve köpürme, sucukta yapışkan tabaka oluşumu, kokuşma, ekşime ve yeşil renk oluşumunun bozulmayı işaret edeceğini belirten Tayar, ''Taze sebzedeki yapışkanlık, çürümeler ve ekşime, tereyağındaki acılaşma, ekşime, çeşitli tat bozuklukları, kötü koku, siyahlaşma, mavi-siyah lekeler, pembe-kırmızı, mavi ve yeşil renkler bozulma olduğunu gösterir'' dedi.

    Prof. Dr. Tayar, yoğurtta görülen ekşime ve köpürmenin bozulmayı göstereceğini vurgulayarak, yumurtadaki bozulmanın akının yeşilimsi olması, sarısında siyah çürüklük, kırmızımsı, pembe renkli çürümeler, küflü ve kötü kokuyla anlaşılabileceğini bildirdi.

#11.03.2010 13:11 0 0 0
  • Bumerang fırlatılınca neden geri döner? Fırlatanın göz açısı, yukarıya gelen kanat hangisi ise, onun daha fazla olan havadaki hızının, daha büyük kaldırma gücü sağladığını göstermektedir. Bu, bumerangın yukarıya doğru kıvrılmasına neden olursa da, cayroskop etkisi ağır bastığından sola doğru hareket ettirir. Böylece bumerang, bir daire çizecek şekilde uçar. İki kanatta birbirinin eşiyse, bumerang geri döner. Ancak, uçuş süresini arttırmak amacıyla, kanadın birine gerekli şekil verilerek aşağıya yatması sağlanır. Bu biçimin, bumerangın sola dönmesine neden olması gerekirse de, devinme (presesiyon) hareketi etkisiyle, daha yatay bir durum almış olur.

    Bumerang ve Benzerleri:
    Bumeranglar (fırlatma sopaları), tarih öncesinden bu yana silah olarak kullanılmıştır ve günümüzde de dünyanın çeşitli bölgelerinde kullanıldığı görülmektedir. Güney Afrika kabilelerinin kullandığı topuzlu değnek gibi silahlar, uzunluğu 30 cm ile bir metre arasında değişen, yuvarlak kesitli tahta sopalardır. Bunlar, tıpkı fırlatılan bir taş gibi, düz bir balistik yol izlerler ve en fazla 50 metre uzağa gidebilirler. Bununla birlikte, kimi yörelerde, havada durabilmek için aerodinamik kaldırma gücünden yararlanan, biraz daha geliştirilmiş biçimde sopalara rastlanır. Avustralya bumerang' ı bu tür sopaların tipik bir örneğidir.

    Her Bumerang Geri Dönmez:
    Genellikle, tüm bumerangların fırlatan kişiye geri döneceğine inanılır. Ancak bumerangların çoğu türü, düz bir yol izleyecek biçimde hazırlanmıştır ve 200 metre kadar uzağa gidebilirler. Eşit boy ve ağırlıktaki bir sopaya oranla, bumerangın daha uzağa fırlatılabilmesinin nedeni, havada uçarken yükselmesini sağlayan "aerofil" kesitidir. Bu kaldırma gücü, aerofil biçimin merkezinde etkisini göstermez. Bumerang dümdüz yapılacak olsaydı, hava akımını yan alacak biçimde döner ve yerden yükselemezdi. İşte bu nedenle bumeranglar eğridirler ve döndürülerek fırlatılırlar. İki kanat, tıpkı bir pervane gibi dönerek bumerangı dengeler. Kanatlar, hızla dönen bir cayroskop' un denge bulması gibi, rüzgar akımına karşı hep küçük bir açı vererek hem hava direncini azaltır, hem de yerden gereğince yükselir.

    Düz uçan bir bumerangta kanatlar, tüm kaldırma gücü bumerangın ağırlık merkezini etkileyecek biçimde yapılmıştır. Bu bumeranglar, dönme düzlemi neredeyse yatay olacak biçimde fırlatılır, böylece, uçuş sırasında kaldırma gücü, yerçekiminin tersi yönünden etkir. Bumeranga, dönüş hızı uçuş sırasında değişmeyecek bir şekil verilmiştir. Yolun sonuna doğru hızını yitirse bile, hızla dönen kanatları, hedefe şiddetle çarpar. Bumerang, yerden ancak 1,5 metre kadar yükseklikten yol aldığı için, mızrak gibi yüksekten atılan silahlara oranla daha iyi ve başarılı nişan almayı sağlar. Avustralya yerlileri bumerangı, kanguru gibi hayvanları avlamakta ve kabile savaşlarında silah olarak kullanmışlardır.

    Geri Dönen Bumeranglar:
    Bu tür bumeranglar, günlük yaşantıda pek elverişli olmadığından, Avustralya yerlileri arasında, düz giden bumerang türlerine oranla daha az kullanılır. Biçimleri, düz giden bumeranglara göre ancak ayrıntılar yönünden farklıdır; fakat genel olarak daha küçük ve daha hafiftirler. Geri dönen bumerangların bir uçtan bir uca uzunluğu 45 - 75 cm, ağırlıkları da 110 - 280 gram arasındadır. Düz giden bumerangların boyu ise 60 - 90 cm, ağırlıkları 200 - 400 gram arasında değişir. Geri dönen bumerangların bir özelliği, boylarının ve ağırlıklarını küçüklü, ayrıca, eğik biçimleridir. Kanatlar arasındaki açı, genellikle 90° - 130° arasındadır. Düz giden bumeranglarda bu açı 150 dereceye kadar çıkabilir. Adından da anlaşılacağı gibi, geri dönen bumeranglar, fırlatana geri dönecek biçimde fırlatılır ve usta ellerde, çapı 27 - 54 metre arasında değişen geniş, düz bir daire çizerler. Bumerang bu daireyi, yerden 1-2 metre yükseklikte çizer. Bu, tipik bir yoldur, ama başka yollarda çizebilir.

    Düz gidenlerin tersine, geri dönen bumeranglar, dönme düzlemi hemen hemen dikey olacak biçimde fırlatılır. Dönme düzlemi, dik çizginin sağına doğru (sağ elle fırlatılmış bir bumerangda) 20° kadardır ve kanatların kıvrık yanı yukarıya geniştir. Bumerang düzlemine dikey etki yapan kaldırma gücü, biri dikey öteki yatay iki ayrı bileşenden oluşmuş gibi de düşünülebilir. Küçük olan, dikine bileşen, bumerangın ağırlığına karşı koyarak onu havada tutmaya yarar. Daha büyük olan yatay güç ise, bumerangın sola doğru hızlanmasını sağlar. Geri dönen bumerangların kanat biçimi, düz giden bumeranglara oranla daha az gelişmiştir ve kaldırma gücü, ağırlık merkezini etkilemez. Yukarı kanat, aşağı kanada oranla havayı daha hızlı keser; böylece yukarı kanat, daha büyük kaldırma gücü sağlamış olur. Bu yüzden, iki kanadın toplam kaldırma gücü, ağırlık merkezinin üzerindeki bir noktayı etkiler; bu da bumerangı, saat kollarının tersi yönünde yatırır. Bununla birlikte bumerang, bir yandan daha hızlı döndüğü için bir cayroskop gibi davranır ve eğileceği yerde sola döner (presisyon). Bunu uçtuğu sürece yaptığı, durmadan döndüğü ve yana doğru hızlandığı için de, yaklaşık olarak bir daire çizerek fırlatıldığı noktaya döner.

    Geri dönen bumeranglar, dönme düzlemi neredeyse dikey olacak biçimde fırlatılmakla birlikte, uçuşun sonuna doğru, genellikle yatay dönme düzlemine girerler. Kanatların eğik yanları yukarı gelmiştir ve toplam kaldırma gücü, ağırlık merkezinin hem önünde, hem de yukarısındaki bir noktayı etkilediği için, bu yana doğru eğilmişlerdir (böylece bumerang, hem yukarda anlatıldığı gibi dikine bir eksen, hem de yatay bir eksen çevresinde döner). Bu eğilme bumerangın dönmesi için gereklidir; çünkü bumerang yavaşladıkça, toplam kaldırma gücünün daha büyük bir oranında, yerçekimine karşı koymak için, yukarı yöneltilmesi gerekecektir. Bumerangın düzlemi yatay olunca, uçuşun sonuna doğru, tüm kaldırma gücü yukarı doğru etkisini gösterir ve bazen bumerang, ağır ağır yere düşmeden önce, birkaç saniye havada salınır (usta bir fırlatıcı, bumerangı fırlatırken açı ve hızda yapacağı hafif değişiklikler, dairesel uçuşa bu gibi çeşitlemeler katabilir). Geri dönen bumeranglar, bir zamanlar kuş avlamada, özellikle kuşları ürkütüp yuvalarından kaçırmak için kullanılmıştır. Avustralya yerlileri bumerangı, eğlence amacıyla da kullanırlardı.

    Bumerangın Tarihçesi:
    Genel olarak, bumerangın yalnızca Avustralya Yerlileri' ne özgü olduğuna inanılırsa da, bu doğru değildir. Buna benzer silahlar, son zamanlara kadar, güney ve kuzeybatı Hindistan Yerlileri ve A.B.D' nin güneybatısında yaşayan Hopi Kızılderilileri tarafından da kullanılıyordu. Tarih öncesi Avrupalıları ve Eski Mısırlılar' da bumerangı kullanırlardı. Mısır' ın daha sonraki dönemlerinde (İ.Ö 1500 dolaylarında) Nil bataklıklarında bumeranglarla kuş avlamak, Mısır soyluları tarafından sevilen ve tutulan bir spor olmuştu.Bu yüzden bumerang fırlatmanın , insanoğlunun en eski sporu olduğu öne sürümüştür. Bumerang, günümüzde Avustralya, A.B.D ve bazı ülkelerde spor amacıyla kullanılmaktadır.
#11.03.2010 13:06 0 0 0