1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

#15.03.2010 12:56 0 0 0
#15.03.2010 12:45 0 0 0

  • noimage



    Efendimiz, sultanım, nurum selamün aleyküm

    Bilir misiniz efendim, şikâyetim var yaşamdan ve insanlardan yana. Biraz da kendimden yana. Diğer insanlar gibi dini birikimim belki fazla değil ama yüreğimdeki sessiz çığlıklarımı bir sizin duyacağınızı biliyorum bu yüzden bir size yağdı kıraç topraklarda kuruyan duygularım Biliyorum ki siz sesin içindeki, ruhun içindeki samimiyetin alfabesinde duyarsınız samimi hıçkırıkları

    Bilir misiniz efendim, buralarda suçsuz masum bir sürü çocuk öldürülüyor

    Derdi, savaşın ölüm kokan sesinde büyümek

    Derdi, kan kokusunda nefes almak

    Derdi, vahşete bereket olmak

    Derdi, güneşe bakması gereken gül yürekleri koyu renklerinde boğmak olan,

    Yüreği kötülüğe dönmüş sözde insanlarca, masumlar yok ediliyor yaşama hakları ellerinden alınıyor. Analar evladını yavrular analarını ateş misketlerinde bir oyun misali tek tek kaybediyorlar. Ve hiçbir ALLAHIN kulu günahsız çocukların suçsuz halkın bu ateş oyunundaki gönülsüz katılımlarına dur diyemiyor Ben de! ! !

    Bilir misiniz efendim, buralarda kuldan utanmayan ALLAHTAN korkmayan insanlar var. İftiranın cehennem rengi tablolarını yüreklere ateşin kızıl alevinin korunda saplayanlar var. Dış görünüşü yürekle bağdaştırıp darağacında cellat görevi yapanlar var Susmak iftirayı kabullenmek susmamaksa kulaçlarını attıkça dibe dalmak oluyor. Hani ne yapsan suç derler ya! ! !

    Bilir misiniz efendim, evladın anaya babaya vefa ve saygı duruşu çizgi dışında artık 'Yanınızda ihtiyarlıyan ana ve babanıza Of bile demeyin' Ayeti içindeki ince sızıyı bizler bilirken, şimdilerde anaların yüreği dağlanıyor evladının dudaklarından çıkan acı kelimeleri duydukça. Yüreğimizin yıkılmaz kaleleri babalar ise surlarında ki yaşam koşturmalarının telaşlı izlerini taşıyorlar. Bu yalan dünya için süren kargaşada yavrularımızın da bizlerin de yüreğinde maneviyatın ihmal edilmiş soluk rengi yansıyor yaşamımıza. Kimbilir belki de saygısızlık duvarını yavrularımızla biz birlikte örüyoruz farkında olmadan.

    Bilir misiniz efendim, komşusu aç iken tok gezen bizden değildir demişsiniz. Hiçbirimizin birbirinden haberi yok. Sokakta çocuklar nefeslerindeki açlık kokusunu bali ve tiner çekerek gideriyorlar. Onlar günümüzün şanssız biçare masum kayıpları.. Onların yüreği ruhu bedeni üşüdükçe benim insan yanım yanıyor utancın biçare tonunda.

    Bilir misiniz efendim, nefsimin en çekici renginde ikilemlerin kıskacında kalıyor ruhum. Aslında her insan gibi yüreğim ve aklım doğruyu biliyor hissediyor ama bazen nefsimin dokunuşlarında çizginin yanlış tarafına taşabiliyorum. Ama biliyorum ki hatalarımla ve doğrularımla insan yanımı ruhumun temellerinde daha güvenli yerlere oturtacağım İçimdeki kızın çığlığını kimseye duyurmak istemiyorum bir sana hep sana yakarışım sultanım duy sesimi

    Bana dua eder misiniz efendimiz. Yüreğim yalancı dünyanın yalancı kıpırtılarında çizik çizik oldu Kanadıkça duvarlarımdaki azim rengi soluyor kanadıkça gücüm tükeniyor Sabır ilmeğinin en hassas yerini dokurken yüreğim telaşın hüzün tonunda çırpınıyor güven ormanım Sizin o merhamet dolu, güller kokulu, güneş sıcaklığındaki yüreğinizden çıkan duayı almak için nefsime de küserim SÖZZZ Yeter ki kimsesiz yüreğime kimsem olan duanızı hissedeyim

    Efendimiz, sultanım, nurum, Yüce ALLAHIMIN en sevgili kulu, PEYGAMBERİM, mektubumun içine size hasret büyüyen en değerli gülümün kokusunu bırakıyorum

    SELAM VE DUA İLE

    23.03.2009


    Mehtap Altan

#15.03.2010 10:46 0 0 0

  • noimage


    VECİZ sözlerim ve KISSA değerinde cümlelerimle içimdeki yağmuru sizlere de
    sunmak istedim...




    ♥ Erdem, susarken bile nefes veren onur kalesinin yıkılmayan surlarıdır...

    ♥ An, zamanın kıvrımlarında bilmeceleri çözmek için saklanılan anahtardır

    ♥ Hanilerin içinde kapanır içimizdeki cennetin kirpikleri

    ♥ Şükür, nefsine küsmeye hazırlananların duruşundaki cesarettir

    ♥ Vicdanın odasında susturduğumuz çocuk yanlarımız, önce düşlerimizi sonra yeryüzünü hazırlar buğulu yarınlara

    ♥ Keşkeler geçmiş düşlerimizin yıkıntılarıdır

    ♥ Yama, izinde yanan öykülerin geçici çatısıdır

    ♥ Yürek yangınında kar tanelerini uyuturken rüzgârın ıslığı sağır eder çaresizliğin sessizliğini

    ♥ Şiir, karşılık beklemeden sorgulamadan öfke ağacında asmadan seni kucaklayan vefa sağanağıdır

    ♥ Aşk koşulsuz dokunuşların çizdiği silgisi olmayan yazıttır

    ♥ Yalnızlık çıplak ruhun kıyafet dolabıdır

    ♥ Gelmeyen gemilerin gelmeyecek sevdasında kalır ipi çekilen düşler

    ♥ Aşka yağan ve hiç solmayan tek gül, dua

    ♥ Gurbet, çocuk yanlarımızı küllerinde susturan bencil rüzgâr

    ♥ Soracak yeri bilmek cevabın mekânını hazırlayan kapının koludur

    ♥ Adı olmayan diyarlarda ağlar kanatsız kelebeklerin kırgın düşleri

    ♥ Eli nasırlı emek işçilerinin sesini duyamayanlar, yüreğini erdeme kapatan kör duvarların arkasında sadece gölge olabilirler

    ♥ Yaşam, çırpına çırpına ölürken diğer gerçek yaşama hem de en vefalı yaşama nefes biriktirmektir

    ♥ Gidilen yollar dönülecek ufukların ışığında şiir şiir yağar hüznün otağına..

    ♥ Aldanmak, uçurtmasına siyahın en koyu rengi çizilen çocuğun can acısıdır

    ♥ Hasret, ucu gözükmeyen uçurum bekçisinin elleri

    ♥ Dert tasa düğünlerinin asıl davetlisi asaletinde kendini büyüten umuttur

    ♥ Uykular kaçarken düşler konar ruhun en yorgun basamağına

    ♥ Nefse kafa tutan ruhunu yıkar erdemin kollarında

    ♥ Sorgular gerçeğe götürürken çizginin dışına da savurabilir ruhu

    ♥ Belirsiz gölgelerin ayak sesleri yaşamın gizemli tanıklarıdır


    Mehtap ALTAN


#15.03.2010 09:23 0 0 0
  • Gecenin koynunda asılı kaldı ruhum Sana dokunurken, yüreğindeki yorgun rüzgârın yelesinde nefesin olmaya çalışırken duydum iç dünyandaki savaşın yalnızlığa gark edilmiş çığlığını

    Yaşamın dallarına takılırken içindeki vaveyla, bir dünya yaratan kocaman yüreğinde tanıdım seni Çocukluğuna dair eksik gülüşler, gençliğindeki şefkati eksik zamanlar ve hikâyemizdeki kader seremonisinin onurlu çoğalışında bildim seni... Belki yılların gamzeli duruşunu sığdırdık susturamadığımız coşkuya, belki de açlığımızın kısır döngüsünde ıslattık ağdalı düşlerin kıyısız deniz ninnilerini... Ama hep birbirimize yaslanırken bulduk dost sesimizin vefa kucaklaşmasını

    Maskeli masalların yanık tenli kollarında sallanırken uçurum kokulu inlemeler, biz hep bir gerçeğin şefkat zırhlı vadisinde büyüttük geleceğe akacak ırmağımızın masum, kırgın, yorgun kollarını Cesur olan senin çocuk yanın mıydı yoksa benim büyüklüğünde düştüğüm gizemli dalım mıydı bilmiyorum Cesaret denen kelimeyi bir papatyadan kopan beyaz yaprağın bedelinde öğrendiğim gündü gerçekten kanatlarımı çırpmaya başladığım gün Senin kanadında saklanan korkularının bende çoğalacağını öğrendiğim gün ise yaşamın ipini tutan ellerimin titrediği andı

    Hadi dost gayret et

    Sen bana yaslandıkça gökyüzündeki umut dolu yıldızların ruhundaki tüm dehlizlerden geçeceğini unutma ki ben yitirdiğim tüm düşlerimi sen de yeniden keşfedeyim Ve bu keşfedişin nabzında yaşamın manasını taşıyalım gerçek olan âlemin sonsuz çoğalışına

    Hayatın içindeki tüm bencilliklere inat tut rengi gökkuşağına rakip uçurtmamızın menzilinde akan umudun en delikanlı ellerinden Ve yüreğindeki şifresi karışık ama sadece senin bulabileceğin o sese dokun O ses içindeki seni yalnızlığında hapseden öyküye taşıyacak Sonrası inan toprağında gök masalını dinleyen kocaman yürekli bir çocuğun yaşama kafa tutuşu kadar masum ve güçlü bir dokunuş olacak

    Yağıyorum dost

    Şimdi
    bir yıldızın sınırsız umudunda
    güneşi özledikçe ay ışığının sıkılgan tenine dokunma zamanı

    Şimdi
    şiir ülkemde bulduğum gücü
    külünde kaf dağı doğuran sancılarına umut ekme zamanı

    Şimdi
    üşüyen gözlerindeki sağanağı
    atlasın kanatlarındaki kızıl güller diyarında yıkama zamanı

    Akıyorum dost

    Yürek ülkendeki topraklarının sınırsızlığına akıyorum ki ormanındaki yangına yüreğimi koyayım Koyduğum yüreğimin külünde senin nasırlı bakışlarına yağmur olup yağayım Ve ıslanan nefes alan her yanın benim susuşum olsa da sen de çoğalacak filizlerin özü olayım

    Alıyorum dost

    Gecenin koynundan alıyorum asılı kalan ruhumun aymaz ironisini Ve aktıkça yarınımıza huzur olacak anları sağıyorum atlasın süt beyazı inlemesinden

    Sonrası, birbirine sığınan yol arkadaşlarının yaşamın göbeğine sızan haritaya dem olma vakti

    Sonrası, yaşamın yürek ülkesinde bir gecekondu bulup gökdelen düşlerimizi duvarlarımıza çizme zamanı

    Unutma !... Çizdiğin her resim, sendeki çığlığı sana taşıyacak bir devinimin kınında umut saklı kılıcın gücü ve keskinliğindeki özeti olacak

    M.ALTAN
    10.03.2010

#15.03.2010 08:54 0 0 0
  • Konu: Zaman

    noimage


    Saatin tik tak ları, beynimin en kuytu noktalarında yol alıp, kalbimin vadilerinde yankılanırken, yetişmesi gereken bir yeri varmış gibi, beni de peşinden sürükleyen zamanın durmasını, geçenin, zaman mı yoksa eksilen yaşamımmı olduğunu anlayamadığımdan, beni dünden kopartıp bilinmeyenin kucağına attığı için, zamanın zincirlerini, manevi bir elle kırmak istiyorum.



    Yaratıldığı günden beri, görüp geçirmiş bilmiş bir öğretmen edasıyla, dünya okulunun öğrencisi olan bana, güne gülerek başlamayı, günler geçerken yaşlanmamayı, ölmek isterken yaşamayı, hayalleri besleyen rüyaları, kalbin gök kubbesinde ki ayrılıkları, aşka nefes veren dokunuşları, gülerken gözyaşlarını saklamayı, severken âşık olmayı ya da âşıkken sevmeyi öğretir. Bu öğrettiklerini ise bazen yapmamayı ve yaşamamayı da hissettir.



    Avucumun içine koyulmuş emanet para gibi zaman. Cimrilik edip kullanmasam da bozuk para gibi harcasam da tüketemiyorum. Tükettiğimi düşündüğüm zamanlarda ise, aslında tükenenin kendim olduğunu anlıyor ve kendimi içi boş kumbara gibi hissediyorum.



    Duygu âlemine açılan kapının, uzaktan kumandası gibi zaman. İçeri girmek için tıklatmama gerek yok. Dinlediğim şarkının nakaratında, aşkın büyüsüne kapıldığımda, yapılan haksızlıkları hatırladığımda, hiç olmayacak hayaller kurduğumda, görmemem, söylemem, yapmamam ve en önemliside düşünmemem gereken duyguları hissettiğimde, kapı açılır ve zaman tünelindeki yolculuğumda başlar.



    Bilmelisin ki, beni geçmişe götürüp düşüncelere yelken açtırdığından, ileriyi düşünüp kaygılanmama sebep olduğundan dolayı sevmiyorum zaman seni. Güneşin doğacağını, yağmurum yağacağını, insanların seveceğini, yüzlerin güleceğini, kısacası hayatın devam edeceğini bilsem vicdan mahkememde yargıladıktan sonra idam ederdim seni. Bencilce bir davranış olduğunu biliyorum ama bana bencil olmayı öğreten sensin. Yaşadığım gün, dünün bir parçası olduğu için, yarınlarda bugünlerden bir iz bulacağım kesin. Bundan sonraki yaşayacaklarımda farklı duygular hissetmeme izin vermen dileğiyle

#15.03.2010 08:12 0 0 0

  • noimage



    Yaşamımıza güneş gibi doğan kitap, sisli beyinlerin vadilerinde, aklın ucuna dokunup, akıl kapısının kilidini açar. Gönlün penceresine vuran sabahın ilk ışık oklarında, müspet duyguları birer birer yeşertir. Kalbin engebeli, bariyerli ve dikenli yollarında sevgi tomurcukları açtırır. Ruh kanatlanıp gökyüzüne uçmak istediğinde, ufkun sonsuza uzanan bir habercisi olur.



    Kitaplar yaratılış gayemizi anlamada yol haritalarıdır. Her bir sayfada günümüzü buluruz. Sevinip üzülür, güler ya da ağlarız. Her bir bölümde muhasebemizi yaparız. Zararlarımızı, hayattan koparttıklarımızı, yaşamın bizden çaldıklarını, hayal kırıklıklarımızı tartarız. Her bir bölüm sonu ise, bize ölümümüzü düşündürür. Sevaplarımız ve günahlarımızın neticesinde cennet veya cehennemi yaşarız.



    Yolumuzu kaybettiğimiz zaman, bir kılavuz veya can simididir kitaplar. Okumak ise, fırtınaya yakalanan maddi veya manevi duygularımızın sığınağıdır. Her kitap deniz feneri gibidir. Etrafını aydınlatırken yanlışlarımızda bizi ikaz eder, güzelliklerimizde ise gülümseyip göz kırpar.



    Kitap bir sanat, onu okumak ise büyük bir ustalıktır. Herkes kendi akıl zenginliği nispetinde bunu becerebilir. Ve herkesin kitap okurken sahnede aldığı rol başkadır. Kimi anlatılan gün batımında, gemilerini yakmıştır dönmez geriye. Kimi gökyüzüne merdiven dayayıp, dokunmak istemiştir güneşe. Kimi ise Rabbinin büyüklüğünde, küçüldüğünü hiç olduğunu hisseder gönlünde.



    Aslında okumayı bildikten sonra dünyada bir kitaptır. Okuyup da bitiremeyeceğin bir kitap. Çünkü bu kitap her gün yeniden yazılır. Rüzgârda savrulan her yaprak, yağmur sonrası oluşan her gökkuşağı, güneşe âşık olup sevgisini tomurcuklarıyla gösteren her dal, bize "bizi oku" der.



    O zaman vakti gelmiştir, şemsiyelerimizi başucumuzdan fırlatıp atmanın. Bırakalım, aklımızın ve gönlümüzün kıraç topraklarına yağmur gibi yağsın kelimeler. Okuyamadığımız zamanı telafi etmek içinse, sırılsıklam olalım. Açsın çiçekler baharı beklemeden. Dilimizde umut türküleri, bakışlarımızda sevgi pırıltıları, geleceğe iki kere daha güvenle bakalım.

    25/3/2009
    Merakiyidir (Sevgi)
#15.03.2010 08:08 0 0 0
  • noimage



    Çiçeklerle konuşurken buluyorum kendimi...

    Otobüs beklerken şarkılar mırıldanıyorum...



    Yağmur ıslatmıyor hiç,
    Parmakları usulca kayıyor saçlarımdan
    Birer "Nokta dokunuş" damlaları.
    Yerden sıçrayışlarında sarılır paçalarıma;
    Ayırmaya kıyamayışım ondan



    Seni sevmenin hürriyetidir
    Sokaklara gülümsemek günün her saatinde
    Ve tutmak isteyişim her işin ucundan



    Çocuklar daha bir sokuluyor sanki!
    Bugün bir ufaklık makas aldı yanağımdan
    Gözlerimle buluşup, gülüştük karşılıklı

    Sanki içimde bir duvarın arkasından
    Kapı açılıvermiş de
    Çıkmışım dışarı



    Seni sevmenin suyu daha lezzetli

    Havası alabildiğine göğüs dolusu

    Ağaçları boy boy toprağın elleri



    Kedilere bile:
    -Aman dikkat edin, diyorum
    -Sağınıza solunuza!
    Seni sevmenin de latifesi bu olsa




    Hiç bitmesin
    Hiç bitmese
    Seni sevmelerin mevsimi

    Her mevsimin adı seni sevmek olsa





    Ezgi Ç.
    26.02.2010

#15.03.2010 08:03 0 0 0
  • noimage

    Kahvaltıya oturdu kadın, kuşluk vaktiydi.
    Yalnız, hüzünlü, kıpırtılı
    Daldı gözleri, karşı evin bacasından çıkan dumanlara.
    Gökyüzünde raks ederek,
    Hüzün bulutlarına karışıyordu dumanlar.
    Ağladı, ağlayacak sanki bulutlar; kadın gibi
    Büyüdükçe büyüdü lokması ağzında,
    İçindeki boşluk misali

    İlk tuttuğu el geldi aklına birden,
    Yıllar önceydi, küçücük bir kızdı kadın o zamanlar;
    Sevgiyle tuttuğu parmakları hiç bırakmadı,
    Parmaklar onu bırakıp gidene kadar ebediyete
    Yıllarca tutmadı kadın böyle sıcak bir el;
    Tuttuğu hoyrat bir elden başka
    Çok başkaydı bu el, sıcacıktı.

    Hüzün bulutlarına daldı gözleri yine,
    Yanaklarından süzülen yaşlara engel olamadı kadın.
    Haşin bir rüzgâr çıktı, topladı bulutları.
    Bir suret oluştu gökyüzünde, ağladı bulutlar.
    Sen geldin aklına
    Çıktı dışarıya kadın,
    Ağladı bulutlar, karıştı gözyaşlarına

    Emine Uysal /18/01/2010
#15.03.2010 07:58 0 0 0
#14.03.2010 22:50 0 0 0
  • noimage



    Cümleler doğrudur sen doğru isen
    Doğruyu bulamazsın sen eğri isen
    Cümleler eğridir sen eğri isen
    Bakamazsın ki doğru sen eğriysen.

    Doğruluk imandan gelir
    Yalansa şeytandan
    Doğruların yardımcısı Allah
    Yalancıların yoldaşı şeytan.

    Hiç doğrularla yalancılar kalır mı yan yana?
    Nûr söndürürken nârı
    Durur mu nâr, nûrûn gölgesinde
    Ne zamanki yaklaşır nâr, nûra.

    Kaynar kazanda kaynar
    Cismi düşünceleri
    Hidayet te erişirse nâr dönüşür nûra
    Nice nârken nûra dönenler var.

    Nûrkende nârâ konanlar
    Allah'ım bir anlık gaflet nelere bedel.
    Bir anlık celallik
    Ederken hayatı nâr.


    Nûr yaklaşanı cezbeder
    Nâr yaklasanı yakar aldatır.
    Her zerre hakkını alacakken
    Kurtuluş ne zordur nârından Rabbim.

    Şehitlerden bile kaldırılmıyan
    Kul hakkı.
    Beni kul hakkı olmadan huzuruna al!
    Bütün yaralarımı şefkatinle sar.

    ÜLKÜ BAHÇESİ

    Ne kadar yalanlarla gerçekleri örtmeye kalksada bazan kişiler..Aslında vijdanlarıyla başbaşa kalınca boncuk boncuk terlerler..Ya da aman sende derler..Kalpleri akılları kabul ederken keçi gibi inatlaşır kabullenmezler..Çalarlar karayı..
    .....Doğru sözü anında farkedip can kulağıyla dinleyenler..Özü güzel olanlardan kötü söz çıkmaz..
    ...İçtekiler daima taşarlar dışa..Gülden gül kokusu etrafa yayılır...
    ...Soğan ve benzerlerinden de o kokular..
    ...Hiç balla, sirke aynı tatta olur mu?
    ....Bilenlerle bilmeyenler bir olurlar mı?
    ...Allahtan korkanlarla korkmayanlar bir olurlar mı?
    ......Allahtan korkanlardan yanlış söz çıkar mı kalpleri Allah korkusuyla çırpınırken ..Her an tevbe halindeyken ..O nun huzurunda durur gibiyken dışta halka ama manen haklayken hayır o kişi hakkı anlatır yada susar..
    ....Çok konuşanları dinlerken ileri geri çok defa onların yerine tevbeye geçiyor kalbim...Kul hakları ..Dille incitmeler arttıkça artar...,,
    ...Boşuna yaratılmadık başı boşta değiliz..Ya doğruyu konuş yada sus denir ne güzel söz aslında anlayana..
    ...Her zerremiz bize şahitlik edecek o günün geleceğini bilen hiç yalan konuşur mu? şaşarım..Ve incitir mi aklı varsa..Şehitlerin dahi üzerinden kalkmayacakken kul hakkı..
    Dosdoğru olmayıp birde ileri geri sözlerle yanıltmaca ve yakıştırmalarla insanlara kötü damgasını vurmak isteyenler ..
    Doğruların yardımcısı şahiti Allah tır asla dönmezler sözlerinden..
    Yalancıların dostu arkadaşları şeytandır, döneklerdir asla güvenilmez sözlerine..
    Bu günde böyle yazmak geldi içimden niyetim kimseyi incitmek değil..Rabbim kul hakkıyla beni hesaba çekmesin ..
    Allah'ım sev sevindir bizleri bizleri istediğin gibi hayırlı ameller işleyen..Sana layık kullarından eyle amin..Allah'a emanet olunuz selam ve dua ile...

    ÜLKÜ BAHÇESİ
#14.03.2010 22:46 0 0 0

  • noimage


    Bir benmiyim maskeler takmak zorunda bırakılan...Bir benmiyim zoru,hemde en zoru tek başına yaşamak zorunda birakılan,bir benmiyim... ?
    Bir benmiyim hala kimlik savaşı vermek zorunda olan, bir benmiyim sorumluluklar zincirinde prangaya vurulan...Bir benmiyim içindeki beni susturan,sessiz haykırışları feryada dönüşen,yine feryatları sessizce kendine dönen...
    Bir benmiyim başka hayatları görüp,görmüyormuş gibi yapan,devekuşu misali yaşamak zorunda bırakılan....Ne zaman doğdum,ne zaman büyüdüm,farkına varamadan ne çabuk geçti zaman.Yarınlara ertelendi hep umutlar,yarınlarda arandı gelecek diye beklenen mutlu zamanlar....Bitmeyen yarınlar,tükenmeyen umutlar,bir türlü gelmek bilmeyen mutlu zamanlar,Yinede yorulmadan,sabırla beklenen yarınlar,yarınlar,yarınlar...Hep varolacak yarınlar.
    Ne tez geçti ömrüm,yaşlandım farkına varmadan...Aslında yaşlanan bir benmiyim,binlerce umut,binlerce istek,binlerce mutluluk,sabrın erdemine varan duygular,onlarda yaşlanmadımı benle beraber...Bir inatlaşmadır gidiyor bende,tıpkı donkişot misali yel değirmenleri ile savaşıyorum gözüm açık..Kurtlarla,kuzunun savaşı var kuzucuklar adına...
    Bir benmiyim yaşamla dansetmekten vazgeçmeyen,yorulmadan müziğin ritmine ayak uydurmaya çalışan...Tüm yoğunluğu hissederek yaşam ahengini oluşturmaya çabalayan...
    HAYIRRR...Binlerceyiz biz,sesiz kalmak zorunda bırakılmış koskoca bir orduyuz,içlerimizdeki sesleri susturmak zorunda kalan koskoca bir orduyuz biz..Kimliğini yalnız kendinin bildiği,başkalarının verdiği kimliklerle yaşamak zorunuluğu olan bizler...Şairin dediği gibi soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlar,incecik elleri,kocaman yürekleriyle varolan,ama varlığını kabul ettirmekte zorlanan kadınlar,yaşam standartlarını başkalarının belirlediği kadınlar..
    İş kadını oluruz,temizlikçi oluruz,bulaşıkçı,aşçı oluruz...
    Yeri gelir yar oluruz,yeri gelir sevda oluruz....
    Ana oluruz,eğitmen,öğretmen oluruz...
    Herşey oluruz birden,hiçbirşey oluveririz aniden.....Kimse sormaz birçok vasıf yüklenir küçücük omuzlara,bir çok ölçü hep bize göre,Yakıştırılmayan tek bir ölçü vardır İNSAN olduğumuz...Kimse bizi cinsiyet gözetmeksizin görmek istemez,Oysa biz sadece önce insanız.
    Bu günün Türkiyesine,çağ atladığından söz edilen ama bugün bile bunların konuşulduğu o güzel ülkeme ve insanlarına...Üzgünüm ben hala kimliksizim...Benim hala bir adım yok.




    Ferhan Erdoğan
    1 Ağustos 2001

#14.03.2010 22:41 0 0 0
  • Neler oluyor bize?...Sevgi saygı yerini niye dolar,euro,TL seslerine terk etti.Söyleyemiyoruz görgüsüzlük olmasın diye ama,biraz daha pervasızlaşsak birbirimize kaç paralık adamdın,kaç paralık insansın,kaç paralık annesin,kaç paralıksın be insan,paran yoksa insan bile değilsin falan gibi söylevlere giricez.Nerde bizim insani hasletlerimiz,nerde insanlığımız,nerde?...
    neler oluyor bize kafamıza balkabağımı düştü,düştüde yıldızlarımı sayıyoruz?Paylaşmak ve bunun verdiği mutluluğun doyumunu yaşamak,Yetinmek,benim var ondada olsun diye düşünmek...Nedir bu arsız açgözlülüğümüz.Nereye gidiyoruz.
    Hırslarımız...Kırıyor,kırılıyoruz ne uğruna?Radyoda bir şarkı( bir demet yasemen aşkımın tek hatırası) ,şimdilerde ise son model araba hediyem..,takı vesairesi sana olan aşkımın ifadesi...
    Ne değişti yine her azamız aynı,insanlığın ilk başlangıcındaki gibi hiçbir farklılık yok.Çağ atladıktamı başımız bozuldu,niye hiçbir şey eskiden olduğu gibi kokmuyor,lezzetinde farklılık var.Gençliğimin başlangıçlarında ,tam o delikanlılık devrelerimde paylaşmanın hazzı yaşanırdı.Paylaştıkça dindirirdik yokluk yanlarımızı,sustururduk paylaştıkça acılarımızı.Birlikteliklerimizi paylaşım ve özveri ile tanıştırdıkça çoğalırdık biz...
    Doğan kardeşlerimizi,Kemallettin Tuğcularla değiş tokuş yaparak,teksas tommiksleri cep fotoramanlarıyla değiş tokuş yaparak siyah beyaz resimli aşklara tanık olduk biz.Daha aşkın varlığını bilmezken sevginin gizem dolu yolunda gezinirdik biz,Biz birbirimizi severdik.
    Bugünün insanına,gencine o zamanın ruhuyla baktığım içinmi bu gerikalmışlık bende,yoksa doğru bakış bumuda ben çağ atlayamıyorum.Neerden çıktı bu geçmiş takıntısı bende...
    Henüz internetler,cd,teknoloji vesaireler yokiken,bilmediklerimizi ansiklopedilerin o birinci sınıf hamur kağıda basılmış sayfalarında öğrenerek tüketirken gençliğimiz,gelecekte okuma aşkının yerini görselliğe terkedeceğini nereden bilebilirdik.
    Paylasma arzusunun verdiği hazla,o çok mürekkepli teksir makinalarından çıkmış yazıları,yarında birileri okusun ,fikre sahip olsun diyerek,ebeveynlerin ışık ambargolarını mum ışığı ile deldiğimiz heyecanlı ,aç geceler zorunuz neydi acaba?
    O..Bir ibadet anıymış gibi hazırlandığımız sinema matineleri,bazen iki film bir arada deymeyin keyfimize patlamış mısır,bağlar gazozu üzerine keyfimiz olurdu gıcır..Salya sümük şiş gözler filmin sonunda unutulmaz sahneleri,komşu komşuya yapılan film kareleri sohbetleri.Günlerce önceden hazırlanılan sinema muhabbetleri....
    Bize ne oldu?
    Salya sümük birlikte ağlayıp mendil tükettiğimiz,gülmekten krizlere girdiğimiz komşuluklarımız,okuma arzusu ile kitap değiş tokuş ettiğimiz delikanlılık erdemlerimiz,komşu kadınlarının, komşu kızını gelin etmek için yaptığı görev dağılımlarımız,acı günlerde tek yürek olan güzel insanımız..ne değişti.Değişen fiziki kimyamız değilse ,değişime uğrayan ruhsal zekamızmı?
    Bugünlerde en çok neyi özlüyorum biliyormusunuz?Komşu teyze naciye teyzeyi,yaptığı etli ekmeği,mantarlı gözlemeyi..Hani sacı bahçeye kurardıfa anneme seslenirdi fatmanım çocukları alda gel,ekmekleri pişirmeme yardım et diye seslenişini..seniha ablayı ve o mis kokulu içine sevginin paylaşımını kattığın odun ateşinin olgunluğunda pişen ekmeklerini...

    Ferhan Erdoğan

#14.03.2010 22:35 0 0 0
  • ''Mende Mecnun'dan füzun aşıklık isti'dadı var''
    ''Aşık-ı sadık menem.Mecnun'un ancak adı var..!''


    Bu güzel dizeleri duygu yüklü flash sunumunuzla bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederim Issızada...

    Emeğinize,yüreğinize sağlık...


#14.03.2010 13:35 0 0 0
  • Hiç korkmadım ölümden. Azrail'in soğukluğu, buz gibi nefesi beni hiç ürkütmedi. Emanet olan ruhun teslimi gördüm son nefesi. Zamanı geldiğinde "Buyur" der ve "Bedeni toprağa bırakır gideriz" diye düşündüm.

    Bu demek değil ki yaşamayı sevmedim ya da sevmiyorum. Aksine; çok seviyorum, dünyanın güzelliklerini de, çirkinliklerini de Çirkinliklerin olmayacağı bir dünyada, güzelliklerin değersiz kalacağına inandım ben. İnsanların, tıpkı dünya gibi, güzellikler ve çirkinlikler kutuplarının arasında, karınca misali sürekli hareketliliğini yaşadım ve izledim geniş kürede. Gün olup eziyetlerle, çirkinliklerle doluşan hayatlar, bir başka gün olduğunda güzelliklerde tavan yapabiliyordu. Zaten yaşama heyecan getirip sevdiren belki de buydu.

    Yarın ne getirecek? Meçhul Az sonra ne olacak? Bilinmez Dün ne oldu? Bugünden başlayan yarınlar için, ibret alınacak güzellikler ya da çirkinlikler yaşandı

    İşte size dünya İşte hayat Özeti yukarda.

    Ölümden korkmadım dedim en yukarda ya; yanlış anlaşılmaya sakın! Kendim içindi o korkusuzluk Çevrem, ailem, akrabam, dostlarım, sevdiklerim için hep korktum, hep titredim. "Onlarsız nasıl yaparım?" diye sorguladım kendimi

    Hayatın acı tecrübeleri geldi sonra İstatistikler oluştu yüreğimde, beynimde, ruhumda.

    12 ay içinde dördüncü ayı kaldırmak istedim yeryüzünden. 11 ay olsun geçirdim içimden yılları. Kaşgarlı Mahmut'dan bu yana ne kadar sözlük varsa, içinden "Nisan" sözcüğünü kaldırmak istedim. Nisan ayını "Ölüm ayı" gördüm! Sevdiklerimin çoğunu nisanda yolcu ettim sonsuzluğa

    Çeşitli yılları içine alan zaman diliminde; 14 Nisan'da dedem, 15 Nisan'da amcam, 16 Nisan'da babam, 17 Nisan'da kuzenim, 19 Nisan'da çok sevdiğim bir arkadaşım 30 günlük nisanda beş tane canım kadar sevdiğim insan yok oldu dünyamdan.

    Hiç unutmadım babamın sözlerini mart bitimine yakın "Nisan geliyor" derdi ve eklerdi: "Kayıpsız atlatır mıyız ki?"

    Atlatamadı, atlatamadık Kendisi de gitti sonsuzluğa nisanda.

    Ya dün yaşadıklarım? Beni çileden çıkaran, "Neden böyle bir dünyada yaşıyorum" dedirten, cinnet seviyesine getirten olaylar

    Babama ve tüm sevdiklerime, babamın ölüm yıldönümü olan 16 Nisan'da Kur'an-ı Kerim okutup dualar yaptırmak istedim. Bankaya uğradım, para çektim ve alışverişe çıktım. Önce lokum, şekerleme türü şeyler almak için bir tanıdık dükkâna gittim. Sahibi güler yüzle karşılayıp yer gösterdi. Ben çayımı isterken meramımı da anlattım elbette. Paket hazırlandı ve getirildi. Sahibi kahkahayla gülerek; "Baban, atan ölmemiş olsa biz bu parayı nasıl kazanırdık? İyi ki öldüler mi desem ki?" der demez, ellerimin ve dudaklarımın titrediğini, gözlerimin karardığını hissettim. Tabii almadan çıktım ve başka işyerinden aldım Ama ömrümün bir kısmını o "Dostum" dediğim dükkânda bırakarak

    Kur'an okumak için tanıdık bir emekli din adamının yanına gittim sonra. Anlattım durumu. "Tabii!" dedi, "Allah rahmet eylesin! Şu emeklilikte bu ölümler olmasa biz de aç kalırdık!"

    Düşündüm! Ne yapsam? Hakaret etsem; yapım müsait değil Gülsem; adam bana "Deli!" der "Gerek yok." dedim sadece ve çıktım. Çıkarken gözlerimden gözlüğüme damlayanları silmekteydim.

    Vazgeçtim herşeyden. Bugün mezarlara gideceğim ellerimde çiçeklerle Kendim okuyacağım, fakirleri gezecek, gerekenleri yapacağım.

    Ama daha bitmedi ki!

    6 Eylül doğum günümdü. Gerek günlük yaşantımdan, gerek beni tanıyanlardan, gerek internette tanıştıklarımdan, kısaca hiç kimseden kutlama almamıştım. Hadi o doğum günü idi ve diyelim ki hiç kimse, doğduğum için, beni tanıdıkları için memnun değildi Ama ya bu? Ölüm!

    Bugün gece yarısı sonrası, hayatta en çok sevdiklerimden biri olan bir arkadaşımla internette karşılaştım. Dışarıda yağmur, fırtına, yıldırım müthiş Her yıldırım düşmesinde modem kapanıyor ve tekrar bağlanıyorum. Zor şartlardayım ve bunalmışım iyice. Henüz 01.00'e gelmek üzere saat. Paylaşmak istedim arkadaşımla yukarda anlattıklarımı. Söyledim, bugün babamın gece saat 01.30'da ve tam o saatte rahmete kavuştuğunu. Ama konuşma başka konuya yöneltildi! "Duymamıştır" dedim, bir kez daha tekrar I ıh! 4 kez daha tekrarladım ve pes ettim

    Şimdi aklıma geldi birden Ben bu satırları sadece kendimle paylaşmak için yazdım. Sabaha karşı başladım ve sabaha yakın bitirdim. Ama beni birazcık tanıdıysa dostlarım; asla bir başsağlığı yorumu almak için yazmadım.

    Ben sadece olanları paylaştım. Dünyayı ve yaşam tarzlarını paylaştım. Duygularımı paylaştım.

    Galibiyet ya da mağlubiyet umurumda değil benim! Kim galip? Kim mağlup? Hemen diyeyim... Hırs mağlup! Galip mi? Galip yok.

    Bu duygulardaki hayatı ne mi yapıyorum? Hiç bir şey! İstemiyorum böyle bir hayat ben!

    Çizdim! Oynamıyorum!

    17 Nisan 2009
#14.03.2010 11:04 0 0 0
  • "Gülümseyin" diyor psikologlar. Hatta "Gülün" diyor. "Kahkahalarla gülün, her fırsatta gülün". Ruhumuzun vazgeçilmez ilacına bir yaygın sözle de işaret ediyorlar: "Bir kahkaha bir pirzolaya bedeldir!".

    "Gülün, gülümseyin" diyor reklamcılar. Ürünlerinin resim hileleri ile pırıl pırıl hale getirilmiş haline, görselliğin tüm becerilerini de katarak imrenilecek görüntüler sunuyor ve "Bu ürünle hayata gülümseyin!" diyorlar.

    "Gülün!" diyor atalar. "Ananızı ağlatmayın, güldürün." diyor babalar. "Gülümse ki, biz de gülelim." diyor komşular. "Gülmek sana yakışıyor." diyor şarkılar. "Gülümse ki sev!" diyor sevdalılar.

    Radyoların sunucuları, televizyonların programcıları gülücüklerin insana etkisiyle başlıyorlar programlarına, arada kahkahalar da atıyorlar en seslisinden ve bitirirken de "Gülücükler eksik olmasın yüzünüzden" diyerek dualar ediyorlar.

    Nerden mi aklıma geldi gülümseme ile ilgili yazı yazmak? Sahura yakın bir zamanda, çayın demlenmesi aşamasında minicik bir sohbet fırsatı bulduğum değerli arkadaşıma sordum: "Yazacağım yazımın konusu ne olsun sence?"

    Düşünmedi bile! "Gülümsemeyi yaz" dedi.

    O an konu bana cazip geldi ve "Sahi, neden olmasın ki?" dedim.

    Meğer ne zormuş!

    Sahurdan beri düşünüyorum Güleyim Güleyim; ama niçin güleyim? Çevreme bakıyor, gülmek için nedenler arıyorum. Keşke ırmak kenarlarında altın arasaydım da, hiç değilse zenginlik hayallerime gülümseseydim

    Neden, niçin, nasıl, nerede, ne zaman güleceğim?

    Kafam karışıyor Düşünüyorum Düşündükçe de gülmeyi unutuyorum

    Ramazan ayında evine ekmeği borca alıp götüren işsizlere mi, yoksa eti bolca alıp götürenlere mi? Fırın önünde bir lokma hediye ekmek için bekleşirken dili dışarı çıkmış ağlamaklı çocuklara mı, yoksa lokması fazla gelip rastgele fırlatıp atanlara mı? İftarını lüks lokantalarda altın tozlu çorbalarla açanlara mı, yoksa altınından vazgeçtik evinde sıcak çorba bulamayanlara mı?

    Kime?

    Ben de isterdim ki güleyim

    İsterdim ki yüce dinimin emrettiği fitreyi, zekâtı hakkıyla verenler olsun ki yoksullar da doysun. Gülümseyeyim yoksulların gülen yüzlerine...

    İsterdim ki bol keseden yemin edenler yemin kefaretlerini hakkıyla versinler de, bu vesileyle doyuracakları yoksullar da doysun. Gülümseyeyim yoksulların sevinçli hallerine.

    İsterdim ki çocukluğumdaki gibi tüm komşulara yemek dağıtılsın da, ben onların yediğini göreyim, onlar benim yediğimi görsün Gözler ve karınlar, bir de vicdanlar doysun.

    İsterdim ki herkes o yoksul ve işsiz olanlar kadar paylaşımcı olsun. Onlar kadar minicik şeylerle mutlu olsun


    Suskunbiradam
#14.03.2010 10:57 0 0 0
  • Konu: Var ya


    noimage hani noimage
    köpürmek var ya
    yıkıp geçmek köprüleri

    tutuşturup yakıp gitmek şehirleri
    sonra savurmak ardından
    dört bir yana
    ezelden ebede serpmek o külleri


    yazmak var ya hani
    delice öfkelerle
    ağzına gelene tercüman edip kalemi
    gecelerce tüketmek kelimeleri

    sonra
    al bastıran bir lohusa hummasında
    sanrılara kapılıp
    kırklara karışmak gibi yitip kendinden
    ölümüne susmak var ya
    volkan gibi büyürken
    içindeki o hasret zehiri


    hele
    ahh hele
    yüreğindeki çığlıkları bastırarak
    gülümsemek yok mu
    o gülümsemek
    öldürüyor beni...


    umudun incecik dallarına tutunan
    avunmanın zavallı beterliğinde
    saçma sapan muhabbetlerle
    dinlemek var ya hani
    için kan ağlarken
    bir başka dertliyi


    sığınmak var ya
    hayra yorulmayan rüyalara

    hani
    özlemek

    iftarda ilk nefes tütün
    ve zehir zemberek bir çay gibi


    aklındaki fırtınadan kaçarken
    gönlündeki tufanda yitmek

    bir taraftan
    yaktığın şehirlere geri dönüp
    nedametle su taşırken korlara
    her gece
    kıpkızıl lavlarla patlayan
    bir yanardağ beklemek

    ah...
    o
    beklemek var ya
    öldürüyor beni...

    Ceyda Görk 30.06.2006 18.40
#14.03.2010 10:25 0 0 0
  • Konu: Razıydım
    noimage




    kabil olsaydı
    eğer

    ahh... olsaydı

    bir gün
    sadece bir gün

    selâmsız
    gülümsemesiz
    kelimesiz

    göz göze
    sussaydık seninle
    yılları ödünç alarak ömrümüzden



    her nefes
    bir şiir

    her şiir
    bir mevsim

    ve her mevsim
    hazandan ibaret olsaydı
    bu kış arefesinde

    sonra biz yine
    hep hasret çiseleseydik

    razıydım




    yarı açık pencerden giren rüzgara bıraksaydık savrulmaları
    uçuşan perdelerin kıvrımlarına gizlenen suslar ah etseydi yerimize
    avuçlarımızda kendini unutan çay bardakları soğusaydı varsın

    sersefil yüreğimizde tutuşan isli çıralar
    paslı zincirlerini eritseydi mesafelerin
    akkorlar süzülseydi parmak uçlarımızdan

    yansaydık ki
    sönmeyeceğini bilerek bu ateşin

    izimizi bulamasaydı kimse
    dumansız
    birer tutam kül kalsaydı bizden geriye
    razıydım




    sitemsiz
    kinayesiz
    incitmeden

    hırpalamadan
    gönül dergâhının gülistânını
    bir gül gibi çekseydik içimize sevdânın rayihasını

    ve sonra
    bekleseydik sabahı

    mühlet dolsaydı



    ağır ağır inip tevekkül basamaklarını
    ardımızdan sessizce örtülen has bahçenin kapısında
    tek ve son kez öpseydik gözlerimizden

    işte tam o anda
    vaadedilen o melek belirip tutsaydı elimden
    hoşçakal deyip sana
    duamın kabul olduğuna şükrederek
    gözden kaybolsaydım

    razıydım
    razıydım yarim

    razıydım...


    Ceyda Görk____ 24eylül2009__16.24
#14.03.2010 10:19 0 0 0