pazarlamaya giriş ders notları - pazar analizi - pazar alanı analizi - pazar analizi yöntemleri - temel pazarlama görevleriPazar analizi başlıca 3 bölümden oluşur;
a. Kalitatif Pazar Analizi: Varolan pazarı oluşturan alıcılar, potansiyel pazarı oluşturur. Kalitatif Pazar analizi potansiyel alıcıların belirlenmelerin yanı sıra ürünün satın alma nedenlerinin ve öteki davranışsal özellikleri inceler. Sebep-Sonuç ilişkisinin ortaya çıkarılmasıdır.
Kalitatif Pazar analizindeki nedenselliğin Sebep-Sonuç ilişkilerinin belirlenmesi üç düzeyde gerçekleşir.
- Gözleme Dayalı Nedensellik: A olaya bağlı olarak B olayın meydana çıkmasının gözlenmesidir.
- Varsayıma Bağlı Nedenlik: B olayın yüzünde A olayın etkileri kapsamlı araştırılır. Yeterli açıklamalarda bulunur.
- Eyleme Dayalı Nedensellik: Bilimsel araştırmanın temel yöntemlerinden biri olan deney tasarımı uygulanır.
b. Tüm Pazar Analizi: Pazara sürülmesi karalaştırılan yeni bir ürün Pazar başarısının araştırıldığı Pazar analizi yöntemi Tüm Pazar Analizidir.
Tüm Pazar Analizinde Kullanılan yöntemler;
- Satın Alma Eğitimi Araştırmaları
- İlişkilendirilen Mallar Etüdü
- İstatistiksel Ayıklama Tekniği
- Pazar Geliştirme Yöntemi
- Zincirleme Oran Yöntemi
c. Pazar Alanı Analizi: İşletmelerin Pazar potansiyellerinin bir Pazar alanından ötekine değişik göstermesi esasına dayanır.
Bölgesel Talep Fonksiyonları: Bağımlı ve bağımsın değişkenler arasındaki ilişkinin bölgesel ve ulusal bazda aynı doğrultuda ele alınması bölgesel talep fonksiyonlarının temel varsayımını oluşturur.
Araştırma Yöntemleri: Kısıtlı sayıda tüketiciye sahip küçük pazarlarda etkili olan bireylerin eğitimini esas alır.
Pazar İndeksleri: Beklenen satışların ülke bazındaki satışlara oranlanması sonucunda Pazar endeksleri ortaya çıkmış olur.
Pazar potansiyelinin belirlenmesinde kullanılan indekslerden başlıcaları şunlardır.
- Satın alma gücü indeksi
- Satış faaliyeti indeksi
- Kalite indeksi
- Satış noktası analizleri
- Depo mal çıkış verileri
TALEP ÖLÇÜMÜ VE KESTİRİMİ
Talep: Satın alma isteğinin ve yeteneğinin bir ifadesidir.
TALEBE ETKİ EDEN UNSURLAR;
- Tüketici beğeni ve tercihleri: ürün bazıda talebi etkileyen unsurların başında gelmektedir.
- Tüketici Gelirleri: Talebi etkileyen bir başka unsur olarak akrşımıza çıkmaktadır.
- İkame ve Tamamlayıcı Ürünler: Ürünün talebini etkilediği unutulmamalıdır.
- Fiyat: Her zaman talebi belirleyen en önemli etkendir.
- Sosyal ve Kültürel Faktörler: makro düzeyde ele alınan nüfuz yapımı ve bileşimi ile doğrudan ilişkilendirilen faktörlerdir.
- Stoklar: Kısa dönemde etkileri açıkça ortaya çıkar.
- Dağıtım : Talep az yada çok dağıtım faaliyetlerinden etkilenebilir.
TEMEL PAZARLAMA GÖREVLERİ:
- Negatif Talep : İsteksizliği ve hatta içten içe bir nefreti yansıtır. Dönüştürümcü Pazarlama
- Sıfır Talep : Tüketicide hiç oluşmamış istek ve ihtiyaçları yansıtır. Harekete Geçirici Pazarlama Görevi
- Gizli Talep : Çoğu kez ortaya konamayan istek ve arzuların toplandığı bir talep türüdür. zararsız sigara gizli talebe örnektir.
- Azalan Talep : gelir düzenlemelerindeki azalmalara, rekabetçi ortamın yoğunluğuna, ürün taleplerinde azalmalar meydana gelmesidir. Yaratıcı Pazarlama
- Düzensiz Talep : Belli dönemlerde düzensizlik göstermesi sık görülen bir durumdur. Uyumlaştırıcı Pazarlama
- Tam Talep : satış potansiyelinin Pazar tarafında tümüyle karşılanmasını yansıtır. Sürdürücü Pazarlama
- Aşırı Talep : Malın arzını aştığı durumda işletme tarafından pek hoşta karşılanmadığı durumu yansıtan talep türüdür. Caydırıcı Pazarlama
- Sağlıklı Olmayan Talep : Ruh Sağlığını tehdit eden, sağlıklı olmayan talep olarak adlandırılırılar Tersine Pazarlama
Talebin Kestirilmesi:
- Görüşme Tekniği : En basit ve en kestirme yaklaşımını görüşme tekniği oluşturur.
- Deneysel Yaklaşım: Gerçek fiyat değişiklikleri yapılır ve sonuçta bu değişikliklere bağlı olarak talepte meydana gelen farklılıklar gözlenir.
- İstatistiksel Yaklaşım: Her iki yaklaşımda da beraber gerçekleştirilebilir.
Pazar Bölümleme Süreci: Değişik ürün faydalarını yaratan farklı pazarlama bileşenlerine göre pazarın tüketici gruplarına bölünmesidir.
İşletme Pazar Bölümleme Stratejilerini Etkileyen Faktörler:
- İşletme Kaynakları
- Ürün Türü
- Ürün yaşam Süreci Aşaması
- Alıcılar Arasındaki Türdeşlik Derecesi
- Rakiplerce izlenen stratejiler
Pazar Bölümleme Süreci 4 Stratejilerle oluşturulur.
1. Farklılaştırılmamış Bölümleme stratejisi
2. Farklılaştırılmamış kitle Pazar stratejisi
3. Farklılaştırılmış bölümleme stratejisi
4. yoğunlaştırılmış niş stratejisi
Marka Bağımlılığı ve Fiyat Duyarlılığı Açısından Tüketiciler 4 Grupta Toplanır.
1. Sistemi aşanlar
2. Marka Bağlıları
3. Ucuzluk Arayanlar
4. Duyarsızlar
deryas kökü nedir - yentün - deryas kökü nasıl kullanılır - baş ağrısı için şifalı bitkiler - siyatik tedavisiDiğer İsimleri: Deryas Kökü
Kullanıldığı Yerler:
Dahilen Kullanılışı: Nefes darlığında faydalıdır. Siyatiğe ve kan tükürmeye iyi gelir. Vücudun en derin yerlerinde olan gazları bile çıkarır. İç organlarda toplanan suyu dağıtır. Kabızlığı giderir.
Kullanılışı: Kökler toz haline getirilir, 2 gr balla karıştırılarak yenir.
Kökünün kabuğu toz haline getirilir, 15 gr’mı, 15 gr dereotu suyu ile karıştırılır, bir miktar saf su ilave edilip içilirse müzminleşmiş yarım baş ağrılarına (migren) ve çok miktarda balgam çıkaranlara iyi gelir.
Haricen Kullanılışı: Kökler toz haline getirilir, sade yağı ile karıştırılır, soğuktan meydana gelen ağrılı yerlere sürülürse ağrıyı geçirir. Gut ve mafsal ağrılarında, ağrıyan yerlere masaj yapılırsa faydalı olur. Gevşemiş organlara masaj yapılırsa onları güçlendirir. Taze kökünün kabuğu saçkıran olan bölgeye sürülürse faydalı olur, kıl bitirir.
Kökünün kaynatılan suyu bal ile karıştırılarak uyuza, kükürtle karıştırılarak cerahatli yaralara sürülürse iyi gelir.
yenibahar neye iyi gelir - yenibahar nasıl kullanılır - damar sertliği için yenibaharDiğer İsimleri: Jamaika Biberi
Dahilen Kullanılışı:
Hamile kalmayı kolaylaştırır. Damar sertliğini önler,
hazmı kolaylaştırır,
mide ve bağırsak gazlarını giderir,
vücudun direncinin artırır, iştahı açar,
anne sütünü artırır,
ishali keser,
sinir rahatsızlıklarında ve unutkanlığı giderici olarak kullanılır.
Kullanılışı:
Toz haline getirilir, günde 2-3 defa 0.5-1 gr içilir.
böbrek sağlığını korumanın önemi - böbrek hastalığı hakkında bilgiler - böbrekleri korumak ve beslenmeBöbrekler, karın boşluğunun arka duvarında bulunan 120-170 gr. ağırlığında, üzeri yağımsı yapıda kapsülle sarılı olan iki organdır.Böbrek kapsülünün üst bölümünde ve dışına doğru böbreküstü bezleri yerleşmiştir.
Böbrek, görevlerini “nefron” denilen yapısal birimlerle yapar. Bir böbrekte bir milyon dolayında nefron vardır. Nefronun yapısında, kılcal damarlar yumağı (glomerüller) ve böbrek borucukları bulunur.
Glomerül, özel yapıda damarların oluşturduğu kılcal damarlar yumağı ile bunu çevreleyen kapsülden oluşmuştur. Böbrek borucukları ise, kıvrıntılı ve düz yerleri olan özel borucuklardır. Böbreklere, dakikada bir litreye yakın kan .gelir ve süzülerek temizlenir. Kanda artan gereksiz ve zararlı maddelerin süzülmesi glomerül (kılcal damarlar yumağı) tarafından yapılır. Glomerüller, kanın bileşimini normalde tutan ve denetleyen bir süzgeç gibi görev yapar. Normal durumda, kan hücreleri ve proteinler süzülmez, geçmez. Glomerül duvarından süzülen sıvı (süzüntü) glomerül kapsülüne, oradan da böbrek borucuklarına geçer. Bu süzüntüden birçok değişiklikten sonra idrar oluşur.
Süzüntünün tümü ve içindeki maddeler olduğu gibi idrara geçmez. Süzüntü, böbrek borucuklarından geçerken suyun büyük bir bölümü ile süzüntüdeki bazı maddeler yeniden emilir (geri emilir) ve kana geçer. Böylece, kandaki maddelerin düzeyi normal sınırlarda tutulur, denge kurulur, vücut gereksiz ve zararla metabolizma artıklarından kurtulur.
Maddelerin türüne ve yoğunluğuna göre böbreklerden geri emilim durumu? değişir. Normal durumda, bazı maddelerin hemen tümü geri emilir ve idrarla atılmaz; bazıları geri emilmeyip idrarla dışarı atılır; maddelerin bir bölümü ise değişik derecelerde geri emilir. Örneğin, normal durumda, kanla gelen glikozun hemen tümü böbreklerde geri emilir ve idrarla yok denecek derecede az atılır.
Şeker hastalığında olduğu gibi, kanda glikoz düzeyi normalden çok yükselince,, böbreklere kanla gelen bu şekerin tümü geri emilemez ve idrarla şeker çıkarılır. Böbreklerde suyun büyük bir bölümü geri emilir, azı dışarı atılır. Bu organlara 24 saatte 150-160 litre dolayında sıvı süzülür ve Büyük kısmı geri emilir, vücudun sıvı dengesini korumak üzere günde yalnız 1-2 litresi idrar olarak dışarı çıkarılır. Böbreklerin süzme ve geri emme yeteneğini, hormonlar, sinir sistemi gibi çeşitli etmenler denetler.
Böbrek, vücudun düzenli ve dengeli çalışmasında çok önemli görevleri olan organdır. Bu organın, vücut çalışmasında ana görevleri şunlardır:
1. Kan, hücre içi ve hücrelerarası sıvılarının hacimlerini, bileşimlerini ve yoğunluklarım dengelemek.
2. Besin öğelerinin vücutta kullanılmasıyla oluşan üre, ürik asit gibi zararlı metabolizma artıklarını dışarı atmak.
3. Vücuda giren zararlı maddeleri, bazı ilaçlan ve yıkım ürünlerini atmak.
4. Vücuda dışardan giren ya da vücutta oluşan toksik (zararlı) maddeleri daha az zararlı duruma getirmek.
5. Vücut sıvılarının elektrolit dengesini korumak.
6. Kanın pH düzeyini normal sınırlarda tutmak.
7. Çeşitli hormonlar yaparak vücudun dengede kalmasını sağlamak.
1 pound fresh spinach, washed, dried, chilled
8 slices bacon, diced
1 tablespoon brown sugar
1/3 cup sliced green onions
salt, to taste
3 tablespoons vinegar
1/4 teaspoon dry mustard
Preparation:
In a heavy skillet, fry diced bacon until crisp. Reduce heat; add sugar, onions, salt, vinegar, and dry mustard; bring to a boil. Pour the hot mixture over spinach. Toss lightly and serve.
1 1/2 teaspoons salt
1 1/2 cups coarse cornmeal
1 can (15 to 19 ounces) chick-peas, drained
1 bay leaf
1 teaspoon dried basil
2 cloves garlic, chopped
1 tablespoon olive oil
1 large can (28 ounces) Italian-style tomatoes, crushed, with puree
20 ounces frozen spinach, thawed & squeezed dry
salt and pepper
8 ounces part-skim mozzarella cheese
Preparation:
Boil 4 1/2 cups water with the salt; quickly whisk in cornmeal. Lower heat to gentle boil, add chick-peas, and stir constantly with wooden spoon for 12 minutes. Pour the mush into 9x11 inch oiled pan, and refrigerate while making tomato sauce.
In a heavy skillet, sauté bay leaf, basil and garlic in olive oil; add tomatoes then simmer for 30 minutes. Discard bay leaf; season with salt and pepper. Cover polenta layer with layer of spinach, then cover with tomato sauce. Cover casserole with foil and bake 25 minutes. Slice mozzarella into 12 pieces (1x3x1/4-inch). Remove casserole from oven, and top with 2 rows of 3 Xs made with cheese slices. Return to oven uncovered just until cheese melts, about 5 minutes.
bakterilerin sebep olduğu döl yolu iltihapları - bakterilere bağlı döl yatağı iltihabı - döl yatağında gonokok engeksiyonlarıMikrop kökenli dölyolu iltihapları, iki gruba ayrılırlar: Yalın mikroplara bağlı olanlar; gonokoklara (belsoğukluğu etkeni) bağlı olanlar.
Yalın mikroplara bağlı dölyolu iltihapları
Bunlara.asalak kökenli ve mantar kökenli dölyolu iltihaplarından daha ender Taşlanmaktadır.
Nedenler
Kolibasiller, stafilokoklar, proteus, enterekoklar ve streptokoklar gibi, bütün irin yapıcı bakteriler, hastalığa neden olabilirler.
Dölyolu içinde, saprofit (zarar vermeksizin) bir yaşam süren bu bakteriler, uygun koşullarla karşılaştıkları zaman, hastalık yapıcı olurlar.
Bakterileri hastalık yapıcı kılan koşullar arasında şunlar sayılabilir: Geçici bir yorgunluk; yerel travma; yabancı bir cisim bulunması (gebelik önleyici diyafram takılması); dölyolu içinin tahriş edici ya da dozu iyi ayarlanmamış maddelerle sık sık yıkanması; dölyatağı boynu iltihabı.
Teşhis
Başlıca belirti, kaşıntılı ve sarımsı ya da yeşilimsi beyaz renkli bir akıntıdır. Ayrıca, dış üreme organı dölyolunda bir tahriş de olabilir.
Teşhis, akıntıdan alınan örneklerin besiyerlerine ekilmesinden sonra, incelenmesiyle doğrulanır.
Aslında, sorumlu etkenin laboratuvarda araştırılması, her zaman gerekli değildir. Ancak, kuşkulu, birbirleriyle karıştırılabilecek ya da tedavi sonrasında tekrarlayacak dölyolu iltihaplarında başvurulur.
Zaten, genellikle laboratuvar incelemelerinde karma etkenli bir dölyolu iltihabı (trichomonas, Candida ve öteki bakterilere bağlı) bulgulanmaktadır.
Tedavi
Yerel tedavide, dölyoluna konarak bütün etkenleri etkileyebilecek tabletler uygulanır. Yani ilaç, hem trichomonas’a, hem bakterilere, hem de mayalara etki edebilmektedir. En etkili tedavi yöntemidir ve sonuçta hastalığı ortadan kaldırır.
Yerel tedavi, başarılı olduğu sürece, genel tedaviye gerek duyulmaz.
dol yolu enfeksiyonları - mantarlara bağlı dölyatağı iltihapları - dölyolu iltihaplarının tedavisiMantar kökenli dölyolu iltihaplarına da, oldukça sık raslanır (yüzde 15-20 oranında).
Nedenler
Çok çeşitli mantar türleri, dölyolu iltihaplarına yolaçabilirler. Bunlar arasında, Candida albicans türünün oldukça özel bir yeri vardır.
Mantar kökenli dölyolu iltihaplarının ortaya çıkışını kolaylaştıran bazı koşullar vardır:
— dölyolu pH’ının büyük ölçüde asitleşmesine yolaçan gebelik;
— şeker hastalığı;
— gebelik önleyici hapların ve bu tipte bazı hormon ilaçlarının kullanılması;
— sentetik kumaşlardan yapılmaları nedeniyle kaynatılmayan ve böylece, mantar hastalıklarının artmasına yolaçan iç çamaşırları.
Teşhis
Klinik belirtiler
En önemli belirti, kaşıntıdır: Hasta, geceleri artan, şiddetli ve ağrılı dölyolu kaşıntısından yakınarak hekime başvurur. Bunun yanısıra, sarımsı renkli ve koyu kıvamlı bir akıntı bulgulanır. Teşhis, çoğunlukla, kolayca konur ve laboratuvar muayeneleriyle doğrulanır.
Tamamlayıcı muayeneler
Asalak kökenli dölyolu iltihaplarında olduğu gibi, burada da akıntıdan alınan örnek, fizyolojik serumla karıştırılarak mikroskopta incelenir. Bu muayeneyle, hücrelerin arasında miselyum lifleri ya da sporlar bulgulanabilir. Ama, her zaman mantarları doğrudan gösteremeyeceğinden, mantarın besiyerinde üretilmesine başvurmak gerekir. Alınan örnekler, Sabouraud jelozuna ya da Nickerson besiyerine ekilir ve ekimden 24-48 saat sonra, mantarın beyaz koloniler oluşturarak çoğaldığı görülür.
Tedavi
Mantar hastalıkları, çoğunlukla tekrarlayıcıdır; bazı koşullar (gebelik, doğum kontrol hapları), tekrarlamayı daha da kolaylaştırır. Tedavi, her zaman yereldir; bu amaçla kullanılan pek çok ilaç vardır.
İyi sonuç alabilmek için, tedavinin en az 20 gün sürdürülmesi gerekir. Ayrıca, kaşıntıyı azaltmak amacıyla dış üreme organına çeşitli merhemler sürmek yararlı olur. Hastalığın sürmesi ya da tekrarlaması durumunda, çeşitli ilaçlarla uzun süreli bir tedaviye girişilir.
pekmez neye iyi gelir - pekmezin sağlık için faydaları - pekmezin ülsere faydasıŞişmanlatır, yüze kan getirir, sirke ile içilirse kalp çarpıntısını, sarılığı ve dalak hastalığını giderir.
Bir miktar safranla içilirse sara hastalığına karşı şifalı olur.
Çemen ve incirle birlikte yenirse öksürüğü ve göğüs ağrısını giderir.
Arpa suyu ile içilirse kumları döker, idrarı söktürür.
Taze süt ve birazcıkta bademle içilirse bağırsaklara kuvvet verir, vücudu yağlandırır.
Mide ve 12 parmak ülserinde 1 çay bardağı pekmez 1 fincan saf zeytinyağı ile karıştırılıp aç karna içilir.
felsefe dersleri - felsefi düşünce nedir - felsefi düşüncenin özellikleri - felsefe yapmakEn genel anlamı içinde, soru sormanın sonucu olan ve insanla, insan yaşamıyla ilgili problemlere karşı ilginin gelişmesiyle başlayan düşünce türü.
Buna göre, felsefe zor ve çözülemeyen yaşam problemleriyle karşılaşmaktan, bu problemlerle uğraşmaktan korkmayan bir yaklaşım, düşünsel bir tavır olmak durumundadır. Felsefe insan yaşamının anlamıyla, varlık, bilgi ve değerle ilgili sorulara bir yanıt getirmeye, bu konularda ortaya çıkan problemleri çözümlemeye çalışırken, işe sıfırdan başlamayıp, belli bir bilgi birikimine sahip olunduğunu varsayarak çözüm getirmeye çalışır. Çünkü insanların yaşamlarında neyin önemli olduğunu değerlendirebilmeleri için, hayatla ilgili bazı deneyimlere sahip olmaları gerekir. Demek ki, felsefe insan yaşamının anlamıyla ilgili sorulara yanıt verirken, başka bilgi türleri tarafından sağlanan bilgilerden yararlanarak, genel, bütüncül ve kuşatıcı yanıtlar getirmeye çalışır.
Bununla birlikte, felsefeyi felsefe yapan şey, insan yaşamının anlamıyla ilgili sorulara yanıt vermekten çok, sorular sormak, problem görebilmektir. Zira, insan için önemli olan, yalnızca felsefe okumak ve felsefeyi bilmek değildir, felsefe yapmaktır, felsefi davranabilmektir. Felsefe yapmak ise, felsefi hissetmeyi ve felsefi düşünmeyi gerektirir. Felsefe yapmak varlığı ve bilgiyi bir bütün, insan yaşamıyla ilgili olay ve problemleri çok boyutlu olarak görmek ve her yönüyle kavramaya çalışmak anlamına gelir.
Felsefi düşünce, araştırmaya ve eleştirel bir tavra dayanan bir düşüncedir. Yani, felsefi düşünce, kendisine veri olarak aldığı her tür malzemeyi aklın eleştirici süzgecinden geçirir. Her şeyi olduğu gibi kabul eden, merak etmeyen ve kendisine sunulanla yetinen bir insan için felsefe söz konusu olamaz. Felsefi düşünce, şeylerin niçin oldukları gibi olduklarını merak eden, hayatı bütün boyutlarıyla görmeyi, yaşamın bütün boyutlarını göz önünde bulundurmayı bilen, açık ve sorgulayan bir zihnin ürünüdür.
Felsefi düşünce, akıl temelli soruşturma ve refleksif bir düşünme yönteminin sonucu olan bir düşüncedir. Felsefede söz konusu olan düşünce, kendi üzerine dönmüş olan ve kendisini konu alan bir düşüncedir. Buna göre, felsefeci, doğrudan doğruya doğa, tarih, toplum üzerinde eleştirici bir bakış açısıyla düşünebileceği gibi, çeşitli bilimler tarafından sağlanan malzeme üzerine de düşünebilir. Yine, o bir problemi yalnızca bir bakış açısından, bir bakımdan ele alan diğer disiplinlerin, bilgi türlerinin tersine, bir problemi bütün yönleriyle ele almayı içerir.
Felsefi düşünce, ayrıca çözümleyici ve kurucu bir düşüncedir. Yani, felsefi düşüncenin analiz ve sentez gibi işlevleri söz konusudur. Analiz söz konusu olduğunda, filozof, kendisinin de içinde bulunduğu ve bir parçasını teşkil eniği dünyayı anlamak ve kavramak için kendisine sunulan her türlü bilgi, deney, algı ve sezgi sonuçlarından oluşan düşünceyi analiz eder, açıklığa kavuşturur. Fakat filozof, bununla yetinmez, yani dünyayı parçalanmış bir halde bırakmaz; analize koşut olan başka bir düşünme tarzı ile, üzerinde düşünülmüş, çözümlenmiş, aydınlığa kavuşturulmuş malzemeden hareketle dünyayı yeniden inşa eder, bir birlik ve bütünlüğe kavuşturur.
Nihayet, felsefi düşünce evrenseldir, çünkü insan yaşantısına giren her şey felsefeye konu oluşturabilir. En basit bir algı öğesinden (örneğin, dokunduğum masanın sertliği) en karmaşık bir düşünme sistemine (örneğin, Einstein'ın genel rölativite teorisi) kadar her şey felsefeye inceleme konusu olabilir. Öte yandan, felsefede söz konusu olan insan yaşantısı, şu ya da bu insanın değil, genel olarak insanın yaşantısıdır.
felsefe dersleri - çin felsefe öğretisi - çin budacılığı - çin doğa felsefesiYeni belgeler Çin uygarlığının sanıldığı kadar eski olmadığını, İ.Ö. 1000 yıllarında başladığını göstermiştir. İ.Ö.4500 yıllarında Çin topraklarında Moğol tipinde ve neolitik uygarlıkta bir halk yaşıyordu.
Bu halkın Tibet, Türk ve Tai karışımı olduğu sanılmaktadır. İ.Ö. 2000 yıllarına doğru bu halkın iki ayrı kültün düzeyinde gelişmeye başladığı ve bu kültürlerden birine Yang-Şao öbürüne Long-Şan adı verildiği saptanmıştır. İ.Ö 1450 yılında Şang devleti kurulmuştur. Doğa güçlerine bağlanmayla başlayan bir din anlayışı, ilkel bir doğa felsefesine dönüşmüştür.
Bu doğa felsefesi, evrenin ve evrendeki her şeyin Chi-Hava-Ruhtan oluştuğunu ileri sürer. Antikçağda Anaximenes’te havayı ruh olarak ele almıştır. Daha sonra, su,ateş,hava,toprak ve maden de eklenerek bu ilk ögelere; tahtayı da katmışlar ve sayı altıya çıkarılmıştır. Bütün nesneler bu öğelerin çeşitli birleşimleriyle oluşuyorlardı. Daha sonra Yi King-Değişimler Kitabıyla bu ögeler sekize çıkarılmıştır.
Bu ögelerle birlikte maddesel karşılıklı etki anlayışı, Yang (etkin) ve Yin (edilgin) kavramlarıyla dile getirilen karşıt güçler ikiciliği, Yuan (başlangıç) düşüncesi geliştirilmiştir.
* Chi
* Su
* Ateş
* Hava
* Toprak
* Maden
* Tahta / Bütün nesneler bu ögelerin birleşiminden oluşur.
* Yi-King/ değişimler kitabı da eklenir ve Yang-Yin-karşıt güçler iticiliği ile Yuan başlangıç düşüncesi temel alınır Çin felsefesinin özünde; bu bir evren modelidir.
Çin felsefesi İ.Ö. 6 Y.Y.’den beri bu temeller üstünde üç koldan gelişmiştir:
* Tao Kiao-Tao Öğretisi
* Ju Kiao-Konfüçyüs öğretisi
* Şe Kiao-Buda Öğretisi
Çin Budacılığı özel bir nitelik taşımakla birlikte temelde Hint felsefesinin malı olduğundan, Çin’e özgü düşünsel yaşam Taoculukla ve Konfüçyüsçülükte biçimlenir. Eski doğa felsefesini özümseyen bu okullardan Taoculuk, felsefe açısından önemli bir kavram getirir; Tao-Yasa ve Wu-wei-eylemsizlik
Antikçağ Yunanlılarıyla karşılaştırılırsa Tao Herakleitos’un logos’una, wu-wei stoacıların apatheia ve Epikuros’un ataraksiasına uygun düşer.
Konfüçyüs de kuşkusuz, bir Çin Sokrates’idir. Antikçağ Yunan felsefesiyle aynı koşutluk Hint felsefesinde de izlenebilir. İ.Ö 4 Y.Y’da Konfüçyüsçülüğe karşı Mo-Tzu’nun kurduğu Moizm öğretisi, tıpkı Platon gibi, toplumun bilgelerce yönetilmesi gerekliliğini savunmuştur. Avrupalılarca törebilimin simgesi sayılan Çinli bilge tipi, bu öğretinin oluşturduğu bir tiptir. Görüldüğü gibi dünyanın öbür bölgelerinde gerçekleşen kurgul felsefe, aşağı yukarı aynı süreçte kapalı Çin’de de olagelmiştir.
Çin felsefesi
* Ying Yang
* Konfüçyus felsefesi
* Daoizm
* Çin Budizmi
* Zen
* Zen Budizmi
* Feng Shui
felsefe dersleri - analitik felsefe okulu - analitik felsefe akımı kurucuları - analitik felsefe anlayışıAnalitik felsefe akımı, 1900'lü yılların geleneksel düşünce sistemlerini eleştirerek kurulan ve felsefesini bu yönde geliştiren bir felsefe okuludur.
Bu akım, analitik felsefe dışında; Analiz, Oxford Felsefesi ve Cambridge Analiz Okulu gibi adlarla da anılmaktadır.
Analitik Felsefe Akımının Kurucuları ve Üyeleri
Analitik felsefenin kurucuları Cambridge filozofları G.E.Moore ve Bertrand Russell'dir. Bu filozoflar; Gottlob Frege, Ludwig Wittgenstein, Rudolf Carnap, Kurt Gödel, Karl Popper, Hans Reichenbach, Herbert Feigl, Otto Neurath ve Carl Hempel gibi isimlerden etkilenmişlerdir.
Russell ve Moore'u İngiltere'de C. D. Broad, L. Stebbing, Gilbert Ryle, A. J. Ayer, R. B. Braithwaite, Paul Grice, John Wisdom, R. M. Hare, J. L. Austin, P. F. Strawson, William Kneale, G. E. M. Anscombe ve Peter Geach; Amerika'da ise Max Black, Ernest Nagel, C. L. Stevenson, Norman Malcolm, W. V. Quine, Wilfrid Sellars ve Nelson Goodman Avustralya'da A. N. Prior, John Passmore ve J. J. C. Smart takip etmişlerdir.
Analitik Felsefe Anlayışı
Analitik felsefe Hegel kökenli "Mutlak Gerçeklik" kavramı ve idealist sentezine karşı bir reaksiyonu temsil eder. İdealist felsefede; gerçeğin görünüşlerden büsbütün bağımsız olduğu ve felsefenin de bu bağımsız alanla ilgilendiği kabul edilmekteydi. Analitik felsefede ise felsefenin işlevinin duyularımızdan bağımsız olduğu varsayılan veya inanılan alanla ilgili spekülasyon yapmak değil, bilgi dediğimiz şeyin hangi anlamda bir bilgi olduğunu lingüistik araştırmalarla analiz etmek ve felsefeden entelektüel kargaşa veya yanlış anlama gelen ve hatta yanlış sorulan soruları ayıklamak olduğunu kabul edilmektedir.
Analitik Felsefe Hakkında Ek Bilgiler
Analitik felsefe pozitivizmin 20. yüzyılda çağdaş bir görünüm almış şeklidir. Neo-pozitivizm ya da mantıkçı pozitivizm olarak da bilinen bu anlayışa göre felsefenin asıl uğraş alanı dildir.
Bu yaklaşıma göre felsefe; varlık, değer ve tanrı üstüne doğruluğu test edilemeyen öğretiler öne sürmemelidir. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir. Bu felsefe anlayışına göre bilime dayanan bilgi doğru bilgidir. Bir bilginin doğru olup olmadığını anlamak için de bilginin analizi gerekir. Bu amaçla bilimin kullandığı önermelerin kuruluşu ve yapısı incelenir. Bu da dil analizidir.
Analitik felsefeye göre felsefede ortaya çıkan sorunlardan birisi bulanık mantıksal çıkarımlar; diğeri değişik anlamları olan sözcüklerin bir birine karıştırılmasıdır. Bu nedenlerden kaynaklanan sorunları çözmek için de bulanık mantıksal çıkarımlar yerine açık-seçik mantıksal çıkarımlar oluşturmak ve tek anlamlı sözcüklerden oluşan yapay bir dil sistemini kurmak gerekir.
Bu akımın başlıca temsilcileri; Ludwig Witgenstein, Moritz Schlick, Rudolf Carnap ve Hans Reichenbach’tır.
Felsefe dersleri - Piskopos Jansenius’un öğretisi - Janseniusculuk öğretisiDescartes usçuluğuyla Augustinus tanrıcılığını uzlaştırmaya çalışan Piskopos Jansenius’un öğretisi.
Hollandalı piskopos Cornelis Jansenius’a göre insan günahlarla yüklü bir yaratıktır ve ancak tanrı bağışıyla kurtulabilir. Tanrının kendini bağışlamasını dilemek ve beklemekten başka yapacak hiçbir şeyi yoktur. Jansenisme tümüyle Agustinius anlayışına dayanır ve insan özgürlüğü yadsır. Bu yönüyle insan özgürlüğüne büyük pay ayıran Jesuitisenism’in karşısındadır.
Jansenius ve yandaşlarına göre Luther ve Calvin’in tanımladığı Tanrı kayrası öğretisine karşı çıkan Karşı- reform ilahiyatçıları, tanrısal bir ilk neden yerine insanın sorumluğunu vurgulayarak karşı uca savrulmuşlar, Aziz Augustinus’un 5. yüzyılda savaştığı Pelagiusçu hareketliliğe düşmüşlerdi.
Jansenius bu tutuma ilk günahın ve şehvetin gücünün insan doğasında yol açtığı bozulmayı vurgulayarak karşı çıktı. İsa’nın kurtarıcılığının olanaklı kıldığı ve insanlığa gerçek özgürlüğe tek başına yeniden kavuşturabilecek Tanrı kayrasının gücünü yüceltti. Ayrıca iyilik işleyebilmek için her zaman Tanrı kayrasının zorunlu olduğu, kayranın yanılmazlığı ve insan yazgısının mutlak biçimde Tanrı istencine bağlı olduğu yönündeki Augustinusçu savları destekledi.
Janseniusculuk, kendisine özgü öğretilere değil belirli bir yaklaşıma ve ruhanilik anlayışına dayalı karmaşık bir hareketti. Reform hareketiyle aynı doğrultuda kiliseyi Hıristiyanlığın başlangıcındaki biçimiyle canlandırmayı amaçlıyordu. Gerçek Hıristiyan ilahiyatından ve ibadetinden ödün verilmesine karşıydı. Ama resmi öğretiye aykırı abartılı bir tutum benimsendiği için kilise tarafından reddedildi.
Janseniusculuk aynı zamanda bir Hıristiyan tarikatı olarak Port-royal manastırında toplanan düşünürlerce benimsenmiş ve izlenmiştir. Arnauld , Nicole, Blaise Pascal gibi düşünürlerin elinde işlenen bu öğreti sonunda tüm gizemciliğe varmıştır.
felsefe dersleri - bircilik ve çokçuluk nedir - düalisterin özellikleri ilk düalisHerhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki karşıt ilkenin varlığını ileri sürme.
Bircilik ve çokçuluk terimleri karşılığıdır.
Felsefe alanında ilk dualist, antikçağ Yunan düşünürü Anaksagoras’tır.
Anaksagoras, özdekle ruhu kesin olarak birbirinden ayırıyor ve sonsuza kadar da birbirlerinden ayrı kalacaklarını söylüyordu.
Anaksagoras’ın nus adını verdiği bir ruh özdeksel yapıdadır ama yaratan olmak bakımından yaratanın karşısında bulunmakla, beraber birbirine indirgenemeyen temelli bir ikilik meydana getirir.
Fransız düşünür Descartes de evrendeki bütün gerçeklikleri birbirine indirgenemeyen ruh ve özdek ikiliğinde toplar.
Dualizm, temelde tanrılık yer (öte dünya) ile insanlık yer (dünya) ayrımını ileri süren dinsel ikicilikten yansımıştır ve evrenin özdeksel birbirini yadsıyan gerici bir görüştür. Dualistlerin tümü idealisttir.
Düalistler özdensel yapının karşısında bir de ruhsal yapı olduğunu kabul eder.
aöf felsefe dersleri - rönesans felsefesinin özellikleri - rönesans felsefesine genel bakış - rönesans dönemi bilim adamlarıRönesans felsefesi, 14. yüzyılın sonlarından başlayıp 16. yüzyıl ortalarına kadar geçen dönemde, özellikle de 15. yüzyılda ortaya çıkan çok yönlü felsefi gelişmeleri adlandırır.
Rönesans felsefesi, genel olarak felsefe tarihinde bir geçiş dönemi felsefesi olarak kabul edilir. Bu çağda bilimde ve düşünce alanında yeni gelişmeler meydana gelmeye başlamış, ortaya çıkan yeni perspektifler ve bilgiler Rönesans felsefesini, orta çağ düşüncesiyle yeni çağ düşüncesi arasında köprü rolünü oynamaya yöneltmiştir.
Rönesans Felsefesine Genel Bir Bakış
Rönesans anlam olarak yeniden doğuş anlamına gelmektedir. Avrupa'da gerçekleşmiş olan bir olaydır, ancak özellikle Batı Roma'nın sürdürücüsü olan Latin bölümünün, bu gelişmeleri sağladığı söylenebilir, yoksa Doğu Roma'nın Rönesans'ın gelişiminde doğrudan bir etkisi ya da rolü olmamıştır. Batı kültürü ve Batı felsefesi bu dönemde bir anlamda yeniden doğmuştur.
İlk çağda ve orta çağdaki düşüncelerin bir tekrar incelenmesi ya da tekrar değerlendirilmesi değil, çok daha kapsamlı bir anlamda o zamana kadar tartışılagelen konuların tamamen yeni bir biçimde ortaya konulmaları, önceki çağlardan çok farklı bir insan tipinin ortaya çıkması ve düşünceler geliştirmesi söz konusudur. Rönesans felsefesi aynı zamanda bir geçiş dönemi felsefesi olduğu için önceki çağlar ile daha sonra iyice belirginleşecek olan yeniçağ düşüncesi arasında bir köprü işlevi de görmüştür; böylece önceki tartışmalar yeni formlar ve içeriklerle yeni gelişmelere aktarılmıştır. Rönesans coşkulu, parçalı ve yaratıcı yeniliklerle dolu bir dönemdir.
Tarihsel olarak Rönesans'ın başlangıcını kesin bir şekilde belirlemek güçtür; bu noktada bir çok saptamalar vardır. Genel olarak bunun için 1517'deki reformasyonun başlamasına işaret edilmektedir. Rönesans'a etki eden gelişmelerin 14. yüzyılın sonlarından itibaren görmek mümkündür. Bu dönem kilisenin gücünü hem ekonomik hem de düşünsel anlamda kaybetmeye başladığı bir dönemdir. Ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeler belirli bir şekilde felsefi gelişmeleri etkilemiş ve bu dönemde yeni sıçramalar göstermiştir.
Dinsel otoritenin zayıflamasına paralel olarak Rönesans'ta felsefe, kendini bağımsızlaştırmaya başlamıştır; bunu da deneyi ve aklı öne çıkararak yapmaya çalışmıştır. Böylece ortaçağdaki kapalı düşünce biçimi açılmaya ve parçalı bir görünümle çoğullaşmaya başlamıştır. Felsefe din adamlarının etkisinden çıkıp farklı konumlara sahip yazarlar ve düşünürlerin ilgi alanında yer almaya başlamıştır. Kurulan üniversiteler bu bakımdan önemli bir rol oynamıştır. Rönesans felsefesi buna bağlı olarak farklı düşüncelerin, felsefe sorularını farklı yollardan değerlendiren felsefe eğilimlerinin var olmasını sağlamıştır. Bu yönelimlerin ortak bir paydası varsa, o da skolastik felsefeye karşı koymak olarak belirtilebilinir.
Skolastik felsefe inanç ile bilgi ya da din ile felsefe arasındaki ilişkinin belirlenmesi konularında açık olmayan bir yol izlemiş, ve bunları birbirlerine indirgemeye yönelmiştir. Ortaçağın sonlarına doğru bu yaklaşım iyice çözülmeye başlamış ve din-felsefe ilişkisi birbirinden uzaklaşmaya yönelmiştir. Felsefe giderek bağımsızlaşacak ve Rönesans'ta kendi başına bir güç kazanacaktır. Özellikle bu kopuşta nominalizmin etkisini belirtmek gerekir. Doğrunun çift nitelikliliği, bilgi bakımından doğru olmayan bir şeyin inanç bakımından doğru olabileceği düşüncesi bu dönemde temellendirilmiştir. Böylece inanç ile bilginin sınırları kesin olarak birbirinden ayrıştırılmış olunmaktadır. Skolastiğin son dönemleri bu anlamda Rönesans felsefesinin oluşmasının ipuçlarını verir.
Bu özerkleşme süreçlerinin bir parçası olarak birey öne çıkmış, felsefe de insan düşüncesinde sorun olan her şeyin irdelendiği bir disiplin olarak yeniden ele alınmaya başlanmıştır. Parçalı, renkli, monolitik olmayan Rönesans düşüncesi böylece ortaya çıkmıştır.
Döneme Damgasını Vuran Önemli Düşünce Adamları:
Desiderius Erasmus
Nicolas Copernicus
Thomas More
Francis Bacon
Machiavell (Makyavel)
Jean Bodin
kremalı yeşil fasulye ingilizce tarif - ekşi kremalı fasulye - green beans with sour recipeIngredients:
4 cups cooked green beans (fresh, frozen, or canned), reserve cooking liquid
1/4 cup chopped onion
3 tablespoons butter
2 tablespoons flour
2 tablespoons sugar
2 tablespoons vinegar
1/4 cup chopped parsley
1 cup sour cream
3 slices bacon, cooked crisp, crumbled
Preparation:
Drain cooked green beans, reserving 1 cup liquid; keep beans warm in serving dish. In a saucepan, sauté onion in butter; stir in flour. With the saucepan over low heat, gradually stir bean liquid into the flour and butter mixture. Stir in sugar, vinegar, and chopped parsley. Continue cooking, stirring constantly, until sauce is thickened. Add sour cream. Pour sauce over beans and top with crumbled bacon.
ingilizce fasulye tarifi - green beans recipeCook Time: 15 minutes
Total Time: 15 minutes
Ingredients:
2 cans (about 16 ounces each) cut green beans, drained, or 16 to 20 ounces frozen green beans, cooked and drained
5 slices bacon
1/4 cup chopped green onion
1/2 cup cold water
1 tablespoon vinegar
1 tablespoon cornstarch
1 teaspoon sugar
1/4 teaspoon salt
dash pepper
Preparation:
In a large skillet cook bacon until crisp. Drain bacon on paper towels, leaving 1 tablespoon of drippings in the skillet. Crumble bacon and set aside. In remaining drippings, cook onion until just tender. In a bowl or measuring cup, combine water and vinegar; stir in cornstarch. Add liquid to skillet with sugar, salt, and pepper. Cook, stirring, until thick and bubbly. Add drained green beans, stirring to coat with the sauce. Heat through; transfer green beans to serving dish and top with crumbled bacon. Green beans with bacon serves 4 to 6.
uzakdoğu tanrılarının özellikleri - mitolojide tanrılar - buda - uzakdoğu dinleri - hinduizm - nirvanaTanrıları insanın tasarlayabileceği en yüksek yetkinlik idealini temsil etmez. Her tanrı kendi alanında bir güçtür ama başka tanrılarla sınırlıdır ve yaradılış sırasında konulan kozmik yasalara tabidir. Tanrısal doğa ruhun ancak zaman zaman yakaladığı yeniden doğuş fırsatlarında değerlendirebildiği imrenilecek bir durumdur. Ne var ki ruhun uzun yolculuğunda son durak da değildir. Gerçek bilgeler düşünme güçleri ile bireysel sınırların ötesine geçerek tanrıları bile aşmışlardır. Hiçbir koşula bağlı olmayan büyük “bütün”e kesinkes ulaşanlar yalnız onlardır. Dolayısı ile bilgeler bu durumda Civanmukta yani yaşarken kurtulmuşlar diye anılır ve Mahatma yani “büyük ruh” adıyla kutsanırlar. Bu kavramlar Tanrı ile insan arasında öz bakımından tektanrılı semavi dinlerden farklı bir anlayışı yansıtır. Tanrısal olanla insani olan birbirinden sadece bir derece farkı ile ayrılır.
Dinsel duygunun gelişimi bölgelere göre farklılık gösterir. Antikçağda Çin’de ilk ibadet Shangdi denilen tek bir büyük Tanrıya en üstün hükümdara yönelir. Sevgi ve günah korkusu uyandıran bu tanrının meskeni gökyüzüdür. Japonya’da “tanrı” veya “yaratıcı” olarak tercüme edilen “kami” terimi gerçekte korku uyandıran bütün olayları belirtir. Bu terim özellikle Sinto dininin (Sinto "kamillerin yolu" anlamına gelir) tanrısal figürlerini kapsar. Bunlardan biri olan güneş tanrıçası Amaterasu özellikle vurgulanır. Onun torunu yeryüzüne inip Japon hanedanını kurmuştur .O halde Japon imparatoru “kami”dir.
Bütün Doğuda tanrısal olanın gücü ve insan üzerindeki etkisi en iyi ifadesini Hindistan’da bulur.
Hinduizm eskiyen Brahman dinini üçüncü yüzyılda yenilenen halidir. Hinduizmde yaklaşık 2-3 yüz milyon civarında tanrı vardır ama bütün bu tanrılar tanrısallığın tek bir kavramına birleşiyorlardı. Mutlak. Ait oldukları kast hangisi olursa olsun Hindular Mutlak’a “Brahman” adını vermişlerdi. Yani saf varlık, sınırsız olan, sonsuz olan, biçimi olmayan bir bütün. Ve günümüzde Yunus Emre ve Mevlana gibi mistiklerinde anlatmak istediği gibi her bireyin içinde kendine özgü bir mutlaklık vardı ve buna “Atman” diyorlardı. Yani kişinin kendisi. Brahmanlıktan önce Hindistan’da tek bir tanrıça vardı:Aditi. Ana yaşam kaynağı. Sonradan Brahmanlar Hindistan’ı ele geçirince bu büyük Tanrıça sayısız erkek tanrıların arasında kayboldu gitti. Ama Hindular doğanın düzenine saygılıydılar ve her tanrıya bir tanrıça ve her birine de bir görev verdiler. Yani her etkinlik için ya bir tanrı ya da bir tanrıça vardı. Zenginlik için Tanrıça Lakshmi, sanat için Tanrıça Sarasvati, aile ve iş için Tanrı Ganesh gibi.
Çoğu diğer dinlerin aksine, Hinduizm tek bir ilaha tapınmayı öngörmez. Bir Hindu, Shiva, Vishnu, Rama, Krishna veya diğer tanrı ve tanrıçalara tapabilir ya da her ferdin içinde yer alan Yüce Ruha veya Yıkılmaz Ruha inanabilir ve hala Hindu olarak anılabilir. Bu Hinduizmin ne derece çelişkiler içerdiğinin bir işaretidir. Terazinin bir yanında Nihai Gerçek yolunda bir arayış, diğer tarafında ise ruhlara, ağaçlara ve hayvanlara tapan mezhepler vardır. Hinduizm’de sadece tanrı ve tanrıçalarla ilgili değil, güneş, ay, gezegenler, nehirler, okyanuslar, ağaçlar, ve hayvanlarla da ilgili festivaller ve törenler vardır. En popülerleri Deepawali, Holi, Dussehra, Ganesh Chaturthi, Pongal, Janamasthmi ve Shiva Ratri festivalleridir. Hinduizmi ilginç kılan ve Hint geleneğini zenginleştirip renklendiren bu sayısız festival etkinlikleridir. Hint Mitolojisi ve Yaşayan Tanrılar Mahabharata ve Ramayana gibi epik kahramanların ölümsüz olduğuna ve insanlar gibi hayatta olduklarına inanılır. Hinduizm tanrıları hem insanüstü hem de insan gibidir ve onlara karşı ayrı bir sıcaklık ve aşinalık duygusu vardır. Ramayana kahramanı Rama, onur ve cesaret gibi nitelikleri temsil eder ve bir erkeklik modeli olarak görülür. Karısı Sita tipik bir Hint kadınıdır ve kocasıyla beraber sürgünde iken Lanka Kralı Ravana tarafından kaçırılmıştır. Sita’nın Rama ve kardeşi Lakshmana ve sadık maymunu Hanuman tarafından kurtarılışı bu son derece ilginç hikayenin etrafında örülmüştür. Bu epikten çeşitli hikayeler nesilden nesile anlatılagelmiştir. Dini fuarlar, festivaller, ve ayinler bu efsaneleri canlı tutmuştur ve her etkinlik eski hikayelerin yeniden anlatılması için bir fırsat olmaktadır. Mahabharata’daki heyecan verici metinler yakın akraba olan Pandavalar ve Kauravalar arasındaki hanedan kavgasının hikayesini anlatır. Lord Krishna bu büyük epikte çok önemli bir rol oynar. Kendisi Pandavalardan Arjuna’nın arkadaşı, rehberi ve filozofudur ve Arjuna savaş alanlarında akrabalarını öldürmekte tereddüt gösterdiğinde ona bu tereddüdü aşmasında yardımcı olur.
Krishna’nın hikmetli felsefesi ve öğretileri Bhagwad Gita’da yazılmıştır. Krishna, çocukken tereyağ çalan, gençken de flüt çalıp yaramazlık yapan bir tanrı olarak bilinse de yetişkin yıllarında daha ciddi tarafının ön plana çıktığı hikmetli bir filozof olarak tasvir edilmiştir. Hindistan’ın tamamında Hinduların taptığı birçok tanrı ve tanrıça vardır. Bunların arasında Hinduizm için en önemli olanı sırasıyla yaratıcı, koruyucu ve yok edici olarak bilinen Brahma, Vishnu ve Shiva üçlemesidir. Brahma’nın pusuladaki dört yöne tekabül eden dört başı vardır. Hayatı ve tüm evreni yarattığına inanılır. Vishnu doğum ve yeniden doğum devr-i daimini yöneten koruyucudur. Ayrıca dünyayı kötü güçlerden korumak için çok defa dünyaya geldiğine dair bir inanış vardır. Rama ve Krishna’nın Vishnu’nun enkarnasyonu olduğu düşünülür. Genellikle boynuna sarılı bir kobra yılanı ile görülen Shiva tüm kötülükleri yok eder ve bir çok enkarnasyonu vardır. Görülemeyen tanrılar ilahi güçleri sembolize eden bir çok imaj ve idollerle temsil edilir. Birçok idol tanımsız güzelliğe ve ihtişama sahip süslü tapınaklarda korunur.
Sekizinci yüzyılda bilge kişiler Aranyaka ve Upanişadlar adlı risalelerde bu konuları işlemeye başladılar. Upanişadlar M.Ö. beşinci yüzyılın sonuna gittikçe yaygınlaştı ve sayıları bu tarihlerde 200 civarına ulaştı. Upanişadlar tanrıları aşan ama varolan her şeyde mevcut kendine özgü bir tanrısallık kavramı geliştirmiştir.
“Bütün bilgiler ve bütün hikmetler tıpkı alev alev yanan bir ateşten sıçrayan kıvılcımlar gibi Tanrıdan zuhur eder. Ölümsüzlüğün sırrı, kalbin arınması, derin düşünme ve insanın manevi aleme dönük gerçek Ben’inin (Atman) Tanrı (Brahman) ile aynı varlık olduğunu idrak etme yoluyla bulunabilir. Çünkü ölümsüzlük Tanrıya ulaşmaktır. O’ndan başka gören, işiten, düşünen, bilen yoktur. O görünmez ama görür, işitilmez ama işitir, düşünülmez ama düşünür, bilinmez ama bilir. Bu manevi yönetici senin kendi özünde gizli olan gerçek Ben’dir, senin Atman’ındır. Mutlak Atman Tanrının kendisidir.” Bütün dünya bütün varoluşun derindeki anlamı olan Brahman’ın gizemli varlığından yükselen tanrısal etkinlik olarak görülmüştür. Upanişadlar insanları herşeye bir Brahman anlayışı içerisinde yaklaşmaya teşvik etmiştir.
M.Ö. 538 yıllarında Siddharta Gautama isimli genç bir adam şahane evini, güzel karısı ve oğlunu terketti ve dilenci keşişliğe başladı. Etrafındaki ıstırabın boyutları karşısında dehşete düşmüş bir halde çevresinde her şeyde gördüğü varoluşun ıstırabını sona erdirecek gizi keşfetmek istedi. Altı yıl boyunca değişik Hindu gurularının kapılarında dolaştı, kendine korkunç işkenceler yaptı, ama bir sonuca ulaşamadı. Bilgelerin öğretileri onu etkilemedi. Çektiği acılar onu daha da umutsuzluğa itti. Bu yöntemleri tamamen terk edip vecd haline geçtiği bir gece aydınlanmaya ulaştı. Bütün evren şenlendi, yeryüzü sallanmaya başladı, gökten çiçekler yağdı, hava tatlı esintilerle doldu ve kendi alemlerindeki tanrılar sevindiler. Pagan anlayışında olduğu gibi tanrılar doğa ve insanoğlu bir kez daha sevgiyle kenetlendiler. O aydınlanmış kişi yani Buda olmuştu. Geleneksel panteonun iki tanrısı Maha Brahma ve Sakra Buda’ya gelerek yöntemini dünyaya açıklaması için yalvardılar. Öğretinin Tanrıyla bir alakası yoktu. Buda, kendi kültürel donanımının bir parçası olması nedeni ile kısmen de olsa tanrıların varlığına inanmaktaydı ama onların insanlara pek faydası olduğunu düşünmüyordu. Buda’ya göre onlar da diğer bütün varlıklar gibi yeniden doğuş döngüsü içindeydiler ve eninde sonunda kendileri de yok olacaklardı. Ama diğer yandan da yaşamının en önemli anlarında tanrıların kendisini etkilediğini ve üzerinde etkin rol oynadıklarını düşünüyorlardı. Dolayısı ile Buda tanrıları reddetmemekte ama edebi Gerçek Nirvana' nın tanrılardan yüksek olduğunu düşünmekteydi. Nirvana' ya kavuşmanın 8 yolu vardır; doğruyu görmek, doğruyu bilmek, doğru söz söylemek, doğru iş yapmak, doğru çalışmak, doğru yaşamak, doğru meditasyon (ibadet) ve doğru mistik tecrübe.
Görüldüğü gibi, Uzakdoğu dinlerinin tümünde ortak pekçok özellik vardı. Hepsi, Kainat'ın sürekli değiştiğini ve içindeki her şeyin birbiri ile ilişki içinde olduğunu öğretiyordu. Evren' deki tüm şekiller ve cisimler aynı Bütün'den gelen parçalardı.
2.500 yıl sonra, bilim de aynı noktaya gelmiştir. Dünyanın bir yüzünde kanat çırpan bir kelebek diğer yüzünde bir fırtınaya neden olabilir (Butterfly Effect) denmektedir.