888888

888888

Üye
13.08.2010
Astsubay
8.550
Hakkında

  • alman usulü patates çorbası - potato soup recipe - alman usulü çorba tarifiIngredients:

    1 large onion, diced
    1/4 cup butter
    3 medium leeks, white only, sliced
    2 pounds potatoes, cut into 1/2-inch pieces
    1/4 teaspoon dried leaf thyme, crumbled
    6 cups chicken broth
    1 cup heavy cream
    1 meaty ham bone or 2 ham hocks
    salt and pepper
    croutons
    shredded cheese, optional

    Preparation:

    In a 3-quart saucepan, sauté onion in butter until golden in color. Add leeks, potatoes, ham bone, thyme and chicken stock; bring to a boil. Cover and simmer until potatoes are very soft. Remove ham bone and discard. Cool potato and leek mixture slightly and puree in a food processor or put through a sieve. Return to pan and add cream.
    Cook an additional 2 to 3 minutes and add salt and pepper to taste. Serve hot with croutons and a sprinkling of shredded cheese, if desired.

    alıntı
#10.11.2011 23:15 0 0 0
  • genel uyum sendromunun aşamaları - genel uyum sendromunda alarm aşaması - genel uyum sendromunda direnme aşamasıTanınmış stres uzmanlarından biri olan Hans Salye (1956) uzun yıllar süren araştırmalarının bir sonucu olarak organizmanın sterse tepkisini “genel uyum sendromu” adı altında şekillendirmiştir.

    Şekilde de görüldüğü gibi bu sendrom üç aşamada yaşanmaktadır:

    Alarm aşaması:

    Stresin ilk belirtileri karşısında bu aşama gözlenir. Organizma, bedenin stresle savaşması için entelokrin bezlerinden hormon salgılayarak kendini hazırlar. Kanda şeker oranının artması, kasların gerilmesi, kalp atışlarının hızlanması, solunumun sıklaşması, gözbebeklerinin büyümesi görülür bu aşamada. Böylece organizma kendini ikinci aşamaya hazırlar.

    Direnme aşaması:

    Bu aşamada organizmanın savunma mekanizmaları direnme için harekete geçirilir. Organizma herhangi bir zararı tamir etmeye ve homestatis koşuluna geri dönmeye çalışır. Eğer başarı gözlenirse, stresin fiziksel işaretleri kaybolur. Eğer stres çok uzun sürerse, tehdit uzun dönemli olursa kaynakların tükenmesi gündeme geleceğinden organizmanın uyum yeteneği kaybolur, ki bu çöküntü (exhaustion) aşamasıdır.

    Bu aşamada savunma sistemi aşınır, etkisini kaybeder, sonunda stresle ilgili bir dizi hastalığa yakalanmak mümkündür. Başağrısı, ülser, yüksek kan basıncı vs. gibi. Özellikle bu aşamanın bireye, dolayısıyla kuruma vereceği zararlar açıktır.

    alıntı
#10.11.2011 20:45 0 0 0
  • iş yerinde yaşanan stresler - bireysel stres kaynakları - bireye yönelik streslerİşte yaşanan stresin ikinci büyük kaynağı kişisel faktörlerdir. İnsanın stresi yaşamasında kişisel özellikleri büyük bir rol oynamaktadır. Diğer iş davranışları gibi stresin yaşanmasında da bireysellik, bireye görelik önemlidir. Monoton işler çoğu insanlarda strese neden olurken, kimilerinde de doyum yaratabilmektedir. Demek ki stresin yaşanmasında bireysel farklılık önemli bir yer tutmaktadır.

    1. Kişilik

    Friedman ve Rosenman (1974) yaptıkları araştırmada stres üzerinde etkili olan etkenlerin başında A-tipi kişilik yapısının geldiğini bulmuşlardır. A-tipi kişiliğin yöneticilerde sıkça gözlendiği (%60 oranlarında, buna karşı B-tipi kişilikteki yöneticilerin oranı % 12 bulundu) tespit edilmiştir. Sabırsızlık, dinlenemezlik, huzursuzluk, saldırganlık, yarışmacılık, önemil oranda zaman baskısı duyma gibi özellikler A-tipi kişiliği göstermektedir. Bu kişilikteki insanlarda iş, etkinlikten çok önemlidir. İş gerekleri için zamanlarını çekinmeden işe harcayabilir. B-tipi insanlar ise çatışma yaşamazlar, göreli olarak zaman baskısı duygusu yaşamazlar, biraz da rahat insanlardır.

    2. Denetim Odağı

    Araştırmalar “İçseller”in, yani çevredeki olayların büyük oranda kontrolleri altında olduğunu hissedenlerin, “dışsallar”, yani çevredeki olayların büyük oranda kendilerini kontrol ettiğine inananlara göre çevreden gelen kontrol etme girişimi ya da tehdidi altında daha çok bozulduklarını ortaya koymuştur.

    Son bulgular içsellerin bozulmaya uğratıcı uyaran ya da durumlara tepkilerinin, bunları kontrole yönelik saldırganlıklar olduğunu göstermiştir.

    Önemli bir nokta da içsellerin potansiyembir stres yaratan durumla yüz yüze gelmelerinde, eğer durumu kontrol etme imkânları varsa, çevreyi değiştirmeye girişmekte -bu yolla stresi azaltma ya da yok etme çabasına girmekte- olmalarıdır.

    3. Yaşam Değişimi Oranı

    Stres üzerinde etkili olan önemli bir kişisel değişken de bireyin yaşadığı olayların durağan ya da değişken olmasıdır. Ruch ve Holmes (1971) bu amaçla “Yaşantı Değişme Oranı” ölçeğini geliştirmişlerdir. Araştırmaları sonunda bu yazarlar, bir dizi yaşam olayının stres üzerinde ve hastalık üzerinde etkili olduğunu bulmuşlardır. Bunlar arasında en stresli değişmenin, eşin ölümü olduğu kaydedilmiştir. Açıkçası yaşam değişmelerinin stres ve hastalık üzerindeki etkilerini “endocrine sistem” tayin etmektedir.

    4. Yetenek ve İhtiyaçlar

    İşte stres yaşamada etkili olan faktörlerden biri de bireyin yetenekleri ve ihtiyaçları ile iş çevresinin istekleri arasındaki uyum konusudur. Bir dereceye dek birey, işinden doyum sağlamakta ve daha az stres yaşamaktadır. Birey ve iş çevresi arasındaki uyumun işte yaşanan stresin temel kaynağı olduğu tespit edilmiştir.

    5. İçe ve Dışa Dönüklük

    Araştırmalara göre işte rol çatışması, içe dönük insanları, dışa dönüklere göre, içe dönükler genelde daha sosyal ve bağımsızdırlar; çatışmayı daha güç çözmektedirler. Çünkü çatışmalar, sosyal ortamlarda olur ve onların bağımsızlığını tehdit ederler. Aynı şekilde esnek kimseler rol çatışmasının sonunda katılara göre daha çok stres yaşarlar. Çünkü esnekler işler ters giderse daha ziyade kendilerini, oysa katılar başkalarını ayıplarlar.

    Sonuç olarak araştırmanın kuramsal çerçevesi şöyle özetlenebilir;

    Araştırmanın kuramsal çerçevesi kişi-çevre uyum kuramı (French, kaplan ve Harrison 1992)’dır. Buna göre iş stresi de iş doyumu, iş performansı, işe uyum gibi iş davranışlarından biridir. İş stresi bireyin işe getirdiği özelliklerle (yaş, cinsiyet, kişiliği, beklentileri, denetim odağı vs.), işin ve iş çevresinin özelliklerinin (kurum politika ve yönetimi, çalışma koşulları, yapılan işi niteliği, rol çatışması vs.) etkileşimi sonucunda bireyin bu koşulları algılaması sonucu stres oluşur.

    alıntı
#10.11.2011 20:39 0 0 0
  • stres nedir - stres çeşitleri - bozulma davranışı - kaygı - anxtetyBozulma bir hedefe götürücü araç niteliğindeki davranışta bu davranışın amaçları arasında bir engel olması durumunda görülür. Açıkçası bireylerin amaçlarına dönük davranışlarının engellenmesi, onlarda bozulma oluşturur. Doğaldır ki örgütsel yaşam bozulmanın önemli kaynakları arasındadır. Hiyerarşi, yarışma, sınırlı kaynakların paylaşımı, davranışların koornide edilmesi, çatışan örgütsel amaç ve işlevler sürekli bozulma meydana getirirler. Bozulma her zaman zararlı olmaz.

    Orta düzeyde bir bozulmanın bireyler problemler ile baş edebilmesi için enerji birikimini uyarması, bireyin davranışına renk katması, davranış ve algılarının değişmesi, etrafındaki dünyasını, tecrübelerini yeniden yorumlaması gibi olumlu sonuçları bulunmaktadır. Ancak aşırı bozulma yüzünden enerji kaybı olursa birey, depresyona da girebilir.

    Bugün bireyin saldırganlığının temelinde bozulmanın yattığı kabul edilmektedir. Açıkçası bozulma saldırganlık için bir eğilim yaratmaktadır; ancak başka faktörler saldırganlığın olup olmayacağını ve saldırganlığın türünü tayin etmektedir. Bireyin örgütteki iş grubu ya da yakın sosyal grubu bir engelleme durumunda saldırganlığın olup olmaması tayin etmektedir. Ayrıca geçmişte saldırganlığın pekiştirilmesi de önemlidir. Birey saldırganlığının işlediğini, işe yaradığını görmüşse saldırganlığı pekişecektir.

    2. Kaygı (Anxtety)

    Kaygı, bireyin umduğu zarara gösterdiği tepkidir. Bu zarar fiziksel ya da psikolojik olabilir (Benlik saygısının kaybı, statü kaybı gibi). Kaygı, umulan zararla başedebilecek planlama ya da uygun tepkilere sahip olmama duygusudur. Kaygı, önceden hissedilen, kavranılan bir şeydir ve bireyin içini kemirir, dünyasını karartır. Bazen kaygının kaynağı belirsizdir ya da tanımlanması zordur.

    Örgütte bireyler arası güç farklılaşması, sıkça oluşan değişmeler ve yarışma saygınlık ve statü kaybına yol açabilmekte, iş belirsizliğine yol açabilmekte ve bireyin kaygı düzeyini yükseltebilmektedir. Ayrıca işte dönütün olmaması, örgütün ekonomik çevresinin değişkenlik ve karmaşıklığı, şiddete açık oluşu, iş güvensizliği, kaygı yaratması olasılığı bulunan örgütsel faktörler arasındadır.

    alıntı
#10.11.2011 20:29 0 0 0
  • stres yönetimiminin tanımı - stres yönetimi nasıl yapılır - stresle başedebilmenin yollarıKaçma, saldırganlık,içe kapanma, alkol ve sigara bağımlılığı, kötü beslenme stresle baş etmede “etkisiz yollar” olarak görülür. Görmezlikten gelme, sorunlarının sebebi olarak başkalarını suçlama, inkar ve bastırma gibi tutumlar ise “kendini aldatmaya yönelik tutumlar” olarak tanımlanır. Küçük hayal kırıklıklarının dert edilmesi ya da değişikliklerden olumsuz şekilde etkilenme, başkalarına yönelik öfke nöbetleri, kırıcı olma ve kaygılanma gibi davranışların alışkanlık haline gelmesi kişiyi yalnızlığa götüreceğinden, strese daha da yatkın kılar. Hiç tepki göstermeyerek yaşanan sıkıntıyı içte biriktirmek de normal zamanlarda önemli olmayan herhangi bir olayı hiç beklenmedik bir anda strese dönüştürebiliyor.

    Stresle baş etmenin en etkin yolu kişinin kendisiyle olumlu diyalog kurması ve sorunları tartışabilmesinden geçer.

    Stres, kısa dönemde kalp hızının artması, kan basıncının fırlaması, sinirlerin bozulması, tahammülsüzleşme ve verimliliğin düşmesine neden olur. Ancak olumsuz düzeyde ve uzun süre yaşandığında kişilik değişikliği, iş ya da evlilik düzeninin bozulması, intihar düşüncesi, eğilimi ya da girişimi gibi sonuçlara götürebiliyor. Ancak iki insan aynı koşullarda bile birbirinden çok farklı tepkiler gösterdiği için herkesin stresle baş etme yolları da farklıdır.

    Uzmanlara göre strese neden olan durumu değiştirmek için önce etkili zaman planlaması yapılması gereklidir. “Bu durum neden problem oldu, bu yalnızca benim açımdan mı problem, yoksa başkaları da bunu böyle mi görüyor, benim bir katkım var mı, katkısı olabilecek başka şeyler ya da kişiler var mı?” sorularına verilecek doğru yanıtları, olabildiğince çok seçenek üretme yöntemi izliyor. En iyi seçenek eyleme dönüştürüldükten sonra sonuçlar değerlendiriliyor.

    “Duruma gösterilen tepkileri değiştirmek” için ise önce kişinin kendisiyle olumlu diyalog kurması gerekiyor. Örneğin yapılan işle ilgili önemli bir görev atlandığında “Berbat bir şey oldu. Böyle devam edersem asla başaramam” sözleri yarardan çok zarar getiriyor. Bunun yerine “Çok aptalca bir hataydı. Ama yaptığım en kötü hata sayılmaz. Amirimle konuşup eksik kalan kısmı eklemeyi önerebilirim. Hatamı ve eksiğimi fark ederek düzeltmeye uğraştığımı görürse memnun bile olabilir.” Sözleri kişinin kendisini iyi hissetmesi açısından önem taşıyor. Kişinin stresle dolu olmasını beklediği bir duruma girmeden önce kendisini buna hazırlaması gerektiğini belirten uzmanlar, kendi kendine “Biliyorum… Bu işi becerebileceğim. Geçmişte de benzer durumlarla başa çıkmıştım, dünyanın sonu değil ya, her inişin bir çıkışı vardır” demesini öneriyor. Sorunları tartışabilmek de çözüm için önemli bir anahtar olarak görülüyor.

    Stresle başa çıkmayı işletme yönetimi açısından örgütsel ve bireysel başa çıkma yöntemleri olarak iki grup altında toplamak mümkündür. İş hayatında kişinin karşı karşıya kaldığı stres yaratıcılarını kendisinin yok etmesi mümkün değildir. İşte bu durumda bireysel başa çıkma yöntemlerine başvurması, stersin olumsuz etkilerini kontrol altına almasına yol açacaktır. İşletmeyi örgütleyen ve yönetenler de stres yaratan faktörlerden bir kısmını yok edebilirlerse, kişiyi daha huzurlu bir ortamda çalışır hale getireceklerdir.

    alıntı
#10.11.2011 20:25 0 0 0
  • hezeyan tipleri - delirium - hezeyanların oluşumuKişinin gerçeklerle bağdaşmayan düşünce ve inançlara kapılmasıyla belirlenen zihinsel bozukluk.

    Hezeyan yalnızca belirli bir düşüncede gerçeklikten kopma biçiminde belirebileceği gibi (basit hezeyan),

    Kendi içinde mantıklı bir biçimde düzenlenmiş birkaç hezeyan da bir arada bulunabilir (sistemli hezeyan)

    Yanılsama ve varsanlan eşlik ettiği hezeyanlara psikosensoryal; edinilen deneyimlerin yanlış yorumlandığı hezeyanlara yorumsal; belli bir gerçeğin bir tür ani iç aydınlanmayla doğru bir biçimde algılandığı hezeyanlara içgüdüsel hezeyan adı verilir.

    Hezeyanlar ayrıca içeriklerine göre düşmanlık (perseküsyon) hezeyanları,
    ruhsal çöküntü hezeyanları,
    büyüklük hezeyanları,
    hipokondriyak hezeyanlar,
    kıskançlık hezeyanları, mezhep ve din hezeyanları biçiminde sınıflandırılabilir.


    alıntı
#10.11.2011 19:57 0 0 0
  • Montesquıeu'nün yasa hakkındaki görüşleri - Montesquıeu'nün yasa hakkında düşünceleri Montesquıeu'nün düşüncelerinin orjinalliği iki alanda ortaya çıkmaktadır; toplumları tiplemeler şeklinde sınıflandırmak suretiyle tüm önemli yönlerini karşılaştırmıştır. İkincisi ise, yasaları incelemiştirki bunları nesnelerin doğasından ortaya çıkan zorunlu ilişkiler bağlamında ele almıştır. Doğada olduğu gibi toplumda da toplumun işleyişini açıklayan yasalar bulunabilir düşüncesinden hareketle, toplumsal alanda yasaların toplum tiplerini bağlı olarak ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Böylelikle cumhuriyetin kanunları monarşiden ayrılmaktadır.

    Toplum biçimleri daha öncede belirttiğimiz gibi bazı şartlara bağlıdır, bunlardan en önemlisi ise toplumun nüfusudur. Cumhuriyetin az bir nüfusu ve göreli olarak dar bir sınırı vardır. Topluluğun işleri her bir vatandaş tarafından bilinmektedir, toplumsal refah düzeyindeki farklılıklar ya azdır ya da hiç yoktur, yani toplumsal şartlar aşağı yukarı her vatandaş için aynıdır. Hatta topluluğun lideri de sınırlı bir otoriteye sahiptir, eşitler arasında birinci gibi görülür. Ancak toplumun nüfusu arttığında ise, coğrafi sınırlar genişlemiştir, toplumun tüm görünümleri de buna bağlı olarak değişmektedir. Birey artık tüm toplumda olup biteni değil de sadece kendi sınıf ve grubunda olup bitenleri algılayabilmektedir. Artan tabakalaşma farklı bakış açılarını ortaya çıkarmaktadır, özel mülkiyete sahip olmakla ortaya çıkan farklılıklar, politik güce sahip olma bakımından büyük eşitsizlikler ortaya çıkarmaktadır. Artık bu toplum tipinde lider herkesin üstünde duran kişi olmaktadır.

    Böyle değişiklikler olduğu zaman ise Montesquıeu cumhuriyetten monarşiye geçildiğini değişmenin böyle devam etmesi halinde ise despotizme gidileceğini ileri sürmüştür. Bu aşamada ise gerekli olan sadece kitlelerin kontrol edilmesidir . Montesquıeu böylelikle toplum yapısının toplumdaki demografik ve sosyal değişkenlerle belirlendiğini ortaya koymaktadır. Toplumun nüfusunun artması ve coğrafi sınırların genişlemesi anahtar değişkenler olmaktadır ve toplumun tüm görünümlerini değiştirme gücündedir . Örneğin iş bölümü ve özel mülkiyetin artması cumhuriyetten monarşiye geçmekle birlikte olmaktadır, çünkü karşılıklı bağımlılık içindedirler.

    Montesquıeu'nün teorisi hakkındaki geleneksel yorumlar, onun sosyal değişkenlere nazaran diğerlerine yani; coğrafya, topografya,iklim, denize yakınlık ve benzeri olan değişkenlere daha fazla ağırlık verdiğini iddia etmektedir, oysa Montesquıeu bu faktörleri toplumun yapısına etki eden sınırlayıcı faktörler olarak ele almıştır. Bunlar ayırd edici özelliklerdir, olmaları ya da olmamaları toplumu belli yönlere götürmektedir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi bu faktörler Montesquıeu'de sosyal faktörlere nazaran daha az önem taşımaktadırlar.

    Montesquıeu'de görülen sosyolojik yaklaşımın bir diğeri ise toplumun tüm kurumlarını ele alıp gelenek ve yasaların analizi yapmaktır. Gelenekler, var olan toplumsal durumdan kendiliğinden oratay çıkarken yasalar ise yasa koyucu tarafından resmi bir biçimde uygulamaya konulmaktadır. Yasalar; açık açık belirlenmiş ve devlet tarafından onaylanmış buyruklar iken gelenekler ise bir yasa tarafından uygulanması zorunlu kılınmayan, saygı gösterilmemesi halinde ise verilecek cezaların yasalar ile öngörülmemiş olduğu olumlu ya da olumsuz buyruklardır. Diğer bir deyişle yasalar vatandaşların, gelenekler ise insanların davranışlarını düzenlemektedir.

    Montesquıeu'de üzerinde duracağımız bir konu onun ulusun genel düşüncesi olarak tasvir ettiği kavramdır. Ulusların genel düşüncesi/esprit; belirli bir coğrafyanın ve tarihin yarattığı bir topluluğun varoluş, davranış, düşünüş ve hissediş biçimidir. İnsanları pek çok şey yönetmektedir; iklim, din, yasalar, yönetim biçimi, geçmişten alınan dersler, ahlak kuralları gibi. işte bütün bunların sonucu olarak genel bir anlayış ortaya çıkmaktadır.

    Montesquıeu'nün düşünceleri günümüz sosyolojisinin öncülü olması nedeni ile önemli görülmektedir. Ancak toplumda değişim konusuna hiç değinmemiş olması ile, yine toplumsal tiplerini belirlemekte kullandığı toplumsal yapıların sadece yaşadığı dönemi kapsaması nedeni ile, eş zamanlı konuları incelemiş olması ile eleştirilmiştir.
    Yrd. Doç.Dr.Suna TEKEL

    alıntı

    Montesquıeu'nün Toplum Sınıflaması
#10.11.2011 00:40 0 0 0
  • Montesquıeu'nün Hayatı - Sosyolojinin öncüsü Montesquıeu - Montesquıeu'nün toplum sınıflaması hakkındaki görüşleri (1689-1755)

    Montesquıeu'nün düşüncelerini incelemeye başlamadan önce özgeçmişine kısa bir bakış ile düşünürü daha iyi tanımak mümkün olabilecektir:

    •1689 18 Ocak. Charles-Louis de Secondat Bordeaux kenti yakınındaki de la Bredè'de doğmuştur.

    •1700-1705 Juilly'de ortaöğrenimini tamamlamıştır.

    •1708-1709 Paris'te hukuk eğitimine başlamıştır.

    •1714 Bordeaux parlamentosunda meclis üyesi olmuştur.

    •1715 Jeanne de Lartigue ile evlenmiştir.

    •1716 Bordeaux Bilimler akademisine seçilmiştir. Amcası Bordeaux mahkemesi başkanlığını ve bütün malını Montesquıeu'ya bırakmıştır.

    •1717-1721 Bilime olan ilgisi artmış, fizik, jeoloji ve fizyolojiye ilişkin yazılar yazmıştır.

    •1721 "Acem Mektupları (Persian Letters)" adlı eseri imzasız olarak yayımlanmış ve büyük ilgi görmüştür.

    •1725 Mahkeme Başkanlığı'nı bırakarak Paris'e dönmüştür.

    •1728 Fransız Akademisine seçilmiştir ve Almanya, Avusturya, İsviçre, İtalya, Hollanda ve İngiltere'ye yolculuklar yapmıştır.

    •1729-1730 İngiltere'de kalmıştır. Londra Kraliyet Akademisi'ne seçilmiştir.

    •1734 İkinci kitabı olan "Romalıların Büyüklük ve Çöküşleri Üzerine" (Consideration sur les causes de la gradeur et de la decadence de Romains) 'yi yayımlamıştır.

    •1748 "Kanunların Ruhu Üzerine (Spirit of the Laws)" adlı eserini Cenevre'de yazar adı olmaksızın yayımlamıştır.

    •1755 10 Şubat. Paris'te ölmüştür.

    Montesquıeu, Fransa'da genel olarak Sosyolojinin öncüsü olarak düşünülmektedir. Sosyolojinin adını bulan Auguste Comte'dur ancak toplumun bilimsel olarak incelenmesi düşüncesi Montesquıeu'nün çalışmalarında görülebilmektedir. Düşünce tarihçileri, Montesquıeu'yu romancı bir yazar, bir hukukçu ve siyaset felsefesi olarak değerlendirmişlerdir. Ancak eserleri arasında yer alan "Kanunların Ruhu Üzerine" adlı eseri merkezi bir yer tutmaktadır. Çünkü bu eserinde yapmak istediği tarihi anlaşılır kılmak, tarihsel veriyi anlamaktır. Tarihsel veri ona geleneklerin, göreneklerin, düşüncelerin, yasaların, kurumların sonsuz çeşitliliği içinde görülmektedir. Araştırmanın hareket noktası tamamen tutarsız görülen bu çeşitliliktir. Araştırmanın amacı ise, tutarsız çeşitliliğin nedenlerini bulmaktır. Burada Montesquıeu tıpkı Max Weber gibi tutarsız veriden anlaşılır düzene geçmek istemektedir. Böylelikle insan toplumlarının açıklanmasında doğaüstü olanı devreden çıkarmış ve toplumsal olguların incelenmesinde karşılaştırmalı yöntemi geliştirmiştir. İşte bu yöntem anlayışı onun sosyolojinin öncülü olmasını sağlamıştır.

    Montesquıeu Ortaçağ düşüncesinden farklı olarak toplumdaki düzenliliklere daha modern bir düşünce ile yaklaşmıştır. Toplumda sosyal ve tarihsel gelişmenin kanunlarını ortaya çıkarmak içinolguları incelemiştir. Montesquıeu "Kanunların Ruhu Üzerine" adlı eserinin önsözünde şöyle demiştir;" önce insanları inceledim ve yasaların geleneklerin sonsuz çeşitliliği içinde sadece kendi keyif ve isteklerine göre yönetilmediklerini anladım." Bu sözlerde de anlaşıldığı gibi Montesquıeu toplumların işleyişinde belli düzenlilikler olduğunu görmektedir. Bu bağlamda Montesquıeu'nün Francis Bacon'ın doğanın işleyişinin yasalara bağlı olması anlayışından toplumların da işleyişinde yasaların olması gerektiği anlayışına geldiğini söylemekle konuya açıklık getirmemiz mümkün olabilir. Montesquıeu yukarıda bahsettiğimiz gözlemlerinin ardından ilkeler formüle ettiğini, daha sonra teke tek bireysel durumların bu ilkelere uygunluk gösterdiğini, tüm ulusların tarihlerinin bu ilkelerin bir sonucu olduğunu ve her bir özel kanunun diğerine veya daha genel bir başka kanuna bağlı olduğunu ileri sürmüştür. Özel olgular ise genel biçim ve eğilimleri anlaması için araç olmaktadırlar.

    Montesquıeu sosyal biçimler kavramını ortaya çıkarmakla bugün ideal tip olarak adlandırdığımız biçimlerin kurucusu olmaktadır. Temel eseri olan "Kanunların Ruhu" ve diğer yazılarında politik ve sosyolojik tipler temelinde analizler bulunmaktadır. İdeal-tip karmaşık olan olguların anlaşılması için zihinsel bir araç olmaktadır.

    Montesquıeu hükümet tiplerini şöyle belirlemiştir; Cumhuriyet, Monarşi ve Despotizm. Montesquıeu'ye göre bu tipler rastlantı sonucu ortaya çıkmış değillerdir; bunun yerine belirli toplumsal yapı özelliklerinin etkileri ile ortaya çıkmaktadırlar. Bu yapılar sadece politik ve sosyal fenomenleri ve sadece olguları incelediğimizde ortaya çıkmamaktadırlar. Çünkü bunların çok karmaşık ve çeşitli oldukları görülmektedir. Bu nedenle Montesquıeu ideal tip biçimlerini oluşturmak suretiyle birçok Cumhuriyet örneğinden Cumhuriyet hükümet biçimi tiplemesine, sayısız Monarşi örneği içinden Monarşi hükümet biçimi tiplemesine ulaşmayı amaçlamıştır. Peki bu tiplerin ardında yatan ilkeler nelerdir? Diğer bir deyişle bu tiplerin ortaya çıkmasına temel teşkil eden tipler nelerdir? Montesquıeu bunu Cumhuriyet'in erdeme (yasalara ve topluma bağlılık anlamında), monarşinin onura ve despotizminde korkuya dayandığı şeklinde açıklık getirmektedir.

    Bu aşamada ideal tiplerin şu özellikleri tekrar vurgulanmalıdır ki; belirlenen bu tiplerin ideal anlamdaki niteliklerine tam anlamıyla uyacak gerçek hayatta bir hükümet biçimi bulunmamaktadır, ancak bu tipleri oluşturmanın amacı ise gerçek hayattaki biçimleri incelememize olanak sağlamakta oluşlarıdır.

    Montesquıeu toplumdaki kurumları da birbirine bağımlı ve birinin diğeriyle karşılıklı ilişki içinde olduğunu ancak bütüne oluşturan toplumsal unsurlar ile bir bütünlük içinde bulunduğunu ileri sürmektedir. Bunu şöyle açıklamak mümkündür; eğitim , adalet,evlilik biçimleri ve aile, politik kurumlar toplum içinde sadece birbirleriyle karşılıklı etki içinde olmayıp bu kurumları belirleyen özellikler devletin temel biçimine de bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

    Buna göre Montesquıeu'da sosyal süreçler ve insanların kaderi rastlantılarla belirlenmemektedir. Örneğin Roma Medeniyeti üzerine çalışmasında fiziksel nedenler kadar kültürel nedenlerin de otorite sistemlerinin hatta medeniyetlerin yükselme, gelişme ve düşüşlerini nasıl etkilediğini göstermektedir. Montesquıeu iklim, toprak ve benzeri fiziksel şartların önemine dikkat etmesine rağmen o bunları sınırlayıcı unsurlar olarak değerlendirmektedir ve hükümet biçimlerini yasaları belirleyen sosyokültürel değişkenleri esas belirleyici olarak ele almaktadır.

    Montesquıeu, geçmişte ve çağdaş toplumlarda kurumların çeşitliliğini belirleyen nedenlerin deneysel incelemesini yaptığında evrensel olarak var olan tek bir hükümet biçiminin olmadığını görmüştür. Bu nedenle politik kurumların ortaya çıktıkları toplumların özelliklerine uyum sağlaması gerektiğini ileri sürmüştür. Montesquıeu'yü çağdaşlarından tüm insanlar ve tüm toplumlar için evrensel olarak uygulanabilir yasalar yapılamayacağını ileri süren düşünceleri ile ayrılmaktadır.

    Montesquıeu, yaşamı boyunca diğer ülke ve kültürleri merak etmiştir. Onun toplumlar ve kültürlere yönelik karşılaştırmalı yaklaşımında diğer incelemeleri yanı sıra seyahatlerinin de etkisi olduğu söylenebilir. Avrupa dışına hiç seyahat etmemiş olmasına rağmen, Avrupa ülkelerinden Almanya, Avusturya, İtalya, Hollanda'yı ziyaret etmiş, İngiltere'de iki yıl kalmıştır. İngiltere seyahati ona güçler ayrımı ilkesine dayanan yönetim anlayışını inceleme fırsatı sağlamıştır. Yine yabancı kültürlere olan ilgisi, hayal gücünü de kullanarak yazdığı "Acem Mektupları" adlı eserinde de göze çarpmaktadır. Bu eserinde iki İranlı gezgin kendi ülkelerindeki arkadaşlarına Fransız kurumları hakkındaki düşüncelerini aktarmaktadırlar. Böylelikle Montesquıeu kendi toplumunu başka birinin gözüyle nesnel olarak anlatarak karşılaştırma metodunu kullanmış olmaktadır. Böylelikle de insanların içinde yaşadığı toplumun kurumsal yapılarının göreceliğini ve çeşitliliğini ifade etmek istemiştir. Sosyoloji açısından önemi de burada yatmaktadır; hem karşılaştırmalı bir toplumsal inceleme, hem toplumun nesnel dışarıdan farklı bir bakış açısından anlatılmak istenmesi, hem de toplumsal yapıların farklılığını vurgulamış olmasıdır.

    Montesquıeu'nün eserleri çağdaşlarının oldukça ilgisinin görmüştür. Bunun nedeni ise o döneme göre yeni sorular sorması, bunları yanıtlamada yeni varsayımlar uygulaması ve bütün bunlar yaparken de objektif bir tavır sergilemiş olmakla orijinal bir çalışma yapmasıdır.

    Romalıların Büyüklük ve Çöküşleri Üzerine adlı eserinde de yenilikçidir, çünkü Roma toplumu ve kurumlarını sadece tasvir etmekle kalmamış, Roma medeniyetinin gelişme, yükselme ve düşüşüne ilişkin olarak bir teoride geliştirmiştir. Romalıların kurumlarını birbiriyle karşılıklı bağımlı ve ilişkili olmaları açısından incelemiştir. Romanın zafer ve fetihlerini belirli sosyal ve politik şartların etkisi açısından açıklamıştır. Onların bu başarısı ise, politik yapıda değişiklik yapmak gerektiğinde bunun sonuçlarının kaçınılmaz olarak toplumu düşüşe oradan da çöküşe götürmesinin sebebi olduğunu ileri sürmüştür. Romalılar bilindiği gibi Cumhuriyet hükümet biçiminden Monarşi'ye , ademi merkeziyetçi bir yapıdan merkeziyetçi bir yönetim geçmişlerdir. Sonuçtaki çöküş ise Montesquıeu'ye göre başlangıçta başarıyı getiren koşulların sonradan yok edilerek toplum yapısının değiştirilmesi olduğunu ileri sürmüştür.

    MONTESQUIEU'DE TOPLUM SINIFLAMASI

    Montesquıeu'de hükümet biçimlerinin cumhuriyet (aristokrasi ve demokrasi dahil), monarşi despotizm olarak ifade edilmesinde Aristoteles'de olduğu gibi sadece bir politik sistemi anlatmamaktadır, tüm toplumun yapısını da içine alarak bir sınıflama yapılmaktadır. Bu tipler Montesquıeu'de a priori olarak yani sadece düşüncede belirmemiş, gözlem ve incelemeler sonunda ortaya çıkmıştır. Onun bir çok toplumu incelemesi, tarihten ve gezginlerin açıklamaları ve kendi gezileri sınıflaması için deneysel materyal /malzeme olmuştur. Örneğin Montesquıeu Cumhuriyetten bahsettiğinde Yunan ve İtalyan site devletlerini yani Atina, Sparta ve Roma'yı kastetmektedir. Burada politik sistem ve diğer sosyal ve sosyal olmayan şartlar arasındaki bağıntı gösterilmektedir. Monarşi'den bahsedildiğinde ise, modern Avrupa'nın geniş devletleri örnek alınmıştır. Eski devirlerde de krallar vardır ama o dönemdeki yapı Montesquıeu için farklılık göstermektedir. Despotizm biçimi de birçok dönem ve toplumlarda diğer politik biçimlerinin bozulmasından ortaya çıkmıştır. Buna rağmen despotizm en normal biçimini doğuda bulmuştur. Böylelikle Montesquıeu, hükümet tiplerini belirlerken sadece hükümet biçimlerini göz önüne almamış bu durumun diğer şartlarla da karşılıklı ilişki içinde olduğunu anlatmak istemiştir. Bu şartlar içinde en belirgin olanı da o toplumun nüfus yapısı olmaktadır. Bunu şöyle anlatabiliriz:

    Cumhuriyet biçimi, kasaba ve şehirlerde, en mükemmel olarak da nüfusu az olan yerleşim biçimlerinde görülmektedir. O toplumun nüfusu belirli bir düzeyde artınca da Cumhuriyet biçimi çökmekte. Despotik devlet anlayışı daha geniş toplumlarda (nüfusu fazla ve sınırları geniş) ortaya çıkmaktadır. Monarşi ise bu ikisinin arada bir yeredir. Nüfusu ve toprak genişliği Cumhuriyetten fazla ama despotizmden az olan yerlerde görülmektedir. Burada önemli olan bir diğer etki ise sosyal biçimlerin sosyal yapılara göre farklılaşmış olmadır. Cumhuriyet de tüm vatandaşlar eşit ve hatta birbirine benzerdir. Bu durum özellikle Montesquıeu'nün cumhuriyet içinde değerlendirdiği demokrasi içinde böyledir. Bir çeşit sosyal homojenlik vardır. Burada dayanışma vardır ve cumhuriyetin gücünü sarsacağı düşünülen servet ve zenginliğin kişiler elinde aşırı olarak artmasına sınırlama getirilmektedir. Demokraside genel refaha önem verilmektedir, böylelikle demokrasi göreli olarak daha küçük, eşitlikçi, benzerlik ve dayanışma ile karakterize edilebilmektedir. Bu durumun bozulmasında ise, demokrasinin itibarı düşerek aristokrasiye dönüşmektedir.

    Monarşide sosyal sınıflar ortaya çıkmıştır; çiftçilik, ticaret, endüstri ve gittikçe artan karmaşık bir iş bölümü vardır bu ise genelde karmaşık bir tabakalaşma sistemi ortaya çıkarmaktadır. Monarşide görülen bu farklılaşmada sınıflar sadece monarkın gücünün sınırlamakla kalmaz, birbirlerinin gücünün de kontrol etmekte ve sınırlamaktadırlar. Her bir sınıf diğerinin daha güçlü olmasını engellemekte ama kendilerine ait çıkarların korunmasında daha ılımlı davranmaktadırlar. Monarşi, yapısal olarak karmaşık ,çeşitli derecelerde refah, güç, ve prestij, kişisel ilgi, sınıfsal ilginin olması nedeni ile toplum içinde kuvvetli güçleri ortaya çıkarmaktadır. Bireyler ve gruplar kişisel çıkarları uğruna toplumun genel refahını göz ardı etmektedirler.

    Üçüncü tip olan despotizmde ise ya toplumun tüm düzeni sağlayan unsurları çok zayıflamıştır ve zorbaya karşı organize olmuş bir direnç gösterememektedirler ya da rejim demokrasi olmuştur ama, yasa koyucu kölelik şartlarında eşitlik uygulamaktadır.

    Görülmektedir ki Montesquıeu hükümet biçimlerini sınıflarken sadece biçimleri birbirinden ayırmakla kalmamış aynı zamanda toplumun nüfusu açısından ve toplumsal yapısı açısından nasıl bu hükümet biçimleri ile uyumlu olduğunu göstermek istemiştir. Montesquıeu'nün toplumlar arası farklılık ve benzerlikleri dikkate alarak oluşturduğu sınıflama mantığı günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir. Ekonomik ve sosyal grupların karmaşıklığının artması, toplumsal tabakaların ortaya çıkması ve benzeri değişmeler politik yapıdaki değişimleri etkilemektedir. Cumhuriyetin var olduğu küçük bir toplumda özel mülkiyet hakkı az gelişmiştir, burada mantıksal olarak yüksek oranda bir dayanışma ortaya çıkmaktadır. Modern toplumda ise, karmaşık işbölümü, sınıflar ve özel çıkar gruplarının ortaya çıktığı bu toplum yapısında ise dayanışmanın daha az olduğu görülmektedir. Montesquıeu'ye gör toplumsal dayanışma modern toplumlarda farklı kaynaklara dayanarak ortaya çıkmaktadır. Burada dayanışma eşitlik ve benzerliğe bağlı olarak değil ancak birey ve grupları birbirine bağımlı yapan iş bölümüne dayalı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşımın daha sonradan Durkeim tarafından sınıflamasının yapılarak toplumsal dayanışma tiplerine bağlı olarak toplum tiplerinin belirlendiğini görmekteyiz.

    Montesquıeu hükümet tiplerine bağlı olarak belirlediği toplum tiplerine bir dördüncüsünü de eklemiştir. Bu dördüncü tip, Montesquıeu'nün toplum tiplerini sınıflarken yararlandığı Aristo'dan farklılık göstermektedir. Böylelikle Bu tip Montesquıeu'nün orjinal katkısı olmuştur. Bu dördüncü tip, avcılık ve hayvan yetiştiriciliği yapan toplumları kapsamaktadır. Tipik olarak az bir nüfusu olan bu tipte insanlar ortak bir alanda yaşamaktadırlar. Yönetim yasalarla değil kuşaklarla aktarılan geleneklerle düzenlenmektedir. Montesquıeu bu tipi kendi içinde iki alt tipe ayırmıştır; Vahşiler ve Barbarlar. Vahşiler genellikle avcılık yapmaktadırlar, küçük, göreli olarak yerleşik olmayan gruplardır. Barbarlar ise, hayvan yetiştirme ile uğraşmaktadırlar ve göreli olarak yerleşik bir hayat sürdürmektedirler. Bu ayrımlar bugün geleneksel yapıda olan toplumların farklılıklarını belirtmek için kullanılmaktadır.

    alıntı

    Montesquıeu'de Yasa Kavramı
#10.11.2011 00:36 0 0 0
  • kasların kasılması - kasların kasılabilme özellikleri - kaslar nasıl kasılırKasların kasılabilmesi için gerekli enerji öncelikle ATP’den sağlanır. Sonra sırasıylakreatin fosfat glikoz ve glikojen kullanılır. Kaslarda kasılma anında bazı maddelerin miktarı azalırken bazılarının miktarında artma meydana gelir.

    Kasların kasılması sinirler tarafından verilen emirler ile olur. Bu sinirlerin kastaki uçlarına “motor uç plağı” denir.

    Motor uç plağına uyartı gelince sinir uçlarından asetil kolin salınır. Bu madde kasın E. retikulumundan ( sarkoplazmik retikulum) Ca++ iyonlarının aktin ve miyozin lifleri arasına salınmasını sağlar.

    Ca++ iyonları varlığında ATP, ADP ile fosfata ayrılır ve kasılma için gerekli enerji sağlanmış olur.Kasların kasılmasını en iyi açıklayan hipotez Huxley ve arkadaşları tarafından ileri sürülen kayan iplikler hipotezidir.


    Kaslarda kasılma birimi olarak sarkomer kabul edilir.Sarkomer iki Z çizgisi arasındadır.Z çizgisi I bandını ikiye ayırır.Kasılma sırasında iki Z çizgisi birbirine yaklaşır.Z çizgisi birbirine yaklaşınca sarkomerin boyu kısalır.Kasılma esnasında A bandının boyu değişmez.I bandı kısalır H bandı aktin ipliklerin birbirine yaklaşmasından dolayı görülmez.

    İşte iki Z çizgisi birbirine yaklaştığında kasın boyu kısalır ve kas kasılır.Kas gevşeyince iki Z çizgisi birbirinden uzaklaşır.Yani sarkomer ilk halini alır.Kasılma ve gevşeme sırasında aktin ve miyozin iplikleri arasında kaymaya benzer bir hareket görülür. Kas eşik değeri altındaki uyarılara tepki göstermez.

    Eşik değerindeki uyarıya ise bütün şiddetiyle tepki gösterir. Uyarı şiddeti daha da artsa bile kasın verdiği tepki şiddeti değişmez. Buna “ya hep ya hiç” prensibi denir. Kaslar çalışmadığı süre içerisinde bile az da olsa kasılı halde bulunurlar. Buna kas tonusu denir.

    alıntı
#09.11.2011 23:26 0 0 0
  • ingilizce bamya tarifi - tavuklu bamya - sosisli bamya - gumbo recipePrep Time: 10 minutes
    Cook Time: 1 hour, 50 minutes
    Total Time: 1 hour, 60 minutes

    Ingredients:

    2 lb. bone-in chicken legs or thighs (or a combination)
    2 qt. chicken broth or stock
    1/2 c vegetable oil
    1/2 c flour
    1 medium onion (about 1 c), diced
    1 medium celery rib (about 1/2 c), diced
    6 cloves garlic, minced
    1 bell pepper (green or red, about 1/2 c), diced
    1 10-oz. bag frozen okra, thawed, or 1/2 lb. frozen okra, trimmed and halved
    salt and pepper
    pinch of cayenne pepper (optional)
    2 bay leaves
    1 tsp. dried thyme
    1 lb. (4 links) andouille sausage (or other spicy smoked sausage), cut into small discs

    Preparation:

    In a saucepan, heat chicken and broth or stock over medium-high heat until boiling. Reduce heat to warm and simmer, covered, for 30 to 40 minutes. (This is an ideal time to chop the vegetables and thaw frozen okra, if using.)
    About 20 minutes before the stock is done simmering, make the roux by heating oil in the bottom of a large stockpot over medium heat until oil moves freely along the bottom of the pan. Add the flour gradually, stirring with a wooden spoon to remove any lumps. Lower heat slightly and cook roux, stirring constantly, for about 15 to 20 minutes, or until the mixture is nutty-smelling and copper-brown.
    Add onions, celery, garlic, pepper, and okra. Cook over medium heat, stirring frequently, until vegetables are lightly browned and fragrant. Then lower heat to warm and let vegetables simmer, stirring occasionally, for about 10 minutes. While vegetables simmer, continue to next step.
    Remove chicken from broth with tongs and cut meat off bones and into bite-sized chunks. (Discard bones at this point.) Add chicken to vegetable-roux mixture and stir to coat with roux. Season with salt and pepper. Increase heat to medium and cook, stirring, for another minute or two.
    Slowly add stock to vegetables and chicken, stirring as you go. Add cayenne (if using), bay leaves, and thyme. Bring mixture to a boil over medium heat. When soup reaches boiling, reduce heat to low and simmer, uncovered, for 20 minutes.
    Add sausage and simmer for 30 minutes more. Taste soup and adjust seasonings. Serve immediately over white rice.

    alıntı
#09.11.2011 23:18 0 0 0
  • kremalı mantar çorbası ingilizce tarif - mushroom soup recipe - yabani mantar çorbası nasıl yapılırPrep Time: 15 minutes
    Cook Time: 50 minutes
    Total Time: 65 minutes

    Ingredients:

    1 ounce dried wild mushrooms, such as morels, cepes, or shiitakes
    7 cups defatted chicken broth (canned or homemade)
    1/4 cup tawny port
    2 Tablespoons unsalted butter
    1 cup coarsely chopped onions
    1-1/2 pounds fresh white mushrooms, cleaned, stems trimmed, coarsely chopped; reserve 8 whole mushroom caps for garnish
    1 teaspoon ground allspice
    Salt and coarsely ground black pepper, to taste
    1 cup heavy (or whipping) cream
    3 Tablespoons snipped fresh chives

    Preparation:

    Rinse the wild mushrooms well in a strainer under cold water to remove any dirt. Place the mushrooms in a bowl. Bring 1 cup of the chicken broth and the port wine to a boil and pour over the mushrooms. Let the mushrooms soak for at least 1 hour. Drain the mushrooms, reserving the liquid, and set aside. Strain the liquid through a double layer of cheesecloth.

    Melt the butter in a heavy soup pot over low heat. Add the onions and cook until wilted, stirring occasionally, for 10 minutes. Add the fresh mushrooms, increase the heat to medium-low, and cook to bring out their flavor, stirring occasionally, for 15 minutes.

    Add the remaining 6 cups chicken broth, the allspice, salt, and pepper. Bring to a boil, reduce the heat, and simmer, partially covered, for 15 minutes. Add half the reserved wild mushrooms with all the soaking liquid. Cook, partially covered, 15 minutes longer.

    Puree half of the soup in a food processor or blender and return it to the pot. Add the remaining wild mushrooms along with the cream. Heat another 10 minutes to warm the soup through. Julienne the reserved mushroom caps and garnish each serving with the julienned mushrooms and snipped chives.

    alıntı
#09.11.2011 23:17 0 0 0
  • solunum organları nelerdir - burunun görevi - soluk borusunun görevi - solunum orkanlarının yapısı1- Burun: Burun, solunum sisteminin dışarı açılan kısmıdır.İnsanda solunum sistemi burunla başlar. Burnun en uç kısmındaki koklama sinir uçları havadaki küçük parçacıklar tarafından uyarılarak koku alma faaliyetini yapar. Burnun yapısında kıllar, mukuslu yüzey ve yüzeye yakın kılcal damarlar bulunur. Bu yapılar, solunum esnasında alınan havanın, mikrop ve tozlarının tutulmasını, ısınmasını ve nemlendirilmesini sağlar.

    2- Yutak: Yutak ağız ve burun boşluğunu soluk ve yemek borusuna birleştiren kısımdır. Alınan havanın soluk borusuna, besinlerinde yemek borusuna geçmesini sağlar.

    3- Gırtlak: Yutaktan gelen havayı solukborusuna ileten organdır. Kıkırdaktan yapılmıştır. Ses telleri gırtlakta bulunur.

    4- Soluk Borusu: Yutak ile akciğer arasında bulunan 10-12cm uzunluğundaki borudur. Kıkırdak halkalı yapıdadır. Akciğere hava iletimini sağlar. Soluk borusunun içinde titrek tüylü epitel doku bulunur. Soluk borusunun iç yüzeyi nemli ve tüylerle kaplıdır. Bunlar soluk borusuna kaçan toz vb. maddeleri yakalayarak öksürük ve balgamla dışarı atar.

    5- Akciğer: Göğüs kafesi içinde yer alır ve akciğerler solunumun en önemli organlarından biridir. Sağ ve solda birer adet bulunur. Soluk borusu akciğerlere gelince bronş adı verilen iki kola ayrılır. Her bir kol ise yan kollara ayrılır. Her bir yan kola bronşçuk denir. Bronşçukların ucunda şişebilen hava kesecikleri vardır. Hava keseciklerinin ucunda ise alveol denilen bölümler bulunur. Oksijen ve karbondioksit değişimi alveollerle kılcal damarlar arasında gerçekleşir. Soluduğumuz hava normalde %21 oksijen, %78 azot, %1 oranında diğer gazları içermektedir. İnsan soluduğumuz havada bulunan %21 oranındaki oksijenin sadece %5-%6 sını kullanırız.

    alıntı
#09.11.2011 21:25 0 0 0
  • Konu: Lenf Sistemi
    lenf sisteminin yapısı - lenf sisteminin özellikleri - doku sıvısı - lenf damarlarıDoku sıvısı kan plazmasının kılcallardan, doku hücreleri arasındaki boşluklara kontrollü olarak sızması ile meydana gelir. Bu sıvıda kılcallların duvarlarından geçebilen küçük moleküllü proteinler, glikoz, amino asit gibi besinlen ve sodyum, klon gibi ıyonlar bulunur. Doku sıvısı, az miktarda olmasına rağmen, vücutta geniş bir alana yayılmıştır. Bütün hücreler her türlü madde alış-verişini bu sıvı ile yaparlar.

    Kılcalların dışarı doğru sıvı çıkışı fazla olduğundan plazma proteinlerin yaklaşık %4 bir saatte doku sıvısına geçer. Bu kaybı önlemek için doku sıvısına geçen fazla plazma, ikinci bir taşıma sistemi olan lenf sistemi ile tekrar kan dolaşımına döner.


    Lenf Sistemi:

    Lenf adı verilen sıvı, kılcal damarlarla hücreler arasında bağlantı kurar. Sürekli hareket halinde olan lenften hücreler gerekli maddeleri alırlar ve artık maddeleri lenfe bırakırlar. Sonra lenf, giderek birleşip kalınlaşan özel kanallarla (lenf kanalları) toplanır. Lenfi alan ince lenf damarları birleşerek göğüs ve karın boşluğunda yer alan göğüs lenf kanalını oluşturur. Göğüs lenf .kanalı, omurga boyunca gider ve içindeki lenfi sol köprücük kemiği altı toplar damarına döker. Baş ve boynun sağ tarafı ile sağ kol ve göğsün yukarı bölümlerinden lenfi toplayan ikinci bir kısa lenf damarı olan büyük lenf kanalı daha vardır.

    Bu damar da lenfi sağ köprücük altı toplardamarına döker. Lenf için ikinci bir kaynak da, bağırsaklarda sindirimden oluşan sıvıdır.Lenf damarları lenf düğümleri lenf kılcalları ve bazı küçük organlardan meydana gelmiştir.Lenf damarlarıyla taşınan ve içinde akyuvarlar bulunan doku sıvısına lenf (akkan) denir. Bu sıvıda alyuvar ve pıhtılaşma faktörleri yoktur. Bu sıvıda alyuvar yoktur. Kan damarlarına göre ince duyarlı yapılmış olan lenf damarları, dokular arasındaki alanlara yayılmış olan kapalı uçlu lenf kılcallarına kolayca geçer.

    Doku sıvısı, çok geçirgen olan bu kılcallara kolayca geçebilir. Lenf kılcalları daha büyük lenf damarlarına bağlanır. Bu damarlar, tıpkı toplar damarlarda olduğu gibi, kanın geriye akışını önleyen tek yönlü kapakçıklara sahiptir. Lenf sıvısının hareketi kanın hareketine göre oldukça yavaştır. Çünkü lenfe basınç yapan özel bir kalp ve atar damar yoktur. Lenf sıvısının hareketi; kalbin emme bacıncı ile iskelet kaslarının lenf damarlarını sıkıştırmasıyla sağlanır.


    Lenf Düğümleri:

    Lenf düğümleri, lenf damarlarının dolaşım sistemi ile birleştiği yerlerde bulunan özel hücre topluluklarıdır. Bu yapılarda lenfosit adı verilen akyuvarlar meydana gelir. Lenf sıvısı, lenf düğümleninin dar ve kıvrımlı kanallarından geçerken, içinde bulunan bakterileri burada bırakır ve bakteriler lenf düğümlerinde şişme meydana getirir.İltihabik durumlarda bademciklerin şişmesi gibidir.

    alıntı
#09.11.2011 21:20 0 0 0
  • kanın pıhtılaşması - kanamalar nasıl durur - kanın pıhtılaşmasını ne sağlar - serotonin nedir - trombin nedirVücudumuzda bir kesik veya yaralanma olduğunda kanamayı önlemek için ilk olarak hasarlı damar Serotonin salgılayarak büzülür. Böylece kanın akması azalır. Daha sonra kanın içinde dağınık şekilde dolaşan trombositler devreye girer.

    Trombositlerde özel bir madde salgılayarak diğer enzimlerin bir yerde toplanmasını sağlar. Trombin (Thrombin) kanı pıhtılaştıran bir proteindir. Kanın pıhtılaşması için gerekli olan 12 tane pıhtılaşma faktöründen biri hariç hepsi proteindir.

    Bu faktörler kanın içinden ya da dışından olabilir. Kalsiyum iyonları pıhtılaşma mekanizmasının yaklaşık tüm basamaklarında rol oynar. K vitamini de pıhtılaşma mekanizmasında çok önemlidir.Trombin'e ne kadar ihtiyaç varsa o kadar üretilir.

    Trombin, plazmada bulunan ve suda erime özelliği olan Fibrinojeni fibrine yani suda erimeyen haline dönüştürür. Bu da pıhtılaşma olayının esas işlemidir. Kanın pıhtılaşmasında temel madde zaten Fibronojen proteinidir.

    Fibronojen, vücut içinde erimiş halde bulunmaktadır. Pıhtı işleminin durağan halidir. Fibrinin dış yüzeyinde yapışkan parçalar bulunur. Yaranın olduğu bölgede bu molekül yapışkan özelliğinden dolayı diğer fibrin moleküllerine yapışır ve uzun bir zincir meydana gelir.

    Oluşan bu zincirler birbirlerinin üstünden geçerek balık ağına benzeyen bir pıhtı ağı oluştururlar. Oluşan bu pıhtı ağı kan hücrelerinin vücuttan dışarı çıkmasını engeller.

    alıntı
#09.11.2011 21:15 0 0 0
  • kalbin yapısı - kalbin görevleri - kalbin bölümleriKalp,kalp kası olarak bilinen özel bir tip çizgili kastan oluşmuş kendiliğinden kasılma özelliğine sahip kuvvetli bir pompadır.Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin korunması, hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gerekir. Bütün bu işlemleri kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sistemimiz gerçekleştirir.Kalp insanda dakikada 60-80 vuruş arasında değişen bir hızla atar.

    Kalp memelilerde 4 odacıklı ve 4 kapakçıklıdır. Odacıklar sağ odacıklar ve sol odacıklar olarak 2 ana bölümden oluşur.

    Sağ ve sol parça bir duvar tarafından ayrılmaktadır. Kulakçıkların ve karıncıkların ve karıncıklara bağlı damarların arasında valf görevi gören kalp kapakçıkları bulunduğundan dolayı, kan sadece bir yöne doğru akabilmektedir.

    Her kalp atışında kan ilk olarak kulakçıklar tarafından karıncıklara pompalanır. Ardından karıncıklar kasılır ve kanı damarlara aktarır. Böylece kan , kalbin sağ tarafından akciğere sol tarafından da vücuda ulaşır. Kan dolaşımının düzenli olması için kalp günde ortalama 100.000 kez çarpmaktadır.

    Kalp faaliyetinin sorunsuz ve düzenli şekilde gerçekleşebilmesi için bir kontrol merkezi vardır: sinüs düğümü. Sinüs düğümü ritmi belirlemektedir ve sağ kulakçıkta yer almaktadır. Düzenli olarak küçük elektriksel uyarılar iletmektedir. Bu uyarılar bir ara istasyondan, AV düğümünden, kalp karıncıkların bağlantı liflerine iletilmektedir. Böylece, ventrikelin her kas lifi kasılma emrini alır: kalp atışı, kontraksiyon meydana gelir.

    Sağ bölümde,

    Kan vücutta oksijeni ve besin öğeleri kullanıldıktan sonra 2 adet ana toplardamar ile sağ kulakçığa gelir.

    Sağ kulakçıktan kan yerçekimi ve kulakçık kasılması ile aradaki kapaktan geçerek sağ karıncığa girer.

    Sağ karıncık kanı pulmoner atardamar adını verdiğimiz bir damar yoluyla akciğerlere pompalar.

    Sol bölümde,

    Kan akciğerlerden oksijenden zenginleştirilmiş olarak gelir.

    Sol kulakçığa gelen bu kan yerçekiminin de etkisi ile ve biraz da sol kulakçığın kasılması yardımı ile sonradaki kapak olan mitral kapakçık adı verilen 2 yaprakçıklı bir kapaktan sol karıncığa akar.

    Sol karıncık ile aort atardamarı arasında aort kapakçığı denilen 3 yaprakçıklı bir kapak bulunmaktadır. Sol karıncıktan temiz kan güçlü kasların kasılması etkisi ile aort atardamarı denilen ana atardamar vasıtasıyla vücuda dağıtılır.

    alıntı
#09.11.2011 21:09 0 0 0
  • çocuğun sağlıklı büyümesi - çocuğun algılama ve hareket yeteneği - çocuğa hayır diyebilmek - mutlu çocuk nasıl yetiştirilirBir çocuğun sağlıklı büyümesi ve kendini mutlu hissetmesi yetişkinlerin onun her türlü gereksinimini karşılayabilmesine bağlıdır.

    Yapılan gözlemler yeni doğan bebeğin bazı heyecanları, daha doğum anında yaşadığını göstermektedir. Bu heyecanlar başlangıçta sessiz sakin durma yoluyla ifade edilir. Buna karşılık rahatsızlık, gerilim ve açlık, ağlamayla ve hareketlerde huzursuzlukla iletilir.

    Yaşamın ilk haftalarında heyecanlar henüz ayırt edilememekte ve organizmayı bütün olarak etkilemektedir. Bunlar, devimsel ve iç organlarla ilgili, eşgüdümü sağlanmamış tepkilerdir. Çocuk, içten ve dıştan gelen şiddetli uyanlarla ortaya çıkan bu tepkileri ellerini ve ayaklarını huzursuz bir biçimde oynatarak ve ağlayarak dışa vurur.

    Zaman içinde nörofizyolojik yapıların olgunlaşmaya başlamasıyla heyecanlar da daha seçici nitelikler kazanmaya başlar. Bunlar, çocuğa yaklaşan kişi tarafından anlaşılabilecek kodlara dönüşür.

    Yaşamın ilk iki ya da üç ayında anneye yönelik gülümseme ve sevinç çığlıkları, ilkel bir ilişki biçiminin göstergesi olarak, duygusal yakınlığa verilen ilk yanıttır. Çocuk, anne figürünü tanımaya; anne kendisinden uzaklaştığı zaman acıyla, yabancı insanlar kendisine yaklaştığında ise korkuyla tepki göstermeye başlayacaktır.

    Çocuk algılama ve hareket yeteneği geliştikçe yavaş yavaş duygusal dünyasını genişletmeye, bu dünyayı daha çok kişiye, duruma ve nesneye açmaya başlar. Artık yalnızca anneyi gördüğünde değil, tanıdığı kişilerle, küçük arkadaşlarıyla, sevmesini öğreneceği hayvanlarla ve oyunlarla da mutlu olur.

    Yeni doğan bebekte olduğu gibi sonraki yaşlarda da doyuma ulaşabilme, mutlu olabilme, yalnızca duyguların değil, aynı zamanda gelişim sürecinin bütün diğer öğeleri için temel önem taşır.

    Çocuk mutluysa, sakinse, kendine güveniyorsa, dünyanın keşfine devam edebilmek ve kişiliğini yeni deneyimlerle zenginleştirmek için gerekli bütün unsurlara sahip olacaktır.

    Çocuğun ruhsal dengesi fiziksel yapısını da olumlu yönde etkileyecektir. Gerçekten de ruhsal dengeleri sağlam çocuklar duydukları rahatlığı, hareketlerindeki esneklik ve uyumla ifade ettiklerinden hareketli ve canlıdırlar.

    Çocuğun haz alma duygusunu tadabilmesi için her şeyden önce temel gereksinimlerinin karşılanması gerekir. Başta anne olmak üzere, çocuğun yakınındaki kişiler onu iyi tanımalı ve gereksinim duyduğu şeyleri kendini özgür ve yaratıcı bir biçimde ifade edebileceği huzurlu ve sakin bir aile ortamında uygun ölçülerde verebilmelidir.


    Engellenmenin Önemi
    Bazen “hayır” sözcüğünün çocuğa büyük yararı olabilir. Çünkü “hayır”ı izleyen sınırlama ve engellenme, çocuğa gerçeğin ne olduğunu öğretecek, onu engelleri ve sorunları aşmak için çözümler bulmaya, yaratıcı becerilerini geliştirilmeye yöneltecektir.
    Aşağılık Duygusu
    Yaşamın ilk yıllarındaki ruhsal gelişimi etkileyen aşağılık duygusuna, özel bir dikkat gösterilmelidir.

    Fiziksel, duygusal ve algısal yönden olgunlaşmaması, çocuğun yetişkin insanlar karşısında tedirgin edici bir uyumsuzluk ve rahatsızlık duygusuna kapılmasına yol açar. Bu içgüdüsel ve doğal nitelikli aşağılık duygusu, bazı özel durumlarda komplekse dönüşerek kalıcı hale gelebilir. Doğumsal bozukluklar, estetik kusurlar ve kronik hastalıklar çocuğun bedeninden hoşnut olmamasına yol açabilir.

    Aynı biçimde terk edilme, aile çevresinden ani uzaklaşma, anne babadaki psişik bir rahatsızlık ve aşırı koruyucu bir eğitim gibi bazı sorunlarla travmatik deneyimler, çocukta kalıcı bir değersizlik duygusunun ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu da, aşağılık duygusunun güçlenmesine yol açar.

    Buna karşılık gizli kalmış yeteneklerini ortaya koyabileceği koşullar sağlanırsa çocuk yavaş yavaş kendini yetişkinlerle eşit konumda görmeye başlayacaktır.


    alıntı
#08.11.2011 23:41 0 0 0
  • çocuklarda fobi - çocuklarda korku - çocuklarda fobiye karşı tepkilerFobi nedeni bilinmeyen, gerçek bir tehlikenin varlığıyla açıklanamayan ve çocukta yoğun bir iç sıkıntısı yaratan korku hali olarak tanımlanabilir. Çocuk bu durum karşısında bozulan dengesini yeniden kurmak için çeşitli rahatlatıcı stratejiler kullanır.

    Çocuğun yaşamındaki çeşitli evrelerin bazı belirli anlarında sıkça rastlanan korkular bulunmakla birlikte her türlü durum çocukta fobi yaratabilir: Sekiz ay civarında yabancılardan korkma; 2-3 yaş arasında küçük hayvanlardan korkma; 4-5 yaşlarında kurt korkusu ve okulöncesi dönemde annenin ölmesinden korkma en klasik korkulardır.

    Çocuk yazınında böyle korkuların işlendiği birçok yapıt bulunmaktadır: Bir at tarafından ısıtılacağı korkusuyla aniden sokağa çıkmayı reddeden Hans’ın öyküsü bunlara en tipik örneği oluşturur. Psikanaliz (ruhsal çözümleme) Hans’ın attan korkmasının gerçek nedeninin baba korkusu olduğunu öne sürer


    Çocuk Fobiye Karşı Nasıl Tepki Gösterir ?

    Küçük hayvan fobisi olan bir çocuk, her ne kadar eğlenceli olsa da, bu hayvanlarla karşılaşma riski taşıyan tüm deneyimleri reddeder: Örneğin oynamak için bahçeye çıkmaz, toprak ya da kumla oynamaz, doğada yapılacak gezilere katılmak istemez.

    Bunları yapmaya zorlandığında sihirli güçler taşıdığına inandığı bazı “fobi karşıtı” nesneleri yanında taşıyarak rahatlamaya çalışır. Bu tür nesneler ya da oyuncaklar ona bütün gücün kendinde olduğunu hissettirir ya da fobilerini yadsımasına yardımcı olur.

    Fobik nevrozun kaynağında, çatışmanın gerçek nedenini tümüyle bilinçaltına iten mekanizmalar bulunmaktadır. Çocuk çatışmanın yarattığı korku ve hoşnutsuzluğu fobi yaratan nesneye yansıtarak bu nesneyi “düşman” ilan eder.

    Sorunun çözümleyici açıdan ele alınmasıyla çocuk fobi yaratan nesneye yüklediği simgesel anlamlar yerine onun gerçek anlamını kabullenmeyi, bilinçaltındaki derin çatışmalara doğrudan göğüs gererek onları aşmayı öğrenir.

    alıntı
#08.11.2011 23:40 0 0 0
  • gelişma çağında obsesyonlar - saplantı nevrozu - çocuklarda obsesyon hangi yaşlarda ortaya çıkar - çocuklarda fobiSaplantılı nevrozda anlamsız hareketler ve düşünceler, engellenmesi olanaksız bir biçimde yinelenir. Çocuğun bir çatışmaya karşı savunma olarak geliştirdiği saplantı törensel bir davranış biçimine dönüşerek çocuğun psikolojik yaşamında belirleyici olmaya başlar. Aslında her çocuğun kendine özgü törensel saplantıları vardır: Çocuklar bu törensel davranışlarla bilinmeyen ve tehdit edici bir korkuyu yendikleri yanılgısına düşerler. Bunların en tipik örneği karanlık ve gece korkusunu yenmek için uyumadan önce yapılan bazı hareketlerden oluşan iyi geceler törenidir.

    Oda kapısının açık olduğundan emin olmak, oyuncak ayının üzerini örtmek ya da oyuncak arabayı park etmek, komodin üzerinde duran bardağa su doldurmak gibi “törensel” davranışlar çocuğun anneden ayrı kalmanın ve karanlığın verdiği korkuyu yenmek amacıyla yapılan ve yinelenen hareketlerdir. Ama asıl sorun hemen tüm çocuklar arasında yaygın olan bu rahatlatıcı hareketlerin tam anlamıyla gerçek bir saplantı haline gelmesiyle ortaya çıkar. Örneğin ellerini on kez yıkamadan ya da terliklerini ısrarla yatağının ucuna düzgün bir biçimde yerleştirmeden uyuyamayan bir çocukta bu törensel davranışların saplantı halini aldığı söylenebilir. Bu esnek olmayan davranış biçimleri, çocuğun dış ortamdan gelen tehdit edici uyarılara karşı geliştirdiği ruhsal “katılığın” bir ifadesidir.

    Saplantının temelinde hastanın kabullenemediği, ama etkisinden de kurtulamadığı sabit düşünceler söz konusudur. Bu durum çocuğun kurtulmakta güçlük çektiği kaygılı bir duruma yol açar.

    Saplantı nevrozu genellikle yedi yaş civarında ilk belirtilerini verir. Ama gene de 12-15 yaşlarından önce saplantı nevrozundan tam anlamıyla söz edilemez, ilk ayrılıklar, küçük kardeşin doğumu, ilk cinsel merak gibi çocuğun yaşamındaki ilk zor anlarda saplantı nevrozunun başlangıç belirtileri açığa çıkar. Yaşanan bu zor deneyimler çocuğun annesi tarafından aldatıldığını düşünmesine neden olarak saldırganlık, korku, endişe gibi tepkileri harekete geçirir.

    Bu duygular içindeki çocuk derin iç çatışmalarının yarattığı korkuyu, denetleyici ve sınırlandırıcı mekanizmalar aracılığıyla yenmeye çalışır. Çocuk böylece yinelenen hareketlerden oluşan çarpık ve bozuk bir davranış biçimini benimseyerek korkularının üzerine gider. Örneğin çocuğun sürekli olarak ellerini yıkaması, devamlı olarak kendi dışkısıyla oynama ve kendini kirletme isteğinin engellenmesine karşı oluşturduğu saplantılı bir savunma mekanizmasıyla açıklanabilir. Çocuk isteklerini ve gereksinimlerini tatmin etmek için bilincinde olmadan törensel hareketlere başvurur.

    Saplantı, çocukluk çağı nevrozları arasında en ağır olanıdır. Çünkü çocuk kendinde sıkıntı yaratan durumlara karşı katı ve nedene yönelik olmayan önlemlerle savaşır. Bunda da başarıya ulaşamaması durumunda sorunlarını çözmek için daha da gerçekdışı önlemlere başvurarak gerçekten giderek kopabilir.

    Çocuğa ve ailesine yönelik uygun bir ruhsal tedavi çocuğun kendisi ve çevresiyle daha barışık ve daha sağlıklı ilişkiler kurmasını sağlar.


    alıntı
#08.11.2011 23:40 0 0 0
  • ingilizce salata tarifi - tasty cornbread salad recipe from the - cornbread salad recipeA tasty cornbread salad recipe from the forum.

    Ingredients:

    1 recipe of cornbread
    1 envelope ranch dressing mix
    1 cup (8 oz) sour cream
    1 cup mayonnaise
    2 cans (16 oz each) pinto beans
    2 cups shredded cheddar cheese
    10 slices bacon, fried very crispy, and crumbled
    2 cans whole kernel corn, drained
    1/2 cup each of chopped red bell pepper, green bell pepper, green onions and several chopped tomatoes

    Preparation:

    Make up the cornbread, cool. Stir together salad dressing mix, sour cream and mayonnaise until blended; set aside. Combine tomatoes, bell peppers and onions. Toss gently. Crumble 1/2 of the cornbread into a large bowl.

    Top with half each of beans, tomato mixture, cheese, bacon, corn and dressing mixture. Repeat layers. Cover and chill for at least 3 hours. When ready to serve, stir the whole mess together!

    This is just wonderful!! I make extra cornbread as this salad is very moist, and it's great the next day to have fresh cornbread to mix with leftover salad.

    alıntı
#08.11.2011 23:31 0 0 0