Tayyare Şehitleri Anıtı Hakkında Bilgi - Istanbul'daki Anıtlar - Tayyare Şehitleri Anıtı Tanıtımı
İstanbul ili Fatih ilçesi, Sarçhanebaşı’nda, Fatih Parkı içerisinde bulunan bu anıtın temeli 2 Nisan 1914’te atılmış ve yapımı 1916’da tamamlanmıştır. Mimar Vedat Tek’in eseridir.
Bu anıt Türk havacılık tarihinin ilk şehitleri olan Fethi, Sadık ve Nuri beyler için dikilmiştir. Bu askeri pilotlar I.Dünya Savaşı öncesinde diğer devletlere Osmanlılarda da havacılığın başladığını göstermek amacıyla Enver Paşa’nın isteği üzerine iki uçakla İstanbul’dan Kahire’ye kadar uzanan 2.500 km.lik bir uçuşu gerçekleştirmek amacıyla yola çıkmışlardır. Pilotlardan Fethi Bey ile Sadık Bey 27 Şubat 1914’te Şam-Kudüs arasında, Fransız Deperdussin tipindeki diğer uçağın pilotu Nuri Bey ise 11 Mart 1914’te Yafa’dan kalkarken düşmüşler ve şehit olmuşlardır. İlk hava şehitlerinin mezarları Suriye’de, Şam Emeviye Camisi’nde Selahaddin Eyyubi Türbesi’nin yanında bulunmaktadır.
Anıt, beyaz mermer ve bronzdan yapılmış olup, mermer bir kaide üzerinde kırık bir sütundan meydana gelmiştir. Anıtın kırık olmasının nedeni de yarıda kalan uçuşu simgelemektedir. Yaklaşık 7.50 m. yüksekliğindeki anıtın kaidesinin iki yanındaki madalyonlara bronz bir kitabe ve bronz bir rölyef işlenmiştir. Sütun üzerinde ise yine bronzdan bir defne dalına yer verilmiştir. Her yıl Hava Şehitleri nedeni ile bu anıt önünde tören düzenlenmektedir.
Inönü Anıtı Hakkında Bilgi - Istanbul Anıtları - Inönü Anıtı Tanıtımı
İstanbul ili Beşiktaş ilçesi, Taşlık Parkı’nda İsmet İnönü’nün evinin önünde bulunan bu heykel, Alman Heykeltıraş R.Belling’e 1940 yılında ısmarlanmıştır. Bugünkü Taksim Gezisi olan, İnönü Gezisi olarak yapılan yerin Taksim Meydanı’na bakan yüzüne yerleştirilmek üzere yapılmıştır. Anıtın kaidesi 1943–1944 yılları arasında tamamlanmıştır.
Anıtın kaide ve çevre düzenlemesi Güzel Sanatlar Akademisi Öğretim Üyelerinden Feridun Akozan ve Mimar Mehmet Ali Handan tarafından yapılmıştır. Ancak 1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi nedeni ile R.Belling’in yapmış olduğu heykel yerine konulmamış ve uzun yıllar kaidesi boş kalmış, heykelin parçaları Mecidiyeköy’deki Tekel Likör Fabrikası bahçesinde ve daha sonra da Edirnekapı’daki belediye atölyelerinde saklanmıştır. 1982’de alınan karar üzerine heykel bugünkü Taşlık’taki yerine konulmuştur.
Anıt 7,5 m. yüksekliğinde taş bir kaide üzerinde 5 m. yüksekliğinde, bronz at üzerinde İnönü heykeli ve kaidenin önüne yerleştirilmiş 3 m. yüksekliğinde genç bir erkek figüründen meydana gelmiştir. Buradaki bir elinde defne dalı, diğer elinde meşale tutan genç erkek figürü barışı ve Türkiye Cumhuriyeti’ni simgelemektedir. Taş kaidenin bir yüzüne Atatürk’ün II. İnönü Zaferi’ni kutlamak için İsmet Paşa’ya çektiği telgrafın metni işlenmiştir:
“Bütün tarih-i âlemde, sizin İnönü Meydan Muharebesinde deruhte ettiğiniz vazife kadar ağır bir vazife deruhte etmiş kumandanlar enderdir. Milletimizin İstiklâl ve hayatı dâhiyane idareniz altında şerefle vazifelerini ifa eden kumandan ve silah arkadaşlarınızın kalp ve hamiyetine büyük bir emniyetle istinat ediyordu. Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makûs talihini de yendiniz. 1Nisan 1921”
Kaidenin diğer yüzünde de başka bir kitabeye yer verilmiştir:
“Savaşta büyük asker, barışta büyük devlet adamı ve diplomat, İnönü, Sakarya Muharebesinde ve Afyonkarahisar Taarruzunda cephe kumandanı, Büyük Millet Meclisi hükümetinin Hariciye Vekili ve Lozan Murahhas Heyeti’nin reisi, Cumhuriyet Hükümeti’nin on dört yıl Başvekili, hayatını ve dehasını yalnız yurt ve halk hizmetine veren yapıcı ve kurucu Cumhurreisimiz ve Milli Şef’imiz İsmet İnönü’ye ve İstanbul şehrinin sevgi, saygı ve minnet duygularıyla..
Akdeniz Anıtı Tanıtımı - Akdeniz Heykeli - Akdeniz Heykelinin Resmi
İstanbul ili Şişli ilçesi, Zincirlikuyu Halk Sigorta binası önünde 1980 yılında yapılmış olan Akdeniz Heykeli, Heykeltıraş İlhan Koman’ın eseridir.
İlhan Koman’ın bu eseri 1981 yılında Simavi Ödülü’nü kazanmıştır. Heykel ilk tasarımında yedi metre boyunda ve Akdeniz’in on yedi çeşit mavisini oluşturacak biçimde idi. Ancak Halk Sigorta binanın önünü kapatacağı endişesi ile heykelin yarıya kadar küçültülmesine karar vermiştir. Yeterli sayıda boyanın bulunamamasından ötürü de heykel yalnızca beyaz renkte yapılmıştır.
Akdeniz Heykeli birbirine eşit uzunlukta çok sayıda kaynaklarla birleştirilmiş, 4,5 ton ağırlığında saç levhalardan meydana gelmiştir. Burada kollarını açmış durumda bir kadın tasvir edilmiştir. Uçucu bir hafiflik gösteren heykelde kesintili sürekliliği dilimler arasındaki eşit boşlukta hacimlerden ötürü hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Heykeltıraş İlhan Koman’a göre burada “dalgalardan teşekkül eden, dalgaların meydana getirdiği ilahe, gözün yansıması, hareket eden bakışın sinetik yanılgısı” gösterilmiştir. Cepheden bakıldığında kadının yüzünde sert bir ifade vardır. Burada bir bakıma insanlardan gördüğü eziyet protesto edilmiştir. Farklı açılardan bakıldığında da gövde dalgalı bir şekle dönüşmektedir.
İlhan Koman’ın İsveç meydanlarını süsleyen heykelleri olmasına karşılık bu heykel sanatçının İstanbul’daki en büyük boyutlu tek heykelidir. Yalnızca Divan Oteli’nin önündeki otoparkta küçük bir heykeli bulunmakta olup, yer konumundan ötürü kimsenin dikkatini çekmemektedir.
Cumhuriyet'in 50. Yıl Anıtı Hakkında Bilgi - Cumhuriyet'in 50. Yıl Anıtı Tanıtımı - Cumhuriyet'in 50. Yıl Anıtının Resmi
İstanbul Beyoğlu ilçesinde, Galatasaray Lisesi ile Yapı Kredi Bankası önündeki alanda bulunan bu anıt Heykeltıraş Prof.Sadi Çalık tarafından 1973 yılında Cumhuriyet’in 50.Yılı anısına yapılmıştır.
Heykel paslanmaz çelikten üç büyük boru halinde yapılmıştır. Bu silindirik borular Cumhuriyet’in dinamizmi ve aydınlanma simgelenmiştir.
Mustafa Kemal İlköğretim Okulu Hakkında - Mustafa Kemal İlköğretim Okulu Tanıtımı - Mustafa Kemal İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Mustafa Kemal İlköğretim Okulu Resimleri
Mustafa Kemal İlköğretim Okulu Giresun Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.
Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Mustafa Kemal İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Mustafa Kemal İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Mustafa Kemal İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Mustafa Kemal İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
Bulunduğu Yer: GİRESUN / MERKEZ
Adı: MUSTAFA KEMAL İLKÖĞRETİM OKULU
Adresi: MUSTAFA KEMAL İLKÖĞRETİM OKULU GİRESUN
Telefon Numarası: 4542129230
Faks Numarası: 4542129238
Mithatpaşa İlköğretim Okulu Hakkında - Mithatpaşa İlköğretim Okulu Tanıtımı - Mithatpaşa İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Mithatpaşa İlköğretim Okulu Resimleri
Mithatpaşa İlköğretim Okulu Giresun Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.
Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Mithatpaşa İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Mithatpaşa İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Mithatpaşa İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Mithatpaşa İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
Bulunduğu Yer: GİRESUN / MERKEZ
Adı: MİTHATPAŞA İLKÖĞRETİM OKULU
Adresi: Gemilerçekeği Mah. Bakican Sok.No:1 Giresun
Telefon Numarası: 4542161259
Faks Numarası: 4542160168
Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu Hakkında - Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu Tanıtımı - Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu Resimleri
Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu Giresun Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.
Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
Bulunduğu Yer: GİRESUN / MERKEZ
Adı: MEHMET AKİF ERSOY İLKÖĞRETİM OKULU
Adresi: Çınarlar Mah.Şehitler Cad.No: 12 Giresun
Telefon Numarası: 4542161104
Faks Numarası: 4542161104
Kenan Evren İlköğretim Okulu Hakkında - Kenan Evren İlköğretim Okulu Tanıtımı - Kenan Evren İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Kenan Evren İlköğretim Okulu Resimleri
Kenan Evren İlköğretim Okulu Giresun Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.
Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Kenan Evren İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Kenan Evren İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Kenan Evren İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Kenan Evren İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
Bulunduğu Yer: GİRESUN / MERKEZ
Adı: KENAN EVREN İLKÖĞRETİM OKULU
Adresi: Teyyaredüzü Mah.Bahtiyar Aydın Cad.Giresun
Telefon Numarası: 4542150854
Faks Numarası: 4542156656
OKULUN TARİHÇESİ:
Teyyaredüzü Mahallesi Güzelleştirme ve Yardımlaşma Derneğince okulun arsası Tarım Bakanlığından alınarak 21.07.1976 tarihinde Teyyaredüzü İlkokulu temeli atılmıştır.
20.12.1977’de Giresun Valisi Doğan Topaloğlu, Bld. Bşk. Orhan Yılmaz, M. Eğt. Md. Mehmet Ak, Bayd. Md. Mehmet Pekdil’in katılımıyla okul açılışı yapılmıştır.
1977–78 eğitim ve öğretim yılında 72 erkek, 78 kız, 150 öğrenciyle eğitim ve öğretime başlamıştır. İlköğretim yılında 24 mezun veren okulun ilk müdürü Alican Topuz’dur.
1984–85 eğitim ve öğretim yılında okul ilköğretim olarak Bakanlık emri ile değiştirilmiş olup, “İl Encümen Kurulu” kararıyla okulun Teyyaredüzü ilkokulu olan ismi Kenan Evren İlköğretim Okulu olarak değiştirilmiştir.
Mahallenin yeni yerleşim bölgesi oluşu nedeniyle okulun mevcudu hızla artınca, ek binaya ihtiyaç duyulmuştur. Okul koruma derneği ve mahalle halkının desteği ile 1988 mart ayında Giresun Valisi Behçet Güler ve Milli Eğ. Md. Ahmet Raşitoğlu tarafından temeli atılmış 6 ay gibi kısa bir sürede inşaat tamamlanarak 1988–1989 öğretim yılında hizmete açılmıştır.
Ayrıca Giresun ilinde açılan ilk ilköğretim okulu özelliğini de taşımaktadır.
MİSYONUMUZ:
Öğrenme, temel ihtiyaç kabul edilerek öğrenen okul, öğrenme için her türlü fırsatın verildiği, yönetici, öğretmen, destek personel, öğrenci ve veli rolünü ve sorumluluğunu bilen, okulumuzda herkes gelişen teknolojik yeniliklerden yararlanarak her gün daha iyiye ulaşmak için çalışan, kendini yenileyen ve geliştiren, sürekli gelişme gösteren, verilen eğitimin öğrencilerde istendik değişikliklere dönüşen, öğrencilerimiz, girdikleri her ortamda olumlu davranışlarıyla dikkat çeken, her öğretmen okulumuzda çalışmaktan, her öğrenci de bu okulda öğrenimini sürdürmekten zevk alan, sevgi ortamında yarınlara güvenle ve umutla bakan nesiller yetiştirmek.
VİZYONUMUZ:
Öğrenen ve öğreten, bilgiyi paylaşan bir kurum olarak öğrencilerimizi bir üst öğrenime ve hayata, çağımızın gereklerine ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayacak şekilde, ruh ve beden sağlığı yerinde, kendisine güvenli, bilgi teknik ve becerilerle donanımlı olarak hazırlamak.
Köklü bir geçmişe sahip ve geçmişten aldığı güçle, dün olduğu gibi bugün de ailesine, topluma, ülkesine yararlı, araştırıcı, üretici ve atatürk ilkelerine bağlı nesiller yetiştirmek.
KALİTE POLİTİKAMIZ
Öğrencilerimizin ihtiyaç ve beklentilerini karşılayacak şekilde eksiksiz doğru verimlilikte sürekli kendini yenileyen bir eğitim hizmeti sunmak çağın gerektirdiği yeni plan ve projeler üretmektir.
Kayadibi İlköğretim Okulu Hakkında - Kayadibi İlköğretim Okulu Tanıtımı - Kayadibi İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Kayadibi İlköğretim Okulu Resimleri
Kayadibi İlköğretim Okulu Giresun Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.
Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Kayadibi İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Kayadibi İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Kayadibi İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Kayadibi İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
Bulunduğu Yer: GİRESUN / MERKEZ
Adı: KAYADİBİ İLKÖĞRETİM OKULU
Adresi: Kayadibi Mah.Kayadibi Cad.Giresun
Telefon Numarası: 4542432500
Faks Numarası: 4542432353
Kanuni İlköğretim Okulu Hakkında - Kanuni İlköğretim Okulu Tanıtımı - Kanuni İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Kanuni İlköğretim Okulu Resimleri
Kanuni İlköğretim Okulu Giresun Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.
Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Kanuni İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Kanuni İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Kanuni İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Kanuni İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
Bulunduğu Yer: GİRESUN / MERKEZ
Adı: KANUNİ İLKÖĞRETİM OKULU
Adresi: Hacısiyam Mahallesi Kanuni Sokak No:4 Giresun
Telefon Numarası: 4542163113
Faks Numarası: 4542128597
Gazipaşa İlköğretim Okulu Hakkında - Gazipaşa İlköğretim Okulu Tanıtımı - Gazipaşa İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Gazipaşa İlköğretim Okulu Resimleri
Gazipaşa İlköğretim Okulu Giresun Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.
Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Gazipaşa İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Gazipaşa İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Gazipaşa İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Gazipaşa İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
Bulunduğu Yer: GİRESUN / MERKEZ
Adı: GAZİPAŞA İLKÖĞRETİM OKULU
Adresi: Nizamiye Mahallesi Gazipaşa Sok.No:23 Giresun
Telefon Numarası: 4542161179
Faks Numarası: 4542168132
duygularımız - neden gülüyoruz - neden ağlıyoruz - öfkenin tanımı - korkunun tanımı
Ağlamak, gülmek, üzülmek gibi duygularımızı ifade ettiğimiz davranışları, kalıtımsal olarak devralıyoruz. Bütün canlılarda birçok duygu ifadesi ortak. Gözyaşlarının kimyasını inceleyen bilim adamları, ağlama nedenine bağlı olarak gözyaşının kimyasal içeriğinin değiştiğini açıklıyorlar.
Eğer, çok üzüldüğümüz için ağlıyorsak, gözyaşımızdaki protein çeşidi ve miktarı, gözümüze toz gibi yabancı bir nesne girdiğinde döktüğümüz gözyaşındakinden oldukça farklı. Bu bulgular ışığında bilim adamları, gözyaşlarının vücudun üzüntü ve stres sırasında salgıladığı kimyasallardan bir çeşit kurtulma yolu olduğu teorisini geliştirdiler.
Pekala, nasıl ağlıyoruz ya da bir başka deyişle bu tip fizyolojik sebeplerin yanında anatomik olarak ağlamamızı sağlayan nedir?Ağlamak, birkaç hayvan türü dışında sadece insanın sergileyebildiği bir ifade şekli. Evrimsel olarak, insanoğluna en yakın hayvan olan maymunların ağlama yetisine sahip olmaması, bizim bu ifade şeklini, evrimimizin son basamağında kazandığımızı gösteriyor
Evrim Hakkında Bilmemiz Gerekenler Evrim hakkında bilmemiz gereken en önemli noktalardan biri, şu an yaşayan hiçbir türün bizim atamız olmadığıdır. Her tür kendi yegane evrimsel tarihine sahiptir ve en az insanoğlu kadar moderndir. Evrim söz konusu olduğunda yapılan en büyük hatalardan biri, insanın günümüz maymun türlerinden evrim geçirerek ortaya çıktığı düşüncesidir. Ancak, gerçek şu ki insanoğlu ve maymunlar nesli tükenmiş ortak bir ataya sahiptir ve günümüz maymunları tamamen modern türlerdir.
Evrim düşünüldüğünde, genelde akla hep morfolojik değişimler gelse de, aslında davranışsal değişimleri de gözönünde bulundurmamız gerek. Bir organizmanın başarısı, davranışlarına -belki içgüdüsel davranışlar demek daha doğru olabilir- bağlıdır. Bu davranışlar, organizmanın öncüllerinin deneyimleri sonucu, genlerinde depolanmış ve hayatta kalma şansını arttıran faktörlerdir. Çünkü, türün bireyleri arasındaki en temel iletişim yoludur.
Korkuda Ortak YönlerŞimdi, tekrar başlangıçtaki noktamıza dönecek olursak; hangi anatomik yapılarımız duygularımızı ifade etmemizi sağlıyor? Bu davranışlar içgüdüsel ve evrensel olabilir mi ve insanoğlu duyguların ifadesi söz konusu olduğunda gerçekten diğer hayvanlarla benzerlik gösteriyor mu?
Darwin'in Expression of Emotions in Man and Animals (1872) kitabında ele aldığı örneklere geçmeden önce, bu davranışların nasıl ortaya çıktığına bir göz atalım. Acaba, bu davranışlar Darwin'in düşündüğü gibi belli bir duyguyu ifade etmek için ilk önce türün birkaç bireyi tarafından uygulanıp, ardından diğer bireylere sıçramış ve zamanla evrensel olmuş olabilir mi?Tüm hayvanların paylaştığı, en temel duygulardan biri olan korkuyu incelemek, bu tip davranışların gerçekten içgüdüsel olup olmadığı hakkında bizi aydınlatabilir mi?
Hayvanlar korktukları zaman titrerler. Her ne kadar, titreme aşırı mutluluk ya da öfke halinde görülse de, çoğunlukla korkunun muhtemel bir göstergesidir. Hayvanlarda korkunun ya da öfkenin bir diğer ifadesi vücuttaki tüy ve kılların dikilmesidir. Böylece, hayvan olduğundan büyük ve korkutucu görünecek ve karşısındaki düşmana kolay bir av olmadığı mesajını verecektir.
İnsanlara baktığımızda, hayvanlara benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz. İnsanlar ve hayvanlar korktukları zaman ağızlarını ve gözlerini açar, hareketsiz durur ve neredeyse hiç nefes almazlar. İlk olarak ağzın açılması, daha fazla havanın vücuda girmesini ve bireyin daha uzunsüre hareketsiz kalarak düşmanın dikkatini çekmemesini sağlar.
Her ne kadar insanların vücudu hayvanlar gibi kıllarla kaplı olmasa da, korktuğumuzda derimizin yolunmuş tavuk benzeri bir görüntü alması, aynı refleks davranışın insanlarda da varolduğunu ve hayvanlardakiyle aynı kasların kasıldığını gösteriyor.Bu refleks bize bir zamanlar tüm vücudu kıllarla kaplı atalarımızdan miras kalmıştır.
Korku anında sergilenen bu tepkisel davranışların istemli ya da içgüdüsel olarak gerçekleştiğini anlayabilmek için Hoimar Von Ditfurth'un, Dinozorların Sessiz Gecesi-2 kitabında verdiği bir örneği hatırlamak bize yardımcı olacak.Ditfurth, bu kitabında tavuklar üzerinde yapılan bir deneyi açıklar. Deneyde, bilim adamı bir tavuğun beyninin çeşitli bölgelerine elektrotlar yerleştirir ve elektrik akımı ile özellikle orta beynin belli bir bölgesini uyardığında, biraz önce açıkladığımız korku anında ortaya çıkan davranışları sergilediğini görür.
Çevrede hayvanın korkmasına sebep olabilecek bir şey olmadığı halde, beynin bu bölgesi uyarıldığı anda hayvan korkmaya ve içgüdüsel olarak belli "şablon" davranışları uygulamaya başlar. Bu davranışlar hayvanın beyninde bulunan hazır programlardır ve beyin doğal olarak uyarıldığında harekete geçerek hayvanın yaşamını kolaylaştırır, doğal seçilimle ayıklanır ve genler yoluyla gelecek nesillere geçerler.
İnsanlarda ise büyük beyin kabuğunun ortaya çıkardığı bilinçli davranışlar yüzünden bu tip hazır programların varlığı pek belirgin değil. Ancak, karanlıkta yapayalnız kaldığımız bir anı düşünelim. Görme yeteneğimizi büyük ölçüde kaybettiğimiz için beyin kabuğu etraftaki gelişmeler konusunda tereddüte düşecek ve orta beyin baskın konuma geçecektir.
Böyle anlarda, hiç sebep yokken korkmaya başlar, sanki karanlıkta hayaletlerin bize saldıracağını hissederiz. Bu hayaletler aslında karanlıkta bizden daha iyi görebilen ve bir zamanlar atalarımız ormanlarda yaşarken gece onlara saldırmış olan hayvanların beynimizdeki kopyalarıdır. Bu davranışların pekçoğunun beynimizde hazır programlar halinde bulunabileceğini ve içgüdüsel olabileceğini gördüğümüze göre, şimdi pek çok hayvanda ortak olan ifade şekillerine bir göz atabiliriz.
Ses ve Benzerlikler
İnsan dahil pek çok hayvan duygularını ifade edebilmek için sesini kullanır. Hayvanlar, çok fazla korktuklarında belki de türün diğer bireylerini potansiyel bir düşmana karşı uyarabilmek için çığlık atarlar. Belli durumlarda sesin kullanılmasında alışkanlığın da rolü var. Özellikle, sosyal hayvanların ses organlarını daha serbest kullandığını görüyoruz.
Öfke, sevinç, korku, acı, memnuniyet; hepsinin ifadesinde ses organlarının katılımı var ve öyle görünüyor ki, aynı ses hemen hemen her türden hayvanda aynı duyguları uyandırıyor. Benzerlik, sinir sisteminin tüm türlerde benzer mekanizmalarla işlediğini gösteriyor. Örneğin, bir kuşun şarkısı bize mutluluk verirken, korkutucu bir çığlık hoşumuza gitmez.
Yazının başında da bahsettiğimiz gibi, ağlamak, üzüntünün bir göstergesi.Sadece insanlar değil, diğer hayvanların da üzüldüklerinde bağırdığını görüyoruz. Bağırırken, gözlerin çevresindeki kaslar kasılır ve bu göz kapaklarının kapanmasına sebep olur. Göz kapaklarının kapanması ve gözün kaslarla sıkıştırılması ise göze kan hücumunu engeller ve böylece gözü korur. İnsanlarda, göz ne zaman çevresindeki kaslar tarafından sıkıştırılsa gözyaşları salgılanır.
Ağlama eylemini gerçekleştirebilen yegane tür insandır. Gözyaşlarının en önemli görevi gözde sürtünmeyi engellemek ve burunu ıslak tutarak koklama gücünü arttırmaktır. Üzüntü, hemen her türde isteksizliğe, hareketsizliğe sebep olur. Birey, çok yavaş nefes alır ve genelde bu nefes alışlar iç çekmeleriyle bölünür. Tüm bu melankolik davranışlar bilinçdışı ve içgüdüsel olarak sergilenir.
Hayvanlar saldırganlaştıklarında, kalp atışları ve dolayısıyla kan dolaşımları hızlanır ve bu da özellikle insanlarda yüzün kızarmasına sebep olur. Vücut her an saldırabilmek ve düşmanı korkutabilmek için diktir ve tehditkar bir görüntü sergiler.
Mutluluk Anları
Mutluluk anlarında ise hayvanlar amaçsız hareketlerle çevrelerinde gezinir ve gülerler. Maymunlar ve insanlarda alkışlamaya da rastlıyoruz. Aşırı mutlulukta attığımız kahkahalar da reflekstir ve çevremizdekilere mutlu olduğumuzu belirtir.Sevgi de mutluluk gibi bize zevk veren bir duygu.
Sevgimizi birine göstermek için güleriz, gözlerimiz parlar. Sevgimizi gösterebilmek için fiziksel temasta bulunma ihtiyacı, Darwin'e göre çocukluğumuzda annemizden gördüğümüz yakın temas ve sevginin bir ürünü ve kalıtımsal. Tüm hayvan türlerinde fiziksel temas, birbirine sarılma, sevginin göstergesidir. Örneğin, kediler ve köpekler sahiplerine sürtünmekten, yavrularını yalamaktan büyük zevk alırlar. Sevdiğimiz birini öpmek de aynı şekilde fiziksel temas ihtiyacından doğar.
Darwin, tüm bu duygu ifadelerinin kalıtımsal ve evrimsel olduğunu düşünüyor ve bu ifadelerin başta istemli olarak sergilendiğini, zamanla öğrenilerek alışkanlık haline geldiğini ve doğal seçilimle kalıtımsallaştığını ve gelecek nesillere geçtiğini söylüyor.Duyguların ifadesinin kalıtımsal olduğunu özellikle kör insanları incelediğimizde daha iyi anlıyoruz.
Körlerin hiçbir yüz ifadesini ve vücut hareketini taklit yoluyla öğrenme imkanları yoktur. Ancak, incelendiğinde hepsinin bu bahsettiğimiz ifadeleri sergilediğini görürüz. Duyguların ifadesi evrenseldir, çünkü hangi ırktan insana bakarsak bakalım aynı yüz ifadeleri her zaman aynı duyguların göstergesidir.
Gözlemlerimiz, tüm ırklardan genç, yaşlı tüm insanların ve pekçok hayvanın belli duygularını aynı şekilde ifade ettiğini gösteriyor. İnsanlar ve hayvanlar arasındaki bu benzer davranışlar kökenimiz hakkında bize bir ipucu veriyor. Öyle görünüyor ki, duyguların ifade edilebilmesi en önemli iletişim yollarından biri ve bireyin bir toplum içinde yaşama şansını arttırdığı için türlerin evriminde doğal seçilimle korunarak, bir nesilden diğerine geçiyorlar.
beyin hakkında - beynin yapısı - beyin gelişimi - nöronlar - beyin hücreleri - bellek nedir - beyin nasıl cinsiyet kazanır - beynin cinsiyet kazanması
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alemdar Yalçın, "Beyin, çocuğun anne karnına düşmesinden 22 gün sonra oluşma sürecine giriyor" diye açıklıyor beynin gelişme sürecini ve ekliyor "Bu organın %90'dan fazlasını yağ, geri kalanını essel elementler (selenyum, azot vs.) oluşuyor".
Her beyin dişi olarak doğuyor. Yani kadınsı özellikler taşıyor. Ancak çocuğun cinsel organı belirmeye başlayıp da testosteron (erkeklik hormonu) salgısı ortaya çıktığında, beyin cinsiyet kazanıyor. Bu gelişme devam ederken, çocuk dışarıdan gelen bazı uyarılara reaksiyon gösteriyor. Bu uyarılar gerek annenin, gerekse dış dünyanın verdiği sinyaller.
Özellikle sese, duygusal gelişmelere karşı duyarlılık başlangıçta daha çok oluyor. İnsan beyni, doğumdan sonraki iki yıl içinde büyümesini sürdürüyor. Ancak gelişmesi ömür boyu sürüyor. Bu gelişme, daha çok dış duyumlar ve olaylara göre biçimleniyor. Çocuğun yürümeye ve konuşmaya başlamasıyla birlikte beynin gelişimi yani hücre üretimi hızlanıyor.
'Bu gelişim ne kadar sürer?'diye merak edenlere Prof. Yalçın, hemen şunu belirtiyor: "Bir balonun içine ne kadar su doldurursanız, o kadar genişler. Beyin için de aynı durum söz konusu". Bunu bir örnekle açıklamak mümkün. Prof. Yalçın, Londra telefon rehberini ezberleyen insanlar olduğunu belirtiyor ve ekliyor "Beyin doğru kullanıldığı takdirde, bilgileri öğrenme kapasitesi her sağlıklı insan için aynıdır".
Beyinde, yaklaşık 100 trilyon civarında nöron, yani beyin hücresi var. Bunlar beynin her bölgesinde bulunuyorlar. Aralarında sürekli iletişim kuruyorlar ve vücuttaki sinir hücrelerine emir veriyorlar. Yani, her duyu öncelikle beyinde oluşuyor. Prof. Yalçın, bunu da bir örnekle açıklıyor: "Diyelim ki bir adım atacaksınız. Siz bu adımı atmadan nöronlar harekete geçiyor ve bunun bilgisini vücudumuzdaki sinir hücrelerine aktarıyorlar ve biz adım atıyoruz".
Aynı zamanda, beş duyumuzla aldığımız bilgilerin tümünü beyindeki algılama merkezinde değerlendiriyor ve depoluyor. Değerlendirme olayı düşünme, depolama işlemi ise bellek olarak adlandırılıyor.
DNA teknoloji - genetik yapı değiştirmede bakterilerin kullanılması - insülinin elde edilmesi - fotosentetik bakteriler - biyopoller - moleküler biyolojide bakterilerin kullanımı
Moleküler genetik biliminin ve rekombinant DNA teknolojisinin ilerlemesiyle, bakteriler önemli roller almaya başladılar. Genlerin nasıl işlediği bilindiğinden beri, bilim adamları canlıların genleri üzerinde oynayabiliyorlar. Bunun ahlaki yönü tartışıladururken, bilimsel çalışmalar da hızla ilerliyor. Bakterilerin genetik müdahalelerle doğrudan ne ilgisi olduğunu düşünebilirsiniz.
Bakteriler, genetik yapısı değiştirilmek istenen canlılara aktarılmak istenen genlerin taşınması için yalnızca bir araç. Bazen kendinde varolan bir geni, bazen de dışarıdan yapısına eklenen genleri, genetik yapısı değiştirilmek istenen canlıya taşımada kullanılıyorlar. Örneğin, insandan eritropoietin adı verilen ve kımızı kan hücrelerinin yapımından sorumlu olan bir hormon bulunuyor.
Böbreği olmayan kimselerde bu hormon yapılamıyor. Normal koşullar altında üretilmesi çok zor olan bu hormonun yapımını kontrol eden gen, bakterilere aktarılıyor. Böylece, bakteriler bu hormonu üretebilir hale geçiyorlar ve bu yolla elde edilen hormon birçok kişi için yaşam kurtarıcı oluyor.
İnsan insülini de bu yolla elde edilebiliyor. Bir başka örnek de tarımdan verilebilir. Patatesin soğukta donmasına belli bir bakterinin bir geninin neden olduğu belirlendikten sonra, bilim adamları, biyoteknolojik yöntemlerle bu geni taşımayan bakteriler ürettiler.
Bu bakteriler patates tarlalarına bırakıldığında, sonuç olumluydu. Patatesler artık donmuyordu. Çünkü, donmaya neden olan geni işlemeyen bakteriler normal bakterilerle besin kaynakları için yarışıyor ve normal bakterilerin sayısının azalmasına neden oluyor.
Çevre açısından tehlike taşıyan maddelerin temizlenmesi için yapılan biyoteknolojik uygulamalarda da bakteriler kullanılıyor. 1989'da Alaska'da Exxon Valdez petrol tankeri kazasında petrolün denize dökülüp çevrede ve canlılarda büyük zararlara yol açmasından sonra petrol ürünlerini parçalayan bakteriler geliştirildi.
Bitkiler üzerinde yapılan biyoteknolojik çalışmalar da daha çok hastalıklara, böceklere ve yabani otları öldüren ilaçlara karşı, bitkilere direnç kazandırmaya yönelik oluyor. Örneğin, Agrobacterium tumefaciens tarımda bitkilere genetik müdahaleler yapılırken kullanılıyor.
Sonuçları son yıllarda alınan, ama yaklaşık otuz yıllık bir çalışmanın ürünü de selüloz üreten bakteriler. Selüloz, normal koşullarda bitki hücrelerinin duvarlarında bulunan bir molekül.
Doğal bir polimer olan selüloz, dünyada çok yaygın olması nedeniyle, kâğıt ve pamuk endüstrilerinde önemli bir yer edinmiş durumda. Biyoteknologlar bitkiler olmadan da selüloz üretebilmenin yollarını ararlarken, Acetobacter xylinum adlı bir bakteri türünün ürettiği selülozun yüksek bitkilerin ürettiklerine benzer olduğunu buldular.
Fotosentetik bakterilerden olmayan A. xylinum'un selülozu oldukça güçlü, katlanınca şeklini koruyan ve esnek olan bir yapıya sahip. Bu nedenle, kumaş ve tıbbi malzeme olarak kullanılması düşünülüyor. Ayrıca, pamuk bitkisinin kalitesini artırmada, A. xylinum'dan yararlanılması da planlanan çalışmalar arasında. Ancak, çalışmalar henüz ticari boyuta ulaşmamış durumda.
Bir İngiliz biyoteknoloji şirketi de bakterileri plastik üretiminde kullanıyor. Biyolojik olarak parçalanma özelliği taşıyan bu polimerler, Alcaligenes eutrophus adındaki bakteri türü tarafından fermentasyon sırasında yapılıyor.
Biyopol adı verilen bu polimerler, şişelerin ve kontrollü miktarda kullanılması gereken ilaç şişelerinin yapımında kullanılıyor. Bakterinin plastiği nasıl ürettiğine gelince, bakterilere besin olarak glikoz ve propiyonik asit veriliyor. Bakteriler de bunu polyestere dönüştürüyor.
Bu polyester, bakteri için enerji kaynağı olmanın yanı sıra, tıpkı insan hücrelerinin yağ depolaması gibi depolanıyor. Hücreden alındığında da polipropilen gibi esnek bir materyal elde ediliyor. Ancak, polipropilenden önemli bir farkı biyolojik olarak bileşenlerine parçalanabilmesi ve ortamda birikmemesi.
Bakteriler, basit yapıları ve biyolojik süreçlerinin kolay anlaşılabilirliği ve hızlı çoğalmaları yüzünden, moleküler biyoloji ve genetik konusunda yararlı bir laboratuvar deneği konumuna geldiğinden, özellikle biyoteknoloji konusunda ilerleyen çalışmalar sonucunda geleceğe yön vereceğe benziyorlar.
atomun yapısı - atomun gücü - atomun oluşumu - atom çekirdeğil
Bütün evrenin, canlı-cansız her şeyin yapı taşı olan atomların, nasıl olağanüstü bir şekilde maddeyi oluşturduğunu artık biliyoruz. Son derece küçük olan bu parçacıklar, buraya kadar da görüldüğü gibi, kendi içlerinde mükemmel bir organizasyona sahiptirler. Ancak atomdaki mucizevi yön bu kadarla kalmaz; atom aynı zamanda içinde çok muazzam bir enerjiyi de barındırır.
Atomun içinde saklı olan bu güç öylesine büyüktür ki, insanlık bu enerjinin keşfiyle artık okyanusları birleştiren dev kanallar açabilmekte, dağları oyabilmekte, suni iklimler üretebilmekte ve bunlar gibi daha birçok faydalı işi yapabilmektedir. Ama şunu de belirtmek gerekir ki, atomun içinde saklı olan güç, bu şekilde bir yandan insanlığa hizmet ederken, diğer yandan da insanlık için çok büyük bir tehlike oluşturmaktadır.
Öyle ki bu gücün kötüye kullanımıyla, 2. Dünya Savaşı sırasında Hiroşima ve Nagasaki'de onbinlerce insan birkaç saniye gibi çok kısa bir süre içinde hayatlarını kaybettiler. Yakın geçmişte de, Rusya'daki Çernobil Nükleer Santrali'nde meydana gelen bir kaza çok sayıda insanın ölmesine ya da sakat kalmasına yol açmıştı. Atomun gücünün Hiroşima, Nagasaki ve Çernobil'de yol açtığı felaketlerle ilgili detaylı bilgi vermeden önce, atomdaki bu gücün ne olduğundan ve nasıl ortaya çıktığından kısaca bahsedelim.
Çekirdekteki Güç
Nükleer enerji denilen muazzam güç, çekirdekteki bu kuvvetin serbest bırakılmasıyla ortaya çıkar. Bu enerjinin büyüklüğü elementin cinsine göre değişir. Çünkü, her elementin çekirdeğindeki proton ve nötron sayıları farklıdır. Çekirdek büyüdükçe nötron-proton sayıları ile bunları birbirine bağlayan kuvvetin büyüklüğü de artar. Büyük bir çekirdekte, protonların ve nötronların birlikteliğini sağlayan bu kuvveti serbest bırakmak son derece zordur. Parçacıklar, birbirlerinden ayrıldıkça, tıpkı bir yay gibi, daha büyük bir kuvvetle bir araya gelmeye çalışırlar.
Bu kuvveti ayrıntıları ile incelemeden önce, özellikle üzerinde durulması gereken bir konu vardır: Bu kadar küçük bir yere nasıl olup da bu kadar büyük bir kuvvet sığmaktadır. Bu öyle bir kuvvettir ki binlerce insanın yıllarca yaptığı araştırmalar sonucunda bulunmuştur. Üzerinde bir oynama yapılmadığı zaman kimseye bir zararı yoktur, ama insan müdahalesiyle milyonları öldüren bir güç haline gelebilmektedir.
Atomun çekirdeğinde bulunan ve milyonlarca kişinin hayatını tehlikeye sokabilecek olan bu olağanüstü kuvveti, "fisyon" (nükleer parçalanma) ve "füzyon" (nükleer kaynaşma) tepkimeleri diye adlandırılan iki teknik işlem açığa çıkarmaktadır. Bu tepkimeler, ilk bakışta atomun çekirdeğinde gerçekleşiyor gibi gözükse de, aslında atomun bütün yapıtaşlarının birlikte katıldığı tepkimelerdir.
Fisyon adıyla bilinen reaksiyon atom çekirdeğinin bölünmesi, füzyon isimli reaksiyon ise iki çekirdeğin büyük bir güçle bir araya getirilip birleştirilmesi olayıdır. Her iki reaksiyonda da çok fazla miktarda enerji açığa çıkmaktadır.
Atomun Oluşumu
Patlamanın her anındaki sıcaklık, atom parçacıklarının sayısı, o anda devreye giren kuvvetler ve bu kuvvetlerin şiddetleri çok hassas değerlere sahip olmalıdır. Bu değerlerin birinin bile sağlanamaması durumunda, bugün içinde yaşadığımız evren var olamazdı. Kastettiğimiz değerlerin herhangi birinin matematiksel olarak "0"a yakın bir miktarda dahi değişmesi, bu sonu hazırlamaya yeterlidir.
"0" anı: Ne maddenin, ne de zamanın var olmadığı ve patlamanın gerçekleştiği bu "an", fizikte t (zaman) = 0 anı olarak kabul edilmektedir. Yani t=0 anında hiçbir şey yoktur. Yaratılmanın başladığı bu "an"dan önceyi tarif edebilmek için, o anda var olan fizik kurallarını bilmemiz gerekir. Çünkü şu an var olan fizik kanunları patlamanın ilk anlarında geçerli değildir.
Fiziğin tanımlayabildiği olaylar en küçük zaman birimi olan 10-43 saniyeden itibaren başlar. Bu, insan aklının asla kavrayamayacağı bir zaman dilimidir. Peki acaba, hayal bile edemediğimiz, bu küçük zaman aralığında neler olmuştur? Fizikçiler bu anda meydana gelen olayları tüm detaylarıyla açıklayabilecek bir teoriyi şu ana kadar geliştirememişlerdir.
Fizikte her şey 10-43 saniye sonrasından itibaren hesaplanabilir ve ancak bu andan sonra enerji ve zaman tarif edilebilir. Yaratılışın bu anında, sıcaklık değeri 1032 (100.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000) derecedir. Bir kıyaslama yapacak olursak, güneşin sıcaklık derecesi milyonlarla (108), güneşten çok büyük yıldızların sıcaklığı ise ancak milyarlarla (1011) ifade edilir. Şu an tespit edebildiğimiz en yüksek sıcaklık milyar derecelerle sınırlıyken, 10-43 anındaki sıcaklığın ne derece yüksek olduğu konusunda bir kıyas yapabilmek mümkündür.
10-43 saniyelik bu dönemden bir aşama ileri gidip saniyenin 10-37 olduğu zamana geliriz. Bu iki süre arasındaki aralık bir-iki saniye gibi bir an değildir. Saniyenin katrilyon kere katrilyonda biri kadar bir zaman aralığından bahsedilmektedir. Sıcaklık yine olağanüstü yüksek olup 1029 (100.000.000.000.000.000.000.000.000.000)°C değerindedir. Bu aşamada henüz atomlar yaratılmamıştır.
Bir adım daha atıp 10-2 saniyelik döneme giriyoruz. Bu aralık, bir saniyenin yüzde birini ifade etmektedir. Bu zaman dilimi içinde sıcaklık 100 milyar derecedir. Bu dönemde "ilk evren" şekillenmeye başlamıştır. Daha atom çekirdeğini oluşturan proton ve nötron gibi parçacıklar görünürde yoktur. Ortada sadece elektron ve onun zıttı olan pozitron (anti-elektron) vardır. Çünkü evrenin o anki sıcaklığı ve hızı sadece bu parçacıkların oluşmasına izin verir. Yokluğun ardından patlama gerçekleşeli daha 1 saniye bile geçmeden, elektron ve pozitronlar oluşmuştur.
Bu andan sonra oluşacak her atom parçacığının hangi anda ortaya çıkacağı çok önemlidir. Çünkü şu andaki fizik kurallarının ortaya çıkması için her parçacık özel bir anda ortaya çıkmak zorundadır. Hangi parçanın önce oluşacağı çok büyük bir önem taşımaktadır. Bu sıralama ya da zamanlamadaki en ufak bir oynama sonucunda, evrenin bugünkü haline gelmesi mümkün olmazdı.
Bir aşama sonra, 10-1 saniye kadar bir zamanın geçtiği bir ana geliriz. Bu sırada sıcaklık 30 milyar derecedir. t=0 anından bu döneme gelene kadar henüz 1 saniye bile geçmemiştir. Ancak atomun diğer parçacıkları olan nötron ve protonlar artık belirmeye başlamıştır. Daha sonra kusursuz yapılarını inceleyeceğiniz nötron ve protonlar, işte bu şekilde yokluktan "an"dan bile kısa bir süre içerisinde yaratılmışlardır.
Patlamadan sonraki 1. saniyeye gelelim. Bu dönemdeki kütlesel yoğunluğun derecesine baktığımızda, yine olağanüstü büyük bir rakamla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Yapılan hesaplamalara göre bu dönemdeki mevcut kütlenin yoğunluk değeri, litre başına 3.8 milyar kilogramdır. Milyar kilogram olarak ifade edilen bu rakamı, aritmetik olarak tespit edebilmek ve bu rakamı kağıt üzerinde göstermek kolaydır.
Ancak, bu değeri tam olarak kavrayabilmek mümkün değildir. Bu rakamın büyüklüğünü daha kolay ifade edebilmek için çok basit bir örnek verecek olursak; "Himalayalardaki Everest tepesi bu yoğunluğa sahip olsaydı, kazanacağı çekim kuvveti ile dünyamızı bir anda yutabilirdi" diyebiliriz.
Bir sonraki zaman diliminin en belirgin özelliği ise sıcaklığın oldukça düşük bir değere ulaşmış olmasıdır. Evren artık yaklaşık 14 saniyelik bir ömre sahiptir ve sıcaklık da 3 milyar derecedir ve çok müthiş bir hızla genişlemeye devam etmektedir.
Hidrojen ve helyum çekirdekleri gibi kararlı atom çekirdeklerinin oluşmaya başladığı dönem de işte bu dönemdir. Yani bir proton ile bir nötron ilk defa yan yana durabilecekleri bir ortam bulmuşlardır. Kütleleri var ile yok arası olan bu iki parçacık olağanüstü bir çekim oluşturarak, o müthiş yayılma hızına karşı koymaya başlamışlardır. Ortada son derece bilinçli, kontrollü bir gidiş olduğu bellidir. İnanılmaz bir patlamanın ardından, büyük bir denge, hassas bir düzen oluşmaktadır. Protonlar ve nötronlar bir araya gelmeye, maddenin yapı taşı olan atomu oluşturmaya başlamışlardır. Oysa bu parçacıkların, maddeyi oluşturabilmek için gerekli hassas dengeleri sağlayabilecek bir güce ve bilince sahip olmaları elbette ki mümkün değildir.
Bu oluşumu takip eden dönemde, evrenin sıcaklığı 1 milyar dereceye düşmüştür. Bu sıcaklık güneşimizin merkez sıcaklığının 60 katıdır. İlk dönemden bu döneme kadar geçen süre sadece 3 dakika 2 saniyedir. Artık foton, proton, anti-proton, nötrino ve anti-nötrino gibi atom altı parçacıklar çoğunluktadır. Bu dönemde var olan tüm parçacıkların sayıları ve birbirleri ile olan etkileşimleri çok kritiktir. Öyle ki, herhangi bir parçacığın sayısındaki en ufak bir farklılık, bunların belirlediği enerji düzeyini bozacak ve enerjinin maddeye dönüşmesini engelleyecektir.
Örneğin elektron ve pozitronları ele alalım: Elektron ve pozitron bir araya geldiğinde enerji açığa çıkar. Bu sebeple ikisinin de sayıları çok önemlidir. Diyelim ki 10 birim elektron ve 8 birim pozitron karşı karşıya geliyor. Bu durumda, 10 birim elektronun 8 birimi, yine 8 birim pozitronla etkileşime girer ve böylece enerji açığa çıkar. Sonuçta, 2 birim elektron serbest kalır.
Elektron, evrenin yapı taşı olan atomu oluşturan parçacıklardan biri olduğundan, evrenin var olabilmesi için bu dönemde gerekli miktarda elektron olması şarttır. Az önceki örnek üzerinde düşünmeye devam edersek, karşı karşıya gelen elektron ve pozitronlardan, eğer pozitronların sayısı daha fazla olsaydı, sonuçta açığa çıkan enerjiden elektron yerine pozitronlar arta kalacak ve madde evreni asla oluşamayacaktı.
Pozitron ve elektronların sayısı eşit olsaydı, bu kez de ortaya sadece enerji çıkacak, maddesel evrene dair hiçbir şey oluşmayacaktı. Oysa elektron sayısındaki bu fazlalık, sonradan evrendeki protonların sayısına eşit olacak şekilde çok hassas bir ölçüyle ayarlanmıştır. Çünkü daha sonradan oluşacak olan atomda, elektron ve proton sayıları birbirine eşit olacaktır.
İşte, Büyük Patlama'dan sonra ortaya çıkan parçacıkların sayısı bu kadar ince bir hesapla belirlenmiş ve sonuçta madde evreni oluşabilmiştir. Prof. Dr. Steven Weinberg bu parçacıklar arasındaki etkileşimin ne derece kritik olduğunu şu sözleriyle vurgulamaktadır: Evrende ilk birkaç dakikada gerçekten de kesin olarak eşit sayıda parçacık ve karşıt parçacık oluşmuş olsaydı, sıcaklık 1.000.000.000 derecenin altına düştüğünde, bunların tümü yok olur ve ışınım dışında hiçbir şey kalmazdı.
Bu olasılığa karşı çok iyi bir kanıt vardır: Var olmamız. Parçacık ve karşı parçacıkların yok olmasının ardından şimdiki evrenin maddesini sağlamak üzere geriye bir şeylerin kalabilmesi için, pozitronlardan biraz daha çok elektron, karşı protonlardan biraz daha çok proton ve karşı nötronlardan biraz daha çok nötron var olmalıydı.
İlk dönemden bu yana toplam 34 dakika 40 saniye geçmiştir. Evrenimiz artık yarım saat yaşındadır. Sıcaklık milyar derecelerden düşmüş, 300 milyon dereceye ulaşmıştır. Elektronlarla pozitronlar birbirleriyle çarpışarak enerji açığa çıkarmayı sürdürürler. Artık atomu oluşturacak olan parçacıkların sayıları, madde evreninin oluşmasına imkan sağlayacak şekilde dengelenmiştir.
Bu noktada ünlü fizikçi Prof. Stephen Hawking'in konuyla ilgili sözleri ilgi çekicidir. Hawking, anlatılan olayların aslında kavrayabildiğimizden çok daha ince hesaplar üzerine kurulduğunu şöyle açıklamaktadır: Eğer Big Bang'ten bir saniye sonra genişleme oranı, 100.000 milyon kere milyonda bir değeri kadar az olsaydı, evren genişlemeyi bırakıp kendi içine çökecekti.
suyun yapısı - suyun tanımı - su nedir - suyun kimyasal özellikleri
Normal sıcaklıkta sıvı halde bulunan renksiz, kokusuz, tatsız madde, yoğunluğu 1.
Su da hava gibi tüm canlılar için gereklidir. İnsan belli bir süre açlığa dayanabilir ama, kırk sekiz saatten fazla susuz kalırsa ölür. Bu nedenle susuzluk ve kuraklıktan sürekli olarak korkan insanoğlu, çöllerde su bulunan noktaları titizlikle arar bulur. Su çok miktarda olunca büyük tehlikeler doğurabilir. Her yıl yeryüzünde meydana gelen birçok su baskını ve tayfun çeşitli zararlara ve can kaybına yol açar. Bununla birlikte su, insanları yangın gibi bir belâdan kurtaran önemli bir silâhtır.
Basit görünümüne rağmen, su bileşik bir cisimdir. Suyun yapısında hidrojen ve oksijen bulunduğunu ilk olarak Lavoisier keşfetti. H2O formülü bu cismin iki hidrojen ve bir oksijen 'atomundan oluştuğunu göstermektedir.
Su, yerkabuğunun yüzeyindeki ısıda sıvı halde bulunur. 100 derecede buharlaşarak renksiz bir gaza dönüşür. Düşük sıcaklıklarda (0 derece) katılaşıp buz olur. Su önemli bir eriticidir, yani çoğu maddeler (tuzlar, asitler, organik cisimler) suda erir. Irmak ve okyanus sularında her zaman belli oranda erimiş madde vardır. Damıtık su kadar arı olan yağmur suyunda bile erimiş birkaç gaz bulunur.
Kimyasal özellikleri nedeniyle su, sanayide çeşitli uygulamaları olan önemli birçok tepkimeye katılır. Bu tepkimelerin temeli hidrojeni oksijenden ayırabilme olanağına dayanır. Klor gibi bazı cisimler hidrojeni bağlar, oksijeni serbest bırakır, karbon ve fosfor gibi cisimlerse oksijenle birleşir, hidrojeni serbest bırakırlar.
amonyak nedir - amonyak gazı - amonyak nasıl elde edilir - amonyak nerelerde kullanılır
Azot ve hidrojenden oluşan renksiz bir gazdır. İnsanın gözünü yaşartan ve burnunun akmasına neden olan keskin bir kokusu vardır.
Ticari amaçlarla kullanılan ve amonyak olarak bilinen sıvı amonyak gazı değildir. Bu aslında amonyağın su içinde erimiş durumda olduğu amonyum hidroksittir.
Amonyum hidroksit çok kuvvetli bir alkalidir. Evlerde temizlik işlerinde oldukça yararlıdır.
Amonyak gazı iki farklı yöntemle elde edilir.
Sanayide yaygın olarak kullanılan yöntemde azot ve hidrojen sıkıştırılarak kızgın demir veya platinyumüzerinden geçirilir.
İkinci yöntem ise fabrikaların bacalarından çıkan dumanın arıtılmasıdır. Amonyak, havagazı fabrikalarında elde edilen yan ürünlerden biridir.
Aksu Seka İlköğretim Okulu Hakkında - Aksu Seka İlköğretim Okulu Tanıtımı - Aksu Seka İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Aksu Seka İlköğretim Okulu Resimleri
Aksu Seka İlköğretim Okulu Giresun Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.
Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Aksu Seka İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Aksu Seka İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Aksu Seka İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Aksu Seka İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
Bulunduğu Yer: GİRESUN / MERKEZ
Adı: AKSU SEKA İLKÖĞRETİM OKULU
Adresi: Aksu Mah.Fabrika Cad.No:158 Giresun
Telefon Numarası: 4542255329
Faks Numarası: 4542256167
Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu Hakkında - Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu Tanıtımı - Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu Resimleri
Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu Giresun Merkez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.
Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
Bulunduğu Yer: GİRESUN / MERKEZ
Adı: ABDULLAH BOZBAĞ İLKÖĞRETİM OKULU
Adresi: HACISİYAM MAH.İNÖNÜ CAD.BOZBAĞ SOK.N0:14 GİRESUN
Telefon Numarası: 4542120868
Faks Numarası: 4542120868
Tarihçe:
*14 Ekim 1993 Perşembe günü eğitim-öğretime açılan okulumuz, devlet-vatandaş kampanyası işbirliği ile ilimizin sevilen hamiyetperver insanlarından Sayın Abdullah BOZBAĞ tarafından yaptırılmıştır
*1992 yılı Şubat ayında temeli atılan ve müteahhit Ali DENİZ tarafından inşa edilen okulumuz, ilköğretim okulu olarak Milli Eğitim Müdürlüğüne verilmiştir.
*Üç katlı sekiz derslikli olan okulumuzun, bir Teknoloji ve Tasarım Sınıfı, bir laboratuar, bir Bilgi Teknoloji Sınıfı, üç idare odası bir öğretmenler odası, sosyal etkinlikler için bir çok amaçlı salonu ve bir hizmetli odası bulunuyor.
*Adını okulumuzu yaptıran Sayın Abdullah BOZBAĞ’dan alan eğitim yuvamız İlimizin Hacısiyam Mahallesi, Bozbağ Sokak, No:14’te bulunuyor. İlimizin merkezi bir mevkiindeki okulumuz kaloriferlidir.
*Okulumuzun açılışı düzenlenen görkemli bir törenle Vali Yardımcısı Efnan ÖZBULGUR ve Abdullah BOZBAĞ tarafından yapılmıştır.
*1993-1994 Yılında eğitim-öğretime açılan okulumuzun personel kadrosu şu isimlerden oluşuyordu ;Ali APAYDIN (Okul Müdürü), Şemsettin AYDIN (Müd. Yrd.), Öğretmenler ;Tahsin DEVİŞOĞLU, Seval MATRA, Nermin ÖZKUL, Hülya BAŞKAN, Oya ÖZKUL, Nurhan MUTLU, Zehra AYDIN, Ayşe KÖSEOĞLU, Cemal ÇAKIR, İbrahim DENİZ, Zehra AKGÜN, Hamdi EREN, Mehmet KARATAŞ (Hizmetli), Şehabettin KOŞAN (Kaloriferci).
*1994-1999 Yılları arasında görev yapan okul müdürü Ali APAYDIN’dan sonra 1999-2004 yılları arasında Okul Müdürü olarak Mehmet BALCIOĞLU görev yapmıştır.
*2005 yılı Ocak ayından itibaren okul müdürü olarak göreve başlayan Mustafa EKİZ halen bu görevine devam etmektedir.
Vizyon:
*Atatürk ilke ve devrimlerini ve bu çizgide bir demokrasi ve barış anlayışını benimsemiş
*Bilim ve teknolojinin farkında olan
*Yeniliklere açık
*Öğrenmeyi temel ihtiyaç kabul eden
*Değerlerini yaşayan ve yaşatan
*Hoşgörü sahibi
*Olaylara geniş bir açıdan bakabilen
*Dinamik,özgüveni ve sorumluluk bilinci gelişmiş
*Sosyal ve Kültürel faaliyetlere katılımcı
*Çağdaş,demokratik ve laik bireyler yetiştirmektir.
Misyon:
*Bireysel nitelikleri dikkate alarak öğrenmelerini;
*Bilgili, becerili, özgüvenli olmalarını,
*Çevresiyle ile iyi ve olumlu iletişim kuracak davranışları kazanmalarını,
*Olaylara çok yönlü ve tarafsız bakabilmelerini,
*Çağın gelişen ihtiyaçlarına cevap verebilecek beceriler kazanmalarını,
*Gelişen teknolojiyi izleyip kullanabilmelerini,
*Liderlik özelliklerinin yanı sıra işbirliği ve ekip çalışmalarına yatkın bireyler olmalarını,
sağlamaktadır.
Okulumuzun Değerleri:
Kurumun tüm çalışanlarının;
• Görevlerin yerine getirilmesinde objektiflik ilkesinin uygulandığı,
• Tüm ilişkilerde insana saygı esasına göre hareket edildiği; çalışan ve hizmet alanların beklenti, duygu ve düşüncelerine değer verildiği,
• Kurumsal ve bireysel gelişmenin “Sürekli Eğitim ve İyileştirme” anlayışının uygulanması sonucu gerçekleşeceğine inanılarak eğitim ve iyileştirme sonuçlarının en etkin şekilde değerlendirildiği,
• Görev dağılımı ve hizmet sunumunda adil olunduğu, bütün personelin özverili çalışmalarının takdir ve taltif edildiği,
• Abdullah Bozbağ İlköğretim Okulu’nun değerli bir ferdi olmanın gururunun duyulduğu; çalışanlar arasında dayanışma ve işbirliğinin en üst düzeyde gerçekleştirildiği, inanç ve değer duygularına sahip duruma ulaştırmaktır.