888888

888888

Üye
13.08.2010
Astsubay
8.550
Hakkında

  • Konu: Etli Güveç
    güveç tarifi - etli güveç nasıl pişirilir - etli ve sebzeli güveç nasıl yapılır - kuşbaşı et ile güveç sebze güveci
    Malzemeler

    200 gr kuzu kuşbaşı et,
    100 gr taze fasulye,
    1 adet orta boy patates,
    2 adet kabak,
    2 adet patlıcan,
    1 diş sarımsak,
    1 adet kuru soğan,
    2 adet domates,
    2 adet yeşilbiber,
    1/2 su bardağı su,
    1 yemek kaşığı salça
    1 kahve fincanı mısırözü yağı,
    tuz

    Hazırlanışı

    Öncelikle güvecin içerisine kuşbaşı etler döşenir. Kuru soğan ince ince doğranır ve etlere eklenir. Daha sonra sırasıyla yeşil biberler, taze fasulyeler yıkanıp ortadan ikiye bölünür ve eklenir, patatesler soyulup küp küp doğranarak eklenir, patlıcan ve kabak alacalı soyulup küp küp doğranarak eklenir. 1 diş sarımsak ince ince doğranır, domatesler doğranır ve onlar da eklenir.

    Son olarak da 1 kahve fincanı mısırözü yağı ve yarım su bardağı su, ve tuz da eklenerek güvecin ağzı alüminyum folyo ile kapatılır. Güveç önceden ısıtılmış 180 derecelik fırına sürülür. 1 saat fırında pişirildikten sonra güveç ters çevrilir ve sıcak olarak servis yapılır.


    alıntı
#21.08.2010 17:35 0 0 0
  • sağlıklı yaşam önerileri - sağlıklı beslenme - antioksidanlarla beslenmenin yararları - antioksidanların sağlık açısından önemi - sebze grupları - beslenmemizde sebzelerin önemi - oksidasyon nedir - antioksidan sebze ve meyveler - antioksidan besinlernoimage

    Vücutta gerçekleşen ve oksidasyon denen bir grup kimyasal reaksiyon sonucunda ortaya çıkan serbest radikaller, bilhassa DNA üzerinde hasara yol açarak yaklaşık 80 farklı hastalığa zemin hazırlar. Enfeksiyon dışı olan bu hastalıkların başında kalp ve beyin damarlarının tıkanmasına bağlı hastalıklar, kanserler ve artrit (eklemlerde vücut tarafından üretilen bir iltihap) yer alır.

    Reaktif oksijen türleri, vücutta metabolik yolla oluşabileceği gibi UV ışınlar, virüsler, radyasyon, çevre kirliliği, sigara dumanına maruz kalınması, enfeksiyon, stres, alkol ve bazı ilaçların alımı ile de oluşabilmektedir.
    Antioksidanlar açısından zengin olan beslenme şekli bazı hastalıkların görülme sıklığını düşürmektedir. Fransızlarda kalp hastalığının, Güneydoğu Asya’da yaşayanlarda meme kanserinin az görülmesi gibi.

    Sebze ve meyvelerde bulunan lifler, tüketilen besinlerle birlikte alınan çeşitli zararlı maddeleri kendi yapısına bağlayarak dışkı ile vücuttan atmaktadır. İçerdikleri doğal antioksidanların, doku hasarına karşı olası koruyucu etkileri vardır. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü günde 5 - 9 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesini öneriyor.

    Yeşil yapraklı sebzeler özellikle folat açısından çok zengin olduklarından kalp hastalıklarından koruyucu etkiler içerir, yeni DNA sentezlenmesi, DNA onarımı ve ekspresyonu açısından son derece faydalıdırlar. Çiğ olarak veya buharda pişirilerek tüketilmesi çok daha sağlıklı olacaktır.

    Brasika sebzeleri lahanagiller (Brüksel lahanası, brokoli, turp, karnabahar, hardal, şalgam, beyaz ve kara lahana) kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkilere sahiptir. Öte yandan lahananın kadınlarda östrojen düzeylerini artırıcı etkileri bulunduğundan meme kanseri riskini azaltabileceği bildirilmektedir.

    Alyum sebzeleri soğangiller (sarımsak, arpacık soğanı, Frenk soğanı, taze soğan, kırmızı soğan, kuru soğan, pırasa) sülfür içeriklerinin yüksek olması sebebiyle detoksifikasyon sistemine yardımcı olmaktadır. Güçlü birer antioksidan olduklarından serbest radikallerin vücuttan uzaklaştırılmasında etkili rol oynarlar.

    Kurubaklagiller kuru fasulye, nohut, mercimek, soya fasulyesi, kuru bakla ve yulafta bulunan saponinler antioksidan etki göstererek hücrelerdeki DNA mutasyonlarını önlemektedir.

    Zeytinyağı Zeytinyağının bileşimindeki tekli doymamış yağ asitleri kolesterolü düşürmede etkilidir. Aynı zamanda antioksidan etkisi de vardır. Ancak ışık almayan, serin bir yerde ve hava almadan saklanması önerilmektedir.

    Yağlı tohumlar ceviz, badem, yerfıstığı ve fındık içerdikleri çoklu doymamış yağ asitleri, E vitamini, B 6 vitamini ve magnezyum sayesinde kuvvetli birer antioksidan ve detoksifikanlardır.

    İlave olarak yeşil çay, yumurtanın sarısı, domates, havuç, enginar, turunçgiller, elma, nar, kepekli tahıllar ve su ürünleri sağlık açısında son derece faydalı besinlerdir.


    alıntı
#21.08.2010 17:26 0 0 0
  • Konu: Kalori Nedir
    kalori hakkında bilinmesi gerekenler - kalori ihtiyacı - besin ihtiyacınoimage

    Kalori artık günlük hayatumızda aklımızdan çıkmayan bir kavram haline geldi. Peki nedir bu kalori?

    Kalori: Bir gram suyu bir santigrat derece ısıtmak için gereken enerji (ısı) miktarıdır. Bu ne yememiz, ne yemememiz konusunda yanlış bir ölçüm sistemidir.

    Aslında besin ihtiyacı ile kalori ihtiyacı tamamen birbirinden ayrıdır. Kalori uzmanlarına göre uzaktan kumandanın düğmesine basmak gibi basit bir hareketle 1 kalori harcıyorsunuz.

    Bu teoriye göre televizyon kanalını 400-500 defa değiştirdiğinizde koşu bandında 1 saat yoğun tempo koşmaya eşit miktarda kalori yakıyorsunuz. Sanırım bunun tam bir saçmalık olduğu konusunda benimle aynı fikirdesinizdir.

    Sürekli empoze edilen bu kavram artık içimize öylesine işlediki kendimizi bu kavrama koşullayarak malesef gereksizce ve bilinçsize kilo alıp verebiliyoruz.
    İnançlar insan yaşamı üzerinde yadsınamaz bir yere sahiptir.

    Ve buna dayanarak diyebiliriz ki; kalori takıntınızdan dolayı “fazla kalorili” yediğinize olan inancınız sizin gerçekten kilo almanıza neden olabilir.

    The Juise Master Jason Vale’nin kitabından derlenmiştir.


    alıntı
#21.08.2010 16:39 0 0 0
  • fesleğenli biftek - salsa verde soslu biftek nasıl yapılır - salsa verde sosu nasıl hazırlanır
    Malzemeler

    2 diş sarmısak
    1 demet maydanoz
    ½ demet nane yaprağı
    ½ demet fesleğen yaprağı
    5 çorba kaşığı zeytinyağ
    2 tatlı kaşığı kapari
    ½ limon suyu
    2 çorba kaşığı üzüm sirkesi
    4 adet çok ince dövülmüş biftek
    4 büyük parça sandviç ekmeği (arzu ettiğiniz çeşidi kullanabilirsiniz)
    tane karabiber, tuz
    1 adet salatalık

    Yapılışı

    Salsa Verde Sosu hazırlamak için; sarmısak, maydanoz,fesleğen, nane yaprakları, 4 çorba kaşığı zeytinyağı ve tane karabiberleri Arzum Robby multi robotta çekin.
    Karışıma kapari, limon suyu ve sirkeyi ekleyip çatal ile iyice karıştırın. Tuz ile tatlandırın.
    Kalan 1 çorba kaşığı zeytinyağ ile biftekleri yağlayın ve ızgarada pişirin.
    Biftekler pişerken sandviç ekmeklerinizi de Arzum Tostçu tost makinesinde kızartın.
    Kızarttığınız ekmek dilimlerine salsa verde sosu sürün.
    Salatalıkları dilimleyin. Salsa soslu ekmeklerinizin üzerine önce salatalık dilimlerini, sonra da pişirdiğiniz biftekleri koyun ve servis yapın.


    alıntı
#21.08.2010 15:35 0 0 0
  • Atatürk İlkelerinin Temel Niteliği Konu Özeti - Aöf Adalet Bölümü Dersleri - AÖF Adalet Önlisans Bölümü
    Ekonominin Tanımı Üretim faaliyeti "ekonomik" bir olaydır. Üretimin düzenlenmesi, üretilen maddelerin dağıtılması faaliyetine ekonomide "mal" adı verilmektedir.
    Ekonomik Sistemler Ekonomi alanı, bilim konusu edilmeye başladıkça devlet düzeni ile üretim ve diğer ekonomik olaylar arasında bir ilişki kurulması gereğini ileri süren veya böyle bir ilişkinin gereksizliğine inanan bilim adamları çıkmıştır.
    Böylece temel ekonomi doktrinleri doğmaya başladı. Bu öğretilere 20. yy'a kadar resmen kayıtsız kalan devletler, aslında bilinç altında bazı kurallara uymuşlardır.
    Liberal Ekonomik Sistemler Liberal Ekonomi, ilk çağdan beri uygulanması en yaygın olan sistemdir. Tabii ki, liberal ekonominin kuralları o zamanlar bilinmiyordu.
    Bu alanda en önemli araştırmayı Adam Smith '1723-1890) gerçekleştirmiştir. Ona göre, ekonomik olaylar, doğa olayları gibi kendi kendine gelişir ve işler.
    Bu olaylara devletin karışmaması gerektir. Devlet yalnızca yurttaşların güvenliğini ve ekonomi dışı gereksinimlerini karşılamalıdır. Bu görüşler liberal ekonomi sisteminin temeli olmuştur.
    Sosyalist Ekonomik Sistemler: Liberal ekonomik öğretinin 19. yy'da Batı ülkelerinde uygulanmaya geçirilmesi sonucunda büyük ilerlemeler görülmüştür Bireylerin her türlü ekonomik girişimde özgür bırakılmaları özellikle sanayi kesimini çok ilerletti.
    Ama bu ekonomik patlama bazı sakıncaları da birlikte getirdi. Girişimci başarı kazandıkça kârı ve sermayesi artıyordu.
    Onun karşısında ise tek sermayesi emeği olan ve sayıları gittikçe artan bir işçi yığını bulunuyordu, işçilerin varlığı pek çoktoplumsal sorunun doğmasına yol açtı.
    En önemli sorun, emek karşılığının nasıl ödeneceği idi. Girişimci işçiden güçlü durumdaydı. Bu dengesizlik, bazı bilginleri yeni bir ekonomik sistem aramaya götürmüştür, bu amaçla üretimin araçlarının bireylerin değil toplumun elinde olması düşüncesinden hareketle "sosyalist" ekonomi sistemi doğmuştur.
    Nasıl liberal ekonominin kökeninde siyasal eşitlik ve özgürlük bulunuyorsa, sosyalist ekonominin temeli de Kari Marx '1818-1883/ taratman geliştirilen dünya görüşüne dayanmaktadır.
    Bu sistem 19. yy'da Fransa'daki bazı denemeler sonunda, 1917'de Rusya'da çıkan ihtilalle yerleştirilmeye çalışıldı.
    Karma Ekonomik Sistemler Liberal sistemdeki geniş serbestlik, başıboşluğa yol açınca devlet müdahalesine gerek duyulmuştur. Böylece, devletin gerektiği zaman ekonomik olayları doğrudan doğruya denetlemesinin doğru bir tutum olduğu anlaşıldı.
    Diğer yandan, sosyalist sistemlerde de bütün üretimin devlet tarafından planlanıp gerçekleştirilmesi de büyük sorunlar doğurmuştur.
    Kalkınmak zorunda olan ülkeler bu iki modelden birincisini seçerken aldıklarını kendi yapılarına uydurmaya çalışmışlardır.
    Bu iş genellikle, benimsenen sistemin sakıncalarını diğer sistemlerden de elverişli kurallar olarak giderme yoluyla oluyor ve böylece karma sistemler doğuyordu, işte, 20. yy'da karma sistemi kendine özgü yollarla kurup geliştiren ilk devletlerden biri Türkiye Cumhuriyeti'dir.

    Cumhuriyetin Kuruluş Yıllarında Ekonomik Ve Mali Durum
    TBMM kurulur kurulmaz, en ağır ortam içinde ilk önce maliyeye çeki düzen vermeye, devlet gelirlerini arttırmaya koyulmuştur.
    Yeni Türk Devleti'nin kurulduğu günün ertesinde, 24 Nisan 1920'de belirlenen yasa ile hayvan vergisi dört katına çıkarılmıştır. Meclis bu dönemde hem gelirleri arttırmayı hem de tasarrufa çok büyük önem vermiştir.
    Cumhuriyetin ilk yıllarında ekonomik ve mali duum, kaynak gereksinimini zorunlu kılıyordu. Yapılan yatırımların gelire dönüşmesi de yıllar alacaktı.
    Türkiye İktisat Kongresi (17Şubat-4Mart1923)
    Türk tarihinde ekonomik sorunların çok ayrıntılı bir biçimde ve toplumdaki belli başlı kesimlerin temsilcileri tarafından tartışılıp görüşüldüğü ilk toplantı İzmir'de toplanan Türkiye iktisat Kongresi'dir.
    Atatürk kongrede şu açıklamaları yapmıştır: "Siyasal zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, meydana gelen zaferler kalıcı olmaz, az zamanda yok olur.." Ekonomi demek herşey demektir.
    Yaşamak için, mutlu olmak için, insanlığın varlığı için ne gerekli ise onların hepsi demektir. Yurdumuz da bir tarım ülkesi olduğundan bu alanda güçlendirici, üretimi arttırıcı önlemler alınmalı, ama sanayi de ihmal edilmemeli, dışarıya muhtaç olmamak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır.
    Atatürk, ekonomik yaşamın "çiftçi, sanayici, işçi, tacir" dörtlüsüne dayandığını belirtir ve kongrede şu açıklamayı yapar: "Gerçekten memleketin ve ulusun ihtiyacına
    uyan esaslı program üzerinde bütün ulusun birlik ve ahenk içinde çalışması lazımdır. Bence,yeni devletimizin, yeni hükümetimizin bütün esasları ekonomik programdan çıkarılmalıdır.
    Alınan temel ilke şudur. Ekonomik bağımsızlığın her kesimin mensupları tarafından titizlikle korunacağına and içilmiştir (Misak-ı İktisadi) Böylece "Ulusal ekonomi ilkesine" gidiş gerçekleşme yoluna girmiştir.
    Aşar Vergisi'nin Kaldırılması 1925'de köylüden alınan aşar vergisi kaldırılmıştır. Devlet çok yoksul olmasına rağmen büyük bir gelirden vazgeçmeyi göze almıştır.
    Sanayileşme Yolunda Atılan Adımlar: Sanayinin yurtta oluşturulması olanağı çok sınırlıydı. Bunun nedenlerini belirtecek olursak:
    - Yurtta, sermaye birikimi yoktu ve uzun bir süre de olması beklenemezdi.
    - Ne devlette ne de özel kesimde sanayinin kurulmasını üstlenecek girişimciler vardı.
    - Sanayi işletmelerinde çalışabilecek yetenekli uzmanlar, kaliteli işçiler mevcut değildi.
    Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayi gelişmesinde umutlar özel girişimcilere bağlanmıştı, bu amaçla 1925'de kurulan "Türkiye Sanayi ve Maden Bankası" önemlidir
    Bu banka madenleri işletmeyi ve sanayi kuruluşlarının yapımına katılmayı amaçlamıştı. Öte yandan aynı yıl çıkartılan bir yasa ile şeker sanayisinin kurulmasına geçilmesi yönünde çalışmalar yapılıyordu.
    Böylece devlet kredisi ile özel kişiler 1926'da Türkiye'nin ilk iki şeker fabrikasını açabildiler. Uşak ve Alpullu şeker fabrikaları. Ama bu tür girişimlerin sayısı çok azdı. Bunun üzerine 1927'de yeni bir özendirme yolu denendi.
    Teşvik-i Sanayi Kanunu (Sanayiyi Özendirme Yasası) çıkartıldı (28 Mayıs 1928). Bu yasa sanayi işletmeleri kurmak isteyenlere büyük kolaylıklar tanımıştır. Ancak yeterince gelişme sağlanamamıştır.
    Ulaştırma İşlerinde Gelişmeler: Cumhuriyetin ilk yıllarında bütün dünyadaki en üstün kara ulaştırması demiryolu ile yapılıyordu. B amaçla daha 1924 yılının başında kabul edilen yasalarla demiryollarının yapımına girişilmiştir. Daha 1930 yılına gelindiği sırada pek çok demiryolu hattının yapımı bitmişti.
    Köy ve kasaba yollarının yapımı için bütçede para olmadığında yurttaşa yol yapma yükümlülüğü getirilmiştir. (Yol Mükellefiyatı Kanunu 19 Ocak 1925).
    Para ve Bütçe Politikası Cumhuriyetin ilk dönemlerinde hükümetler serbest bir para siyaseti izlemişlerdir. Türk lirasının, altın ve dövizin yurt dışına çıkarılması sınırlandırılmıştı. Devletin para işlerini
    Düzenleyecek bir organı yoktu. Ama emisyona (para basımına) başvurmada çok titiz davranıldığı için Türk parası değerli idi ve değerini uzun süre korumuştur.
    İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar Türkiye sürekli ve ağır bir enflasyon görmedi. Bu arada, devletin kurucu kadrosu, daha TBMM hükümeti çalışmaya başladığı günlerden beri hiçbir zaman enflasyonist bir para siyaseti izlemedi. Savaş esnasında bir liraya bile muhtaç bulunulduğu zamanlarda dahi emisyona gidilmedi.
    Atatürk 1924'de Türkiye iş Bankası'nı kurdurarak kredi piyasasının canlanmasında ilk adımı atmıştır. İ926'da kurulan Emlak ve Eytam Bankası özellikle konut kredisi verme yolunda büyük hizmette bulunmuştur.
    Ekonomi Alanında Bağımsızlık İlkesinin Gerçekleştirilmesi
    Ekonomik bağımsızlık ilkesinin bir sonucu olarak 1926'da çıkarılan bir yasa ile "Kabotaj Kanunu" Türk karasularında yalnız Türk gemilerinin yolcu ve yük taşıyabileceği kabul edildi. (19 Nisan 1926).
    - Devletçi Ekonomi Rejimine Geçiş
    - Ekonomi Kesiminde Yenilik: Devletçilik ilkesinin uygulanılması
    - Devletçilik rejimine geçişin iki nedeni vardır: Birincisi, bütün özendirmelelere rağmen sanayi işletmeleri kuracak özel girişim sahiplerinin birtürlü ortaya çıkmamasıdır.
    Toplumun gereksinimleri günden güne artarken, sanayi alanındaki hareketsizlik ekonomik yaşamı durgunlaştırıyor, gelişme ve ilerleme sağlanamıyordu.
    İkinci' neden dışarıdan kaynaklanan ve Türkiye'ye bütün şiddetiyle yansıyan büyük bir olaydan doğuyordu. 1930 yılına gelindiğinde sadece Türkiye'de değil bütün dünya ekonomisinde büyük bir durgunluk başladı. Bunun da nedeni 1929'da ABD'de çıkan ve bütün dünyaya sıçrayan büyük bir ekonomik bunalımdır.
    1929 bunalımı sonucu, tarımsal ürünlerimizin fiyatı dış pazarlar iyice azaldığı için çok ucuzladı. Böylece özel girişimcilerin başlatmak istedikleri ufak çaplı sanayi yatırımları da yapılamadı.
    İşte bu nedenlerden ötürü Cumhuriyet hükümeti, o güne kadar izlenilen yoldan ayrılmaya karar verdi. Temel sanayinin mutlaka, zaman geçirilmeden kurulması gerekiyordu.
    Bu işin gerçekleşmesi için para piyasasında da devlet üstünlüğü kurulmalıydı. Özel girişim sahipleri ise kendilerine bırakılan alanlarda çalışacaklardı.
    Böylece kendine özgü bir devletçilik anlayışı doğuyordu. Bu zorunluluklar 1930'dan sonra devletçi - karma ekonomi sistemine geçmeyi gerekli kılmıştır.

    Devletçi Ekonomik Rejimin UygulanmasıEkonomik devletçilik, sanayi, tarım, para ve bütçe alanlarında uyulandı.
    Sanayi Alanında Uygulama: 1930-31 yıllarında temel sanayinin devlet tarafından kurulması ve işletilmesi yolunda kesin karara varılmıştır Devletin bu konuda nasıl çalışacağı da belli bir plana bağlanmak istenmiştir.
    Bu amaçla 1932 yılının sonuna doğru beş yıllık bir sanayi planı hazırlanmaya başlanmıştır. 1933 yılı ortalarında devlet "Sümerbank" adlı ekonomi işletmesini kurdu. 1935'de maden işleriyle uğraşacak bir kurum olarak Etibank kurulmuştur.
    1934'de Türk tarhinde ilk kez planlı ekonomi dönemi açıldı. 1936'da İkinci beş yıllık planın hazırlanmasına girişilmiştir.
    1939'da İkinci Dünya Savaşı'nın çıkması nedeniyle bu yeni plan uygulanamamıştır. 1950 yılından sonra uygulanan piyasa ekonomisi ile Türkiye tekrar dışarıdan borç almaya başlamıştır.
    Tarım Alanında Uygulama Köylüye bol ve ucuz kredi verilmesi, aşar vergisinin kaldırılması, tarım yaşamıyla ilgili teknolojik yardımların yapılması için ülke çapında kuruluşlar oluşturulması, kooperatifleştirme çalışmaları tarımsal alanda gerçekleştirilen faaliyetlerdi.

    Para Kredi ve Bütçe Konusunda Uygulamalar1930 yılı ortalarında Türk ekonomisinin para işlerini düzenlemek üzere Merkez Bankası kurulmuştur. Böylece, Türk parası üzerinde tam bir devlet denetimi oluşmuştur.
    Bunun yanısıra, Türk ekonomisinde çok önemli rolü olan esnaf kuruluşlarının, orta sınıf tüccarın geliştirilmesi amacıyla kredi kurumları çoğaltılmış ve genişletilmiştir. Esnafa kredi verecek Halk Bankası'nın açılması (1938) bu dönemin önemli faaliyetlerindendir.


    alıntı
#21.08.2010 15:05 0 0 0
  • Aöf Adalet Bölümü Dersleri - Inkilap ve Inkilapçı Kavramı - Atatürk İlkeleri İnkılapçılık Konu Özeti - Aöf Adalet Önlisans Bölümü
    İNKILÂP" VE İNKILÂPÇI" KAVRAMLARININA GENEL BİR BAKIŞ

    Toplumu tamamen değiştiren ve dünyadaki pek çok kurumu ve ulusu etkisi altına alan, bu niteliği ile "ilk gerçek devrim" olma özelliğini de kazanan olay büyük Fransız ihtilali ile doğmuştur.
    Bu devrimin yürütücüleri ilk önce kendi kamuoylarında sonra da giderek dünyanın pek çok ülkesinde "devrimci = inkılâpçı" sözüyle anılmaya başlanmışlardır.
    Türk devriminde ana kadro "tekkişi"den oluşmuştur. Atatürk bir yandan, ilk kuşak içinde kendi ülküsüne bağlı kişileri nitelik ve nicelik bakımından artırırken, bir yandan da yaptığı kültür değişikliğinin çok kısa birsüre içinde ysrieşeme-yeceğini bildiğinden kendisinden sonra gelecek devrimcileri yetiştirmeye çalıştı.

    ATATÜRK'E GÖRE TÜRK İNKILÂBI (DEVRİMİ)
    Türk İnkılâbı (Devrimi) Neden Yapıldı?
    "... yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve modern ve bütün anlam ve görünüşü ile uygar bir toplum durumuna ulaştırmaktır.

    Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük." Atatürk'ün bu sözü Türk Devriminin neden yapıldığının kısa bir özetidir.
    Bir kültür değişikliği "bir çağdan geçip yepyeni bir çağa uaşrna". Yepyeni bir çağın kültürünü alıp özümseyerek çağdaşlaşma, işte Türk devriminde bu ana temele dayanılmakta, bu ülküyü gerçekleştirme amacı güdülmektedir.

    Türk İnkılâbı Nasıl Yapıldı?
    Atatürk'ün İnkılâp tanımı, "inkılâp" mevcut kurumları zorla değiştirmek demektir". Yüzlerce yıllık toplum kurumları Türk ulusunun gereksinimlerini karşılayamaz duruma geldi.
    Ulus gerilemeye başladı. Öyle ise o kurumlar bir devrimle, yani zorla yıkılacak ve yerlerine en yüksek uygarlık düzeyini gerçekleştirecek yeni kurumlar konulacaktır.
    Atatürk devrimindeki "yıkmayı" sadece Türk ulusunu geri bırakmış kurumlar ün gerekli görmektir. Yani ulusun yüksek manevi değerlerine dokunulmayacaktır.
    Yıkılacak kurumların da yerlerine hemen yenileri konulacaktır. Atatürk, Türk devrimini oluştururken Fransız ihtilalinin eksik yanlarını gözönüne almamıştır.
    Türk Devriminde eskiyi yıkıp yerine yenisini koyarken, "devrimci Atatürk bunu ulusun yeteneğine ve bu hareketi" anlamasına dayandırmıştır, ulusun gerdek ihtiyaçlarını sezip ona göre davranmıştır. Atatürk devrimi 1936'ya kadar devam etti

    Türk Devrimi (İnkılabı) Nedir?
    Atatürk devrimin bilimsel tanımını yaparken onu "ihtilal"den ayırmaya özen gösterirdi. Bazı devrimlerin temelinde (Fransa'da olduğu gibi) kanlı ve kargaşa içinde geçen bir ihtilal vardır.
    Türk devriminde ise böyle bir karanlık ihtilal evresi bulunmaz, ihtilal başlarken hemen düzenlemeye, yani devrim aşamasına geçilmiştir. Yapılan iş esasta büyük bir sistem değişikliğidir. Ulusçuluk ilkesi, bu sistemin dayandığı ana temelin içindedir. Türk devriminin amacı çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaktır.
    Türk devrimi, genel kurallara uygun, ama düzensizlik evresi geçirmeyen köklü ve büyük bir toplumsal sistem, başka deyişle geniş bir kültür değişikliğidir. Dünya tarihinin ilk gerçek devrimi Fransız ihtilali'dir.

    Türk İnkılâbı (Devrimi) Nasıl Korunur?
    Atatürk, devrimlere karşı tepkiyi doğal karşılamaktadır, ama buna karşı gereken önlemlerin de alınması gerektiğini belirtmektedir.
    Atatürk; Her türlü yükselme ve gelişmeye yeteneği olan milletimizin sosyal ve fikri inkılâp adımlarını kısaltmak isteyen engeller mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. Yani Atatürk devrim adımlarını "kısaltılmasını" bile istememektedir.
    Atatürk'e göre, Devrimin korunması için başlıca üç yol vardır.
    -İnkılabın temellerini her gün derinleştirmek, sağlamlaştırmak, güçlendirmek gerektir.
    - Devrimin getirdikeri toplumun her kesimine anlatılmalıdır. Özellikle devrime karşı olanların aydınlatılmaları gerekir. Atatürk bu görevi aydınlara vererek onları devrimci kadrosuna sokmak istemektedir. Devrimciler de tepki gösterenlerin olmuşuz düşüncelerine karşılık vermek, onları yanıtlamaktır.
    - Devrimi korumak için başka önlemlere başvurulabilir. Devrimi koruyacak önlemler özellikle inandırıcılık ve caydırıcılık etkileri doğuracak niteliklere sahip olmalıdır. Ancak bir hukuk devletinde devrimi korumak için alınacak önlemlerin mutlaka hukuka uygun biçimde düzenlenmesi gerekmektedir.

    BİR ATATÜRK İLKESİ OLARAK "İNKILÂPÇILIK" (DEVRİMCİLİK)
    Atatürk devrim atılımlarını 1936 yılına kadar tamamlamıştı. Artık O'nun çabası Türk devriminin kökleşmesini ve her kesimde yaygınlaşmasını sağlamaktı.
    Bu bakımdan devrimci kuşak hem yapıyı tamamlama işlevini sürdürecek hem de temeli koruyacaktır. Bu nedenle yeni kuşaklarda sürdürücülük ve koruyuculuk niteliklerinin bulunması gerektir. Bu özelliklere erişmek için devrimcinin iki ana niteliği bulunmalıdır,
    - Devrimci, devrimin hedefini kavramış olması gerekmektedir. Ama sadece kavrama yetmez. Hedefi kavrayanların onu insanlara anlatmaları, yaymaları gerekir.
    Atatürk'ün şu sözleri devrimcilik niteliklerini son derece açık ve güzel biçimde belirtiyor; "Gerçek inkılâpçılar onlardır ki, ilerleme ve yenileşme inkılabına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarmdaki gerek eğilimi sezinlemeyi bilirler."
    - Türk devrimcisi bu işi sıkı sıkıya, dar kalıplar içinde yürütmeye çalışırsa, devrim ülküsüyle ters düşer. Türk devrimi sürekli olarak yenilemelidir. Bu yapılmazsa Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyıllardaki durumuna düşebilir.
    Devrimimiz dinamiktir, yani hareketlidir ve yaratıcılığa elverişlidir. Ama bu yenileme, devrimin ilk evresinde atılan temeli değiştirerek yapılamaz; gelişme o temel üzerinde yükselen kurumların yapısında gerçekleştirilmelidir.


    alıntı
#21.08.2010 14:47 0 0 0
  • et hakkında bilgiler - sakatatlar hakkında bilgiler - Türk mutfağında sakatatların yeri - ette bulunan vitamin ve minareller - beslenmemizde etin önemi
    Et ve sakatat yemekleri Türk mutfağının en önemli bölümünü oluşturur. Yüzyıllar boyunca gezginci, bir kültürü yaşamış olan Türkler bu kültüre uygun et yemeklerine dayalı bir mutfağı da mükemmelleştirmişlerdir. Başlıca geçim kaynaklarından birisinin hayvan yetiştiriciliği olmasının da bunda önemli bir rolü vardır. Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra ise "israfın haram sayılması" sakatatın da büyük ölçüde değerlendirilmesine yol açmıştır.

    Geleneksel Türk mutfağında çoğunlukla koyun ve kuzu etinin kullanılmasına karşılık, dana ve sığır yemekleri de, Batı'nın etkisiyle, giderek artmaktadır. Bugün ünlü kebaplarımızın yanısıra stekler, şnitzeller ve benzeri Avrupa yemekleri de artık sofralarımızda yer almaktadır.

    Gerek çocukların gerekse yetişkinlerin her gün mutlaka bir miktar hayvansal protein alması gerekmektedir. Etin ucuz ya da pahalı parçalarının beslenme açısından çok fazla bir farkı yoktur. Ayrıca hayvansal proteinin kasaplık etlerin yanısıra kümes hayvanları ile balık ve su ürünlerinden de temin edilebileceğini kaydetmek isteriz.

    Etler denilince, kasaplık küçük ve büyük baş hayvanların, kümes ve av hayvanlarının, deniz ve tatlı su ürünlerinin, yenilebilen, yağ, kemik ve kırmızı ya da beyaz renkli kas etleri anlaşılır. Sakatat ise, küçük ve büyük baş hayvanların, akciğer, karaciğer, yürek, böbrek, işkembe, dalak, şirden, bumbar, bağırsak, yumurta gibi yenilebilen iç organları ile dil, beyin dahil başına ve ayaklarına verilen genel addır.

    Bütün kasaplık hayvanlar, kümes ve av hayvanlarının vücutları da, insan vücudu gibi, çatı, kas, kan, sinir, sindirim, dolaşım gibi çeşitli doku ve sistemlerden oluşmaktadır. Hayvanlar da, insan vücudunun ihtiyaç duyduğu protein, yağ, karbonhidrat, vitaminler ve madensel maddeleri vücutlarında depo ederler. Böylece, etlerin bileşiminde, insan vücudunun temel ihtiyacı olan hemen bütün besleyiciler, protein, yağ, su, çeşitli madensel maddeler ve bazı vitaminler bulunmaktadır. Örneğin, yağları temizlenmiş bir ette, ortalama olarak % 20 oranında protein vardır. Etin içerdiği protein, insan vücudu için en iyi nitelikli proteinler arasındadır. Bu protein, sindirim sisteminde, fazla kayba uğramadan, hızla ve kolayca vücut proteini haline dönüşür. Öte yandan, sakatatın da besin değeri ve içerdiği vitaminler bakımından üstünlüğü tespit edilmiştir. Bu sebeple, etler ve sakatat, temel besinler arasındadır.

    Et yapısında ortalama olarak % 60-70 oranında su bulunur. Yağ miktarı arttıkça, su miktarı azalır. Etlerin yağı, derinin altında bir tabaka halinde görülebilen beyaz kısımlardır. İyi beslenmiş hayvanlarda, yağ tabakası normal kalınlıktadır. Koyunlarda yağ, daha çok kuyruk kısmında depo edilmiştir. Kas etlerinde yağ daha az bulunur. Etlerde, karbonhidratlar, hayvanın cinsine göre % 1-1,5 oranında bulunmaktadır. Etlerde, vitamin miktarı fazla olmamakla birlikte, yine de çeşitli etler Bl, B2 vitaminleri içermektedir. Sakatatlarda ise vitamin miktarı daha fazla olur.

    Etlerde, potasyum, kalsiyum, sodyum, magnezyum, kükürt v.b. gibi madensel maddeler, çoğunlukla, potasyum fosfat, kalsiyum fosfat gibi bileşikler halinde bulunur. Ayrıca, etlerin bileşimlerinde azot, karbondioksit gibi gazlar da vardır. Etlere, kırmızı rengini veren, miyoglobin isimli bir maddedir. Bu madde, kümes hayvanları ve balıkta bulunmadığından etleri beyaz renkte olur.

    İyi nitelikli bir etin, kemik, yağ ve kas etlerini tutmaya yarayan bağlantı dokuları az, kas etleri daha fazla ve yumuşak olan etler daha niteliklidir. Yağ, mermer damarlar gibi kaynaşmış olur. Sıkı dokulu, parlak ve açık renklidir. Genellikle, iyi beslenmemiş hayvanların etleri ile kol, bacak vb. gibi hareket eden bölümlerinden elde edilen etlerin bağ dokuları fazladır. Fazla bağ dokusu olan etler sert ve bağ dokusu az olan etler ise yumuşaktır.

    Etin lezzeti, hayvanın durumuna göre ve çeşitli etkilerle değişir. Kuşkusuz, etler, ait oldukları hayvanın kıvırcık, karajnan vb. gibi ırkına, yaşına, erkek ya da dişi oluşuna, hareketliliğine, etkinliğine, kan miktarı ve dokularına göre değişik tat ve besleyici özelliklerde olurlar. Bununla birlikte, et seçiminde, yalnızca, hayvanın cinsi, yaşı, çeşitli bölümlerinden elde edilen etin tadı, yumuşaklığı ve besleyici özelliklerinin bilinmesi yönünden değil, aynı zamanda, etin sağlığa uygunluğu konusunda da bilgili olmak ve titiz davranmak gerekmektedir.


    alıntı
#21.08.2010 00:28 0 0 0
  • Türk mutfağında helvalar - un helvaları - un Helvası - irmik helvası - helva yapmanın püf noktaları - helvaların özellikleri - helva nasıl yapılır - helva yapımında dikkat edilecek hususlar - helva yapmanın incelikleri - helvanın püfleri
    Ham maddesi genelde un, irmik, yağ olan Türk mutfak kültürüne özgü tatlılardır.

    Helvalar acı günleri hatırlatsa da, günlük sofralarda da tüketilen nefis lezzetlerdir.

    Helva hazırlamak biraz deneyim gerektirir, tane tane ve tam kıvamında olması için bazı noktalara dikkat etmek gerekir.

    İrmikle ya da unla helva hazırlarken, kısık ateşte yakmadan, ancak çiğ de kalmayacak şekilde kavrulmalıdır.

    Helvada çam fıstığı ya da badem kullanılacaksa, irmikten ya da undan önce kavrulmalıdır, belirtilen yağ miktarlarının hepsi bir defada kullanılmamalıdır, çünkü yağ, fıstığı kavururken yanar ve helvanın tadı yanık olur.

    Fıstık ya da badem önce kavrulmalı, sonra helvaya eklemek üzere, bir kenara bırakılmalıdır.

    Helvaya eklenecek şeker, suyla ya da sütle eritilerek kullanılmalıdır.

    Helvaya eklenen sıvının çekmesi sırasında, ocak kısık ateşte olmalıdır.

    Belirtilen miktar sıvı madde eklendikten sonra, kıvama geldiği,, karıştırıldığında tencereye yapışmamasından anlaşılır.

    Helva ocaktan alındıktan sonra, tencere ile kapak arasında, pilav demlerken olduğu gibi, kağıt havlu konur, 15-20 dakika dinlendirilir.

    İrmik helvası yapılırken ocaktan alındıktan sonra bir avuç toz şeker serpilip, demlendirilirse, kıtır bir tat elde edilmiş olur.

    Helva demlendikten sonra, kalın bir çatalla karıştırılarak, tane tane olması sağlanır, helva sıkıştırılarak şekil de verilecek olsa, bu işlem yapılmalıdır.


    alıntı
#21.08.2010 00:02 0 0 0
  • kuzu pirzolası nasıl yapılır - hardal soslu pirzola tarifi - Fransız usulü pirzola
    MALZEMELER

    4 büyük veya 8 küçük kuzu pirzolası
    Tuz ve karabiber
    Taze maydanoz, süslemek için
    Hardal sosu için:
    1 yemek kaşığı hardal
    2 yemek kaşığı soya sosu
    1 diş sarmısak, ezilmiş
    2 çay kaşığı zeytinyağı

    YAPILIŞ TARİFİ

    Pirzolaları bir kızartma kabına koyup tuz ve biberleyin.
    Hardal sosunu hazırlayın. Küçük bir köşede hardalı, soya sosunu ve
    sarımsağı çırparak karıştırın. Yağı azar azar damlatarak ekleyin.
    Sosu pirzolaların üstüne yayın ve serin bir yerde 2 saat bekletin.
    Fırını 190C'ye ısıtın.
    Kızartma kabını fırına koyup, pirzolaları 25 dakika, bir kez çevirerek
    pişirin.
    Pirzolaları servis tabağına alıp taze maydanozla süsleyerek servis yapın.



    alıntı
#20.08.2010 21:53 0 0 0
  • nevraljinin bitkilerle tedavisi - nevralji ağrıları - nevralji için bitki reçeteleri - sinir ağrılarının bitkilerle tedavisi - bitkisel yağlarla nevralji masajı - sinir ağrılarına bitkisel yağlarla masaj
    NEVRALJİ: Sinirin seyri boyunca hissedilen ağrı.

    ŞİMŞİR AĞACI KÖK KABUĞU: Şimşir ağacı kök kabuğu kaynatılır, deniz tuzu ve yumurta akı ile karıştırılır, ağrıyan sinirlerin üze rine sarılır.

    AKIRIKARHA KÖKÜ: 1 bardak suya, 10 gr kök konur, 10 dk kaynatılır, elde edilen su ile ağrıyan yerlere masaj yapılır.

    ÇAM FISTIĞI (İRMİK FISTIĞI): 50 gr fıstık 50 gr zencefil 50 gr havlucan yeteri kadar balla macun yapılır, günde 3 defa 1 ce viz büyüklüğünde yenilir. KASNI DİŞİ: Kasnı toz haline ge tirilir, 2,5 gr, üzüm şurubu, sedef otu, su teresi ve karabiberle karış tırılıp içilir.

    MİSK: Misk, sıcak yağlarla (kekik yağı vs) gibi karıştırılır, baş ve sırt ağrıyan yere sarılır.

    SU YOSUNU: Su yosunu zeytin yağı ile kaynatılır, lapa haline getirilir, sıcak olarak ağrıyan yere sarılır.

    FRENK ÜZÜMÜ YAPRAĞI: Frenk üzümü yaprağı kaynar su da 10 dk bekletilir, çay gibi içilir. (Sinir rahatsızlıklarında) frenk üzümü meyveleri yenilir.

    PORTAKAL YAPRAĞI: 1 kilo kaynar suya, 10 gr yaprak konur, 10 dk bekletilir, günde 3 bardak içilir.

    SU ZAMBAĞI: 1 bardak kaynar suya, 2-10 gr kök konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir. Su zambağı yağı ile masaj yapılır.

    MALT: Büyüklere günde 1 çay kaşığı, küçüklere daha az içirilir.

    ARDIÇ TOHUMU: 50 gr ardıç tohumu, 50 gr havuç tohumu, 50 gr ısırgan tohumu, 50 gr defne tohumu, 50 gr havlucan, 50 gr zencefil, 100 gr irmik fıstığı, hep si toz haline getirilir, yeteri kadar balla macun yapılır, günde 3 defa 1 ceviz büyüklüğünde yenir. İstenilirse bunun içerisine 50 gr çö-rekotu ve 50 gr üzerlik tohumu ilave edilebilir. Bu ikisinin hafif kavrulup kullanılması şarttır.

    KALKAN OTU: Kalkan otu tohumları toz haline getirilir, gün de 4 gr içilir.

    KARABAŞ OTU: 1 bardak kay nar suya, 4-10 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 3-5 bardak içilir, üzerine kuru üzüm yenir veya hoşafı içilir.

    MEŞE PALAMUDU: Meşe palamudu parçalanır, kaynatılır, suyu ile banyo yapılır.

    MARUL: Marulun büyük yaprakları kaynatılır, şekerle tatlandırılır, portakal suyu ile içimi ko-laylaştırılıp içilir. Bolca marul ye nir.

    MİSK OTU: 1 bardak kaynar su ya, 1-5 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, balla tatlandırılır, günde 2-3 bardak içilir.

    SU KARANFİLİ KÖKÜ: 1 bardak kaynar suya, 10 gr bitki kökü konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir.

    ÇUHA ÇİÇEĞİ: 1 bardak kaynar suya, 4-6 gr bitki yaprağı konur, 10 dk bekletilir, günde 3 bardak içilir.

    ÇUHA ÇİÇEĞİ YAPRAĞI: Taze çuha çiçeği yapraklarından şurup yapılıp içilir.

    AT KUYRUĞU: l bardak kaynar suya, 2-10 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir.

    BİBER: Acı biber ispirto ile karıştırılır, bir müddet bekletilir, ağrı yan yerlere masaj yapılır. KAFUR: 10 gr kafur, 100 gr ispir to veya 100 gr saf zeytinyağında eritilir ağrıyan yerlere masaj yapılır.

    Kafur 20 gr, aspirin 10 adet, kekik yağında veya ispirtoda eritilir, ağ rıyan yerlere masaj yapılır. Kafur 20 gr, pelesenk yağı 100 gr, solucan yağı 50 gr, balık yağı 20 gr, çörekotu yağı 50 gr, defne yağı 50 gr, ispirto 20 gr, 65 gr saf zey tinyağı ile birlikte karıştırılır ağrı yan yerlere masaj yapılır. 25 gr kafur, 50 gr ispirto, 50 gr te rebentin, 50 gr saf zeytinyağı ka fur eriyinceye kadar bekletilir, günde 2-3 defa masaj yapılır.

    KILIÇ OTU-SARI KANTARON: 1 bardak kaynar suya, 2 gr taze veya kuru bitki konur, 10 dk bek¬letilip içilir (trigamunus nevralji sinde).

    Sarı kantaron yağı ile ağrıyan yer ler ovulur.

    YASEMİN ÇİÇEĞİ (ADİ YASEMİN): 1 bardak kaynar suya, 10 gr çiçek konur, 10 dk bekletilip içilir.

    MÜRVER ÇİÇEĞİ (AĞAÇ MÜRVERİ): 1 bardak kaynar su ya, 8-15 gr çiçek veya yaprak konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir.

    1 bardak suya, 8-15 gr kabuk konur, 10 dk kaynatılır, günde 2-3 bardak içilir.

    TAFLAN: Taze taflan meyvele rinden yapılan şurubundan içilir. YER SARMAŞIĞI: 1 bardak kaynar suya, 1 tatlı kaşığı bitki konur, 10 dk bekletilir, yemekler esnasın da 1 bardak içilir taze bitki sıkılır, suyundan günde 50 gr içilir.

    TATULA YAPRAĞI: 1 bardak su ya, 2-10 bitki konur, 5-10 dk kaynatılır, suyu ile sinirlere masaj yapılır.

    Bitki zeytinyağı içerisinde bir kaç gün bekletilir, elde edilen yağla sinirlere masaj yapılır.

    TURP SUYU: Turp sıkılır, suyun dan günde 2 çay bardağı içilir.

    OĞULOTU: 1 bardak kaynar su ya, 4-10 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 3 bardak içilir. Bitki toz haline getirilir, günde 3-4 defa 1-4 gr içilir. Tohumu toz haline getirilir, gün de 3 defa 3 gr içilir.

    PAPATYA: 500 gr suya, 50 gr pa patya konur, 10 dk kaynatılır, 20 dk bekletilir, süzülür, içerisine 1 bez batınlır ağrıyan yerlere sarılır günde 3-4 defa tekrarlanır.

    LAHANA: Lahana yaprakları sert kısımları çıkarıldıktan sonra ezilir, lapa haline getirilir, üzerine 10-15 damla sirke damlatılır, bir bezle ağrıyan yere sarılır günde 2-3 defa tekrarlanır (lapa hafif ılıtılıp sarılmalıdır).

    LAHANA YAPRAĞI: Lahana yaprakları sütle 10 dk kadar kaynatılır, biraz bekletilir, ağrıyan yerlere sarılır.

    KIL (KAOLİN): Bir miktar kil lapa haline getirilir, ılık halde bir bez üzerine serilerek ağrıyan yere kapatılır.

    DIŞ BUDAK YAPRAĞI: 1 bardak kaynar suya, 10 gr yaprak konur, 30 dk bekletilir, günde 3 bardak ılık olarak içilir.

    MİNE ÇİÇEĞİ: 1 bardak kaynar suya, 10 gr bitki konur, 10 dk bekletilir, günde 3 bardak içilir.

    ARDIÇ YAĞI: Ardıç yağı, tatlı badem yağı, papatya yağı, zeytin yağı, karanfil yağı karıştırılır hastalıklı bölgeye masaj yapılır.

    HAVLUCAN: Toz havlucan 50 gr, toz zencefil 50 gr toz tarçın 50 gr, defne tohumu 50 gr, ardıç tohumu 50 gr, ısırgan tohumu 50 gr, havuç tohumu, 50 gr, irmik fıstığı 100 gr toz haline getirilip karıştırılır, yeteri kadar balla macun yapılır, günde 3 defa 1 ceviz büyüklüğünde yenilir.

    BAN OTU YAPRAĞI: 1 bardak suya, 10 gr yaprak konur, 10 dk kaynatılır, elde edilen su ile ağrı yan yerlere masaj yapılır.

    GİLABURU MEYVESİ: 1 bardak kaynar suya, 4-6 gr meyve konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir.



    alıntı
#20.08.2010 21:16 0 0 0
  • Siğiller için bitkisel reçeteler - bitkisel siğil tedavileri - siğiller için bitki reçeteleri - bitkilerle siğillerin tedavisi
    KIRMIZI SOĞAN: Soğan ezilir, az tuz ilave edilir, siğillerin üzerine konulursa siğilleri giderir.

    ELMA: Ham elmanın suyu sıkılır, bir pamuğa emdirilir siğillerin üzerine konulur.

    TERE-SU TERESİ: Taze tere yaprakları ezilir, siğillerin üzerine sürülür.

    KEÇİ BOYNUZU: Taze keçi boynuzu ezilir, siğiller bununla ovulur.

    ÇÖREKOTU YAĞI: Çörekotu yağı siğillerin üzerine sürülür.

    ÇÖREKOTU TOHUMU: Çöre kotu toz haline getirilir, sirkeye ıslatılır suyu ile sivilcelere pansuman yapılır.

    SÜTLEĞEN OTU: Sütleğen otundan çıkan süt 1 hafta müddetle günde 1 defa siğillerin üze rine sürülür.

    SARI SÜTLEĞEN: Aynı maksatla kullanılır.

    SÖĞÜT YAPRAĞI: Söğüt yaprağı yakılır külü sirke ile karıştırılarak siğillerin üzerine sürülür.

    KIRLANGIÇ OTU: Kırlangıç otundan elde edilen süt siğillerin üzerine günde 2-3 defa sürülür.

    LABADA YAPRAĞI: Labada yaprakları sıkılır, suyu siğillerin üzerine günde 3 defa sürülür. Labada yaprakları kaynatılıp bu su ile eller yıkanır.

    GÜNEŞ GÜLÜ: Taze güneş gülü bitkisi ezilir, suyu çıkarılır siğillerin üzerine sürülür, günde 3 defa.

    İNCİR SÜTÜ: incir sütünden bir kaç gün siğillerin üzerine sürülür İncir pişirilir arpa unu ile lapa yapılır siğillerin üzerine konulur.

    İNCİR YAPRAĞI: İncir yaprağı sıkılır, suyu siğillerin üzerine sürülür.

    GÜL: Taze güller dış yaprakları ile beraber ezilir, siğillerin üzeri ne konulur, günde 2 defa.

    HİNT YAĞI: Siğiller hint yağı ile ovulur, 5-6 gün devam edilir.

    KASNI DİŞİ: Kasnı toz haline getirilir, mum ve içyağı ile merhem yapılıp siğillere sürülür.

    GÜNLÜK: Günlük, sirke ve zift ile merhem haline getirilir, siğillerin üzerine sürülür.

    MAZI AĞACI: Mazı ağacının yapraklan ezilir, siğillerin üzerine konulur.

    YABANİ SEMİZOTU: Yabani semizotu ezilir, lapa halinde siğillerin üzerine konulur.

    SİĞİL OTU: Siğil otu usaresi siğillerin üzerine sürülür günde 3 defa.

    TIBBİ NERGİZ-TIBBİ ÖKÜZ GÖZÜ-AYNI SAFA ÇİÇEĞİ: Ta ze bitki sıkılır, elde edilen su ile siğiller ovalanır yıkanır.

    AKHİNDİBA: Akhindiba sapları ile beraber toz haline getirilir, 2 misli balla macun yapılır, yatar ken 1 ceviz büyüklüğünde yenilir bir müddet devam edilir.

    ASETİK ASİT: Siğillerin üzerine sürüldüğünde siğilleri giderir.

    PATLICAN: Patlıcan yakılır külü sirke ile karıştırılır siğillerin üzerine konulur (siğilleri düşürür).

    ÖKSÜZ OTU: öksüz otu yaprakları toz haline getirilir, sirke ile karıştırılır siğillerin üzerine sürülür.

    MORBAŞ: Morbaş soğanı toz haline getirilir, yumurta sarısı ile karıştırılır siğillerin üzerine sürü lür.

    KAPLAN OTU: Kaplan otu kökü usaresi siğillerin üzerine sürülür.

    SARIMSAK: Sarımsak ezilir, lapa halinde siğillerin üzerine konulur.

    KAYA KORUĞU: Kaya koruğu suyu çıkarılır, siğillerin üzerine sürülür, sıkılan suyundan 3 kaşık içilir .

    DAM KORUĞU: Dam koruğu yaprakları ezilir, suyu siğillerin üzerine sürülür.



    alıntı
#20.08.2010 21:12 0 0 0
  • Züfer Mustafa Eriş İlköğretim Okulu Hakkında - Züfer Mustafa Eriş İlköğretim Okulu Tanıtımı - Züfer Mustafa Eriş İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Züfer Mustafa Eriş İlköğretim Okulu Resimleri
    Züfer-mustafa Eriş İlköğretim Okulu Giresun Bulancak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur. Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Züfer-mustafa Eriş İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Züfer-mustafa Eriş İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Züfer-mustafa Eriş İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Züfer-mustafa Eriş İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
    Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
    Bulunduğu Yer: GİRESUN / BULANCAK
    Adı: ZÜFER-MUSTAFA ERİŞ İLKÖĞRETİM OKULU
    Adresi: TOPRAK DEĞİRMENİ MAHALLESİ
    Telefon Numarası: 4543183089


    www.webrehberi.biz
#20.08.2010 20:50 0 0 0
  • Yunus Emre İlköğretim Okulu Hakkında - Yunus Emre İlköğretim Okulu Tanıtımı - Yunus Emre İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Yunus Emre İlköğretim Okulu Resimleri
    Yunus Emre İlköğretim Okulu Giresun Bulancak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.

    Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Yunus Emre İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Yunus Emre İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Yunus Emre İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Yunus Emre İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

    Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
    Bulunduğu Yer: GİRESUN / BULANCAK
    Adı: YUNUS EMRE İLKÖĞRETİM OKULU
    Adresi: Yunus Emre llköğretim Okulu Bulancak/Giresun

    Telefon Numarası: 4543142702
    Faks Numarası: 4543182081


    www.webrehberi.biz
#20.08.2010 20:47 0 0 0
  • Yalıköy İlköğretim Okulu Hakkında - Yalıköy İlköğretim Okulu Tanıtımı - Yalıköy İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Yalıköy İlköğretim Okulu Resimleri
    Yalıköy İlköğretim Okulu Giresun Bulancak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.

    Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Yalıköy İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Yalıköy İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Yalıköy İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Yalıköy İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

    Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
    Bulunduğu Yer: GİRESUN / BULANCAK
    Adı: YALIKÖY İLKÖĞRETİM OKULU
    Adresi: Yalıköy llköğretim Okulu Bulancak/Giresun
    Telefon Numarası: 4543247298


    www.webrehberi.biz
#20.08.2010 20:41 0 0 0
  • Tepeoren İlköğretim Okulu Hakkında - Tepeoren İlköğretim Okulu Tanıtımı - Tepeoren İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Tepeoren İlköğretim Okulu Resimleri
    Tepeoren İlköğretim Okulu Giresun Bulancak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.

    Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Tepeoren İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Tepeoren İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Tepeoren İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Tepeoren İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

    Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
    Bulunduğu Yer: GİRESUN / BULANCAK
    Adı: TEPEOREN İLKÖĞRETİM OKULU
    Adresi: Tepeören Bsio Bulancak Giresun
    Telefon Numarası: 4543252464


    www.webrehberi.biz
#20.08.2010 20:38 0 0 0
  • Tandır İlköğretim Okulu Hakkında - Tandır İlköğretim Okulu Tanıtımı - Tandır İlköğretim Okulu Erişim Bilgileri - Tandır İlköğretim Okulu Resimleri
    Tandır İlköğretim Okulu Giresun Bulancak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir okuldur.

    Okulun web sitesinden veya aşağıda verilen telefon numarasından; Tandır İlköğretim Okulu öğretmenleri, idari personel, okulun imkanları, Tandır İlköğretim Okulu resimleri (fotoğrafları), okuldaki öğretmen sayısı, öğrenci sayısı, Tandır İlköğretim Okulu öğrencilerinin futbol, basketbol, voleybol v.s. spor dallarındaki başarıları, Tandır İlköğretim Okulu öğrencileri tarafından yapılan tiyatro, müzik ve resim gibi kültürel faaliyetler ile ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

    Bağlı olduğu kurum: Milli Eğitim Bakanlığı
    Bulunduğu Yer: GİRESUN / BULANCAK
    Adı: TANDIR İLKÖĞRETİM OKULU
    Adresi: TANDIR İLKOĞRETİM OKULUTANDIR KÖYÜ

    Telefon Numarası: 4543262004
    Faks Numarası: 4543262160


    Kaynak: www.webrehberi.biz
#20.08.2010 20:33 0 0 0
  • Aöf Sosyoloji Bölümü - Aöf Partiler ve Parti Sistemine Ait Sınav Soruları - Partiler ve Parti Sistemi Soru ve Cevapları
    1. Aşağıdakilerden hangisi 1970 li yıllardaki Türk parti sisteminin özelliklerinden biri değildir?

    a. Partilerin aldıkları oylarda bir seçimden diğerine ani farklılıklar olması
    b. Partilerin oylarında belirgin parçalanmışlıklar olması
    c. Oy dağılımlarında bir seçime diğerine önemli farklılıkların olması
    d. Partiler arası ideolojik kutuplaşmaların olması
    e. Seçim sonuçlarını gösteren tablolarda homojen dağılımların gözlenmesi

    2. Aşağıdakilerden hangisi 1970 lerde Türk parti sistemindeki parçalanmışlığın sonuçlarından biri değildir?

    a. MSP ve MHP gibi iki ideolojik partinin büyümesi
    b. Siyasal İslamın güçlenmesi
    c. Aşırı milliyetçiliğin gelişmesi
    d. Siyasal partiler arası aşırı kutuplaşma
    e. Uzun ömürlü ve uyumlu hükümet dönemleri

    3. Aşağıdakilerden hangisi partilerin örgütsel zayıflığı ve parti ile özdeşleşme bağlarının güçsüzlüğünün nedenlerinden biri değildir?

    a. Artan ekonomik zorluklar
    b. Yükselen enflasyon göstergeleri
    c. Gelir dağılımındaki adaletsizliklerin artması
    d. Sosyal politikaların bozulması
    e. Seçmenlerin gelecek beklentilerinin yüksek olması

    4. Bir nesne, bir marka ya da bir örgütle ilgili bilgi, düşünce ve duyguların bütününün yapılandırılmasına ne ad verilir?

    a. imaj inşası
    b. Oligarşik baskı
    c. Hizipçilik
    d. Yarışmacılık
    e. Fraksiyonlaşma

    5. Aşağıdakilerden hangisi Refah Partisi’nin öne çıkardığı konulardan biri değildir?

    a. Sanayileşme
    b. Sosyal adalet
    c. Dürüst yönetim
    d. Laik kurumsallaşma
    e. Güçlü devlet

    6. Aşağıdakilerden hangisi Refah Partisi’nin kitle tabanını oluşturan gruplardan biri değildir?

    a. Küçük çiftçiler
    b. Mavi yakalı işçiler
    c. Küçük tüccar, esnaf ve zanaatkar
    d. Sanayi burjuvazisi
    e. Alt ve orta sınıflar

    7. Aşağıdakilerden hangisi 1970’ten sonra Türkiye’de siyasal partilerin ve parti sisteminde yaşanan kurumsal çöküşün nedenlerinden biri değildir?

    a. Partiler arası aşırı ideolojik kutuplaşma
    b. Seçimlerde görülen oynaklık
    c. Politik parçalanma
    d. Partilerin örgütsel zayıflığı
    e. Sosyal hakların azaltılması

    8. Türkiye’de parti sistemindeki parçalanmışlık, oynaklık ve ideolojik kutuplaşmanın en önemli nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    a. Siyasal partilerin sivil toplumda güçlü bir şekilde kökleşememesi
    b. Demokrasinin pekişmemiş olması
    c. Temel özgürlüklerin sınırlandırılması
    d. Yargı organlarının bağımsızlığının sağlanamaması
    e. Kamu kurumlarının idari özelliklerinin sınırlandırılması

    9. Aşağıdakilerden hangisi ANAP’ı destekleyen seçmen kitlesine ilişkin bir özellik değildir?

    a. Yukarıya doğru hareketli
    b. Girişimci zihniyetli
    c. Pragmatik
    d. Kentli
    e. Eşitlikçi

    10. CHP ile DSP arasındaki en önemli ideolojik farklılık aşağıdakilerden hangisidir?

    a. CHP ‘nin ekonomik programında devlete etkin bir rol verilirken DSP’nin devlet ve özel sektör tekelinin oluşumunu engellemek istemesi
    b. DSP’nin tek adama dayalı siyasetine karşın CHP’nin kadro partisi olması
    c. Küreselleşme hareketi karşısındaki farklı tutumları
    d. DSP’nin Köy-Kent projelerine CHP’nin olumsuz yaklaşımı
    e. Seçmen tabanlarının farklı yapıda olması

    CEVAPLAR

    1 2 3 4 5
    E E E A D

    6 7 8 9 10
    D E A E A




    alıntı
#20.08.2010 20:19 0 0 0
  • Aöf Sosyoloji Dersleri - Aöf Sosyoloji Bölümü Dersleri - Aöf Türk Siyasal Hayatı Konu Anlatımı
    Türkiye’deki parti sisteminin ana özelliklerinin neler olduğunu ve siyasal partilerin bu özelliklere göre nasıl bir siyasal yaşam içinde yer aldıklarını saptayabilmek.

    Türkiye’de partiler ve parti sistemi, 1970’dan beri parçalanmışlık yaşamaktadır. Bu süreç içinde partiler ideolojik kutuplaşma, seçimsel oynaklık, halk desteğinde görülen düşme ile uzun süredir bir kurumsal çöküş yaşamaktadır. 1946 ile 1960 arasında, Türk parti sistemi iki parti sistemi özelliklerini göstermekteydi; Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti. 1970’lerde ise Türk parti sisteminin ana özelliği oynaklık, parçalanmışlık ve ideolojik kutuplaşma olarak tanımlanabilir.

    2000’li yıllarda da Türk parti sistemi her zamanki olduğundan çok daha parçalanmış durumdadır. Ayrıca yüksek derecede bir oynaklık görülmektedir. Avrupa parti sistemleri ile kesin bir zıtlık olarak ortaya çıkan bu durum, Türkiye’deki siyasal partilerin sivil toplumda güçlü bir şekilde kökleşmediği gerçeğinden kaynaklanır. Ilımlı sağ ve merkez sol eğilimlerin giderek zayıflaması ise parti sistemi açısından bir diğer endişe verici değişimdir. Türk parti sisteminin 1970’lerdeki oynaklık, parçalanmışlık ve kutuplaşma hastalığı 2000’li yıllarda daha güçlü bir şekilde yeniden ortaya çıkmıştır.

    Partilerin örgütsel zayıflığı ve parti ile özdeşleşme bağlarının zayıflığı da parti sistemindeki bir hastalık olarak görülmektedir. 1970’lere göre tek dikkat çekici olumlu değişiklik, görünüşte demokrasiye daha güçlü elit ve halk bağlılığıdır.
    Türkiye’deki siyasal partilerin örgütsel özelliklerinin neler olduğunu ve toplumsal olarak hangi süreçleri harekete geçirdiğini açıklayabilmek.

    Türkiye’de çok partili siyasetin başlanmasından bu yana, siyasal partiler genel olarak, kadro ya da herkesi kucaklayan parti olarak tanımlanmıştır. Parti üyelikleri ise parti taraftarlığından pek farklı olmamıştır. Türkiye’deki parti sisteminin temel özelliğinden birisi merkez-çevre ayrılığıdır. Parti sistemini şekillendiren diğer önemli bir etken de gruplaşmaların birçok taşra toplumlarında ve küçük kasabalarda yaygın olmasıdır. Diğer bir konu da, RP kısmen hariç tutularak, siyasal partiler ve diğer sivil toplum kurumları arasındaki bağlantıların genel zayıflığıdır. Tarihsel olarak bütün siyasal partiler güçlü bir oligarşik eğilim göstermektedir. Bütün partilerin adayları parti liderleri tarafından güçlü bir şekilde kontrol edilen merkez yürütme kurulları yoluyla belirlenmektedir.

    Aday belirleme üzerindeki merkezi kontrol, oligarşik eğilimin hem nedeni hem de sonucudur. Günümüzdeki bütün partiler serbest Pazar ekonomisini ve üretim araçlarının özel mülkiyetini savundukları için ekonomik konularda sol – sağ ayırımı nispeten önemini kaybetti. Partiler, kendi duruşlarını gösteren konum sorunlarından daha çok temiz yönetim ve ekonomik refah gibi değer sorunları üzerinde yoğunlaşmaktalar. Çok partili siyasetin başlamasından beri, partiler yüksek derecede bir parti disiplini ile nitelendirilmektedir. Türkiye’deki partilerin çoğu kadro partilerinin ve herkesi kucaklayan partilerin bazı özelliklerini, kartel partilerinin özellikleriyle birleştirir.

    Türkiye’de siyasal islamın 1980’lerden itibaren yükselişinin nedenlerini ve Refah Partisi örneğinin özelliklerini belirleyebilmek.

    1980’lerden başlayarak Türk politikasındaki en önemli olaylardan biri, RP’nin temsil ettiği siyasal islam’ın yükselmiş olmasıdır. RP’nin ciddi olarak şeriata dayalı bir İslam devleti kurmaya niyetli mi olduğu yoksa, sosyal hayatın bazı alanlarında, belli, çoğu da sembolik değişimler ile mi yetineceği net değildir. RP dikkatli bir şekilde demokrasinin temel ilkelerine karşı çıkmaktan kaçınmış ve siyasal iktidara giden tek yolu seçimlerin oluşturduğunu söylemiştir.

    Ekonomi konusunda RP, kapitalizm ve sosyalizmde farklı bunlardan üstün üçüncü bir yol olarak gördükleri İslam ilhamlı adil düzeni önermektedir. 1970’lerden başlayarak RP’yi destekleyen sermaye kesiminin büyüyerek gelişmesi bu partiyi devletçi, korumacı konumdan serbest pazar ekonomisi ve Türkiye’nin küresel ekonomiyle entegrasyonu lehine olan görüşlere kaydırmıştır.

    Bulgular RP’nin söyleminin büyük ölçüde dini zemine dayandığını, seçmenlerinin neredeyse yarısının partiye ideolojik olmayan nedenlerden dolayı oy verdiğini ve partinin kentli yoksullar arasında güçlü kökleri olduğunu göstermektedir.



    alıntı
#20.08.2010 20:14 0 0 0
  • Aöf Sosyoloji Dersleri - Aöf Sösyoloji Bölümü - Anayasa Yapımı Siyaseti Konu anlatımı
    Farklı siyasi yapıya sahip ülkelerde demokrasinin pekişmesi açısından anayasaların ne şekilde hazırlandığını karşılaştırabilmek. Anayasa yapımı bir ülkede demokrasiye geçiş sürecinde, toplumun ve siyasal elitlerin desteğini alarak siyasal kurumları ortaya çıkarmak açısından mükemmel bir fırsattır. Anayasa yapım süreci sadece demokrasiye geçiş sürecini değil aynı zamanda demokrasinin pekişmesini de etkilemektedir. Oydaşmacı ya da ortaklıkçı tarz anayasa yapımı demokrasinin pekişmesi olanağını arttırır.
    Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasası olan 1924 Anayasasının ne şekilde gerçekleştirildiğini açıklayabilmek.

    Cumhuriyet Türkiyesi’nin ilk anayasası 1923’te seçilen Büyük Millet Meclisi tarafından gerçekleştirildi. 1924 Anayasası TBMM’nin devletin yüce organı olmasını devam ettirdi. Bu anayasanın en önemli eksikliği, seçilmiş çoğunluğun gücünü kontrol edebilecek etkili bir kontrol ve dengeleme sisteminin olmamasıydı. Tek partiden çok partili demokrasiye geçiş sürecinde anayasa açısından zorlayıcı hiçbir gerek hissedilmedi. 1924 Anayasası DP’nin iktidari süresince değişmeden kaldı. Bir anayasal kontrol ve dengeleme sisteminin olmaması da 1924 Anayasası’nın çökmesinin ana nedeni oldu.
    1961 Anayasasının 1960 darbesine bağlı olarak gerçekleştirilmesini, bu anayasanın belirleyici özelliklerini ve üzerinde yapılan değişiklikleri saptayabilmek.

    1960 askeri darbesi sonucunda oluşturulan Milli Birlik Komitesi yeni bir demokratik anayasa hazırladı. Kurucu Meclis tarafından hazırlanan 1961 Anayasası, devlet elitlerinin temel siyasal değerlerini ve çıkarlarını yaratmaktaydı. Bu anayasada temel özgürlükler büyük oranda genişletildi ve vatandaşlara geniş sosyal haklar sağlandı. Ayrıca seçilmiş organların gücünü sınırlandırmak amacıyla kontrol ve dengeleme sistemleri getirildi. 1961 Anayasasıyla birlikte idari mahkemeler güçlendirildi, yargının tam bağımsızlığı ve Yasama Meclisi içinde ikinci meclis yaratıldı. Diğer yandan, devlet memurlarının ve yargıların iş güvenliği iyileştirilirken, üniversiteler ve Radyo ve Televizyon Kurumu idari özerklik kapsamına alındı.

    12 Mart 1971 askeri muhtırasının ardından askerlerin perde arkasından destek verdikleri hükümetler 1971 ve 1973 yıllarında 1961 Anayasasında üç temel kategoride değişiklik yaptılar: (1) Mahkemelerin denetleme yetkisinin sınırlandırılması ile belirli özgürlüklerin kısıtlanması; (2) yürütmenin güçlendirilmesi, TBMM’nin yürütmeye kanun hükmünde kararname yapma yetkisinin verilmesi; (3) sivil idare mahkemelerinin ve Sayıştay denetiminin dışında tutarak, askerlerin kurumsal özerkliğini artırmak. 1961 Anayasasında yapılan bu değişiklikler siyasal partiler arasında bir tartışma ve görüş alış-verişinden uzak olarak çatışmacı bir yöntemle yapıldı.
    1982 Anayasının gerçekleştirilmesini, belirleyici özelliklerini ve dönemin siyası iktidarları tarafından hazırlanan değişiklik çalışmalarıyla gerçekleştirilen değişiklikleri saptayabilmek.

    12 Eylül 1980’de iktidarı ele alan Milli Güvenlik Konseyi otoritesi altında yapılan 1982 Anayasasının yapımı, geniş bir oybirliğiyle siyasal kurumlar oluşturma anlamında uzaktır. 1982 Anayasasını hazırlayan Kurucu Meclis, 1960-1961 Kurucu Meclisinden farklı dır. 1982 Anayasası, 1961 Anayasına göre milli iradeye, seçilmiş meclise, siyasal partilere, siyasetçilere, sendikalara ve sivil toplum örgütlerine daha az güvenmekteydi. Bu anayasa, güçlendirilmiş bir cumhurbaşkanı ve Milli Güvenlik Kurulu ile askerin siyasal sistemin nihai koruyucusu ve hakemi olmasını sağladı. 1982 Anayasasının idari sistemi en iyi şekilde parlâmenterizmin değiştirilmiş ya da zayışatılmış şekli olarak tanımlanabilir.

    1982 Anayasasının bütün siyasal partileri, sivil toplum kurumları dışlayarak yapılması ve hayli şüpheli bir referandum ile kabul edilmesi sürekli tartışma konusu olmuştur. 1982 yılından başlayarak bu anayasa üzerinde çeşitli değişiklikler yapıldı. Özellikle Haziran 1995 tarihinde 1982 Anayasası üzerinde önemli değişiklikler yapıldı. Ancak bu değişikler beklentilerin çok uzağında kalmasına rağmen yine de partiler arası işbirliğine bir örnek oluşturdu.

    Türkiye’deki anayasa yapım tarihine bakıldığında üç cumhuriyet anayasının hiç birisinin tartışmalar, pazarlıklar ve uzlaşmalar süreciyle ve toplumu geniş bir şekilde temsil eden bir Kurucu Meclis tarafından yapıldığı görülmektedir. Dolayısıyla da üç anayasanın hepside zayıf siyasal meşruluğa sahipti ve tam olarak pekişmiş demokratik rejim üretemedi.



    alıntı
#20.08.2010 20:07 0 0 0