Yorum Yok, Varsada En Güzel Yorumu Yürek verir, Yorumun Takdirinide Kalp Tasvip Eder. Böyle Mucize Bir Anlayışı Yüreklere Serptiğin için Sana Müteşekkürüm Güzel Arkadaşım...
Eğer&bir gün çevrendekiler
Paniğe kapılıpta birer birer
Seni suçladıklarında sen
Gene soğukkanlı kalabilirsen
Eğer&herkes senden
Şüphe ederken sen
Kendine güvenebilir
Ve öfkeni yenebilirsen
Eğer&bekleyebilir
Ve beklemekten yorulmazsan
Eğer&herkes yalan söylerken sen
Yalana sarılmazsan
Eğer&senden nefret edildiğinde sen
Nefrete kapılmazsan
Ve aynı zamanda
Mükemmel görünmeye
Bir bilge havasına bürünmeğe
Gayret etmezsen
Eğer&tutsak olmadan hayallerine
Hayal kurabilirsen
Felaket&.Yahut&Zafer
Bu iki hilekara da eğer
Aynı tebessümle bakabilirsen
Eğer&senin söylediğin bir hakikatin
Sahtekarlar elinde ahmak avlamak için
Bir tuzak halinde kullanıldığını görürde
Susabilirsen
Eğer&durup seyrederken ömre bedel Varlığını
Onun birdenbire yıkıldığını görürde sen
Yıkılmazsan
Ve baştan başlayarak
Yorgun argın ellerinle, aşınmış aletlerinle
Onu yeniden kurabilirsen
Eğer&bir ömür boyunca kazandığın
Herşeyi yığın yığın ortaya koyarak
Hayatının asıl kumarına girebilirsen
Ve de kaybettiğin zaman
Tek kelime konuşmadan
Yeniden yeni baştan
Kendini işine verebilirsen
Eğer&dermanı tükenmiş kalbine
Ve yorgun sinirlerine hükmederek bunları
Emirlerine baş eğdirebilirsen
Eğer&Bütün bunlardan sonra sana
&Dayan& diye seslenen
İradenden başka
Hiç bir şeyin kalmamışken
Ayakta durabilirsen
Eğer&Sefillerle gezeken kişiliğini
Ve krallarla dolaşırken halkla ilişiğini
Koruyabilirsen
Eğer&dostlarına hatta
Düşmanlarına karşı
Yücelterek barışı hiç kimseye
Kırılmazsan
Eğer&herkese ayrı ayrı değer
Verirde hiç birini diğer
İnsanlardan fazla önemsemezsen
Eğer& ihmali affedilmeyecek
Bir dakikanın
Altmış saniyesinin altmışını da
Teker teker iyi kullanabilirsen
Herşeyiyle birlikte dünyalar senin olur
Mutluluğu hep yanında bulursun
Hatta &
Adam olursun oğlum
Adam olursun
Belki Bir Teşekkür Az Gelir, Bir Dua Bir Emeğe Bedeldir. Bu Güzel Hayrından Dolayı Allah Gönlünden Geçeni vermesini Temin Ederim, Yüreğine Sağlık Güzel Dostum. Önem ve Saygılarımla. Mükemmel Olmuş...
EY GÖNÜL HAKK'A IBADET KIL MÜBAREK CUMA GÜNÜ
ZIKIR ILE KALBIN PASINI SIL MÜBAREK CUMA GÜNÜ
VER SALAVAT OL MUHAMMED MUSTAFA'NIN ASKINA
NICE BIN KABE SEVABI BUL MÜBAREK CUMA GÜNÜ
ASIKI SADIK OLANI TERKI DÜNYADAIR ISI
MÜ'MIN OLDUR KI DÜNYADA RAST GELMEZ ISI
HAK BUYURMUS BANA LAYIK ISLER ISE BIR KISI
BIR SEVABI BIN YAZILIDIR OL MÜBAREK CUMA GÜNÜ
OKUNUR EZANLAR CEM OLUR BOYU GEDA
DINLENIR MINBERDE HUTBE EDERLER FARZI EDA
OLSA DAGLARCA GÜNAHI AFFEDER BARI HUDA
BIR KERRE ZIKREYLE SITIK ILE OL MÜBAREK CUMA GÜNÜ
DER ÖMER EL BAGLAYIP MIHRABA GECINCE IMAM
KUSATIR MELEKLER ANIN ETRAFINI BIT TEMAM
RAHMETIN DERYASINA GARK OLMAK ICIN HAZIRIM
ACILIR DERYAYI RAHMET OL MÜBAREK CUMA GÜNÜ
Cuma Namazı tek başına kılınmaz. Öğle vaktinde cemaatle kılınır.
Öğle ezânı okununca,
Hemen dört rek'at Cum'a namazının ilk sünneti kılınır.
Niyet ederken "Niyet ettim, Allah rızası için Cuma Namazının ilk sünnetini kılmaya" denilir.
Bu namaz aynı öğle namazının sünneti gibi kılınır. Yani bütün rekatlarda Fâtiha ve zamm-ı süre okunur.
İlk oturuşta sadece Etteahiyyatü okunur. Son oturuşta "Etteahiyyatü, Allahumma Salli, Allahumme Barik, Rabbena duaları okunur.
Sonra, câmi' içinde, ikinci ezân okunur.
Sonra, İmam hutbe okumak için minbere çıkar. Hutbe okunur.
Hutbe okunurken cemâ'atin namaz kılması ve konuşması harâm olur. Hatîb efendi duâ ederken, cemâ'at sesli âmîn demez. İçinden sessiz denir. Namaz kılarken yapması harâm olan her şey, hutbe dinlerken de harâmdır. Hutbe okunup bittikten sonra müezzin kamet getirir.
Sonra, cemâ'at ile iki rek'at Cum'a namazının farzı kılınır. Bu namaz aynı sabah namazının farzı gibi kılınır. Niyet ederken şöyle denilir: "Niyet ettim, Allah rızası için Cuma namazının farzını kılmaya, uydum hazır olan imama""
Sonra, dört rek'at son sünneti, Niyeti şöyledir: "Niyet ettim Allah rızası için Cuma namazının son sünnetini kılmaya". Bu sünnetde aynı ilk sünnet gibi kılınır.
Böylece esas itibariyle Cuma namazı farzı ve sünnetleriyle birlikte kılınmış olur.
Son sünnetin ardından zuhr-i ahir, niyetiyle dört rekat daha namaz kılınmaktadır. Niyet edilirken şöyle denilir: "Niyet ettim edâsı üzerime olup da henüz üzerimden sâkıt olmayan en son öğle namazının farzına.
Bu şekilde niyet edilirse, eğer o günün cuma namazı şartlarında bir noksanlıktan dolayı kabul olunmamışsa, öğle namazı kılınış olur.; kabul olunmuşsa, en son kazaya kalmış öğle namazına sayılır.
Bundan sonra, iki rek'at vaktin sünneti kılınır. "Vaktin sünnetine" diye niyet edilir.
Cum'a sahîh olmadı ise, bu on rek'at, öğle namazı olur.
Bundan sonra, Âyet-el-kürsî ve tesbîhler okunup, duâ edilir.
Allah Kabul Etsin Güzel Dostlarım...
Çok Derin Bir Hikaye Gerçekten Farkında Olupta Gizliliklerin Dışa Vurumuyla Ortaya Konulan Vakaalar. Allah Böyle Fıtrata Sahipleri ve Biz Mazlum Kulları Islah Etsin, Bizi Sevdiği Kulları Arasına Alsın İnşallah, Büründüğümüz Kabuktan Başka Birşeyimiz Yoktur Aslında, Tek Yatırımımız İtibar, Tek Güvencemiz Ammellerimizin İyisi Olsa Gerek. Bu Güzel ve Harika Sunum için Yüreğine Sağlık Güzel Arkadaşım...
Hamd ve Sena İle...
Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)
Ey iman edenler, hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir. (2/254)
İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun. (3/175)
İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (4/45)
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır. (4/76)
Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (4/119)
İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir. (4/125)
Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır. (4/139)
Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır ve kendileri için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır. (4/173)
Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır. (5/5)
Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (5/51)
Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir. (5/55)
Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. (5/56)
Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. (5/57)
Onlardan çoğunun inkâra sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı ve onlar azabda ebedi kalacaklardır. (5/80)
Eğer Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan çoğu fasık olanlardır. (5/81)
Üzerinde Allah'ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısk'tır (yoldan çıkıştır). Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlarla itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz. (6/121)
Onların tümünü toplayacağı gün: "Ey cin topluluğu insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek). İnsanlardan onların dostları derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden yararlandı ve bizim için tesbit ettiğin süreye ulaştık." (Allah) Diyecek ki: "Allah'ın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin, hüküm ve hikmet sahibi olandır, bilendir. (6/128)
Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık. (7/27)
İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (8/73)
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır. (13/37)
İman etmiş kullarıma söyle: "Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler." (14/31)
Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi. (17/73)
İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (18/44)
Kör olana güçlük yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur; sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden) ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur. Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız. (24/61)
Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim." (25/28)
Ne de candan-yakın bir dost." (26/101)
Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar, dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak kalplerinizin kasıt gözeterek (taammüden) yaptıklarınızda vardır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (33/5)
Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitabında birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)
Onları, yaklaşmakta olan güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine getirebilir bir şefaatçi yoktur. (40/18)
İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (41/34)
Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. (43/36)
Muttakiler hariç olmak üzere, o gün, dostların kimi kimine düşmandır. (43/67)
O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez. (44/41)
Kafir olanlar, sizinle savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra, ne bir veli (koruyucu dost), ne bir yardımcı bulamazlardı. (48/22)
Artık bugün sizden herhangi bir fidye alınmaz ve inkâr edenlerden de.. Barınma yeriniz ateştir, sizin veliniz (size yaraşan dost) odur; o ne kötü bir gidiş yeridir. (57/15)
Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir. (60/9)
Bundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur." (69/35)
(Böyle bir günde) hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz. (70/10)
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (2/256)
Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir. (6/115)
"Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver." (26/84)
Doğru olanlara doğruluk (ve bağlılık)larını (Allah'ın) sorması için. Kafirlere ise acı bir azab hazırlamıştır. (33/8)
Çok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar. (54/55)Doğruluk Anlayış ve Düşünce Biçimine Göre İkiye Ayrılır. Doğruluk Doğruya (Hak'ka Giden Yoldur)Giden Yoldur. Doğruluk Dürüst Olmaktır...
Her insan vicdanen bilir ki, kendisinde iki ayrı hareket, iki ayrı fiil söz konusudur. Bir kısmı ihtiyarî, yani kendi isteğiyle, iradesiyle ortaya çıkıyor. Diğer kısmı ise ızdırarî; yani tamamen onun arzusu, iradesi dışında cereyan ediyor.
Meselâ; konuşması, susması, oturması, kalkması birinci gruba; kalbinin çarpması, boyunun uzaması, saçının ağarması da ikinci gruba giren fiillerden. O birinci grup işlerde, istemek bizden, yaratmak ise Allahtandır. Yâni, biz cüzi irademizle neyi tercih ediyor, neye karar veriyorsak Cenâb-ı Hak mutlak iradesiyle onu yaratıyor. İkinci tip fiillerde ise bizim irademizin söz hakkı yok. Dileyen de yaratan da Cenâb-ı Haktır. Biz bu ikinci gruba giren işlerden sorumlu değiliz. Yâni, âhirette boyumuzdan, rengimizden, ırkımızdan, cinsiyetimizden yahut dünyaya geldiğimiz asırdan sorguya çekilmeyeceğiz.
Aklını doğru çalıştıran bir insan, bu kâinattaki her sistemin ve insan bedenindeki her organın en güzel ve en faydalı şekilde tanzim edildiğini düşünmekle şu sonuca varıyor: O halde, ben görme, işitme sıfatlarım gibi, irade sıfatımı da bütün âlemlerin Rabbi olan Allahın razı olduğu biçimde kullanmalıyım. Ancak böylece, o sıfatın hakkını vermiş ve ondan en iyi şekilde faydalanmış olurum.
İradelerini, yine kendi iradeleriyle Allahın küllî iradesine tabi kılanlar sonsuz saadet menzili olan cennete gidiyorlar. Bu büyük sermayeyi nefisleri hesabına kullananlar ise ebedî azap menziline doğru yol alıyorlar.
Bu noktada, şöyle bir soru hatıra gelebilir: Biz İlâhî iradeyi nasıl bileceğiz ki, hareketlerimizi, davranışlarımızı ona uygun kılalım?
Allahın razı olduğu işler ve haller, peygamberler ve kitaplarla insanoğluna bildirilmiş. Ama, bu hususta bir zorlama da getirilmemiş. Yani, insan bu dünyaya kendi iradesi dışında getirildiği halde, ebedî yolculuğunda cennet ve cehennem şıklarından dilediğini tercih etmekte serbest bırakılmış.
İşte insan, cüzi iradesini yerinde kullanarak âhiret menzillerinden cenneti tercih edebiliyor. O saadet yurdunun yollarını Cenâb-ı Hak İlâhî iradesiyle çizmiş: İman edilecek ibadet yapılacak günahlardan sakınılacak istikametten sapılmayacak...
Ama, insanı bu iradeye uymakta zorlamamış. Nitekim, Kuran-ı Kerimde Dinde zorlama yoktur. buyurulması İlâhî iradenin bu noktadaki en açık ve net bir ifadesidir. O halde, insan kendi iradesini istikamet yolunda ve helâl dairesinde kullanırsa kazanacaktır. Aksi halde zararı çok büyük olur.
Değerli fikir ve değerlendirmeleriniz bekliyorum Güzel arkadaşlar...
Hayatta 3 Önemli ve Değerli Olgu vardır, Anlayış, Dostluk ve Bunların Armağanı Olan Güller. Güllerin Değeri Kıymeti Tomurcuğa verilen Önemden Geçer... Bu Paylaştığım Emek ve Zahmette Yürekten Geçer, Bu Güzelliklerin Geçtiği Yüreğe Dua ve Teşekkürlerimi Sunarım Değerli Arkadaşım...
Değerli Dostlarım! Bizler Burda Kişilerimi Tartışıyoruz Konularımı Tartışıyoruz Özen Gösterelim, Ölümler Farklı Olabilir, Rengi, Cinsi Yeri, Ancak; Mana Tektir Ebedi Hayatta... Ve Baktığımız Yön Aynı Gördüklerimiz Farklıdır. Konunun Yönünü Değiştirmeden Fikirleri Değil Olayları Tartışalım Lütfen...
Sanalda İnsanların Hamurları Aynı Gözüksede Reelde Fırınları Farklıdır...Unutmayalım.
Yürekleri Farklı Gözüksede Aynı Şey için Atan İki Güzel Yüreğe Emek ve Dayanışmaları için, Ve Güçlü Anlayışları, Nazik Anlamlı Paylaşımları için Çok Teşekkür Ederim... İkinizde Bir Çift Yüreksiniz, Eksik Olmayasınız Değerli Dostlarım...
Dostlukların Deryaya, İnsanların İhyaya Ulaşması Dileğiyle, İslami Anlayış Ruhu İle Kavrulmuş İnançların Yüceliği Duygusuyla Bu Güzel ve Kıymetli Emeklerin İçin Allah Hayrından Razı Olsun Değerli Dostum... Değerli Sunumlarının Devamlılığı Dileğiyle...
Eyüp Yaman. Yüreğine Sağlık, Böyle Güzel Ve Anlamlı Bir Makaleyi Bizimle Paylaştığın İçin. Bu Güzel Paylaşımlarının Devamını Dilerim Değerli Arkadaşım...
Allah Hepimizden Razı Olsun Güzel Dostlarım. Dünya Deniz Olsada Anlayış Okyanustur. Tüm Değerli Dostların Anlayışına Teşekkür Ederim. İnsanlar Ve İnsanlık Sadece Güzellikler için Birer Sebeptir Hamd ve Sena ile...