Derideki yağ bezlerinin bozukluğu, miktarının fazlalığıyla meydana gelen cilt rahatsızlıklarından biri. Kıl diplerinin dışarıya açılış delikleri genişler ve buralarda, ifrazatın ve derinin üst kısımlarının döküntülerinin toplanmasıyla kirli kahverenkli, siyah tıkaçlar meydana gelir. Bunlar aslında yağ bezlerinin ağızlarını tıkayan kepek, kolestrol, yağ ve mikrobasillerden ibarettir.
Ergenlik sivilcelerinin, genellikle ergenlik çağlarında başlayıp, yaşlanma ile birlikte azalması, kadınlarda adet zamanlarında artması, östrojen tedavisiyle iyileşmesi, evlenince azalması, hastalığın bir hormon bozukluğu olabileceğini düşündürmüştür.
Baharatlı yemeklerle ve kabızlıkla artar, çikolota vb. yiyeceklerin tesiri olup olmadığı kesin belli değildir.
Tıkaçların tıkadığı yağ bezleri, ağızları altında dışarıya çıkamayan yağlar birikir. Altta yağ çoğaldıkça o bölge derisi düz ve beyaz bir şekilde kabarır. Zamanla biriken bu yağ, mikroplar tarafından yağ asitlerine yıkılır. Bu yağ asitleri kıl diplerindeki hücreleri tahrip ederek iltihabı bir olayı başlatır. Bu kabarıklıklar delinerek ve işe karışan mikropların etkisiyle kızarır, içi irin dolu küçük tepecikler teşekkül eder. İrinin dışarıya akıp, kabukların teşekkül etmesi veya derinlere giderek ağrılı bölgeler meydana getirmesi de görülür. Bütün bu belirtiler ilerleyerek çok ızdıraplı görüntülere sebep olabilir.
Tedavi: El ile yüzdeki sivilcieleri sıkmaktan kesinlikle kaçınmalıdır. Çünkü yukarıda anlatıldığı gibi, iyileşmesine değil, ileri safhalara gitmesine sebep olur. Enfeksiyonu yayarak durumu daha da kötüleştirir. Bilhassa yüzdeki sivilcelerin sıkılması mikropların beyne taşınmasına sebep olabilir.
Haftada bir defa sabunlu banyo yapılmalı, kükürtlü, zeytinyağlı sabunlar tercih edilmelidir. Yağlı yiyeceklerden perhiz etmenin sivilcelerin iyileşmesine fazla etkisi olmadığı söylenmektedir.
İlaç olarak %5-10 kükürt ihtiva eden merhemler, salisilik asitli losyonlar, ritenoik asitli pomadlar, haricen kullanılan faydalı ilaçlardır. Ayrıca ağızdan antibiyotik olarak tetrasitlin kullanmak faydalıdır.
Çünkü yaratılış gayemiz bunu gerektirir. Müslümanlar dünyada iki sebepten dolayı yaşar:
1. Allah'a ibadet etmek, Zariyat suresi 56. ayetin gereği olarak. '
2. Allah'a halifelik yapmak. Bakara suresi 30. ayetinin gereği olarak.
Bu iki sebep, dünyayı müslümana ibadethane olarak yapmıştır. Yani tüm kainat bir ibadethanedir. Rabbimiz kurtuluşu Kur'an'ın yaşanmasına, Resulünün örnek alınmasına bağlamıştır. Kur'an'ın yaşanmasını duvarlarla sınırlandırılmış camilerde yaşamak mümkün değildir. Belki camiler ibadet hayatimizin bir nevi sıçrama tahtası, gerilen yay, yakıt ikmal deposudur.
Eğer müslümanlar ibadethanelerini dünya olarak değil de, cami olarak arılarlarsa, bizim dünyada ve ahirette yerimiz olmaz. Çünkü dünyayı kaybedenlerin ahireti kazanmaları çok zordur.
Doğduğu ve ömrünün 50 senesini yaşadığı Mekke'den hicrete zorlanan sevgili Resulümüz, Medine'de otoriteyi ele alınca tarihi açıklamayı yapmıştır. "Bundan böyle Arabistanda iki din yoktur. Tek din vardır. O da İslamdır."
Allah'a kulluk, Allah'ın buyruklarını tekrarlamak değil söylediklerini yapmaktır:
Rabbimiz "Ebu Leheb'in eli kurusun" demiş, bizler tekrarlamışız.
Rabbimiz "Nefsinizi ve ehlinizi ateşten koruyun" buyurmuş, emri tekrarlamıştır.
Rabbimiz: "Allah'ın hükmüyle hükmedin "demiş, biz talimatı tekrarlamışız.
Rabbimiz: "Bazınız, bazınıza gıybet etmesin "emrini vermiş, biz sadece bu emri dinlemiş, ve başımıza koyup öpmüşüz.
Niçin? Çünkü küçüklüğümüzden beri bizlere klişe haline getirilmiş ayetler okunmuş ve bunun da gerçek manası öğretilmemiştir:
"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım". Kabul ettik. İşittik ve itaat ettik. Ya diğeri? Yaratılışımızın ana sebeplerinden biri olan ya diğer ayet:
"Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım." (Bakara suresi: 30)
Allah adına iş yapacak, Allah'ın dediklerini harfiyyen uygulayacak bir otoriteyi niçin ilgi alanımıza çekmemişiz? Allah'a olan ibadetimizin, bazılarının edasında, icrasında o otoritenin varlığı söz konusu ise, bazı farz amellerin işlenmesinde otoritenin ihyasının da farz olduğu bildirilmişse, bunu nereye koyacağız?
"İşte ahiret yurdu.
Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz.
(En güzel) akibet-Sonuç, müttakilerindir-Takva sahiplerinindir." (Kasas suresi: 83)
Eş seçimi, hayatımızın en önemli kararlarındandır. Gerek genç kızlar gerekse genç erkekler için durum aynıdır. Her iki taraf için önemli kıstas ise "dindarlık"olmalıdır. Çünkü evlilik ebedi hayat arkadaşlığıdır, sadece bu kısacık dünya hayatıyla sınırlı bir beraberlik değildir. Evliliğe bu sonsuzluk manasını kazandıran sır ise, imandır.
İşte bu sırrı kavrayan bir genç kız, evleneceği zaman, eşinden neler istemekte: "Her şeyden önce şunu söyleyeyim; benim sadece karnımı doyuran bir eş değil, devamlı bana destek olacak dava akadaşı, din sorumluluğunu bilen Müslüman bir eş istiyorum. Ben de koltuk ve avizelerin tozunu almakla ömür geçirecek süs gelini değil, davamın gelini olmak istiyorum.
Toplumumuzda boşanmalar yüzünden ne kadar mutsuz kadınlar olduğuna şahidim. Siz de vijdanlı bir Müslüman iseniz, şartlarımda en ufak bir tereddütünüz varsa, bu işe "hayır" cevabını verin. Çünkü, şimdi ufak bir tereddüt büyür.
Ben her şeyden evvel İslam'da ailelerin huzurunu sergilemek istiyorum. Toplumumuzda bugün, tam İslam ruhu ile geçinen eşler ne yazık ki çok az, benim yuvamın da bu az rakama, bir rakam daha eklemesini istemiyorum. Ne yeni bir giyecek için kavga ederim, ne de çorbanın tuzu az olmuş diyerek kavga edilmesin isterim. Benim kavgam; dinimi yanlış tanıtanlar, dinimizi kendi çıkarlarına alet edenlerdir. Eminim sizin ki de öyle. . . Allah razı olsun, İslam'ı yaşıyor ve yaşatmaya çalışıyorsunuz. Fakat sizin bu şekilde olmanız benim şartlarımı söylememem manasına gelmez. Şartlarım sıra ile şunlardır:
1. Bütün hal ve hareketlerimiz İslami olacak. Hayatımızı "şeytanın kanunlarına" göre, değil Allah'ın (cc) ahkamına göre düzenleyeceğiz. Allah (cc) Ku'an'da; "Kim İslam'dan başka bir din ararsa, ondan bu din asla kabul edilmeyecektir. O, ahirette enbüyük zarara uğrayanlardandır. " (Ali-İmran_85) Biz bunlardan olmayacağız.
2. Ben, eşya ve altın olarak size hiçbir şart koşmuyorum. Çünkü benim için paranın hiçbir önemi yok ama geçimimiz için, namerte muhtaç olmamamız için ekonomik kazancınızı helal yoldan elde etmelisiniz. Bunun az olması, enlüks eşyaları almamanız beni üzmez. Fakat siz de benden, her şeyini gösterişe dökmüş kızların götürdüğü çeyizi istemeyeceksiniz. Sizden odalar dolusu eşya istemem, size de odalar dolusu eşya getiremem. Zaruri olan eşyalarımı getiririm. Zira Allah Resulü dünya malına hiç önem vermemiştir. Bir hadisi şerifleri şöyledir: "Ashabtan Abdullah bin Mesud diyor ki; Resulullah'ın yanına girdiğimde bir hasır üzerinde durduğunu ve üzerine uzandığı için hasırın vücudunda iz bıraktığını gördüm. Bunun üzerine dedim ki; Ya Rasulullah! Sizi hasırdan koruması için bir yaygı, döşek getirsek olmaz mı? O da bana şöyle buyurdu; "Benim dünya ile ne ilgim var? Benim dünya ile aramdaki ilgi; bir süvarinin gelip, bir ağacın altında bir süre dinlendikten sonra, atına binip devam etmesidir. "Ve sonra şöyle dua etti; "Allah'ım Muhammed'in çoluk-çocuğunun yetecek kadar eyle" dedi.
3. Ben eşyaya hizmet için yaratılmadım, eşya bana hizmet etmelidir. O halde eşyam ihtiyaç kadar olmalı, israf yapılmamalıdır. Zihnimdeki ve tatbikat planımdaki en uygun dekor, Resulullah'ın evinin dekorudur. Allahu Teala bir ayetinde; "Dünya hayatı bir oyundan ve oyalanmadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise sakınacaklar için elbette daha hayırlıdır. Hala aklınız başınıza gelmeyecek mi?" (En'am-32) demiyor mu? Meşhurdur, Hz. Ali'ye dünya nedir? diye sormuşlar, demiş ki; " Sizi, Mevla'dan alıkoyan her şeydir. "
Bizim evliliğimiz de, bizi Mevla'dan uzaklaştırmaktan ziyade, Mevla'ya yaklaştırmalıdır.
Aynen şu şiirin mısralarında anlatıldığı gibi. . . .
Davayı kucaklayan körpe sarmaşıklarız,
Hak yoluna baş koyan divane aşıklarız.
Dizgin vurduk zamana, dursun çağın akışı,
Ayrı bir zevk bu aşkın, gönülleri yakışı. . .
4. İslam'a göre gelin olmak ve İslam'a uygun düğün yapmak istiyorum. Allah rızası ve Peygamber Sünneti için evlendiğimize göre en başta düğünümün ve gelinliğimin buna uymasını isterim.
5. İslam'dan taviz verirsem engellemenizi isterim. Onun için İslam'ı en iyi şekilde bilmeniz ve uygulamanız gerekir.
6. Evlendikten sonra da çalışmalarıma devam etmek isterim. Günde en az üç saat Ku'ran öğretip, vaaz vereceğim. Şimdi yapmaya çaliştığım tebliğ görevim, evlendikten sonra da devam etmeli. Allahu Teala, Ali-İmran suresnde mealen şöyle buyuruyor; "Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki; (onlar herkesi) hayra çağırsınlar. " Biz bu cemaatın insanı olmaya çalışmalıyız.
7. Eşimden hiçbir yere gitmem, eşimden de sadakat isterim. Gece 12'lere kadar kahvede, şurda-burda gezen bir eş düşünemiyorum. Siz öyle değilsinizdir de ben şartımı söylüyorum.
8. Hatamın bana söylenmesini isterim. Benim hatam olursa, ki mutlaka olur, önce bana bildirmenizi, benden önce bir başkasının duymasını istemem.
9. Eşit saygı isterim. Kendi aile efradınıza benim nasıl saygı göstermemi istiyorsanız, ben de sizden aynı saygıyı aileme göstermenizi isterim.
10. Beni evim bir ilim yuvası olmalıdır. Her akşam en az 1 saat fıkıh, tefsir ve dini kitaplardan ders yapmayı ve evde kim varsa onların da dersimize iştirak etmelerini sağlamanızı isterim.
11. Eşimin derdini benimle paylaşmasını isterim. Onun her zaman can yoldaşı, dert ortağı olmak isterim.
12. Sadece adelet isterim. Ne benim için aile efradını, ne de ailesi için benim tarafımı tutsun isterim. Haklı kimse doğru söylemesini isterim.
13. Elimden geleni en iyi şekilde yapmaya çalışırım. Yemeğimi, evimin işini elimden geldiğince yapmaya çalışacağım, bu arada yaptığım küçük hataların büyümemesini, hatamın İslam'a uygun şekilde söylenmesini isterim.
14. Helal-haram çizgisine dikkat edilsin isterim. Mahremimden başkasının yanına çıkıp oturmam. Aynı hassasiyeti eşimden de beklerim.
15. Kılık-kıyafette de İslam'a riayet edilsin isterim. Eşimin sakallı olmasını isterim.
16. Evimizin rızkını helal yoldan sağlamasını ister, bir sıkıntı ve darlık çekersek Allah için sabreder, bu konuda problem çıkarmam. Ama paramız varken de mağdur edilmek istemem, bu iyi niyetimin suistimal edilmesine müsaade etmem.
17. Saygım size bağlıdır. Namaz ve Allah'ın farz kıldığı emirlerden taviz verirseniz size olan saygım azalır. Saygın biri olmak istiyorsanız, buna dikkat etmelisiniz.
18. Hayatımı Allah'ın dinine adadım. Sizin de böyle biri olmanızı isterim. Bu uğurda uğrayacagımız hakaret, kötüleme, ayıplama, işkence, zulüm ve hatta cezaevi bile hadiselere sabretmeyi ve birbirimize sabrı tavsiye edip destekçi olmayı isterim.
Allah'ın Resulü'nün ve Ashabı'nın çektiği çileler malumdur. . . Bir örnek verecek olursak, "Sahabe artık zulüm ve işkenceden usanıyor ve Resulullah'a gelerek, müşriklere beddua etmesini istiyor. Resulullah;'Sizden önceki Müslümanların vücutları kemiklerine varıncaya kadar demir taraklarla taranarak elleri koparılırdı. Bu onları, dinlerinden vazgeçiremedi. Başları, saç ayrımından testere ile ikiye biçildi. Onlar yine dinlerinden vazgeçmediler. 'diyeonları teskin etti. İşte biz de birbirimize destek olacak, davamız için yapılan her türlü zulme beraber göğüs gereceğiz.
19. Bana eş olmanızdan ziyade, hocam olmanızı isterim. Birbirimizi tamamlamayı ve eksiksiz bir İslam yaşantısı sergilemeyi arzu ediyorum.
20. Her şeyin tatlılıkla olmasını isterim. Olayların büyütülüp dışa yansımasından ziyade, kendi içimizde anlaşma yoluyla halletmeliyiz.
21. Her şeyi Allah yoluna tercih etmeliyiz. İslami çalışmalarınız için, davamıza hizmet için. Allah yolunda yarışmak için, beni ve eğer olursa çocuklarımızı engel görmemenizi ister, bizleri Allah'a emanet ederek mücadeleye koşmanızı isterim.
Allahu Teala bir ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:<De ki:Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza gitmekte olan evler, size Allah'tan, O'nun peygamberinden ve onun yolundan(cihaddan)daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleye durun. Allah fasıklar güruhunu hidayete erdirmez. >(Tevbe-24). Bu ayetin muhatabı olmalıyız.
22. Mihir olarak ilmimi tamamlamama yardım etmenizi ve aldığım ilmi anlatmama izin vermenizi istiyorum. Bir de mümkünse, evlendikten sonra ilk hac zamanı hacca gitmeyi mihir olarak sizden talep ediyorum.
Evet benim isteklerim bu kadar. Ağır maddi şartlar ileri sürmeyip, sizi maddi problemkerle bunaltmadığı düşünüp, 'Bunlarda ne var canım, kolay! yaparız!'diyip de hafife almayın. Maddi taleplerde bulunmuyorum ama bu konudaki iyi niyetiminde suistimal edilmesini doğru bulmuyorum.
Maddi isteklerim yok, çünkü gün olup devran tersine dönebilir. Büyük sıkıntılarla alınan eşyaları bir gün satmak zorunda kalabiliriz. İflas edilebilir. Çok zenginken, fakir olunabilirİşte o günlerde, insanın maddi-manevi dünyasının karardığı zamanlarda dünyanın gerçek yüzünü ve mahiyetini bilen dindar ve bilgili eş imdada yetişir, beyine destek olur. Tabii benim destek olabilmem için beyimin de aynı şekilde benim bu şartlarım noktasında bana destek olması, bunları hafife almayıp gerçekleştirebilmek için mücadele etmesi ve bu sorumluluğu kaldırabilecek İslami ahlaka sahip olması gerekir.
Ve bence her şeyden önce, kurulacak yuvanın İslami yuva, İslami müessese olması gerekir. O yuvada İslami eğitim omalı ve o yuvada zamanın Firavun ve Nemrutlarına meydan okuyacak Musalar ve İbrahimler yetişmelidir.
İşte bu sebeplerden dolayı öne sürdüğüm bu şartlarım dikkatlice okunup, değerlendirilmeli ve en uygun cevap net olarak verilmelidir. "
Evliliğe sonsuzluk manasını kazandıran iman sırrına vakıf olmuş bu genç kız, bu şartları sunduğu gençle evlenir. Şu an çok mutlu ve istediği gibi bir yuva kurmanın huzurunu yaşamaktadır. Tüm genç kızlarımıza aynı mutluluk ve huzur dolu yuvalar temenni ediyoruz.
Zina, nikâhsız gayri meşrû yollarla erkek ve kadının cinsi münasebette bulunmalarıdır.
Zina, semavî ve ilâhî dinlerin hepsine haram kılınmış ve şiddetli ceza müeyyideleri konmuş ve icra edilmiştir.
Zinanın haramlığına sebep, nesep ve sülâlenin karışmayıp temiz ve muhafaza edilmesi gereken halin bulunması, neslin çoğalıp insanlığın cinayet ve felâketinin önlenmesi, aile mefhumunun göçmeyip muhafazası, ailevi irtibatın devam etmesi, çok çeşitli sâri hastalıkların yayılmaması, şehvetin tuğyan edip hayvânî yaşayıştan uzak olunması ve cemiyet ahlâkının yırtılıp yok olmaması gibi pek çok ferd ve içtimaî hakların ve hallerin muhafazası için zina haram kılınmıştır.
İslâm dîni, zinanın her çeşidini kesin ve katî hükümlerle haram kılmıştır.
Nitekim bir âyeti celilede şöyledir:
"Zinaya yaklaşmayın, çünkü o, şüphesiz bir hayasızlıktır ve kötü bir yoldur ı> (İsra Suresi, 32)
Diğer bir âyeti celile meâli :
"Kötülüklerini (zina ve benzerlerinin) açığına da gizlisine de yaklaşmayın." (En'am Suresi, 151)
"Muhakkak Allah (C.C.) Adem oğlunun üzerine zinâdan nasibini yazmıştır. Şüphesiz bu zinâya yetişicidir.
İşte gözlerin zinası, bakmaktır.
Kulakların zinası, kendi arzusu ile (Kadının sesini ve konuşmasını) işitmektir.
Dilin zinası; (Şehvet ve cima kelimelerini) konuşmaktır.
Elin zinası, (şehvetle) yapışmaktır. Ayağın zinası, (zina yoluna) yürümektir.
Kalb, (o fenalığı) arzu ve temenni eder. Fercde onu (zinayı) ya tasdik eder veya tekzib eder " (Buhari, Müslim) Binaenaleyh, bir kadın yabancı erkeğin veya yabancı erkek, kadının elini eline kendi arzusu ile dokundurur veya tutarsa (Doktorluk, ameliyat ve kırık sarma gibi zarûri haller müstesna) muhakkak surette zinanın başlangıcıdır.
Yine yabancı kadın ve erkeğin; göz göze, yüz yüze bakmaları, bedenin bedene, ayağın ayağa dokundurmaları, tokalaşmaları, şakalaşmaları ve emsâli şekiller, esas zinanın başlangıcıdır. Öyle ise, hiç bir kadın yabancı erkeğin elini tutamaz, öpemez, bir odada yalnız başına halvedde kalamaz ve "ahiret kardeşiyiz, okul ve vazife arkadaşıyız vesair..." Diyerek bu namussuzlukları yapamaz.
Yabancı erkek ve kadın, karışık vaziyette beraber oturamaz. Kalamaz, yapamaz, ve olamaz haramdır.
Hz. Rasûl'u Ekrem (S.A.V.) efendimiz şöyle buyuruyor:
"Her hangi bir kimse, yabancı bir kadının eline dokunmaya (Ebelik, ameliyat doktorluk, kırık sarma gibi zarurî) bir yol olmadığı halde dokundurursa o kimsenin eline kıyamet gününde ateş koru konur." (Fethulkadir Kitabul Kerahiye Bahsi)
İşte, bu hükümler gereğince insanoğlu nefsini zinanın her çeşidinden koruması ve karşılaşabileceği tehlikeli yola sapmaması için bütün imkânlara baş vurması lazımdır. Zira insanın insanlığı ve gerçek müslümanlığı beyaz baldırla paranın yanında belli olur. Para ve karı müslümanın doğru ve nâmuslu olup, olmadığının ölçüsünü bildiren mihenk taşıdır.
Şu halde insan, vücudunun her tarafında yerleştirilmiş hatta tırnaklarının ucuna kadar serilmiş olan nefsani ve cinsi arzunun tahakkuku için şehvanî tehlikelerin mevcudiyetini bilmelidir. Bulunduğumuz asırda sokaklarda ellerini birbirlerine kenetleştiren ve daha pek çok hayasızlık örneklerini işleyen erkek ve kadınların durumları ibret verici misallerdir.
İnsan neslinin yok olmasına, müslümanın dünyasının ve ahiretinin harap olmasına sebep olan insanlığın yüz karası zinanın fenalık ve felaketi beyan eden bir kaç şer`i hüküm okuyalım :
"Bir memlekette, zina ve faiz zuhur ederse, o memleket halkı mutlâka kendi nefislerine Allah (C.C.)' ın azabını helal kılmıştır." (Hakim, Tabarani)
Hz. Huzeyfe (R.A.) den rivayet olunan diğer bir hadis-i şerif meali şöyledir :
"Ey insanlar Topluluğu: Zinadan kaçınız. Zira zinada altı (kötü) haslet vardır. (Bunların) üçü dünyada, üçü de ahirettedir.
- Dünyadaki üç (kötü) haslet insanın şeref ve haysiyetini giderir, fakirliğini sağlar ve ömrünü kısaltır.
- Ahiretteki üç (kötü) haslet ise; Allah (C.C.)' ın gazabına uğratır. Hesabı kötü olur ve Cehennem azabına müstahak kılar."
Diğer hadis,i şerif meâli :
"Bir kavmin içinde zina zuhur eder (Çoğalır ve taammüm eder) se, yağmur kıtlığı ve çeşitli felaketlerin istilasından başka bir şeyle cezalandırı1lmazlar. (Ancak bu felaketlere cezalanırlar)." (Ahmet bin Hanbel)
Zinanın çeşitli hükümlerini ve cezai Müeyyidelerin geniş şekilde beyanı "İzahlı Mültekâ Tercümesi" adlı eserlerimizin ikinci cildinin "Hadler Cezalar bahsin" de izah edilmiştir.
Şu halde, ey su felaketine uğrayanlar, ey kar ve yağmur bereketini beklerken bunların afet halinde gelmesine uğrayanlar, ey zelzele felâketine uğrayanlar, ey Rüzgar ve dolu afetlerine uğrayanlar ve ey akla hayâle gelmedik çeşitli felaketlere uğrayanlar ve top yekûn ey milleti merhûme, ey gaflet ve dalâletler içinde yüzen ümmeti muhammed yukarıdaki beyan edilen hadis-i şerifleri iyi okuyalım ve dikkat edelim Zira memleketin batmasına ve milletin sefalet ve felaketine sebep, o memleket halkının kendilerinin kötü amelleridir.
Bilhassa zamanımızın en müzmin rezâlet ve kötülüklerinden, zina, faizcilik, içki, kumar, yalan, adam öldürmek, hırsızlık, ırz düşmanlığı etmek, ana ve babaya âsî olmak, iftira etmek, yalan söylemek, çıplak hâle gelmek, çıplaklığı savunmak, haramları helâl gibi işlemek, bî namazlık yapmak, zekat vermemek, hasetlik ve fesatlık yapmak ve daha pek çok haram ve kötülükleri işlemek nerede ise bir mârifet hâlini almıştır.
İşte, bu fenalıkları işleyen geçmiş milletlerin âkıbetleri Kur'an-ı Kerimde açık açık beyan edilmiştir. Fakat bir şey varsa kötülükleri işleyen milletlerin top yekun hepsi helâk olundu. Hatta nasihat ve uyarmada bulunmayıp veya nefret etmeyip beraber olanlarda helâk olmuşlardır. Biz ümmeti muhammette ise, top yekun milletin helâki olmayıp, bâzı kimseleri ve bâzı yerleri helâk edip, felâkete uğrama yan yerlerden ve kimselerden oranın ihtiyacını Hak Teâla karşılatacağını Peygamberimize (S.A.V.) bildirmiştir.
Artık bulunduğumuz asır ve memleketlerimiz felâketler ve musibetler diyarı haline gelmiştir. Ferdi ferdi, veya memleket memleket oluşunun hikmetlerini bilelim ve uyanalım! İsyanımızın cezasını çekiyoruz. Hak Tealâ muhafaza buyursun, daha beter felaketler olabilir. Öyle ya, zelzele 5, 7 saniye sürüyor. Allah (C.C.) muhafaza 60 saniye (bir dakika) veya iki dakika sürse ne olur? Ne olacak ne ev kalır ve ne insan, top yekun helak olur, biter..
Kur'an-ı Kerimden bir ayet meali;
"Onları (zalimleri) yapa geldiklerinin (kötülüklerinin) en kötüsü ile cezalandıracağız" (Nur Suresi, 2)
Evli olmayan bekarın zina cezası, yüz değnektir. evli olanların cezası ise, ölünceye kadar vurmak sûretiyle recim yapmaktır. Bu her iki cezâda bütün.halkın görebileceği sahrada yapılması lâzımdır. İlâhî hüküm meâli:
"Zina eden kadınla zinâ eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah'a (C.C.) ve âhiret gününe inanıyorsanız, bunlara Allâh'ın (C.C.) dinini (tatbik) hususunda, acıyacağınız tutmasın ve mü'minlerden bir zümrede bunların azabına (cezalarına) şâhid olsun (görsün). " (Fussilet Suresi, 27)
Zinayı kendi arzularıyla yapan kadınlara ve erkeklere şer'i ceza şöyledir.
Evli olan veya evlenmiş ve ayrılmış olan zeyd, evli olan hinde (kadına) zina etmek istediğinde Hind,itaat ederek kendini zeyde teslim edip zeyd de Hinde zina etse zeyd ve Hinde ne lazım olur ? Elcevap... Recim lazım olur.
İnsanların yaratılışında, birbirlerine karşı muhabbet ve cazibeleri çeşitli olması hasebiyle ve rûhan ülfet etmek hilkâtının da varlığı ile baba ve annelerin evlatlarına meyilleri, erkeğin kadına ve kadının da erkeğe meyli tabiîdir. '
Fakat, kadınların yaradılışında, ciltlerinin inceliği ve bedenlerinin yumuşaklığı gibi sebeplerle bir nevi mıknatıslık câzibesi vardır. Onun için erkeklerin kadınlara olan meyli ve alâkası hem nefsinin arzusu olan cima zevkinin bulunması ve hemde yaratılıştan kadınlarda ki mıknatıslık cazibesindendir.
Kadınla erkeğin birbirlerine karşı olan câzibelerinin sebeplerinden birisi de, Kimyada geçen eksi (-) Kutup artı (-f-) kutbu çekmesiyle ilgili şu kanunla îzâh edebiliriz:
"Zıd kutuplar birbirini çeker, aynı kutuplar birbirini iter."
"Kezâ, Benzinle ateş birbirine yaklaştırıldığında yangın meydana gelir"
Yâni kadın erkeğin cinsiyet ve şehvet itibariyle zıddı olduğundan kadın erkeği ve erkek kadını ve meylini, mehabetini çeker. Erkekler ve kadınlar ise, kendi cinslerinden olanlarâ karşı çekiciliği olmaz. Fakat her cins yine kendi cinsiyle alâkasını bırakmaz. Şehvani alaka değil insâni alâka devam eder.
"Ateş ile barut bir arada olmaz. Zira yangın çıkar."
"Kurt ile koyun bir arada yaşamaz."
Bu cümlelerin her biri, insan hayatında görülen ilâhi hilkatin tecellisidir.
Binaenaleyh yabancı kadınla erkeğin birbirine karşı olan nefsanî ve cinsi temayülü çok câzip ve tehlikeli durumlar meydana getirebilir.
Bu gerçekler karşısında "vay efendim benim âhiret kardeşim, okul arkadaşım, vazife arkadaşım, ahbap ve arkadaşımın hanımı, benim kalbim temizdir, kötülük aklımdan geçmez. 20. asrın modası ve medeniyet icabı, Protokol îcabı vesaire ." ile bir erkeğe, yabancı kadınların elini eline, yüzünü yüzüne, bedenini bedenine dokundurması hiç bir sûretle caiz ve helal olamaz.
Hiç kurt, eline avı geçince onu bırakır mı ve ateşle barut beraber olunca yanmaz mı?
Erkek ve kadının, her çeşit imkanlarla ve azalarla cinsi arzûsunu temin etme ve giderme temayülü ve vücûdunun en ücra yerlerinde dahi mevcuttur. Bu nefsanî zevk ve câzibeler ilerde bahsedilecektir.
Kadınların, bedeniyle, sesiyle, yürüyüşüyle, hülasa her şeyi ile erkeklerin meylini ve cazibesini celbettiklerini beyan eden şer'i delillerden bir kaç tanesi şöyledir:
"(Ey Peygamberin hanımları, dolayısıyla ey müslüman kadınları!), Eğer (Allah (C.C.)'dan korkuyorsanız. (Size yabancı olan erkeklere) yumuşak söylemeyin, sonra kalbinde hastalık (Nifak ve fâcirlik) bulunanlar tamaha (arzu ve iştiyaka) düşerler, sözü mâruf şekilde (ve ağır başlı) söyleyin " (Ahzab Suresi, 39)
Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz mealen şöyle buyuruyor:
Muhakkak kadın, karşıdan geldiği vakit şeytan suretinde (erkeği kendisine çekecek şekilde) gelir, arkasına dönmüş şekilde gittiği vakitte şeytan suretinde gider. Binaenaleyh bir kadını görünce nefsiniz uyanırsa, hemen âilenize gelin. Zira o gördüğünüz kadında olanın aynısı sizin hanımınızda da vardır." (Müslim)
Yaratılış itibariyle kadınların erkekleri cazibe ile çekmeleri ve erkeklerin rahatı, huzuru, iştiyakı ve cinsî arzuların giderilme imkanları kadınlardan karşılandığından, kadınların beden ve derilerindeki hılkî cazibe şöyle beyan ediliyor :
"Size nefislerinizden, kendilerine ısınmanız için, zevceler (Kadınlar) yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve esirgeme yapması da onun ( Allah'ın C. C. ) ayetlerindendir. şüphesiz bunda fikrini çalıştıracak . bir kavm (cemaat) için elbette ibretler vardır." (Rum Suresi, 21)
"Onlar (Kadınlar), sizin için, siz de onlar için birer , libassınız (Elbise ve örtüsünüz)" (Bakara Suresi, 187)
Yukarıdaki ayeti celilelerden anlamış oluyoruz ki, kadınlar erkeklerin insanî, cinsi ve şehevanî arzularını kârşılamada ve erkeklerde kadınların arzu ve ihtiyaçlarını karşılamada yegane meyil ve ihtiyaç merkezleridir.
Binaenaleyh beşerî haz ve arzûnun tahakkuku için her iki yaratık birbirine rûhen, cismen bağlıdırlar.
Kitabımız olan Kur'an'ı Kerimden bir de erkeklerin kadınları kendilerine celbedebileceklerini, vakî olmuş hakikatle izah edelim.
Hz. Yusuf (A.S.) ile Zeliha hanımın arasında geçen kıssa Kur'an'ı Kerimde uzunca beyan edilmektedir. Hz. Yusuf'un (A.S.) mübarek güzelliği Zeliha hanımın kendisine musallat olması ve iftiraya kadar giden bir mesele haline varmasıdır.
Zeliha hanımın, bu hareketini duyan Mısırlı diğer kadınlar da Zeliha hanımı itham etmişlerdir. Zira Hz. Yûsuf (A.S.) köle ve hizmetçi idi. Hizmetçiye âşık olmuş diye itham ediyorlardı.
Bu durumdan haberdar olan Zeliha hanım, kadınları dâvet etmişti ve Hz. Yusuf'u (A.S.) onlara hizmet etmesi için yanlarına göndermişti. Kıssanın gerçek şeklini Kur'an'ı Kerimden meâlen okuyalım:
"Onun (Yusuf A.S. mın) bulunduğu evde ki (Azizin evindeki kadın) onun nefsinden murat almak istedi (Cima etmesini istedi), kapıları sımsıkı kapadı ve: sana söylüyorum, beriye gel dedi. 0 (Yusuf A.S.) ise; Allah. (C.C.) a sığınırım doğrusu o (azizi Mısır) benim efendimdir. O, bana güzel bir mevki vermiştir. Hakîkat şudur ki, zâlimler asla felâh bulmaz, dedi.
- O (Kadın), and olsun ona niyeti kurmuştu. Eğer Rabbinin burhanını (Zinanın fenalığı hakkındaki ilâhi yasağı) görmemiş olsaydı (belki Yusuf A.S.)'da onu kast etmiş gitmişti. İşte biz ondan fenalığı ve fuhşu bertaraf edelim diye böyle (Burhan gönderdik), çünkü o, (Taat da) ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı.
- İkisi de (Yûsuf A.S. ve kadın) kapıya koştular. (Yûsuf A.S. kaçıp kurtulmak için, öbürü de onu bırakmamak için koştular; O (Kadın) bunun (Yûsuf A.S. ın) gömleğini arkasından boylu boyunca yırttı (ve bu suretle Yûsuf A.S. onun elinden kurtuldu) kapının yanında (Kadının) efendisine rast geldiler. (Kadın) dedi ki; Zevcene (Karına) kötülük etmek isteyenin cezası zindana atılmaktan, yahut elem verici bir azaptan (Çok şiddetli bir dayaktan) başka ne olabilir?
(Yusuf A.S.) O kendisi dedi, benim nefsimden murad almak istedi. Onun (Kadının) yakınlarından bir şahit de şahadet etti ki, eğer gömleği önünden yırtıldıysa (Kadın) doğru söylemiştir. Bu ise (Yusuf A.S.) yalancılardandır.
- (Yok) Eğer gömleği arkadan yırtıldı ise, (Kadın) yalan söylemiştim. Bu (Yusuf A.S.) ise, doğru söyleyicilerdendir.
- Vaktaki (Zevci, Yûsuf A.S.'nın gömleğinin) arkadan yırtılmış olduğunu gördü. Şüphesiz ki bu sizin (Siz kadınların) fendinizde (hilenizden) dir çünkü sizin fendiniz büyüktür, dedi,
- (Ey) Yusuf (A.S.) sen bundan (bu meseleyi söylemekten) vaz geç. (Ey kadın) sende günahına istiğfar et. çünkü sen cidden günahkârlardan oldun.
- Şehirde ki birkısım kadınlar; Azizin karısı, delikanlısının nefsinden murad almak istiyormuş. Sevgi, yüreğinin zarına işlemiş. Görüyoruz ki o, muhakkak apaçık bir sapıklıktadır, dedi (ler).
- Vaktaki (Zeliha hanım), gizliden gizliye (çünkü açıktan söylemekten korkuyorlardı), Yaptıkları dedikoduları işitti. Kendilerine (Dâvetçi) yolladı, onlar için rahatça yaslanacak bir yer (bir sofra) hazırladı. Onlardan her birine (etleri, meyveleri kesmek için) birer bıçak verdi. (Yusuf A.S.'a) çık karşılarına dedi; şimdi onlar bunu görünce kendisini (Yusuf A. 5.'ı) büyük bir varlık olarak tanıdılar.
- (Hayranlıklarından) ellerini kestiler ve dediler; Allah (C.C.)'ı tenzih ederiz. Bu, bir beşer değildir. Bu çok şerefli bir melekten başkası değildir.
- (Kadın) dedi, işte beni kendisi hakkında ayıpladığınız şu gördüğünüz (Zât)'dır Andederim, onun nefsinden ben arzu ettim de o, nâmuskârlık gösterip ( reddetti) Yemin ederim, eğer o, kendisine emredeceğimi yapmazsa, herhalde zindana atılacak ve her halde zillete uğrayanlardan olacaktır.
- (Yusuf A.S.) dedi; Ey! Rabbim (C.C.) Zindan bana bunların dâvet edegeldikleri şey (i irtikab etmek) den daha sevgilidir. Eğer sen bunların tuzaklarını benden döndürmezsen (belki) onlara meyleder ve câhillerden olurum.
- Bunun üzerine Rabbi, onun duasını kabul etti de, onların tuzaklarını kendisinden savdı. çünkü o hakkıyla işitenin, her şeyi bilenin tâ kendisidir." (Yûsuf Süresi, 23, 34)
Yûsuf süresinde geçen bu hükümleri tekrar tekrar okuduğumuz zaman, erkekle kadın arasındaki câzibeli ve fitneci hâli anlamış oluruz.
Kâdın olsun, erkek olsun insanların yaratılışında nefsâni ve hayvani zevklerin ve her çeşit cinsî arzunun tahakkukunu sağlamak arzusu vardır.
Yukarıdaki uzun kıssadan anlıyoruz ki, mâsum ve mükerrem olan Hz. Yûsuf (A.S.)'a kadın âşık oluyor, onun kendisine yaklaşması hususunu temin edebilir miyim diye evvelâ nâzik sözlerle teklif ediyor, red cevabını alınca bu sefer tehdit ve tecavüz yolunu seçerek Hz. Yûsuf (A.S.)'ın üzerine atılıyor. Nihayet Hz. Yûsuf (A.S.) hakkın muhafazası ile nefsin tehlikesinden kurtuluyor.
Diğer kadınların da aynı hale düşmeleri ve onlarında Zelîhanın haklı olduğunu kabul edip aynı âkıbeti kendilerinde görmeleri de, ibret verici hallerdendir. Zira kadını görüp eline temas imkânı geçenlerin şaşırıvermeleri görülen çirkin hallerdendir. Kadının, erkeğe ve erkeğin kadına karşı karşılıklı alâka ve câzibenin sebeplerini ilerde daha uzun izah edeceğimizden bu kadar açıklama ile iktifa ediyoruz.
İşte bütün beşeri hallerin tezâhurundan anlıyoruz ki, erkeklerin kadınlara karşı arzu ve iştiyakları olduğu gibi, kadınlarda da ayni halin olduğu yaratılış kanunlarının icaplarındandır.
Cinsi arzunun tahakkuku ve yaşaması için, Hz. Allah (C.C.) âtamız olan ilk insan Adem S.A.)'ı yaratmış ve onun vücudundan kendisine eş olârâk Hz. Havva'yı yaratmıştır. İnsan neslinin çoğalması için Hz. Allah (C.C.) bu iki mümtaz varlıktan erkekler ve dişiler yaratmıştır.
Nikah hakkındaki ahkam-ı ilahiyyeyi beyan eden Ayetlerde küffar ile yuva kurmak ve günlük hayatta onlarla yakın yaşamak nehyolunmuşdur.
Mü'minler, mü'minlerle evlenirler. Ahlaksız kimseler ahlaksız kimselerle yahud müşriklerle evlenirler. "Habis kadınlar habis erkekler içindir, temiz kadınlar temiz erkekler içindir."
Allah Teala Buyuruyor:
"Ey mü'minler, müşrik kadınlarla, onlar Allah'a iman edinceye kadar evlenmeyin. Mü'mine bir cariye, müşrike bir kadından o müşrike hoşunuza gitse de elbette hayırlıdır. Müşrik erkeklere de onlar iman edinceye kadar mü'min kadınları nikahlamayın. Mü'min bir köle, bir müşrikden o müşrik sizin hoşunuza gitse de elbette hayırlıdır. Onlar sizi cehenneme çağırırlar. Allah ise yaptığı beyanatıyle cennete ve mağfirete çağırır. 0, insanlara Ayetlerini çok güzel açıklar. Umulur ki onlar bu Ayetleri iyice düşünüp öğüt alsınlar. (Bakara; 221)
Erkeklerin meşru surette kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler onlar üzerinde bir dereceye kadar maliktirler. Allah mutlak galiptir, gerçek hüküm ve hikmet s4hibidir." (Bakara; 228)
Nikah hakkındaki ahkam-ı ilahiyyeyi beyan eden bu Ayetlerde kuffar ile yuva kurmak ve günlük hayatta onlarla yakın yaşamak nehyolunmuşdur.
Mü'minler, mü'minlerle evlenirler. Ahlaksız kimseler ahlaksız kimselerle yahud müşriklerle evlenirler. "Habis kadınlar habis erkekler içindir, temiz kadınlar temiz erkekler içindir."
Hadis-i şeriflerde de şöyle buyuruluyor:
"Evlenin, çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin (çoğalmanız)la iftihar edeceğim." (Taberani)
"Ademoğlunun bahtiyarlığına medar olan şeyler üçtür; Ademoğlunun bahtsızlığına sebep olanlar da üçtür. Bahtiyarlığına sebep olanlar: iyi, mü'mine ve iffetli (saliha) bir zevce; iyi, sülületli ve sür'atli binek; geniş ve rahat evdir. Bahtsızlığına sebep olanlar da: Kötü, dar ve sıkıntılı ev; fena kadın, kötü binektir." (Ebü Davud)
Binek denilince üzerine binilen her türlü hayvan ve vasıtaya şamildir. Bir evin kötü, dar ve sıkıntılı olmadığı keyfiyeti şahısların halleriyle takdir edilmek lazımdır. Öyle dar evler vardır ki, bazı kimseler için geniş ve diğerleri için sıkıntılı sayılır.
"İnsanların en kötüsü ehli (Ailesi) üzerinde çok baskı yapandır." (Teberani)
Münavi diyor ki, Bu hadisin tamamı mealen şöyledir: Ashab dediler:
Ya Rasülallah! Kişi ehli üzerinde nasıl tazyik yapar?.
Buyurdu ki:
"- Adam evine girince karısı korkusundan titrer, evladı kaçar, evden çıkınca ise karısının yüzü güler; ailesi ferahlığa ve sevgiye kavuşur."
"Kadınların bereketçe en büyüğü yükü diğerlerinden daha hafif olandır." (Ahmed b. Hambel)
Gerek düğünlerde ve gerekse evlendikten sonra türlü türlü fuzuli masraf kapıları açan, bu yüzden hem kendi Ailesini hem de cemiyetini iktisaden yıpratan ve bu sebeple geçimsizliklere, ayrılıklara ve hattA boşanmalara sebep olan kadınlarımız eğer müslümanlıkta sadık iseler sevgili Peygamberimiz - Sallallahu aleyhi ve sellem'in bu mubarek hadisinden ibret almalıdırlar.
"Nikahın (evlenmenin) hayırlısı kolay ve külfetsiz) olanıdır.". (Ebü Davud)
"Allah, bir kimsenin kalbinde bir kızı veya kadını nikah ile istemek temsyülünü uyandırırsa onun o (kızı, yahud kadını) görmesinde bir beis yoktur." (İbni Mace)
Nikah ile istemek kaydı, şehvet şevkiyle bakmaya mani olduğu gibi "küfv"ü (dengi) olmayana bakmayı da men eder. Bu hadisin şerhlerinden anlaşıldığına göre nikah ile istenecek kız veya kadının yalnız yüzüne ve ellerine bakmakla iktifa edilir. Bu bakmayı bir kaç defa tekrarlamak da caizdir. "Sizden biriniz evlenme yemeğine (ziyAfetine) davet edilirse icabet etsin!" (Müslim)
Eğer şartlar mevcut ise icabet vaciptir. Şartlar (kısmen) şunlardır:
1- Davet eden de edilen de müslüman olmalı,
2- Davet yalnız zenginlere, sırf zengin oldukları için tahsis edilmemeli,
3- Eğer ziyafet verenin bütün akrabası, komşuları, kabilesi ve meslektaşları hep zengin insanlar ise icabet vaciptir.
4- Ziyafette haram olan şeyler bulunmamalı (içki v.s.)
Huzeyfe el-Yemânî RA buyurmuş ki:
"Rasûlüllah SAS'i göğsüme yaslandırttım." Artık bu nasıl bir yerde, kalabalık bir yerde mi, camide mi, ne şekilde olmuşsa; Rasûlüllah SAS'i kucakladığını mı söylemek istiyor. "Rasûlüllah'ı göğsüme yaslandırdım." diyor. Sarılmış olabilir.
O zaman buyurmuş ki Peygamber Efendimiz: (Men kàle lâ ilâhe illallàh) "Kim 'Lâilâhe illallah' derse... " Yâni, "Alemlerin Rabbi, yeri göğü, ins ü cinni, arşı ferşi, felekleri, melekleri yaratan Allah var; şerîki, nazîri yok. Bir tek, vâhid... Öyle oğul edinmiş değil, ortağı şeriki yok..." demek. (Hutime lehû bihâ) "Bu sözle hayatı mühürlenirse, ruhunu öyle teslim ederse, Lâ ilâhe illallah demişken o söz üzere ölürse; (dehalel-cenneh) cennete girer."
Büyük bir müjde... Elhamdü lillâh, her zaman söylüyorum: Lâ ilâhe illallah sözü çok önemli ve onun ifade ettiği anlam çok önemli... "Yeri göğü yaratan, ins ü cinni yaratan, alemlerin Rabbi Allah'ın bir olduğu, şerîki nazîri olmadığı... Vardır, birdir, şerîki nazîri yoktur. Her yerde hàzır ve nâzırdır. Gözler onu göremez ama, o gözleri de, gönülleri de, kafanın içini de, geçmişi de, geleceği de bilir; her şeyi bilir, her şeye kadirdir.
Batılılar felsefe kitaplarında aşkın varlık diyorlar, müteàlî demek yâni. İslâm'ın anlattığı o güzelim Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin, yüce Mevlâ'nın, müteàlî Mevlâ'nın varlığını, birliğini anlamak çok önemli...
Allah-u Teàlâ Hazretleri evlenmemiştir, hanım edinmemiştir; hanımla düğün, dernek, gerdek olup da oğul edinmemiştir. Bunların hepsi çok cahilce, çok yanlış ve Kur'an-ı Kerim'de beyan edildiğine göre, çok büyük zulüm olan, çok korkunç sözlerdir. Gerçeğe çok aykırıdır.
"Lâ ilâhe illallah" deyip de o söz ile ömrü mühürlenen, kapanan, biten cennete gider. Tamam, "Lâ ilâhe illallah" diyoruz, diyeceğiz; çoluk çocuğumuza da bu inancı öğreteceğiz ve çok önemli olduğunu da vurgulayacağız:
"--Aman evlâdım, aman yavrum; 'Lâ ilâhe illallah' çok önemlidir, Aman bu inançtan ayrılma!.. Aman misyonerlerin çalışmalarına, gazetelerin, radyoların, filimlerin, dergilerin yaldızlı, boyalı, aldatıcı neşriyatın aldatmalarına kanma, aman aldanma!.. Aman imandan ayrılma!.. Aman Lâ ilâhe illallah'ı, tevhidi, Allah'ın varlığı birliği inancını sımsıkı belle ve sımsıkı benimse!.."
Hazret-i Adem'den itibaren bütün peygamberler, Nuh AS, İbrâhim AS, Mûsâ AS, İsâ AS... hepsi "Lâ ilâhe illallah" demişlerdir ve onu öğretmişlerdir. Başka başka inançlar, insanların sonradan çıkartmalarıdır. Putlar ve put edindikleri, tapındıkları diğer aciz, bîçare, hiç değeri olmayan, gücü kuvveti olmayan yaratıklar şeytanın kandırmasıyla kendi akıllarından ortaya koydukları şeylerdir….
Çünkü dünya ve ahiret saadetinin kaynağı budur. Hem dünyadaki mutluluğun, hem ahiretteki ebedî saadetin kaynağı budur.
….
Aman 'Lâ ilâhe illallah' tevhid inancından ayrılma!.." diye vurgulayacaksınız, nakşedeceksiniz.
Gönüllere, zihinlere "Lâ ilâhe illallah"ı nakşedeceksiniz. Hem kendi gönlünüze, hem de çoluk çocuğunuzun, eğitimiyle sorumlu olduğunuz evlatlarınızın kafalarına, gönüllerine, kalblerine, göğüslerine "Lâ ilâhe illallah"ı yazacaksınız.
İkibin yılı, Tevhid Yılı... İkibin yılıyla başlayan 21. Yüzyıl, Tevhid Asrı... 21. Yüzyıl'la başlayan Üçüncü Bin, Üçüncü Milenyum dedikleri, dillerinden düşürmedikleri Elf-i Sâlis, Tevhid devresi olacaktır. Gerçekten öyle olacaktır. Temennî değil, kitapların yazdığına göre hakîkaten öyle olacaktır. Bütün bâtıl inançlar sonunda yok olacak, silinecek, bırakılacak ve "Lâ ilâhe illallah, muhammedür-rasûlüllah" hakîkatı bütün insanlar tarafından kabul edilecektir.
Bu yılla başlıyor bu devre... Onun için, bu Tevhid devresinde her muvahhid, yâni "Lâ ilâhe illallah"çı müslüman, üzerine düşen görevi yapmalı!.. Yazmalı, çizmeli, konuşmalı, çalışmalı, parasını Allah yoluna sarfetmeli!.. Bunu herkese öğretmeliyiz.
Huzeyfe RA, göğsüne Peygamber Efendimiz'i çekmiş, bağrına basmış da, Peygamber Efendimiz de ona bu müjdeli sözü buyurmuş:
"Lâ ilâhe illallah deyip de, ömrü bununla kapanan cennete girer." Çok güzel.. Allah bizi böyle "Lâ ilâhe illallah" deyip yaşayan, "Lâ ilâhe illallah" diye diye ruhunu teslim eden mü'min-i kâmil, muvahhid-i hakîkî müslümanlardan eylesin...
Kufru mucip olan cirkin sozleri okuyup bunlardan ders alarak agizlarimizi bu gibi fena olan seylerden koruyalim. Çünki, bu kufuri mucip sozler o kadar fena ki,evvela insani dinden çıkariyor.Sonra karisinin şer'an bos olmasina otamatik olarak sebeb oluyor, sonra da haci varsa o da iptal oluyor yani yok oluyor.Tabii buda cok aci ve cok yanlis bir harekettir.
Cenab-i Hakk cumlemizi bu kufru mucib olan , Hakktan uzaklaşmamiza sebeb olan ahlaksizlardan, çirkin ve fena olan buyuk küçük gunahlardan muhafaza buyursun .Amin
º"Eğer Allah cenneti bana verse; sensiz istemem" veya "falan adamla cennete girmem" yahut "Allah bana bu işten dolayı cennet verse istemiyorum" demek.
º Bir fakirin, "Allah falan kuluna şu kadar zenginlik veriyor; bana ise az veriyor. Böyle adalet olur mu?" demesi.
º "Allahım, bana ratmetini vermek hususunda cimrilik etme" demek.
º Herhangi bir şey için, "Allahın hiç işi kalmamış da bunun gibi şeyleri mi yaratıyor?" demek demek.
º Karısı veya başka birisi için, "Onun hakkından Allah bile gelmez, ben nasıl geleyim?" şeklinde sözcükler kullanmak.
º Hanımına, "Sen, bana Allah'tan daha sevgilisin" demek. Fakat bu sözü söyleyen, kendi şehvetini kasdetmişse kâfir olmaz.
º Allah'a mekan izafe etmek, "Allah yukarıdadır, aşağıdadır, ayakta duruyor, oturuyor" gibi sözler söylemek.
º "Allah'tan korkmaz mısın?" denilince; öfke ile, "Korkmuyorum" demek ve bu söz ile cidden Allah'tan korkmadığını kasdetmek.
º Hasta olmayan birisine "Seni Allah unuttu" demek.
º Gayr-i Müslimlerin azap göreceğini kabul etmemek.
º Abdestsiz olduğunu bilerek namaz kılmak.
º "Allah gelse seni benim elimden kurtaramaz" demek.
º Kendisine "namaz kıl" denilince; "sonuna kadar bu emri kim yapabilir?" veya "sabret; ramazan gelsin kılarız" yahut "namaz insana ne kazandırır?" demek.
º "Namaz ve helal olan şeyler, bana iyilik getirmiyor" veya "Ne için namaz kılacağım; malım yok, karım yok, çocuğum yok" yahut "namazı rafa koydum" demek.
º Kendine gel ilim meclisine gidelim diyen bir kimseye alay olsun diye "Alimler insanın karısını boş düşürür, kendisini de cehenneme
sokarlar; ben gitmem" diye cevap vermesi.
º Çeşitli musibetlere maruz kalmış birisinin, "Ey Allah!.. benim malımı, çocuğumu, sevdiğimi aldın. beni böyle yaptın; şimdi biz ne
yağacağız? Bize ne kaldı. Neden böyle yaptın?" demesi.
º Alacaklı olan kimse, "Borcunu ver. Ahirete kalmasın" dediğinde borçlunun. "Sen bana biraz daha ver de orada ben sana katkat
veririm" demesi.
º Güzel bir gayr-i müslim kızı görünce "keşke ben de onun dininde olsaydım da şu kızı alsaydım" diye temennide bulunmak.
º "Bu nasıl şeriatmış?" veya "ben talak, malak bilmem" demek.
º "Azrail (a.s.) falan kimsenin ruhunu almada yanlışlık yaptı" demek.
º Bir kimsenin, geçmişte yapmış olduğu bir iş için "Eğer bu işi ben yapmış isem kâfirim" demesi. Bu fert o işi yaptığını ve bu söz sebebiyle kâfir olacağını bildiğinden küfre razı olmuş olur. Küfre razı ise küfürdür.
º Ramazan ayı yaklaşırken, Ramazana kızarak veya onu değersiz göstererek, "ağır bir ay geldi" veya "belalı bir ay geldi" demek.
Sicak bir yaz günüydü.
Arabistan çöllerine günes bütün sicakligiyla vuruyordu.
Adeta insanin beynini kaynatiyordu.
Herkesin kösesine çekildigi, etrafin sessizlige büründügü bir anda, ezan vaktinin yaklastigini gören halife,
abdestini almis,agir agir camiye gidiyordu.
Bir çocugun, kendisini geçmek istercesine hizli adimlarla gittigini gördü. Küçücük çocugun bu telasi neydi?
Acele edisinin mutlaka bir sebebi vardi.
Acaba bir derdi mi vardi? Derdi varsa, derdine çare
bulmak halifenin göreviydi.
Nihayet halkin derdini dert eden halife sordu:
- "Yavrucugum nedir bu telâsin? Bir derdin mi var?
Niçin bu kadar hizli gidiyorsun?"
Çocuk halifeyi taniyamamisti.
- "Camiye gidiyorum amcacigim" diye cevap verdi.
Halife sasirdi. Çocuk henüz küçüktü. Ama sözleri
büyük adam sözleriydi. Biraz daha konusturmaya karar verdi:
- "Yavrucugum senin yasin daha küçük! namaz sana farz degildir.
Niçin bu kadar telaslaniyorsun ?"
Çocuk kinar gibi halifeye bakti:
- "Amca, amca! Bu isin büyügü küçügü olur mu?
Daha dün mahallemizde bir çocuk öldü.
Üstelik benden de küçüktü.
Ölüm denen gerçegin büyük küçük ayirdigi yok.
En iyisi her yasta buna hazir olmali.
Hem bu yasta namaza alismazsam, büyüyünce kilmak zor gelebilir."
Halifeyi derin bir düsünce daldi.
Gözlerinden yaslar bosanirken agzindan su cümleler döküldü:
"Ey rabbim! Ne akilli bir çocuktur bu çocuk!
Büyüklerde bulunmasi gereken ruhu tasiyor.!
Arkadan seslenene cevab vermeyesin. Zira hayvanlar ardından çağrılır. Onu kendine layık görmeyesin.
Konuşunca, çok yüksek seslenmeyesin. Muhatabın işiteceği kadar ve ağır söyleyesin.
Kendin için susmayı ve az hareketi âdet edesin. Böylece sabır ve sebatını herkes bilsin.
İnsanlar içerisinde Allah-û Teâlâ'yı çok an ki, O'nu senden öğrensinler.
Beş vakit namazın arkasından kendin için öyle vird kabul et ki, onda Kuran okuyup, zikr ile şükrünü yapasın.
Her ayda birkaç gün oruç tut.
Nefsini murakabe edip, ilmi muhafazaya alasın. Böylece amelinle iki dünyada menfaatlenesin. İnsanlarla olan işlerini o görsün.
Elinde bulunan dünya devletine ve bedenin sıhhatine itibar ve itimad etmeyesin. Böylece hepsinden sorguya çekildikte ümidsizliğe düşmeyesin.
Sultan seni kendi yakınlarından ederse de, sen bu yakınlığını insanlara duyurmayasın. Zira sultana yakınlığı izhar edince, insanların ihtiyac ve işlerinin yeri olursun. Hepsinin işlerini görmeyi boynuna alırsan, sultanın gözünden düşüp hakaret bulursun. Yapmazsan ayıblanır, insanları darıltmak sıkıntısında kalırsın.
Halkın hâtâsını örtüp, doğruluğuna uyasın.
Kötü bildiğin kimseyi, kötülüğü ile anmayıp bir iyiliğini bulup, onunla söyleyesin.
kötülüğü din hakkında ise, onu insanlara söyleyesin ve ona uymaktan onları koruyasın.
Hak Teâlâ bu din-i mübinin yardımcısıdır. O halde sen, makam sahiblerinin dininde gördüğün sakatlıkları bir kere söylersen Allah-û Teâlâ yardımcın olur. İnsanlar senden elbette çekinir. Ne kimse dinde bir bid'at çıkarabilir, ne de bozukluğu o halde kalır.
Sultanından ilme uymayan amel görürsen, ona saygılı tatlı dille söyleyesin. Çünkü onun eli, senin elinden kuvvetlidir.
Bir sözü bir kere demekle yetinesin. O makam sahibi, o bozukluğu gıyabında söylemekle senden çekinmediyse, yine işleyip terk etmediyse, sarayına gidip, yalnız olarak tatlı dille nasihat edesin. Bid'at sahibi ise, münazara ile Kitab ve sünnetten hatırına geleni söyleyesin. Kabul ederse ne âla, yoksa onu kızdırmaktan çekinesin. Sakın ölümü unutmayıp, Hak Teâlâ'dan üstadların için mağfiret ve rahmet dileyesin.
Kur'an-ı Kerim okumaya devam edip, kabir ziyaretlerine ve meşayıhı görmeye ve kıymetli yerlere çok gidesin.
Avamın sana arzettikleri enbiya ve salihleri, mescid, menzil ve mezarlar hakkında gördükleri rüyaları kabul edesin.
Küfr ve bid'at ehlinden bir kimse ile oturup konuşmayasın. Mümkünse dine davet edesin. Yoksa oyun meclislerine gitmeyesin.
Müezzin ezan okuyunca, hazır olasın. Böylece avamdan önce mescide gelesin.
Bir iş için seninle meşveret edene doğruyu söyleyesin. Seni Mevlâ'ya yakın eden işleri Ona gösteresin.
Benim bu vasiyyetlerimi can ile kabul kılasın. Bunlarla dünya ve ahiretinde fayda bulasın. Tevfik-i Hakk'ı refik bulasın.
Sakın bahil olma ki, halin kötü olur. Tamah ve yalan ehli olma ki, mürüvvetsiz kalmayasın.
Doğruyu yanlışa katma ki, ihanet görmeyesin.
Her işte mürüvveti gözetesin.
Sıkışık ve rahat zamanlarda beyaz elbise giyip, kalben kimseye muhtac olmadığını gösteresin.
Fakirsen kimseden bir şey istemeyesin.
Dünya ehline hırs ve rağbet etmeyesin. Himmetini yüksek yapıp, alçakta kalmayasın.
Yolda giderken sağına soluna bakmayıp, önüne toprağa bakasın.
Hamama giderken, hamam ücretini pazarlık etmeden insanlardan daha çok veresin. Hamam ehli arasında mürüvvetin zahir olup, onlardan tazim ve hürmet bulursun.
İlim sahibleri yanında alçak olan dünyayı aşağı tutasın. Hak Teâlâ'nın katında dünyadan yüksek olan devlete kavuşasın.
Dünya işleri için sadık bir vekil bulasın. İşlerini o görüp, sen ilim ve amele dönesin.
İlim ehlinden hüccet ve münazara bilmeyenlerle ve makam kazanmak için olan bahis ve konuşmalara katılmayasın. Zira onlar senden kaçınmayıp, seni mahcub etmeye çalışırlar. Senin haklı olduğunu bilseler de, aykırı giderler. Ayan ve ekâbir meclisine vardığında onlar seni yüksekte oturtmayınca, sen yukarda oturmayasın.
Bir cemaat içinde iken, onlar seni tazim ile ileri geçirip imam yapmayınca, önlerine geçmeyesin.
Fısk, çalgı, şarkı ve haram bulunan meclislere girmeyesin. Onlarla ortak olup, ihanet görmeyesin.
İlim meclisinde sakın kızmayasın.
Halka, inanılmamaya yakın olan hikâyeleri söylemeyesin.
İlim ehlinden biri için bir meclis kurmak istersen, eğer fıkıh meclisi ise, kendin gidersin, orada bildiğin gerçekleri takrir edersin. Böylece halk onu âlim sanıp, ona aldanmasınlar. Senin huzurunla şübhede kalmasınlar. Sözü fetvaya salih ise, onu ondan zikretmeli, yoksa senin huzurunda ders görmüş olmaması için kalkıp gidesin. Belki onun yanında talebenden birini bulundurup, sözünün durumunu, ilminin derecesini öğrenirsin.
Bidatle karışık zikr meclisine gitmeyesin.
Evlenme işlerini, cenaze, bayram namazlarını ve Cuma hutbesini üzerine almayasın.
Bu nasihatimizi, bizden can-ü gönülden kabul edesin. Zira bunu senin ve herkesin iyiliği için vasiyyet eyledim. Bu yolda gidesin ve halkı da Hak yola getiresin.
Ogullarim!
Allah'a, O'nun huzurunda veya huzuru disinda baglilik ve hasyetten ayrilmayin!
Ahirete yaklasma ve dünyadan uzaklasma duygusunu kaybetmeyin!
Dünya kayiplarindan kedere düsmeyin ve daima hayr islemeye bakin!
Zalime düsmanlik ve mazluma dostluk gösterin!
Öfke ve yumusaklik halinizde daima hakk kelimesi üzerinde olun!
Genislik ve darlikta dogru yoldan sapmayin!
Dost ve düsmaniniza adaletle muamele edin!
Sevinçli ve gamli anlarinizda iyi is ve ölçülere baglilik suurunu kaybetmeyin; ve siddette, mülayemette, sevinçte kederde Allah'tan razi olun!
Ogullarim!
Bir is ki disi serli ve kerih görünür, fakat sonu
cennettir; siz o fiili isleyin! Bir is ki disi güzel
ve cazibeli durur, fakat sonu cehennemdir; siz o
fiilden kaçinin! Cennet nimetinin asagisinda olan her
sey hakir ve kiymetsizdir. Ahiret azabinin asagisinda
olan her belâ ise afiyettir.
Ogullarim!
Bir insan kendi nefsinin ayibini görür ve bilirse baskasinin ayibini göremez ve ondan haberi olmaz.
Bir insan Allah'in takdir ve taksimine riza gösterirse, kayip ve eksikliklere esef etmez.
Bir insan nefs ve hirs kilicini çekip havale edecek olursa, akibet o kiliçla kendi maktul düser.
Mümin kardesi yuvarlansin diye kuyu kazan, akibet o kuyuya kendi düser.
Baskasinin yanlisini büyüten kimse, kendi hatasini unutur.
Bir kimse rey ve tedbirinde gurura kapilacak olursa, hata ve delalete sapmis olur.
Baskasinin rey ve fikrinden müstagni davrananlar, yani danismaya yanasmayanlar zillete düser.
Halka kibir gösterenler neticede hakir ve zelil olur.
Bir kimse, serseri ve ipsiz kisilerle düsüp kalkar ve kötülük yerlerine girip çikarsa istiraki olmasa bile itham altina girer.
Iyiler ve ilim sahipleriyle düsüp kalkanlarsa, yücelir ve saygi görür.
Mizah ve latifeye düskün olan hafife alinir.
Kendi fiilleri, sözleri ve amelleri ile magrur olan, nefsi tarafindan magdur olur.
Çok söz söyleyen çok hata eder. Hatasi çok olanda edep ve haya azalir. Edep ve hayasi az olanda
takva fakirlesir. Takvasi fakirlesenin ise kalbi ölür.
Ogullarim!
Edep mizandir. iyi ahlak en iyi arkadastir.
Afiyet on kisimdir ve bunun dokuz kismi, Allah'in zikri disinda sadece susmak, sükut etmektir.
Bir kismi ise sefihlerle düsüp kalkmayi birakmak...
Ogullarim!
Fakirligin süsü sabir, zenginligin de sükürdür
Islâm'dan üstün seref olamaz. Zühd ve takvadan üstün keramet olmadigi gibi...
Tövbe ve istigfardan yükseksefaatçi yoktur.
Vücut afiyetinden güzel elbise olmadigi gibi...
Hirs ve tamah, yorgunluk ve mesakkatin anahtaridir.
Bu ögütler, nefs tedbirinde, malda ve ahlakta, Kitap ve sünnete tam uygun birer ölçü belirtir.
Hz. Ali (R.A.) bu ögütleri verdikten iki gün sonra aldigi yara yüzünden ruhunu teslim etmis, cennet alemine kanat açmistir.
Nurlu kabirleri, ogullarinin emirleriyle gizlenmistir. Bu sebeple, nerede medfun bulunduklari, ihtilafli bir meseledir. Necef taraflarinda oldugu rivayeti vardir.
Esseyyid Abdulhakim Arvasi
[Rabita-i Serife, s. 94-96. (Editörü, Necip Fazil)]
Eger ben bugday agacinin meyvesinden yerken bu isin sonunu dusunseydim, basima gelenler gelmeyecekti...
4- Bir ise baslarken, iclerinde o ise ait bir endise ve isteksizlik duyuyorlarsa, tekrar dusunup, yeniden tetkik etsinler.
Sayet ben, bugday agacindan yiyecegim sirada, icimdeki endise ve isteksizlik uzerinde durup, kararimi yeniden gozden gecirseydim, sonunda bu pismanliga dusmeyecektim.
5- Dogruluk ve isabet derecesini kesin olarak bilmedikleri islerde de, istisare etsinler. Durustlugune inandiklari kimselerle yaptiklari istisare neticesindeki karara gore hareket etsinler.
Eger ben, meleklerle istisare edip, isimi onlarla muzakereden sonra karara baglasaydim, basima gelenleri haketmeyecek, musibetlere maruz kalmayacaktim.
Bu sozlerimi sen de kendi ogullarina ulastir ki, boylece babadan ogula, oguldan da toruna intikal ederek, dunya devam ettikce tesirini icra etsin!..
(Sabah 3 defa, "Eûzü billahis-semîil alîm-i mineşşeytânirracîm" dedikten sonra Besmele ile Haşr suresinin son üç ayetini okuyana, 70 bin melek, akşama kadar duâ eder. O gün ölürse şehit olur. Akşam okursa yine aynı şeylere kavuşur.) [Tirmizî]
(Şirkten korunmak için "Allahümme innî eûzübike min en-üşrike bike şey-en ve ene alemü ve estağfiruke li-mâ lâ a'lemü inneke ente allâmülguyûb" okuyun!) [İ. Ahmed]
(Sabah-akşam 7 defa "Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azîm" okuyanın dünya ve ahiret işine Allah kâfi gelir.) [Beyhekî]
"(Allahümme ma esbaha bî min ni'metin ev bi ehadin min halkıke, fe minke vahdeke lâ şerîke leke, felekel hamdü ve lekeşşükr" duâsını, gündüz okuyan o günün, akşam okuyan o gecenin şükrünü ifâ etmiş olur.) [Akşam "esbaha" yerine "emsâ" denir.]
(Sabah-akşam on defa, "Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ-şerîkeleh lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve alâ külli şeyin kadîr" okuyan kimse, kötülüklerden korunur.) [Nesâî]
(Bir kimse, sabah-akşam yüz defa "Sübhânallahi ve bihamdihi" derse, o gün ve o gece hiç kimse onun kadar sevap kazanamaz.) [Deylemî]
(Evden çıkarken "Bismillâhi, tevekkeltü alallahi, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah" diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.) [Tirmizî]
(Lâ havle... okumak, doksandokuz derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.) [Ebû Nuaym]
İmam-ı Rabbanî (ks) Hazretleri, din ve dünya zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah" okurdu. Okumaya başlarken ve okuyunca yüzer defa Salevat getirirdi. (Tefsir-i Mazherî)]
(Hergün yüz defa salevat getiren, münafıklıktan ve cehennem ateşinden uzaklaşır ve kıyamette şehitlerle beraber olur.) [Taberânî]
(Günde 25 defa "Allahümme bâriklî fil mevt ve fî mâ ba'delmevt" okuyan şehit olarak ölür.) (Redd-ül Muhtar)
(Gece Âmenerrasulüyü okuyana, her şey için yeterlidir. Bu iki ayeti yatsıdan sonra okuyana, geceyi ibadetle geçirmiş sevabı verilir.) [Şir'a]
(Tebârekeyi okumadan yatma! Kabir azabını def eder. Her gece Tebâreke okuyan, Kadr gecesini ihya etmiş gibi sevaba kavuşur.) [Eyoğul İlmihâli]
(Evden çıkarken Âyet-el kürsî okuyana, melekler, evine gelinceye kadar duâ eder.) [Eyoğul İlmihâli]
İstiğfâra devam etmek
(İstiğfâra devam eden kimse, her sıkıntıdan kurtulur, ummadığı yerden rızıklanır.) [İbni Mâce]
[İstiğfâr olarak "Estağfirullah el azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûm ve etûbü ileyh" okumalıdır.
(Günde yüz kere "Lâ ilâhe illallah" diyen kimsenin, kıyamet gününde yüzü ay gibi parlar.) [Taberânî]
(Bir yere gelen, "Eûzü bikelimâtillahittammâti min şerri ma haleka" okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez.) [Müslim]
(Sıkıntılı veya borçlu, bin kerre "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm" derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.) [Şir'a]
Seyyid Abdülhakim Efendi (ks) Hazretleri buyuruyor ki:
"Yatağa abdestli gir, Eûzü Besmele çek, sağ yanın üzerine kıbleye karşı yat, sağ avucunu sağ yanağının altına koy, Ayet-el-kürsî, 3 İhlas, bir Fatiha ve birer defa iki kul e'uzüden sonra 3 defa "Estağfirullah el-azîm ellezî lâ ilâhe illâhu" oku, sonuncusuna "el-hayyel kayyûme ve etûbü ileyh" ekle.
On defa da, "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah" oku, sonuncusuna "-hil aliyyil azîm ellezîlâ ilâhe illâhu" ilave et! (Ey Oğul İlmihali)
Uykudan uyanınca, "Allahümmağfirlî" demek çok sevaptır.
Yatağa girince 3 defa "Estağfirullah el azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüvel hayyel kayyûm ve etûbü ileyh okuyan kimsenin günahları, deniz köpüğü kadar pek çok olsa da, affolur. [Tirmizî]
Her gece yatarken yüz defa, "Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber" okuyan kimse, kendini hesaba çekmiş sayılır.
Allahu Tealâ'nın kullarına son derece merhametli ve şefkatli olduğunu biliyoruz.
Hz. Peygamber A.S'ın ifadeleriyle, "bir annenin kucağındaki bebeğine şefkatinden daha şefkatli."
Böyleyken niçin kurallar koyuyor?
O kurallar bütünü içindeki yasaklarla insanları neden kısıtlıyor?
Yasakların amacı ne olabilir?
"Yasak" her ne kadar olumsuz bir kavram ise de, dinimizdeki yasaklar olumlu sonuçlar elde etmek için konulmuştur.
Yasak olumsuz bir kavramdır dedik, çünkü ilk bakışta bütün yasaklar
hürriyet ve özgürlükleri kısıtlayan, insanoğlunun faaliyetlerini daraltan unsurlar gibi gözükür.
Zihnimizde uyandırdığı bu ilk çağrışımlara rağmen biliyoruz ki, yasaklar bir taraftandan da büyük felaketlerin, feci akibetlerin önlerine çekilen setler gibidir.
Bu nedenle hem eğitimde, hem de her türlü mevzuat ve yasal düzenlemelerde mutlaka yasaklar vardır.
Toplum ve kültürlere göre bu yasakların türü ve sınırları değişse de, neticede mutlaka vardır.
Yani yasaksız bir dünya hayali sadece bir ütopyadır.
İslâmın koyduğu yasaklara gelince; insanoğlu bu ilâhî engeller sayesinde
aslî yaradılış gayesinden uzaklaşmaz, tehlikeli ve sonu olmayan çıkmazlara düşmekten kurtulur.
Böylece hem dünya hayatı hem de ebedi hayatı bir huzur ve mutluluk iklimine dönüşür.
Dinimiz fert ve toplumu muhafaza edebilmek, huzur ve mutluluğa ulaştırabilmek için beş ana unsuru korumayı prensip edinmiştir.
Dinimizde yasak olarak sunulan her şeyin bu beş unsuru koruma amacı ile muhakkak ilgisi bulunur.
Bu beş unsur:
1- Din,
2- Can,
3- Akıl,
4- Nesil,
5- Maldır.
Bu beş unsuru korumak için konulan yasakları örnekleyelim.
Dini muhafaza için konulan yasaklar:
Hz. Muhammed A.S.'ın peygamber olmasından sonra Allah katında geçerli tek din "İslâm"dır.
Allah'ın dininin öğrettiği ve insanı sorumlu tuttuğu arı-duru imanı yok edecek veya bozacak durumlar yasaklanmıştır.
Bunlar küfür, şirk ve nifak'tır.
Küfür: Allahın varlığını ve birliğini, Hz. Muhammed A.S.'ın Allah katından getirdiği kesin olarak bilinen şeyleri inkâr etmektir.
Kur'an-ı Kerim'de ve Hz. Peygamber A.S.'ın sahih sünnetinde bildirilen iman esaslarından sadece birini bile reddetmek, inanmamak küfürdür.
Başlangıçtan bugüne İslâm alimleri bu iman esaslarının neler olduğunu ayrıntılı olarak izah etmişlerdir.
Bu konuyu izah eden kitaplara akaid kitapları denir.
Şirk: Rab olarak Allah'ı tanıdığı halde, O'na ibadet ve taatte ortak koşma durumudur.
Bu da hıristiyanlardaki üç baba-oğul-kutsal ruh inancı veya müşriklerdeki putçuluk şekillerinde olabildiği gibi, kimi zaman insanları ilâh gibi görerek Allah'a ortak koşma şeklinde de olabilir.
Şirk konusu da akaid kitaplarında detaylı olarak anlatılır.
Nifak: İnanmadığı halde maddi çıkar veya prestij kazanma gibi çeşitli sebeplerle inanmış gibi görünme durumudur. Böyle insanlara münafık denir.
Münafık, imansızların yanında onlardanmış gibi, müminlerin yanında ise inanıyormuş gibi davranarak her iki tarafta birden gözükmeye çalışır. Müslümanları sevmez, onları aldatmaya, aralarını bozmaya ve inançlarını sarsmaya çalışır.
Bu üç durum bir müslümanın dinine kastedecek en tehlikeli hallerdir ve Allah tarafından yasaklanmıştır.
Her mümin bunlardan uzak durmaya çalışmalı ve dinini muhafaza etmelidir.
Canı muhafaza için konulan yasaklar:
İslâm, insanın yaşam hakkına ve can emniyetinin korunmasına büyük önem verir.
Bunun için cana zarar verebilecek her durum yasaklanmıştır.
Bu nedenle fıkıh kitaplarında izah edilen haram veya mekruhların önemli bir bölümü insan sağlığını korumaya yöneliktir.
Dinimizde can kutsaldır. Ona kıymak en büyük cinayettir. Kıyamet gününde en önce görülecek davalar öldürmekle ilgili olanlardır. Dinimiz savaş sırasında dahi çocuk ve kadınların öldürülmelerini yasaklamış, öldürmeyi ancak saldırganları bertaraf etmek veya şerlerinden kurtulmak için ancak savaş sırasında meşru kılmıştır.
Ayrıca sadece insanı değil, zarar vermeyen hayvanları öldürmek, canlı bir varlığı hedef yaparak atış yapmak dahi yasaktır. Müslüman boş yere hiçbir cana kıyamaz.
Aklı muhafaza için yasaklananlar:
İnsanı insan yapan unsurların en önemlilerinden biri akıldır. Akıl, Allah'ın insana verdiği kutsal bir cevherdir. Aklın sağlam ve sağlıklı olabilmesi için ona bozukluk ve zarar veren maddelerden korunması gerekir. Bu nedenle dinimiz, aklı düşünmekten, tedbir almaktan, doğru hareketten alıkoyan içkiyi yasaklamıştır.
Aynı şekilde geçici bir süreyle bile olsa aklın kontrolünü yok eden veya zayıflatan bütün uyuşturucu ve benzeri maddeleri de haram kılmıştır.
Nesli muhafaza için konulan yasaklar:
Nesil insanoğlunun devamlılığı için esas, her yeni nesil bir öncekinin vekilidir.
İslâm toplumunu devam ettirecek, Rabbi'ne ibadet ve taat edecek ahlâk ve irfan sahibi genç nesiller yetiştirilmesi esastır.
Bunun için dinimiz evliliği ve aile kurmayı teşvik etmiş; yaygınlaştığında aile kurumunu çürüten ve yok eden zinayı ise yasaklamıştır.
Zina, nesillerin aidiyetlerinin yok olmasına, ailelerin dağılmasına, akrabalık bağlarının kopmasına ve toplum ahlakının yok olmasına sebep olmakta, böylece toplum yapısının bozulması sonucunu doğurmaktadır.
Bu büyük etkisinden dolayı zinaya götüren ortam ve yollar da yasaktır.
Malı muhafaza için yasaklar:
Mal, insan hayatının devamını ve kalitesini etkileyen çok önemli bir unsurdur. Onsuz hayatı düşünmek neredeyse mümkün değildir. Bunun için dinimiz malı ve mülkiyet edinmeyi bozan unsurların önünü kesmeyi hedefler. Haksız kazanç yolları yasaktır.
Kumar, faiz, rüşvet, karaborsa, hırsızlık ve gaspın her türlüsü reddedilmiştir.
Kısaca açıkladığımız: dini, canı, aklı, nesli ve malı koruma prensipleri İslâm toplumunun direklerini oluşturur.
Dinimizin koyduğu bütün yasakların ve dolayısıyla günah kavramının, bu beş prensiple mutlaka bir ilgisi vardır.
Şunu rahatça söyleyebiliriz:
Allah'ın koyduğu bütün yasakların faydası ve menfaati mutlaka insana yöneliktir; mutlaka kulun yararınadır.
Yasaklar hayatı kısıtlamak için değil, yaşanılır kılmak içindir.
Hedefi insanın mutsuzluğu değil, mutluluğudur.
Bir hadis-i kudsîde Rabbimiz şöyle buyurur.
"Ey kullarım! Sizin hepinizin kalbi, içinizdeki en takva sahibi olanınızın kalbi gibi olsa, bu benim mülkümü arttırmaz.
Ey kullarım! Sizin hepinizin kalbi içinizdeki isyankâr olanınızın kalbi gibi olsa, bu da benim mülkünden bir şey eksiltmez.
Ey kullarım! Bütün bu yaptıklarınız sizin amellerinizdir. Ben onları sizin için saymaktayım. Sonra yaptıklarınızın karşılığını size tam olarak vereceğim. Kim benim katımda bir iyilik bulursa hamd etsin. Kim de iyilikten başkasını bulursa, ancak kendini ötülesin."(Müslim, Tirmizî)
Bizler bu dünyaya imtihan için geldik. Hepimizi ve her yaptığımızı gören ve işiten bir Rabbimiz var.
Bizim imanımızın, müslümanlığımızın, O'nun emirlerine boyun eğişimizin ve yasaklarından kaçınmamızın O'na kazandıracağı hiçbir şey yok.
Bütün ibadetler, bütün emredilenler ve bütün yasaklar hep bizim iyilik ve menfaatimiz için.
Bu yasaklamalar iki büyük kâra yönelik:
Biri dünya, diğeri ahiret hayatı.
Dünyadaki kâr, huzur ve saadetle geçecek bir hayat.
kardeştir uğrunda can vermeye değer
uzun kış geceleri eldeki resmine bakan gözler
aradığın canı yakında bumak istersin bazı an olur
xewv u kardeşim bu can her daim seni özler...