Halaskar

Halaskar

Üye
19.11.2005
Uzman Çavuş
5.566
Hakkında

  • Konu: ÖNEMLİ
    noimage

    Sahipsiz Vatanin Batmasi Haktir..!

    Sen sahip çikarsan Batmayacaktir.

    Bu gün basinda gösterilen,

    PKK'ya karsi TÜRK BAYRAGI açan TÜRK'ün yedigi dayagi hazmedemiyorsan,

    LÜTFEN!!! 3 SATIR DA OLSA BİR ŞEYLER YAZIN

    BEN HAZMEDEMİYORUM
#13.09.2005 15:59 1 0 0
#13.09.2005 09:44 0 0 0
  • HZ. SA'YA VE HZ. IRMIYA A.S.



    Insanlik tarihi, ayni zamanda peygamberler tarihidir. Çünkü Cenab-i Mevlâ her kavme bir hidayetçi gönderdigini buyuruyor. Bir rivayet, insanliga gönderilen peygamberlerin sayisini yüzyirmidörtbin olarak veriyor. Bunlarin sadece yirmibesinin ismi Kur'an'da zikredilir. Bu yazi dizimizde, ayetlerde ismi geçmeyen fakat kissalarina deginilen peygamberleri konu ediniyoruz.



    Peygamberler, Allahu Tealâ tarafindan, emir ve yasaklarini kullarina teblig etmek ve hidayet yolunu göstermek amaciyla gönderilen insanlardir. Onlar, Allahu Tealâ'nin seçilmis kullaridir. Bu, çalismakla veya çok ibadet etmekle elde edilecek bir derece degildir.



    "Andolsun ki, biz senden önce nice peygamberler gönderdik. Onlardan bir kismini sana anlattik, bir kismini da anlatmadik." (Mü'min, 78)



    "Her kavmin bir hidayet davetçisi vardir." (Ra'd, 7)



    "Her ümmetin bir peygamberi vardir" (Yunus, 47) gibi birçok ayet göz önünde bulunduruldugunda, insanlik tarihi boyunca kullarin hidayeti için gönderilen peygamberlerin sayisinin çoklugu anlasilabilir.



    Yüzyirmidörtbin ilâhi elçi



    Sahabeden Ebu Zerr el-Gifari r.a. söyle anlatir:



    Ben Hz. Rasulullah'a: "Ey Allah'in Rasulü! Nebilerin ilki hangisidir?" diye sordum. "Adem'dir." buyurdu. Ben tekrar: "O Nebi miydi?" diye sordum, "Evet o, Allah ile bizatihi konusmus bir Nebi idi." dedi. Ben: "Ey Allah'in Rasulü, peygamberlerin sayisi kaçtir?" diye sordum; Yüzyirmidörtbindir." buyurdular. (Suyutî: ed-Dürrü'l-Mensur 1/125)



    Cenab-i Allah, hikmeti icabi Kur'an-i Kerim'inde Adem a.s.'dan Peygamberimiz Hz. Muhammed s.a.v.'e kadar, isimleri ile birlikte peygamberligi kesin olarak bilinen yirmibes peygamberin ismini vermistir. Bu isimler söyledir:



    Adem a.s., Idris a.s., Nuh a.s., Hûd a.s., Salih a.s., Ibrahim a.s., Ismail a.s., Ishak a.s., Lût a.s., Yakub a.s., Yusuf a.s., Eyyub a.s., Zülkifl a.s., Suayb a.s., Musa a.s., Harun a.s., Ilyas a.s., Elyesa a.s., Yunus a.s., Davud a.s., Süleyman a.s., Zekeriyya a.s., Yahya a.s., Isa a.s. ve Muhammed s.a.v.



    Bununla beraber, Kur'an-i Kerim'de kissalari anlatilan; ancak açikça peygamber oldugu zikredilmeyen Üzeyr, Lokman, Zü'l-Karneyn gibi salih kullarin isimleri de zikredilir.



    Yüce Allah, bu peygamberlerden bazilarini kendisine daha yakin tutarak, onlarin azim, gayret, sabir ve üstün fazilet sahibi olmalarindan bahsetmistir. (Ahkâf, 35; Bakara, 235) Rivayette azim sahibi peygamberlerin, Nuh a.s., Ibrahim a.s., Musa a.s., Isa a.s. ve bütün peygamberlerin serdari Hz . Muhammed s.a.v. Efendimiz olarak belirtilmistir.



    Bir de Kur'an-i Kerim'de isminin zikredilmemesine ragmen kendilerinden bahsedilen ve baslarindan geçen olaylar anlatilan bir çok peygamber vardir. Ilâhi bir hikmet geregi ismi anilmayan bu peygamberler, ya bir baska peygamberin yol arkadasi olarak anlatilmis, ya da helâk olmak üzere olan bir toplulugun kurtaricisi olarak zikredilmistir.



    Hidayet ve dalâlet arasinda gidip gelen millet: Israilogullari



    Insanlik tarihinde en çok peygamber gönderilen kavim olarak Israilogullari bilinir. Israilogullari , peygamberlere iman hususunda köklü bir gelenege sahip idiler. Zira, neslinden geldikleri Yakup a.s. ve ondan sonra gelen birçok peygambere basta mukaddes kitaplari Tevrat vasitasi ile inanmakta idiler.



    Fakat bu milletin peygamberlerine olan sadakat ve bagliliklari hiçbir zaman uzun sürmedi; kitaplarini tahrif ettiler ve sapkinliga düstüler. Sonra da baslarina bir musibetin gelecegini anladiklarinda hemen Allah'a yalvararak, kendilerine yol gösterecek, düsmanlarinin zulmünden kurtaracak bir peygamber istediler. Bunu her firsatta yaptilar.



    Israilogullari'na bu kadar çok peygamberin gönderilmesi, Allah'a ve peygamber inancina sahip bir toplulugun, dalâlet içinde sikistiklarinda dahi, bir peygamber göndermesini dilemelerinden olsa gerek! Zaten Hz. Yakub a.s. ve sonraki peygamberler halkasi, bu kavmin basindan ayrilmayacak, dalâlete saplandiklari zamanlarda onlara yol gösterecek hidayet rehberlerinin olmasi için Allah'a dua etmislerdir.



    Duasiyla kavmini kurtaran peygamber: Hz. Sa'ya a.s.



    Musa ve Harun a.s.'dan sonra Allahu Tealâ, Israilogullari'nin basina her hükümdar geçtiginde, beraberinde bir peygamber gönderirdi. Sa'ya a.s. da Sidkiya diye bilinen bir hükümdar zamaninda gönderilmisti. Kavmine, Hz. Isa a.s. ve Hz. Muhammed s.a.v.'in gelecegini haber vermisti.



    Israilogulari devlet islerinde hükümdarlari Sidkiya'nin, dinî hususlarda da Sa'ya a.s.'in emirlerine itaat ederlerdi. Fakat Sidkiya'nin hükümdarliginin son zamanlarina dogru sapitip hak ve batil çizgisini astiklarinda, Allah onlara Babil krali Senharib'i (Sencarib) gönderdi. Senharib bütün ordusuyla Beytülmakdis'i kusatti. Gördükleri karsisinda korkularindan ne yapacaklarini bilemeyen Israilogullari, Sa'ya a.s.'a kendilerini Senharib'in ordusundan kurtarmasi için Allah'a dua etmesi dileginde bulundular. Sa'ya a.s. Allah'a kavminin kurtulmasi için dua etti. Senharib'in ordusu veba hastaligina yakalanip kisa sürede kirildi.



    Krallari Sidkiya'nin ölümünden sonra Israilogullari'nin isleri bozuldu. Hükümdarlik için birbirlerini öldürmeye basladilar. Mukaddes kitaplari Tevrat'i unuttular. Bunun üzerine Allah, Sa'ya a.s.'a kavmine ikazlarda bulunmasini emretti. O da kavmini toplayarak ögütlerde bulundu. Allah'in verdigi nimetleri unuturlarsa baslarina tahmin bile edemeyecekleri musibetlerin gelecegini anlatti. Sa'ya a.s. konusmasini bitirince, azgin Israilogullari onu yakaladilar ve sehit ettiler.



    Sa'ya a.s. ve kendisinden sonra gelecek olan Irmiya a.s.'in kavimlerini helâk etmek için toplanan ordular hakkinda Yüce Allah Kur'an-i Kerim'de söyle buyurmu stur:



    "Biz Kitap'ta Israilogullarina : Sizler, yeryüzünde iki defa fesat çikaracaksiniz ve azginlik derecesinde bir kibre kapilacaksiniz, diye bildirdik." (Isra, 4)



    Bakara Suresi'nin 256. ayetinde de Israilogullari'nin bitmek tükenmek bilmeyen dalâletten hidayete yolculugu için, onlara gönderilen peygamberlerden Irmiya a.s.'in kissasi anlatilmaktadir.



    Yüz yil sonra diriltilen peygamber: Hz. Irmiya a.s.



    Irmiya a.s., Yakub a.s.'in soyundan gelen Harun b. Imran a.s.'in neslindendir. Hz. Musa a.s.'dan Hz. Isa a.s.'a kadar olan zaman içerisinde gönderilen, Danyal a.s. ile ayni asirda görev yapmis peygamberlerden biridir.



    Bu dönem, Israilogullari'nin kendilerine gönderilen peygamberleri öldürmeye basladiklari, aralarinda sapikligin iyice yayginlastigi, haramlarin helal sayilmaya baslandigi bir dönem idi. Allah'in kendilerini, Senharib'in muhtesem ordularinin felaketinden kurtardigini unutarak dogru yoldan sapmislardi.



    Bunun üzerine Yüce Allah, Irmiya a.s.'a: "Izzetime yemin ederim ki, ben onlara öyle bir fitne ve bela salacagim ki, o dilsizleri konusturacak, akil sahiplerinin akillarini alacak!" buyurdu. Hz. Irmiya a.s. bu ilâhi tehdidi isitince aglamaya ve bu musibetin kalkmasi için dua edip yalvarmaya basladi.



    Allah, peygamberinin duasini kabul buyurdu. Fakat aradan üç sene geçmesine ragmen Israilogullari eski tutumlarini hiç degistirmediler.



    Zulmün ve haksizligin hesabini her yerde gören Yüce Allah, Sam taraflarinda hakimiyet süren Buht-Nassar adli bir hükümdarin kalbine Beytülmakdis'te bulunan Israilogullari üzerine yürümesini ilham etti. Buht-Nassar, ufuklari kaplayan, adeta çekirge sürülerini andiran ordusuyla Beytülmakdis üzerine yürüdü. Kisa bir müddet içinde Beytülmakdis'e girdi. Israilogullari'ni kiliçtan geçirdi. Hatta askerlerine emir vererek Beytülmakdis'in üzerini kumlarla kapattirdi. Israilogullari baslarina gelecek felaketi kendileri hazirlamislardi.



    Beytülmakdis'in yikilip harap edilmesinden sora, Irmiya a.s. oradan ayrilip, kimsenin olmadigi yerlerde uzlet hayati yasamaya basladi . Allah ona uzun bir ömür verdi.



    Buht-Nassar ordusuyla beraber Kudüs'ten çekilip Babil'e geri döndügünde, Irmiya a.s. bir sepet incir ve biraz üzüm sirasiyla merkebine binerek tekrar Kudüs'e geldi. Oranin nasil harap edildigine bakti. O esnada Allah ona bir ölüm uykusu verdi. Bu zaman içerisinde kimse onu göremedi. Nihayet Cenab-i Allah, yüz yillik bir ölümden sonra kudretiyle onun gözlerini açti. Irmiya a.s. sehrin nasil imar edildigine bakti. Sonra cesedinin ve merkebinin kemiklerinin nasilda bir araya getirildigini izledi. Daha sonra ayaga kalkti, Yüce Allah'in kudretini apaçik görünce: "Ben biliyorum ki, Allah her seye gücü yetendir." dedi. Irmiya a.s.'in bu kissasi Bakara Suresi'nin 259. ayetinde söyle anlatilir:



    "Görmedin mi o kimseyi ki, binalarin çatilari çökmüs, duvarlari birbiri üstüne yikilmis, kimsecikleri kalmamis bir beldeye ugrayarak kendi kendine:



    - Allah burasini ölümünden sonra acaba nasil diriltecek? demisti. Allah'ta onu yüz yil ölü birakmis, sonra dirilterek kendisine:



    - Ne kadar kaldin? diye sormustu. O da:



    - Bir gün, yahut bir günden daha az, demisti. Allah ona:



    - Hayir, yüz yil ölü kaldin! Iste, yiyecegine-içecegine bak, daha bozulmamis. Bir de merkebine bak. Seni insanlara ibret kilalim diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Simdi sen kemiklere bak, onlari nasil birlestirip yerli yerine koyuyor, sonra ona et giydiriyoruz, dedi.



    Durum kendisine malum olunca:



    - Simdi iyice biliyorum ki, Allah her seye kadirdir, dedi."



    Yûsâ b. Nûn ve Kâlib b. Yufennâ a.s.

    Kendilerine en çok peygamber gönderilen kavimlerden biri, belki birincisi Israilogullari'dir . Fakat onlar kadar peygamberlerini sikintiya sokan, ilk ilâhi imtihanda yüz çeviren kavim de pek görülmemistir. Bu yazimizda Israilogullari'na gönderilen ve Kur'an -i Kerim'de ismi anilmayan üç mübarek peygamberi ve onlarin ibretli kissasini dikkatinize sunuyoruz.



    Firavun; asil adi Kâbus b. Mus'ab. Musa ve Harun a.s. zamaninda yasamis, kendini rab ilan eden, ihtisamli ordulariyla kibirlenen, uykularinda bile insanlara kâbus olan zalim Misir hükümdari...



    Hz. Musa a.s., kendisiyle ayni yil dogan bütün erkek çocuklarin öldürülmesine ragmen, Allah'in bir mucizesi ile Firavun'un sarayinda, annesinin kucaginda büyümüstü. Büyüyüp olgunlastigi zaman Allah onu peygamberlikle görevlendirmisti. Zamanla insanlar ona inanmaya, onun anlattigi üzere Allah'a iman etmeye baslamislardi. Firavun ise kendisinden baskasini ilâh edinenleri kizgin bakir dösenmis firinlarda yakmakla tehdit ediyor, israr edenlere de hiç acimadan söyledigini yapiyordu.



    Firavun artik, kâhinlerin de bildirdigi gibi, saltanatini yikip yok edecek kisinin Musa a.s. oldugunu anlamisti. Onu ve müminleri öldürmek için Kizildeniz'e kadar peslerinden gitti. Fakat daha önce sahit oldugu mucizelere inanmadigi gibi, Kizildeniz'in iki yana açilarak Hz . Musa a.s.'a ve ona tabi olanlara yol vermesi mucizesine de inanmamis, kendisi de geçmek isterken askerleriyle birlikte bogulmustu.



    Firavun'un zulmünden uzaklasmak isteyen Musa a.s. ve ashabi için artik zorbalarin sehri Eriha'ya (Kudüs'e) varmak için bir engel kalmamisti. Musa a.s.'in yanindaki bazi kimseler Firavun'un öldügüne bir türlü inanamiyorlar, cesedini görmeden yolculuga devam etmek istemediklerini söylüyorlardi. Bunun üzerine Musa a.s. Cenab-i Mevlâ'ya niyazda bulunmus, O da Firavun'un is isten geçtikten sonra kapandigi secde halindeki cesedini onlara göstermisti.





    Musa a.s. Firavun'un ölümünden sonra, ashabinin en salihlerinden olan Yûsa b. Nûn'u ve Kâlib b. Yufennâ'yi Misir sehirlerinin kontrolü ve denetimi için geri gönderdi. Bu iki salih insan, Misir'da asayis saglandiktan sonra tekrar Musa a.s.'a katildilar.



    Zorbalarin sehrine yapilan yolculuk uzun, yorucu ve imtihanlarla dolu bir seferdi. Yolculuk sirasinda Musa a.s.'in kavmi oradan gelen korkutucu haberleri isitmisler ve Hz. Musa'ya:



    - Ey Musa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çikmadikça biz kesinlikle sehre girmeyiz, demislerdi.



    "(Bu arada Musa'nin ashabi içinde bulunan ve Allah'tan) korkanlardan ve kendilerine nimet bahsedilen iki zat (Yûsâ ve Kâlib):



    - Onlarin üzerine kapidan girin, oraya girdiniz mi artik siz zaferi kazanmisiniz demektir. Eger müminler iseniz ancak Allah'a güvenin, dediler." (Mâide, 22-23)



    Fakat durum degismedi. Cenab-i Allah da peygamberi ile yolculuga devam etmek istemeyen bu insanlara kirk yil Tih çölünde kalma cezasi verdi. Musa a.s. ve kendisiyle beraber yolculuga devam etmek isteyen bazi arkadaslari da Tih çölünde uzun süre kaldi. Bu süre içerisinde dört büyük ilâhi kitaptan biri olan Tevrat tamamlandi.



    Tih çölünden ayrildiklarinda, Musa a.s. bir grup askerle birlikte Yûsâ'yi ve Kâlib b. Yufennâ'yi öncü kuvvet olarak gönderdi. Nihayet zorbalarin sehrine geldiler. Durumu gören Eriha halki, içlerinden duasi çok kabul olunan Bel'am'a gittiler.



    - Musa ve beraberinde gelen Israilogullari bizi öldürmeye geldiler. Ne olur, onlarin aleyhlerinde beddua et, diye israrla rica bulundular.



    Bel'am, Allah'in en büyük ismi olarak bilinen Ism-i Azam'i biliyor, bu isim hürmetine yaptigi her dua kabul olunuyordu. Bel'am dedi ki:



    - Yanlarinda melekler bulunan bir peygambere ve ona inanan müminlere nasil beddua edebilirim?



    Fakat, israrla bunu isteyenlerin çabalari sonunda netice verdi. Karisina onu kandirmasi için birçok hediyeler verdiler. O da bir yolunu bulup, Bel'am'i beddua etmesi gerektigine inandirdi.



    Bel'am bu bedduayi yapabilmek için Israilogullari'ni görebilecegi yüksek bir tepeye çikti. Onlara dogru yöneldi. Her yaptigi beddua kendi aleyhine dönüyor, bunu kendi agziyla söylüyor; fakat bir türlü düzeltemiyordu. Nihayet o beddua eden dili uzadikça uzamis, agzina sigmaz olmus, köpek gibi solumaya baslamisti. Artik Ism-i Azam duasini da edemiyordu, çünkü kendisine unutturulmustu.



    Bel'am'dan sonra bu duayi bilen kimselerin çok az oldugu söylenir. Bel'am'in bu durumu ayet-i kerimede söyle anlatilir:



    "...Onun durumu, tipki köpegin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çikarip solur, biraksan da dilini çikarip solur. Iste ayetlerimizi yalanlayanlarin durumu budur. Bu kissayi anlat, belki düsünürler." (A'raf, 176)



    Bundan sonra Hz. Musa a.s., Yûsâ'yi Israilogullari ile birlikte Eriha'ya, zorbalara, Allah'a iman etmeleri için gönderdi. Eriha halki bunu kabul etmeyince Yûsâ burayi fethetti. Hz. Musa a.s. burada bir müddet daha yasadiktan sonra vefat etti. Kendisinden sonra Yûsâ a.s. peygamber oldu.



    Yûsâ a.s., Musa a.s.'in vefatindan sonra yirmi yedi yil peygamberlik yapti. Vefat edecegi sirada Israilogullari'nin idaresini Kâlib b. Yufennâ'ya havale etti ve yüz yirmi alti yasinda iken ahirete irtihal eyledi.



    Kâlib b. Yufennâ'ya da Allah'tan vahiy geldi, peygamberlikle vazifelendirildi. Yûsâ a.s.'in vasiyet ettigi üzere Israilogullari'nin hidayetten ayrilmamalari için çok mücadeleler verdi. Çetin bir dünya hayatinin sonunda, bir müddet sonra o da rahmet-i Rahman'a kavustu.



    Hz. Musa a.s. Hz. Hizir ile görüsmeye giderken yanina aldigi kisi Yûsâ a.s., Israilogullari'ni idare etmek için yerine vekil biraktigi kisi de Kâlib b. Yufennâ a.s. idi.



    Onlara ve gönderilen bütün peygamberlere salât ve selam olsun...



    Ismûil (Semuyel) b. Bâlî a.s.



    Yûsâ a.s'in vefatindan sonra Israilogullari hükümdarlar tarafindan yönetilmislerdir. Peygamberlerine olan ihtiyaçlari ise, sadece dinî mevzularda çikar bir yol bulabilmek veya bir musibete ugradiklarinda Allah'a yalvarmasini istemek seklinde oluyordu.



    Yû sâ a.s.'in vefatinin üzerinden dört yüz yil geçmisti. Amâlikler'in hükümdari Câlût, Israilogullari'na saldirmis; mukaddes kitaplari Tevrat'i ve Musa a.s. ile Harun a.s.'in ailelerinden kalan, içinde bir takim kutsal emanetlerin bulundugu, "Tâbut" ismini verdikleri sandigi ellerinden almisti. Israilogullari her zaman oldugu gibi, baslarina gelen bu felaketin def'i ve mukaddes emanetleri geri alabilmek için Yüce Allah'a yalvarmaya basladilar. Bir peygamber göndermesini istediler. Cenab-i Allah da onlara Ismûil (Semuyel) a.s.'i gönderdi.



    Yönettigi Amâlika halkiyla birlikte Câlût'un Israilogullari'na peyderpey uyguladigi katliam o safhaya ulasmisti ki, neredeyse topyekûn yok olacaklardi. Sonunda Israilogullari "Peygamberlerine (Ismûil'e) varip:



    - Bize bir hükümdar tayin et, biz de onunla beraber Allah yolunda savasalim, dediler. (Ismuil onlara):



    - Ya size savas emredilince savasmazsaniz?! dedi. Onlar:



    - Biz, yurtlarimizdan çikarilmis, ogullarimizdan uzaklastirilmis iken, Allah yolunda ne diye savasmayalim? dediler." (Bakara, 246)



    Bunun üzerine Hz. Ismûil a.s. Allahu Tealâ'ya dua etti. Allah da onlara, siradan biri gibi gözüken Tâlût isminde birini görevlendirdi. Ismûil a.s. yeni komutanlari Tâlût'u Israilogullari'na tanittigi zaman onlardan bazilari:



    - Biz hükümdarliga daha layik oldugumuz halde, kendisine servet ve zenginlik de verilmemisken o bize nasil hükümdar olur? dediler.



    Bunlari duyan Ismûil a.s. kizdi ve:



    - "Allah basiniza onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü diledigine verir. O her seyi kusatan ve her seyi bilendir, dedi." (Bakara 247)



    Israilogullari içerlemis bir halde, istemeye istemeye yeni komutanlari ile birlikte Câlût ile savasmak üzere yola çiktilar. Yolda susadilar, Ismûil a.s.'dan bir irmak akitmasini istediler. O da dua etti ve tatli suyu olan bir irmak akti (Filistin Irmagi). Tâlût askerlerine dönerek:



    - Allah sizi irmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden degildir. Kim onu içmezse artik bendendir. Sadece bir avuç içenler müstesna, o kadarina müsaade vardir, dedi.



    Fakat askerlerden pek azi Tâlût'un sözünü dinlediler. Irmagin kiyisina geldiklerinde bir kismi hariç, hepsi kana kana içti. Nihayet Tâlût ve yanindakiler nehrin öte karsisina geçtiklerinde, geride kalanlar bu sefer:



    - Bizim Câlût'a karsi koyacak gücümüz yok, deyip geri döndüler. Sözlerinde sadik olanlar ise:



    - "Nice az bir topluluk var ki, Allah'in izniyle sayica çok topluluklari yenmistir. Allah sabredenlerle beraberdir." dediler. (Bakara, 249)



    Tâlût ve askerleri, Câlût'u ve dehsetli ordusunu gördüklerinde:



    - Ey Rabbimiz! Üzerimize sabir indir. Bize cesaret ver ki tutunalim. Kâfir topluluga karsi bize yardim et, diye dua ettiler.



    Tâlût'un ordusunda, yasi henüz küçük olan, fakat ileride peygamber olacagi daha o zamanlar fark edilen Davud a.s. da bulunuyordu. Sapanina koydugu küçük bir tasi, o iri cüsseli Câlût'un alninin ortasina öyle bir atmisti ki, neredeyse Câlût'un kafasi parçalanmisti. Câlût böylece ölüp gidince, ordusu da dagilip perisan oldu.



    Bundan sonra Ismûil a.s. bir müddet daha yasadi. Ondan sonra Hz . Davud a.s. peygamberlikle vazifelendirildi.



    Ona ve gönderilen bütün peygamberlere salât ve selam olsun...
#12.09.2005 18:53 0 0 0
  • noimage

    Bir nebî veya velî oldugu ihtilâfli; ancak çogunlugun tercihine göre hakim bir sahsiyet.

    Kur'ân-i Kerîm'de Lokman adi iki yerde geçer (Lokman, 31/12,13). Kelime, ayni zamanda Mekkî bir surenin adidir. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyslilerin Lokman'i Hz. Peygamber (s.a.s)'e sormalaridir.

    Lokman'in adi geçen iki ayetin meâli söyledir: "Andolsun Biz Lokman'a Allah'a sükretmesi için hikmet verdik. sükreden kimse ancak kendisi için sükretmis olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki Allah her seyden müstagnîdir, övülmeye lâyik olandir. Lokman, ogluna ögüt vererek. "Yavrum, Allah'a es kosma, dogrusu es kosmak büyük zulümdür" demisti " (Lokman, 31/12,13). Lokman'in adi içinde geçmese de onun ogluna ögütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah, Lokman'in ögüdündeki es kosmayi(sirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana sükür, ana-babaya tesekkür etmesini bilmekle beraber; eger ana-baba Allah'a es kosmak üzere çocugunu körü körüne zorlarlarsa o çocugun onlara itaat etmemesi, dünya islerinde onlarla güzelce geçinip Allah'a yönelen kimselerin yoluna uymasi gerektigini bildirmektedir (Lokman, 31/14,15). Lokman'in ögütleri söyle devam etmektedir: "Yavrum, isledigin sey bir hardal tanesi agirliginca olsa da, bir kayanin içinde, göklerde veya yerde bulunsa da, Allah onu getirip meydana kor. Dogrusu Allah Lâtif'dir, haberdar'dir. Yavrum, namazi kil, iyiligi emret, kötülükten vazgeçir ve basina gelene sabret; dogrusu bunlar azmedilmeye deger islerdir. Insanlari küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah, kendini begenip böbürlenen kimseyi hiç süphesiz ki sevmez. Yürüyüsünde ölçülü ol, sesini de kis! Seslerin en çirkini süphesiz merkeplerin sesidir" (Lokman, 31/16-19).

    Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlasilmaktadir ki, bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmistir. Böyle bir hikmete ulasan kimseye gereken, o hikmete sükürdür. Aslinda Yüce Allah'in, sükür de dahil hiç bir seye ihtiyaci yoktur. Ancak sükre ihtiyaci olan Insandir. Çünkü Allah, sükredince nimetleri artirma vadinde bulunmustur (ibrâhim, 14/7). Lokman, üç kere "yavrum" veya "oglum" diye hitap ederek ogluna ögüt vermistir. Bunlardan ilkinde Allah'a es, ortak kosmamasini ögütlemistir. Çünkü bu, Allah'in hakkini baskasina vermek, kullarin ve bütün varliklarin yaratanina olan bu haksizlikla onlarin haklarini çignemek, basta Yüce Allah'in ikram ettigi, serefli kildigi Insan olmak üzere bu varliklari esas yaratanindan baska fâni, âciz, güçsüz seylere yönelterek onlari tahkîr etmektir. Lokman, ikinci "yavrum" hitabiyle baslayan ögüdünde, Yüce Allah'in hardal tanesi kadar da olsa yapilan bütün iyilik ve kötülükleri gördügünü, bildigini ve onlari ahirette degerlendirecegini anlatmistir. Nitekim Yüce Allah, zerre miktar hayir-ser isleyenin karsiligini görecegini bildirmektedir (ez-Zilzâl, 99/7-8). Lokman, yine ogluna hitaben üçüncü ögüdünde onun namazi kilmasini, iyiligi emredip kötülükten vazgeçirmesini, basina gelene sabretmesini, Insanlara böbürlenip kibirlenmemesini, çalim satip ögünmemesini, yürümesinde, konusurken sesinde ölçülü olmasini tavsiye etmistir.

    Lokman hakkinda hadislerde de bazi bilgiler bulunmaktadir. En'âm suresi'nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler: "Ey Allah'in Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki...?" dediklerinde, Peygamberimiz. Bu ayetteki zulüm sizin sandiginiz gibi degildir. O zulüm, sirk demektir. Lokman'in ogluna nasihat ederken, yavrum, Allah'a sirk kosma. Zira sirk en büyük zulümdür dedigini isitmediniz mi?" cevabini vermistir (Sahîh-i Buhârî, Tecrîd-i Sarîh, Tercemesi, IX, 163). Lokman söyle derdi: "Yavrum, ilmi âlimlere karsi böbürlenmek, sefihlerle münazarada bulunmak ve meclislerde gösteris yapmak için ögrenme!" (Ahmed b. Hanbel, I,190). Bu anlatim ve devami baska bir rivayette söyle yer almaktadir: "...Ginâ göstererek ve cehalete düserek ilmi terketme! Yavrum, meclisleri ihmal etme! Allah'i anan bir topluluk gördügünde onlarla otur. Eger âlimsen ilmin isine yarar; cahilsen onlar sana ögretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder, onlarla beraber sana da ulasir. Allah'i anmayan bir lopluluk gördügünde onlarla oturma. Eger âlimsen ilminin sana bir yarari olmaz; cahilsen onlar seni saptirirlar. Allah onlari azabina düçar kilar, sana da onlarla beraber isabet eder" (Dârimî, Mukaddime, 34). Yine bir hadis-i serifde ilim-hikmet hakkinda söyle denilmektedir: "Hakîm Lokman ogluna su tavsiyede bulunmustur. Yavrum âlimlerin yaninda otur ve dizlerinle onlara çok yaklas. Çünkü Allah, gökten indirdigi yagmurla ölü topragi dirilttigi gibi, kalbleri hikmet nûruyla diriltir"(Muvatta, ilim, 1). Lokman hakkinda baska bir hadis de söyledir: "Hakim Lokman, söyle derdi: süphesiz Allah bir seyi emânet aldigi zaman onu korur" (Ahmed b. Hanbel, II, 87).

    Bu hadislerin, meselâ zulüm, hikmet, ilim gibi konularda Kur'ân-i Kerîm'deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabitali oldugu görülmektedir.

    Lokman'in kim oldugu konusunda çesitli görüsler vardir. ibn ishak'a göre Lokman'in nesebi [Lokman b. Bâur b. Nahor b. Tarih (Terah: Âzer)] Dördüncü. Kusakda Hz ibrahim (a.s)'in babasi Âzer'e ulasir. Vâkidî, Lokman'in isrâilogullari kadisi, Eyle ve Medyen taraflarinda yasayan, Eyle'de ölen bir kimse oldugunu zikreder. ikrime'ye göre Lokman bir nebîdir. Ancak onun bir hakim oldugunda âlimlerin ittifaki vardir (Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih Tercemesi, IX, 163). Vehb b. Münebbih'e göre; Lokman ibn Bâûra, Âzer neslindendir. Mukâtil'e göre ise, Hz. Eyyub (a.s)'in kizkardesinin veya teyzesinin oglu idi. Uzun müddet yasadi. Hz. Davud'a yetisti ve ondan ilim aldi. Sanat sahibi idi. Bir nebî oldugunu söyleyenler de oldu. ibn Rüsd, Tehâfüt'ünde söyledigi gibi, her nebî hakîmdir, fakat her hakim nebî degildir. Bakara sûresi'nin 269. ayetine göre Yüce Allah hikmeti istedigine verir. Kime de hikmet verilmisse ona büyük hayir lütfedilmistir. Dolayisiyle o kimsenin ilmen, amelen bunun sükrünü yerine getirmesi gerekir. Lokman için de Kur'ân'da böyle söylenmistir (Elmalili Hamdi Yazir, Hak Dini Kur'an Dili, IX, 3842-3843).

    Lokman, Islâm'dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen bir sahsiyet idi. Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarinda adi geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habesli bir köle oldugu da belirtilmistir (S.G.F. Brandon, A Dictionary of Comparative Religion, London 1970, s. 414).

    Eski Arap geleneginde cahiliyye devri Insanlari bu zata Lukmânü'l-Muammer diyorlardi. Onun yedi kartalin ömrü kadar uzun yasadigina inanilirdi. Ebû Hâtim es-Sicistâni'nin "Kitâbül-Muammarîn" adli eserinde Lokman, Hizir'dan sonra uzun yasayan ikinci sahsiyet olarak yer alir. Yedi kartal ömrü bes yüz altmis yil yapsa da çesitli rivayetlerde onun bin, hatta üç bin-üç bin bes yüz yil yasadigi bile ileri sürülmüstür. Lokman'a, Nâbiga'nin siirlerinde bile rastlanir. Cahiliyye geleneginde Lokman ayni zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmisti. Bütün bunlar arasinda Lokman, Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye Sodom gibi günahkârligi dolayisiyla kuraklik cezasi verildiginde, onun da dahil oldugu bazi kimseler yagmur için dua etmek üzere Mekke'ye giderler. Ancak Âdlilar orada zevk ve safâya dalip esas vazifelerini unuturlar. Hatirlatildiginda da birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvi bu bulutla olur. Aslinda onlarin cezalandirilmalari Hz. Hûd'a itaatsizlikleri dolayisiyladir. Âd kavmi ile ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman'in adi geçmez (Bernhard Heller, iA., "Lokman ", maddesi).

    Lokman, Kur'ân-i Kerîm'de yer aldiktan sonra, Arapça darb-i mesel ve hikmet kitaplarindan Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde yer aldi. Sa'lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis"inde ondan bahsederken Kur'ân'daki anlatimi baska rivayetlerle genisletir. O, Lokman'in kim oldugu konusunda yukaridaki bütün bilgileri verdikten sonra Mücâhid'in onun uzun dudakli siyahî bir köle oldugu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu rivayeti takviye sadedinde Insanlardan Sudan'dan çikmis üç hayirli kimse arasinda, Bilâl (Habesli ?), Hz. Ömer (r.a)'in kölesi Mühecca' ve Lokman'a (Sudan'in Misir'a yakin Nubya tarafindan) yer veren rivayeti de almaktadir. O, Lokman'in Habes'li bir marangoz, bir terzi oldugu konusundaki iddialari da aktardiktan sonra, âlimlerin onun hakim olup nebî olmadiginda ittifak ettiklerini, bu konuda ikrime'nin farkli görüse sahip oldugunu (bazilarina göre Lokman'in nebîlik ile hakimlikten birini tercihte serbest birakildigi, onun hikmeti seçtigini) belirtmektedir. O, ayrica Lokman'in nebî olmadigi; Allah'in çok tefekkür, iyi yakin ile takvâ ehli kildigi bir kul oldugu; onun Allah'i, Allah'in da onu sevdigi, ona hikmet lütfettigini açiklayan bir hadis de nakleder (Sa'lebi, Arâisul-Mecâlis, 312).

    Sa'lebî, Lokman'in, dünyada sikinti çekenin refahtakinden hayirli oldugunu; dünyayi ahirete tercih edenin dünyada da, ahirette de kaybedecegini; malin sihhat, nimetin nefis temizligi gibi olmadigini; dogru söz, emaneti yerine teslim ve bos yere konusmayi terkin hikmeti dogurdugunu söyledigini nakleder. Yine onun nakline göre Lokman ogluna söyle dedi:

    "Dünya derin bir denizdir. Çoklari onda bogulmustur. O denizde senin gemin Allah'dan takvâ olsun. Binegin Allah'a imanin ve yolun Allah'a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacagini da sanmam. Yavrum, Insanlar ibadet ve taatte her gün noksanlastiklari halde nasil olur da vadolunduklarindan korkmazlar! Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al, ona kapilma, bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme, yoksa Insanlara yük olursun. Oruç tut, bu sehvetini keser. Seni namazdan alikoyan orucu tutma, çünkü Allah'in katinda namaz oruçtan daha büyüktür... Yavrum! iyiligi ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasinda dostluk olmadigi gibi; iyi ile kötü arasinda da dostluk olmaz. Çekismeyi seven hakarete ugrar, kötülük olan yerlere giden töhmet altinda kalir, kötülüge yaklasan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pisman olur. Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma. Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasin. Kalbin günah lekeleriyle dolu oldugu halde Insanlara, Allah'dan korkuyormussun gibi görünme. Yavrum, âlimlerle bir arada bulun ve onlarin dizinin dibinden ayrilma; fakat onlarla tartismaya da girme, yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir sey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bikkinlik verme, yoksa senden usanirlar. Yavrum! her seyi arkani dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklasma! Zira bu, basîreti azaltir ve akli zayiflatir. Yavrum, küçükken edepli olursan, büyüdügünde faydasini görürsün! Yavrum, yolculuga çiktiginda, onu çekip götürebilecegin bir yerde olmadikça, hayvanindan emin olma; çünkü onun sirti çabuk yagir olur ve bu hakimlerin islerinden degildir. Gidecegin yere yaklastiginda da hayvanindan in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuga çikmaktan sakin! Sana gecenin yarisina kadar dinlenip gece yarisindan sonra yola çikmani tavsiye ederim. Sefere çikarken yanina kilicini, mest'ini, sarigini, elbiseni, su kabini, igne ve ipligini, biz'ini (saraç ignesi) al! Ayrica yaninda sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaslarinla, Allah'a isyanin disindaki hususlarda uyum sagla ve onlara vefâ göster! Yavrum, kanaatkâr görünmekten sakin, zira bu tavrin sana gündüzleri söhret, geceleri ise süphe getirir. Yavrum, kendini unutup da Insanlara iyiligi emretme! Yoksa senin durumun, Insanlara isik verdigi halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer! Yavrum, küçük isleri umursamazlik etme! Çünkü küçük, yarin büyüge dönüsür. Yavrum, yalan söylemekten sakin! Çünkü yalan, dînini ifsat eder, Insanlarin yaninda mürüvvetini noksanlastirir ve bu durumda da utanma duygun yok olur; degerin düser, makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin, konustugun zaman sözün dinlenmez, söyledigine itibar edilemez. Bu duruma düsüldügünde de yasamanin zevki kalmaz! Yavrum, kötü huydan, sikinti vermekten, sabirsizliktan sakin! Bu hasletler karsisinda hiç bir arkadasin sana dürüst davranmaz ve seninle aralarinda dâima bir mesafe birakirlar. isini sev; sik sik karsilastigin olaylar karsisinda sabret! Insanlara karsi güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan, herkese güler yüz gösteren ve bunu yayginlastiran, iyiler yaninda nasîbini alir; ona karsi iyi kimseler sevgi besler, kötüler de ondan uzaklasir. Yavrum, gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle mesgul etme. Aç gözlülükten sakin. Takdire riza göster. Allah tarafindan sana verilene kanaat et ki hayatin güzellessin, gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasin. Eger dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen, Insanlarin ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulunduklari mertebeye ulastiran sey Insanlarin ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir. Yavrum, dünya hayati kisadir. Senin oradaki ömrün ise daha da kisadir. Bu kisa ömrün de daha az bir kismi geride kalmistir. Yavrum, iyiligi ehline yap, ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o, dünyada bosa gider, ahirette de sevabindan mahrum olursun. iktisatli ol, savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarilma, israfa varacak sekilde de onu dagitma! Yavrum, hikmete saril ki onunla ikram göresin, onu yücelt ki sen de üstün tutulasin. Hikmet ahlâkinin en üstünü Allah (c.c)'in dinidir. Yavrum, hasedçinin üç belirgin özelligi vardir: Giyabinda dostunu çekistirir, yaninda oldugu zaman ona yaltaklanir, o bir musibete duçar oldugunda da ona sevinir" (Sa'lebî, a.g.e., 313-315).

    Lokman'la ilgili olarak sadece ogluna ögütler, hikmetli sözler, atasözleri (emsâl, durub-i emsâl) degil, kissalar da nakledildi. Bunlardan Lokman'in bir köle olarak birisine takdim edildiginde. o, diger kölelerin incirleri onun yedigini ileri sürerek efendilerini kandirmak istedikleri zaman, hep beraber sicak su içmelerini tavsiye eder. Efendileri öyle yapar, sonunda Lokman yalniz su kusarken, digerleri incir artiklarini su ile çikarmaya baslarlar. Bir gün efendisi, gelen misafiri için, Lokman'a en iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve yüregi getirir. Bir baska gün yine misafir için bu defa en kötü ne varsa onu çikarmasini söylediginde ayni seyleri verdigini görünce, sebebini sorar. Lokman, iyi bir dil ve yürekten daha iyi bir sey olmadigi gibi, kötü bir dil ve yürekten de daha kötü bir sey bulunmadigi cevabini verir (Sa'lebî, ayni yer).

    Lokman'a bu kissalar dolayisiyla Araplar'in Ezop'u (Aesopos) denilmis, Avrupa'da Ezop'a atfedilen bir çok nükteler Lokman'a isnat olunmustur. Batili yazarlar Lokman'la ilgili kissalarin sonraki devirlerde Ezop'unkilerden kopya edildigini ileri sürerler. Bu konuda karsilastirmalar ve örneklere de yer verip eski gelenekte Lokman, hakîm, hatta peygamber bir kimse olarak taninirken; sonraki devrede artik köle, marangoz haline sokuldugunu eklerler. Onlara göre Lokman; Bileam, Ahikar, Ezopla ayni görülmüstür. Bileam, Kitab-i Mukaddes'te geçer. Müfessirler, seceresi Lokman b. Bâûr b. Nahor b. Tarih seklinde geçen bu zatin ibrani dilinde "bala", Arapça "Lakama" kökleri ayni yutmak anlamina geldigi için, Kitab-i Mukaddes'teki karsiliginin Bileam oldugu kanaatine ulasmislardir (Bileam için bk. Sa'lebî, 209 vd.). Lokman, Bileam midir tartismasinda buna olumlu bakanlar yaninda karsi çikanlar; Lokman, Kur'ân ve önceki gelenekte saygi duyulan; Bileâm, Kitab-i Mukaddes ve Aggada'da nefret edilen bir kimsedir, demektedirler (bk. Belâm). Lokman'i, Roma'li Ahikar veya Yunan'in Ezop'una benzetenler, onlarin sözlerinin veya onlarla ilgili anlatimlarin benzerliklerine dayanmaktadirlar (Bernhard-N.A. Stillman,"Lokman", Encyclopedia of islam, Leiden 1978, IV, 813).
#12.09.2005 18:40 0 0 0
  • İspanya'nın en prestijli uluslararası ödülü olan Asturias Prensi'nde bu yıl spor dalındaki ödüle Formula 1 pilotu Fernando Alonso layık görüldü.

    noimage

    Bu yıl yirmibeşincisi verilen Asturias Prensi ödüllerinde spor dalında, Formula 1 pilotu Fernando Alonso, ABD'li tenisçi Andrea Agassi, eski dünya ralli şampiyonu İspanyol Carlos Sainz, İspanyol tenisçi Rafael Nadal, sırıkla yüksek atlama dünya şampiyonu Rus Yelena İsinbeyava, motosiklette 3 kez dünya şampiyonu olan İspanyol Angel Nieto, İspanyol kanocu David Cal, ve 1500 metre Olimpiyat Şampiyonu İspanyol atlet Fermin Cacho finale kalan adaylar olmuştu. Asturias Prensi Ödülleri seçici kurulu bugün sonuçlanan oylamalar sonunda kazananın İspanyol Formula 1 pilotu Alonso olduğunu duyurdu.

    Ülkenin kuzeyindeki Asturias Bölgesi'ndeki Oviedo kenti doğumlu olan Alonso için Asturias Prensi ödülü çok büyük bir anlam ifade ederken, İspanyol pilot, otomobil sporlarındaki ilk başarısını henüz 7 yaşındayken go kartta Asturias Şampiyonluğunu kazanarak elde etmişti.

    Formula 1'de Renault markasıyla yarışan Alonso sezonun bitmesine 4 yarış kala 103 puanla en yakın rakibi Finli Kimi Raikkonen'in 27 puan önünde yer alıyor.

    Bu hafta sonu Belçika'da yapılacak yarışta dünya şampiyonluğunu resmen ilan etme olasılığı bulunan Alonso, eğer bunu başarırsa 24 yaşıyla en genç Formula 1 şampiyonu olan pilot unvanını da kazanacak. İspanyol basını, son bir haftadır yayınladığı yazılarda şimdiden Alonso'yu şampiyon ilan etmiş gözüküyor.
#12.09.2005 16:33 0 0 0
  • Futbolda Avrupa'nın kulüpler bazında 1 numaralı kupası olan Avrupa Şampiyonlar Ligi'nin en başarılı ülkesi İspanya. Peki, Türkiye ve takımlarımız kaçıncı sırada? İşte istatistikler

    noimage

    Bu yıl 14.'sü düzenlenecek olan Şampiyonlar Ligi'nde bugüne dek 9 takımla mücadele eden İspanya, en fazla maç oynayan, en fazla galip gelen, en çok gol atan ve en çok puan toplayan ülke olarak ilk sıraya yerleşti.
    İspanyol kulüpleri toplam 347 maç yaparken, 171 galibiyet, 85 beraberlik ve 91 yenilgi alıp, 427 puan toplayarak ilk sırayı açık ara farkla aldı.
    İspanya'yı, 312 maçta 138 galibiyet, 92 beraberlik, 82 yenilgi alıp 368 puan toplayan İtalya ile 339 puana sahip olan İngiltere izledi


    TÜRKİYE 9. SIRADA

    Avrupa Şampiyonlar Ligi'nin ülke sıralamasında Türkiye ise 9. sırada yer aldı.
    Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe tarafından temsil edilen Türkiye, 104 maç oynayıp, 28 galibiyet, 21 beraberlik, 55 yenilgi aldı. Rakip fileleri 97 kez havalandıran Türk ekipleri, kalelerinde 167 gol görüp, 77 puan topladılar.

    SLOVAKYA ''SIFIR'' ÇEKTİ

    Avrupa Şampiyonlar Ligi'nin en başarısız ülkesi ise Slovakya oldu.
    Slovakya'yı temsil eden FC Kösice takımı, oynadığı 6 maçta galibiyet ve beraberlik yüzü görmeyip, 6 maçını da kaybederek, Şampiyonlar Ligi'nde sıfır puanla tarihe geçti.

    AVRUPA ŞAMPİYONLAR LİGİ'NİN EN BAŞARILISI REAL MADRİD

    Avrupa Futbol Federasyonları Birliği'nin (UEFA), 1992 yılından bu yana düzenlediği Avrupa Şampiyonlar Ligi'nin en başarılı takımı İspanya'dan Real Madrid oldu.
    Ligde 1992-93 sezonundan 2004-2005 sezonuna kadar yapılan maçlar göz önüne alınarak yapılan araştırmada, Real Madrid 111 maçta 63 galibiyet, 23 beraberlik, 25 de yenilgi alarak, toplam 149 puana ulaştı ve ilk sırayı aldı.
    İlk 3 sezonda 2, daha sonraki sezonlarda ise 3 puanlı sisteme göre yapılan Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde, İngiltere'nin Manchester United ekibi 140 puanla 2., Almanya'nın FC Bayern Münih takımı ise 122 puanla kendisine 3. sırada yer buldu.
    Değerlendirme, UEFA'nın uyguladığı standarta göre galibiyetlere 2 puan verilerek yapıldı.

    GALATASARAY 16. SIRADA

    Avrupa Şampiyonlar Ligi tarihinde en başarılı Türk ekibi ise Galatasaray oldu.
    Bu lige 9 kez katılarak, en fazla katılan ekipler arasında yer alan sarı-kırmızılılar, yaptığı 68 maçta, 18 galibiyet, 18 beraberlik ve 32 yenilgi alarak, 54 puan topladı ve lige katılan 92 takım içinde 16. sırada yer aldı.
    Sarı-kırmızılılar, geçen sezonki değerlendirmede 13. sırada bulunuyordu.

    BEŞİKTAŞ 50., FENERBAHÇE 52.

    Avrupa'nın kulüpler bazında yapılan en önemli ligine katılan diğer Türk ekipleri ise Galatasaray kadar başarılı olamadı.
    Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne 3 kez katılan Beşiktaş, 18 maçta, 5 galibiyet, 2 beraberlik 11 de yenilgi aldı. Siyah-beyazlılar, topladıkları 12 puanla 50. sıraya yerleşti. Siyah-beyazlılar bir önceki sezon ise 48. sırada yer alıyordu.
    4. kez Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne katılacak olan Fenerbahçe ise yaptığı 18 maçın 5'ini kazandı, 1'inde berabere kaldı ve 12'sinde de sahadan yenik ayrıldı. Sarı-lacivertliler de topladıkları 11 puanla 52. sırada bulunuyor. Fenerbahçe bir önceki sezon 78. sıradaydı.

    FENERBAHÇE'NİN RAKİPLERİ

    Fenerbahçe'nin, Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde bu sezonki rakiplerinden AC Milan 5., PSV Eindhoven 15, FC Schalke 04 ise 74. sırada alıyor.
    AC Milan'ın 116, PSV Eindhoven'ın 54, FC Schalke 04'ün ise bu ligde toplam 4 puanı bulunuyor.

    5 TAKIM İLK KEZ KATILIYOR

    Bu sezon Avrupa Şampiyonlar Ligi grup maçlarına 5 takım ilk kez katılıyor.
    İspanya'nın Real Betis ve Villerreal, İsviçre'nin Thun, İtalya'nın Udinese ve Slovakya'nın Artmedia takımları bu sezon grup maçlarında ilk kez mücadele edecek.
#12.09.2005 16:24 0 0 0
  • noimage

    Michael Schumacher karıştığı bir çok kazada böyle kızmamıştı !.. Ancak bu fotoğrafların da anlattığı üzere, kendisine arkadan çarpıp yarış dışı bırakan Sato'ya Schumi oldukça sinirlendi..


    M. Schumacher başına geleceklerden habersiz virajı almaya hazırlanıyor

    noimage

    Sato, Schumi'ye arkadan temas edince kaçınılmaz son başlıyor

    noimage

    noimage

    noimage

    Schumacher'in aracı kontrolden çıkıyor, Sato'nun Honda'sıyla burun buruna kalıyor

    noimage

    noimage

    M. Schumacher öfkeli bir şekilde aracından inip Sato'yu azarlıyor

    noimage

    noimage

    noimage

    M. Schumacher önde, T. Sato arkada padokun yolunu tutuyorlar

    noimage
#12.09.2005 15:15 0 0 0
  • Konu: Perfect !..
    Dünya F1 yazarları, Türkiye GP'sini öve öve bitiremedi. Corierra dello Sports'tan Solms, "Türkiyeden böyle bir kusursuzluk beklenmiyordu." diye övgü yağdırırken, diğer yabancı gazeteciler de aynı düşüncede birleşti..

    noimage

    Gelecek için referans
    Venaud De Leborderie (Formules France): Dünyanın en güzel pisti. Yeni nesil için bir örnek. Zor ve çok özel. Gelecekteki Formula 1 pistleri için bir referans. Türkiye İstanbul Grand Prixsi ile çok büyük bir kredi kazandı. Biz Fransızlar zor beğeniriz. Ama İstanbul Grand Prixsinin tasarımını beğenmemek delilik olur.

    İmkansızı başardınız
    Manel Serras (El Pais Gazetesi/İspanya): Öncelikle kutlamak gerekir. Türkiye bir imkansızı başarıp kısa sürede bu dev şöleni gerçekleştirmiş. Harika bir pist, harika insanlar, harika organizasyon. Kutlarken eğer benden bir eleştri yapmamı istiyorsanız, o da Formula 1 mekanının uzak olması.

    Beklemiyorduk
    Raymond Blancafort (Mundo Deportivo/İspanya): Harika, değişik, ilginç, akıcı ve sürpriz dolu bir pist. Buraya gelirken Türkiyenin bu kadar Avrupalı olduğunu bilmiyorduk. Bence Kurtköy artık Avrupa Birliği ile arasında bir köprü kurdu. Top şimdi sporcular kadar siyasetçilerde.

    Birinci sınıf iş yapılmış
    Gustav Büsing (Tin Ekstra 3/Almanya): Bence 14 milyon nüfuslu İstanbulda İstanbul Park en doğru yere tasarlanmış. Türkiye 1. sınıf bir iş yapmış. İmkanları olağanüstü zorlamış. Burada dünyanın en iyi sürücüleri bile zorlanıyor. Demek ki kusursuz bir pist. Sao Paulo, İmola, Suzuka gibi pistlerin bir karışımı var. Bravo Türkiye, yaşasın Türkiye.

    İstanbul kartvizit oldu
    Flavio Solms (Corierra dello Sports/İtalya): Bugüne kadar Formula 1 için tasarımlanan en modern, en güzel, en şık pist. Gerçekten Türkiyeden böyle bir kusursuzluk beklenmiyordu. Zihnimizde hep soru işaretleri vardı. Ancak sadece şunu söyleyebilirim Avrupa Birliğinin kapısını çalan bir Türkiye için İstanbul Grand Prixsi bir kartvizit oldu.

    Artık rehavet yok
    Niki Pakeda (Formula P.A/İngiltere): Beni en çok hayran bırakan kör dönüşler ve rampalar. Çok titizlikle hazırlanmış bir pist. Eğlenceli, akıcı ve tuzak dolu. Sürücüler için artık rehavet yok. Hiçbir sürücü bu pistten yakınmadı. O zaman bundan daha iyisi yok.

    Japonlara anlatıyoruz
    Kaşiz Tabuchi (Formula Ona G.P Tecial/Japonya): Her şey umduğumuzdan çok daha iyi. 2 gündür Japonlara bu pisti ve görkemli havayı anlata anlata bitiremiyoruz. Burası çok güzel, ama İstanbul Grand Prixsinin dört dürtlük olması için Kurtköye gelme probleminin ve trafik sorununun çözülmesi gerekiyor.

    İtalyaya fark attınız
    Emanoele Dotti (Rai Radyo Televizyonu/İtalya): Yaşasın Türkiye. İnanılmaz bir pist. Bence sadece İstanbul Grand Prixsi ve organizasyonu Türkiyenin Avrupa Birliğine girmesi için yeterli sayılması gerekir. Bir kez daha itiraf etmek istiyorum. İtalyada iki Formula yarışı yapılıyor. Biri San Marino, diğeri de İtalya Grand Prixsi. İkisine de fark attınız.
#12.09.2005 15:05 0 0 0
  • Belçika'nın Spa pistinde koşulan sezonun 16. GP'sinde zafer McLaren Mercedes pilotu Kimi Raikkonen'in oldu !.. Spa'daki yarışa damgasını vuran olay ise Mercedes'in Renault karşısında elde ettiği liderliği son anda kaçırmasıydı !..

    noimage
    Formula 1'de sezonun 16. yarışı olan Belçika GP'sine ıslak zemin damgasını vurdu !..

    Bir çok takım kuru ve ıslak zemin lastikleri arasında karar vermekte zorlanırken mediumlarla yarışan ve otomobilini zorlamayan pilorlat rahat bir yarış çıkarttı !..

    Fisichella'nın virajı alamayarak bariyerlere çarpması ve Sato ile Schumacher arasında yaşanan tartışma Spa'da dikkat çeken anlar araındaydı !.. Viraja girerken firenaj hatası yapan BAR Honda pilotu Takuma Sato kayarak Ferrari'nin şampiyon pilotuna çarpmaktan kurtulamadı ve Ferrari'ye arkadan çarptı !.. Bu kaza BAR Honda'dan Sato ve şampiyon M.Schumacher'in Spa'dan yürüyerek ayrılmasına sebep oldu !..

    Spa'da zirveye çok yakın olan McLaren Mercedes pilotu Juan Pablo Montoya'da yarışın tamamlanmasına 3 tur kala geçirdiği kaza Pizzona ile girdiği mücadelede yarış dışı kalarak Mercedes'in takımlar şampiyonasında Renault karşısında yakalayacağı avantajı kaybetmesine sebep oldu !.. Böylece McLaren Mercedes'in takımlar şampiyonasındaki zirve hayalleri viraja gömülmüş oldu !..

    15 pilotun tamalayabildiği belçika GP'sinde sırasıyla Toyota pilotu Jarno Trulli, Red Bull pilotu David Coulthard, Ferrari pilotu Michael Schumacher, BAR Honda pilotu Takuma Sato ve Renault pilotu Giancarlo Fisichella yarış dışı kaldı !..

    Formula 1'de Belçika ile birlikte tamamlanan Avrupa sezonunun son yarışında podyuma lider olarak çıkan McLaren Mercedes pilotu Raikkonen'in 28.3 sn. arkasından Renault pilotu Fernando Alonso 2. ve 32.0 sn. arkasından da BAR Honda pilotu Jenson Button 3. oldu !..

    3 yarış sonra tamamlanacak Formula 1 sezonunda sırayı 25 Eylül'de koşulacak Brezilya, 9 Ekim'de Japonya ve sezonun son yarışı olacak olan 16 Ekim Çin GP leri alacak !..
#12.09.2005 15:04 0 0 0
  • HERŞEY ASLIYLA GÜZELDİR..DOĞRU OLANI SÖYLEMEK EFTALDİR. TABRI KELİMESİNİN ALLAH İLE UZAKTAN YAKINDAN BİR ALAKASI YOKTUR.
#12.09.2005 14:50 0 0 0
  • -Bekle ay geliyoruz...

    - Galaksi galaksi duy sesimizi, işte bu Türklerin ayak sesleri!..

    - Uzaya kapak attık...

    - Artık biz de uzaylıyız

    - Türkler uzayda

    - Türk'üz doğruyuz uzaylıyız...



    - Alemin kralı geliyor..

    - Bekle bizi İngiltere..

    - Uzay tamam sıra güneş'te!

    - Bekle bizi samanyolu

    - Marslılarla Türkler arasında genetik bağ bulundu!



    STAR - Açın mekiklerimizin önünü! durduramazsınız...

    HÜRRİYET - Uzanlara rağmen...

    MİLLİYET - İstikbale eriştik

    SABAH - İlk biz duyurmuştuk..

    ZAMAN - Ve mümin uzayda

    TÜRKİYE - Allah'a şükür..

    VATAN - İşte Hezarfenin torunları.

    BULVAR - Uzaya da girdik biz de milli olduk

    STAR - Uzayın ulen

    HÜRRİYET - Aydın doğandan Türk astronotlara jest

    AKİT - Uzayda duyulan ezan sesi

    SABAH - Aydın doğandan büyük şantaj

    STAR - Güneş ufuktan şimdi doğar yürüyoruz uzayaaaa

    STAR - Welcome to space



    YABANCI BASINDAN BAŞLIKLAR :)



    WASHİNGTON POST : Insanlı ilk Türk uzay aracı astronotu almadan uzaya çıktı..



    LE FİGARO : Astonotlar arasında hiç Kürt yok....



    DİE ZEİTUNG : Verhaugen : 'Büyük başarı, eğer mekiği sağ salim indirirlerse, 2034'de müzakerelere başlarız' dedi..



    DİE WELT : Aya gitmesi gerekirken mars'a yönelen insanlı ilk Türk uzay aracı İstanbul üssünün yardımıyla Jüpiter'e indi..



    Corierra Della Serra : Incedibile..Berlusconi, Türk Astronot'un çocuğunun sünnetinde kirve olacak....



    ELEFTEROS RİMOS : Yunan hükümetinin büyük hezimeti....



    İlk Türk uzay adamı na ne denir acep : astronot mu denir, kozmonot mu denir, uzay fatihi mi denir bilinmez ! uzaya çıktığında neler başımıza gelir burada !
#12.09.2005 11:41 0 0 0
  • Bu konu başlıbaşına bir kitap ve araştırma konusu olduğundan, biz bu mevzuda söylenmesi gerekenlerin tümünü söylemeye çalışmayacak, bazı tereddütlü ya da önemli noktalara deginmekle yetinecegiz.

    Bu konuda hiç unutulmaması gereken en önemli nokta, insanın yaradılış gayesidir. Insan Allah'ın yüceligi karşısında kendi güçsüzlügünü kabullenmesi ve her hareketini Allah'a kulluk olarak yapması için yaratılmış bir varlıktır. Öyleyse yemesi, giymesi yatması ve kalkması gibi, cinsel ilişkisi de ibâdet olarak yapılmalıdır. Haramdan sakınmak, Allah'ın nimetinden helâl olarak yararlanmak, yapacağı hayırlı işler için fikrini meşgul eden cinsel arzuyu, sağlam düşünebilmek için gidermek, koca karının, karı da kocanın hakkını ödemek ve en önemlisi müslüman nesli yetiştirmek amacıyla yapılan meşru bir cinsel ilişki ibâdettir ve insana aldığı zevkler yanında sevap da kazandırır. "Kişinin zevkini yaşamasında hiç sevap olur mu ?" diye soran sahabiye Allah Rasûlü Efendimiz; "O suyu haram bir yere akıtsaydı, günah olmayacak mı idi? Öyleyse helâlından akıtması da sevaptır" buyurmuştur.(Müslim, zekât 52; Ebû Dâvûd, tatavvu' 12; edep 160; Müsned V/167,168.)

    Öbür yönüyle insan, arzu ve şehvetinin esiri olup, sırf zevki için yaşar hale gelmemelidir. Bu, ondaki hayvanî güçleri geliştirir, melekî güçleri zayıflatır ve insanı alçaltır. Halbuki, bütün zevkler gibi cinsel ilişki zevki de bir gaye değildir, bir gaye için yaratılmış insana Allah'ın bir hediyesidir. Insandan, neslini sürdürmesini istemiş ve bunu Allah'ın istediği doğrultuda yapması halinde kendisine cennet vadedilmiştir. Ise cinsel ilişki zevki gibi peşin bir avans da verilmiş ve sanki öbür âlemde alabildiğine tadacağı zevklerden, daha dünyada iken ona parmak ucuyla hafifçe tattırılmıştır. Ya da yorucu çabalarla yüce bir gayeye ulaşması istenen insana, gönül eglendirme türünden çerez takdim edilmiş ve asıl ziyafetin sonda olduğu bildirilmiştir. Tıpkı zor birise kosulan çocuklara, işi sonuna kadar götürmeleri için verilen oyuncaklar gibi. O çocuğun verilen işi bırakıp bu oyuncakla eglenmesi, oyuncağın veriliş amacına ne derece zitsa, insanın cinsel zevklerini gaye olarak görüp, sırf onlarla meşgul olması da yaratılış gayesine o derece zittir.

    Şimdi vereceğimiz bilgilerde bu açınin gözönünde bulunduiulması gerekir.

    Tutma ve bakma konusunda karrkoca arasında avret olan bölge yoktur.(Ibn >bidin VI/367) Hz. Ömer'in oğlunun; "bana göre birbirinin organlarına bakmaları daha iyidir, çünkü bu cinsel ilişkinin tadıni artırır," dediği nakledilir. Fakat Aynî; "bu sözün, onun sözü olduğu kesin değildir" der. Tutma konusunda câiz değildir diyen yoktur. Ebû Yûsuf; "Ebû Hanife'ye sordum ki, erkek karısının organını tutsa, kadın da kendisine karşı tahrik etmek için kocasının organını ellese, bunda bir sakınca var mıdır2 O da bana; hayır, yoktur. Hattâ bu sevaptır ve ecrin büyük olmasını sağlar dedi".

    Hanımı ile ilişkide bulunurken, onu tanıdığı güzel bir kadın diye hayâl edip, onunla sevişiyor gibi cima yapmasının haram olmadığını söyleyenler vardır. Ancak Ibn Âbidîn; bizim kurallarımıza göre bunun helâl olmaması gerekir, çünkü bu, suyu şarap olarak düşünüp içmeye benzer. Onun haram olduğu açıktır. Öyleyse öbürü de helâl olmamalıdır" der. ( Ibn ilbidin VI/372.) Doğru olan da bu olsa gerektir.

    Cinsel ilişkide kullanılan kremler, ya da yağlandırıcıların, domuz yağı gibi haram madde içermedikten sonra, helâl olmadığını gösteren bir delil yoktur. Ancak bu normal eşlere tavsiye edilmeyecek bir durumdur. Allah bu iş için tabi nemlendirici yaratmayı ihmal etmemiştir.

    Cinsel ilişkinin yasaklanan, ya da tavsiye edilen bir şekli yoktur. Ne var ki, tabiîlik dinî olan İslam'ın, bu konuda da tabiî olanı tercih edeceği açıktır. Üreme organından olmak üzere, karı ile koca hangi tür ilişkiden zevk alıyorlarsa onu uygularlar. Ayakta, otururken, yatarken, arkadan, önden, altta, üstte; hangisini isterlerse öyle yaparlar. Ancak üzerlerinin örtülü olması Islâmî bir edep ve emirdir." Allah ise utanmaya en lâyık olandır"(Fetâvây-i Hindiyye'de: "Oda küçük olursa (5-10) zira' yani yaklaşık(3 x 6 m2) koca böyle bir odada cima maksadıyla karısını soyabilir. Bir kısım ulema karı kocanın bir odada tek başlarına soyunmalarında mahzur olmadığını söylemişlerdir." (Ibn Âbidîn, Kunye'den, V/288). Ama bu, elbette cima ederken açık olabilecekleri anlamına gelmez. Hadîs için bk. Buhârî, ilm 15, edep 68.)

    Karısına dübüründen yaklaşmak çok çirkin bir hareket ve haramdır. Insanın tabiatina, şeref ve onuruna aykırıdır.

    Erkeğin, şehvetini uyandırmak ve zevk duymak için, eliyle ya da butlarıyla kendi kendini tatmin etmesi helâl görülmemiştir. (Bu konuda Mü'minûn (23) 7 ve Me'âric (70) 31 âyetleri ve tefsirlerine bakılabilir.) Haramlığını bazıları hafif, bazıları da kaba olarak nitelemişlerdir. Ancak erkeğin yanında karısı yoksa, ya da evli değilse, kalbi bununla meşgul oluyorsa ve harama düşme endişesi varsa, kendisini boşaltmanın, bunu âdet haline getirmemek şartıyla câiz olduğunu söyleyenler vardır. Hattâ, ciddî olarak harama düşme endişesi varsa ve bu yolla buna engel olunacaksa, bunun vâcip olduğunu söyleyenler de vardır. (Geniş bilgi için bk. Mahlûf, Fetâvâ I/117,118.) Ancak Peygamberimizin bu konudaki tavsiyesinin, şehveti oruç tutmakla yatıştırmak olduğu unutulmamalıdır. (Söz konusu hadîslerinde Rasûlüllah Efendimiz: "Gençler! Evlilik külfetine hanginizin gücü yetiyorsa evlensin." Yapamayan oruç tutmalıdır. Çünkü onun (nefsi dizginleyici) kamçısı vardır" Buhârî, savm 10, nikâh 2, 3; Müslim, nikâh 1, 3; Ebû Dâvûd, nikâh 1) Bu yolla hem haramdan kurtulacak hem de sevap kazanacaktır.

    Erkeğin eli vb. şeylerle kendini tatmin etmesi caiz olmadığı gibi, kadının da bu yolla tatmin araması câiz değildir. Ancak koca, karısının eli ile ya da vücudunun diğer yerleri ile tatmin olabileceği gibi, karısını da bu yolla tatmin edebilir. (Serahsî, Mebsût X/159.)

    Hastalık, zayıflık ve güçsüzlük gibi sebeple cinsel ilişkiye dayanamayan ve bu yüzden istemeyen kadınla cima etmek haramdır. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü'd-dürriyye I/26.)

    Evlendiğinde karısıyla ilişkiye güç yetiremeyen erkek bir yıl beklenir. Bir yıl boyunca da, bir defa olsun, güç yetiremezse, karısı, istemesi halinde ayrılır, erkeği beklemeye zorlanamaz. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü'd-dürriyye I/30.)

    Mushaf bulunan odada cima etmenin sakıncası yoktur. Çünkü müslümanlann evlerinde ve odalarında genellikle Mushaf bulunur. Ancak Allah'ın kelâmına karşı saygı duyulduğunu göstermek için Mushafin örtülmesi gerekir. (Ibn Âbidîn, I/266, el-Hediyyetü'l-Alâiyye 268.)

    Mescidlerin üzerinde cinsel ilişkide bulunmak mekruhtur. Çünkü mescidler semâya kadar mesciddirler. (Alâuddîn Âbidîn, el-Hediyyetü'l-Alâ'iyye 283.)

    Cimaya başlarken "besmele" çekerek,hadîste geçen "Bismillâh, Allahümme cennibnâ'ş-Şeytâne ve cennibi'ş-Şeytâne mâ-razektenâ" duasını okuması müstehaptır ve cimanın edeplerindendir. (Örnek olarak bk. Buhârî, bed'ul-halk 11; Müslim, talak 6, nikâh18)

    Kocası kendisini cimaya çağırdığında, karısının bunu özürsüz olarak reddetmesi, câiz değildir. Hattâ âdetli olması da bir özür değildir. Çünkü kocası onun, âdetli iken haram olan bölgesi dışında bir yerinden yararlanabilir. (Fetâvây-i Hindiyye (yazma) 611/45 Müslim, hayz 16, Nesâî, taharet 180; Ibn Mâce, taharet 124) Bu konuda özellikle kadının sözkonusu edilmesi, cimada erkeğin, kadından daha sabırsız olduğundandır. Yoksa kadının, kocasından cima isteme hakkıyok demek değildir.

    Karıkocanın, zaruret olmadıkça cinsel ilişki biçimlerini başkalarına anlatmaları haramdır. Peygamberimiz (s.a.s.) : "Şüphesiz ki, Kıyâmet Gününde, Allah'ın katında, emanete hiyanetin en büyüklerinden biri, karıkoca beraber düşüp-kalktıktan sonra, kocasının kadının sırrını yaymasıdır" buyurmuştur. (Müslim, nikâh 21; Davûdoğlu age VN/327 vd.)

    Emzikli kadınla cimada bulunmak câizdir. (bk. Müslim, nikâh 24; Davûdoğlu age VN/342 vd.) Bir kadını görerek şehveti harekete gelen kimsenin, derhal karısı ile cima etmesi ve nefsini yatıştırması müstehaptır. (bk. Müslim, nikâh, 2; Davûdoğlu age VN/221.)

    Cimada özellikle dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de, temizliğe olabildiğince dikkat etmektir. Mümkünse ilişkiden önce eşlerin dış organlarını sabunla yıkamaları müslümanca bir davranış olur. Çünkü temizlik müslümanlığın ana temellerindendir. Kasıklarda yuvalanıp üreyen mikropların, ilişki yoluyla kadının rahmine ulaşıp, çeşitli rahim hastalıklarına sebep olabileceği, ya da mevcut hastalıkları artırabileceği hiç unutulmamalıdır. Peygamberimizin (s.a.s.) cima edeceklere abdest almayı tavsiye etmesi (bk. Ibn Kudâme, el-Mugni VN/26) bundan olsa gerektir.

    Cima gücünü artıracak besinler yemek sakıncalı değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kına sürünmeyi tavsiye ederken; çünkü o, cildi güzelleştirir, cima gücünü artırır(Zehebî, et-Tibbu'n-Nebevî 25), buyurmuştur. "Tıbbı Nebevî" kitaplarında buna benzer hadisler nakledilir ve cima gücünü artıracak gıda rejimi verilir. (agk)

    Ilişkinin ne olduğunu bilecek kadar büyük çocukların bulunduğu odada, onlar uyurken bile cima etmek câiz değildir. (Nemenkânî, el-Fethu'r-Rahmanî N/2l3)
    Oral İlişki

    * Oral ilişkinin olabileceği ya da olamayacağı konusunda Kurân-ı Kerimde ve sünnette açık bir delil yoktur. Buradan hareketle bazı fıkıhçılar ve tefsirciler; madem ki karı kocanın her yerleri birbirlerine helaldir ve madem ki, eşyada aslolan mubah/helal olmaklıktır, çünkü her şey insan için yaratılmıştır, öyleyse karı kocanın oral ilişkileri de helal olmalıdır, diye bir sonuç çıkarmışlardır. Bunu çeşitli tefsir ve fıkıh kitaplarında bulmak mümkündür. Bunun yanlış olduğunu söyleyecek değiliz, ancak bunun hem dinen hem tıbben bir takım çekincelerinini olduğunu da bilmeliyiz. Öncelikle böyle bir davranış onurlu ve kişilikli olmaya aykırı bir davranıştır, tiksindiricidir. İkinci olarak, cinsel organlardan sürekli olarak bir takım maddeler çıkmaktadır ve bunlar pis olan akıntılardır. Böyle bir durumda kişi, Hz. Peygamberin (sa): "Ağızlarınızı tertemiz yapın çünkü onlar Kuran yoludur diye nitelendirdiği ağzına pis maddeler almış olacaktır. Üçüncü olarak, İslamın insan sağlığına ne kadar değer verdiğini herkes bilmektedir. Oysa bu yolla insan bir sürü mikrobu ağzına almış ve kendisini tehlikeye atmış olacaktır. (Prof.Dr.Faruk Beşer)
    * Ağız da cinsel temas için değil, başka işler için var edilmiştir; oradan cinsel temas yaratılış amacına da, fıtrata da ters düşer, fıtratları bozulmamış olanlar bundan nefret ederler. (Prof.Dr.Hayrettin Karaman)
    * Tabi bir sevişme tarzı olmadığı için, oral ilişkinin bir süre sonra nefretimsi duygulara sebep olabileceği ve dolaylı olarak cinsel mutluluğu olumsuz yönde etkileyebileceği gerçeğini de hatırlatarak, kaçınılmasını öğütleriz.
#12.09.2005 00:51 0 0 0
  • Araştırmacı Aytunç Altındal, Atatürk'ün 50 yıl sonra açıklanmasını istediği vasiyetinin, 1988'de Kenan Evren ile Turgut Özal tarafından gizlendiğini iddia etti.

    AB'nin gizli şifrelerini açıklayan Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, Atatürk'ün 'siyasi, toplumsal, tarihsel vasiyeti'nin gizlendiğini düşünüyor. Altındal'a göre, Atatürk, bazı notlarının ölümünden 50 yıl sonra açıklanmasını vasiyet etmişti. Atatürk'ün notlarında, 'İlelebet payidar kalacaktır' dediği Cumhuriyet için ileride neler yapılması konusundaki görüşleri bulunuyordu.



    KENAN EVREN İZİN VERMEDİ

    Ata'nın sır vasiyetinin 1988'de yani Atatürk'ün ölümünün üzerinden 50 yıl geçtikten sonra açıldığını belirten

    Altındal, 'Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve o günkü Başbakan Turgut Özal, bunları okudular. Ancak bu görüşlere, bu fikirlere 'toplumun henüz hazır olmadığını' öne sürerek bunların açıklanmasını engellediler' dedi. 1988'de Atatürk'ün vasiyetinin üstüne 25 yıllık yeni bir yasak konulduğunu söyleyen Altındal, vasiyette neler olduğuna dair ipuçları olduğunu düşünüyor.



    HİLAFET DÜŞÜNCESİ

    Altındal'a göre, Atatürk'ün notlarında Hilafet'le ilgili ilginç fikirleri yeralıyordu. Atatürk hilafetin kişi bazında değil,

    Bütün İslam ülkeleri arasında rotasyonla değişecek bir kurum olarak canlandırılabileceğini söylüyordu. Altındal'a göre, bu vasiyeti 1958'de öğrenen Adnan Menderes, sonunu hazırlayan o cümleyi; 'Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz'i bu nedenle söylemişti. Altındal, Atatürk'ün '1920'lerde sadece 3 Müslüman devlet var. Türkiye, İran ve Afganistan. Bu sayı ileride 40'a 50'ye çıkarsa, bu devletler kendileri biraraya gelerek bir Hilafet Meclisi oluştururlar'dediğini öne sürdü.



    FİKRİ BUGÜN GERÇEKLEŞTİ

    Mustafa Kemal'in saltanata karşı olduğunu, ancak Hilafet'e bir müessese olarak karşı çıkmadığını savunan Altındal, Atatürk'ün fikirlerinin aslında bugün hayata geçtiğini düşünüyor. Bugünkü İKÖ'nün ana hatlarını 1920'lerde çizdiğini söyleyen Altındal,'Mustafa Kemal'in Hilafet'in 5 güçlü İslam üyesinin daim konseyi oluşturmasını, bunların belirli süreler içinde rotasyonlu olarak Hilafet'i temsil etmesini istediğini düşünüyorum' dedi. ABD ve İngiltere'nin Hilafet'i kişi bazında yeniden kurmak çabasında olduğunu söyleyen Altındal, 'Bizim tezimiz, Mustafa Kemal Atatürk'ün tezidir, yani 'Hayır; babadan oğula geçen Halifelik olmaz. Bu akıldışıdır' diyoruz. Biz atak davranamazsak, onların istediği Hilafet'e gider' dedi.



    VATİKAN GİBİ

    İslam ülkelerinin tesis edeceği bir hilafet sistemine dünyada terörizmin önlenmesi için ihtiyaç duyulduğunu söyleyen

    Altındal, 'Bu sistemde en yüksek bir fetva makamı olacaktır. Böylelikle bir İslam Adaleti tesis edilir. Bir tarafın Vatikan'ı var öteki tarafın bir gücü yok. Bu İslam ülkelerinin gücünü arttıran birşey olacak. Örneğin Hilafet, tank alacak Bangladeş'e bu ülke İslam'a daha yakın, oradan al diyecek. Bu İslam'a saygıyı da arttıracak' dedi.



    ATATÜRK NUTUK'TA NE DEMİŞTİ?

    Aytunç Altındal, Nutuk'taki hilafetle ilgili bazı sözlerin kendi fikrini desteklediğini düşünüyor. Atatürk'ün,1963 yılında Ankara Üniversitesi Basımevi'nde basılan Nutuk'unun 490'ıncı sayfasında aynen şu sözleri yeralıyor: ...Ortak ilişkileri korumak ve bu ilişkilerin gerektirdiği koşullar içinde birlikte iş görmeyi sağlamak için ilgili Müslüman devletlerin delegelerinden bir Meclis kurulacaktır. Bu meclisin başkanı, birleşmiş Müslüman devletleri temsil edecektir diye bir karar alınırsa, işte o zaman, istenirse o birleşik Müslüman Devleti'ne Halifelik adı verilir. Yoksa herhangi bir Müslüman devletin bir kişiye bütün Müslümanlık Dünyası işlerini yönetip yürütme yetkisini vermesi us ve mantığın hiçbir zaman kabul edemeyeceği bir şeydir.'



    İşte zabıtlar

    Atatürk 1 Kasım 1922'de Meclis'te düzenlenen gizli oturumda konuşmuş, saltanatı yerden yere vururken hilafet ile cumhuriyetin birarada varolabileceğini söylemişti. Atatürk konuşmasında hilafeti TBMM'nin temsil edeceğini vurgulamıştı. Hilafet 3 Mart 1924'te kaldırıldı.



    CELAL BAYAR DA BİLİYORDU

    Vasiyetle ilgili 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın da bilgisi olduğunu söyleyen Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, 1967'de Bayar'a 'Atatürk'ün gizli vasiyeti var mıydı?' diye sorduğunu, Bayar'ın da kendisine, 'Muhtemeldir. Açıklanması şimdi doğru olmaz, Türkiye hazır değil' dediğini söyledi. Kenan Evren'in, Atatürk'ün fikirlerini gizlemesindeki amacı mutlaka açıklaması gerektiğini söyleyen Altındal, Atatürk'ün notlarının Anıtkabir'de olduğu yolunda kendisine güvenilir bilgiler geldiğini de sözlerine ekledi. Altındal, Atatürk'ün sır vasiyetinin, Cumhurbaşkanlığı'nın ardından Meclis'te Atatürk'ü Koruma Komisyonu'nun kararıyla, Genelkurmay Başkanlığı'nın oluru alındıktan sonra açıklanabileceğini de sözlerine ekledi.
#12.09.2005 00:36 0 0 0
  • Ferdlerin ve cemiyetlerin selâmetine, selâmet ve mutluluğuna aykırı olan şeyler, İslâm dininde yasaktır, haramdır. Bunların yapılması, hem dünyaca, hem de âhiretçe sorumluluğu gerektirir. Bunlara: "Günah, masiyet, ism" denir.



    1 - Günah olan şeyleri bizzat yapmak caiz olmadığı gibi, o gibi şeylere razı olmak ve bir zorlama olmadıkça yardım etmek de caiz değildir. Misal: Bir kimse, bir eşya çalamaz, bu haramdır, cezayı gerektirir. Bir kimse bir şeyin çalınmasına razı da olamaz, ona yardım da edemez. Bu da haramdır, yasaktır.



    2 - Günah olan şeylere razı olmak veya yardım etmek, yerine göre ya haram, ya da mekruh olur. Bu, dinde bir esastır. Bunun üzerine çeşitli binlerce mesele bina edilebilir.



    Misal: Bir kimse, herhangi bir haksızlığı geçerli kılmak için bir kimseden bir mal alamaz. Bu rüşvettir, haramdır. Onun için bir haksızlığı geçerli kılmak için bir insan bir mal veremez ve böyle bir malın verilmesine aracı da olamaz. Bunlar da haramdır, yasaktır. Çünkü böyle alınması yasak olan birşeyin, verilmesi de, verilmesine aracı olunması da haramdır, yasaktır. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "Yüce Allah rüşvet alana da, rüşvet verene de, bunların arasında rüşvete aracı olana da lânet etsin."



    3 - Bir kimse, murisinin (miras bırakanının) gayr-i meşru bir sebeble elde etmiş olduğu malından veraset hissesi almamalıdır, iyi olan budur. Bu bir takva ve zühd faziletidir. Böyle bir hisseyi almak, helal olmayan bir harekete razı olmak demektir.



    4 - Bunun için insan helal olan hisse ile yetinmeli. O malın asıl sahibi biliniyorsa, ona geri verilmelidir. Bilinmiyorsa, fakirlere sadaka olarak dağıtılmalıdır. Çünkü böyle kötü bir maldan kurtulmanın çaresi, sahibine çevrilme imkânı olmayınca, sadaka olarak vermektir.



    5 - Alacağı bir gıda maddesini haram hale getireceği veya alacağı genç bir köleye fena muamelede bulunacağı veya satın alacağı silâhı kötülükte kullanacâğı anlaşılan bir kimseye bunları satmamalıdır. Bu satış tenzihen mekruh olur.
#12.09.2005 00:16 0 0 0
#11.09.2005 23:14 0 0 0
  • Konu: VEREM
    Verem (tüberküloz), mycobacterium tuberculosis'in dormant yaşayabilme özelliği başta olmak üzere, diğer biyolojik özellikleri ve epidemiyolojik koşullar nedeniyle eradikasyonu çok güç olan bir hastalıktır.Tüm tüberküloz (TB) olgularının % 80-90’ı akciğerlerde ortaya çıkar. Belirtileri şunlardır:

    a) Akciğerle ilgili olanlar

    Öksürük, balgam,hemoptizi: Üç hafta süren her öksürükte tüberkülozdan şüphelenilmelidir.Öksürük bazen kanlı,çoğu zaman kansız balgamla birlikte görülür.

    Göğüsağrısı,sırt ağrısı,yan ağrısı: Plevra tutulumu olduğunda solumakla değişen ağrı olur.

    Nefes darlığı: Lezyonların yaygın olduğu ya da plevra sıvısının fazla olduğu durumlarda görülür.

    b) Genel bulgular

    Halsizlik, çabuk yorulma, kilo kaybı, çocuklarda kilo almada duraklama, ateş, gece terlemesi gibi bulgular. Genel olarak ateş intermittandır; sabahları yoktur,öğleden sonra ürpererek yükselir, gece terleyerek düşer.

    Tüberkülozlu bir hasta ile yakın temasta olan bir kimsede yukarıda sayılan bulguların biri veya birkaçı olması halinde öncelikle akciğer tüberkülozundan şüphelenmek gerekir.Diğer organ tüberkülozlarında bulgular, tutulan organa göre değişir.

    Bulaşma Yolları ve Bulaştırıcılık:

    Veremli hastaların öksürük ve aksırıkları ile havaya saçılan mikropların solunması ile bulaşır.

    Verem mikropları, güneş ışığı girmeyen ve havalandırmayan yerlerde uzun süre yaşayabilir.

    Verem, yiyecekler, giyecekler ve ortak kullanılan eşyalarla bulaşmaz.

    Verem kalıtsal değildir.

    Hastaların bulaştırıcılığı, tedavilerine başlandıktan sonraki 2-3 haftada pratik olarak sona erer.

    Tanımlar ve Sınıflama

    Primer Tüberküloz:Daha önce TB basili ile karşılaşmamış bir kişide ortaya çıkan ve çoğunlukla kendiliğinden iyileşen, çocuk tüberkülozu olarak da bilinen durumdur.

    Enfeksiyon:TB basili ile ilk kez karşılaşmış ve bir seri immünolojik reaksiyon sonucu 'gecikmiş tipte aşırı duyarlılık' gelişmiş kişilerdeki durumdur.Kişinin hasta olması anlamına gelmeyen bu durum tüberküline reaksiyonun gösterilmesi ile ortaya konulur.Enfekte bireyler hasta olmaya aday kişilerdir.

    Post Primer Tüberküloz: 'Erişkin tip TB' veya 'reenfeksiyon tüberkülozu' olarak da adlandırılan bu durum daha çok erişkin çağda görülen, balgamda basil çıkarılması, kavitasyon gibi klinik özellikler arzeden bir tablodur.Tüberküloz dendiğinde genellikle kastedilen post primer tüberkülozdur.

    İlaca Dirençli Olgu: En az bir TB ilacına dirençli basille hastalanmış olgu

    Çok İlaca Dirençli Tüberküloz (MDR-TB): İzoniyazid ve Rifampisin'in ikisine birden veya bunlarla birlikte başka ilaç(lar)a dirençli basil çıkaran olgulardır.En az İzoniyazid ve Rifampisin direncinin MDR-TB olarak alınması, bunların TB tedavisinin en temel iki ilacı olması nedeniyledir.(WHO ve IUATLD :Uluslararası Tüberküloz ve Akciğer Hastalıklarına Karşı Birlik) ile diğer otoriteler de bu tanımı aynı şekilde yapmaktadırlar.

    MDR-TB yönetiminin WHO tarafından belirlenen temel prensipleri şunlardır:

    * Öncelik MDR-TB gelişimini önlemektir.

    * Gerekli ilaçlar mevcut olmalıdır.

    * Bu hastalar için özel tedavi üniteleri oluşturulmalıdır.

    * Bu hastalar için uygun tedavi rejimleri düzenlenmelidir.

    * Gerekli duyarlılık testleri yapılabilmelidir.

    * MDR-TB kontrol programı için uzun süreli personel ve mali kaynak ayrılmalıdır.

    Sınıflama ise şu şekilde olmaktadır:

    1) Akciğer tüberkülozu

    A- Yayma pozitif olgular

    * En az iki balgam örneğinde yayma ile Aside-Rezistan Basil (ARB) gösterilen hastalar;

    * Balgam yaymasında bir kez ARB pozitif bulunan fakat aktif akciğer tüberkülozu ile uyumlu radyolojik bulgularılan ve bir hekim tarafından,tüberküloz tedavisi kararı verilen hastalar;

    *Balgam yaymasında bir kez ARB pozitif bulunan ve kültürü de pozitif gelen hastalar

    B- Yayma negatif olgular ( Şüpheli TB olguları)

    İki hafta ara ile alınan ve her seferinde yayma negatif olan, fakat radyolojik olarak TB ile uyumlu lezyonları olan ve en az bir hafta geniş spektrumlu antibiyotik kullanılmasına rağmen klinik yanıt alınamayan ve ayırıcı tanı olanakları iyi olan bir hastanede TB tedavisine karar verilen hastalar

    C- Kültür müspet olgular

    Balgam yaymaları negatif olan fakat kültürde üreme olan hastalar

    2) Akciğer Dışı Organ Tüberkülozu

    Akciğer dışındaki organlardan alınan örneklerde ARB gösterilebilen veya TB ile uyumlu histolojik ve klinik bulgusu olan hastalar

    Bulaşma hemen daima solunum yoluyla olduğu için, verem savaşı akciğer tüberkülozu iledir.

    Tanı:

    Tüberkülozun kesin tanısı bakteriyolojiktir ; yalnız radyoloji ile TB tanısı konulmaz.

    Tüberkülin Testi (PPD): PPD, kişininTB basili ile karşılaşıp karşılaşmadığını, yani enfekte olup olmadığını gösteren bir testtir.Hastalık aktivitesi hakkında bilgi vermez.Ülkemiz koşullarında daha çok çocukluk çağında değerli bir tanı aracıdır.Çocuklarda tüberkülin pozitifliği, hiçbir klinik ve radyolojik bulgu olmasa bile ilaçla korunmayı gerektirir.

    Yetişkinlerde ise tüberkülin pozitifliği çok yaygındır ve bunların ne zaman enfekte olduklarını ayırdetmek de mümkün değildir.Bu müspetliklerin bir kısmı da BCG'ye bağlıdır.Ülkemiz koşullarında bu nedenle,yetişkinlerde tüberkülin ancak yardımcı bir tanı kriteridir.TB'nin bazı formlarında test menfi olabilir.TB'de şüphe edilen 15 yaşından küçük çocuklara mutlaka tüberkülin testi yapılmalıdır.

    Verem Aşısı (BCG "Bacille Calmette-Guerin")

    Virulansı azaltılmış yani hastalık yapmadan direnç kazandıran basil esasına dayandırarak ilk 1920'li yıllarda üretilen aşıya, basilin ve bulucularının isimlerinin baş harfi alınarak kısaca BCG ismi verilmiştir.

    BCG aşısı, ısı ve ışığa çok dayanıksızdır.Aşılanan kişiyi 5-6 yıl süreyle, %80 oranında korur.Özellikle doğumdan itibaren uygulanabilir.Cildin en üst tabakalarına uygulanması BCG'nin komplikasyonlarını azaltır.Aşıyerinde oluşan 7-8 mm çapındaki papül 20-30 dakikada kaybolur.Daha önce TB basili ile karşılaşmamış olan kimselerde,aşı yapıldıktan 3-4 hafta sonra aşı yerindebir nodül oluşur.Bu nodül kızarır ve 6. haftaya doğru hafif bir şekilde akar, 8. haftada kabuk bağlar ve birkaç hafta sonra kabuk düşerek yerinde bir nedbe (skar) bırakır ve yaşam boyu kaybolmaz.Nedbeleşmeyi çabuklaştırmak için antibiyotikli tozlar ve pomadlar kullanılmaz.

    Aşıdan sonra kırgınlık, ateş vb. semptomlar görülmez.Aşının deri altına yapılması veya steril koşullara dikkat edilmemesi sonucu deri altı abseleri oluşabilir.

    Özellikle 0-6 yaş grubundaki çocuklara aşıdan önce tüberkülin testi uygulamanın büyük önemi vardır.Kırsal kesimde tüberkülin testinin 3 gün sonraki kontrolü pratik olarak zor olduğundan direkt BCG uygulanır.
#11.09.2005 17:55 0 0 0
  • TANIM:Burunda dolgunluk, baş ağrısı ve burun akıntısı.

    HERKESİN SİNÜSÜ VAR MIDIR?

    Evet, yeni doğmuş bir bebeğin bile çok küçük olsa dahi sinüsleri vardır. Başlangıçta bezelye büyüklüğünde olan bu boşluklar burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen boşluklardır. Çocukluk ve genç erişkinlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Hava cepleridirler. Burnun iç yüzünü kaplayan zarın aynısı tarafından kaplanmaktadırlar ve bir kurşun kalem başı büyüklüğünde açıklarla burun boşluğuna bağlanırlar.

    SİNÜSLER NE İŞE YARAR?

    Sinüsler normal salgı (mukus) oluşturan burun, sisteminin bir parçasıdır. Normal olarak burun ve sinüsler günde yaklaşık olarak yarım litre mukus salgılar. Üretilen mukus burun örtüsü (mukoza) üzerinde hareket ederek toz parçacıklarını, bakterileri ve diğer havayla taşınan partikülleri süpürür ve yıkarlar. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve yutulur. İçindeki parçacıklar ve bakteriler mide asidi tarafından parçalanır. Birçok insan bunun farkında değildir çünkü normal bir vücut fonksiyonudur.

    BURUN GERİSİNE AKINTl NE DEMEKTİR?

    Burun içi; hava kirliliği tarafından, allerjiye neden olan maddeler tarafından, dumanla veya virüsler tarafından rahatsız edildiğinde normalden çok fazla mukus üretir. Bu burun zarlarındaki allerjik maddeyi yıkayıp uzaklaştırmak amacıyla bol miktarda üretilmiş, berrak su gibi bir salgıdır. Burun arkasına doğru su gibi bir salgı oluşur. Arkaya akıntının en önemli nedeni bu olaydır. Bir başka tipte ise mukus yapışkan ve kıvamlıdır. Bu, hava yollarının çok kuru olduğu ve zarların yeterince sıvı salgılıyamadığı durumlarda görülür. Bakteriler tarafından oluşturulan enfeksiyonlarda da yapışkan ve kıvamlı mukus gözlenir aynı zamanda cerahatten dolayı mukusun rengi sarı veya yeşil olabilir.

    SİNÜS NEDİR?

    "-it" eki tıpta enfeksiyon veya enflamasyonu ifade eder. Bu nedenle sinüzit, sinüslerin enfeksiyonu veya enflamasyonudur. Tipik bir akut sinüzit vakası soğuk algınlığı veya allerjik bir atak sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Zarlar o kadar çok şişebilir ki sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burun ile sinüsler arasında rahat hareket edemezse mukus sinüsler içinde birikir ve basıncın artmasına neden olur. Hangi sinüsün etkilendiğine bağlı olarak yüzde veya alında üzerine basmakla oluşan, gözler arasında veya gerisinde, yanaklarda ve üst dişlerde ağrıya meydana gelir. Çıkışı kapalı ve mukus dolu bir sinüs bakterilerin üremesi için çok uygun bir ortamdır. Soğuk algınlığı normalden fazla sürerse ve sümüğün rengi yeşil-sarıya dönerse veya garip bir tat oluşursa muhtemel bakteriyel enfeksiyon gelişmiştir. Akut sinüzit olgularında yüzdeki ve alındaki ağrı çok kötü olabilir. Sinüs çıkışının uzun süre kapandığı durumlarda kronik sinüzit gelişir. Baş ağrısı az görülür ancak akıntı ve kötü koku devam eder. Enflamasyonun çok aşırı olması sonucunda polip adı verilen oluşumlar gelişir. Bazı sinüzit olguları üst dişteki enfeksiyonun sinüse geçmesi sonucunda oluşur.

    SİNÜZİT TEHLİKELİ MİDİR?

    Sinüzit olgularının büyük çoğunluğu tıbbi tedaviye cevap verir ve tehlikeli değildir. Bununla birlikte sinüs içindeki bir enfeksiyon hem göze hem de beyne çok yakındır. Enfeksiyonun göze veya beyine yayılması çok nadirdir. Enfeksiyonlu sinüslerden akan mukus akciğerler için sağlıklı değildir. Böylece sinüzit; bronşit, kronik öksürük veya astımı ya azdırır yada bunların ortaya çıkmasına neden olur.

    SİNÜZİT BAŞ AĞRISI NEDİR?

    Soğuk algınlığı sırasında veya burun örtüsü şiştiği ve burnun aktığı zamanda veya burun sümükle dolu olduğunda yüzde, yanaklarda, alında veya göz çevresinde ortaya çıkan baş ağrısı muhtemelen sinüzit ağrısıdır. Sinüs enfeksiyonu buna neden olur. Bir başka tür sinüs baş ağrısı ise uçak inmek üzere alçaldığı zaman ortaya çıkar. Bu özellikle soğuk algınlığınız veya aktif allerjiniz varsa belirgin olur (buna "Vakum Baş Ağrısı" denilir). Maalesef sinüs baş ağrısıyla karıştırılabilecek birçok başka neden vardır. Örnek olarak migren ve diğer damar kaynaklı baş ağrıları veya gerginlik baş ağrısı hem alın ve göz çevresinde ağrı oluşturması hem de burun akıntısına da neden olabilmelerinden dolayı sinüzit ile karıştırabilirler. Ancak bu tip baş ağrıları doktor müdahalesi olmadan kısa sürede gelip geçerler. Doktor müdahalesi olmadan uzun süren ve ancak antibiyotik tedavisiyle düzeltilebilen sinüzitten farklıdırlar. Bununla birlikte arada sırada gelen, bulantı ve kusmaya neden olan baş ağrısı daha ziyade migren baş ağrısıdır. Şiddetli, sık ve uzun süren baş ağrılarının tanısı için mutlaka doktora baş vurulmalıdır.

    KİMLER SİNÜS PROBLEMİYLE KARŞILAŞIRLAR?

    Gerçekte herkes sinüs enfeksiyonu geçirebilir ancak bazı gruplar daha hassastırlar.

    Allerjisi olanlar : Bir allerji atağı soğuk algınlığı gibi mukozanın şişmesine, sinüs kanallarının kapanmasına, mukus akımının engellenmesine ve bakteri enfeksiyonuna neden olur.
    İyi nefes almayı ve mukus akışını engelleyecek yapısal burun bozuklukları olanlar : Örnek olarak kırık bir burun veya septum deviasyonu (septum burun delikleri arasında burnu sağ ve sol olmak üzere ikiye bölen kıkırdak bir yapıdır. Bunun bir tarafa doğru eğilmesine deviasyon denir.)
    Sık sık enfeksiyona maruz kalanlar: Okul öğretmenleri ve sağlık personeli hassastır.
    Sigara içenler: Tütün dumanı, nikotin doğal direnç mekanizmasını bozarlar.
    DOKTOR SİNÜSLERİM İÇİN NE YAPACAKTIR?

    Doktorunuz size soluk alıp vermeniz, burun akıntınızın rengi ve kokusu ve hangi olayların (günün hangi saatinde veya hangi mevsiminde ) bu bulgulara neden olduğu ile ilgili sorular soracaktır. Baş ağrınızı tarif etmeye hazır olun; Ne zaman ve hangi sıklıkta olduğu, ne kadar sürdüğü, bulantı, kusma, görme bozukluğu, veya burun tıkanıklığı ile ilişkili olup olmadığı. Kulak Burun Boğaz uzmanı özellikle mukozanın görünüşüne ve salgının niteliğine dikkat ederek kulağınızı, burnunuzu, ağzınızı, dişlerinizi, ve boğazınızı muayene edecektir. Burnunuzdaki hassasiyeti inceleyecektir. Bazı durumlarda sinüslerinizin röntgen fılmi gerekli olabilir. Tedavi doktorunuzun koyduğu teşhis ile bağlantılı olacaktır. Enfeksiyonlar için antibiyotik tedavisi veya cerrahi müdahale bazen de her ikisi birden gerekebilir. Akut sinüzit çoğunlukla antibiyotik tedavisine yanıt verirken kronik için genellikle cerrahi müdahale gerekmektedir. Son yıllarda uygulanan Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi (FESS) bu hastalıkların çözümünde uygulanan basit bir tekniktir. Sonuçlar oldukça başarılıdır. Eğer bulgular allerji, migren veya sinüzite benzeyen bir başka nedenden dolayı ise doktorunuz alternatif bir tedavi planı uygulayacaktır.

    SİNÜSLERİM İÇİN BEN NE YAPABİLİRİM?

    Allerjiniz varsa bunu kontrol edin. Soğuk algınlığı olduğunuz zaman buharla nemlendirici kullanın. Yatağınızın baş tarafı daha yükseltilmiş bir şekilde uyuyun. Dekonjestanlar kullanılabilir ancak içlerindeki kimyasal maddeler adrenalin gibi etki gösterebileceğinden yüksek tansiyonu olanlarda riskli olabilir. Aynı zamanda bunlar uykusuzluğa neden olan uyarıcıdırlar. Kullanmadan önce doktorunuza baş vurun.
    Burnunuzu tahriş eden kirleticilerden, özellikle sigara dumanından uzak durun.
    Dengeli beslenin, düzenli egzersiz yapın.
    Enfeksiyonu olduğunu bildiğiniz insanlarla ilişkilerinizi sınırlamaya çalışın bu olmuyorsa bir takım önlemler alın (el yıkamak, ortak havlu ve önlük kullanmamak).
    Birçok reçetesiz sinüs ilacı satılmaktadır ancak uygun bir tanı koyulmadan bunları kullanmak doğru değildir. En iyisi sizi muayene eden ve sizin şikayetlerinizi bilen doktorunuzun verdiği ilaçları kullanmaktır.
#11.09.2005 17:53 1 0 0
  • Göz kameraya benzeyen optik bir sistemdir. Dışarıdan gelen ışık ve görüntüler kornea (gözün en dış saydam tabakası) ve lens tabakasında kırılarak retina üzerindeki görme noktasına ulaşırlar.

    Normal bir gözde dışarıdan gelen ışınlar kornea ve lenste kırılarak görme merkezine düşerek net görüntü oluştururlar. bazı durumlarda ise kornea, lens ve gözün yapısına bağlı olarak, görüntüler retina üzerinde net olarak oluşmayabilir.

    Miyopi :

    Dışarıdan gelen ışınların görme noktasına ulaşmadan odaklaşması sonucu gelişir. Gözün ön-arka ekseninin uzun olmasına bağlı olarak veya kornea ve lensin kırıcılığının değiştiği durumlarda ortaya çıkar. Miyop gözlerde uyum gücü çok az olduğu için kişi uzağı görebilmek için gözlük kullanmak durumundadır.

    Astigmatizma :

    Korneanın kırma gücünün biribirine dik iki eksende farklı oması sonucunda görüntünün farklı düzlemlerde kırılmasıyla meydana gelir. Kornea ve lensin yapısına bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Astigmatizma, her mesafede yansıma ve bulanık görmeye neden olur.Astigmatik görme, sirklerdeki yamuk aynalarda oluşan görüntüye benzetilebilir.

    Hipermetropi :

    Dışarıdan gelen ışınların görme noktasının arkasında odaklanması sonucunda gelişir. Gözün ön-arka ekseninin kısa olmasına bağlı olarak veya kornea ve lensin kırıcılığının değiştiği durumlarda ortaya çıkar. Hipermetrop gözlerde uyum gücü yüksektir. Düşük dereceli hipermetrop kişiler uyum yaparak normal görebilirler, fakat göz çabuk yorulur. Yüksek hipermetropide ise hem uzak, hem de yakın görme bozuktur.

    PRESBİYOPİ :

    Yaşın ilerlemesine bağlı olarak lens tabakasının esnekliğini yitirmesi ve bunun sonucunda yakın görmenin bozulmasıdır. 35-40 yaşlarında başlar ve 60 yaşına dek sürekli ilerler.

    KERATOKONÜS :

    Kornea yüzeyinde bir bölümün incelerek öne doğru çıkmasıdır. Bu kişiler gözlükle net göremezler. Hastalığın derecesine göre özel olarak üretilen kontakt lensler kullanabilirler. Çok ileri derecelerde ise keratoplasti adı verilen kornea nakli ameliyatı gerekebilir.

    UNUTMAYIN !

    Miyopi, hipermetropi, astigmatizma ve presbiyopi gözün genel kırma kusurlarıdır. Bu kırma kusurları gözde tek tek meydana gelebileceği gibi, birden fazla kırma kusuru birarada görülebilir. Kırma kusuru bir gözde veya her ikisinde birden olabilir. Bunların dışında korneanın bozukluklarına bağlı özel kırma kusurları meydana gelebilir. Bir gözde, kırma kusuru ile birlikte korneada, görme tabakasında veya görme sinirinde bozukluklar olabilir.
    Bu nedenle, kırma kusuru olan kişiler her yıl düzenli göz ve göz dibi muayenesinden geçmelidirler.

    Çocuklarda gözde herhangi bir kayma ve görme bozukluğu şüphesi varsa en kısa sürede göz kontrolü yapılmalıdır. Herhangi bir problem olmasa da 4 yaş civarındaki çocukların göz muayenelerinin yapılması gereklidir.

    Kırma kusurları olan kişilerin net görebilmeleri için çeşitli alternatifler vardır.

    Gözlük kullanabilirler,
    Kontakt lens kullanabilirler,
    Excimer laser tedavisiyle kırma kusurlarının tümünden veya bir kısmından tamamıyla kurtulabilirler.
#11.09.2005 17:51 1 0 0