Tıbbi alandaki radyasyon uygulamaları, radyasyonla görüntü elde edebilme ve radyasyonun hücre veya tümörleri yok edebilme yeteneğine sahip olması temeline dayanır. Bu iki özelliğinden dolayı radyasyon hastalıkların teşhis ve tedavisinde önemli rol oynar.
Tanısal Radyoloji
Radyasyonun tıbbi alanda yaygın kullanılmakta olan ve gün geçtikçe geliştirilen en eski çeşidi X ışınlarıdır. Genellikle hastalıkların teşhisi amacıyla kullanılan X ışınları, hastadan geçirilerek hastalıklı bölgenin görüntüsü röntgen filmi olarak da adlandırılan radyografi filmi şeklinde elde edilir.
Nükleer Tıp
Vücuttaki organ veya dokuların işlevleriyle ilgili çalışmalar yapmak üzere bazı radyoaktif maddeler kullanılır. Bu tür çalışmalarda radyoaktif madde, vücuda, radyoaktif maddenin incelenecek dokuda toplanmasını ve geçici bir süre buraya yerleşmesini sağlayacak bir kimyasal madde ile birleştirilerek verilir. Radyoaktif maddenin vücuttaki dağılımı veya akışı, vücuda verilen radyoaktif maddeden salınan gama ışınlarını algılayacak özelliklere sahip cihazlarla elde edilir.
Radyoterapi
Kanser hastalıklarının %50'sinin tedavisinde etkin olarak kullanılır. Yaygın olarak yüksek enerjili elektron hızlandırıcılar ve Co-60 radyoaktif kaynaklı cihazlar kullanılır. Tedavinin amacına ulaşması tedavi edilecek bölgeye tedavi için gerekli doz verilirken sağlam doku ve organların dozunun minimum düzeyde tutulmasıyla mümkün olur.
Endüstriyel Uygulamalar
X ve gama ışınlardan yararlanılarak röntgen filmleri çekilen endüstriyel ürünlerin (borular, buhar kazanları, her türlü makine aksamları, vs.) her hangi bir hata içerip içermediği tespit edilebilmektedir. Bu çalışmalar genel olarak radyografi olarak adlandırılırlar. Radyografi dışında radyasyondan yararlanılarak yine bir çok sanayi ürününün (demir, çelik, lastik, kağıt, plastik, çimento, şeker, vs.) üretim aşamasındaki seviye, kalınlık, nem ve yoğunluk ölçümleri yapılmaktadır.
Işınlama tesislerinde gıda ışınlaması, tek kullanımlık atılabilir tıbbi malzemelerin sterilizasyonu yapılmaktadır.
Akarsularda debi ölçümü, barajlarda su kaçaklarının tespiti, yeraltı sularının hareketlerinin takibi, radyasyondan yararlanılarak mutasyona uğratılan tohumlar daha verimli ve dayanıklı hale getirilmektedirler.
Nükleer Serpinti
Atmosferde gerçekleştirilen nükleer bomba denemeleri sonucu meydana gelen radyoaktif serpintiler, radyoaktif çevre kirliliğine neden olan en büyük yapay radyasyon kaynağıdır. Ancak 1960'lı yılların başlarında bu yolla maruz kalınan radyasyon dozu günümüzde nispeten azalmıştır. Bununla birlikte, yer üstü ve hatta yer altında yapılan bu tür denemeler bölgesel kirliliğe neden olmaktadır.
Nükleer Güç Santralleri
Ağır radyoaktif (Uranyum gibi) atomların bir nötronun çarpması ile daha küçük atomlara bölünmesi (fisyon) veya hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları oluşturması (füzyon) sonucu çok büyük bir miktarda eneji açığa çıkar. Bu enerjiye nükleer enerji denir. Nükleer reaktörlerde fisyon reaksiyonu ile edilen enerji elektriğe çevrilir. Güneşteki reaksiyonlar ise füzyon reaksiyonudur. Bu reaksiyonun yarattığı sıcaklık fisyon reaksiyonundakinden çok daha fazladır (birkaç milyon derece santigrad). Bu yüzden bu sıcaklığı kontrol edebilecek bir füsyon reaktörü henüz kurulamamıştır.
Tüketici Ürünleri
Televizyonlar, duman dedektörleri,fosforlu saatler, paratonerler ve lüks lambası fitilleri gibi bazı tüketici ürünleri az miktarlarda da olsa radyoaktif madde içerirler. Kömür ve fosfat kayaları uranyum, radyum, potasyum-40 ve toryum içerirler. Fosfatın gübre ve kömürün yakıt olarak kullanılması esnasında çevreye az da olsa belli bir radyasyon dozu verilir.
Dünyanın oluşumundan itibaren yerkabuğunda doğal olarak bulunan radyoizotoplar, vücudumuzu iki şekilde ışınlanmaya maruz bırakırlar:
Dış ışınlanma
İç ışınlanma
İnsan vücudunun dış kaynaklı ışınlamaya maruz kalmasının temel nedeni doğal olarak bulunan U-238 ve Th -232 serilerinden ve K-40 radyoizotoplarından kaynaklanan gama ışınlarıdır.
Bu radyoizotoplar, insan vücudu içerisinde ayrıca bulunmakta ve gama ışınlarında olduğu gibi, alfa ve beta parçacıkları ile çeşitli organlarda iç ışınlanmaya neden olmaktadır.
Dış ışınlanma:
Yeryüzündeki radyoizotopların yaydığı gama ışınları nedeniyle tüm vücudumuz dış kaynaklı radyasyona maruz kalır. Özellikle granit gibi volkanik kayalarda, fosfat kayalarda, tortularda yüksek radyoaktivite bulunabilmektedir. Yapı malzemeleri taş ve topraktan üretildikleri için düşük oranda da olsa radyoaktivite içerebilirler. Böylece insanlar konutları dışında olduğu gibi, bina içinde de radyasyona maruz kalırlar. Yaşanılan bölgenin jeolojik özellikleri yanında, binada kullanılan yapı malzemeleri alınan radyasyon dozunu etkilemektedir .
Gama yayınlayan U-238 ve Th-232 serileri ile K-40 dış kaynaklı radyasyon alanın belirlenebilen üç önemli bileşenidir. Uranyum, kaya ve toprak katmanları boyunca düşük konsantrasyonlarda dağılmıştır. U-238 birçok elementin uzun radyoizotop bozunma serisinin başlangıç kaynağı olup, kararlı kurşun-206 haline gelinceye kadar bozunur. Oluşan ilk ürünler arasında yer alan ve radyoaktif gaz olan radon radyoizotopu ( Rn -222) atmosfere dağılır ve bozunmaya devam eder. Toryum da benzer şekilde yeryüzüne dağılmıştır ve Th -232, başka bir radyoaktif serinin başlangıç kaynağıdır. Yerkabuğunun ağırlık olarak % 2,4' ünü oluşturan K-40'ın aktivite konsantrasyonu genelde, U-238 ve Th -232' den büyüktür.
Toprakta Bulunan Doğal Radyonüklitler (UNSCEAR-2000)
Radyonüklit Konsantrasyonu ( Bq /kg)
K-40 ...........U-238 .......... Ra -226 ...... Th -232
Değişim Aralığı....140-850.........16-110.............17-60.........11-64
Taş ve topraktan üretilen yapı malzemeleri düşük oranda radyoaktivite içerebilirler. Böylece insanlar yaşam alanları dışında olduğu gibi bina içinde de radyasyona maruz kalırlar. Alınan radyasyon dozu yaşanılan bölgenin jeolojik özelliklerine, binada kullanılan yapı malzemelerine bağlı olarak değişmektedir. Betonarme binalardaki radyasyon dozu, ahşap yapılara oranla daha fazladır.
Doğal gama radyasyonu nedeniyle alınan yıllık toplam etkin doz değeri yaklaşık 0,48 mSv'dir . Bazı insanların aldıkları doz bu ortalamanın altında, bazılarınınki ise üstünde olabilir. Doğal toprak yapısının yüksek radyoizotop konsantrasyonu içeren yerler az da olsa vardır. Örneğin Hindistan'ın Kerala bölgesinde, Fransa ve Brezilya'nın bazı bölgelerinde alınan doz dünya ortalamasının 20 katına kadar ulaşabilmektedir.
İç Işınlanma:
İç ışınlama, yeryüzü kaynaklı doğal olarak bulunan radyoizotopların solunum ve sindirim yolu ile alınmasından kaynaklanır. Havada bulunan U-238 ve Th -232 bozunum zincirlerindeki radyoizotoplardan oluşan toz parçacıkları solunum yolu ile vücuda alınmaktadır. Solunum yolu ile iç ışınlanmanın en önemli bileşenini radon ürünleri oluşturmaktadır. Yiyecek ve içeceklerde bulunan K-40, U-238 ve Th -232 serileri, sindirim yolu ile alınan dozun temel nedenini oluşturmaktadır.
Vücuttaki Radyoaktivite
Vücudumuzda bulunan radyoaktif elementlerden (özelikle Potasyum-40 radyoaktif elementinden) dolayı da belli bir radyasyon dozuna maruz kalırız. İnsan vücudundaki potasyum miktarının biyolojik proseslerle kontrol edildiği bilinmesine rağmen toplam değerin kişiden kişiye nasıl değiştiği hakkında çok az bilgi bulunmaktadır.
Çok yüksek miktarda radyoaktivite içeren yiyeceklerin yenmemesi dışında iç ışınlanmayı önleyecek herhangi bir yol bulunmamaktadır.
Sindirim Yolu ile İç Işınlama
Doğal radyoizotopların sindirim yolu ile vücuda alınması yiyecek ve içeceklerin tüketim hızına ve radyoizotop konsantrasyonuna bağlı olarak değişir. Besin maddelerinde doğal olarak bulunan radyoizotop konsantrasyonu bölgenin doğal fon seviyelerine, iklimine ve tarım uygulamalarına bağlı olarak değişir. Aynı şekilde beslenme alışkanlıkları da bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye farklılıklar göstermektedir.
Uranyum ve toryum serilerinin diğer radyonüklitleri , özellikle Kurşun-210 ve Polonyum-210 hava, su ve gıdalarda bulunur ve iç ışınlanmaya sebep olur. Potasyum-40 da normal beslenme yoluyla vücuda giren radyonüklitlerden birisidir. Bu iç ışınlanma kaynaklarından alınan yıllık ortalama etkin doz miktarının 0,3 mSv olduğu ve bunun yarısının Potasyum-40'dan kaynaklandığı tahmin edilmektedir.
İçme Suyu
Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 17.02.2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmelik"te içme suyuna ilişkin r adyolojik parametre ve limit değerleri aşağıdaki şekilde verilmiştir.
Toplam gösterge dozu (TGD)........ 0,10.....................mSv/yıl
Alfa yayınlayıcılar ( a )................0,1........................Bq/L
Beta yayınlayıcılar ( b )..............1...........................Bq/L
Radyoaktiviteye ilişkin kalitenin belirlenmesine yönelik parametrelerden toplam gösterge dozu için öngörülen 0,1 mSv/yıl limit değeri, içme suyu nedeniyle alınan doğal radyasyon dozunu en aza indirmeye yönelik bir değer olup doğal kaynaklardan alınan dünya genelindeki ortalama radyasyon dozunun en düşük değerlerinin %10'unu temsil etmektedir. Avrupa Birliğince kabul edilen bu değer, Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nün içme suyu kalitesine ilişkin kılavuzlarına da temel teşkil etmektedir.
Toplam gösterge dozunun doğrudan ölçülmesi mümkün olmadığından alfa ve beta radyoaktivitesine dayalı izleme sınır değerleri kullanılmaktadır. Bu bağlamda, daha önce Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından toplam alfa aktivitesi için 0,1 Bq/L, toplam beta aktivitesi için 1,0 Bq/L olarak tavsiye edilen radyoaktivite limitleri, toplam gösterge dozu kavramı çerçevesinde yeniden düzenlenerek 2006 yılında yayımlanan "Guidelines for Drinking-water Quality, First Addendum. Volume 1, Recommendations, Third Edition," adlı içme suyu kalitesi ile ilgili kılavuzunun 9. Bölümünde (Radiological aspects), alfa yayınlayıcılara ait izleme sınır değeri olarak (toplam alfa aktivitesi) 0,5 Bq/L, beta yayınlayıcılara ait izleme sınır değeri olarak ise (toplam beta aktivitesi) 1,0 Bq/L verilmiştir. Buna göre, toplam alfa aktivitesi 0,5 Bq/L ve toplam beta aktivitesi 1,0 Bq/L değerlerini karşılayan içme sularına ait toplam gösterge dozunun 0,1 mSv/yıl limit değerini aşmayacağı kabul edilmekte, bu aktivite değerleri üzerindeki sular için ileri inceleme yapılarak toplam gösterge dozunun hesaplanması tavsiye edilmektedir.
Solunum Yolu ile İç Işınlama
Radon haricinde doğal radyoizotopların solunum yolu ile vücuda alınmasından kaynaklı iç ışınlamaya katkısı oldukça azdır. Genelde toprak içerisindeki U-238 ve Th -232 konsantrasyonunun hava içerisinde yol açacağı aktivite değeri 1 - 2 µ Bq /m3' tür. Toprak haricinde özellikle sanayi bölgelerinde ve kış aylarında havada bulunan kül parçacıkları içerisinde uranyum konsantrasyonu yüksek olabilmektedir.
Renksiz, kokusuz, tatsız, 86 atom numarası ile periyodik cetvelin soy gazlar sınıfında yer alan radon kaya, toprak ve sudaki doğal uranyumun radyoaktif bozunması sonucunda oluşur. Bu bozunma zincirinin ana atomları bütün doğal malzemelerde bulunabilir. Bu yüzden radon, tüm yüzey kaya ve toprak parçalarından ve yapı malzemelerinden ortama salınır.
Radon Gazının Sağlık Etkileri Nelerdir?
Radonun reaktivitesi zayıftır. Bu nedenle teneffüs edildiğinde dokulara kimyasal olarak bağlanmaz. Ayrıca, dokulardaki çözünürlüğü çok düşüktür. Ancak, radon bozunma ürünleri, toz ve diğer parçacıklara tutunarak radyoaktif aerosoller oluştururlar. Bu nedenle, taşınarak solunum yoluyla alınabilirler. Bozunma ürünleri kararlı hale gelinceye kadar bozunma devam eder; bozunma sürecinin her aşamasında radyasyon salımı olur. Solunum borusunda olan bozunma sonucunda, bronşal epiteldeki radyasyon dozu artar. Bozunma ürünlerinin bazılarının alfa yayıcı olmaları nedeniyle alfa radyoaktivitesinin biyolojik etkileri önem kazanmaktadır.
Radon gazının teneffüs edilmesi, solunum yetmezliği, baş ağrısı, öksürük gibi akut etkilere neden olmaz. Radyoaktif bozunmaya uğrayan radon gazı, teneffüs edildiğinde akciğerler tarafından tutulabilecek parçacıklara dönüşür. Bu parçacıkların bozunması devam ettiğinde ortaya çıkan enerji, akciğer dokusunda hasara, dolayısıyla, zaman içerisinde kansere sebep olur. Ancak bu, yüksek dozda radona maruz kalmış herkes akciğer kanserine yakalanacak anlamına gelmez.
Sigara, kanser riskini arttırmaktadır. Hem sigara içip hem de yüksek dozda radona maruz kalmış kişilerde kansere yakalanma riski oldukça yüksektir. Sigaranın bırakılıp, maruz kalınan radon seviyesinin düşürülmesiyle kanser riski azaltılacaktır. Ancak, sigara içiminin az bilinen bir zararı da içindeki radyoaktif maddelerin soluma yoluyla insan vücuduna alınmasından kaynaklanmaktadır.
Binalarda Radon Girişleri
1. Zemindeki çatlaklar
2. Yapı bağlantı noktaları
3. Duvar çatlakları
4. Asma kat boşlukları
5. Tesisat boru boşlukları
6. Duvar arası boşlukları
7. İçme suyu
Radon Neden Problem Olarak Görülmektedir?
Genelde insanlar zamanlarının hemen hemen %90'ını kapalı mekanlarda geçirdikleri için radona maruz kalmaları önemli bir problem olarak ortaya çıkmaktadır. Binalardaki radon kaynağının büyük bir kısmı, binanın temelindeki toprak ve kayalardır. Radonun büyük kısmı, binalara, altındaki toprak ya da kayalardan girer. Radon ve diğer gazlar, toprak boyunca yükselir, binanın altında hapsolur . Hapsolan bu gazlar, basınç oluşturur. Evlerdeki hava basıncı genelde topraktaki basınçtan daha düşüktür. Binanın altındaki bu yüksek basınç nedeniyle gazlar yerden ve duvarlardan, daha çok çatlak ve boşluklardan, bina içlerine sızarlar.
Radon özellikle yeraltı suyu olmak üzere, suda da çözünebilir. Tipik olarak, musluktan akan su içindeki radonun 10000'de biri havaya yayılır. Sudaki radon miktarı arttıkça, bina içindeki radon düzeyi de artacaktır. İnşaat sektöründe kullanılan yapı malzemelerinde bulunan eser miktardaki uranyum da binalardaki radon düzeyini arttırıcı etmenlerden birisidir.
Binalardaki Radon Konsantrasyonunu Belirleyen Unsurlar Nelerdir?
Topraktaki ve yapı malzemelerindeki Ra -226 miktarı
Toprak ve yapı malzemelerinin nem oranı
Toprak ve yapı malzemelerinde yayılma ( difüzyon ) potansiyeli
Toprakla temasta olan yapının yüzey alanı ve izolasyon niteliği
Bina zemini
Binadaki havalandırma kapasitesi
İklim koşulları
İç-dış hava sıcaklık ve basınç farkı binalardaki radon konsantrasyonunu etkileyen temel unsurlardır.
Radon Konsantrasyon Limitleri
Kapalı ortamlarda radon gazı konsantrasyonunun kontrolu amacıyla gerek ülkeler gerekse uluslararası kuruluşlar tarafından limit değerler belirlenmiştir. Söz konusu limit değerlerin aşılması halinde, radon konsantrasyonunu düşürücü tedbirlerin alınması tavsiye edilmektedir. Uluslararası Atom Enerji Ajansı Temel Güvenlik Standartları (IAEA-BSS) çerçevesinde, radon için tavsiye edilen düzeyler 200-600 Bq /m3 olarak belirlenmiştir. Türkiye'de müsaade edilebilir radon konsantrasyonu ise 400 Bq /m3 'tür.
Yapı malzemelerinin radyoaktivite analizleri ve doz değerlendirmeleri yapılarak, değerlendirme sonuçları tavsiye edilen radyoaktivite düzeylerinin üzerinde olan malzemeler bina yapımında kullanılmamalıdır.
Binaların, özellikle bodrum katlarının toprakla izolasyonu iyi yapılmalıdır. Bodrum katların ve zemin katların tabanına şap, beton vb. dökülmelidir. Toprak ile temas eden yüzeyler sızıntıya imkan vermeyecek şekilde izole edilmelidir.
Radon düzeyi yüksek olabileceğinden, 20 yıldan eski olan evlerde çatlakların kapatılması, izolasyon ile bakımı sürekli yapılmalıdır.
Yerden ve duvarlardan bina içine sızan radon gazı bina dışına çıkamazsa bina içindeki konsantrasyon artacaktır. Bu nedenle kapalı ortamların havalandırılmasına özen gösterilmelidir.
Evlerde, kapı ve pencerelerde izolasyon yapıldıysa havalandırma süresi arttırılmalıdır.
Radonun kanser riskini arttırdığından, kapalı ortamlarda sigara içilmemelidir.
Radyasyon ve Yaşam
Radyasyon, İnsan ve Çevre - Radyasyonla Birlikte Yaşıyoruz
İnsanoğlu varoluşundan bu yana sürekli olarak radyasyonla iç içe yaşamak zorunda kalmıştır. Dünyanın oluşumuyla birlikte tabiatta yerini alan çok uzun ömürlü (milyarlarca yıl) radyoaktif elementler yaşadığımız çevrede normal ve kaçınılmaz olarak kabul edilen doğal bir radyasyon düzeyi oluşturmuşlardır. Geçtiğimiz yüzyılda bu doğal düzey,nükleer bomba denemeleri ve bazı teknolojik ürünlerin kullanımı ile bir hayli artış göstermiştir. Maruz kalınan doğal radyasyon seviyesinin büyüklüğünü belirleyen bir çok neden vardır. Yaşanılan yer, bu yerin toprak yapısı, barınılan binalarda kullanılan malzemeler, mevsimler, kutuplara olan uzaklık ve hava şartları bu nedenlerden bazılarıdır. Yağmur, kar, alçak basınç, yüksek basınç ve rüzgar yönü gibi etkenler de doğal radyasyon seviyesinin büyüklüğünü belirler.
İnsanlar, hayatın bir parçası olarak dış uzay ve güneşten gelen kozmik ışınlar, yer kabuğunda bulunan radyoizotoplar dolayısıyla toprak ve yapı malzemeleri, su ve gıdalar gibi doğal kaynaklardan ışınlanmaktadır. Bunlara ilave olarak enerji üretimi, tıp, endüstri, araştırma, tarım, hayvancılık gibi pek çok alanda kullanımı kaçınılmaz olan yapay kaynaklar nedeni ile doz almaktadır. Yaşam standartları, yaşadıkları ortamların fiziksel özellikleri ve coğrafi şartlara bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte dünya genelinde kişi başına yaklaşık 2,8 mSv yıllık doza maruz kalınmaktadır.
Dünya Genelinde Doğal ve Yapay Radyasyon Kaynaklarından Alınan Dozların Oranları
Radyasyon Birimleri
Radyasyon, İnsan ve Çevre - Radyasyon ve Radyoaktivite
Aktivite:
Aktivite; radyoaktif maddenin belirli bir zaman aralığındaki bozunma miktarıdır.
Aktivite Birimi Becquerel (Bq ) 'dir.
Becquerel (Bq) = bir saniyedeki bozunma sayısı, ( s -1)
Eski Birim Curie'dir.
1 Ci =3.7 x 10 10 Bq veya 1 Bq = 2.703 x 10 -11 Ci
1 Bq küçük bir değerdir.
Katsayı Ön ek Kısaltma
1 - Bq
1,000.000 Mega (M) MBq
1,000,000,000 Giga (G) GBq
1,000,000,000,000 Tera (T) TBq
Işınlama Birimi:
Wilhelm Rontgen
Özel Birim : Röntgen ( R )
Röntgen: Normal hava şartlarında havanın 1 kg'ında
2.58x10 -4 C' luk elektrik yükü değerinde
pozitif ve negatif iyonlar oluşturan x ve gama ışını miktarıdır.
1 R = 2.58x10-4 C / kg
1 C/kg = 3.88x103 R
Soğurulmuş Doz:
Birim kütle başına depolanan enerjinin ölçüsüdür. Her tür radyasyona uygulanabilir
Birimi; Gray (Gy) = 1 Joule/kg
Eski birim rad = 0.01
1 Gy yüksek bir doz değeridir.
Radyoterapide tedavi dozları 50-60 Gy civarındadır.
Klasik radyolojik tetkiklerde alınan doz 0.001Gy'den küçüktür.
Yıllık doğal radyasyondan kaynaklanan doz düzeyi (Toprak, Kozmik, gıdalar, Radon, .) yaklaşık 0.0024 Gy'dir.
Eşdeğer Doz:
Vücutta toplanan enerjinin ifadesidir.
Düşük doz düzeylerinde radyasyonun tipine ve enerjisine göre biyolojik hasarlarını da içeren bir kavramdır..
Birimi; Sievert (Sv) = 1 Joule/kg
Radyasyon korunmasında kullanılan bir birimdir.
Eski birim rem = 0.01 Sv
1 Sv yüksek bir doz değeridir.
Katsayı Ön ek Kısaltma
1 - Sv
1/1000 milli (m) mSv
1/1,000,000 micro (µ) µSv
X ışınları, gamma ışınları ve beta ışınları için 1 Gy = 1 Sv'dir .
Etkin Doz:
Doku veya organların aldığı dozun tüm vucut için yüklediği riski ifade etmek için kullanılan bir kavramdır.
Birimi Sievert'tir.
Dünya Genelinde Doğal Radyasyon Kaynakları nedeniyle alınan yıllık etkin doz 2.4 mSv'dir.
Tıp alanında çalışan radyasyon görevlilerinin aldıkları dozun yıllık ortalaması 1 - 5 mSv civarındadır.
Çernobil nedeniyle Türk Halkının aldığı kişisel doz ortalaması 0.5 mSv'dir.
Güvenlik amacıyla paket kontrollerinde kullanılan X-ray cihazları, bünyelerinde radyoaktif madde bulundurmayan, elektrik enerjisi ile çalışan, içerisinden geçen çanta, valiz vb paketlerin içindeki malzemelerin ekranda izlenmesinde kullanılan ve çok düşük seviyede X-ışını üreten sistemlerdir.
Söz konusu cihazlarda üretilen radyasyonun bu cihazlarından geçirilen gıda ürünlerinde olumsuz yönde bir etkileşimi veya kaplarında birikmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla bu cihazlardan geçirilen gıda maddelerinin tüketilmesinin ve kapların kullanılmasının radyolojik açıdan sakıncası yoktur.
Bu cihazlar, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından verilen ithalat izni ile yurda girmekte ve Kurum uzmanlarınca bulundukları yerlerde yapılan radyasyon kontrolü sonucu Kullanma ve Bulundurma Lisansı verilerek kullanılmaktadır. Ayrıca, söz konusu cihazlar ile çalışma yöntemleri ve yapılan çalışmalar sırasında uyulması gerekli hususlar lisans belgesi ile birlikte kuruluştaki kullanıcılara gönderilmektedir.
Güvenlik amacı ile kullanılan ve kapı (metal) dedektörü olarak adlandırılan sistem; manyetik alan oluşturularak içerisinden geçen kişilerin üzerindeki metal malzemelerin tespitinde kullanılmakta olup iyonlaştırıcı radyasyon yaymamaktadır. Bu sebeple hamile bayanlar ve çocuklar da dahil olmak üzere radyolojik açıdan sağlığa olumsuz bir etkisi söz konusu değildir.
Elektromanyetik spektrumdaki ışınlar sahip oldukları enerjiye göre iyonlaştırıcı olan ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olarak iki ayrı grupta değerlendirilmektedir. Yeteri kadar enerjiye sahip olmadıkları için ortama iyonlaştırıcı etki yapmayan mor ötesi (UV) ışınlar, görünür ışık ve kızılötesi (IR) ışınlar - dalga boyları 100 nm ile 1 mm arası- ile mikro dalgalar, radyo frekansı (RF) ve statik alanlar -frekansları 300 GHz ile 0 Hz arası- iyonlaştırıcı olmayan radyasyonlardır. Yeryüzündeki uydu istasyonları, hava trafiği kontrol radarları, mikro dalga fırınları, TV istasyon direkleri, telsiz telefonlar, yüksek frekanslı nakil hatları, elektrikli ev ve mutfak araçları, güç hatları, MR görüntüleme sistemleri iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynaklarıdır. GSM baz istasyonları, radyo ve TV vericileri de bu kapsamda değerlendirilmekte olup, 2690 sayılı TAEK Kanunu ve 07.09.1985 tarih ve 18861 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Radyasyon Güvenliği Tüzüğü gereğince bu konu Kurumumuzun faaliyet alanı kapsamında değildir.
Baz istasyonları ile ilgili mevzuat Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından düzenlenmektedir.
Paratoner tanımı - Radyoaktif Paratonerin Tanımı - Hangi Radyoaktif Elementleri Kapsar - Paratoner üretiminde kullanılan radyoaktif kaynakların yarılanma ömürleri hakkında
Ra-226 radyoaktif kaynaklı paratonerlerin kullanımı tüm dünyada yasaklanmış olup, Am-241 radyoaktif kaynaklı paratonerlerin Avrupa Birliği ülkeleri tarafından kullanılmadığı bilinmektedir.
Kurumumuzun yayımladığı 04.01.2000 tarih ve 10700-0005 sayılı genelge ile paratoner üretimi için kullanılan radyoaktif kaynakların (Am-241, Ra-226 v.b.) ithalatına 31.03.2000 tarihinden itibaren izin verilmemektedir. Bu yasaklama süresiz bir şekilde devam edecektir.
Yine Kurumumuzun yayımlamış olduğu 30.07.2001 tarih ve 10700-1485 sayılı genelge ile de; ülkemizde montajı yapılmış ve halen kullanılmakta olan Ra-226 radyoaktif kaynaklı paratonerler, çevre ve insan sağlığı açısından oluşturabileceği potansiyel tehlikeler gözönüne alınarak, Kurumumuzdan lisanslı firmalar vasıtası ile yerlerinden sökülüp İstanbul'da Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü' ne radyoaktif atık olarak depolanmak üzere teslim edilmektedir. Ra-226 radyoaktif kaynaklı paratonerlerin Kurumumuzdan lisanslı firmalar vasıtası ile sökme ve Kurumumuza teslim edilmesi işlemleri devam etmektedir.
Kurumumuzdan lisanslı radyoaktif kaynaklı paratoner üretici firmalarının ithalatın yasaklandığı 31.03.2000 tarihinden önce ithal ettikleri Am-241 radyoaktif kaynakları 06.02.2003 tarihi itibarıyla tükenmiş olup, radyoaktif kaynaklı paratoner üretimi de sona ermiştir. Bundan böyle radyoaktif kaynaklı paratoner üretimi ve montajı yapılmayacaktır.
Halen binalarda kurulu bulunan ve kullanılmaya devam edilen Am-241 radyoaktif kaynaklı paratonerlerin kullanımı ile ilgili herhangi bir yasaklama söz konusu değildir. Bu paratonerlerin belirli aralıklarla (yılda en az bir defa ) paratonerin üzerindeki radyoaktif elemanların ve paratonerin iletkenliğinin orijinal montaj özelliklerini koruması açısından yetkili kişiler tarafından kontrol edilmesi, kullanılmakta olan Am-241 radyoaktif kaynaklı paratonerlerin herhangi bir nedenle kullanım dışı bırakılması durumunda lisanslı firmalar vasıtası ile yukarıda belirtildiği şekilde Kurumumuza radyoaktif atık olarak devredilmesi gerekmektedir.
Paratoner üretiminde kullanılan radyoaktif kaynakların yarılanma ömürleri uzun olmasına rağmen yurt dışı üreticisi olan Amersham International - İngiltere firması, paratonere monte edilmiş Amerisyum-241 ve Radyum-226 radyoaktif kaynaklarının verimli çalışma ömürlerinin kuru ve temiz havada 10 yıl olduğunu belirtmekte ve bu süre sonunda kaynağın değiştirilmesi gerektiğini tavsiye etmektedir.
Alternatif tekniklerle karşılaştırıldığında net bir fayda sağlamayan radyoaktif kaynaklı paratonerlerde kullanılan radyasyon kaynaklarının oldukça yaygın kullanımları nedeni ile gereksiz olarak radyoaktif madde birikiminin engellenmesi, söz konusu paratonerlerin deprem, şiddetli rüzgar, yağışlar ve yangın ile zarar görmesi, düşmesi, kaybolması, çalınması ve uzun kullanım yılları içerisinde kullanıcıların değişmesi ve bilgisi olmayan kişilerin ellerine kolayca geçmesi gibi nedenlerle, çevre ve insan sağlığı açısından potansiyel riskler gözönüne alınarak radyoaktif madde ithalatının ve üretimin durdurulması ülkemiz ve insan sağlığı açısından önem arzetmektedir.
Radyoaktif kaynaklı Paratoner işlevini yapan başlık kısmı normal şartlarda binaların çıkılabilen bölümünden 6 ile 6,5 metre yükseklikte demir direk üzerine kurulur. Paratoner başlık kısmı üzerinde ortada sivri yakalama ucu vardır. Radyoaktif kaynak ise sivri ucun bağlı bulunduğu direk üzerindeki tabla etrafında yaklaşık 1 cm çapında yuvarlak veya dikdörtgen şeklinde ve folyo kalınlığında olup, koruma alanının çapına göre 1 ile 4 eleman olacak şekilde monte edilmiş metal parçalardır. Paratonerin diğer bölgelerinde herhangi bir radyoaktif kaynak bulunmaz. Bazı paratonerlerin imal edilme özelliğinden dolayı radyoaktif kaynakların bulunduğu yerin üzeri kapatılmıştır. Paratoner üzerinde bulunan yukarıda belirtilen tabla kısmına çok fazla yaklaşılmaması ve hiç bir şekilde radyoaktif kaynak dediğimiz metal folyalarla temas edilmemesi gerekir.
Ülkemizde 1980 yılı ve öncesi üretilen ve montajı yapılan Parasphere, Preventor, Helita marka paratonerlerin Ra-226 radyoaktif kaynakları ile üretilmiş paratoner olma ihtimali kesin olmamakla birlikte yüksektir.
Radyoaktif maddelerin yaydıkları alfa parçacıklarının enerjileri genellikle 9 MeV'in altında olup bunları çok ince kalınlıklarda maddeler ile (bir kağıt tabaka gibi) durdurmak mümkündür. Alfa parçacıkları madde içinden geçerken nisbeten büyük olan elektrik yükleri nedeniyle yolları üzerinde yoğun bir iyonlaşma meydana getirerek enerjilerini çabucak kaybederler. Paratonerlerde kullanılan Am-241 radyoaktif maddesinin yaydığı alfa radyasyonu da paratonerin sivri yakalama ucuna yakın bir yere monte edilen tabla üzerinde sahip olduğu yüksek enerji nedeni ile hava ortamlarında güçlü iyonizasyon meydana getirir. Bulutların birbirine sürtünmesi ile meydana gelen yıldırımın (negatif yüklerin) pozitif yüklü toprağa çekilmesi söz konusu bu iyonizasyon nedeni ile hız kazanır ve yakalama ucunun bağlı olduğu iletken tel yardımı ile elektrik akımı topraklanır.
Alfa parçacıkları, erişme uzaklıklarının kısa oluşundan dolayı, normal olarak bir dış radyasyon tehlikesi yaratmazlarsa da alfa parçacıkları yayan maddeler sindirim, solunum veya ciltte bulunan yaralar yolu ile vücuda girdikleri takdirde tehlikeli olabilirler.
Paratonerlerde bulunan radyoaktif kaynak üzerinde oluşabilecek toz tabakası, su damlacıkları ve oluşan çamur gibi dış etkenler alfa parçacıklarının yayılmasını engeller ve radyoaktif kaynağın işlevini göremez hale getirir. Çevre koşullarından etkilenmiş bu tür paratonerlerin radyoaktif kaynağının herhangi bir fonksiyonunun olamayacağı, ancak sivri yakalama ucu vasıtası ile yıldırımın toprağa aktarılması mümkün olabildiği, bu nedenle paratonerlerin radyoaktif kaynakları üzerinde bulunabilen toz, çamur vb. istenmeyen birikimlerin çıplak el ile temas etmeden, ucuna pamuk veya yumuşak bez parçası sarılmış bir pens yardımı ile belirli zamanlarda silinmesi tavsiye edilir.
Radyoaktif kaynaklı paratonerlerin dışındaki alternatif paratonerlerin kullanımının daha uygun olacağı düşünülmektedir.
60 yaş ve üzerindeki kişiler için radyasyondan etkilenme riski düşüktür. Bu yaştaki yakınlarınız için korunma önlemleri alınması gerekmez.
Eşinizle aynı yatakta yatmayın, yakın münasebetiniz yarım saatten fazla olmamalıdır. Yatak odaları ayrı olsa bile iki yatak arasında enaz 2 metre mesafe bırakın.
Kısa süreli ziyaretçi kabul edebilirsiniz. Ziyaretçilerle aranızda en az 2 metre mesafe bırakın. Çocuk ve hamile ziyaretçi kabul etmeyin.
Özellikle öğretmenlik ve çocuk bakıcılığı gibi küçük çocuklarla birarada olmanızı gerektiren işte çalışıyorsanız işinize ara verin.
Fotoğrafçılık, RIA laboratuvarı görevlisi gibi radyasyondan etkilenebilecek bir işte çalışıyorsanız işinize ara verin.
Sinema, tiyatro, konser ve benzeri kalabalık mekanlara gitmeyin.
Mümkünse başkalarının kullandığı tuvaleti kullanmayın. Alaturka tuvalet kullanmayın. Temizlik kurallarına dikkat edin ve idrarınızı oturarak yapın. İdrarınızın etrafa sıçramasını engelleyin. Temizlenirken tuvalet kağıdı kullanın. Tuvalet kağıtlarını çöpte biriktirmeyin, tuvalete atın ve tuvaleti bol su dökerek temizleyin. Ellerinizi her hangi bir yere dokunmadan bol su ve sabunla yıkayın. Lavaboyu bol su ile durulayın.
Kullandığınız sabunu, diş fırçanızı ve havlunuzu ayırın. İç çamaşırlarınızı ve yatak takımlarınızı diğer çamaşırlardan ayrı yıkayın bol su ile durulayın.
Kullandığınız kaşık, çatal, bıçak, tabak ve bardak gibi eşyalarınızın başkaları tarafından kullanılmasını engelleyin ve bol su ile ayrı olarak yıkayın.
Diş tedavileri de dahil olmak başka bir hastalık sebebiyle herhangi bir bir sağlık kuruluşuna gitmek zorunda kalırsanız, sizinle ilgilenecek personele yakın zamanda radyoaktif iyot tedavisi gördüğünüzü bildirin.
Radyoizotop hastaya ağız yoluyla içirilerek verilir.
Tedavi amacıyla ağızdan İyot 131 radyoizotopu alan hasta aldığı radyoizotopun miktarına bağlı olarak bir kaç gün/ birkaç hafta etrafa radyasyon yayar.
Ayrıca; hastanın tükrük, ter, idrar ve soluduğu hava da bir miktar radyoaktivite açığa çıkar
Bu tür tedavi almış hastalara, hekimleri tarafından; hastanın fiziksel, sosyoekonomik durumu ve yaşam koşullarını gözönüne alınarak her hasta için özel talimatlar verilmelidir.
Tiroit kanseri tedavisi amacıyla 5500 MBq (150 mCi) alan hastaya süt veriyorsa bebeğini sütten kesmesi, 4 ay hamile kalmaması önerilir.
Küçük çocuklarınız varsa doktorunuzdan özel bilgi isteyin. Çocuğunuzu kucağınızda tutmayın, yemek yedirmeyin, bezini değiştirmeyin vb. Belli bir süre onlara bir başkasının bakmasını sağlayın.
Hamile kadınların yanında durmayın.
600 MBq aktivite ile taburcu olan hastanın mesai arkadaşları vereceği radyasyon dozlarını 0.3 mSv değerinde tutabilmek için;
1 m de 8 saat çalışılması durumunda 13 gün
1 m de 4 saat çalışılması durumunda 8 gün
2 m de 8 saat çalışılması durumunda 3 gün işe gitmemeleri önerilir.
Tedaviden sonra işinize dönmek zorunda kalırsanız mesai arkadaşınızla uzun süre birarada kalmayın İşvereninizi durumunuz hakkında bilgilendirin. İş yerinizde çevrenizde bulunan kişilerden mümkün olduğunca uzak durun. Çevrenizdeki kişilerle aranızda en az 1 metre mesafe bırakın ve 1 saaten fazla bir arada kalmayın. Daha uzun süre birarada bulunmanız gerektiğinde aranızda en az 2 metre mesafe bırakın.
12 gün çok kısa süreler dışında ev halkından en az 1 (bir) m uzaklıkta durmaları,
25 gün ev halkıyla günde 15 dakikadan daha fazla süreyle yakın temasta (sarılmak, kucaklaşmak gibi) bulunmaması, yatağın ayrılması,
Zorunlu hallerde, 30-200 MBq aktivite bulunması durumunda, çocuklar ile ilk 5 gün süresince çok kısa sürelerle, sonraki 10 gün için günde en fazla 15 dakika yakın temasta bulunulması,
Eşinin hamile olması durumunda 24 gün, hamile olmaması durumunda 11 gün eşinden ayrı yatması,
2 yaşına kadar çocuklarla 25 gün, 2-5 yaş arası çocuklarla 20 gün, 5-11 yaş arası çocuklarla 14 gün yakın temasta bulunmaması önerilir.
Evde çevrenizde bulunan kişilerden mümkün olduğunca uzak durun. Çevrenizdeki kişilerle aranızda en az 1 metre mesafe bırakın ve 1 saaten fazla bir arada kalmayın. Daha uzun süre birarada bulunmanız gerektiğinde aranızda en az 2 metre mesafe bırakın.
Doğal çevrede varolan radyoaktif elementler kömürle birlikte yeraltından çıkarılmakta, organik bünyeye bağlı olan U-Th, kömürün organik elemanları (kül) üzerinde birikmektedir. Bu nedenle havadan atılan yada kazandan alınan küllerin aktivitesi kömüre göre daha fazla olmaktadır. Kazandan alınan küller biriktirildiğinden çevreyi radyolojik olarak etkileyen bölüm, kül yığınlarının yüzeyi olmaktadır. Yüzeyden rüzgar, yağış gibi nedenlerden dolayı meydana gelen kaçaklar, kül yığınlarının üstünün toprak yada benzeri katmanlarla örtülmesiyle kontrol edilebilmektedir. Ancak bacadan kaçan partiküllerin tutulma oranı parçacık büyüklüğüne bağlıdır. %99.8 verimle çalışan elektrostatik tutucularda çapları 10 µm'den küçük olan partiküllerin filtrelenme oranı %60 olmaktadır (bazı kaynaklara göre bu oran %80'lere kadar yükselmektedir. Bu parçacıklar kolayca etrafa yayılırlar, solunumları kolay ve yayılma mesafeleri uzundur. Küçük parçacıkların yüzey alanlarının hacimlerine oranı büyük parçacıklara göre daha fazladır. Bu nedenle yüzeyden ısı kayıpları fazla olduğundan daha hızlı soğurlar. Radyoaktif çekirdekler içeren buhar, bu parçacıklar üzerinde daha fazla yoğuşur. Bu olay radyoaktif elementlerin relatif olarak konsantrasyonunun küçük partiküller üzerinde artmasına neden olmaktadır. Radyoaktif izotopların konsantrasyonu parçacık büyüklüğüne bağlı olduğundan bacadan atılan radyoaktif partiküller homojen dağılmamakta ve kullanılan kazan türlerine bağlı olarak değişmektedır.Bu nedenle santralde kül tutma oranının yükseltilerek bacadan atılan miktarın radyoaktif partiküllerin azaltılması çok önemli olmaktadır. Buna rağmen küçük partiküller genelde sorun oluşturmaktır.
Dünyanın çeşitli bölgelerinden alınan kömür örneklerinde ortalama olarak uranyum konsantrasyonu 1.0±0.5 ppm, toryum konsantrasyonu 3.3±1.6 ppm olarak verilmektedir. Yatağan Termik Santrali kömür ve kül örneklerinin analizi sonucu hazırlanan teknik raporda, uranyum konsantrasyonu 12.8ppm toryum konsantrasyonu 14.4ppm, külde uranyum konsantrasyonu 27.0 ppm toryum konsantrasyonu 24.8 ppm olarak ölçülmüştür. Kül oranı %25-40, ısıl değeri 2000 kalori/gram (zaman zaman 700-900 kalori/gram'a kadar düşmektedir.) Kömürün içerdiği U, Th konsantrasyonu kullanılarak birim kütle başına kömür ve küldeki konsantrasyonlar karşılaştırıldığında uranyumun %15'i toryumun %31'inin atmosfere atıldığı görülmektedir..
Termik santrallerin çevreye yaydığı radyoaktif izotoplar nedeni ile insanların aldığı dozlar konusunda çeşitli çalışmalar yapılmıştır.İngiltere'de Oxfordshire, Berkshire ve Japonya'da 1000MW, 250MW gücündeki iki termik santral için yapılan doz hesaplarına göre toplam vücut dozu en yüksek konsantrasyon noktasında en kötü meteorolojik şartlara göre 0,01 µSv/yıl mertebesinde olmaktadır. Aynı yaklaşımı Yatağan Termik Santrali için kullanıldığında 0,03 mSv/yıl olmaktadır.
Potasyum doğada K39, K40, K41 adlarında üç nüklidin karışımı olarak bulunur. Bunların doğadaki bolluk oranları sırasıyla %93.08, %0.0118 ve %6.91'dir. Bu üç izotoptan sadece K40 radyoaktiftir. Türk tütününde 26000 ppm olan potasyumda, K40 miktarı 1 Bq/g tütün olarak hesaplanır. Yani günde iki paket (35-40 g tütün) sigara içen bir insan sadece potasyumdan yaklaşık 35-40 Bq'lik bir radyasyona maruz kalır. Bu da yaklaşık yılda 0.1 mSv'lik önemli bir radyasyona maruz kaldığımızı gösterir. Sigaradaki radyasyon sadece potasyumdaki K40'dan gelen radyasyonla da sınırlı değildir. Bunun yanında toryum, uranyum ve en önemlisi polonyum-210 (Po 210 ) radyonüklitlerinden gelen radyo-zehirlilik mutlaka incelenmelidir.
B) Uranyum ve Toryumdan Gelen Radyo-Zehirlilik
Yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi tütünlerde 0.2-0.3 ppm mertebesinde toryum vardır. Bu miktar toryum günde 30-40 sigara içen bir insanın yaklaşık 1000 Bq'lik bir alfa radyasyonuna maruz kaldığını gösterir. Alfa radyasyonunun radyozehirliliği, beta ve gama radyasyonuna oranla 20 (bazı kaynaklara göre 1000) kez daha fazladır. Doğada toryumun olduğu her yerde uranyuma da rastlanmaktadır. Th/U oranı 1 ile 6 arasında değişmektedir. Rawat'ın Hint tütünlerinde yaptığı bir çalışmada 0.066-0.106 ppm arasında uranyum tespit edilmiştir . Rawat makalesinde polonyum 210'un tütünde fazla miktarda bulunduğunu ve tütünün yanma sıcaklığında tamamen buharlaşarak ciğerlere geçtiğini belirtmenin yanısıra, tütündeki potasyum-40, uranyum ve uranyumun diğer bozunum ürünlerinin (örneğin Radyum-226 vb.) de kısmen de olsa akciğerlerimize geçerek, akciğerlerimizi alfa radyasyonuna maruz bıraktığını açıklamaktadır.
C) Polonyum-210'dan Gelen Radyo-Zehirlilik
Polonyum-210 tütüne fosfat gübrelemesi ile geçer. Ayrıca, Hill'in yaptığı araştırmalarda , doğal Radon-222'nin atmosferik yolla bitkilerin üzerine çökelmesinin de bitkilerde Po 210 miktarını artırdığından bahsedilmektedir. Po-210 yiyecek ve içeceklerle vücuda alınır. Aşağıdaki tablolarda yiyeceklerde, havada ve tütünde bulunan Po 210 miktarının ortalama değerleri verilmiştir.
Yiyecek ve havada Po-210 miktarı :
Yiyecek ve Hava ........................... Aktivite Konsantrasyonu (mBq kg -1 )
süt ürünleri......................................60
et ürünleri.......................................60
hava...............................................50 ( m Bq m -3 )
Tütündeki Po 210 miktarı:
Marka ..............................................Po 210 Miktarı mBq/sigara
Marka A.............................................11.1
Marka B.............................................11.5
Marka C............................................11.9
Marka D.............................................15.7
Marka E..............................................15.7
Marka F..............................................16.1
Marka G............................................17.1
Marka H............................................17.6
Marka I............................................21.1
Marka J...........................................19.4
Marka K...........................................19.4
Sonuçlar
Sigaranın insan sağlığına zararını değerlendirirken kimyasal zehirliliğinin yanısıra radyoaktif zehirliliğinin de dikkate alınması gerektiği yapılan çalışmalardan anlaşılmaktadır. Little ve Radford, günde 2 paket sigara içenlerin sadece Po-210 'dan 25 yılda 2 Sv'lik (ortalama 80 mSv/yıl) önemli bir doz alabileceklerini belirtmektedirler. Bir radyasyon işçisinin maruz kalabileceği izin verilen en büyük doz değeri 20 mSv/yıl'dır. Martel, sigara içen ve akciğer kanserinden ölenlerin ciğerlerinde Po-210 'dan kaynaklanan 16 Sv'lik önemli doz değeri hesaplamıştır. Cohen, akciğer kanseriyle mücadelede, içindeki zift ve benzer kanserojen maddeleri tutmak üzere filtreli sigaralar üretmek yerine, Po-210 'dan arındırılmış sigaralar üretilmesini tavsiye etmektedir.
Yiyeceklerden, içeceklerden, solunan havadan vücuda alınan eser elementlerin gereğinden az ya da çok olmasının türlü hastalıklara yol açtığı tıp dünyasınca bilinmektedir. Vücudun gerekenden fazla alınan bazı eser elementleri atabilme yolları vardır, ama elementlerin bulunuş şekilleri ve vücuda girme yolları bazen onların vücuttan atılmalarını engelleyebilmektedir. Örneğin bir eser elementin vücuda tuz halinde yiyecek yoluyla girmesiyle onun organometalik ve hatta katransı bir madde ile birlikte solunum yoluyla girmesi (örneğin sigara içimi) arasında, vücutta kullanılış ve dışarıya atılış mekanizmaları açısından büyük fark vardır. Vücudumuza soluma yoluyla alınan zehirli eser elementler yiyecek yoluyla alınandan çok daha fazla tehlikelidir. Örneklersek, uranyumun kimyasal-zehirliliğinde onun soluma yoluyla yıllık alım limiti 0.6 g iken yiyecek yoluyla yıllık alım limiti 40 g'dır. Yani aynı uranyum miktarı soluma ile vücuda girerse besin zincirinden alınmasına oranla kimyasal zehirlilik açısından 65 kez daha tehlikelidir.
Uranyumun aynı zamanda radyo-zehirliliği vardır. Doğal uranyumun soluma ile vücuda alınmasının yıllık alım limiti 0.06 g iken, yiyecek yoluyla vücuda alınmasında çözünebilen uranyum bileşikleri için yıllık alım limiti 20 g, çözünemeyen uranyum bileşikleri içinse 300 g'dır. O halde doğal uranyumun radyo-zehirliliği soluma yoluyla alınırsa besin zinciriyle alınmasına oranla 300 ile 5000 kez daha fazla tehlikelidir. Ayrıca, bu oranlar yetişkinler için verilen değerlerdir. Soluma ile alınan radyoaktivite ile bebekler ve çocukların yetişkinlere göre 10 kez daha fazla radyo-zehirliliğe maruz kaldığı belirlenmiştir .
Radyasyon Güvenliği
Sigaranın pek çok zararından biri de içindeki radyoktif maddelerin soluma yoluyla insan vücuduna alınmasından kaynaklanmaktadır.
Sigara içilen kapalı mekanlarda havadaki partiküllerin ana kaynağı sigaradır ve bu partiküllerin çoğu da kanserojendir. Boice ve Lubin yaptıkları çalışmayla akciğer kanserine yakalanma olasılığının, günde 1-9 adet sigara içilmesiyle 4.6 kat, 10-19 sigara içiminde 7.5 kat, 20-39 sigara içiminde 13.1 kat ve 40 sigaranın üzerinde bir tüketimde ise 16.6 kat artmakta olduğunu ortaya koymuştur.. Yani günde iki paket sigara içen bir kimse içmeyene oranla 16 kez daha fazla akciğer kanserine yakalanma olasılığına sahip olmaktadır. Günde 1-9 adet sigara içiminin sonucu kansere yakalanma riskinin Japonya'ya atılan atom bombasına maruz kalanların sadece %1'inden azının almış olduğu 3 Sv'lik bir dozun neden olacağı riske eşdeğer olduğu da belirtilmektedir. 3 Sv'lik bir doz ancak 10,000 göğüs röntgen filmi çektirilmesiyle alınabilen çok yüksek bir dozdur. Günde iki paket sigara içen bir kimsenin akciğer kanserine yakalanma riskine eşdeğer risk oluşturan atom bombası dozu ise anında öldürücüdür.
Tablo Sigara içimi ve oransal doz
( Boice ve Lubin araştırma sonuçları)
Oransal risk........... Günde içilen sigara miktarı ....Atom bombası dozu, (Sv)
Sigara içimi sadece içenlerin değil aynı havayı soluyan kişilerin de solunum hastalıklarına yakalanmalarına neden olur. Araştırmalara göre ABD'de velilerin sigara içmesi yüzünden yılda 6,200 çocuk ölmekte, hastalanan çocuklar için her yıl 4.6 milyar dolar tıbbi harcama yapılmaktadır. Bu nedenle ABD'de 15 eyalette çocuklu evde sigara içme yasağı getirilmesi gündemdedir.
Radyasyon Güvenliği
2690 Sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu ile iyonlaştırıcı radyasyon kaynaklarıyla ilgili faaliyetlerde, iyonlaştırıcı radyasyonun zararlarına karşı korunmayı sağlayıcı ilkeleri ve önlemleri belirleme görevi Kurumumuza verilmiştir. Bu kanuna istinaden yayımlanan Radyasyon Güvenliği Tüzüğü ve Yönetmeliği'nde radyasyon görevlilerinin, halkın ve çevrenin radyasyon güvenliğinin sağlanmasındaki temel güvenlik standartları ve sorumluluklara ilişkin hususlar bulunmakta ancak Kurumumuz mevzuatında radyasyon görevlilerinin sosyal hakları ile ilgili hususlar yer almamaktadır.
Görevi gereği radyasyonla çalışanların sosyal hakları ile ilgili hususlar; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nu ile 3153 sayılı Radyum ve Elektrikle Tedavi ve Diğer Fizyoterapi Müesseseleri Hakkında Kanun, bu Kanun esas alınarak 1939 yılında hazırlanan Nizamname, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 103 üncü maddesi ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 32/h maddesinde düzenlenmiştir.
Medikal ışınlanmalarda en büyük pay diagnostik radyoloji uygulamalarından ileri gelmektedir. Aşağıdaki tabloda bazı X-ışını tetkikleri ile alınan dozlar verilmektedir.
Tanısal Amaçlı Bazı X-Işını Tetkikleri Nedeni ile Alınan Etkin Doz Değerleri ( mSv )
(Kaynak: UNSCEAR 2000 Report)
Bilgisayarlı Tomografi
Gelişmiş ülkelerde tüm diagnostik radyoloji uygulamalarının yaklaşık %5'ini bilgisayarlı tomografi tetkikleri oluşturmaktadır. Bilgisayarlı tomografi tetkiklerinden alınan dozun normal X-ışını uygulamalarına göre yüksek olması nedeni ile ancak normal X-ışını tetkiklerinin yeterli olmadığı hallerde uygulanmalıdır.
Diğer bir radyolojik uygulama yöntemi girişimsel radyolojidir. Seri halde X-ışını kullanımını gerektirmesi nedeni ile bu tetkiklerde hasta dozu diğerlerine göre yüksektir. Hasta dozu 10-100 mSv arasındadır. Bazı durumlarda hastalarda deterministik etkilere neden olacak doz düzeylerine ulaşılır.
2690 Sayılı Atom Enerjisi Kurumu Kanunu (TAEK) ile Radyasyon Güvenliği Tüzük ve Yönetmelik hükümleri gereğince, radyasyon kaynaklarına ilişkin her türlü faaliyet için TAEK'den lisans alınması zorunludur. Ayrıca, Radyasyon Güvenliği Yönetmeliği Madde 12'de "Hamileliği belirlenmiş kadın çalışan, çalışma şartlarının yeniden düzenlenebilmesi amacıyla yönetimi haberdar eder. Hamileliğin bildirilmesi kadın çalışanın çalışmasına engel teşkil etmez, gerekiyorsa çalışma koşulları yeniden düzenlenir. Bu nedenle, doğacak çocuğun alacağı dozun mümkün olduğu kadar düşük düzeyde tutulması sağlanır ve toplum için belirlenen doz sınırlarına uyulur" ifadesinden de anlaşılacağı gibi hamilelik süresince kadın çalışanların etkin dozu yılda 1 mSv'i aşmayacak şekilde düzenlenmelidir.
Ayrıca, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yayınlanan "Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik" kapsamında, Madde-6, Bent-3'te "İyonize radyasyon ile ilgili olarak; gebe işçi iyonize radyasyon kaynaklarının bulunduğu yerlerde çalıştırılmaz, bu gibi yerlere girmemesi uyarı levhaları ile belirtilir. Emziren işçi radyasyonla kirlenmiş olan yerlerde ve işlerde çalıştırılmaz" hükmü ve gebe ve yeni doğum yapmış işçilerin çalışma koşullarına ilişkin diğer düzenlemeler yer almaktadır. Aynı yönetmeliğin 8. maddesinde "İşveren, değerlendirme sonuçları, gebe, yeni doğum yapmış ve emziren işçi için bir güvenlik veya sağlık riskini veya işçinin gebeliği veya emzirmesi üzerindeki bir etkiyi ortaya çıkardığında, ilgili işçinin çalışma koşullarını ve/veya çalışma saatlerini, bu işçinin bu risklere maruz kalmasını önleyecek bir biçimde, geçici olarak değiştirir. Çalışma koşullarının ve/veya çalışma saatlerinin uyarlanması teknik veya nesnel anlamda olanaklı değilse, işveren ilgili işçiyi başka bir işe aktarmak için gerekli önlemleri alır. Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, gebe işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz. Başka bir işe aktarılması teknik ve makul olarak mümkün değilse, işçinin güvenlik ve sağlığının korunması için gerekli süre içinde, işçinin isteği halinde ücretsiz izinli sayılması sağlanır. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz" ifadesi yer almaktadır.
Radyasyon kaynakları ile yapılan uygulamalarda ışınlanmaya maruz kalan kişileri korumak üzere her türlü önlemin alınmasından ve radyasyon görevlilerinin bilgilendirilmesinden "Lisans Sahibi" sorumludur. Bu çerçevede, lisans sahibi, hamileliği bildirilen çalışanların çalışma koşullarını mevzutta belirtilen esaslar doğrultusunda düzenlenmesinden de yükümlüdür.
Anne adayı doktoruna hamile olduğunu veya olma olasılığı bulunduğunu mutlaka bildirmelidir.
Tüm tanı ve tedavi yöntemlerinde olduğu gibi röntgen filmlerinin de potansiyel yarar ve zararları mevcuttur. Hekim tarafından potansiyel yarar ve zarar analizi yapılarak röntgen filmi çekilmesinin gerekliliğine karar verilmelidir.
Hamilelikte röntgen ışınları güvenli olarak kabul edilse bile gereksiz yere ışın almamak için film çekilirken karın bölgesi üzerine koruyucu kurşun gömlek konulması önerilir.
Anne adayının Kurumumuza başvurması durumunda fetusun alacağı radyasyon dozu hesaplanır.