nuri deniz

nuri deniz

Üye
28.04.2010
Asteğmen
10.643
Hakkında

  • Pvc gergi tavan sistemleri ; ham maddesi pvc den üretilen dayanıklı pvc kumaşlardır. Bu kumaşlar hafif olduğundan dolayı tavanda extra bir ağırlık yapmaz. Sıradan geleneksel asma tavanlara alternatif olarak üretilen pvc germe tavan sistemlerinin avantajları nelerdir ? Alçıpan asma tavanlar gibi her sene bakım gerektirmez boya istemez ayrıca kirlendiğinde silinebişir. Yangına karşı dayanıklıdır alev almaz. Güneşin x ışınlarında etkilenmez rengini çok uzun seneler bozmadan korur. Pvc olduğundan dolayı sudan ve nemden asla zarar görmez Kolay ve kısa sürede montaj edilebilme özelliği ile zaman kaybı yaşamadan görsel bir tavana sahip olursunuz.
#09.06.2010 10:25 0 0 0
#09.06.2010 10:12 0 0 0
  • KATODiK KORUMA Nedir ?
    KATODiK KORUMA
    Metallerin bir çogu su veya hava ile temas ettiginde korozyona ugrar. Bu, özellikle suyun içindeki veya topragin altindaki metal borular için büyük bir risktir ve bu borularin yapildigi metalin korozyona ugramamasi için bir çok koruma yöntemi gelistirilmiþtir. Korozyonu önlemek için bu borularin yanina, onlarla temas edecek sekilde, daha reaktif bir metalin yerlestirildigi koruma metoduna ise katodik koruma denir. Katodik korumanin uygulandigi bir çok farkli alan vardir.
    Katodik koruma, korunacak metal yapiyi olusturulacak bir elektrokimyasal hücrenin katodu haline getirerek metal yüzeyinde yürümekte olan anodik reaksiyonlarin durdurulmasidir.
    Katodik korumada amaç, korunacak olan metalin potansiyelini anodun açik devre potansiyeline kadar polarize etmektir. Bunu saglamak için metale katodik yönde bir harici akim uygulanir.
    Uygulanmasina 1930' lu yillarda baslamis olan katodik korumada son yýllarda büyük gelismeler olmus, teknolojik gelismelere paralel olarak yüksek performansli yeni anotlarýn bulunmasi ile katodik koruma korozyonla mücadelede en etkili ve en ekonomik yöntem durumuna gelmistir. Katodik koruma, dis akim kaynakli ve galvanik anotlu olmak üzere iki sekilde uygulanir.
    Dis akim kaynakli katodik koruma metale distan bir dogru akim uygulanarak yapilir. Bir transformatör redresör sisteminden elde edilen dogru akim (-) ucu korunacak olan metale (+) ucu da bir yardimci anota baglanir. Dis akim kaynakli sistemde yardimci anot olarak; toprak alti yapilarýnda en yaygin olarak kullanilan anot tipi silis katkili demir anotlardir. Bu anotlarin disinda yurt disindan ithal edilen grafit ve metaloksit kapli titanyum anotlarda kullanilmaktadir.
    Galvanik anotlu katodik koruma sistemlerinde korunmasi istenilen metal yapiya kendisinden daha negatif potansiyelde metal (anot) baglanarak bir galvanik pil olusturulur. Böylece metal yapi katot haline getirilir. Galvanik anotlar kendiliklerinden çözünerek aynen bir pil gibi akim üretirler. Anodun çözünmesi sonucu açiga çikan elektronlar, dis baglantidan katoda (korunan metal yapi) tasinarak katodik reaksiyon için gerekli olan elektronlari saglar. Galvanik anotlar, koruma sirasinda belirli hizlarla çözünerek agirliklarini kaybederler. Bunlari uygun zaman araliklariyla yenileyerek koruma islevine süreklilik kazandirilir.

    Galvanik Anotlu Katodik Koruma
    Dis Akim Kaynakli Katodik Koruma
    GALVANIK ANOTLAR GENEL KULLANIM ALANLARI
    · Toprak altindaki dogalgaz, akaryakit ve su boru hatlarinda,
    · Toprak altindaki LPG, akaryakit tanklari ve yer altina gömülen çalisma konteynirlarinda,
    · Tatli su depolama tanklarinin iç yüzeylerinde,
    · Esanjörde, termosifonda, sicak su kazanlarinin iç yüzeylerinde,
    · Diger her türlü tatli su ve toprak ile temas halindeki özel yapilarda,

    Alüminyum Tip Anot
    Magnezyum Tip Anot
    Magnezyum Torba Tip Anot
    Çinko Tip Anot
    Katodik koruma sisteminde Potansiyel ve Akim degerlerini ölçmek için kullanilan ölçü kutularinin ölçüm kutup sayilari, uygulanan katodik koruma sistemine göre deðismektedir. Ayrica istege göre ölçü kutularinin dis yüzeyleri sicak daldirma galvaniz veya istenilen renkte boya ile kaplanmaktadir.

    Katodik koruma sisteminde potansiyel degerinin okunmasi esnasýnda kullanilir.
    Genel olarak toprak ve tatli su içerisinde bulunan yapilara uygulanan katodik koruma sisteminde potansiyel degeri okunurken Bakir/Bakir Sülfat (Cu/CuSO4) referans elektrodu kullanilir.
    Tatli su içerisinde bulunan yapilar, uygulanan katodik koruma sisteminde potansiyel degeri okunurken Gümüs/Gümüs Klorür (Ag/AgCl) referans elektrodu kullanilir. Ayrica deniz yapilarinda çinko elektrod da kullanilabilir.
    Katodik Koruma Test talimati için tiklayin!!

    REFERANS ELEKTROT
    ÖLÇÜ KUTULARI
    Dis Akim Kaynakli Katodik Koruma Sisteminde Alternatif Akimi Dogru Akima çeviren Trafo/Redresör (T/R) üniteleri kullanilmaktadir. Bu üniteler; 220 V veya 380 V A.C. beslemeli, Hava veya Yag sogutmali, istenilen D.C. Volt ve Amper Çikis degerine göre ayarlanabilir, Voltaj regülasyonu manuel, otomatik, varyakli veya faz kontrollü, sabit referans kontrollü, PLC' li Bilgisayar kontrollü SCADA Uyumlu tipte olmaktadir.

    TRAFO/REDRESÖR ÜNiTELERi
    Katodik olarak korunmus olan bir metal yapinin korunup korunmadigni anlamak için, asagida belirtilen referans elektrotlarin karsisindaki koruma potansiyel degerlerini saglamasi gerekir.Referans Elektrod Koruma Potansiyeli (mV)
    Gümüs-Gümüs Klorid (Ag/AgCI) -810
    Bakir-Bakir-Sülfat (Cu/CuS04) -850
    Çinko (Zn) +250

#09.06.2010 10:06 0 0 0
  • Konu: Tonoz Nedir
    Salon, oda, koridor gibi herhangi bir mekânın üstünü örtmek amacıyla taş, tuğla ya da beton kalıpla oluşturulan, kavisli tavan örtüsüdür. Dilimize, Yunanca'da "kubbe" anlamına gelen tholos sözcüğünden geçmiştir. Tonoz yöntemi bulunmadan önce tavan ağırlığını taşıması için yapılarda çok sayıda sütun ve kemer kullanılırdı {bak. Kemer). Tonozun ilk biçimi olan yarım silindir biçimindeki beşik tonoz Eski Mısır'da, Mezopotamya'da, Ege ve Akdeniz uygarlıklarında biliniyordu. Günümüzden 3.000 yıl önce Asurlular saraylardaki uzun koridorları örtmek için, pişmiş tuğladan örülmüş beşik tonozdan yararlandılar. Tonoz tarih boyunca değişime uğradı ve çeşitli biçimler kazandı. Avrupa'da ortaçağdan başlayarak manastır, kilise ve katedrallerde yaygın olarak uygulandı. Başlangıçta tonozlar kalıp kurmadan, tuğla ya da taşlan birbiri üzerine bindirerek örülürdü. İlk kez Romalılar kalıp kurarak, kendi buluşları olan özel bir betonla ve tuğlayla kalın tonozlar yaptılar. Tonoz, tek eksenli ve çift eksenli olmak üzere iki çeşittir. Yuvarlak kemerlerin art arda dizilip eklenmesiyle oluşan beşik tonoz tek eksenlidir. Birbirine paralel iki duvar boyunca uzanır ve demiryolu tüneline benzer. Kavisli biçimi tavanın ağırlığının yan duvarlara aktarılmasını sağlar. Birbirini dikine kesen iki tonozun iç içe geçmesiyle oluşan çapraz tonoz (haç tonoz) çift eksenli tonozun en yaygın örneğidir. Çapraz tonozu ilk uygulayan Romalılar saray, tapınak ve hamamların tavanlarını çapraz tonozla ördüler. Çapraz tonozlu tavanın ağırlığı duvarların üzerine değil, taşıyıcı sütunlarla desteklenmiş dört köşenin üzerine biner. Bir başka deyişle duvar örmek gerekmez. Çapraz tonozlar birbiri ardına sıralanarak mekânlar istendiği kadar büyütülebilir. Büyük tonozlu bazı yapılarda destek olarak payandalardan yararlanılır. Avrupa'da 11. yüzyılın ortalarında gelişen romanesk üslupta beşik tonozlar ve çapraz tonozlar yaygın olarak kullanıldı. 1200'lerde gotik üslupla birlikte sivri kemerli çapraz tonozlar ortaya çıktı. Zamanla daha büyük kiliseler ve katedraller yapılmaya başlanınca daha karmaşık düzenli yeni tonoz türleri geliştirildi. Tonoz yüzeyi taş ya da tuğladan örülen kaburgalarla desteklenerek sağlamlaş-tırıldı. Kaburgalı tonoz olarak adlandırılan bu tavanların daha zarif bir görünümü vardı. Kaburgalı tonozların kaburga sayısı artırılarak daha karmaşık görünümlü yelpaze tonozlar geliştirildi. Tonoz 18. yüzyıl ortalarına kadar yapıların önemli bir öğesi olarak varlığını korudu. Sanayi Devrimi sırasında yeni inşaat gereçlerinin ve tekniklerinin ortaya çıkmasıyla birlikte eski önemini yitirdi. Yapılarda çelik iskelet kullanılmaya başlandı
#09.06.2010 09:25 0 0 0
  • Radyasyon İçeren Faaliyetler için Lisans Almak Zorunlu mudur? Lisansı Hangi Kuruluş Vermektedir?



    TAEK Radyasyon Güvenliği Yönetmeliği'nin 1.Kısım 5 nci Maddesinde belirtilen muafiyet sınırları üzerindeki her türlü radyasyon üreten, radyoaktif kaynak içeren cihazlar ve radyoaktif kaynaklar için LİSANS almak zorunludur.

    2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu'nun 4(d) maddesi gereğince Radyoaktif maddeleri ve radyasyon cihazlarını bulunduran, kullanan, bunları ithal ve ihraç eden, taşıyan, depolayan, ticaretini yapan resmi ve özel kurum, kuruluş ve kişilere ruhsata esas olacak lisans vermek, radyasyon güvenliği bakımından bunları denetlemek; bu görevlerin yerine getirilmesi sırasında sigorta yükümlülüğü koymak; radyasyon güvenliği mevzuatına aykırı hallerde, verilmiş olan lisansı geçici veya sürekli olarak iptal etmek; söz konusu kurum ve kuruluş hakkında , gerekirse kapatma kararı almak ve genel hukuk esasları dahilinde kanuni kovuşturmaya geçilmesini sağlamak yetkisi TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU'na verilmiştir.

    Bu husus Radyasyon Güvenliği Yönetmeliği'nin, Lisans, İzin, Denetim, Kayıtlar başlıklı Birinci Bölümü'nün 50 nci Maddesinde aşağıdaki şekilde hükme bağlanmıştır. " Radyasyon Güvenliği Tüzüğü ve bu Yönetmelik kapsamına giren radyasyon kaynaklarının imal, ithal ve ihraç edilmesi, alınması, satılması, taşınması, depolanması, bakımı, onarımı, kurulması, sökülmesi, değiştirilmesi, radyasyon kaynakları ile çalışılabilmesi ve her türlü amaçla bulundurulması ve kullanılması için Kurum'dan lisans alınması zorunludur. Bu lisans, başvurusu yapılan kaynakların Kurum tarafından onaylanan kişilerin sorumluluğu altında ve başvuruda belirtilen adresteki faaliyetini kapsar. Bu işler, diğer bakanlık ve/veya kuruluşlardan da izin, ruhsat veya bir belge alınmasını gerektiriyorsa, bunların verilmesi Kurum tarafından lisans verilmesi önkoşuluna bağlıdır. 7/2/1993 tarihli 21489 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğine tabi olan faaliyetler için Çevre Bakanlığı'nın olumlu kararı alınmadan lisans işlemi başlatılamaz."
#09.06.2010 08:52 0 0 0
  • Antoloji Nedir
    edebiyat eserlerinden seçme parçaları bir araya toplayan kitaplara denir. yunanca'daki "anthos" (çiçek) ile "legein" (toplamak) kelimelerinden türemiştir. ilk antolojileri eski yunanlılar derlemişlerdir. bilinen ilk antoloji m.ö. ıı. yüzyılda derlenmiştir. "çelenk" adındaki bu antolojinin derleyicisi gadara'lı meleagros'tur.

    ı. yüzyılda da, makedonyalı philippos buna benzer bir "çelenk" meydana getirmiştir. ıı. yüzyılda ise, diagenianus ilk kez olarak "anthologion" (antoloji) adı altında bir derleme yapmıştır. hemen hemen aynı sıralarda sardeis'li straton da bir şiir antolojisi derledi. bu saydığımız eserlerin çoğu bugün kaybolmuş bulunmaktadır.

    ıx. yüzyılda constantinus cephalas biraz önce saydığımız eserleri de kapsayan büyük bir antoloji meydana getirdi. bu antoloji, konulara göre sıralanmıştı. aynı şekilde konulara göre sıralanmış bir antoloji de, ıv. yüzyılın sonlarında, agathias tarafından derlenmişti.
#09.06.2010 03:06 0 0 0
  • Beton Nedir ?

    Beton yapımında agrega, kum, çakıl , kırma taş kullanılmaktadır. TS göre 4000 mm elek açıklığından geçen agrega'ya ince agrega bu elek üzerinde kalan agregaya kalın agrega denilmektedir. Çimentolu suyun oluşturduğu çimento hamuru beton içerisindeki agrega tanelerinin yüzeyini kaplayarak ve agrega taneleri arasındaki boşlukları doldurarak agrega taneleri arasında bağlayıcılık işlevi görür.
    Çimento ve su ince agreganın karışımından oluşan malzemeye harç denilmektedir. Çimentolu suyun oluşturduğu çimento hamuru başlangıçta plastik bir malzeme iken çimento ve su arasında hemen başlayan kimyasal reaksiyonların etkisi ile çimento hamurunun başlangıçtaki plastik özelliği zamanla azalmaktadır. Bir veya birkaç saat sonra içerisindeki çimento hamuru katılaşmakta ve daha sonra tamamen sertleşmiş duruma gelmektedir. Başlangıçtaki plastik kıvamlı beton istenilen şekildeki kalıplara yerleştirilir istenilen boyutta sert yapı malzemesi elde edilir.

    Taze Beton: Betonun plastikliğini koruduğu süredeki durumuna taze beton denilir.
    Sert Beton: Katılaşma olayından sonraki duruma sertleşmiş beton denilir.
#09.06.2010 03:02 0 0 0
  • Çatı


    Vietnam'daki çatılarÇatı, bir binanın en üst bölümüdür. Esas olarak binanın hava şartlarından korunması için yapılır.


    noimage



    Çatı tipleri
    Çatı türünün belirlenmesi, taşıyıcılık bakımından olabildiği gibi görünüş yönünden de olabilir. Çatı, duvar, kolon ve ayaklar üzerine oturabildiği gibi, doğrudan doğruya zemine de dayanabilir.

    Ahşap çatılar
    Yaygın kullanılan ve ekonomik olan bir çatı türüdür. Bu en basit şekilde düz çatı olabilir. Bu daha çok sanayi yapılarında görülür. En yaygın uygulama şekli ise eğimli çatıdır. Eğim, kar toplanmasını azaltmak ve su sızdırmazlığı yönünden tercih edilir. Kar yükü yanında, bazı durumlarda, rüzgar etkisi de çatı için önemli olur. Çatının esas taşıyıcı elemanı ahşap çubuklardan meydana gelen kafes sistemidir. Kafes sistem, ahşap çubuklar bir araya getirilerek teşkil edilir. Çubukların bağlantıları düşey düzlemde olup, kafes sistemler birbirleriyle bağlanır ve beraber çalışmaları sağlanır. Üzerinde ayrıca kafes sistemleri bağlayan aşık denen ahşap elemanlar mevcuttur. Aşıklar eğilimli doğrultuda merteklere bağlanır. Bunun üstüne de çatı kaplaması olarak ahşap tahtalar çakılır. Üstü ise çatı kiremitleriyle kaplanır. İstenirse bu araya bir izolasyon tabakası konulur. Bu şekil, ısının tasarrufu bakımından zamanımızda çok tercih edilmektedir. Kiremit yerine bazı sanayi yapılarında olduğu gibi, eternit veya çinko oluklu levhalar da döşenebilir. Bu halde çatıyı ahşap tahtalarla kaplamaya gerek yoktur. Bunun yanında yalıtımı sağlamak için bitümlü levhalar da serilebilir. Bu şekilde teşkil edilen çatı, ara bir mesned istemeksizin 8 m gibi oldukça büyük açıklıklara kadar kullanılabilir. Eğer böyle bir çatı betonarme düz döşeme üzerine konuluyorsa sık sık döşemeye mesnetleme yapılır. Çatı eğiminin bina dış yüzlerine yakın, dik ve içerlerde daha az eğimli tertiplenmesiyle çatıda kullanılabilir bir hacim de teşkil edilebilir.

    Çelik çatılar
    Daha büyük açıklıkları aşmak veya daha çabuk kurulması sebebiyle çelik çatılar tercih edilebilir. Sanayi yapılarında daha yaygın kullanılır. Ayrıca bu suretle orta kısımdaki çatı yüksekliğini daha düşük tutmak mümkündür. Büyük açıklıklar için ekonomiktir. Kaplamaları genellikle oluklu metalik veya eternit levhalarıyla yapılır.

    Betonarme çatılar
    Özellikle betonarme binalarda düz çatı istenildiğinde tatbik edilir. Su için az da olsa bir eğim vermek ve izolasyon yapmak şarttır.

    Günümüzde önemli yapılar için hafif çatı tercih edilmektedir. Bunu kubbeye benzeyen betonarme kabuk inşaat ile yapmak mümkün olmaktadır. Böylece 7,5 santimlik bir kalınlıkla 25-30 metreyi aşmak mümkün olmaktadır. Değişik başka bir örnek ise kablo ağlarıyla teşkil edilen çatı olup, kare veya üçgen ara kısımları şeffaf cam veya pleksiglasla kapatılır. Bu suretle kapatılan alanın büyük olması tabiî ışıktan faydalanmayı engellemez.

    *Çelik Sac Kiremitten Çatılar*
    Galvanizli sacın alt yüzeyi Coil Coating sistem ile 5 mikron polyester astar ve 20 mikron son kat polyester ile boyalıdır. İç yüzeyine 5-10 mikron arasında epoksi astar boya atılarak tüm hava koşullarına karşı eşsiz bir koruma ve dayanıklılık sağlanmıştır. Şeffaf akrilik tabakası ise kiremiti kirliliğe ve yosunlaşma gibi kimyasal olaylara karşı korur. Galvaniz saclı kiremitte paslanma, çürüme olmadığı gibi yanıcı ve donucu bir özellik de yoktur. 12'den 78 dereceye kadar her eğimdeki çatılarda kullanılabilir. Çimento vs. istemez. Taşıması, depolaması çok daha kolaydır.

    Talıma sırasında kırılma, bükülme gibi dezavantajları yoktur. Varolan çatı üzerine kolaylıkla döşenebilir. Sac kiremitte çatlama, kırılma olmaz. Her türlü çatı için idealdir. Sac levhalar, birbirlerine hem enden hem boydan kenetlendiği için fırtına, kar, yağmur, dolu gibi her türlü doğa olaylarına karşı maksimum direnç ve koruma sağlar.

    Her sac levhası bir bütünmüş gibi birbirine kenetlendiği için su sızdırmaz, ses ve nem geçirmez.

    1 m²'lik çatı alanındaki ağırlığı sadece 7,2 kg. Dünyanın en hafif çatı malzemelerinden biridir.

    1/7 oranındaki hafifliğiyle çatıların yükünü hafifletir, ahşap konstrüksiyonların ömrünü uzatır. Çatının, depreme karşı kat kat dirençli olmasını sağlar.
#09.06.2010 02:57 0 0 0
  • En Uzun Binalar




    Anten tepesine kadar olan uzunluklarına göre binaların karşılaştırılması1998 yılına kadar en uzun bina, boydan boya katları olan ve anteni dahil olmayan yapı olarak, rakipsiz olan Chicago'daki Sears Kulesi kabul ediliyordu. Kuala Lumpur, Malezya'daki Petronas İkiz Kuleleri inşa edildiğinde tartışmalar başladı çünkü Petronas Kulelerinin helezonu Sears Kulesi'nin çatısından itibaren dokuz metre daha uzundur. Helezon dahil edilmediğinde Petronas Kuleleri, Sears Kulesi'nden daha uzun değildir. Chicago'daki kongresinde, Uzun Binalar ve Kent Yerleşimleri Konseyi (UYKYK) Sears Kulesi'ni dünyanın en uzun binalığından üçüncü en uzun binalığa indirdi ve Petronas Kuleleri en uzun bina kabul edildi. Bu karar birçok tartışmaya neden oldu ve UYKYK dört farklı kategori belirlemeye karar verdi:




    noimage


    Mimari ve yapısal en tepe noktasına kadar olan yükseklik (helezonlar ve kuleler dahil ama antenler, direkler ve bayrak direkleri hariç)
    İçinde yaşanılan son kata kadar olan yükseklik
    Çatının tepesine kadar olan yükseklik
    Anten tepesine kadar olan yükseklik
    Yükseklik ana girişteki kaldırım seviyesinden itibaren ölçüm kabul edildi. Bütün bu kategorilerde Sears Kulesi ikinci veya üçüncülüğü elinde bulundurmaktaydı. Petronas birinciliği, Dünya Ticaret Merkezi ise dördüncülüğü almıştı. Birkaç ay içinde Sears Kulesi'ne yeni bir anten yerleştirilmesiyle dördüncü kategoride başı çekmeye başladı.

    20 Nisan, 2004'te, Taipei'deki Taipei 101 (Çin Halk Cumhuriyeti, Tayvan) tamamlandı ve böylece ilk üç kategoride birinciliği aldı.

    Günümüzde, Taipei 101 ilk kategoride 509m (1,671 ft), ikinci kategoride 439 m (1,441 ft) ve üçüncü kategoride 449 m (1,474 ft) ile birinciliği elinde tutmaktadır. Önceden ilk kategoride liderlik 452 m (1,483 ft) ile Petronas İkiz Kuleleri ve ondan önce de 442 m (1,451 ft) ile Sears Kulesi'ndeydi. İkinci ve üçüncü kategorilerde liderlik önceden, 412 m ve 442 m ile yine Sears Kulesi'ndeydi.

    Sears Kulesi, 527 m (1,729 ft) ile dördüncü kategoride hala lider durumdadır. Daha önceden birincilik Dünya Ticaret Merkezi'ndeydi (DTM) fakat Chicago kulesinin batı yayın anteninin 2000 yılında uzatılmasıyla, 11 Eylül saldırısından bir yıl kadar önce, DTM liderliği yitirmiştir. Anteni dahil, birinci DTM kulesi 526 metreydi (1,727 ft). 11 Eylül 2001'de DTM, dünyanın yıkılan en uzun binası kategorisinde birinci oldu ve bu kategoride rekorlar kitabında, DTM'nin bir zamanlar bir blok uzağında olan Singer binasının yerini aldı.

    Ostankino Kulesi ve CN Kulesi bu dört kategorinin dışında tutulmaktadır çünkü "içinde yaşanılmayan" binalardır. Bu tanımlama içinde katlar ve duvarlar
#09.06.2010 02:49 0 0 0
  • Ateş veya Od, yüksek sıcaklık ve alev veren hızlı yanma olayı.

    Oddun meydana gelebilmesi için yanabilen bir maddenin tutuşma sıcaklığında oksijen ile temas etmesi gerekir. Yakıt ve oksijen devamlı mevcut ve temas halinde ise sürekli yanma olur. Bir ateşin söndürülmesi, yanmaya sebeb olan unsurlardan yakıt ve oksijenin yok edilmesi, sıcaklığın düşürülmesi ile mümkündür.


    noimage


    Herhangi bir maddenin yanabilirliği kimyasal bileşime ve fiziksel duruma bağlıdır. Ola ki oksijen kaynağı hava ise, herhangi bir yanıcı gazın molekülleri hava içine girer ve havadaki oksijen moleküllerine temas eder. Tutuşma sıcaklığına erişince de bu gaz yanar.

    Bir yanıcı sıvı ilk önce buharlaştırılmalı ve tutuşma sıcaklığındaki bu buhar oksijen ile karıştırılmalı ki, yanma olabilsin. Katıların yanması için ise sıvılaştırılmalı veya buharlaştırılmalı veya hiç olmazsa geniş bir yanma yüzeyi meydana getirmek için küçük taneciklere ayrılmalıdır. Fakat katı, gözenekli ise öğütme zaruri değildir. Bütün katılar, mümkün olan en küçük taneciklere ayrılırsa, oksijen ile temas eden toplam katı yüzeyi çok olacağından şiddetli yanar.

    Çok şiddetli ateşler, yanabilen tozların (zerreciklerin) hava ile karışımından elde edilir. Örneğin kömür ve metal tozlarının yanması gibi. Mağnezyum tozları gerekli oranda hava ile karıştırılıp tutuşma sıcaklığına getirilirse, göz kamaştırıcı parlak bir alevle yanar.

    Maddeler tutuşma sıcaklığının altında oksitlenir. Fakat maddelerin yanabilmesi için tutuşma sıcaklığına yükseltilmesi gerekir. Bu sıcaklığın üzerinde oksidasyon ısısı yeteri kadar hızlı yayılmaz ve yanmamış yakıtta oksidasyonun olduğu bölgeye yakın alanı yanma sıcaklığına yükseltir. Çok ince parçalara ayrılmış maddeler hariç olmak üzere, katıların yanma sıcaklığı sıvılarınkinden daha yüksektir. Genellikle sıvılar kaynama noktasının düşüklüğü nisbetinde parlayıcıdırlar.

    Od, etrafındaki havayı ısıtır ve onun genişleyerek yükselmesini sağlar. Bunun sonucu olarak da uzaklardan buraya soğuk hava akımı başlar. Bu meydana gelen akım sebebiyle devamlı ve yeni oksijen te'min edilmektedir. Böylece ateşin yanması sürekli olur. Hatta od, büyük şehir veya orman yangını halindeyse, bu hava akımı önemli hızda yel bile meydana getirir.

    Tarihi [değiştir]

    Bushmen kabilesinden iki erkek, ince ağaç liflerini tahta parçalarının sürtünmesi yoluyla tutuşturup ateş elde etmeye çalışmakta.Ateşin denetim altına alınmasından bilinçli üretimine geçiş yüzbinlerce yıl alan büyük bir adımdır. İsrail'de, Şeria Nehri kıyısında bulunan kalıntılar, insanın 790 bin yıl önce ateş ürettiğini ve kullandığını göstermektedir.[2][3]

    Oddun yakılabileceği düşüncesini uyandıran ilk kıvılcımın, çakmaktaşını piritlere sürterken mi, yoksa ağaç içinde delik açmaya çalışırken mi çaktığı bilinmemektedir. Avrupa'daki Neolitik yerleşim bölgelerinde çakmaktaşı ve piritlerin yanı sıra ateş delgileri de bulunmuştur. İlkel toplumlarda en yaygın od yakma yöntemi sürtmeydi. Bambudan yapılmış küçük bir tüp içindeki havanın sıkıştırılmasıyla ısı ve ateş üreten od pistonu Güneydoğu Asya, Endonezya ve Filipinler'de geliştirilip kullanılan karmaşık bir aygıttı. Bundan tümüyle bağımsız olarak 1800'lerde Avrupa'da da metalden bir od pistonu geliştirildi. İngiliz kimyacı John Walker, içinde fosfor sülfat bulunan ve sürtülünce yanan kibriti 1827'de icat etti. Modern teknoloji ve bilim tarihi, büyük ölçüde odtan sağlanarak insanoğlunun kullanımına sunulan enerji toplamındaki sürekli artış olarak nitelenebilir. Enerji üretimindeki artışın büyük bölümü hem miktar, hem çeşit bakımından od kullanımının artmasıyla sağlanmıştır. Atom enerjisinin denetim altına alınması, od kullanımında atılan son adım sayılabilir
#09.06.2010 02:43 0 0 0
  • Cam tuğla

    Hammaddesi soda, kireç ve silisten oluşan camdan yapılmış içi boş bloklardan oluşan inşaat malzemesidir. Genellikle merdivenler, banyolar, açık yüzme havuzlarında ve bunun gibi görsel veya gizlilik gerektiren diğer alanlarda ışığın içeri girerek doğal aydınlatma yapılması aynı zamanda da içerinin görünmemesi istenen yerlede uygulanır. 1900`lü yılların başında endüstrel alanda doğal aydınlatmayı geliştirmek için kullanılmaya başlamıştır.


    noimage



    Cam Tuğlası ile Duvar Yapılması
    Tabana 1 mm et kalınlığında ve 4.5 cm genişliğinde korozyona karşı daldırma sistemiyle galvanizle kaplanmış panel ankraj sisteminin yerleştirilir, cam tuğla örülen alanın üst ve her iki yanına genleşme için genleşme şeridi konur ve 20x20x10 cm ebadındaki cam tuğlaların örülürken derzlerinin standart olması için aralarına spacer derz sabitleyici kullanılır. Cam tuğlaların basınca karşı direncini sağlamak için yatayda ve düşeyde her iki sırada bir 40x10 daldırma sistemiyle galvanize edilmiş lama konur, bu lamaların her iki yandaki mesnete ankre edilir, cam tuğla aralarının özel yapıştırıcı malzeme ile doldurulur. Tuğla örülmesi bittikten sonra üst kenarlarının alüminyum profillerle çerçevelenir ve yüzeylerin temizlenir.
    Cam Tuğla ile oluşturulan duvarlar ısı ve ses yalıtımı ile hırsızlık ve yangına karşı koruma sağlarlar. -Çimento harcı ile örülen Cam Tuğla duvarların ısı iletim katsayısı ortalama 2.8 W/m2K'dir -Cam Tuğla ile örülen tüm duvarlar ort.38-40 dB'lik iyi bir ses yalıtımı değerine sahiptir -Cam Tuğla duvarlar gün ışığı dik geldiğinde, desene bağlı olarak renksiz olanlarda ortalama %82; renkli olanlarda da % 66 oranında ışık geçirgenliğine sahiptir. -DIN 18175'e göre üretilen 190X190 mm cam tuğlalar kullanılarak, DIN 4102 Bölüm 4-8.4.3 standardına göre 3,5 m2' yi aşmayacak büyüklükte örülmüş duvarlar, G sınıfı yangın camlaması olarak nitelendirilmektedir. G sınıfı camlamalar yangın alev ve dumanının geçişini; tek duvarda < 60 dk süre ile çift duvarda > 120dk süre ile -Geleneksel cam tuğla uygulamaları, bir ölçü çimento, üç ölçü kum ve su ile hazırlanan harçla gerçekleştirilir.Cam tuğla duvarın örülmesi sırasında derzlere düşey ve yatayda 6 mm'lik yüksek dayanımlı, nervürlü ve galvanizli çelik donatılar yerleştirilir. Tuğlalar arasındaki mesafelerin eşitliği "plastik derz ayırıcılar" ile sağlanır. Fuga dolgusu bir ölçü beyaz çimento, üç ölçü ince kum hesabı ile hazırlanan harçla yapılır. Daha geniş bilgi için bir üretici ile bağlantı kurulmalıdır...
#09.06.2010 02:39 0 0 0
  • Tuğla Tanımı - Tarihçesi - Tuğla Üretimi - Kurutma - Pişirme - Ürün standartları Hakkında

    Tuğla, harç ile biribirine tutturularak duvarlarda kullanılan pişmiş topraktan elde edilen yapı malzemesi.


    noimage


    Tarihçesi
    Tuğla ve kiremit kullanımı insanoğlunun oluşumu kadar eskiye dayanmaktadır.

    İlk tuğla veya kiremit üretim tesisi belki de insanlar tarafından yapılan ilk evdir diyebiliriz. Bu evler özellikle nehir kıyılarında ve deltalarda yer alan yerleşim bölgelerinde, kurutulmuş kil tabletlerle, yapılacak evlerin yanında oluşturulan basit bir üretim düzeneği ile gerçekleştirilmiştir. Bu konuda başlangıç tarihi vermek ne yazık ki mümkün değildir. Mezopotamya bölgesinde Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında yapılan kazılarda bulunan pişmemiş kil tabletler MÖ 13. yüzyılı göstermektedir.

    Pişmiş tuğlanın endüstriyel anlamda ilk üretimi ise MÖ 4. yy'a Babil Kulesi yapımına denk düşmektedir. Tarihçiler bu kulede 85 milyon adet tuğla kullanıldığını hesaplamışlardır. Bu gün bu rakamda tuğlayı ancak 5-6 gelişmiş teknolojili fabrikanın 1 yıllık çalışmaları ile üretebildiğini düşünürsek, burada yapılan üretimin gerçekten de teknolojik açıdan değer taşıdığını kabul etmek gerekir. Babil kulesi işte bu nedenle tuğla üretimi ve endüstrisi açısından önemli bir simgedir.

    Kiremiti ilk üretip kullananların Korintler olduğu kabul edilir. Korintler bugün de kullanılan içbükey kiremitleri, hazırlanan tuğla hamurunu tokmakla dövüp yaygın hale getirerek ve şimdikinden daha kalın ve büyük olarak MÖ 4. YY'da üretmişlerdir.

    Anadolu'da ve Avrupa' da da bu tarihsel gelişime paralel olarak ilerleyen üretim şekilleri Romalıların ilk standartları getirmeleri ve bu işin ticaretini yapmaya başlamaları ile farklı bir boyut kazanmıştır.

    Daha ileri dönemlerde Anadolu'da Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin vazgeçilmez bir parçası olan tuğla ve kiremit Osmanlıların standartları ile Anadolu'ya has bir mimari tarz oluşturmuştur. Kiremitlerin daha küçük, tuğla boyutlarının ise daha büyük tutulduğu Osmanlılar döneminde ilk standartlar uygulanmaya başlanmıştır. O dönemde standart dışı üretim veya bunların inşaatlarda kullanımı yasaklanmış, bu konuda önemli cezalar öngörülmüştür. Hatta inşaatlarda bina katları ve modelleri konusunda bile standart uygulamalar bu dönemde getirilmiştir. Anadolu'da sektörel gelişme dikkate alındığında ise ne yazık ki atölye ve açık ocak imalathaneleri dışında fabrika ve endüstriyel üretim yapan tesis Osmanlıların son dönemine kadar gerçekleşememiştir.

    Cumhuriyetin ilanından sonra yabancı girişimciler sayesinde Marmara ve Ege bölgelerinde tuğla ve kiremit üretim tesisleri yapılmaya başlanmış, ilerleyen dönemde yerli girişimciler sayesinde sektörde gelişim süreci yakalanmış ve önce ithal makinelerle yapılan tesisler yerini yerli makinelere bırakmıştır. Ancak bu oluşum çok geç gerçekleşmiş olup belki de sektörün Avrupa şartlarına göre daha az modernize olmasının bir nedenidir.

    Avrupada ne yazık ki sektörel gelişme çok daha hızlı ilerlemiş, özellikle buharlı makinelerin bulunmasının ardından öncelikle hammadde hazırlama makinelerinde kullanılan hayvan gücü yerini buharlı motorlara bırakmıştır. 1700'lü yıllarda sektörde ilk devrim sayılan bu makineleşmenin ardından 1800'lü yıllarda helezonlu şekillendirme preslerinin gelişimi ile delikli ve daha hafif tuğla üretimi gündeme gelmiş, bu da daha az hammadde ve daha az enerji ile daha fazla üretimin yapılmasını sağlamıştır. Daha sonraları Hoffman ve tünel tip fırınların devreye girmesi ile de büyük bir atılım yaşanmış, üretimler artmış, tuğla ve kiremit çok daha kolay üretilen ve ucuz bir yapı malzemesi haline gelmiş ve kullanımı giderek yaygınlaşmıştır.

    Üretim
    Üretim Yöntemi-Teknoloji

    İstiflenmiş tuğlalarTuğla ve kiremit tesislerinde teknolojinin adlandırılması; kurutma sistemine (doğal kurutma-suni kurutma), üretim yöntemine (emek yoğun-teknoloji yoğun), otomasyona (otomatik-yarı otomatik), hammadde işleme ve şekillendirmeye (vakumlu-vakumsuz), pişirme sistemine (hoffman-tünel) göre yapılmaktadır.

    Türkiye'de teknolojinin adlandırılması daha çok pişirme sistemine göre yapılmaktadır. Bu açıdan baktığımızda ülkemizde kullanılan en yaygın sistem Hoffman sistemidir. Tünel fırın sistemi ile çalışan fabrika sayısı ise sınırlıdır.

    Zaman içinde bu sistemler kendi içlerinde geçişler yaşamış, karma birtakım teknolojiler ortaya çıkmıştır. Hoffman pişirme teknolojisi yanında suni kurutma yapılmış, tünel fırın teknolojisi doğal kurutma ile beslenmiş, tünel pişirme sistemi hoffman ile karma yapılarak kemertünel fırın sistemi geliştirilmiştir.

    Tuğla ve kiremit üretim kademeleri incelenerek üretim yöntemi daha iyi irdelenebilir:

    Hammadde hazırlanması
    Şekillendirme
    Kurutma
    Pişirme
    Ambalajlama ve sevk

    Hammadde Hazırlanması
    Tuğla ve Kiremit üretiminde kullanılan killer, doğada genellikle rutubetli ve plastik bir kıvamda, bazen kuru ve toz haline getirilebilir bir şekilde, bazen de kaya menşeli olarak bulunur ve çıkarılır. Dolayısıyla doğadan elde edilen ve üretim tesislerine getirilen kil, gerek boyut olarak gerekse bileşim olarak uygun özelliklere sahip olması için bir dizi ön hazırlıktan geçmesi gerekmektedir.

    Hammaddenin işlenebilirlik özelliği kazanabilmesi için önce öğütme işlemi yapılmaktadır. Hammaddenin homojen bir malzeme olması, plastiklik ve kohezyon özelliklerinin gerçekleşebilmesi için iyice ufalanması ve ince partiküller halini alması gerekmektedir. Bu amaçla çeşitli makinalarla içindeki iri taşlar, çöpler ayıklanmakta (taş ayırıcı, vals, kollergang vb.) ve istenilen dane çapına kadar öğütülmektedir.

    Ayrıca homojen bir kil hamuru elde etmek için, kilin yeterli miktarda su ile birlikte ezilmesi ve karıştırılması gerekmektedir. Kile azar azar su ilave edildiğinde plastikliği bir miktar artmaktadır. Su ilavesi öğütme öncesinde yapılabildiği gibi, öğütme sonrasında da yapılmaktadır.

    Dinlendirme, hammadde hazırlama aşamalarının en önemlisidir. Üretilen malzemenin kalitesini etkileyen çok önemli bir unsurdur. Killerin tiksotropik özellikleri dolayısıyla yoğurulmuş çamur dinlenme esnasında direnç kazanmaktadır. Dinlendirme işlemi öğütme işlemlerinden önce veya sonra yapılmaktadır.

    Şekillendirme
    Hammadde hazırlama aşaması sonunda şekillendirilmeye uygun bir nitelik kazanan hamur, değişik yöntemler kullanılarak şekillendirilmekte ve değişik biçim ve boyutlarda yarı mamül tuğla-kiremit elde edilmektedir.

    Şekillendirmede genellikle kalıplama, presleme ve extrude yöntemleri kullanılmaktadır. Kalıplama, genellikle harman tuğlası üretiminde kullanılan bir yöntemdir.

    Presleme, daha çok kiremit üretiminde kullanılır. Extruderden galeta olarak hazırlanan hammaddeler çeşitli tip ve büyüklükteki presler ile kiremit şeklini almaktadır.

    Extrude (vakumlama) yönteminde, hazırlanan kil sonsuz vida yardımı ve belli bir basınçla kalıptan çıkartılmaktadır. Bu yöntemde extruder (vakum pres) makinasına gönderilen hazırlanmış hammaddenin vakum yöntemi ile 740 mm Hg değerinde havası emilmekte ve plastik hale gelmektedir. Helezonlar vasıtası ile itilen hammadde vakum presin ağız kısmındaki ağızlık (filiyer) vasıtası ile iki boyutunun şeklini almakta ve sonsuz bant olarak vakum presi terketmektedir. Sonra ince tellerle kesilen malzeme üçüncü boyutu da alarak kurumaya terkedilmektedir.

    Kurutma
    Kurutma, kil içinde mevcut ve şekillendirmeye uygun bir kıvama getirmek için katılan suyun değişik yöntemlerle bünyeden çıkarılma işlemidir. Kurutma işleminde doğal kurutma ve suni kurutma olarak iki yöntem kullanılmaktadır;

    Doğal kurutma; ülkemizde çok yoğun olarak kullanılan ve atmosferdeki ısı enerjisinden faydalanma prensibine dayanan bir sistemdir. Extruder'den yaş olarak çıkan mamüller genellikle kurutma sehpalarına belli bir düzenle dizilmekte, bu sehpalar geniş kapalı alanlara (saya) ya da açık alanlara konarak kurumaya terkedilmektedirler.Bu kurutma yöntemi kurutma işleminde ek bir enerji gerektirmediği için ekonomik görünmektedir. Fakat kurutma işlemi için geniş alanlara ihtiyaç duyulması, kurutmanın çok ağır ve uzun sürede yapılabilmesi, kontrolün yeterli olamaması, kurutmanın hava şartlarına (ısı, rutubet, rüzgar vs.) bağlı olması, işçiliğin fazla oluşu sakıncalarını oluşturmaktadır.

    Suni kurutma; kurutmayı doğal koşullara bırakmadan ek bir enerji sağlanarak ısının ve hava hareketinin fazlalaştırılmasıyla yapmaktır. Killi maddenin içindeki serbest suyun, önce yüksek buhar basıncı ve az sıcaklık, kurutmanın sonuna doğru alçak buhar basıncı ve yüksek sıcaklık sağlanarak dışarı atılması prensibine dayanır. Bu uygulama kurutma odaları veya tünel kurutma fırınları kullanılarak yapılmaktadır.

    Pişirme
    Pişirme, tuğla ve kiremit üretimindeki en son aşamadır. Kilin kuruma aşamasında, serbest haldeki suyunu ve sonradan emdiği suyu kaybetmesinden dolayı boyutlarında küçülme (çekme) olur.

    Pişirme sırasında kil kimyasal reaksiyonlara maruz kalır. 300 °C civarında organik maddeler tamamen yanar, 450-650 °C arasında molekül suyunu kaybeder. 850-950 °C arasında kil hamurunun pişmesiyle oluşan bu yeni malzeme artık sert, şeklini değiştirmeyen, belirli mukavemet ve renge sahip bir üründür.

    Genel olarak pişme şu aşamalardan oluşur:

    Doldurma
    Isınma
    Pişme
    Soğuma
    Boşaltma
    Türkiye' de en yoğun kullanılan fırın tipi Hoffman fırınlardır. Daha sonraki yoğunluğu tünel fırınlar oluşturmaktadır. 20 civarında da hoffman-tünel fırın karışımı olan kemer tünel fırın vardır.

    Hoffman fırını: Fırın kesiti dairesel tonoz biçimindedir. Ateş hareketli, ürünler sabittir. Bu fırın yakıttan elde edilen ısıyı çok yüksek verimle kullanan ve üretim kapasitesi ve hızı yüksek olan bir fırındır. Yanmanın tam pişme durumundaki malzemenin üzerinde olması, fırın içinde hareket eden havanın bir yandan pişmiş malzeme ile temas ederek ısınması, ısınmış havadan çiğ malzemenin ısınması için yararlanılması bu fırının en önemli üstünlükleridir.

    Fırının üstündeki deliklerden yakıt püskürtülmekte, pişme safhası ilerledikçe püskürtme işlemi delikler boyunca ilerlemektedir. Yakıt olarak genelde kömür vb. katı yakıtlar, nadiren sıvı yakıtlar kullanılmaktadır.

    Hoffman fırınlarda, enerji kullanımı tünel fırınlara göre daha fazladır, emek-yoğun bir yapılanma gerektirdiği için maliyet yüksektir.

    Tünel fırın: Ana prensip olarak ürünler hareketli, ateş sabittir. Uzun bir tünel ve içinde hareketli fırın vagonları vardır. Yarı mamul ürünler fırın vagonlarına fırının dışında istif edilmekte ve birbiri ardına vagonlar belli bir hızda, fırının içinde hareket etmektedir. Fırın içinde hareket eden ürünler ısısı gitgide artan, rutubeti azalan bir hava ortamı ile karşılaşmaktadır. Bu bölge ısınma bölgesidir. Orta bölümde pişme bölgesi (cehennemlik) vardır. Burada pişen ürün ilerlemeye devam ederek daha önce pişmiş olan malzemenin üzerinden geçerek malzemeyi soğutmuş olan ve kendisi ısınan hava ile temas ettikçe giderek soğumaya başlamaktadır. Daha sonra fırın dışına çıkan ürünler fırın vagonları üzerinden alınmaktadır.

    Pişirme bölgesinde genel olarak sıvı yakıt kullanılmakta, bazen katı yakıtlı sistemlerde yapılabilmektedir.

    Tünel fırınlar, ürün kalitesi yüksek, yakıt ve emek tasarrufu sağlayan, fabrikasyon süresi kısa sistemlerdir. Ancak, ilk yatırım ve bakım maliyetleri çok yüksektir. Fırın debisi çok sık değiştirilememektedir.

    Ambalajlama ve sevk
    Pişirme fırınlarından çıkan ürünler soğuma sonrası istenilen yere sevk edilmektedir. Sevk işleminde genel olarak kamyonlar kullanılmakta fırın veya fırın vagonu önüne yanaşan araca ürün direkt olarak yüklenmektedir.

    Bazı fabrikalarda ürünler palet üstüne ve sonrasında naylon ile ambalaj yapılarak veya mukavva kutulara konularak sevk edilmektedir.
#09.06.2010 02:34 0 0 0
  • Troleybüs, gücünü genellikle yol boyunca asılı olan bir elektrik hattındaki iki kablodan alan elektrikli otobüs. İki kablo kullanılmasının sebebi tramvayların aksine lastik tekerlekler kullanılması sebebiyle tek kabloyla devrenin tamamlanmasının olanaksız olmasıdır.


    noimage


    Tarihi

    Elektromote ; ilk troleybüs 1882İlk troleybüs 29 Nisan 1882 tarihinde Berlin'in banliyösinde kurulmuş olan sistemdir. Kurulan Ernst Werner von Siemensran bu sisteme "Elektromote" adını vermiştir.

    Türkiye'deki durum
    1947 yılında, Türkiye'nin ilk Troleybüs Şebekesi Ankara'da kurularak hizmete açılmıştır. 1 Haziran 1947'de 10 adet Brill marka, 1948'de yine 10 adet FBW marka troleybüs ; Ulus - Bakanlıklar hattında hizmete girmiştir. 1952'de alınan 13 MAN araçla birlikte, Ankara'da çalışan troleybüs adedi; 33'e ulaşmıştır. 1979-1981 döneminde trafiği aksattıkları ve yavaş gittikleri gerekçesiyle hizmetten kaldırıldılar.

    Wikimedia Commons'ta
    Troleybüs ile ilgili çoklu ortam belgeleri bulunur.
#09.06.2010 02:18 0 0 0
  • Gıda Işınlama Teknolojisi Nedir?
    Gıda ışınlama teknolojisi, gıdaların kalitelerinin korunması, hijyenlerinin sağlanması ve muhafaza sürelerinin uzatılması için geliştirilen bir teknolojidir.

    Bu teknoloji, ısı enerjisinden yararlanılarak gerçekleştirilen pastörizasyon, konserve ve dondurma yöntemleri gibi fiziksel bir uygulamadır. Belirtilen bu yöntemlerden farkı, ışınlamada kullanılan enerjinin ısı enerjisi değil "iyonlaştirici enerji" olmasıdır.



    Işınlama Nasıl Yapılır? Işınlamada Kullanılan Radyasyon Kaynakları Nelerdir?

    Radyasyon kaynağıyla ışınlama işlemi, örneğe belirli radyasyon dozları vererek yapılır. Bu amaçla, 1,25 MeV'luk Co-60 ve 0,662 MeV'luk Cs-137 gama ışınlama kaynakları kullanılmaktadır.
#09.06.2010 02:12 0 0 0
  • Hangi Amaçlarla Gıdalar Işınlanmaktadır

    Gıda maddelerinde gıdaların bozulmasına yol açan çeşitli mikroorganizmaların sayısının azaltılması veya yok edilmesi (sterilizasyon) amacıyla yapılır.
    Gıda örneklerinin raf ömürleri uzatılması amacıyla ışınlama işlemi yapılır;

    Soğanlar, kökler ve yumrularda; filizlenme, çimlenme ve tomurculanmayı önlemek
    Taze meyve ve sebzelerde; olgunlaşmayı geciktirmek, böceklenmeyi önlemek ve raf ömrünü uzatmak
    Hububat, öğütülmüş hubububat ürünleri, kabuklu yemişler, yağlı tohumlar, baklagiller, kurutulmuş sebze ve meyvelerde; böceklenmeyi önlemek, mikroorganizmaları azaltmak ve raf ömrünü uzatmak
    Et, tavuk, balık, su ürünleri ve baharatlarda; bazı patojenik mikroorganizmaları azaltmak, raf ömrünü uzatmak ve paraziter enfeksiyonların kontrolü
    Hayvansal orijinli kurutulmuş gıdalarda; böceklenmeyi önlemek ve küflerin kontrolü amacıyla uygulanmaktadır.
#09.06.2010 02:09 0 0 0

  • Işınlanmış Gıda - Işınlanmış Gıda Güvenli midir - Gıda Işınlama Uygulanabilir Bir Yöntem midir - Hakkında




    Kesinlikle güvenlidir. Nasıl rontgen filmi çektirme, televizyon seyretme veya hava limanlarında güvenlik amacıyla kullanılan iyonlaştırıcı enerjiler canlılara zarar vermiyorsa tekniğine uygun olarak kullanılan ışınlama işlemi de gıdaya zarar vermemektedir. Ayrıca 1983 yılında yayınlanan Işınlanmış Gıdalar için Kodeks Genel Standardında da (STAN 106-1983), 10 kGy'lik absorbsiyon dozuna kadar ışınlamanın toksikolojik açıdan bir sakınca oluşturmayacağı ifade edilmektedir.

    Halen 40'dan fazla ülkede 50'den fazla çeşit gıdanın ışınlanmasına izin verilmiş olması bu yöntemin etkin kullanıldığının kuvvetli bir göstergesidir. Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Brezilya, Kanada, Çin, Hindistan, Endenozya, İsrail, Japonya, Güney Afrika ve Tayland gibi ülkelerde patates, soğan, sarımsak, tavuk, balık, kurbağa bacağı, karides, baklagiller, baharat, kurutulmuş meyveler ve taze meyveler gibi bir çok ürün ışınlanmaktadır.

    Ayrıca Avrupa Birliği gıda ışınlama direktiflerinde de her ülke kendi yönetmeliğine bağlı kalmak şartı ile ışınlanmış baharat ve kuru meyve ve sebze ticaretine izin verilmektedir.

    Gıda ışınlamasında kullanılan radyasyon kaynağının ortalama enerjisi E=1,25 MeV dir. 10 MeV'a kadar enerjilerde ışınlanan gıda maddelerinin insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi yoktur. Malzemelerin radyoaktif hale gelebilmesi için yaklaşık 10 MeV enerjiye sahip kaynakla ışınlanması halinde çekirdek etkileşmesine sebebiyet vereceğinden malzeme radyoaktif hale dönüşerek bir radyasyon kaynağı gibi davranır. Yüksek enerjili (E=10 MeV ve üzeri) ışınlarla ışınlanan gıdalar insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olur.

    Işınlamada kullanılan enerji ısı enerjisi değil iyonlaştırıcı enerjidir.
    Işınlama işlemi gama ışınları, X-ışınları ve hızlandırılmış elektronların gıda maddelerine uygulanması ile gerçekleştirilmektedir.
    Ürünler ambalajlı olarak kutularda veya paletler üzerinde ışınlamaya tabi tutulmaktadır.
    Işınlanan maddeler hiçbir şekilde radyoaktif hale dönüşmezler ve kesinlikle kalıntı oluşturmazlar.
#09.06.2010 02:06 0 0 0
  • Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi - Genel Bilgiler

    noimage



    Bilimsel ve teknolojik çalışmalar içerisinde çok önemli bir yeri bulunan nükleer bilimler ve nükleer teknoloji, karmaşık, hızlı gelişen, pahalı yatırımlar ve en önemli bilim dallarında çok sayıda nitelikli personel gerektiren disiplinler arası bir çalışma alanıdır.

    Türkiye, dünyadaki gelişmelere paralel olarak bu konunun önemini kavrayarak, 1955 yılında ABD ile atom enerjisini sivil amaçlarla kullanmada işbirliğini öngören bir anlaşma imzalamış, 1956 yılında bir araştırma reaktörü kurulması için çalışmalar başlatılmış, Küçükçekmece Gölü kenarındaki şimdiki arazi seçilmiş ve bir uzman kuruluş olarak Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu kurulmuştur (6821 sayılı kanun).

    1959 yılında ülkemizin ilk nükleer tesisi olan 1 MW gücündeki TR-1 araştırma reaktörünün temeli atılmış, 12/08/1960 tarihli AEK toplantısının 4 numaralı kararıyla "atom reaktörü" projesinin ismi, bulunduğu yere ve verilen görevlere izafeten "Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi" olarak belirlenmiştir. 06/01/1962 tarihinde saat 19:14'te TR-1 araştırma reaktörü "kritik olmuş", 27/05/1962 tarihinde Cumhurbaşkanının katılımı ile resmi açılışı yapılarak Merkezin kuruluşu tamamlanmıştır.


    TR-1 Araştırma Reaktörü (1961) İnşa Edilen İlk Binalar ve Arazi (1962) ÇNAEM ve Çevresi (2004)


    1970'li yıllarda Türkiye'deki nükleer alandaki çalışmaların ve artan radyoizotop ihtiyacının karşılanması amacıyla aynı bina ve havuz içine daha yüksek güçlü ikinci bir reaktörün yapılmasına karar verilmiş ve TR-2 araştırma reaktörü 1984 yılında 5 MW gücünde tam kapasite hizmete alınmıştır. 1995 yılında reaktör binasının sismik değerlendirmesinin yapılması için reaktör çalışmaları düşük güce indirilmiştir. Reaktör düşük güçlerde test, analiz ve eğitim ihtiyaçlarına göre çalıştırılmaktadır.

    Kuruluşundan beri nükleer teknolojinin hemen her alanında faaliyet yürüten bir kamu kuruluşu olan ÇNAEM, yıllar boyunca gerek tesisler, gerek techizat, gerekse tecrübe sahibi insangücü bakımından önemli gelişmeler göstermiş, 2006 yılında faaliyet ve konular bakımından yeniden yapılanmaya gidilmiş ve 24/04/2006 tarihli Başbakan Onayı ile Merkez Müdürlüğüne bağlı 5 ana hizmet birimi (Bölüm Başkanlığı) ve 3 İdari birim (Şube Müdürlüğü) oluşturulmuştur. Bölüm/Şube ve bunların altındaki faaliyet alanı birimleri organizasyon şemasında gösterilmiştir.

    TAEK'e bağlı olarak çalışan ÇNAEM, 2690 sayılı TAEK Kanunu'nda belirtilen esaslara uygun olarak ülkenin bilimsel, teknik ve ekonomik kalkınmasında nükleer enerjinin barışçı amaçlarla ülke yararına kullanılması için her türlü araştırma, geliştirme, uygulama, eğitim ve bilgilendirme çalışmaları yapmaktadır.
#09.06.2010 01:59 0 0 0



  • noimage




    Genel Bilgiler ( 3 İçerik )
    Uygulama Bölümü ( 11 İçerik )

    Uygulama Bölümünün görevleri, ülkenin bilimsel, teknik ve ekonomik kalkınmasında atom enerjisinden yararlanılmasını mümkün kılacak her türlü araştırma ve geliştirme çalışmaları kapsamında tıp, endüstri, tarım, gıda, biyoteknoloji, hayvancılık ve sağlık fiziği alanında nükleer ve ileri tekniklerin kullanıldığı çeşitli uygulamaları, bu sektörlerde diğer kurum ve kuruluşlara önderlik edilmesini; lisanslamaya esas radyasyon kontrolleri, radyasyonla çalışanların doz değerlendirmeleri ve kayıtlarının tutulmasını kapsayan dozimetri hizmetlerini, endüstriyel amaçlı gama ışınlarıyla gıda ışınlaması ile gama ışınlarıyla tıbbi sterilizasyon üzerine çalışmaları kapsar.

    Araştırma ve Geliştirme Bölümü ( 5 İçerik )

    Araştırma ve Geliştirme Bölümü, ülkenin bilimsel, teknik ve ekonomik kalkınmasında nükleer enerji ve teknolojiden yararlanılmasını mümkün kılacak her türlü araştırma, geliştirme, inceleme ve çalışmayı TAEK Başkanlığı tarafından belirlenen politika ve SANAEM' in vizyonu ve misyonu çerçevesinde yapmakla görevlidir. SANAEM - Araştırma ve Geliştirme Bölümü nükleer araştırmalarla ilgili 5 temel birim altında faaliyetlerini sürdürmektedir.

    Teknoloji Bölümü ( 4 İçerik )

    2690 sayılı TAEK Kanunu'nun 4 üncü maddesinde belirtilen görevlerden; ülkenin bilimsel, teknik ve ekonomik kalkınmasında atom enerjisinden yararlanılmasını mümkün kılacak her türlü araştırma, geliştirme, inceleme ve çalışmayı yapmak ve yaptırmaya yönelik olarak; tıp, endüstri, çevre, tarım, gıda, biyoteknoloji, sentetik metaller ve nükleer teknoloji alanlarında kullanılabilecek malzemeler; iyonlaştırıcı radyasyonun madde ile etkileşmesini güvenilir şekilde belirleyebilmek için detektörler ve dozimetreler ile hızlandırıcı teknolojisinin kullanımı üzerine çalışmaktadır.

    Ölçme ve Enstrümantasyon Bölümü ( 6 İçerik )

    Ölçme ve Enstrümantasyon Bölümü, ülkemizin bilimsel, teknik ve ekonomik kalkınmasında atom enerjisinden yararlanılmasını mümkün kılacak her türlü araştırma, geliştirme çalışmaları kapsamında, halkın radyasyon sağlığı ve güvenliğinin temin edilmesi ilkesini esas alarak, yaşanılan çevrenin radyasyon düzeyinin izlenmesi, nükleer alanda emniyeti ve yargıyı ilgilendiren konulara teknik destek verilmesi, nükleer teknolojinin gereği olarak ihtiyaç duyulan radyolojik ve radyolojik olmayan ölçme tekniklerinin (nükleer ve ilgili teknikler) uygulanması ve bu alanlardaki her türlü araştırma geliştirme faaliyetlerini sürdürmektedir.
#09.06.2010 01:53 0 0 0
  • Nükleer Emniyet - Nükleer ve Radyasyon Güvenliği - Nükleer Güvenlik Hakkında





    Nükleer Emniyet; Nükleer maddelerin barışçıl amaçlar dışında kullanımının önlenmesi ve birey, toplum ve çevrenin radyasyonun zararlı etkilerinden korunması için söz konusu maddelerin ve bunları ihtiva eden tesislerin her türlü hırsızlığa/sabotaja karşı korunmasına yönelik alınan tedbir ve faaliyetlerin tümüdür. Ülkemizde Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK,) Türkiye sınırları içinde bulunan bütün barışçıl nükleer faaliyetlerde kullanılan nükleer maddelerin nükleer silah veya diğer nükleer patlayıcı aygıtlara dönüştürülmesinin veya yetkisiz sahip olunması veya kullanılmasının önlenmesini ve bu konuda olabilecek girişimlerin zamanında saptanmasını sağlamak için ulusal ve uluslararası mevzuat uyarınca denetim ve kontrolü gerçekleştirmekle yetkilendirilmiş bulunmaktadır.


    noimage



    Nükleer emniyet iki ana unsurdan oluşmaktadır;

    1. Nükleer Madde ve Tesislerin Fiziksel Korunması

    Nükleer maddelerin kullanılması, depolanması, taşınması esnasında veya bunları barındıran nükleer tesislere karşı dışarıdan veya içeriden yapılabilecek her türlü sabotaj, hırsızlık, kötü niyetli hareketlere karşı her an hazırlıklı olunmasına yönelik alınması gerekli tüm tedbir ve faaliyetler fiziksel korunma olarak ifade edilir.

    2. Nükleer Madde Sayım ve Kontrolü

    Nükleer maddelerin, nükleer silah veya diğer nükleer patlayıcı aygıtlara dönüştürülmesini veya yetkisiz olarak kullanılmasını önlemek ve bu girişimlerin zamanında saptanmasını sağlamak için nükleer maddelerin envanterinin tutulması ve kontrolüne yönelik tüm tedbir ve faaliyetler nükleer maddelerin sayım ve kontrolü olarak tanımlanır. Ulusal mevzuat gereği ülkemizdeki nükleer tesisler, işleticiler tarafından alınan fiziksel koruma önlemleri ve nükleer madde sayım ve kontrolü yönünden yılda en az bir kere TAEK tarafından denetlenir.

    Uluslararası Anlaşma ve Sözleşmeler;

    Ülkemiz, Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Sözleşmesine ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Andlaşmasına (NSYÖA) taraf olup Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile Nükleer Güvence Denetimi Anlaşmasını ve bu anlaşmaya EK Protokolü imzalayarak UAEA denetimini kabul etmiştir.

    İhracat Kontrolü;

    Ülkemiz, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi doğrultusunda faaliyet gösteren Nükleer Tedarikçiler Grubu, Zangger Komitesi gibi uluslararası oluşumlara üyedir. TAEK üyelik yükümlülüklerimiz kapsamında, nükleer alanda kullanılan malzeme, ekipman ve teknoloji ile çift kullanımlı malzemelerin ihracat kontrolüne yönelik mevzuat ve uygulama çalışmalarını gerçekleştirmekte, ayrıca konuya ilişkin ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği faaliyetlerini yürütmektedir.

    Yasadışı Ticaretle Mücadele;

    Nükleer maddelere yasadışı sahip olunması, kullanılması, taşınması, ticaretinin yapılması gibi faaliyetler de nükleer emniyet kapsamında değerlendirilmektedir.

    TAEK, yasal olmayan ticaretin önlenmesi konusunda ulusal/uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmakta, ele geçirilen maddelerin analiz ve tespitlerini gerçekleştirmekte, temas noktası olarak gerekli ulusal ve uluslararası bildirimleri yapmaktadır. Ayrıca konuya ilişkin ulusal kurum ve kuruluşlarımızın eğitimi de yine TAEK tarafından sağlanmaktadır.

    Gümrük kapılarından yasa dışı geçen nükleer maddeler ve diğer radyasyon kaynaklarının saptanması amacıyla gerekli görülen kara, hava ve deniz gümrük kapılarına ilgili kuruluşlarla işbirliği yapılarak radyasyon ölçüm sistemleri kurulmuştur.
#09.06.2010 01:37 0 0 0