ZELAL

ZELAL

Moderatör
15.04.2010
Korgeneral
83.595
Hakkında

  • Zencefilli Tarçınlı Kurabiye (Kış Kurabiyesi) Tarifi İçin Malzemeler

    140 gram tereyağı
    Yarım su bardağı toz şeker
    1 adet yumurta sarısı
    2, 5 su bardağı un
    1 paket kabartma tozu (elenmiş)
    Yarım çay bardağı pekmez
    Yarım yemek kaşığı tarçın
    1 tatlı kaşığı toz zencefil


    Şeker ve tereyağı tamamen bulamaç gibi oluncaya kadar önce düşük sonra yüksek ayarda çırpın.
    Bulamaç kıvamına gelen tereyağının içine 1 adet yumurta sarısı ve yarım çay bardağı pekmezi ekleyerek çırpmaya devam edin.
    Karışım hazırlanınca spatula yardımıyla biraz toparlayın.
    Elediğiniz unu, kabartma tozu, tarçın ve zencefili katıp yoğurun.
    Hamur toplanıp kaptan ayrıldığında top haline getirin streçleyerek dondurucuda 15 dakika kadar bekletin.
    Sertleşen ve merdane ile açılacak kıvama gelen hamuru iki adet yağlı kağıt arasına alarak merdane yardımı ile açalım. (Hamurun üzerine streç ya da yağlı kağıt örtmeniz açmanızı kolaylaştıracaktır)
    Hamuru açın ve kalıplarla kesin.
    Hazırladığınız kurabiyeleri yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine aralıklarla dizin.
    Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında yaklaşık 12 dakika pişirin.
    Fırından aldığınız kurabiyeler soğuyuncaya kadar bekleyin ve servis tabağına alın. (Soğuturken fırın tepsisinin içinde değil de tel ızgaranın üzerinde soğutursanız kurabiye hamur gibi olmaz)
#29.10.2022 20:27 1 0 0
  • Zerdeçal nedir?

    Anavatanı Güney Asya olan zerdeçal, zencefil ailesinin bir üyesidir. Sarıçiçekli, büyük yapraklı, çok yıllık otsu bir bitkidir ve Hint safranı olarak da bilinir. Zerdeçalın hafif keskin, acımsı bir tadı ve topraksı aroması vardır. Zerdeçal kökleri taze olarak kullanılabilir ya da kurutulduktan sonra toz haline getirilir. Zerdeçal içeriğinde ona canlı sarı rengi veren kurkumin gibi kurkuminoidler, dimetoksi kurkumin, bisdemetoksikurkumin, turmeron, atlanton, zingiberon, şekerler, proteinler ve reçineler gibi uçucu yağlar bulunmaktadır. Vitaminler açısından da zengin olan zerdeçal; A vitamini, E vitamini, β-karoten, C vitamini, tiamin klorür (B1 vitamini), riboflavin (B2 vitamini), nikotinik asit (B3 vitamini), pridoksin klorür (B6 vitamini) ve folik asit (B9 vitamini) vitaminlerini içermektedir. Zengin fenolik ve flavonoit bileşikleriyle oldukça güçlü bir antioksidandır.

    100 gram zerdeçalda aşağıdakiler bulunur:

    Kalori: 354 kcal
    Karbonhidrat: 64.9 gram
    Protein: 7.83 gram
    Lif: 21.2 gr
    Toplam şeker: 3.21 gr
    Kalsiyum: 183 mikrogram
    Demir: 41.4 mikrogram
    Magnezyum: 13.0 mikrogram
    Fosfor: 18.1 mikrogram
    Potasyum: 2525 mikrogram
    Sodyum: 38 mikrogram
    Toplam yağ: 9.88 gram
    Doymuş yağ: 3.12 gram
    Trans yağ: 0 gram
    Doymamış yağ: 2.18 gram
    Tekli doymamış yağ: 1.66 gram
    Kolesterol: 0 mikrogram
    Zerdeçalın faydaları nelerdir?

    Zerdeçal doğal bir iltihap gidericidir. Zerdeçalın etken maddesi kurkumin, vücuttaki enflamatuar moleküllerin etkisini bloke eden kanıtlanmış, güçlü anti-inflamatuar özelliklere sahiptir. Romatoid artrit ve iltihaplı bağırsak hastalığı üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Araştırmalar zerdeçalın antioksidan, antibakteriyel, antiviral ve antifungal aktiviteye sahip olduğunu göstermektedir. Zerdeçal bağışıklık seviyelerini artırır ve destekler, kolesterolü düşürür. Kurkumin aynı zamanda güçlü bir antioksidan olduğu için vücudu serbest radikallere karşı koruyarak kalp hastalıkları ve kanser riskini azaltır. Alzheimer hastalığının tedavisine yardımcı olur. Alzheimer hastalığı, amiloid plakları adı verilen protein yumaklarının birikmesinden kaynaklanır. Zerdeçaldaki kurkumin bu plakların temizlenmesine yardımcı olur. Glokom ve katarakt tedavisinde yardımcı olur. Düzenli zerdeçal tüketimi glokomun ilerlemesini durdurur ve ayrıca görme kaybını da önler. Vücuttaki toksinlerle savaşır, karaciğer enzimlerinin oluşumunu destekler.

    Zerdeçal cilt sorunlarına da yardımcı olmaktadır. Yapılan bir araştırma, zerdeçalın sedef hastalığı ve egzama gibi cilt rahatsızlıklarının semptomlarını azaltmada yardımcı olduğunu göstermiştir. Zerdeçaldaki kurkuminin antioksidan özellikleri hücrelere zarar gelmesini önler ve böylece yaşlanmayı yavaşlatır. İnce çizgi ve kırışıklık oluşumunu etkili bir şekilde engeller. Zerdeçal, ciltteki küçük yara ve cilt yanıkları iyileştirmede, akne tedavisinde ve böcek ısırıkları için de kullanılabilir.
    Kurkumin nedir?

    Zerdeçalın ana etken maddesi kurkumindir. Kurkumin kanser hücrelerinin büyümesini engeller ve kansere karşı koruyucu etkileri bulunmaktadır. Bazı klinik kanıtlar kurkuminin üst solunum yolları enfeksiyonları, depresyon, ülseratif kolit, osteoartrit ve yağlı karaciğer hastalığı için faydalı olabileceğini göstermektedir. Antienflamatuar özellikler, artritli kişilere yardımcı olabilir. Yapılan çalışmalar kurkuminin vücut hücrelerine zarar veren kimyasal olarak aktif moleküller olan serbest radikallerin güçlü bir temizleyicisi olduğu göstermiştir. Enflamasyonla birlikte serbest radikal hasarı, kardiyovasküler hastalığın temel bir faktörüdür, bu nedenle kurkumin, kalp hastalığını önlemede de rol oynamaktadır. Kurkumin, beyindeki BDNF (beyinden türetilen nörotrofik faktör) seviyelerini artırarak psikiyatrik ve nörolojik hastalıklara karşı koruyucu etki sağlamaktadır.
    Zerdeçal nasıl tüketilebilir?

    Zerdeçal baharat formunda ya da taze olarak yemeklerde kullanılabilir. Günlük alım dozu (toz – rende) ortalama 1 tatlı kaşığı olmalıdır. Taze zerdeçal kökü ince ince kesilerek veya rendelenerek yemeklere eklenebilir. Taze zencefil ellerde leke bıraktığı için eldiven kullanılmalıdır. Karabiberdeki piperin adlı bir bileşik vücuttaki zerdeçal emilimini artırdığı için karabiberle zerdeçalı beraber tüketmede fayda vardır. Yapılan çalışmalar zerdeçalın yağ ile pişirilmesinin vücudun daha fazla kurkumin emmesine yardımcı olabileceğini göstermiştir. Kurkumin, zeytin veya hindistancevizi yağındaki yağ gibi yağa bağlandığında, bağırsak tarafından daha kolay emildiği düşünülmektedir. Zerdeçal kuru ya da taze haliyle çay olarak da tüketilebilir. 2 su bardağı su önce kaynatılarak ve içine 1 çay kaşığı toz ya da rendelenmiş zerdeçal eklenir. Demlenmesi için 10 dakika beklenir. İsteğe göre limon ilave edilebilir. Sağlık nedenleriyle daha yüksek miktarda zerdeçal tüketilmek isteniyorsa uzman bir hekim kontrolünde, konsantre formu tablet veya kapsül olarak kullanılabilir.
    Zerdeçalın yan etkileri nelerdir?

    Zerdeçal uzun bir süre boyunca, çok yüksek bir dozda kullanıldığında; ağız kuruluğu, mide ağrısı, mide bulantısı, ishal, baş ağrısı veya gaza neden olabilir. Zerdeçal kanın pıhtılaşmasını yavaşlatabilir. Bu, kanama bozukluğu olan kişilerde morarma ve kanama riskini artırabilir. Zerdeçal, var olan mide problemlerini daha da kötüleştirebilir ve diyabetli hastalarda kan şekerini çok düşürebilir. Karaciğer hastalığı veya safra kesesi taşı olanlar. hamile kadınlar veya emziren anneler zerdeçal tüketiminden kaçınmalıdır. Kanser ilaçlarıyla etkileşimler olabilir. Tedavi etme amaçlı kullanımda zerdeçal sadece tıbbi tavsiye ile alınmalıdır.
    Zerdeçal zayıflatır mı?

    Zerdeçalın içeriğindeki maddeler metabolizmayı uyarır, safra üretimini uyarır, vücuda detoksifikasyon ve yağ sindiriminde yardımcı olur bu da yağ hücrelerinin birikmesini zorlaştırır. Her sabah bir bardak zerdeçal suyu içilmesi metabolizmayı uyarmada, vücuttaki iltihabı önlemede veya hafifletmede etkilidir. 1 bardak ılık suya, 1 çay kaşığı zerdeçal tozu eklenir ve karıştırılır. Kurkumin'in önemli içeriği yağda çözünebildiğinden, birkaç damla zeytinyağı eklenir. Su bir tutam karabiberle baharatlanabilir, çünkü biberin içerdiği piperin kurkumin emilimini önemli ölçüde artırır. İsteğe göre içeceğe limon suyu da eklenebilir.
#29.10.2022 20:25 1 0 0
  • Yumurta, sağlığa olan faydaları ve besleyici içeriği ile yüzyıllardır bilinen doğal bir besindir. Yediden yetmişe birçok insanın beslenme alışkanlıkları içerisinde yer alan yumurta protein gereksiniminin karşılanmasında önemli bir görev üstlenir. İnsan vücudunda yüzde yüz oranla kullanılabilen iki örnek proteinden bir tanesi anne sütü, bir diğeri ise yumurtadır. Bu nedenle sağlıklı bireylerin beslenme düzeni içerisinde yumurtanın mutlaka yer alması önerilir. Vitamin ve mineraller açısından da zengin olan yumurta, bu faydalarına gerek kolesterol gerekse yağ içeriği ile tartışılan ve araştırmalara konu olarak sık sık gündeme gelen bir besindir. Her yönüyle yumurtayı ele alan bu yazıda yumurtaya ilişkin merak ettiğiniz soruların yanıtlarını bulabilirsiniz.


    Yumurtanın Faydaları

    Yumurtanın sağlık üzerine pek çok faydasından söz etmek mümkündür. Bu olumlu etkiler tamamen yumurtanın makro ve mikro besin öğeleri açısından çok zengin olmasından kaynaklıdır. Özellikle A, B5, B9 (folik asit), B12, D, E, K, B6 vitaminlerini yüksek oranda içeren yumurta fosfor, selenyum, kalsiyum, çinko minerallerinden de oldukça zengindir. Bunun yanında yumurtanın faydaları arasında şunlara yer verilebilir:

    Sağlıklı bireylerde iyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterolün normal değer aralığına ulaşmasını destekleyerek kalp ve damar hastalıklarından korunmayı destekler.
    Yüksek kolin içeriği sayesinde hücre zarı sağlığını güçlendirmeye yardımcı olur.
    Kolin içeriğinin bir diğer olumlu etkisi ile beyinde sinyal iletiminde görevli moleküllerin üretimini destekleyerek bilişsel fonksiyonları güçlendirir. Hafıza ve konstantrasyon sorunları ile Alzheimer gibi nörolojik hastalıkların gelişme olasılığını azaltmaya yardımcıdır.
    A vitamini öncülleri olan lutein ve zeaksantin karotenoidlerini yüksek oranda bulunduran yumurta sarısı, göz sağlığını iyileştirmeye ve retina hasarlarını önlemeye yardımcı olur.
    Yüksek protein içeriği ile yara iyileşmesi ile kas yapımı ve onarımını destekler.
    Bileşimindeki protein ve sağlıklı yağ içeriğine bağlı olarak uzun süre tok kalmayı destekleyerek aşırı besin tüketimi, buna bağlı obezite gelişimi gibi olasılıkları düşürmeye yardımcıdır. Düşük kalori içeriğine rağmen tokluk hissi oluşturması kilo kontrolünü kolaylaştırır. Ayrıca zayıflama diyetlerinin devamlılığını desteklerken bu süreçlerde kan şekerindeki dalgalanmaları da azaltır.
    Yumurta önemli bir D vitamini içeriğine sahiptir. D vitamini az sayıda besinin içeriğinde yer aldığından düzenli yumurta tüketimi D vitamini eksikliği ve buna bağlı kemik ve eklem sağlığı sorunlarını önlemeye katkıda bulunur.
    Antioksidan özelliğe sahip vitamin ve mineraller içerdiğinden kanser ve enfeksiyonlarla mücadeleyi destekler, yaşlanmaya bağlı cilt ve sağlık sorunları ile mücadeleye katkı sağlar.
    Omega 3 yağ asitleri içerdiğinden bağışıklık sistemini güçlendirmeye, genel anlamda sağlığı korumaya yardımcı olur.
    Çocuklarda büyüme ve gelişmeyi destekler.
    Hamilelik ve emzirme gibi besin öğesi gereksinimlerinin arttığı dönemlerde bu ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olur.

    Yumurta Kabuğunun Faydaları

    Yumurtanın dış kısmını kaplayan sert ve beyaz katman yumurta kabuğu olarak adlandırılır. Bu kabuğun büyük bir kısmı kalsiyum karbonattan oluşur. Kalan az bir kısmında ise çeşitli mineraller ve proteinler yer alır. Yüksek kalsiyum içeriğinden dolayı yumurta kabuğu, öğütülüp toz haline getirilerek doğal bir kalsiyum takviyesi olarak kullanılabilir. Hatta bu içerikleri nedeniyle bitkilerin büyüme ve gelişimini desteklemek için de yumurta kabuğu tozundan faydalanılır. Bir yumurta kabuğunun yarısında yer alan (2,5 gr) kalsiyum, yetişkin bir bireyin günlük kalsiyum ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir. Kalsiyum için takviyeye ihtiyaç duyan bireyler doğal bir mineral kaynağı olarak yumurta kabuğu tozunu kullanabilse de doktora danışmadan herhangi bir mineral kullanımına başvurmak doğru değildir. Kalsiyum takviyesi kullanmaya ihtiyaç duyduğu hekim tarafından tespit edilmiş olan kişiler için yumurta kabuğu tozu bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Bu sayede osteoporoz, osteopeni gibi hastalıklara yakalanma olasılığı azaltılabilir, kemik ve eklem sağlığı korunabilir. Böyle durumlarda hekime danışılmalı ve hekimin yönlendirmelerine göre hareket edilmelidir.
    Mavi Yumurta Faydaları

    Son dönemde pek çok kişi tarafından araştırılan ve merak edilen konulardan bir tanesi de mavi yumurtadır. Kabuğunun rengi beyaz, kahverengi veya daha nadir olarak mavi, yeşil gibi renklerde olabilir. Yumurta kabuklarındaki bu renk farklılığı tamamen yumurtlayan tavuğun genetik kodlarıyla ilişkilidir. Tavuğun cinsine göre genlerinde yer alan renk pigmentleri farklılaşır. Ülkemizde üretimi yapılan tavuk cinslerinin yumurtaları genellikle beyaz veya kahverengi kabuğa sahiptir. Ameraucanas, Araucanas ve Cream Legbars cinslerine ait tavukların yumurtaları ise mavi renge sahiptir. Bu cinse ait tavuklar Güney Amerika ve çevresinden köken aldığından ülkemizde çok nadir görülür. Ticari amaçla üretimi ve satışı yapılabilse de tüm tavuk yumurtalarının besin değerleri ve sağlığa olan etkileri birbirleriyle aynı kabul edilebilir. Bir diğer deyişle kabuk rengi, yumurtanın besin değeri üzerinde herhangi bir etkiye sahip değildir.
    Yumurta Kaç Gram Protein İçerir?

    Yumurtanın vitamin, mineral ve protein içeriği oldukça yüksektir. Bir adet yumurta vücuda yaklaşık olarak 70 kkal enerji ve 6 gram protein sağlar. Bu miktarlar küçük boy (S boy) bir yumurtaya denk gelir ve 50 gram üzerinden hesaplanmıştır. M, L ve XL boy gibi daha büyük boyutlu yumurtaların enerji ve protein içerikleri bir miktar daha yükselecektir. Yumurta kaç protein içerir gibi sorular özellikle de beslenmesine dikkat eden ve planlı tüketim yapan kişiler tarafından sıklıkla sorulsa da bir diğer merak edilen konu kolesterol içeriğidir. Bir adet yumurta yaklaşık olarak 200 gram kolesterol içerir. Bu kolesterolün tamamı yumurtanın sarısında yer alırken yumurta akında kolesterol bulunmaz. Sağlıklı bireyler için günlük kolesterol alımının 300 mg’ı aşmaması önerilirken yumurta tüketimi söz konusu olduğunda o gün tüketilen diğer hayvansal kaynaklı besinler de göz önünde bulundurulduğunda bu miktarın aşılması kaçınılmaz hale gelebilir. Yumurtanın doymamış yağ asitleri ağırlıklı yağ asidi örüntüsü nedeniyle kolesterol içeriğinin sağlıklı bireyler için sorun teşkil etmediği görüşü bilim dünyasında daha yaygındır. Ancak hiperlipidemi, damar sertliği (aterosklerozis), farklı kalp ve damar, karaciğer hastalıkları bulunan bireylerin yumurta tüketimini sınırlandırması gerekebilir. Bu gibi durumlar için hekim ve diyetisyen önerilerine başvurulması ve buna göre bir beslenme planı oluşturulmasında fayda vardır.

    Sağlıklı bireyler için yumurta oldukça sağlıklı ve besleyici bir besindir ve düzenli olarak tüketimi önerilir. Kronik hastalıkları bulunan veya yüksek kolesterol teşhisi aldıysanız yumurta tüketiminizle ilgili hekiminize ve diyetisyeninize danışabilir, beslenme düzeninizi en sağlıklı şekilde planlayabilirsiniz.
#29.10.2022 20:24 1 0 0
  • Çin hurması olarak da bilinen hünnap meyvesi, Güney Asya'ya özgüdür ancak günümüzde dünya çapında popüler hale gelmiştir.

    Tohum içeren bir çukura sahip bu küçük yuvarlak meyveler, büyük çiçekli çalılar veya ağaçlarda (Ziziphus jujuba) büyür. Olgunlaştıklarında koyu kırmızı veya mor olurlar ve hafif kırışık görünebilirler. Tatlı olmaları ve çiğneme gerektiren dokuları nedeniyle, genellikle kurutulurlar ve Asya'da yaygın olarak yetiştikleri kısımlarda şekerlemelerde ve tatlılarda kullanılırlar.

    Alternatif tıpta, uykuyu iyileştirmek ve kaygıyı azaltmak için yaygın kullanımları vardır.

    Bu makalede tarihçesi, besin olarak değeri, faydaları ve kullanımları da dahil olmak üzere hünnap meyvesi hakkındaki detaylara değineceğiz.
    Hünnap meyvesinin tarihçesi

    Geleneksel hünnap kullanımı, Çin kayıtlarında 2.500 yıl öncesine dayanmaktadır. Meyve, tohum ve kabuk, Korece, Hintçe ve Japon geleneksel yazılarında da anlatılmıştır. Stresi ve uykusuzluğu hafifleten, iştah açıcı, sindirim yardımcısı, antiaritmik ve doğum kontrol hapları olarak kullanılmışlardır. Meyvenin tatlı kokusunun gençleri aşık ettiği söylenmektedir. Meyveler taze olarak tüketilmekte veya kurutulup şeker haline getirilmektedir. Ayrıca meyvelerden çay, şurup ve şarap da yapılmaktadır.
    Besin olarak hünnap meyvesi

    Hünnap meyvesinin kalorisi düşüktür ancak lif, vitamin ve mineral bakımından zengindir.

    100 gramlık çiğ hünnapta:

    Kalori: 79
    Protein: 1 gram
    Yağ: 0 gram
    Karbonhidrat: 20 gram
    Lif: 10 gram
    C Vitamini: günlük değerin % 77'si
    Potasyum: günlük değerin % 5'i bulunmaktadır.


    Yüksek lif içeriği ve düşük kalorisi nedeniyle, hünnap mükemmel ve sağlıklı bir atıştırmalıktır. Özellikle antioksidan ve bağışıklık artırıcı özelliklere sahip, önemli bir vitamin olan hünnap C vitamini bakımından zengindir. Ayrıca kas kontrolü ve elektrolit dengesinde hayati rol oynayan makul miktarda potasyum da içerirler. Bunların yanında hünnap meyvesi, vücudunuza enerji sağlayan doğal şeker formunda karbonhidrat içerir.

    Dünyanın pek çok yerinde daha çok yenen ve yemek pişirmede kullanılan kuru hünnap, şeker ve kalori bakımından taze meyveye göre çok daha yüksektir. Kurutma sırasında meyvenin içindeki şekerlerin konsantre hale gelmesi ve işlem sırasında ilave şeker kullanılması buna sebep olur.

    Hünnap meyvesinin faydaları

    Hünnap meyvesinden uzun yıllardır, uyku sorunlarını ve endişe yoğunluğunu tedavi etmek için yararlanılmaktadır.

    Hayvan deneyleri ve diğer test çalışmaları, bu meyvenin sinir sisteminiz, bağışıklığınız ve sindiriminiz için etkileyici tıbbi yararlar sağlayabileceğini göstermektedir.

    * Antioksidanlar açısından zengindir.

    Hünnap meyvesi, başta flavonoidler, polisakkaritler ve bazı yararlı asitler olmak üzere çeşitli antioksidan bileşikler açısından zengindir. Aynı zamanda antioksidan görevi gören yüksek düzeyde C vitamini içermektedir.

    Antioksidanlar, serbest radikallerin neden olduğu hasarı önleyebilen ve tersine çevirebilen bileşiklerdir. Serbest radikal hasarının, tip 2 diyabet, kalp hastalığı ve bazı kanserler de dahil olmak üzere birçok kronik duruma sebebiyet verdiği düşünülmektedir. Serbest radikallerle savaşma yeteneklerinden dolayı, antioksidanlar önemli yararlar sağlamaktadır.

    Bir hayvan deneyi araştırması, hünnap flavonoidlerinin antioksidan aktivitesinin, karaciğerde serbest radikal hasarının neden olduğu stresi ve iltihabı azaltmaya yardımcı olduğunu bulmuştur. Aslında, hünnap meyvesinin faydalarının çoğu, işte bu antioksidan içeriğinden kaynaklanmaktadır.

    * Uyku ve beyin fonksiyonlarını iyileştirir.

    Hünnap, uyku kalitesini ve beyin fonksiyonunu iyileştirmek için alternatif tıpta yaygın olarak kullanılmaktadır. Ortaya konan araştırmalar, antioksidanların bu etkilerden sorumlu olabileceğini öne sürmektedir.

    Hünnap meyvesinin ve tohum özlerinin, sıçanlarla yapılan deneylerde, uyku süresini ve kalitesini artırdığı belirlenmiştir. Ayrıca, bu meyve genellikle anksiyeteyi azaltmak için alternatif tıp uygulayıcıları tarafından reçete edilmektedir.
    Dahası hayvan deneyleri ve diğer test çalışmaları, hafızayı geliştirebileceğini ve beyin hücrelerine, sinirleri tahrip eden bileşiklerden koruma konusunda yardımcı olabileceğini göstermektedir.

    * Bağışıklığı artırır ve kanser hücreleriyle savaşır.

    Hünnap bağışıklığı artırabilir ve kanser hücrelerinin büyümesine engel olabilir. Antioksidan özelliklere sahip, doğal şekerler olan hünnap polisakkaritlerinin, tehlikeli hücreleri etkisiz hale getirebileceği ve iltihabı azaltabileceği belirtilmiştir. Azalan iltihap ve serbest radikal seviyeleri sayesinde, tip 2 diyabet gibi kronik hastalıklar da önlenmiş olur.

    Bunun yanında, antioksidan özelliklere sahip bir lif türü olan hünnap ligninleri de, bağışıklık hücrelerinin üretimini teşvik ederek ve bu hücrelerin, zararlı bileşikleri etkisiz hale getirme oranını artırarak insan sağlığına önemli bir katkı daha yapmaktadır.

    Hünnap özü ise, zararlı istilacı hücreleri yok edebilen, doğal öldürücü hücreler olarak adlandırılan bağışıklık hücrelerini güçlendirmektedir. Yapılan bazı bilimsel çalışmalar, yine hünnap özlerinin yumurtalık, rahim ağzı, göğüs, karaciğer, kolon ve cilt kanseri hücreleri dahil olmak üzere çeşitli kanser hücrelerini öldürdüğünü ortaya koymuştur.

    Hünnap meyvesinin C vitamini açısından zenginliğinden yukarıda bahsedilmiştir. C vitaminin de güçlü antikanser özelliklere sahip olduğu bilinmektedir.

    Araştırmacılar, bu faydaların öncelikle meyvede bulunan antioksidan bileşiklerin bir sonucu olduğuna inanmaktadır. Yine de, bu çalışmaların çoğu hayvanlarda veya test tüplerinde yapılmıştır, bu nedenle herhangi bir kesin sonuç çıkarılmadan önce daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

    * Sindirimi iyileştirir.

    Hünnap'ın yüksek lif içeriği sindirimi iyileştirmeye yardımcı olur. Meyvede bulunan karbonhidratların yaklaşık % 50'si, faydalı sindirim etkileri ile bilinen liften gelir. Bu besin, dışkınızı yumuşatmaya ve hacim kazandırmaya yardımcı olur. Sonuç olarak, yiyeceklerin sindirim sisteminizdeki hareketini hızlandırır ve kabızlığınızı azaltır.

    Dahası hünnap özleri midenizin ve bağırsaklarınızın güçlenmesine yardımcı olur. Ülser, yaralanma ve bağırsaklarınızda bulunabilecek kötücül bakterilerden zarar görme riskinizi azaltır.

    Son olarak hünnabın içindeki lif, faydalı bağırsak bakterileriniz için yiyecek görevi görür. Bu durum zararlı bakterilerin büyümelerine engel olup, bağırsak florasında yararlı bakterileri güçlü konuma getirir.
    Hünnap meyvesinin olası yan etkileri

    Çoğu insan için hünnap meyvesinin yenmesi güvenlidir.

    Buna rağmen, antidepresan ilaç olan venlafaksini veya diğer serotonin-norepinefrin geri alım inhibitörlerini (SSNRI'ler) alıyorsanız, bu ilaçlarla etkileşime girebileceğinden hünnaptan uzak durmalısınız.

    Ek olarak, hünnap meyvesinin özünün fenitoin, fenobarbiton ve karbamazepin dahil olmak üzere belirli ilaçların etkilerini güçlendirebileceği bulunmuştur.

    Bu ilaçlardan herhangi birini alıyorsanız, diyetinize hünnap meyvesi eklemeden önce olası endişelerinizi sağlık uzmanınızla görüşmek, sizin için yararlı olur.
    Hünnap meyvesi nasıl yenir?

    Hünnap meyveleri küçük ve tatlıdır. Kurutulmuş, çiğ bir dokuya ve hurmaya benzer tada sahiptirler.

    Çiğ olduklarında, bu meyveler tatlı, elma benzeri bir tada sahiptir ve besleyici bir atıştırmalık olarak yenebilir. Yemeden önce çıkarılması gereken iki tohumlu bir çukur içerirler.

    Kurutulmuş hünnaplar genellikle tatlılarda kullanılmak üzere veya özellikle Asya'da, şeker gibi kendi başlarına yenmek üzere satılmaktadır. Yine de, kurutulmuş meyvelerin, taze meyvelerden daha yüksek kalorili olduğunu unutmamalısınız. Ayrıca konsantre bir şeker kaynağıdır. Bu nedenle diyetinizde kurutulmuş hünnap meyvesini sınırlandırmalısınız.

    Hünnap sirkesi suyu, marmelatları Asya'nın bazı bölgelerinde yaygındır. Pazar yeri ve marketlerde bulmanız mümkündür.

    Uygun günlük hünnap dozu, kullanıcının yaşı, sağlığı ve diğer bazı koşullar gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Şu anda, hünnap için uygun doz aralığını belirlemekte yeterli bilimsel bilgi bulunmamaktadır. Doğal ürünlerin her zaman mutlaka güvenli olmadığını ve dozajların önemli olabileceğini unutmamak gerekir. Ürün etiketleri ile ilgili talimatlara uyduğunuzdan emin olun ve kullanmadan önce eczacınıza veya doktorunuza mutlaka danışın.
#29.10.2022 20:22 1 0 0
  • Tip 1 diyabet insüline bağımlı diyabettir. Pankreastan salgılanan insülin hormonunun eksikliğine veya yokluğuna bağlı gelişen diyabet tipidir. Her yaşta ortaya çıkabilmekle beraber sıklıkla 30 yaşın altındaki kişilerde gözlenmektedir.

    Tip 1 Diyabet Nedir?
    Genetik, çevresel ve immünolojik etkenlerin, pankreasın beta hücrelerin hasarlanmasıyla ortaya çıkar. Çocukluk yıllarında veya genç yaşta ortaya çıkan tip 1 diyabette beta hücrelerinin %80’i kayboluncaya dek diyabetin klinik belirtileri ortaya çıkmaz. Bu eşiğe kadar glukoz toleransı olurken daha sonraları normal glukoz toleransı sürdürülemez. Glukozun toleransı olan bu evre genelde puberta veya bir infeksiyon hastalığı ile tetiklenir. Otoimmun olay ilerleyicidir ve beta hücreleri zaman içinde tamamıyla tahrip olur ve diyabet insüline bağımlı olarak kalıcı hale gelir.
    Tip 1 Diyabet Neden Oluşur?
    Tip 1 diyabetin gerçek nedeni bilinmemektedir. Ancak Tip 1 diyabetin, bu hastalığa genetik yatkınlığı olan kişilerde genellikle viral enfeksiyonlar (virüslerin neden olduğu enfeksiyonlar), stres veya travma gibi bir olay sonrasında tetiklendiği bilinmektedir. Bunun sonucu genetik yatkınlığı olan bireylerde; insülin hormonunun üretildiği pankreasın beta hücreleri, otoimmün bir süreç sonrası tamamen ortadan kalkar. Beta hücreleri ortadan kalkınca insülin hormonu üretilemez, bu nedenle Tip 1 diyabeti olan kişilerde insülin hormonu bulunmaz.
    Tip 1 Diyabette Ortaya Çıkan Faktörler Nelerdir?
    En sık puberta veya enfeksiyonlar bu durumu aşikar hele getirir. Okul öncesi (6 yaş civarı), puberta (13 yaş civarı) geç adolesans dönemi (20 yaş civarı) üç pik görülür.
    Tip 1 Diyabette Kimler Risk Altındadır?
    HLA DR3, HLA DR4 haplotipi (doku grupları) risk altındadır. Tip 1 diyabetin gelişimine yatkınlık yaratan genlerin esas yerleşimi 6. kromozom HLA lokusudur. HLA gen polimorfizmi tip 1 diyabetin gelişimine zemin hazırlayan genetik etkenlerin %40-50’den sorumludur. Çevresel faktörler olarak kızamıkçık, koksaki virüsler ve ilk 1 yaşta inek sütü kullanımı tip 1 diyabet gelişimine sebep olan etkenler olarak tespit edilmiştir.
    Tip 1 Diyabet Belirtileri Nelerdir?
    İştahsızlık, ağız kuruluğu, çok su içme, açlık hissi, çok idrara çıkma, gece idrara çıkma, kilo kaybı, yorgunluk, çabuk yorulma, gece idrara kalkma daha nadir bulanık görme, açıklanamayan kilo kaybı, inatçı infeksiyonlar, tekrarlayan mantar infeksiyonları, kaşıntı başlıca bulgulardır. Hastalar sıklıkla zayıf ve normal kiloludurlar. Son yıllarda insülin direncine de hakim olan tip 2’ye benzeyen kilolu kişilerde görülen tipe de tanımlanmıştır.
    Tip 1 Diyabet Kesin Tanı Nasıl Konur?
    Açlık kan şekeri veya gün içerisinde rastgele bir saatte tespit edilen yüksek kan şekeri Hb Alc (üç aylık kan şekeri ortalaması) %6’nın üstünde olması, düşük c peptit seviyesi ve pankreasın B hücrelerine karşı oluşan odacık otoantikorlarının tespiti.
    Tip 1 Diyabet Tedavisi Nedir?
    Tedavi edilmeyen, ihmal edilen ve kontrolden çıkan tip 1 diyabet hangi sonuçlara sebebiyet verir; söz konusu insülin eksikliği olduğu için, yoğun insülin tedavisi (4’lü veya 5’li) tek seçenektir. En sık rastlanan diyabetik ketoasidozdur.

    Diyabetik ketoz komasına kadar gidebilir, iyi regüle edilemeyen kan şekerlerinde diyabetin klasik komplikasyonlarından olan kalp-damar, göz ve böbrek hasarları geri dönüşümsüz hasar bırakıcı şekilde gelişir. Bunların sonucu böbrek yetmezliği ve diyaliz, periferik damar hastalıkları engellenemediği durumlarda uzvun kesilmesini gerektirecek sonuçlarda ortaya çıkabilir.
    Tip 1 Diyabetten KorunmaK Mümkün Mü?
    Genetik ve otoimmun sebepler temel faktördür. Çevresel faktörlerde tetikleyici olması sebebiyle korunma pek mümkün görülmemektedir. Bebeklik döneminde inek sütü verilmemesi, viral enfeksiyonlardan korunma (aşılar vs) gibi çevresel faktörlerin azaltılmasını sağlamak hedeflenmelidir. Otoimmun ve genetik nedenleri ortadan kaldırmak pek mümkün görünmemektedir.
    Tip 1 Diyabetli Hastaların Yaşamı Nasıl Olmalıdır?
    Bu hastalar yoğun insülin tedavisine (4’lü, 5’li) mutlak riayet etmeliler, kan şekerini normalize eden insülin dozunda idame tedaviyi sürdürmeliler.
    Öğün yemekleri belirlenen miktarlar üzerinden zamanında alınmalı, ara öğün alimim da ihmal etmemeliler. (3 ana, 3 ara duruma göre 5-6 ara)
    Asla öğün atlanmamak
    Haftalık egzersiz ve spor programlarını mutlaka uygulamalı, bunu yaparken bilinçli bir uzman tarafından spor programı kişiye özel oluşturulmalı.
    Doktorun isteğine göre aylık, üç aylık, altı aylık ve senelik kontroller mutlaka yapılmalı.
    Senelik göz dibi muayenesi yapılmalı.
    3-6 ayda bir idrar tahlili ve idrarda protein araştırılmalı.
    Komplikasyonlar oluştuysa komplikasyonların durumuna göre (kardiovasküler, göz ve nefroloji) spesifik uzmanlarca bu sistemler gözden geçirilmeli.
    Hasta diyabetik ayak komplikasyonlarına karşı diyabet hastası ayak standartlarına uygun ayakkabı seçmesi, ayak bakımı yapması, özellikle amputasyona kadar gidebilen ciddi komplikasyon oluşmuş diyabetik ayak hastaları için son derece hayati bir konudur.
    Prof. Dr.
    M. Temel YILMAZ
#23.10.2022 13:32 1 0 0
  • Pankreas Hastalıkları Nedir?
    Pankreastan enzimler üretilemediğinde vücuda alınan besinler de yeterli emilemez. Peki “Pankreas nedir?” Pankreas mide arkasında bulunan kan şekeri seviyelerini ve sindirime yardımcı hormonları kontrol eden bir bezdir. Pankreas insülin hormonu ile kan şekerini düzenlerken, beslenme ile alınan yağ, karbonhidrat ve proteinin sindirim enzimlerini sağlar. Pankreasta hastalık oluşması görevleri nedeniyle vücutta başka sağlık sorunlarına sebep olabilir. Her yaş grubunun karşılaşabileceği hastalıklar olmakla birlikte bebeklik ve çocukluk çağında daha risklidir. Pankreasın görevlerini yerine getirememe durumuna gelmesi pankreas hastalıkları olarak adlandırılır.

    Pankreas Hastalıkları Belirtileri Nelerdir?
    Pankreas vücutta birden fazla görevi olan bir organdır. Bu nedenle hastalık belirtileri görevlerini yerine getirememesinden kaynaklanır. Sindirim enzimlerini ve insülin salgılanmasını kontrol eden pankreas düzgün çalışmadığında kan şekeri seviyelerinin bozulması ya da sindirim problemlerinin oluşması mümkündür. Pankreas hastalıkları belirtileri şunlardır:

    Karın hassasiyeti
    Şişkinlik
    Karın ağrısı
    Mide bulantısı ve kusma
    Aşırı gaz oluşumu
    İshal
    Dışkıda kötü koku
    Kilo kaybı
    Vücut ısısında artış
    Aşırı idrara çıkma
    Bulanık görme
    Sarılık

    Pankreas Hastalıkları Nedenleri Nelerdir?
    Pankreas hastalıklarının birden fazla nedeni olabilir. Bu nedenler pankreastaki bir hastalığın başka bir pankreas hastalığını tetiklemesi olabileceği gibi sadece beslenme kaynaklı da olabilir. Genelde nedenler hastalıkla ilişkili olmakla birlikte pankreasta herhangi bir hastalık oluşturabilecek nedenler şunlardır:

    Sigara kullanımı
    Ailede pankreas hastalığı geçmişi
    BRCA2 gen mutasyonu
    Kronik alkol kullanımı
    Safra taşı
    Enfeksiyon
    Hormon bozuklukları
    Beslenme bozuklukları
    Pankreas Hastalığı Çeşitleri Nelerdir?
    Pankreas vücudun besinleri parçalamak ve emmek için ihtiyaç duyduğu enzimleri yeterli miktarda yapamazsa sebebi pankreas hastalıkları olabilir. Pankreas hastalığı olarak bilinmese de pankreasta yetersiz insülin salınımı diyabete neden olur. Fakat pankreasın ana hastalıkları akut veya kronik pankreatittir. Bunlar dışında pankreas kanseri de karşılaşılan hastalıklardandır. Pankreasın bir kısmında iltihap ya da tümör oluşabileceği gibi tamamını etkileyen ciddi vakalar da gözlenebilir. Genelde oluşan ağrılar giderilmeye çalışılır ve eksilen enzimler yerine konur.

    Akut Pankreatit
    Akut pankreatit pankreasın aniden oluşan iltihabıdır. Birkaç gün süren şiddetli üst karın ağrısına neden olur. Ağrı ile birlikte mide bulantısı, kusma, ateş gibi semptomlar da oluşabilir. En büyük nedenleri fazla alkol tüketimi ve safra taşlarıdır. Tedavi edildiğinde çoğu zaman tamamen iyileşme gösterir. Uzun süre devam etmesi kronik pankreatit olarak adlandırılır.

    Kronik Pankreatit
    Kronik pankreatit, akut pankreatitten farklı olarak ishal ve kilo kaybını da içerir. İlerleyici bir hastalık olan kronik pankreatit ilerlediğinde dönüşü olmayan hasarlara neden olur. Genelde kalıtsal bozukluklar nedeniyle meydana gelir ve göz ardı edilemeyen oranlarda kronik pankreatit hastaları ekzokrin pankreas yetmezliği gösterirler.

    Pankreas Kanseri
    Pankreas üzerinde kanserli olan ya da olmayan tümörler meydana gelebilir. Pankreas kanseri başlangıçta semptom göstermez ve zamanla sarımsı bir cilt rengi ile sarılık gibi kendini gösterir. Radyolojik görüntüleme teknikleri ile tanı alınabilir. Erken evrelerinde pankreas ameliyatı ile müdahale olasıdır. Diğer tedavi yöntemleri çoğu kanserde olduğu gibi kemoterapi ve radyasyon tedavileridir.

    Kalıtsal Pankreatit
    Kistik fibrozis kaynaklı gelişen kronik pankreatitin kalıtsal nedenidir. Pankreasta tekrarlayan iltihap ile fibroz dokular meydana gelir. Oluşan fibroz pankreasın fonksiyon kaybına neden olur. Kalıtsal pankreatit yaşayan birçok kişinin gen mutasyonu olduğu bilinir. Ailede akut veya kronik pankreatit öyküsü de kalıtsal pankreatit hastalarında sıklıkla rastlanan bir durumdur.

    Diyabet
    Diyabet yani şeker hastalığı pankreasta yeterli insülin üretilememesi ya da bu insülinin doğru kullanılamaması sonucu oluşur. Doğru yönetilemediğinde aşırı açlık ve sık idrara çıkma ile kendini gösterir. Tip 1 ve Tip 2 olarak iki biçimi bulunur. Tip 1 diyabet pankreasın yeterli insülin üretemediğinde meydana gelen diyabet türüdür.

    Ekzokrin Pankreas Yetmezliği

    Pankreas enzim eksikliği nedeniyle gelişen ekzokrin pankreas yetmezliği yağlı dışkılamaya neden olur. Ayrıca dışkıda renk solması, kötü koku ve anüsten yağlı sızıntı diğer belirtilerdendir. Genelde diğer pankreas hastalıklarının sonucunda oluşur ve pankreas enzim replasman tedavisi ile kontrol altına alınmaya çalışılır. Aynı zamanda fazla yağ atımı nedeniyle yağda çözünen vitaminlerin ekstra vücuda alımı gerekebilir.

    Pankreas Hastalıkları Tanısı Nasıl Konulur?
    Pankreas vücutta bulunduğu konumdan dolayı fiziki muayenesi zor bir organdır. Kişise kötü kokulu dışkı, sarılık, diyabet, üst karın ağrısı gibi semptomlar bulunduğunda pankreas hastalıkları şüphesi ile çeşitli testler istenebilir. Genelde kan testleri, bilgisayarlı tomografi, endoskopik ultrason ve MR ile teşhis konulur. Bazı ciddi durumlarda ise teşhis kesinliği cerrahi yöntemle yapılabilir. Görüntüleme teknikleri dışında endoskopi kullanılarak pankreas kanalına görüntülemeye yardımcı boya enjektesi sağlar. Aynı zamanda laparoskopi ile pankreas karın içine yerleştirilen bir alet ile incelenebilir. Kanser gibi durumlarda ise biyopsi tümörün huyunu anlamak için bir yöntemdir.

    Pankreas Hastalıkları Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
    Pankreas hastalıklarının tedavisi hastalığın çeşidine ve nedenine bağlı olarak değişebilir. Eğer safra kanalı tıkanıklığına bağlı bir pankreatit geliştiyse tedavi ERCP ile safra ve pankreas kanalları kontrol edilirken tıkanıklığa sebep olan taş gibi sorunlar da çözüme kavuşabilir. Fakat bazı durumlarda safra taşı ameliyatı daha kesin bir çözüm sağlar. Kişinin pankreasının bir kısmı iltihaplı ise ve şiddetli ağrı giderilemiyorsa pankreas rezeksiyonu işlemi ile pankreasın gerekli parçaları cerrahi olarak çıkarılır. Pankreas kanserinde de cerrahi bir işlem olan Whipple ameliyatı gerçekleştirilir. Bu işlem ile kanser pankreas başında bulunuyorsa bölgenin alınması için yararlıdır. Ciddi durumlarda pankreasın tamamı alınır ve insülin ile pankreas enzimi tedavileri kullanılarak sorunsuz bir yaşam geçirilebilir.

    Eğer kişide alkol bağımlılığına bağlı bir pankreas problemi gelişti ise öncelikle kişiyi alkol bağımlılığından kurtarmak gerekir. Yeterli pankreas enzimi sağlanamadığında devreye pankreas enzim replasman tedavisi ilaçları girer ve pankreasın eksik salgıladığı enzimlerin yeri doldurulur. Aynı zamanda her pankreas tedavisinde beslenme büyük önem taşır. Hastalığın seyrine bağlı olarak bir uzman tarafından beslenme değişiklikleri yapmak tedaviye destek olur. Bazı hastalarda yetersiz ve dengesiz beslenmenin yanında sıvı kaybı da olur. Bu kaybın önlenmesi için intravenöz sıvılarla kişiye destek olunur.


    Pankreas Nakli
    Pankreas nakli çoğu organda olduğu gibi hayatını kaybeden ve pankreası sağlıklı olan bir donörden alınan pankreasın, pankreas hastalığı olan kişiye aktarılmasıdır. İnsülin üretemeyen bir pankreas için kişinin Tip 1 diyabetini tedavi etmeyi sağlayabilir. Böbrek ile birlikte nakil gerçekleştirilen vakalarda böbreğin pankreası reddetme durumu göz önünde bulundurulur. Bu genelde Tip 1 diyabet ile seyreden son dönem böbrek yetmezliği için gereklidir. Pankreas naklinde kişinin kendi pankreası çıkartılmaz. Donörden alınan pankreas vücudun uygun bir noktasına nakledilir. Her organ naklinde olduğu gibi vücudun yeni pankreası reddetme riski bulunur. Bu durumun önüne geçmek için uygun dozlarda kullanılan bazı ilaç kombinasyonları bulunur fakat kullanımı kişinin sağlık durumuna bağlıdır.

    Vücudun önemli organlarından biri olan pankreas işlevlerini yerine getiremediğinde sağlığın bozulması kaçınılmazdır. Eğer ailenizde pankreas hastalığı öyküsü varsa, dışkınızda yağ gözlemliyorsanız ve başka sindirim problemleriniz de varsa bir doktora görünmenizde yarar var. Pankreas hastalığı belirtileri her zaman pankreasta bir sorun olduğu anlamında gelmese de riske atılmamalıdır.
#23.10.2022 13:31 1 0 0
  • Gebelere Detaylı Ultrason Uygulanan Durumlar Nelerdir?
    Gebelikte bebek ve anneyi ilgilendiren bazı özel durumlar ve şüphelenilen sorunlar nedeniyle ayrıntılı bir görüntülemeye ihtiyaç duyulabilir. Bu nedenle perinatoloji uzmanınız tarafından uygulanabilir. Hamilelerde şu sebeplerle detaylı ultrason uygulanabilir:

    Bebeğin büyümesini ve pozisyonunu takip etmek,
    Bebeğin cinsiyetini belirlemek,
    İkiz, üçüz gibi çoklu gebelikleri tespit etmek,
    Plasenta (fetüsün çevresini saran zar) ile ilgili sorunları teşhis etmek,
    Down sendromu gibi genetik farklılıkları kontrol etmek,
    Doğum kusurlarını tespit etmek,
    Gebelik suyunun miktarını belirlemek,
    Bebeğin aldığı oksijen miktarını kontrol etmek,
    Yumurtalık ve rahimdeki tümörleri belirlemek,
    Fetüsün boyutunu ve derinliğini ölçmek.
    Detaylı Ultrason ile Hangi Yapılar İncelenebilir?
    Üç ve dört boyutlu ultrasonlar ile perinatoloji doktorunuz bebeğinizin ve çevre dokular anatomisi ve sağlığı hakkında detaylı bir rapor sunabilir. Hamilelik sırasında şüpheli herhangi bir durum varsa ayrıntılı ultrason teşhis konusunda yardımcı olabilir .

    Üç boyutlu detaylı ultrason ile görüntülenebilen anatomik yapı ve bozukluklar: Bebek ve anneye ait üreme organlarının boyutları ve derinliği, bebeğin göz, dudak, burun gibi yüzüne ait anatomik yapılar.
    Dört boyutlu detaylı ultrason ile görüntülenebilen anatomik yapı ve bozukluklar: Bebeğin gülümsemesi, kaşlarının hareketi, parmak emmesi.
    Fetal elektrokardiyografi ile görüntülenebilen anatomik yapı ve bozukluklar: Bebeğin kalbinin boyutu, çalışma şekli ve hareketleri.
    Gebelikte Detaylı Ultrason Nasıl Yapılır?
    Detaylı ultrasonun uygulanması, gebelikte uygulanan rutin ultrason işlemlerinden çok farklı değildir. Standart ultrason işlemiyle aynı prosedürler uygulanır. Farklı olarak özel bir prob (ultrason cihazının görüntü sağlayan parçası) ve bilgisayar yazılımı kullanılır. Ayrıca ayrıntılı ultrason cihazlarının bakım ve onarımı için teknisyenlere özel eğitim verilmesi gerekebilir.

    İyi bir görüntü elde edilebilmesi için mesanenin dolu olması gerekebilir. Bu nedenle işlemden birkaç saat önce bolca su tüketmeniz ve idrar yapmamanız istenebilir. İşleme başlarken muayene sandalyesine veya koltuğuna geçilir. Sonrasında ses dalgalarının iletimini sağlayan su bazlı ve şeffaf bir jel karın bölgesine sürülür. Uygulama genellikle karın bölgesinden yapılır. Gebeliğin ilk aşamalarında transvajinal olarak annenin vajinasına yerleştirilen bir prob aracılığıyla da uygulanabilir. Bu yöntemle daha net bir görüntü elde edilebilir. Görüntülerin ekran üzerinde ölçümleri yapılabilir. Bu nedenle hareketsiz durmanız ve gerekli zamanlarda nefesini kısa süreli tutmanız istenebilir. Jel temizlendikten sonra işlem sonlandırılır. Ardından mesanenizi boşaltabilirsiniz.

    Detaylı Ultrason Ne Zaman Yapılır?
    Gebelik sırasında çeşitli sebeplerden dolayı ayrıntılı ultrason yöntemlerine başvurulabilir. Önceki ultrason veya kan tahlili sonuçlarında bir sorun varsa kadın hastalıkları ve doğum doktoru tarafından istenebilir. Ayrıca herhangi bir sorun olmadan sadece ebeveynlerin görüntü istemesi nedeniyle de uygulanabilir. Detaylı ultrasonun ne zaman yapılacağına perinatoloji doktorunuz karar verir. Gebeliğin 26. ve 34. haftaları, görüntü elde edilebilecek en uygun zamanlar olabilir.

    Detaylı Ultrason Kaç Saat Sürer?
    Detaylı ultrason ortalama yarım saat ve bir saat arasında sürer. İşlemin gebeliğin hangi haftalarında gerçekleştirildiği, bebeğin boyutu, şüphelenilen hastalıklar, annenin durumu gibi faktörler ultrason süresini uzatabilir.

    Ayrıntılı Ultrason Kaçıncı Haftada Yapılır?
    Ayrıntılı ultrason kaçıncı haftalarda yapılır sorusuna doktorunuz en doğru cevabı verebilir. Bu yöntem genellikle şu zamanlarda uygulanabilir:

    Gebeliğin 11. ve 13. haftaları: Bu zamanlarda yapılan detaylı ultrason ile bebeğin ense kalınlığı ve sıvısı ölçülebilir.
    Gebeliğin 18. ve 22. haftaları: Annenin gebelik suyunun miktarı ölçülebilir. Kalp kusurlarından şüpheleniliyorsa fetal elektrokardiyografi uygulanabilir.
#23.10.2022 13:28 1 0 0
  • Detaylı ultrason (ayrıntılı ultrason), gebelikte yüksek çözünürlüklü görüntü elde edilebilen sistemlerin kullanıldığı bir tanı yöntemidir. Yüksek frekanslı ses dalgaları kullanan ve zararlı radyasyon ışınları içermeyen bir yöntemdir. Standart ultrason ile benzer şekilde iki boyutlu görüntüler elde eder, ancak bu görüntülerin sayısı fazladır. Daha sonra yazılım aracılığıyla bunları bir araya getirerek üç ve dört boyutlu görüntülerin oluşmasını sağlar. Gebeliğin üç farklı döneminde uygulanabilir. Bu ayrıntılı ultrason yöntemleri şunlardır:

    Üç boyutlu detaylı ultrason: Üç boyutlu detaylı ultrason, gelişme aşamasındaki bebeği ve annenin üreme organlarını ayrıntılı olarak gösterebilir. Riskli gebeliklerde doğumsal kusurları ve bebekle ilgili sorunları detaylı olarak inceleme olanağı sağlayabilir.
    Dört boyutlu detaylı ultrason: Dört boyutlu detaylı ultrason ise daha gelişmiş bir teknolojidir ve 3 boyutlu ultrasonunun hareketli versiyonu olarak tanımlanabilir. Fetüsün ve çevre dokuların hareketli videosunu oluşturabilir. Bebeğin yüzü ve hareketleri daha ayrıntılı olarak incelenebilir.
    Fetal elektrokardiyografi (kalbi ayrıntılı inceleyen ultrason yöntemi): Fetal elektrokardiyografi, bebeğinizin doğuştan bir kalp problemi olduğundan şüphelenilen durumlarda doktorunuz başvurduğu bir yöntemdir. Normal hamilelik ultrasonuna göre uygulanması daha uzun sürebilir. Fetüsün kalbinin yüksek çözünürlükte görüntüsü elde edilebilir. Böylece kalp kusurlarının teşhisinde yardımcı olabilir.
    Beş boyutlu detaylı ultrason: Beş boyutlu ultrason, zor ulaşılabilir bir teknoloji olmasından dolayı sık uygulanan bir yöntem değildir. Son teknoloji cihazları takip eden hastanelerin perinatoloji kliniklerinde bu ultrasona ulaşabilirsiniz. 3 ve 4 boyutlu detaylı ultrason işlemlerinden pek farklı değildir. Ancak gerçek ten renginde hareketli görüntüler sunabilir.
#23.10.2022 13:27 1 0 0
  • Karında İç Kanama Tedavisi Nasıl Yapılır?
    Karında iç kanama tedavisi, kanamanın boyutuna, bulunduğu yere, hastanın genel sağlık durumuna göre farklılık gösterebilir. Hafif kanamalarda herhangi bir tıbbi müdahale gerekmeden kendiliğinden iyileşme görülebilir. Kan damarları pıhtı oluşturarak hasarlı bölgeyi onarabilir. Damar dışına sızan kanı ise çevredeki dokular zamanla emer. Hastaya sadece istirahat ve sıvı tüketimi önerilebilir.

    İç kanama şiddetli olduğunda acil tıbbi müdahale gerekebilir. Pıhtılaşmayı sağlayan bileşikler, K vitamini, taze donmuş plazma, kan veya trombosit damar yoluyla hastaya verilebilir. Kanama kontrol altına alındıktan sonra iç kanamaya sebep olan durumun tespiti yapılır. Altta yatan sebebin ortadan kaldırılması sağlanır. Cerrahi operasyonla kan damarı veya organ dokusu onarılabilir. Ayrıca ameliyat sırasında fazla kan vücuttan çıkarılabilir. Laparotomi yöntemi karında iç kanama tedavisi için kullanılabilir. Bu yöntemde karın bölgesinde büyük bir kesi yapılır ve kanamanın olduğu bölge araştırılabilir. Kanama görülen kan damarları dikilir veya ısı yöntemiyle yakılabilir. Böylece sızıntı görülen bölgelerin kapanması sağlanabilir.

    İç Kanamadan Dolayı Ortaya Çıkabilecek Durumlar Nelerdir?
    Kısa sürede belirlenemeyen ve tedavi edilmeyen iç kanamalar çeşitli komplikasyonlara neden olabilir. Yaşamı tehdit edecek derecede olumsuz durumla karşılaşmamak için belirtilere dikkat etmek ve acil olarak tıbbi destek almak önemlidir. Kanama ani şekilde başladıktan sonra hızlı ilerleme gösterirse şoka girilebilir. Düşük tansiyon, idrar yapamama, hızlı nabız ve bilinç kaybı gibi bulgular şok habercisi olabilir. İç kanama sonrası ortaya çıkabilecek olumsuz durumlar arasında şunlar bulunabilir:

    Organ yetmezliği,
    Şok,
    Koma.
    İç kanama bazı durumlarda şiddetli seyredebilir ve yaşamı tehdit edebilir. Kanamanın belirtilerini ve ortaya çıkış sebeplerini iyi tanımak önemlidir. İç kanamaya neden olabilecek bir durum yaşadıysanız ve bulgulardan şüpheleniyorsanız derhal bir hastanenin acil kliniğine başvurunuz.
#13.10.2022 22:22 1 0 0
  • İç Kanama Nedir?
    İç kanama, vücut içerisinde çeşitli sebeple ortaya çıkan bir kanama türüdür. Kan damarı ya da organ zedelenmesine bağlı olarak meydana gelebilir. Karın, göğüs boşluğu, sindirim sistemi, baş, eklem gibi bölgelerde görülebilir. Hafif, orta veya şiddetli olabilir. Travma, yaralanma, ameliyat gibi altta yatan bir nedene bağlı olarak gelişir. Hiç belirti vermeden de ortaya çıkabilir. Aşırı kan kaybı nedeni ile vücut zayıflayacağı için kişi kendini uyuşuk hissedebilir. İlk yardım gereken bir sağlık problemidir. Bu nedenle iç kanama belirtilerini iyi tanımak ve hızla tedaviye başlamak önem taşır.

    İç Kanama Belirtileri
    İç kanama bulgularını tanımak ve doğru bir şekilde değerlendirmek, kısa zamanda tedavi olmayı mümkün kılabilir. Yaşamı tehdit eden bir organ ya da damar hasarını gösterebilir. Mide hastalığı, gastrit, kanama bozukluğu, travma gibi sebeplerde ortaya çıkabilen iç kanamanın çeşitli semptomları vardır. Vücudun farklı bölgelerinde de iç kanama görülebilir. Kanamanın görüldüğü bölgeye göre belirtileri değişebilir. Bazı bulgular çok dikkat çekerken, bazıları gözden kaçabilir. Aniden ortaya çıkan belirtilerin farkına varıp hızlı bir şekilde tıbbi müdahaleye başvurmak önem taşır. İç kanama belirtileri arasında şunlar yer alır:

    Baş bölgesinde görülen iç kanamanın belirtileri:

    Baş dönmesi,
    Halsizlik,
    Uyuşukluk,
    El ve ayakta karıncalanma,
    Yutmada zorluk,
    Görme ve işitme bozukluğu,
    Denge kaybı,
    Konuşma ve anlamada güçlük,
    Yazma güçlüğü,
    Bilinç kaybı,
    Şok,
    Kalp basıncında azalma,
    Hafıza kaybı,
    Göğüs veya karın bölgesinde görülen iç kanama belirtileri:

    Baş dönmesi,
    Karın ağrısı,
    Nefes darlığı,
    Baş dönmesi,
    Karın bölgesinde ya da göbek çevresinde morarma,
    Mide bulantısı, kusma,
    Kanlı idrar,
    Kanlı ishal,
    Kulak, burun, ağız ya da anüste kanama,
    Şok,
    Düşük tansiyon,
    Organ yetmezliği.
    Kas veya eklem bölgesinde görülen iç kanama belirtileri:

    Eklemlerde şişlik,
    Harekette azalma,
    Eklem ağrısı,
    Düşük kalp basıncı,
    Ciltte kırmızı lekeler,
    Kas ağrısı.
    İç Kanama Kaç Saatte Belli Olur?
    İç kanama, acil tedavi gerektiren bir sağlık problemidir. Kanama ortaya çıktığında kısa sürede hafif belirtiler görülmeye başlar. Kanamanın derecesine, bulunduğu bölgeye, kişinin kronik hastalığı olup olmamasına ya da damar yapısına bağlı olarak belirtilerin ortaya çıkma süresi değişebilir. Bazı kişilerde belirtiler yavaş yavaş şiddetlenirken bazı kişilerde bu süre daha hızlı olabilir. İç kanamanın kaç saatte belli olacağına net bir yanıt vermek mümkün değildir. Ancak en küçük belirti bile ciddiye alınarak bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir.



    İç Kanama Nasıl Teşhis Edilir?
    İç kanama teşhis edilmesi zor bir rahatsızlık olabilir. Kanama vücut içerisinde olduğu için gözle görülemez. Bazı durumlarda ciddi belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle iç kanamaya sebep olacak herhangi bir durum yaşadığınızda en ufak bir belirtiyi bile ciddiye almanız gerekebilir. Kanama şüphesi ile sağlık kuruluşlarının acil kliniğine başvuran kişilere en kısa sürede teşhis için gerekli işlemler uygulanır. Öncelikle doktor tarafından fizik muayene gerçekleştirilir. Hastanın hikayesi öğrenilerek tıbbi geçmiş değerlendirilebilir. Ayrıca bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi tanısal yöntemlerden de faydalanılabilir. Kanamanın miktarını ve nerede olduğunu net olarak gösterebilir. Kan ve idrar testleri de tanı için yararlı olabilir. Bu yöntemler ile iç kanamanın meydana geldiği damar tespit edildikten sonra, damar içi görüntüleme yöntemi olan anjiyografi ile daha detaylı inceleme yapılabilir. Elektrokardiyografi (EKG) yöntemi sayesinde ise kalpteki hasar ve kan akışı kontrol edilebilir.

    İç Kanama Neden Olur?
    İç kanama, genel olarak kan damarlarının duvarında meydana gelen bir hasar sonucu ortaya çıkabilir. Küçük çaplı kanamalarda damar çeperleri pıhtı oluşturarak kendini düzeltebilir. Ancak büyük kanamalarda kan hücreleri damarlarda tıkaç oluşturamayacağı için, damarlardan vücut boşluğuna kan pompalanır. Bu nedenle kanama ortaya çıkar. Damar duvarlarına zarar veren ya da incelmesine neden olan birçok sebep olabilir. Yaralanma, travma, darbe, bazı kronik hastalıklar, kanama bozuklukları iç kanama yaratabilir. İç kanama nedenleri arasında şunlar sayılabilir:

    Ev kazaları,
    Araba kazaları,
    Silahlı yaralanma,
    Patlamalar,
    Damarlara pıhtı atması,
    Kemik kırığı,
    Ameliyat,
    Dış gebelik,
    Uzun süreli yüksek tansiyon,
    Kan sulandırıcı ilaç kullanımı,
    Kortizon, antibiyotik, antidepresan ilaçların kullanımı,
    Genetik pıhtılaşma bozuklukları (Von Willebrand hastalığı, hemofili gibi),
    Kontrol altında olmayan diyabet (şeker hastalığı),
    Uzun süren susuzluk,
    Aşırı sigara, alkol kullanımı,
    Uyuşturucu kullanımı,
    Diyet hapları,
    Felç, inme, kalp krizi,
    Karaciğer, böbrek, dalak hastalığı, siroz,
    Hemoroid (basur),
    Anevrizmalar (kan damarlarının şişmesi),
    Kanser,
    Enfeksiyonlar,
    Gastrit, ülser, Crohn hastalığı, Çölyak hastalığı, inflamatuar bağırsak sendromu gibi sindirim sistemi rahatsızlıkları.
#13.10.2022 22:21 1 0 0
  • Koltuk altı kararması, sağlık yönünden ciddi problemlere neden olmasa bile estetik görünüm açısından bireyleri rahatsız edebilen bir problemdir. Bu sebeple derinin renginde koyulaşma şikâyeti olan kişiler, sıklıkla koltuk altı kararmasına ne iyi gelir sorusuna yanıt arar. Bu amaca yönelik olarak öncelikle detaylı doktor değerlendirmesi sonucunda probleme neden olan faktörlerin tespit edilmesi gerekir. Sonrasında altta yatan sebebe yönelik kullanılacak uygun yöntemler ile iyileşme sağlanabilir. Koltuk altı kararmasından kurtulmak için başvurulabilecek bazı ipuçları şunlardır:

    Koltuk Altını Nemlendirmek: Koltuk altı kıllarını temizlemek için kullanılan yöntemler bu bölgede tahrişe neden olabilir. Deride gelişen bu tahrişi azaltmak için nemlendirici krem, sabun veya losyon kullanmak ve mümkünse bu amaçla doğal ve kokusuz ürünler tercih etmek kararma sorunun önüne geçmeye yardımcı olabilir.
    Doğal Kürler Uygulamak: Doktor onayı ile evde hazırlanabilecek bitkisel içeriklerin ağız yoluyla alınması ya da cilt yüzeyine sürülmesi koltuk altı renginin açılmasında yardımcı olabilir. Bu beyazlatıcı kürler sıklıkla zerdeçal, limon suyu, patates, salatalık, yumurta gibi herkesin rahatlıkla temin edebileceği malzemeler içerir.
    Lazer Tedavisi: Lazer tedavisi ile derinin renginde açılma sağlanabilir. Ayrıca koltuk altı kararması nedeniyle meydana gelen derideki kalınlaşma, lazerin etkisi ile düzelebilir. Derinin incelmesi sağlanarak daha açık renkli bir cilt elde edilebilir. Bunun yanında lazer tedavisi ile tüylerde kalıcı azalma sağlanarak tıraş olma ihtiyacı minimuma indirilmiş olur.
    Tıraştan Uzak Durmak: Koltuk altındaki kılları tıraş ile temizlemek deriyi tahriş edebileceği için bu yöntemden uzak durmak deri renginin açılmasını sağlayabilir. Ayrıca tıraş yapıldıktan sonra cilt altında kalan kıllar zaman geçtikçe kalınlaşır ve bazı bireylerde cilt renginde koyu bir görünüme sebep olur. Kılların kalınlaşmaması için ağda gibi kılları kökünden alan yöntemlerin tercih edilmesi iyi olacaktır.
    Deodorant Kullanımını Sınırlandırmak: Deodorant gibi ter kokusunu önleyici ürünlerin çoğunluğu içeriğinde kimyasal maddeler bulundurur. Bu maddeler bazı kişilerde koltuk altlarında tahrişe neden olur. Tahrişe sekonder cilt kararmasını önlemek adına deodorant ya da roll on kullanımını sınırlandırmak ya da kimyasal içermeyen doğal ürünlere yönelmek fayda sağlayacaktır.
    Koltuk altı kararması şikayetiniz varsa ve tedavi için çözüm arıyorsanız size en yakın sağlık kuruluşuna başvurarak tedavi sürecinizi başlatabilirsiniZ
#13.10.2022 22:18 1 0 0
  • Koltuk altı kararması, renk pigmentlerinin çoğalması nedeniyle ortaya çıkan, cildin normalden daha koyu renkte görülmesi ile karakterize bir durumudur. Estetik görünümde bozulma, deride kuruluk, kaşıntı, hassasiyet gibi şikâyetlerle kendini belli eder. Sadece koltuk altını değil vücudun diğer bölgelerini de etkileyebilen cilt koyulaşması sorunu aşırı kilo, tip 2 şeker hastalığı, hormon bozukluğu ya da kanser gibi farklı rahatsızlıkların bir bulgusu olarak meydana gelebilir.

    Koltuk Altı Kararması Nedir?
    Koltuk altı kararması, deride bulunan renk pigmenti sayısındaki artış nedeniyle cildin normal renginden daha koyu bir renk alması durumudur. Bu görünüm, eğer başka bir hastalığa sekonder olarak ortaya çıkmamışsa, genellikle sağlık açısından herhangi bir soruna neden olmaz. Bununla birlikte sıklıkla estetik açıdan kişiyi rahatsız ederek çözüm arayışına yöneltir. Özellikle havaların ısındığı ilkbahar ve yaz dönemlerinde kısa kollu kıyafetlere geçilmesi ile birlikte koltuk altları daha görünür hale gelir. Bu bölgenin vücudun diğer kısımlarına göre daha koyu renkte olması birçok kişide utanç duygusu ve özgüven kaybı ile sonuçlanır.

    Koltuk Altı Kararması Bir Hastalık Belirtisi Midir?
    Çeşitli sebepler ile ortaya çıkabilen koltuk altı kararmasının nedenleri arasında bazı ilaçların kullanımı, kanser, şeker hastalığı, hormonal rahatsızlıklar ve genetik aktarım sayılabilir. Ayrıca akantozis nigrikans hastalığının bir bulgusu da olabilir. Akantozis nigrikans, vücudun kıvrım yaptığı koltuk altı, boyun arkası, kasık, dirsek, diz gibi bölgelerde ciltte koyulaşmaya sebep olan bir çeşit cilt rahatsızlığıdır. Rahatsızlığın belirtilerinden bazıları etkilenen bölgelerde ciltte kuruluk, kadifeye benzer görünüm, kaşıntı ve kötü koku olarak sıralanabilir.



    Koltuk Altı Kararması Nedenleri Nelerdir?
    Koltuk altı kararması, yaş ve cinsiyet fark etmeksizin tüm bireylerde meydana gelebilen bir şikâyettir. Herhangi bir hastalığın bulgusu olabileceği gibi kötü hijyen, deodorantlar, epilasyon cihazı ya da jilet kullanımına bağlı tahriş gibi farklı nedenlerle de ortaya çıkabilir. Bu sağlık sorununun detaylı bir muayene ile altta yatan sebeplerini belirlemek, doğru tedavi prosedürüne karar vermek açısından önem arz eder. Çünkü etkili bir tedavi yöntemi ile başarılı sonuçlar elde edilebilir. Koltuk altı kararması nedenleri arasında şunlar sayılabilir:

    Genetik Faktörler:

    Koltuk altı kararmasına neden olan bazı rahatsızlıklar kişiye ebeveynlerinden kalıtım yoluyla aktarılır. Bu nedenle aile üyelerinde veya akrabalarında cilt koyulaşması olan kişilerin kendilerinde de bu sorunun görülme riski vardır.

    Hormonal Bozukluklar:
    Bazı hormonal rahatsızlıklar insülin seviyesini bozarak kan şekerinde düzensizliğe neden olur. İnsülin seviyesinde meydana gelen değişimler vücuttaki pek çok dokuyu olduğu gibi cilt yapısını da etkiler. Bu hormonal bozukluklar arasında polikistik over sendromu, akromegali, cushing sendromu ve hipotiroidizm sayılabilir.

    İlaç Kullanımı:
    Bazı ilaçların kullanımı vücutta insülin-şeker seviyesinde değişikliklerle kendini gösterebilir. İnsülin seviyesindeki yükselmeler ise koltuk altı kararmasına yol açabilir. Örneğin steroid grubu ilaçların kullanımı, büyüme hormonu takviyesi, doğum kontrol hapları, insülin enjeksiyonu ve niasin alımı kan insülin seviyesi değişiklikleri yapabilmekte.

    İnsülin Direnci - Tip 2 Diyabet:
    İnsülin direnci olan hastaların vücutlarındaki doku ve organlar insülinin etkilerine dirençlidir. Bu nedenle kan şekeri seviyesinin düşmesinde görevli olan insülin görevini yapamaz ve bu durumda kişinin kan şekeri yükselir. Buna bağlı olarak tip 2 şeker hastalığı ortaya çıkabilir. Kan glikoz seviyesinin yükseldiği diyabet, deri kararmasının sebeplerinden biridir.

    Kanser:
    Mide, karaciğer, kolon gibi sindirim sistemi organlarında görülen kanser tipleri cildin koyu renk almasında rol oynayabilir. Bu bölgelerde görülen kanser ve tümörler, büyüme faktörlerinin seviyesini artırabilir. Büyüme faktörleri ile uyarılan cilt pigment hücre sayısındaki artış bazı bireylerde cilt kararması olarak karşımıza çıkar.

    Obezite:
    Aşırı kilo, insülin direncini tetikleyen bir durumdur. İdeal vücut kilosundan fazla ağırlığa sahip olan bazı kişilerde şeker hastalığı riskinde artış olur. İnsülin direnci ve diyabet ise koltuk altı kararması sorununu tetikleyebilir.

    Tahriş:
    Koltuk altı bölgesini çok tıraş etmek, koltuk altı kıllarını yolmak, aşırı terleme, deodorant kullanımı gibi bazı durumlar ciltte tahrişe neden olarak bölgede koyu renk görünümü gelişimine zemin hazırlayabilir.

    Koltuk Altı Kararması Tedavi Edilebilir Mi?
    Koltuk altı kararması tedavi edilebilir bir cilt sorunudur. Bu soruna neden olan faktörler detaylı bir inceleme sonucunda tespit edilerek tedavi sürecine başlanabilir. Altta yatan sebep bir hastalıksa, bu hastalığa yönelik tedaviler uygulanır. İlaç kullanımı nedeniyle deride kararma görülüyorsa, kullanılan ilaçların dozunun azaltılması ya da ilacın bırakılması gündeme gelebilir. Kararma, cilt tahrişine yol açan yanlış uygulamalar neticesinde ortaya çıkmışsa; yaşam tarzında bazı değişiklikler yapılarak koltuk altı renginin açılması yolunda adım atılabilir. Bu bilgilerin ışığında koltuk altı kararması tedavi yöntemleri arasında ilaç kullanımı, davranış değişiklikleri, obezite ya da insülin direnci gibi altta yatan sorunun tedavisi sayılabilir.
#13.10.2022 22:16 1 0 0
  • Mor Soğan Turşusu Tarifi'nin Malzemeleri

    3-4 adet mor soğan
    1 çay bardağı sirke
    1 çorba kaşığı tuz
    1 tatlı kaşığı şeker
    1 litrelik kavanozu dolduracak kadar kaynar içme suyu
    Not; Tuz ve şeker miktarı damak zevkine göre değişiklik gösterebilir

    Mor Soğan Turşusu Tarifi'nin Yapılışı
    Soğanlar yarım ay şeklinde kesilir parçalara ayrılır ve kavanoz doldurulur.
    Üzerine sirke, şeker ve tuz ilave edilir.
    En son kavanoz dolana kadar kaynar içme suyu doldurulur.
    24 saat sonra turşu hazır olacaktır.
    Tüketirken buzdolabında muhafaza edilir. Afiyet olsun.
#13.10.2022 22:11 1 0 0
  • Enfes Lezzetiyle Tahinli Muhallebi Tarifi İçin Malzemeler

    1 litre süt
    1 su bardağı şeker
    1 adet yumurta sarısı
    3 yemek kaşığı dolusu un
    2 yemek kaşığı dolusu nişasta (mısır ya da buğday nişastası)
    1 paket vanilya
    1 yemek kaşığı tereyağı
    1 çay bardağı tahin

    Yapılışı
    Öncelikle tencereye sütü koyalım. Ardından yumurta, un ,nişasta, şekeri katıp güzelce karıştıralım.
    Ocağı açıp muhallebiyi koyulaşıp göz göz olana kadar pişirelim. (yaklaşık 5-6 dakika).
    Kıvam alıp pişen muhallebiyi ocaktan alalım. İçerisine tereyağı ve vanilyayı ekleyerek karıştıralım.
    Son olarak tahini de katıp homojen bir kıvam alana kadar iyice karıştıralım.
    Hazır olan muhallebiyi suyla ıslatılmış kaselere pay edelim.
    Tüm kaseleri doldurduktan sonra buzdolabında 3-4 saat kadar soğumaya bırakalım.
#03.10.2022 23:12 1 0 0
  • Karahindiba Çayı Nedir - Karahindiba çayının faydaları nelerdir - karahindiba çayı nasıl tüketilmeli


    Karahindiba Çayı ve Faydaları: Kanserle Savaşır!
    Her ne kadar adında kara kelimesi geçse de kendisi aslında sarı bir bitkidir. Hatta papatyagillerden bir tür olan karahindiba, yol kenarlarında kendiliğinden yetişen ve sağlığımıza faydalı olmak için keşfedilmeyi bekleten bir şifa kaynağıdır. Hani yol kenarlarında hafif tüyleri olan, beyaz pamuk topları vardır ya işte o çiçekler karahindibanın tohumlaşmış halidir. Her gören bir dal koparıp alır ve başlar pamuklara üflemeye. Ne hoş bir çocukluk anısıdır herkeste. İşte o karahindiba sarı çiçekli bir bitkidir. Çok da ufak yapılı değildir. Nisan ve mayıs aylarında kendi halinde yetişir ve daha sonra az önce belirttiğimiz pamuk toplarına dönüşür. Bu pamuk topları rüzgarın etkisiyle etrafa yayılır ve yeni karahindibalar için yetişme yeri hazırlanır.
    Karahindiba Çayının Faydaları
    Kas ve Kemik Gelişimini Destekler
    Sindirim Sistemini Düzenler
    Kan Şekerini Dengeler
    Cilt Hastalıklarına İyi Gelir
    Zayıflamaya Yardımcıdır
    Kanser Tedavisinde İçilebilir
    Kansızlığa İyi Gelir
    Tansiyonu Dengeler
    İdrar Söktürücüdür
    Sinirleri Yatıştırır

    Karahindibanın birkaç adı daha vardır: Radika, arslandişi, güneyik ve çıtlık gibi. Bu isimleri duyduğunuzda yabancılık çekmeyin. Orada karahindibadan bahsedilmektedir. Yeni bir bitki de değildir. Geçmişi çok eskidir, neredeyse insanlığın ilk tarihinden bu yana bizimledir. Karahindiba Arapça kökenli bir isimdir. Halk arasında ve aktarlar arasında en çok radika olarak tanınır. Salata ve mezesi de yapılarak, yüksek besin değerinden faydalanılır.
    Yol kenarında yetiştiğine bakmayın siz. Öylesine şifalı bir bitkidir ki birazdan faydalarını okuduğunuzda şu ana kadar almadığınıza içerleneceksiniz. Karahindiba çayı olarak mutfağımıza girmiştir. Hatta köklerinden karahindiba kahvesi bile yapılmaktadır. Bakalım bu sarı şifanın bizlere etkisi nelermiş, öğrenelim.
    Karahindiba Çayının Faydaları Nelerdir?
    1) Kas ve Kemik Gelişimini Destekler
    Karahindiba kalsiyum ve C vitamini açısından güçlüdür. Bu sebeple özellikle ergenlik dönemindeki çocuklar için kas gelişimini destekler. Ayrıca ilerleyen yaşlarda kemik erimesi ihtimalini de ortadan kaldırır.
    karahindiba çayı faydaları
    2) Sindirim Sistemini Düzenler
    Safra ve sindirim yolları için oldukça etkilidir. Güçlü antioksidan olması sebebiyle düzenli ve sağlıklı sindirim sistemine sahip olmanızı sağlar.
    hazımsızlık
    3) Kan Şekerini Dengeler
    Karahindiba, kan şekerinizi düzenler. İnsülin üretimini de dengeye alır. Diyabet hastaları kullanmak istediğinde doktor denetimi ile kullanmaları daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Diüretik ilaçlarla beraber kullanılması sağlık açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.
    kan şekeri
    4) Cilt Hastalıklarına İyi Gelir
    Karahindibanın çiçek kısmından çıkan süt, cilt sağlığı için oldukça etkilidir. Mantar, egzama, kaşıntı gibi sorunlarda karahindiba özlü kremler kullanılması daha iyi sonuçlar için iyi olacaktır. Akne ve sivilceler için şifa kaynağıdır. Sivilceler için taze dalını ikiye ayırın ve içinden çıkan sütü cildinize krem şeklinde uygulayın. Alerjiniz varsa dikkatli olmakta fayda var.
    cilt hastalıkları
    5) Zayıflamaya Yardımcıdır
    Zayıflamak isteyenler, bitki çayı olarak karahindiba çayı tüketirse hem tokluk hissi daha uzun sürecektir hem de düşük kalorisi sayesinde daha rahat kilo verebilecektir.
    zayıflama
    6) Kanser Tedavisinde İçilebilir
    Karahindiba içeriğinde luteolin maddesi vardır ve bu madde kanserli hücreleri yok etmek için savaşır. Kanser ihtimalinizi ortadan kaldırmak için, düzenli şekilde karahindiba çayı öneriyoruz. Yapılan bir araştırma ile karahindiba çayı kanseri yendi diye duyulmuştur. 48 saatlik bir çalışma sonunda karanfille karahindibadan oluşan çayın etkisiyle kanserli hücrelerin azaldığı ispatlanmıştır.
    kanser
    7) Kansızlığa İyi Gelir
    Karahindiba çayı, vitamin ve demir açısından zengindir. Düzenli tükettiğiniz takdirde kansızlık riskiniz ortadan kalkacak ve kan değerleriniz daha iyi seviyeye gelecektir.
    kansızlık
    8) Tansiyonu Dengeler
    Antioksidan olmasından dolayı yüksek tansiyon hastaları günde bir fincan karahindiba çayı içerek, tansiyon seviyesini dengede tutabilir. Ağır hastalıklardan sonra enerjisini kaybeden bünyeleri canlandırır ve enerji verir.
    tansiyon
    9) İdrar Söktürücüdür
    Detoks etkilidir; vücuttaki zararlı maddeleri ve fazla suyu atmaya yardımcıdır. Ayrıca müshil etkilidir. İdrar söktürücüdür.
    karın şişliği
    10) Sinirleri Yatıştırır
    Stres, kaygı, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar için karahindiba çayı tüketilebilir. Yorgun günlerinizde, uykuya dalma zorluğu çektiğiniz gecelerde ılık bir fincan karahindiba çayı sinirlerinizi yatıştıracaktır.
    stres
    Karahindiba Çayı Nasıl Yapılır?
    Karahindiba çayından faydalanabilmek için 1 tatlı kaşığı ince kıyılmış karahindiba 1 bardak suda akşamdan beklemeli.
    Sabah uyandığınızda birkaç dakika kaynatmalısınız.
    Daha sonra demini alması için beklemeniz gereklidir.
    Demini aldıktan sonra süzme işleminden geçirin ve iki parçada yani kahvaltı öncesi ve sonrası olacak şekilde tüketin.
    Şifalı karahindiba çayı İbrahim Saraçoğlu tarafından bu şekilde demlenmesi önerilmiştir.

    Karahindiba Çayı Ne İşe Yarar?
    Diyet süreçlerinizde kilo vermeye yardım ederek sizi mutlu ve sağlıklı hale getirir.
    Gelişme çağında daha güçlü kemiklere sahip olmanızı sağlar.
    Gün içinde kaybettiğiniz enerjiyi size yeniden kazandırır.
    Detoks çayı olarak tükettiğinizde, vücudunuzdaki fazlalıkları atmaya yardım eder.
    Vücudunuz için gerekli olan değerleri en ideal seviyeye ulaştırır.
    Ayrıca karahindiba çayı kanser için savaşır ve kanserli hücreleri yok eder.
    Faydalarından payınıza düşeni almanız için karahindiba ile tanışmalısınız.

    Karahindiba Çayı Zayıflatır Mı?
    Karahindiba çayı güçlü bir antioksidan kaynağıdır. Antioksidan besinler ve içecekler midenizin rahatlamasına ve bağırsaklarınızın çalışmasına destek olur. Sindirim sistemini düzene sokarak midenizin rahat ve mutlu olmasını sağlar. Bağırsak ve metabolizma düzeni ise, sağlıklı beslenme ve spor desteği ile zayıflamanıza destek olur ve bu süreci hızlandırır.


    Karahindiba Çayı Kaç Gün İçilmeli?
    Günde 1 veya 2 fincan tavsiye edilir. Karahindiba bitki çayı içtiğiniz günlerde su tüketiminizi ihmal etmemelisiniz. Sürekli kullandığınız bir ilaç varsa ve gün içinde karahindiba çayı içmek istiyorsanız, doktorunuza bu konuda danışmanız en sağlıklı karar olacaktır.
    karahindiba çayı faydaları
    Karahindiba Çayı Nasıl Tüketilir?
    Karahindiba bitkisinin yeşil kısmı yenildiği gibi, çiçekli kısmından da karahindiba kökü çayı yaparak tüketilebilir. Çayını demlediğinizde içmek için bir detaya dikkat etmelisiniz. Kahvaltıdan önce yarım bardak ve kahvaltıdan sonra yarım bardak olarak tükettiğinizde, karahindiba bitki çayı sizin için şifalı hale gelecektir.
    Tadı size acı gelirse bal, limon ya da karanfil ile tatlandırıp içmek daha iyi bir fikir olacaktır. Çok kaynar halinde içilmesi doktorlar tarafından önerilen bir durum değildir. Ilık ve demini almış karahindiba çayı ideal sıcaklıkta olacaktır.
#03.10.2022 23:07 1 0 0
  • Malzemeler
    1 su bardağı yeşil mercimek
    1 su bardağı erişte
    1 adet kuru soğan
    1 yemek kaşığı salça
    8 su bardağı et suyu (yoksa bulyon da kullanılabilir)
    Tuz
    Pul biber
    Nane
    Karabiber
    Yarım çay bardağı sıvı yağ

    Yapılışı
    Öncelikle yeşil mercimekleri 20 dakika kadar haşlıyoruz ve suyunu süzüyoruz.
    Bir tencereye sıvı yağı koyuyoruz.
    İçine yemeklik doğradığımız soğanları koyup, pembeleşene kadar kavuruyoruz.
    Ardından salçamızı koyup biraz çevirdikten sonra, et suyunu ilave ediyoruz.
    Kaynayan suya 20 dakika kaynatmış olduğumuz mercimekleri, ardından da erişteleri ekliyoruz.
    Tuzunu ve baharatını damak tadımıza göre ayarlıyoruz ve erişteler yumuşayana kadar pişiriyoruz.
    Afiyet olsun…
#03.10.2022 22:59 1 0 0
  • Malzemeler
    2 yemek kaşığı sıvı yağ
    1 yemek kaşığı tereyağı
    2 tepeleme yemek kaşığı un
    1 yemek kaşığı domates salçası
    5 adet domates
    4 su bardağı su
    Yarım su bardağı süt
    1 silme tatlı kaşığı tuz

    Yapılışı
    Domates çorbasının yapımı için,

    Öncelikle domatesler rendelenir. Ardından tereyağı ve sıvı yağ tencereye alınır, tereyağı eritilir.
    Tereyağı eridikten sonra un eklenerek biraz kavrulur.
    Unun kokusu çıktıktan sonra domates salçası eklenir ve biraz karıştırılarak kavrulur
    Rendelenmiş domatesler eklenir. 3-4 dakika daha kavrulur.
    4 su bardağı su eklenerek çırpılır, kısık ateşte pişmeye bırakılır. Dilerseniz bu aşamada veya servisten önce çorbayı blenderdan geçirerek pürüzsüz bir kıvam almasını sağlayabilirsiniz.
    Tuz ve süt eklenerek karıştırılır. Tuz miktarını kendi damak zevkinize göre ayarlayabilirsiniz.
    Hazır olan çorba ocaktan alınarak kaselere paylaştırılır. İsteğe göre üzerine kaşar peyniri rendesi ve karabiber serpilir.
    Nefis Sütlü domates çorbası tarifimiz servise hazır. Deneyeceklere afiyet olsun.
#03.10.2022 22:55 1 0 0
  • CEVİZLİ ÇÖREK TARİFİ:

    MALZEMELER

    250 gr. margarin veya tereyağı (eritilmiş)
    1 su bardağı sıvı yağ (tercihen zeytinyağı)
    1 su bardağı yoğurt
    1 dolu çay kaşığı karbonat (limon suyuyla kabartılmış)
    1 çorba kaşığı sirke (elma veya üzüm sirkesi)
    1 tatlı kaşığı tuz
    Alabildiği kadar un

    Arasına sürülecek harç için malzemeler;

    1,5 su bardağı ceviz (orta büyüklükte dövülmüş cevizler)
    2 yumurta akı (sarıları çöreklerin üstüne sürülecek)
    YAPILIŞI

    Hamur için bütün malzemeler derin bir kapta karıştırın ve yoğurun.

    Bu işlem hamur kulak memesi kıvamına gelene kadar yapılır.

    Hamurunuzun çok sert olmamasına özen gösterin.
    Elde ettiğiniz hamuru dört eşit parçaya bölün.

    Daha sonrasında hamuru 10 cm eninde, 30-35 cm boyunda el ile açın. Hamurun kalınlığı en fazla 3-4 mm olmalıdır.

    Açılan hamurun içine uzunlamasına ortasına veya her tarafına ceviz harcını dökün.

    Hamurun alt ve üst kısmı üst üste gelecek şekilde katlayın ve rulo şeklini verin ve üzerine hafifçe bastırın.

    Daha sonra iki parmak kalınlığında dilimlere ayırın.

    Kesilen parçaların katlı yerleri altta kalacak şekilde tepsiye dizin. Çatalla üzerine minik delikler açın.

    Önceden ısıtılmış 180 derece olan fırına tepsinizi koyun. Alt-üst pişirme ayarını tercih etmeliyiz. Üstleri ve altları kızaran kadar pişirin.

    Fırından çıkardıktan 5-6 dakika sonra hazır olan çöreklerinizi servis edebilirsiniz.
    Afiyet Olsun
#24.09.2022 18:16 1 0 0
  • Pek çok nedene bağlı ortaya çıkan uçuk genellikle dudak, burun ve çene bölgesinde görülür. Oldukça rahatsız edici ve acı veren uçuk, konuşmayı, yemek yemeyi zorlaştırır. Uçuğun çıkma nedenlerinden birisi herpes virüsüdür. İltihaplı bir hal aldığında bulaşıcı hale gelen uçuk ciltte temas yoluyla yayılmaktadır. En sık dudaklar, ağız etrafı, burun ve çenede ortaya çıkar ve genellikle 5-7 gün içinde geçebilen uçuk bazı durumlarda uzun sürebilir. Herpes simpleks virüsü, aynı zamanda HSV olarak da bilinir ve iki çeşidi vardır: HSV-1 ve HSV-2. Herpes, vücudun çeşitli bölgelerinde, en yaygın olarak cinsel organlarda veya ağızda ortaya çıkabilir. Yaygın olarak dudakta ve ağızda görülen uçuk HSV-1’dir. HSV-2 ise genel olarak genital bölgede çıkar.
    Oluşan uçuğu evde doğal yöntemler kurumasını sağlayabilirsiniz. Öncelikle uçuğun bulaşıcı bir virüs olduğunu bilmeli ve uçuklu biriyle temastan kaçırmalısınız.
    İşte uçuğu geçirmenin doğal yolları:

    - 1 çay kaşığı aloe vera jelini direkt olarak uçuğun üzerine sürebilirsiniz.
    - Vanilya özü uçuğa neden olan mikrobun çoğalmasını engeller. Pamuklu çubuğun ucuna sürdüğünüz vanilyayı direkt olarak uçuğa uygulayın ve 1-2 dakika bekletin. Günde 4 kez uygulayabilirsiniz.
    - Uçuğu su ile temizleyin. Ardından pamuğu önce suya sonra da nane yağına batırıp uçuğa sürün. Günde 2 kez uygulamanız yeterli olacaktır.
    - Diş fırçası, uçuk virüslerinin yayılması için ideal ortam oluşturur. Uçuğunuz çıktıktan sonra temiz mutlaka diş fırçanızı değiştirmelisiniz.
    - Ekinezya bağışıklık sistemini güçlendireceğinden uçuk oluşumuna sebep olan virüslere karşı vücudunuzu korur.
#24.09.2022 18:15 1 0 0