Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak düşen, toplumun hafızasında derin izler bırakan 28 Şubat sürecinin üzerinden 25 yıl geçti. Tarihin kırılma noktalarından biri olan ve "postmodern darbe" olarak tanımlanan bu dönemde alınan kararlar, bir dizi antidemokratik uygulamaya zemin oluşturdu. Dini özgürlüklerin yaşanması önündeki engellerin kaldırılması, meslek liselilerin üniversiteye gitmesine engel oluşturan kararların iptali, parti kapatmanın zorlaşması, başörtü yasağının kaldırılması gibi uygulamalarla 28 Şubat'ın yol açtığı izler birer birer siliniyor.
28 Haziran 1996'da merhum Necmettin Erbakan'ın başbakanlığında, Refah Partisi (RP) ve Doğru Yol Partisince (DYP) kurulan 54. Hükûmet göreve başladı.
DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldığı hükûmet, "rejimi tehdit ettiği" iddiasıyla tartışmaların odağı oldu.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Erbakan'ın 24 Ocak 1997'de Kayseri'ye yaptığı gezi sırasında, tek tip elbise giyip bere takan il örgütü görevlileriyle ilgili partiye uyarıda bulundu.
Söz konusu durumun "Siyasi Partiler Yasası'na aykırı olduğu"nu ifade eden Başsavcılık, RP Kayseri İl Yönetim Kurulunun 30 gün içinde görevden el çektirilmesini istedi.
BAŞÖRTÜSÜNÜ SERBEST BIRAKAN KARARI İMZAYA AÇTI
Başsavcılık, fesih işleminin yapılmaması halinde, RP hakkında kapatma istemiyle dava açılacağını da partiye iletti.
RP'li Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız'ın 31 Ocak 1997'de düzenlediği "Kudüs Gecesi"ne İran'ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri'nin de katılarak bir konuşma yapması ve sergilenen gösteriler "rejim tartışmaları"nı daha da güçlendirdi.
Başbakan Erbakan, 1 Şubat 1997'de itirazlara ve DYP'li bazı bakanların "imza atmayız" tepkisine rağmen "üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan" kararnameyi Bakanlar Kurulunda imzaya açtı.
TANKLARLA GÖZDAĞI VERMEYE ÇALIŞTILAR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcılığı, "Kudüs Gecesi"ni düzenleyen RP'li Belediye Başkanı Yıldız hakkında 2 Şubat 1997'de soruşturma başlattı.
Söz konusu gecede konuşan İran'ın Ankara Büyükelçisi Bagheri, 3 Şubat 1997'de Dışişleri Bakanlığına çağrılarak protesto edildi
Bu süreçte, 28 Şubat'ın unutulmayacak görüntüleri olarak tarihteki yerini alan "Sincan'dan tankların geçmesi" olayı yaşandı.
Sincan'da 4 Şubat 1997'de 15 tank ve 20 kariyer, ilçeden geçerek Yenikent'teki tatbikat alanına gitti.
"Askerin uyarısı" olarak değerlendirilen bu gelişme, Sincanlılar tarafından "darbe oluyor" şeklinde algılanarak şaşkınlığa yol açtı.
KOALİSYONDA ÇATLAK OLUŞMAYA BAŞLADI
Yaşanan gelişmeler üzerine harekete geçen dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Sincan'dan tankların geçtiği gün Belediye Başkanı Yıldız'ı görevden uzaklaştırdı.
Ankara DGM'deki sorgusunun ardından Terörle Mücadele Şubesince gözaltına alınan Yıldız, beraberindeki 9 kişiyle "yasa dışı silahlı çeteye yardım, halkı kin ve düşmanlığa tahrik" iddiasıyla tutuklandı.
Tüm bu olup bitenler, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de dâhil olduğu ciddi siyasi tartışmalara yol açtı.
Dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller, yaşanan süreçten duyduğu rahatsızlığı Başbakan Erbakan'a iletti. Gelişmeler, koalisyon ortakları arasında çatlağa yol açtı.
DEMOKRASİYE BALANS AÇIKLAMASI
Siyasiler arasında yaşanan gerginlik, kamuoyuna da yansıdı. Bu kapsamda, sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileri tarafından Ankara'da geniş katılımlı bir miting düzenlendi.
İran Büyükelçisi Bagheri ise Kudüs Gecesi'ndeki konuşmalarının ardından artan tepkiler üzerine ülkesine dönmek zorunda kaldı.
Kudüs Gecesi'nden 4 gün sonra İçişleri Bakanlığına bir yazı gönderen dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, "Belediyelerdeki köktendinci kadrolaşmanın derhal incelenmesi"ni istedi.
Bunun üzerine İçişleri Bakanı Meral Akşener, valiliklere gönderdiği yazıda "Cumhurbaşkanı'na bilgi verilmek üzere" konunun araştırılması talimatını verdi.
Başbakan Erbakan, 21 Şubat 1997'de Cumhurbaşkanı Demirel ile yaptığı görüşme sonrasında "Türkiye'nin rejim meselesi yok" açıklamasını yaptı.
Aynı gün, Washington'da Türk-ABD Konseyi kapanış balosunda konuşan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir, yıllarca zihinlerden silinmeyecek "Sincan'da demokrasiye balans ayarı yaptık" şeklinde açıklamada bulundu.
Rahmin iki yanında bulunan yumurtalıklarda yumurta gelişimi olur; progesteron ve östrojen hormonları üretilir. Genetik problemler, hormonal dengesizlik, yağ bezlerinin fonksiyon bozukluğu ve gelişim bozuklukları nedeni ile yumurtalıklarda kist oluşumu görülebilir. Oluşan yumurtalık kistleri çeşidine ve büyüklüğüne göre takip veya tedavi edilir. Yumurtalık kisti her yaşta görülebilen ve kadınların sıkça yaşadığı bir rahatsızlıktır.
Yumurtalıkta Kist Nedir?
Yumurtalıkta kist, yumurtalığın içinde veya yüzeyinde oluşan genellikle içi sıvı dolu keselerdir. Bu keseler yumurtanın gelişip atıldığı yapıdan, rahim içini kaplayan endometrium yapıdan veya direkt yumurtanın kendisinden oluşabilir. Yumurtalık kistlerinin içi berrak sıvı, akışkan çikolata kıvamında sıvı veya diş, saç, kemik, yağ gibi farklı dokular ile dolu olabilir. Yumurtalık kistlerinin pek çok farklı çeşidi bulunur. Kistin çeşidine ve büyüklüğüne göre farklı belirtiler oluşur ve farklı tedavi yöntemleri uygulanır.
Yumurtalık Kistinin Belirtileri Nelerdir?
Yumurtalık kistlerinin birçoğu belirti bile vermediğinden muayene esnasında tesadüfen tespit edilir. Belirti vermeyen kistler çoğunlukla çok küçük veya geçici olan, zamanla kendiliğinden yok olan, dönemsel kistlerdir. Kistler büyükse ve yayılma eğiliminde ise o zaman önemli belirtiler verir. Yumurtalık kistlerinin en çok karşılaşılan belirtileri, kasıklarda ve karında ağrı, adet döneminde ve ilişki esnasında ağrı, adet gecikmesi, adet düzensizliği ve gebe kalmakta sıkıntıdır. Eğer kist kötü huylu ise çevre dokulara ve organlara baskı yapacağından karın şişliği, kabızlık, sık idrara çıkma gibi durumlar oluşturur.
Yumurtalık Kisti Çeşitleri Nelerdir? Folikül Kisti: Büyüyüp gelişen yumurta hücresinin zamanı geldiğinde çatlaması gerekir. Eğer çatlama gerçekleşmez ve yumurta büyümeye devam ederse folikül kisti oluşur. Gençlerde sıkça rastlanan folikül kisti 2-4 cm boyutunda olup genellikle adet döneminde atılır. Korpus Luteum Kisti: Korpus luteum yumurtanın olgunlaşıp atıldığı yapıdır. Progesteron hormonu salgılayabilen hücrelerden oluşur. Normalde yumurtanın atıldığı adet sürecinde parçalanıp atılması gerekir. Atılmadığında içinde sıvı birikerek 3-5 cm’yi bulan korpus luteum kistleri meydana gelir. Korpus luteumlar hormon üreten kistler olduğundan adet düzensizliği oluşturabilir. Endometrioma: Rahim içini kaplayan endometrium yapısı dışarı yumurtalıklara taştığında burada kist oluşturur. Yumurtalıklarda kanama ile oluşan endometrioma kisti, içini dolduran sıvının görüntüsü çikolataya benzediğinden çikolata kisti olarak da bilinir. Dermoid Kist: Genellikle embriyonel dönemde, olmaması gereken bir dokunun yumurtalık içinde kistleşmesi sonucu dermoid kist oluşur. Dermoid kistlerin içinde, kıl, diş, kemik, kıkırdak gibi normalde olmaması gereken dokular bulunur. Seröz Kistadenom: Seröz kistadenomları içi berrak sıvı dolu, 5-15 cm büyüklüğünde iyi huylu kistlerdir. Normalde bening yani iyi huylu tümörler olsalar da zamanla yüzde 30’u kötü huylu kanserlere dönüşürler. Müsinöz Kistadenom: Yumurtalıklarda görülen en büyük kistler olan müsinöz kistadenomların büyüklüğü 30 cm’ye kadar çıkabilir. İyi huylu kistlerin yüzde 25 kadarını müsinöz kistadenomlar oluşturur.
Yumurtalık Kisti Tanısı Nasıl Konur?
Kasıklarda ve karında ağrı şikayeti ile gelen hastaya öncelikle doktor fizik muayene yaparak bası uygular ve elle kontrol gerçekleştirir. Sonrasında ultrason ile görüntüleme yaparak yumurtalık kisti tespit edilir. Tespit edilen kistin çeşidinin ve kanserojen olup olmadığının tanısı için çeşitli testler ve gerektiği takdirde MR görüntülemesi gerçekleştirilir. Farklı kist türleri için farklı tümör markerları önemlidir. Seröz tümörler için Ca-125, müsinöz tümörler için Ca19-9, germ hücreli tümörlerde AFP ve Beta HCG değerleri, önemli kanser göstergeleri olur. Yumurtalık kistinin kötü huylu olduğu tespit edilirse MR veya BT ile görüntüleme yapılarak başka bölgelere yayılıp yayılmadığı ve hangi organlara baskı yaptığı tespit edilerek kanserin derecesi belirlenir.
Yumurtalık Kisti Tedavisi Nasıl Yapılır?
Birçok yumurtalık kisti şikayet oluşturmaz ve tedavi gerektirmez. Folikül kistleri, gebelik döneminde oluşan kistler ve fonksiyon kistler kendiliğinden yok olacağından tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Çikolata kistleri gibi agresif seyreden kistler ve kötü huylu tümörler ise tedavi gerektirir. Yumurtalık kisti tedavisinde kistin büyümesini durdurmak için doktor tarafından doğum kontrol ilaçları önerilebilir. Kistin büyümeye devam etmesi veya menopoz döneminde görülmesi kötü huylu bir hastalığa dönüşebileceğinden ameliyat ile cerrahi müdahale gerektirebilir. Kist çok büyük değilse laparoskopi yani kapalı ameliyat gerçekleştirilir. Kist büyük olduğunda ve kötü huylu olduğunda ise laparotomi yani açık ameliyat gerçekleştirilerek bir kesi yapılır. Eğer kist kötü huyluysa ve yayılma gösterdiyse ooferektomi yapılarak yumurtalıkların tamamının alınması da gerekebilir.
Yetersiz protein alımı gibi aşırı protein alımı da elbette zararlıdır ve çeşitli problemlere, hatta hastalıklara yol açabilir. Sık sık protein ağırlıklı besinler tüketen sporcular ve zayıflamak için diyetlerinde çok fazla protein içeren besinler bulunduran kişilerde aşırı protein alımı görülebilir.
Aşırı protein alımı ile vücutta oluşabilecek sorunlar şunlardır:
Protein ağırlıklı besinler aşırı tüketildiği zaman vücuttaki ani protein artışıyla kalp daha fazla çalışmaya başlar. Bu da kalbin yorulmasına sebep olur. Diyette proteinle birlikte yağ da yüksek miktarda yer alıyorsa kardiyovasküler rahatsızlıklar da görülebilir.
Aşırı protein alımı, kemiklerdeki kalsiyumun boşalmasına sebep olur ve kemiklerde zayıflama görülür. Bu da zamanla osteoporoza sebebiyet verir.
Kemiklerden ayrılan kalsiyum, böbreklerde yoğunlaşmaya başlar ve böbrek taşı oluşumuna sebep olur.
İhtiyaç duyulandan fazla miktarda alınan proteini atabilmek için karaciğer daha fazla çalışmaya başlar. Karaciğerin gereğinden fazla çalışması ise çeşitli karaciğer sorunlarına sebep olabilir.
Protein metabolizmasının son ürünlerinden olan ürik asitin artışıyla gut hastalığı ortaya çıkabilir. Aşırı düzeyde protein alımı, ürik asitin artmasına sebep olacağından gut hastalığına da neden olabilir.
Sağlıklı bir yaşam için protein içeren besinler tüketmek ve günlük alınması gereken protein miktarına ulaşmak oldukça önemlidir. Sağlığınız için her konuda bilgi almak için en yakın sağlık kuruluşuna başvurabilir, beslenme ve yeterli protein alımı için uzman bir diyetisyenle görüşebilirsiniz.
Tıp, kimya, fizik gibi doğa bilimlerinin hepsinin hipotezleri, teorileri, araştırmaları laboratuvarda deneylerle test edilebilir. Zatürre teşhisi konulan bir hastanın derdinin gerçekten zatürre olup olmadığını anlamak için hastadan kan alınır, ciğerlerinin bilgisayarlı tomografisi çekilir, ciğerlerinden sıvı örneği alınır ve bunlar laboratuvarda incelenerek teşhis doğrulanır ya da yanlışlanır. Araçlar için yapılan egzoz muayenesinde aracın egzoz sistemi bir makineye bağlanır ve oradan çıkan zararlı gazların doğaya zarar verecek düzeyde olup olmadığı ölçülür.
Sosyal bilimlerin laboratuvarı yoktur. Çünkü sosyal bilimler ve onun bir parçası olan ekonomi bilimi insan ve toplum davranışları üzerine kuruludur. Bu davranışlar, toplumdan topluma ve zamandan zamana farklı olduğu gibi aynı toplumda bile zaman içinde değişim gösterir. O nedenle de ekonomi bilimi, zaman geçtikçe, değişen davranış kalıpları ve toplumsal yapılanma paralelinde değişim gösterir. Alfred Marshall, ekonomik kanunları şöyle ifade ediyor: “Ekonomi kanunları, az çok belirli ve az çok kesin eğilimlerin ifadesinden ibarettir.” Marshall’ın bu tanımında ekonomi kanunlarını doğa bilimleri kanunlarından ayırmak için kullanılabilecek iki önemli fark vardır; ‘az çok’ ve ‘eğilim’ deyimi. O halde ekonomik kanun ve teoriler gerçeğin tam ve kesin ifadeleri yerine gözleme dayalı olarak genel kabul görmüş ifade şekilleridir.
Türkiye, bu konuda bir istisna oluşturuyor. Pek çok konuda olduğu gibi ekonomide de olacak olmayacak her türlü denemeyi yaptığı için bir ekonomi laboratuvarı gibi çalışıyor. Mesela yükselen enflasyonu düşürmek için ne yapılır diye sorulsa birçok seçenek sunulabilir. Kimisi faizi artırmayı, kimisi kuru tutmayı, kimisi maliyetleri denetlemeyi önerir, kimisi de enflasyonun çeşidine göre farklı önlemler almak gerektiğini öne sürer. Enflasyonu düşürmek için faizi düşürmeyi öneren pek olmaz. Çünkü bu yöntem geçmişte denenmiş ama tam tersi sonuç verdiği için çözüm getirmediği görülmüştür. Bu yöntem Türkiye’de de birkaç kez denendi. Hatırlarda en çok kalan deneme 1994 krizinin hemen öncesindeki denemedir. Hükümet faizi düşürerek enflasyonu düşürmeyi denedi ve önce enflasyonun iyice yükselmesine sonra da ekonominin krize girmesine neden oldu. Bu deneyime karşılık Türkiye aynı iddiayı gündeme getirmeye ve uygulamaya devam etti. Son olarak 2021 yılında enflasyon yükselirken merkez bankası faizi düşürülerek enflasyonu düşürme denemesi yapıldı ve enflasyon yüzde 36’dan yüzde 80’e fırladı. Enflasyonun yüzde 80 olduğu ekonomide merkez bankası faizi yüzde 14, bankaların mevduat faizi yüzde 20, bankaların kredi faizleri yüzde 45 olunca tasarruf sahipleri paradan kaçıp harcamalarını artırmaya, kredi kullanıcıları da kredi çekip döviz almaya yöneldiler ve doğal olarak enflasyon daha da yükseldi. Böyle bir uygulamayı, böyle bir testi dünyada başka bir yerde yaşama imkânı bulamazsınız. Mesela Merkez Bankası yılsonu enflasyon tahminini yüzde 60 olarak açıklar ama enflasyon hedefini yüzde 5 olarak belirler. Böyle bir hedef – tahmin farklılığını da başka yerde görme şansınız yok.
Ekonomi bilimi, pek çok değişkenle çalışan bir bilimdir. Bilim olarak en zevkli tarafı da budur. Hiçbir konu öngörüldüğü şekilde çıkmayabilir. O nedenle tutarlı tahminler çok değerlidir. Ne var ki tutarlı tahmin yapılabilmesi için yönetimin tutarlı programlar açıklayıp tutarlı politikalar izlemesi gerekir. O nedenle mesela bu tür tahminleri ABD’de veya Avrupa’da yapmak daha kolaydır. Gelişmekte olan ülkelerde tutarlılık azaldığı için tahmin yapmak zorlaşır. Türkiye’de tutarlılık neredeyse tümüyle yok olduğu için işler daha zordur. Önceden açıkladığı programa bağlı kalmayan, duruma, gidişe göre sürekli yeni önlemler açıklayan, hatayı kabul etmeyen bir yönetim tarzı varken geleceğe ilişkin tahmin yapmak imkânsız hale gelir.
Genellikle teorilerin, hipotezlerin doğru olup olmadığını sürekli test eden, bir kez test etmekle yetinmeyip defalarca aynı testleri yapan yönetimlerin izlediği politikaları anlamaya ve yorumlamaya çalışmak hem çok öğretici hem de yorucudur. Bazen ‘Finlandiya’da iktisatçı olsaydım ne yapardım’ diye düşünürüm. Sıkıntıdan patlardım herhalde. Ayda bir açıklanacak enflasyon verisi ya da işsizlik verisi, üç ayda bir açıklanacak büyüme verisini beklerdim. Her hafta yazacak bir konu bulamaz, ülkeyi bırakır dünyaya bakardım herhalde. Türkiye’de bazen günde üç yazı yazacak malzeme çıkıyor.
Ekonomi okuyacak öğrencilere önerim ekonomiyi enine boyuna öğrenmeye çalışmalarıdır. Bir yandan okulda okutulanları çalışırken bir yandan ek okumalar yapmak, medyayı izlemek gerekir. Yönetimin açıkladığı önlemleri kitaplarda yazılanlarla karşılaştırmak ve nerede hata yapıldığını görmeye çalışmak çok eğitici olacaktır. Analiz yapmayı öğrenen bir iktisatçı Türkiye’de kesinlikle çok öne çıkar. Ama analiz yapabilen bir iktisatçı olmak için çok çalışmak ve çok okumak gerekiyor. Bu okumalar yalnızca ekonomi alanıyla da sınırlı kalmamalı.
İsrail, Gazze Şeridi'nde İslami Cihad Hareketine saldırı düzenledi. Saldırıda aralarında 5 yaşında bir çocuğun da bulunduğu 10 Filistinli hayatını kaybetti. Saldırı sonrası İsrail ordusu, yaklaşık 25 bin yedek askerini göreve çağırdı. Öte yandan Gazze'den de İsrail yönüne doğru roketler fırlatıldı. İsrail'in güneyi ve merkez bölgelerinde saldırı sirenleri çaldığı belirtildi. İsrail'in saldırılarına Türkiye'den itidal çağrısı yapıldı.
İsrail ordusu, abluka altındaki Gazze Şeridi'ne başlattığı saldırı kapsamında "Yüksek Komuta Odası" kurulduğunu, 25 bin kadar yedek askerin göreve çağrıldığını açıkladı.
İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, Savunma Bakanlığının kapsamlı bir şekilde yedek askerlerin göreve çağrılması yönündeki kararı onayladığı belirtildi.
Açıklamada, Savunma Bakanı Benny Gantz'ın, farklı birliklerden yaklaşık 25 bin yedek askerin göreve çağrılması yönünde orduya talimat verdiği kaydedildi.
Öte yandan İsrail Hava Kuvvetlerinin, Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus kentinde "İslami Cihad Hareketine ait bir füze fırlatma mekanizmasının bulunduğu hedefi vurduğu" bilgisi paylaşıldı.
Açıklamada, aynı noktadan başarısız bir füze fırlatma girişiminin yapıldığı ileri sürüldü.
YÜKSEK KOMUTA ODASI KURULDU
İsrail Genelkurmay Başkanlığının orduya "olağanüstü durum" haline geçmesi emri verdiği ve bu çerçevede "Yüksek Komuta Odası" kurulduğu aktarıldı.
Orduya bağlı özel kuvvetlerin ve topçu birliklerinin Gazze Şeridi içindeki İslami Cihad'a ait hedefleri vurduğu bildirildi.
Haaretz gazetesine konuşan üst düzey askeri kaynak, Gazze'den saldırılara "bir karşılık beklediklerini" ve "operasyonun zaman alacağını" söyledi.
İsrail ordusu, gün içinde yaptığı açıklamasında ülkenin kuzeyindeki birliklerini ve zırhlı birliklerini Gazze sınırına kaydırdığını duyurmuştu.
GAZZE'DEN ROKETLER ATEŞLENDİ
İsrail ordusunun, 10 kişinin ölümüne neden olan abluka altındaki Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıları devam ederken, Gazze'den de İsrail yönüne doğru roketler fırlatıldı.
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına karşılık kim tarafından fırlatıldığı bilinmeyen roketler Gazze'den İsrail'e doğru atıldı.
Konuya dair İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in güneyi ve merkez bölgelerinde saldırı sirenleri çaldığı belirtildi.
Yediot Ahronot gazetesinin haberine göre, Tel Aviv kentinde de sirenler çaldı.
İSRAİL, GAZZE ŞERİDİ'Nİ VURDU
İsrail ordusu, bugün abluka altındaki Gazze Şeridi'nde İslami Cihad Hareketine ait merkezleri vurduğunu açıkladı.
Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılarda aralarında 5 yaşında bir çocuğun da bulunduğu 10 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 55 kişinin yaralandığı aktarıldı.
İslami Cihad Hareketi Sözcüsü Davud Şihab da Al Jazeera televizyon kanalına yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısında hareketin önde gelen isimlerinden Teysir el-Caberi'nin öldürüldüğünü duyurmuştu. TÜRKİYE'DEN İTİDAL AÇIKLAMASI Dışişleri Bakanlığından İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısına ilişkin açıklama yapıldı.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"İsrail'in Gazze'ye yönelik 5 Ağustos günü düzenlediği hava saldırılarını şiddetle kınıyoruz. Saldırılarda çocuklar dahil, sivillerin yaşamlarını kaybetmelerini kabul edilemez buluyoruz.
Saldırılar sonrasında bölgede yükselen gerginliği derin endişeyle karşılıyoruz. Söz konusu olayların yeni bir çatışma sarmalına dönüşmeden derhal sonlandırılması gereğini vurguluyor, itidal ve sağduyu çağrısı yapıyoruz."
KATAR'DAN ÇAĞRI
Katar, İsrail'in abluka altındaki Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarını şiddetle kınayarak, uluslararası topluma saldırıları durdurmak için bir an önce harekete geçme çağrısı yaptı.
Katar Dışişleri Bakanlığından, İsrail'in Gazze'ye saldırılarına dair yazılı açıklama yapıldı.
Açıklamada, "İşgalcinin (İsrail'in) sivillere, özellikle kadın ve çocuklara yönelik tekrarlanan saldırılarının durdurulması için uluslararası toplumun acilen harekete geçmesi gerekiyor." ifadelerine yer verildi.
Açıklamada ayrıca, Katar'ın tutumunun adil bir Filistin davası, Filistin halkının meşru hakları ve 1967 sınırları çerçevesinde başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasından yana sabit olduğu kaydedildi.
İSLAMİ CİHAD YÖNETİCİSİNİN GÖZALTINA ALINMASI GERİLİMİ TIRMANDIRDI
Bölgedeki gerilim İsrail ordusunun 1 Ağustos'ta işgal altındaki Batı Şeria'nın Cenin kentine düzenlediği baskınla arttı.
İsrail askerleri, bu baskında Cenin'deki İslami Cihad yöneticisi Bessam Saadi'yi yaralayarak gözaltına almış, çıkan çatışmada bir Filistinli hayatını kaybetmişti.
İsrail ordusu, Saadi'nin gözaltına alınmasının ardından olası bir misilleme endişesiyle abluka altındaki Gazze çevresinde alarm seviyesini üst düzeye çıkarmıştı.
Bu kapsamda ordu birlikleri, Gazze Şeridi çevresindeki Yahudi yerleşim bölgelerini birbirine bağlayan ana yolları kapatmış, Gazze semalarında onlarca insansız hava aracı uçurulmuştu.
Son 4 gündür devam eden süreçte Gazze'nin kuzeyindeki Beyt Hanun (Erez) Sınır Kapısı ve Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı da kapalı tutuluyordu. (AA)
Türkiye'de aktif olarak kullanılan kripto para borsalarından bir tanesi olan Paribu, erişim sorunuyla gündeme gelmişti. Paribu'nun giderek gündelik hayatta da kullanılmasıyla birlikte 'Paribu' kelimesi araştırılmaya başladı. Peki ama paribu nedir, sahibi kim, paribu nasıl kullanılır?
Paribu nedir, ne zaman kuruldu?
Paribu, 2017'de kullanıma sunulmuştur. Paribu, Kripto para alım satım platformudur. Paribu, 2015'te ön hazırlık çalışmalarına başlamıştır. 2016'da kurulmuş, 14 Şubat 2017'de halkın kullanımına açılmıştır.
Paribu kimin? Yasin Oral kimdir?
Paribu, Türkiye’nin en yüksek hacimli hacimli dijital varlık işlem platformudur. Hızlı ve tümüyle güvenli olarak Bitcoin (BTC) olmak üzere birçok kripto para için alım satım işlemine aracılık eden Paribu, 14 Şubat 2017’de kullanıma açılmıştır. Paribu’nun CEO’su Yasin Oral’dır. Paribu, Türk Lirası ile kripto para alış veya satış işlemleri yapılabilen bir kripto para borsasıdır.
SÜT İZNİ (EMZİRME İZNİ) NEDİR?
Bebeklerin en önemli besin kaynağı anne sütüdür. Özellikle ilk aylarda anne sütü almaları gelişimleri açısından oldukça önemlidir. Çalışan annelerin evlatları ile vakit geçirmeleri, çalışma ortamından dolayı kısıtlanabilir. Çalışan anneler, bebeklerini genellikle büyükannelere ya da bakıcılara emanet eder. Süt izni sayesinde anneler bebeklerini emzirme için kritik süre olan ilk 6 ayda emzirip tekrar iş yerine dönme imkânı sağlar.
Süt izni süresi ne kadar fazla olursa bebeğe o kadar iyi beslenme sağlanır. Ama bu süre yasal olarak kanunlar çerçevesinde belirlenmiştir. Kanunlara göre annelik izni denilen bu izin doğumdan önce ve sonra alınarak ikisinin toplamı şeklinde hesaplanır.
Süt İzni Ne Kadardır?
Annelik izni doğumdan önce 8 doğumdan sonra 8 hafta olmak üzere 16 haftadır. Bu süre ikiz anneleri için 18 hafta şeklinde belirlenmiştir.
Annelere yavrularını beslemeleri için 1,5 saat izin tanınmaktadır. Bu süreyi dilediğiniz zaman diliminde kullanabilirsiniz. Zaten hangi saatlerde bu süreyi kullanacağınız bebeğinizi tanıdıkça daha anlaşılır hâle gelecektir. Süt izni süresi kurumlara göre de değişiklik gösterebilir.
Kamuda Süt İzni
Kamuda çalışan anneler için iznin ilk 6 ayını günlük 3 saat olarak kullanma hakkı vardır.
6 aylık süreden sonra günlük 1,5 saat kullanabilirsiniz.
İlk 6 ay 3 saat, sonraki 6 aylık süre içerisinde çalışma günleri kapsamında izin sürelerinizi kullanabilirsiniz.
Memurlarda analık izni süresinde yarım gün kullanma hakkı yasal olarak belirlemiştir. Memur olan anneler dilekçe ile talepte bulunup, yarım gün izin kullanabilirler. Özel Sektörde Süt İzni
Özel sektörde çalışan anneler için, emzirme süresi günlük 1,5 saattir.
Çocuk 1 yaşına gelene kadar gün içerisinde belirlediğiniz zaman diliminde, 1,5 saatlik izninizi kullanma hakkına sahipsiniz. Süt İznini Toplu Kullanma
Birçok anne izin hakkını gün içerisinde belli saatlerde değil de toplu olarak kullanmayı talep eder. Evin çalışılan kuruma uzak olması, bebeğin bakımını üstlenen kişinin uygunluğu ve daha birçok sebep toplu izin talebine sebep olur. Peki toplu süt izni kullanma nasıl gerçekleşir.
İzni toplu şekilde kullanmak yasalar bakımından onay gören bir şey değildir. Fakat yasal olarak bakıldığında kullanılabilir ya da kullanılamaz gibi bir ibare söz konusu değildir.
İş yerinin anneye sağladığı imkânlar çerçevesinde, toplu olarak kullanılabilir. Bunu bazı kurumlar, işyeri evine çok uzak anneler için uygun görmüş veya süt sağma izni vermiştir. Bu durumda toplu izin kuruma bağlı olarak onaylanan bir şeydir. Yasalarda söz konusu değildir. Dilerseniz haftalık, aylık olarak izni kullanma talebinde de bulunabilirsiniz.
Toplu kullanıma izin veren iş yeriniz için ayrıca hesap yapmanız gerekmiyor. Çünkü sistemlerde otomatik olarak çalışma günleriniz ve izin saatleriniz hesaplanmakta. izin sürelerini merak edip hesaplama yolu ile kontrol edebilirsiniz. Süt izni hesaplama
Minik bir bebeğin beslenme ihtiyacını karşılayan temel kaynak sizseniz süt izninin süresi, ne zaman başlayacağı ve ne kadar olacağı konularıyla ilgili soruların yanıtları sizin için önemlidir.
İzninizin hangi tarihte başlayıp hangi tarihte biteceğini belirleyin.
Çalıştığınız günlerin toplamını alın.
Kamuda çalışan anneler için, ilk 6 ayı 3 saatlik izin ile sonraki 6 ayı 1,5 saatlik izin süreleri ile çarpın. Özel sektörde sadece 1,5 saat ile çarpın.
Çıkan sonuçları 7,5 ile çarparak izin süreleri hesabınızı yapabilirsiniz.
Süt izni hesaplamaları gibi hesaplamalar size yanlış bilgiler sunabilir. Normalde süt izinleri kamuda çalışan anneler için geçerlidir. Bu yüzden hesaplamalarda ilk 3 saat sonra 1,5 saatle hesaplanır. Bu tarz hesaplamalar özel sektörde çalışan anneler için geçerli olmayabilir. Çünkü özel sektörde süt izni süresi yalnızca 1,5 saat olarak belirlenmiştir. Yasal olarak bu hak çalışan annelere sunulduğu için maaşın eksik verilmesi gibi bir durum mümkün değildir. Bu nedenle işverenin eksik maaş yatırması durumunda yasal olarak şikâyette bulunma hakkına sahipsiniz.
Süt izni süresi hakkında bilmeniz gerekenler
Günlük verilen 1,5 saatlik izni bebek 1 yaşına gelene kadar kullanabilirsiniz.
Yasal olarak, anne iş yerine dilekçe ile başvurur. Bu dilekçe karşılığında verilen onay kâğıdı ile süt iznine sahip olmuş olur.
Kanunlarca tanınan bu izin, işveren tarafından verilmezse anne hakkını arayıp tazminat talep edebilir.
Anneler dilerse süt izni süresini 1,5 saatlik süreyi işe geç gitme ya da işten erken çıkma olarak kullanabilir.
Yasal olarak toplu hâlde kullanılmayan süt iznini, işverenin aylık veya haftalık olacak şeklinde verdiği de görülmektedir.
Anneler için yasalarda, annelik izni bittikten sonra 6 ay daha verilmiş bir izin de mevcuttur.
Doğumdan sonra da yasalara göre doğumdan sonra 60 gün olacak şartı ile ücretsiz izin kullanılabilir. Ancak bu haktan yararlanan anneler ayrıca süt izninden yararlanamaz.
Doğum yapan anneler çocukları okul çağına gelene kadar kısmi süreli çalışabilir diyen bir yasa da mevcuttur. Bu tarz yeni doğum yapmış ve çalışan anneler ile ilgili olan kanunları muhakkak araştırıp öğrenin.
Yarım gün süt izni kullanmak isteyen annelerin dilekçe ile bu izni kullanabilecekleri söylenmekte. Doğum izinlerinin bitmesinden sonra yarım günlük izinlerini kullanabilirler.
İş yerleri evlerine uzak olan annelerin akılları yavrularında kalır. Hiçbir anne yavrusunu bırakıp işe gitmek istemez. Hele ki süt alması gereken en önemli zamanlarında bebeğine gerekli besini sağlamak isteyen anneler, süt sağma işlemi kullanabilirler. Bunu sabah işe gitmeden evvel yapıp, evde bebeğinizle ilgilenen kişiye bırakabilirsiniz. Ya da iş yerinde süt izin saatini süt sağma işleminiz için kullanabilirsiniz.
Çalışma ve Süt İzni Başvurusu
Doğum yapan annelere hastane tarafından doğum belgesi verilir. Bu belgeler SGK kurumlarına geçirildikten sonra işleme alınır. İşleme alınan belgeyi işyeriniz onayladığı takdirde çalışma izniniz onaylanmış olur. 16 hafta boyunca izne ayrılmış olarak görülen anne bu süre içinde işe gitmez ve izinli sayılır. Bu tarz izinlerinizi ve işlemlerinizi sorgulamak için devletin resmî sayfalarından yardım alabilirsiniz.
Yasal olarak süt izninin sadece 1,5 saat olduğunu bilmemiz önemli. Siz yeni doğum yapmış annelerin bu gibi haklarını bilmelerinde her zaman fayda var. Toplu süt izni kullanmak, yasaların sunduğu bir şey değildir. Fakat işvereniniz ile anlaştığınız takdirde ister hafta olacak şekilde, isterse ay şeklinde kullanma hakkınız var. Bebeklerin 1 yaşına kadar anne sütü almaları sağlanmalıdır. Yasal olarak 1 yaşına basan bebeğiniz için artık süt izni kullanamazsınız. Süre size yetersi gelecekse, size verilen yıllık izinlerinizden kullanabilirsiniz.
Yapay zekanın 1950 yılından beri fiilen hayatımızın içerisinde olduğunu daha önce vurgulamıştık. Hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki bu yazının yayın tarihinden 10 yıl sonra yapay zekanın; sağlık, eğitim, ulaşım ve eğlence sektöründe ne gibi devrimler yarattığına şaşırarak şahit olacağız.
Halihazırda tıp alanında çeşitli hastalıkları tespit etmek, ulaşım sektöründe insansız kullanılan taşıtları yönetmek, eğitim alanındaysa öğretmensiz sınıfları oluşturmak için başarılı denemelere imza atılan bu teknoloji; yakın gelecekte hayatımızın her alanında kendisini göstermeye başlayacaktır. Bildiğiniz üzere siber güvenlik sektöründe yapay zeka zaten aktif ve başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
Yapay Zeka ve Etik Tartışmaları
Yazılım teknolojileri ile ilgilenen hemen herkesin aklına zaman zaman “yapay zeka kullanımı etik mi?” sorusu gelir. Bu sorunun gelmesinin en büyük sebebi ise yapay zeka teknolojisinin bir insanın karar verme esnasında kullanmak zorunda olduğu vicdani kanaatlerden yoksun olduğu düşüncesidir. An itibarı ile bir önceki cümlede bahsettiğimiz endişe son derece doğrudur. Zira şuan yapay zeka, önceden kodlanmış tecrübe ve istatistikleri değerlendiren bir yazılımdan hallicedir. Ancak yapay zeka teknolojisini geliştirmekle meşgul olan birçok şirket ve akademi kurumu AR-GE departmanlarında; yapay zekayı bir insan hassasiyetinde karar verebilir halde geliştirmek için uğraşmaktadır.
Almanya’nın ünlü üniversitelerinden University of Konstanz’ın Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi’ndeki bilim insanları; yapay zekayı yargılamada kullanmak için 2016’dan bu güne geliştirmekte oldukları bu alandaki çalışmalarının süreçlerini/sonuçlarını kamuoyuna kapalı olarak yapmaktadır. Ancak bilim kulislerinden edinilen bilgiye göre çalışma, henüz istenilen gelişim seviyesine yakınlaşamamıştır.
Özellikle hukuk ve tıp alanlarında, önceden belirlenmiş mantıksal doğrultuda karar vermekten henüz bir adım öteye taşınamayan yapay zeka teknolojisinin; bu alanlarda mutlak çözüm olarak kullanılmasının halihazırda etik olmadığı tüm bilim çevrelerince kabul edilmiştir. Fakat görünen o ki yakın gelecekte mahkeme salonlarında ve hastanelerde yapay zeka teknolojisini “karar verme sürecini destekleyen bir araç” olarak görmek muhakkaktır.
Yapay zeka alanında geliştirmeler yapan yazılımcılar genellikle “Python” isimli programlama dilini kullansa da bu teknoloji tüm kodlama dilleri ile geliştirilebilmektedir. Zira sık sık duyduğunuzu tahmin ettiğimiz “algoritma” terimi, yapay zekanın temelini oluşturmaktadır. Bir algoritmayı da herhangi bir kodlama dilinde yazmak mümkündür. “Algoritma nedir?” sorusuna yanıt vermek gerekirse; “herhangi bir problemi çözmek ya da herhangi bir işlemi gerçekleştirmek için yazılan kurallar bütünü” tanımını kullanabiliriz.
Python kodlama dilinin yapay zeka alanında sıkça kullanılmasının nedeni temelde; blog alanında WordPress, e-ticaret alanında OpenCart tercih edilmesi ile aynı sebeplere dayanır. Bunu bir örnekle daha somut hale getirmek gerekirse; herhangi bir alanda bir blog sitesi kurmak istediğinizde WordPress tercih ederseniz ihtiyacınız olan birçok eklenti ve koda ücretsiz olarak erişebilirsiniz. Blogunuzu geliştirmek ve kendinize özel yazılımlar kodlatmak için ücretli destek almak isterseniz en uygun maliyetleri WordPress tabanlı bloglarda sağlayabilirsiniz. Zira WordPress popülerdir ve dünya üzerinde yüz binlerce geliştiricisi bulunmaktadır. Bu da geliştiriciler arasında finansal rekabet anlamına gelir.
İşte Python’u da yapay zeka uygulamalarında en çok tercih edilen kodlama dili haline getiren ilk özelliği, ücretsiz kaynakların diğer kodlama dillerine göre daha fazla oluşudur. Bu ücretsiz kaynaklar sayesinde Python ile yapay zeka geliştiren yazılımcıların sayısı, diğer kodlama dillerinde yapay zeka geliştiren yazılımcı sayısına göre daha fazladır ve ücretli destek almak için başvurabileceğiniz uzman havuzu son derece geniştir.
Yapay zeka ve makine öğrenmesi için Python kodlama dilinde açık kaynak kodlu yayın yapan yüzlerce kütüphane bulunsa da, TensorFlow, Scikit learn, NumPy, SciPy, Matplotlib, Keras, PyTorch, Torch ,Theano, Gensim, Caffe, Chainer, Statsmodels, Shogun, NuPIC, Neon, Nilearn NeuroImaging, Scikit ve Pymc; popüler Python kütüphaneleri ve modülleri arasında yer alır.
Halen geliştirilmekte olan ve dünya var oldukça geliştirilmeye devam edilecek olan yapay zeka teknolojisi, halihazırda birçok sektörde kullanılmaktadır fakat dürüst olmak gerekirse hayatın her alanında kullanılabilmek için yeterli seviyede değildir. Ancak siber güvenlik alanında geliştirilen yapay zeka teknolojisi ve makine öğrenmesi; var olan denemelerin en başarılısı olarak tanımlanabilir. Ayrıca derin öğrenmenin en stabil çalışan örnekleri de yine siber güvenlik alanında uygulanmaktadır.
Yazılım dünyasında “malware” olarak tabir edilen ve dilimize “zararlı yazılım” olarak çevrilen ve sıradan internet kullanıcıları arasında “virüs” adı ile haisimlendirilen yazılımlar; günümüzde yapay zeka uygulamaları ile saptanmaktadır. Eski teknolojide kullanılan antivirüs programları; bilgisayara girmeye çalışan bir yazılımın zararlı olup olmadığını saptamak için virüs veri tabanını kontrol ederdi. Yani sisteminize girmeye çalışan zararlı yazılım eğer o antivirüs programı tarafından bilinmiyor ise herhangi bir engele takılmadan sisteminize sızabilirdi. Daha somut bir örnekle açıklamamız gerekirse dokunmak istediğiniz sobanın sıcak olup olmadığını öğrenmeniz için daha evvel o sobaya birilerinin dokunarak tecrübe etmiş olması gerekirdi. ????
Günümüzde yapay zeka teknolojisinden faydalanan siber güvenlik sistemleri ise zararlı yazılımları test etmek için tıpkı bir insanmış gibi mantık yürütmeye çalışmaktadır. Sisteminize kurmaya ya da indirmeye çalıştığınız bir dosyanın kullandığı bant genişliğini, sistemde nereye erişmeye çalıştığını, harcadığı kaynak miktarını ve daha birçok veriyi analiz ederek; söz konusu yazılımın güvenli olup olmadığı konusunda fikir yürütmeyi amaçlamaktadır. Yani sobanın sıcak olup olmadığını anlayabilmeniz için ona dokunmanıza gerek kalmamaktadır. Yalnız yine de %100 başarılı olduğunu söylemek doğru değildir. Sadece yapay zeka değil insanoğlu da siber güvenliği tehdit eden saldırıları algılamada %100’lük bir başarı sağlayamamıştır. Özetle, %100 siber güvenlik şu an için hiçbir sistemle mümkün değildir çünkü işin içindeki en önemli faktör hala ‘’insandır.’’
2012 yılından bu yana dünyanın teknoloji devi firmaları ve üniversiteleri tarafından milyarlarca dolar ile ifade edilecek yatırımlarla siber güvenlik alanında yapay zeka temalı AR-GE çalışmaları yapılmaktadır. Tekrar etmekte fayda var ki yapay zekanın en başarılı biçimde uygulandığı alanlardan birisi siber güvenlik teknolojileridir.
Dünyanın en zeki varlığı olarak kabul edilen insanoğlu yerine neden bilgisayar programlarını zeki hale getirmek istenilir ki? Peki bir makine tıpkı bir insan gibi mantıklı kararlar verebilir mi? Yapay zeka gerçek zekaya karşı mücadele edebilir mi?
Yukarıdaki soruları cevaplamaya başlamadan önce University of California Davranış Bilimleri Akademisi tarafından yapılan zeka tanımını incelemek gerekir. Ünlü akademi, zekanın tanımını “bulunulan ortama ve duruma hızlı uyum sağlama becerisi” olarak yapmaktadır. Özetle, bahsi geçen üniversiteye göre; içinde bulunduğunuz duruma ne kadar çabuk adapte olur ve mevcut sorunlara karşı ne denli hızlı çözüm üretirseniz, o derece zekisinizdir.
Aslında yapay zekanın gereksinim haline gelmesi, tam da yukarıdaki tanımdan kaynaklanmaktadır. Zira insanoğlu aynı zamanda duygusal bir varlıktır ve bulunduğu duruma adapte olup sorunlara çözüm üretirken, bazı duygusal engellere takılabilir. Örneğin; bir yakınını kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan bir insan, yaptığı işe adapte olmakta uzun süre sorunlar yaşayabilir. Bu da düşünme, karar verme, problem çözme ve çözümü uygulama süreçlerini olumsuz etkiler. Üstelik insanoğlu duygusal çöküntülere uğrama riski yüksek bir varlıktır. Halbuki duygusal yıpranma ihtimali olmayan bir makine ya da yazılım; fiziksel gerekliliklerin sağlanması halinde her türlü şart altında aynı performansta çalışabilir. Başka bir söylemle ifade etmek gerekirse; elektrik ile bağlantısı kesilmeyen bir bilgisayar, sürekli aynı verimlilikle iş görebilir.
Yapay zekayı ihtiyaç haline getiren bir başka neden ise kalifiye insan kaynaklarının yetersiz oluşudur. Öyle ki insanoğlunun bir alanda uzmanlaşması ve uzmanlığını yeni bir kişiye aktarması için uzun yıllar gereklidir. Halbuki bir makineyi veya yazılımı herhangi bir alanda uzmanlaştırabilirseniz seri üretim ile binlerce, hatta yüz binlerce kopyasını oluşturabilirsiniz. Örneğin; alanında uzmanlık almış bir tıp doktorunun yetişmesi için on yıldan fazla süre gerekmektedir fakat bir bilgisayar programını tıp doktoru haline getirebilirseniz dünya üzerindeki tüm sağlık kurumlarına eş zamanlı olarak ve ihtiyaç duyduğu kadar (hatta ihtiyacından daha fazla) dağıtım ve bilgi transferi yapabilirsiniz.
Kısacası yapay zeka teknolojisi, insan kaynaklarının yeteri kadar fazla olmaması ve olan kaynağın da istenilen verimde çalışmaması nedeni ile gereklidir. Peki yapay zeka insan zekasının yerini tutar mı? Dilerseniz şimdi de bu soruya yanıt vermeye çalışalım.
Yukarıdaki paragrafın son cümlesinde sorulan soruya cevap vermek için yapay zeka teknolojisinin fikir babası olarak kabul edilen Alan Mathison Turing’in adının verildiği bir testten bahsetmek gerekir. Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl düzenlenen “Loebner Ödülleri” isimli yarışmada uygulanan bu test, “Yapay zeka insan zekasının yerine geçebilir mi?” sorusunun en somut yanıtıdır. Yarışmacılar tarafından geliştirilen ve insan gibi sohbet etmeye programlanmış diyalog yazılımlarının denekler üzerinde denenmesine dayalı yarışmada; gerçek insanlar bir paravanın arka tarafına geçerek bilgisayar üzerinden sohbet etmektedir. Denekler karışık olarak gerçek insanlarla ve yazılımlarla sohbet ettirilir. Testin sonunda denekler, bazı yazılımlar için “gerçek insanla sohbet ettim” demektedir. Oldukça şaşırtıcı bir sonuç değil mi?
Elbette yukarıdaki testin sonucu sadece yapay zekanın önümüzdeki yıllarda ne kadar gelişebileceğini gösterme yolunda bir delildir. Günümüzde çeşitli alanlarda kullanılan yapay zeka teknolojisi, hala insanoğlunun denetimine muhtaçtır.
Yapay zekâ (YZ, İngilizce: Artificial intelligence, AI), insanlar da dahil olmak üzere hayvanlar tarafından görüntülenen doğal zekânın aksine makineler tarafından görüntülenen zekâ çeşididir İlk ve ikinci kategoriler arasındaki ayrım genellikle seçilen kısaltmayla ortaya çıkar. "Güçlü" yapay zeka genellikle Yapay genel zekâ (İngilizce: Artificial General Intelligence kelimelerinin kısaltılmışı olarak: AGI) olarak etiketlenirken "doğal" zekayı taklit etme girişimleri yapay biyolojik zeka (İngilizce: Artificial Biological Intelligence: ABI) olarak adlandırılır. Önde gelen yapay zeka ders kitapları, alanı zeki etmenlerin çalışması olarak tanımlar: Çevresini algılayan ve hedeflerine başarıyla ulaşma şansını en üst düzeye çıkaran eylemleri gerçekleştiren herhangi bir cihaz. Halk arasında, "yapay zeka" terimi genellikle insanların insan zihni ile ilişkilendirdiği "öğrenme" ve "problem çözme" gibi "bilişsel" işlevleri taklit eden makineleri tanımlamak için kullanılır.
Makineler gittikçe daha yetenekli hale geldikçe, "zeka" gerektirdiği düşünülen görevler genellikle AI etkisi olarak bilinen bir fenomen olan AI tanımından çıkarılır. Tesler'in Teoremindeki bir espri, "AI henüz yapılmamış şeydir" der.
Örneğin, optik karakter tanıma AI olarak değerlendirilen şeylerin dışında tutulur , rutin teknoloji haline gelir.
Genellikle yapay zeka olarak sınıflandırılan modern makine yetenekleri satranç ve Go gibi stratejik oyun sistemlerinde, en üst düzeyde rekabet eden insan konuşmasını anlama ve poker kendi kendine giden arabalar gibi kusurlu-bilgi oyunlarını içerik dağıtım ağı 'ndaki akıllı yönlendirmeyi ve askeri simülasyonları kapsar.
Yapay zekâ çalışmaları sıklıkla insanın düşünme yöntemlerini taklit eden yapay yöntemler geliştirmeye yöneliktir, ancak bununla sınırlı değildir. Öğrenebilen ve gelecekte insan zekâsından bağımsız gelişebilecek bir yapay zekâ kavramına doğru yeni yönelimler oluşmaktadır. Bu yönelim, insanın evreni ve doğayı anlama çabasında kendisine yardımcı olabilecek belki de kendisinden daha zeki, insan ötesi varlıklar meydana getirme düşünün bir ürünüdür. Bu düş, 1920'li yıllarda yazılan ve sonraları Isaac Asimov'u etkileyen modern bilimkurgu edebiyatının öncü yazarlarından Karel Čapek'in eserlerinde dışa vurmuştur. Karel Čapek, R.U.R adlı tiyatro oyununda yapay zekâya sahip robotlar ile insanlığın ortak toplumsal sorunlarını ele alarak 1920 yılında yapay zekânın insan aklından bağımsız gelişebileceğini öngörmüştür.
1453’te camiye çevrilen Ayasofya birçok defa restore edildi. 1930 ile 1935 yılları arasındaki restorasyon çalışmaları nedeniyle halka kapatılan Ayasofya, Bakanlar Kurulu’nun 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrildi. Ayasofya'nın ibadete kapanmasının ardında siyasi baskılar vardı.
AYASOFYA NEDEN MÜZEYE ÇEVRİLDİ?
Ayasofya 3 Kasım 1934’te, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığındaki vekiller heyeti kararıyla müzeye çevrildi. Ayasofya muhtelif talep ve politik baskılara karşı müzeye çevrilmiştir. Tarih profesörü İlber Ortaylı'nın verdiği bilgilere göre; Ayasofya’nın müze haline getirilişinin arkasındaki dış siyasi baskıların varlığı veya etkinliği henüz bilinmiyor ama bu eser hiçbir dini cemaatin ayinine açılmamak kararıyla bir dönüşüm yaşamıştır. 1923'te cumhuriyetin ilanından sonra cami olarak kullanılmaya devam etse de, Ayasofya 1931'de kapatıldı. Ayasofya, Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile 1935 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün verdiği izin sonrası başlayan çalışmalar 15 yıl sürdü ve 1947'de tamamlandı.1996'da Dünya Anıtları İzleme listesine alınan Ayasofya'nın kubbesi ve minareleri, Dünya Anıtları Fonu'nun da desteğiyle 1997-2002 arasında restore edildi. Müze aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası listesinde.
Anadolu'nun bir taşra kentinden Yeni Dünya'nın metropollerine kadar uzanan bir coğrafyada kaynaşan insanımız... Modernleşmiş olanlarla kişiliklerini koruma çabasıyla bunun dışında kalanlar... Her iki kesitte yaşayan insanların kendi kendileriyle gerek çevreleriyle olan çatışmalarından doğan dram... Eksik kalmış aşklar, eksik bırakılmış eylemler... Bu kitabı okurken Batı kültürünün baskısı ile çaresiz bırakılmış insanımızın bocalayışını, gizli protestolarını ve gizli kabullenişlerini göreceksiniz... Rasim Özdenören'in üslubunu sevenler, bu kitapta onun başlıca özelliklerini bir arada bulacaklar... MEB tarafından okullarda tavsiye edilen kitaplardan olan Gül Yetiştiren Adam, yeni baskısıyla raflarda yerini aldı.
Yayın Tarihi: 22.02.2021
ISBN: 9789753551663
Dil: TÜRKÇE
Sayfa Sayısı: 136
Cilt Tipi: Karton Kapak
Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı
Boyut: 12.5 x 19.5 cm
Sağlık sorunları nedeniyle bir süredir Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi gören Rasim Özdenören, 82 yaşında hayatını kaybetti. Özdenören, Türk edebiyatına damga vuran Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Nuri Pakdil, Mehmet Akif İnan, Alaeddin Özdenören ve Ali Kutlay'dan oluşan '7 güzel adam' arasında yer alıyordu
Edebiyat dünyasının usta ismi Rasim Özdenören, yaşamını yitirdi. Yaklaşık bir aydır
Ankara Tıp Fakültesi Hastanesin'nde tedavi gören sanatçı, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: VEFATINI TEESSÜRLE ÖĞRENDİM
Rasim Özdenören'in vefatı sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Edebiyatımızın büyük ustalarından, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü sahibi, “Gül Yetiştiren Adam” Rasim Özdenören’in vefatını teessürle öğrendim. Sayın Özdenören’e Allah’tan rahmet niyaz ediyor, ailesine, sevenlerine ve tüm edebiyat camiasına başsağlığı diliyorum." ifadelerini kullandı.
Habertürk
Türkiye’nin en büyük alışveriş portalı Trendyol’un Influencer üzerinden yürüttüğü bir affiliate sistemi bulunmaktadır. Trendyol Influencer İşbirliği adı verilen bu sistem aracılığıyla; sosyal medyada önemli düzeyde takipçisi bulunan fenomenlere önemli bir kazanç fırsatı sağlanıyor.
Trendyol aracılığıyla para kazanmak isteyenlerin en çok kullandığı yöntemlerden bir tanesi olan Trendyol Influencer İşbirliği’ne başvurmak ve para kazanmaya başlamak çok kolay. Trendyol Influencer İşbirliği başvurusu nasıl yapılır ve ne kadar kazanılır gibi sorulara sahipseniz; rehberimiz her konuda size yardımcı olacaktır.
TRENDYOL INFLUENCER İŞBİRLİĞİ NEDİR?
Ülkemizin en büyük alışveriş portalı olan Trendyol’un bir pazarlama yöntemidir. Genel olarak sosyal medyada yüksek takipçisi olan hesap sahiplerine verilen otomatik reklam seçeneğidir. Sistem genel olarak kazan-kazan prensibi ile çalışmaktadır.
Trendyol ilgili fenomen hesaplara reklam vermektedir. Bu reklamlardan gelen satışlardan da komisyon ödemesi gerçekleştirmektedir.
Sosyal medyada takipçi sayılarınız yüksekse; Trendyol’un ilgili sistemi aracılığıyla reklam alabilir ve bu reklamları yayınladıktan sonra gelen satışlardan komisyon kazanabilirsiniz. Trendyol Influencer İş birliği sistemi genel hatları ile bu sistemi otomatik hale getiren bir platformdur.
TRENDYOL INFLUENCER İŞBİRLİĞİ BAŞVURU ŞARTLARI
Trendyol ilgili platforma elbette tüm sosyal medya kullanıcılarını kabul etmemektedir. Söz konusu platforma kayıt olmak ve reklam almaya başlamak için ilgili sosyal medya platformunda fenomen olmanız gerekiyor.
Trendyol son dönemde başvuruların büyük kısmına olumlu yanıt sağlıyor olsa bile minimum 10 bin takipçi kuralına muntazaman önem göstermektedir.
Trendyol İşbirliği Başvuru şartları:
18 yaşından büyük olmak
En az 10 bin takipçi
Beğenilerin organik olması (bot gibi sistemlere başvurulmamış olması)
Etkileşimin yüksek olması
Aktif olarak bir ajans ile çalışıyor olması gerekiyor. Ajans ile çalışmayanların fatura kesmek üzere vergi numarasına sahip olması gerekmektedir.
Platforma kayıt olacak olan sosyal medya hesaplarında aktif olarak ürün satışı yapılıyor olması gerekiyor. Kısaca hiç ürün satış yapmamış hesaplar bu açıdan kabul edilmiyor. Bu önemli bir kriterdir. Dolayısıyla komik videolar paylaşan bir hesap kabul edilmeyebiliyor.
Trendyol’un kabul ettiği sosyal medya hesapları:
Facebook
Instagram
Tiktok
Twitch
Twitter
Yukarıda yer alan şartları taşıyan her hesap Trendyol’un ilgili sistemine başvuruda bulunabilmektedir. Başvuruda bulunmak üzere bir ajansa üye olabilir veya doğrudan fatura kesebiliyorsanız başvuru yapabilirsiniz
Çocuğunuzun 2 yaş sendromuna seyirci kalmayın, onun duygularını anlamaya çalışarak bu dönemi hep birlikte atlatın. Böylece daha sonraki yılların keyfini sorunsuz çıkarın.
Bebeklik döneminin bitişi çocukluk döneminin başlangıcı olarak kabul edilen 2 yaş, çocukların en çok zorlandıkları dönem olarak gösteriliyor. Bu dönemde çocukların yaptığı davranışları "Neden?", "Niçin?" diye anlamaya çalışmak gerekmiyor. Önce bunu unutmamanız gerekiyor, sonraki adım ise sizin çocuğunuzla aranızda kuracağınız empati yeteniğinize kalıyor. Çocuklar her dönemde anne-babalarına yeni yeni şeyler öğretiyor, ama bunlarla nasıl baş etmek gerektiği konusunda ise pek yardımcı olmuyorlar. İşte size yardımcı olacak bilgiler...
İşte 2 yaş!
Bu dönem, bebeklikten çocukluğa geçiş evresini temsil eder. Özellikle de çocuğun duygusal dünyasında büyük iniş-çıkışlara neden olur. Ayrıca "2 yaş sendromu" ya da "Korkunç 2 yaş" olarak adlandırılır. Bu süreç 2 yaşla birlikte başlayabileceği gibi 18 ay civarında da görülebilir ve 36. aya kadar devam edebilir. Bu dönemde çocukta görülen en belirgin özelliklerin başında negatif tutum gelir. Bebeklik döneminde anne ile kendi arasında ayrım yapmayan çocuk, hareket becerilerinin gelişmeye başlaması, başka kişiler ve eşyalarla yeni deneyimler yaşaması sonucunda kendisini anneden ayrı bir birey olarak algılamaya başlar. Böylece anne ile arasındaki mesafe giderek artar. Çocuk zamanla kendi isteklerinin ve duygularının olduğunu da fark eder. Önceleri anne-baba ve diğer yetişkinlere uyum sağlayan, anlayış gösteren çocuk; sözcük dağarcığına "hayır", "yapmayacağım", "yemeyeceğim" gibi ret içerikli kelimelerinin eklenmesiyle her şeyi zor kabul etmeye başlar. Çocuğun kendi istek ve ihtiyaçlarının farkına varması, onun bireyselleşmesi için gerekli bir adımdır.
Çatışma dönemi
Anne-babalar, kimi zaman çocuklarıyla benzer tutumlar da sergileyerek yetişkin konumlarını kaybederler ve çocuklarıyla güç mücadelesine girerler. Ev ortamında yapılan gözlemlerde; anne-baba ve çocuk üçgeni arasında hafif ve orta ölçekli çatışma sıklığının her üç dakikada 1 ve her bir saatte de 3 kere yaşandığı belirlenmiştir. Çocuğun yaşı küçük oldukça çatışma sıklığı daha da artar. 2-3 yaş arasındaki çocuklar anneleriyle 4-5 yaşındakilere göre iki kat fazla çatışma sorunu yaşar. Dolayısıyla 2 yaş çocuğu sahibi anneler bu dönemi yoğun, yorgun ve gerilim içinde yaşarlar.
Kendine yeten çocuklar
Becerilerindeki önemli gelişmeler sonucunda çocuk, kendi kendine yetebileceğini ve artık çevresindeki yetişkinlere ihtiyacı olmadığını düşünebilir. Bu nedenle kendisine yöneltilen yardım tekliflerine şiddetle karşı çıkar. Ancak yaşadığı deneyimler her zaman olumlu sonuçlanmayabilir. Bunun sonucunda ise hayal kırıklığı, üzüntü ve yetersizlik hissi kaçınılmazdır. Öfke, üzüntü, sevinç, heyecan hepsi hissedildiği gibi ortaya çıkar. Bunun nedeni çocuğun kendi iç dünyasında bu duygularla nasıl baş edeceğini bilemeyip, yeterince içinde tutup işleyemeden dışarı atma çabasından kaynaklanır. Öfke nöbetleri de böylesine baş edilemeyen duygular ve yoğun duygu seli içerisinde yaşanır. Duyguların bu şekilde ortaya çıkış şekliyle baş etmek kolay değildir. Anne-babalar çoğu zaman sadece gördükleri davranışa odaklanırlar. Ancak çocuğa ulaşmanın yolu duygudan geçer. Çocuk sakinleştikten sonra, onun neler yaşadığı ve hissettiği hakkında konuşulması gerekir.
Çocukların mizacı
Bazı çocuklar mizaç olarak daha sakin, kabul edici veya esnek olabilir. Bu nedenle "2 yaş sendromu"nu da daha kısa sürede ve az şiddetle geçirebilir. Kimi çocuk ise bu tür değişiklikleri kolay tolore edemez, duygularını çok yoğun yaşar, dışarıdan gelen uyarılara karşı çok duyarlıdır ve bebeklikten itibaren tepkiseldir. Aşırı duyarlı olan çocuklar ise bu dönemi daha da zor geçirir. Bu dönem hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan pek çok anne-baba çocuklarının inatçı, huysuz bir kişiliğe sahip olduğunu algılayıp, yaşadığı çatışmalarda çocuğu yargılar. Yaşanılan sorunlar çocuğun kötü karakterli olduğuna işaret etmez, sadece öğrenmesi ve geliştirilmesi gereken yeni davranış ve tutum biçimleri olduğunu gösterir. Bunlar da ancak anne-babanın desteğiyle gelişebilir.
Çatışmalara son verin!
Bu dönemde anne-baba ve çocuk arasında yaşanılan çatışmaları azaltmak ve çocuğun bireysel gelişimini desteklemek için yapılabilen pek çok şey vardır:
Bir adım önde olun: Çocuğunuzun zorlandığı anlanları en iyi siz bilirsiniz. Bunlarla ilgili önleyici stratejiler geliştirebilirsiniz. Örneğin; siz işten geldikten sonra yemek yedirmekte zorlanıyor, onun ilgisini yemeğe odaklamadan çatışıyorsanız, o zaman bırakın akşam yemeğini siz gelmeden yesin. Çocuğunuz belki de siz geldiğiniz için heyecanlanıyor ve konsantre olamıyordur. Onun yerine sizin yanınızda meyve yiyebilir ya da masaya oturur, ancak böyle bir durumda siz onun ne kadar yediğiyle ilgilenmeyin.
Gücünüzü hissettirin: Çocuğa güvenli bir ortamda sadece bakım verilmesi tümüyle sevgi ve şefkatle olmaz, bunun yanına yetişkinin gücünü de eklemek gerekir. Çünkü çocuklar birlikte oldukları yetişkinin güçlü, kendinden emin, ne yaptığını bilen, sakin ve otoriter olmasını ister. Çocuğu ağlarken, çaresizlik duygusuyla bebeğin karşısında ağlayan bir annenin gücünden ya da istediği bir şey alınmadığı için ağlayan bir çocukla baş edemediğinde onun isteklerini yerine getiren bir babanın gücünden söz etmek mümkün olmaz. Çatışma zamanlarında anne-baba soğukkanlılığını korumalı, öfke göstermeden sakin davranıp gücünü çocuğa hissettirmelidir. Böylece çocuk da bu gücü içselleştirip, ileride yaşayacağı benzer bir durumda kendisini kontrol edebilme gücünü bulabilir.
Kendini güvende hissedeceği kurallar ve sınırlar koyun: Çocukların kendi güvenliklerini sağlamanın sorumluluğunu almak için yeterince donanımları yoktur. Kendi adlarına sağlıklı karar alabilecekleri yaşa gelinceye kadar anne-babaların onlara yapmaları ve yapmamaları gereken şeyleri söylemesi gerekir. Sınırlar çocukları korur, nereye kadar kendilerinin özgürce hareket edebileceklerini öğretir. Böylece evin dışında başkalarına da sınır koyabilmeyi ve dolayısıyla da kendilerini koruyabilmeyi öğretir.
Kuralların ve sınırların açıklamasını yapın: Çocukların anlamadıkları bir şeye ayak uydurmaya çalışması beklenemez. Ayrıca kendisine konulan bu kuralların nedenini anlamaya da hakkı vardır.
Mesajların ne ve tutarlı olmasına dikkat edin: Çocukların yeni beceriler geliştirmesi, zaman ister. Konulan kuralların, verilen mesajların her zaman aynı ve tutarlı olması, çocuğun deneyimlerinden daha çabuk öğrenmelerine yardımcı olur. Önceden bildiği sonuçlarla karşılaşması olumsuz bir davranışın kendisine bir şey kazandırmadığını anlamasına ve bu tutumdan uzaklaşmasına yardımcıdır.
Seçim yapma hakkı verin: Çocuğunuz böylece karar verme keyfini tatmış olur. Eğer bir durumda istediği şey kabul edilebilir ve belli sınırlar içindeyse bunu seçenekli olarak sunmak daha iyi olabilir. Ceketini giymek istemeyen çocuğa "Kendin mi giymek istersin, ben mi sana yardım edeyim?" gibi bir yaklaşım uygundur. Küçük seçimler yapmasına izin verildiğinde, daha ilerde kendi başına önemli kararlar alma becerisini geliştirir. Böylece kendi hayatlarıyla ilgili güç ve kontrol hissi oluşur.
Olumlu davranışları ödüllendirin, olumsuzu görmezden gelin: Genelde çocukların iyi yaptıkları, olması gereken doğal şeyler olarak görülüp dile getirilmez. Oysa çocuğun hak ettiğini düşündüğünüz şeyleri ödüllendirmek gerekir. Unutulmaması gereken, anne-babanın olumlu ilgisini görmesi ve ondan iyi bir şey duymasıdır. Bu, çocuk için en büyük ödüldür. Daha önce yapmakta zorlandığı bir şeyi yerine getiriyorsa takdiri hak ediyor demektir. Olumsuz her davranışa gösterilen tepkide çocuk anne-babanın ilgisini çekmeyi sağlayabilir. Bu nedenle çok gerekmedikçe her yaptığına müdahele etmemekte yarar vardır.
Günlük rutin oluşturun: Yaşanan çatışmaların birçoğu, çocuğun günlük rutinleriyle ilişkilidir. Yemek, uyku, yıkanma, diş fırçalama gibi rutinleri erken yaştan itibaren geliştirildiğinde çocuğun bu dönemde yaşayabileceği çatışmalar azalır. Çocuk hangi aktiviteden sonra neyin geleceğini bilirse bir sonrakine geçiş yapması daha kolay olacaktır.
Çocuğun daha az istekli olduğu bir şeyi, daha çok istediğinin önüne koyun: Örneğin; dondurmasını yemeğini bitirdikten sonra yiyebileceğini ya da banyodan sonra oyun oynayabileceğini söyleyin. İstediği bir şeye ulaşmak için, önündeki engeli bir an önce aşmak isteyecektir.
Duygularına temas edin: Çocuğunuzun, yaşadığı hayal kırıklığı, üzüntü ve endişe gibi duygularla baş edemediği için zorluk yaşayabilir. Duygularını onun adına ifade edin ki hem ne yaşadığını tanımlayabilsin, hem de bu duguların sizin tarafınızdan kabul edildiğini anlayabilsin. Ancak bunları dışa vurması için ona yol da göstermenize ihtiyacı olduğunu unutmayın.
Bu dönemin geçici olduğunu her zaman hatırlayın: Bu zorlayıcı süreçte sabır ve güleryüz çocuğunuzun gevşemesi için faydalı olsa da, bunu yapmak her zaman kolay değildir. Bu dönemin geçici olacağını kendinize hatırlatın ve kendinize iyi bakın.
Öfke krizlerine yardımcı olun: Çocuğunuzun öfke krizleri kaçınılmazdır. Bu gibi durumlarda anne-babaların çocuklarına yardımcı olmak için yapabilecekleri şeyler vardır.
Öfke krizlerinin sizi kontrol etmesine izin vermeyin: Öfke krizleri tahammül edilmesi zor deneyimlerdir. Özellikle sosyal ortamlarda yaşadığında utanç duygusu yaşattırabilir. Ağlamasını ve sorun çıkarmasını sonlandırması için istediğinin yerine getirilmesi, bir dahaki sefere krizin daha da kuvvetli yaşanmasına neden olur.
Dikkatini başka yere çekin ve bir adım sonrasını uyarın: Kriz yaşanabileceği bir durumu önceden anlayıp, dikkati başka şeye yönlendiren çocuk, sıkıntı duyduğu konudan uzaklaşabilir. Örneğin; bir an önce yemek isteyen bir çocuktan sofrayı kurmasını istemek veya sohbet etmek dikkatini konudan uzaklaştırmak için yararlı olabilir. Bir adım sonra yapacağınız şeyi haberdar ettiğinizde, çocuğunuz kendini hazırlayacak ve geçişi daha kolay yapacaktır. Örneğin; kaydıraktan bir kere daha kaydıktan sonra parktan çıkacağınızı söyleyin ki bir süprizle karşılamasın, kendini hazırlayabilsin.
Öfke krizi sırasında sakinleştirmeye çalışmayın: Böyle bir çaba, krizin daha fazla uzamasına neden olur. Sakinleşmesi için çocuğunuzu rahat bırakın, kabul ediyorsa uzaklaşın. Yanında durduğunuzda hiç konuşmadan onun susmasını bekleyin. Çocuğunuz neye ihtiyacı olduğunu size söyleyecektir.
Görmezlikten gelin: Çocuklar kendi kendilerine öfke krizi geçirmezler. Hemen her zaman bir seyirci karşısındadır. Özellikle dikkat çekmek için yapıldığını düşünüyorsanız görmezlikten gelmek gerçekten yararlı olacaktır. Gazete alıp okumak veya başka şeyle ilgilenmek çocuğun beklediği ilgiyi sağlamaz, tekrar etmemesi için ödüllendirmez.
Karşıt gelme, negativizm, öfke nöbetleri hem çocuk hem de anne-baba için baş edilmesi zor süreçlerdir. Sağlıklı tamamlanan bu süreç sonunda, çocuk yeni gelişen becerileriyle bir birey olmayı öğrenir. Anne-baba ise çocuğuyla yaşadığı bu süreç ile çatışma, problem çözme ve uzlaşma sanatının inceliklerini öğrendiği gibi kendi kendine yeten bir çocukla yaşamanın da keyfine ulaşır.
Anne-babalar tutarlı olmalı
Anne-babalar, 2 yaşındaki çocuğuna uyguladığı kurallar konusunda fikir birliğine varmalı ve kurala sonuna kadar uyulması gerektiğini unutmamalıdır. Tam dersi durumlar söz konusu olduğunda çocuk, böylesine bir yaklaşımı bir tür ödül olarak algılar ve çatışmadan kendisine bir avantaj sağlayıp, daha da ısrarcı ve kriz çıkaran konumunda kalmayı tercih eder. Bazen de anne-baba yaptırmak istediklerini ya da vermek istedikleri mesajı çocuğun hazır olmadığı bir anda söyleyebilir. Oysa 2 yaş çocuğunun zihnini meşgul eden o kadar çok şey vardır ki birisini gerçekten duyabilmesi için onunla göz göze gelinmesi, aynı seviyeye inilmesi ve kararlı bir ses tonuyla konuşulması gerekir.
Baş ağrısı, her yaşta görülebilen ve birçok kişinin tecrübe ettiği, çeşitli rahatsızlıklara bağlı olarak veya yaşam tarzından kaynaklı olarak ortaya çıkabilen bir rahatsızlık türüdür.
Bu yöntemleri deneyerek siz de baş ağrısından kurtulabilirsiniz.
Bir fincan kahve
Kafein baş ağrısını azaltır. Ağrı başlarken, henüz şiddetlenmeden içeceğiniz bir fincan kahve ağrının şiddetlenmesine engel olur.
Lavanta kokusu
Lavanta kokusu rahatlatır ve baş ağrısı üzerinde sağaltıcı etkisi vardır. Birkaç damla lavanta yağı ile boynunuza ve şakaklarınıza yapacağınız masaj ağrıyı biraz dindirir. Sıcak su içine birkaç damla lavanta yağı damlatıp teneffüs etmek de işe yarar. Elinizin altında lavanta yağı yoksa, lavanta kokuları da iş görür.
Kendinize dokunun
Hafif canınız yanacak ama kendinize dokunmalarınız çok işe yarayacak.
- Kulaklarınızı baş ve işaret parmaklarınız arasında ikiye katlayın. 1 dakika sıktıktan sonra bırakın.
- Kulak memelerinize 1 dakika süreyle mandal takın.
Burunda normal olarak geçmesi gereken havanın çeşitli nedenlerle geçememesi durumu burun tıkanıklığı adını almaktadır. Burundan nefes alarak akciğere giden havanın ağız yoluyla dışarı verilmesi kişinin doğru bir nefes alıp verdiğini gösterir. Nefes alıp vermemizi sağlayan havanın ağız yoluyla alınması sert, soğuk ve kuru havanın direkt olarak akciğerlere gitmesine neden olur.
Bu ise zaman zaman üst solunum yolu enfeksiyonlarına sebep olabilmektedir. Burundan nefes almak, alınan havayı önemli ölçüde rutubetlendirerek akciğere gönderdiği için hastalık riski yok denmese bile en aza indirgenebilmektedir. Solunan hava dolayısıyla burun tıkanıklığı ciddi akciğer enfeksiyonlarına da neden olabilmektedir. Burnun tıkalı olması ile buradan geçemeyen hava ağız yoluyla alınması dolayısı ile ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.
Özellikle nezle, grip gibi kış aylarında sıkça rastlanan rahatsızlıklarla burun tıkanıklığı da beraberinde gelir. Bu ise kişiyi oldukça rahatsız eden bir durumdur.
Burun tıkanıklığı ile uyku bozukluğu, ağız kuruluğu, baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, koku alma bozukluğu, yatarken ağzımızı açık bırakma ihtiyacı gibi sorunları da beraberinde getirdiği gibi yaşam kalitemizi de oldukça düşürmektedir.