sözcükler yeter mi içinizdeki acının şiddetini anlatmaya(?)
Hangi densiz demiş; zaman her acıya ilaç
, zaman kendine çare bulabilmiş mi ki; olabilsin dertlere ilaç!..
Zaman ancak olgunlaştırıyor benim bahçemdeki meyveleri, ya da sararıp
zaman için de yok olacak güllerin gelişmesini
Ama asla çare olamıyor ne içimdeki dertlere,
ne de çığlık atamadığım gecelere
Pare pare bölünüyorum gecenin en zifirisi dünyama bulaştığında
Ve bedenim, arınamıyor acının şiddetinden
Dörtnala koşan çaresizlik büküyor belimi,
dudaklarım lal olmuş diyemiyor ki artık yeter!..
Suspus olmuş gece gibiyim; sözcükleri asmışım ay'ın ücra bir köşesine,
en güzel düşlerimi gizlemişim dağların aradın da ki ulu çınarın göğsüne ve
kurban vermişim en ihtişamlı çağımı,karanlıkların prensi olan geceye
Artık masallar anlatmak neye yarar, gökkuşağının tüm renkleri siyaha çalarken
kendini kandırmak koca bir yalan
Edilen hangi yemin tutuldu ki acıları son buldursun bu sahte zaman
İzaha lüzum kalmadı; konuşmak anlamsız artık ve beden,
metruk bir şehir gibi ak sanılan çarşaflar arasında
Benlik, kabullenmenin arifesin de, ama geç kalmışlığın ertesinde ve
acımasızlığın kol gezdiği hayatı bir solukta çekiyor ciğerlere
Şimdi hangi yemin rücu eder aslına, hangi sözcük aldığını getirip bırakır kapıma?
Her söylenen yalan soğuk bir hançer gibi sokulurken bağrıma;
dışarıya bahar gelmiş diyorlar, o da ne?
Şimdi tüm mevsimler hazan mevsimi, baharlar çoktan solmuş,
bu dert benim kime ne!..
Ben insanmışım...
Hakkımı haktan sipariş almışlar,
Düşünce yetime kelepçe takmaya musallat olmuşlar.
Yatıya kalmamış, dudakta okunan iyimser dualar.
Beynime kumanda takmış oynamaktalar, ama çakılmadım.
Kime ne ki ben kimim?
Nereye yürüyorum?
Gönlümün bahçesine günde kaç çiçek dikiyorum?
Aynamın cadısına günde kaç kez selam veriyorum?
Evimin hangi odasında ölmek istiyorum?
Bende bilmiyorum...
Ne tuhaftır ki, biriniz her zaman şanslı sıfatı aldınız.
Çoğunuz buraya test için atıldınız.
Yıprandıkça arttı aşkınız, yandınız.
Yarına salim çıkmak yetmez, yanıldınız.
Yankılanan milyar ahın hücumda ağır sövgüsü.
Tünel sonunda görülür ıstırahat köprüsü.
Ne zaman onla tanışacak bu ömrün paslı törpüsü?
Ve onca tünel faresinin gürültüsü...
Gözlerim sansür perdesi.
Bensiz ruhuma kaç para biçtin?
Hadi git, durma!...
Görmezden geldim.
Beni, benim önümde yerle bir ettin.
Ama; yürekler taştan duvardı
Söylenmemiş çok söz vardı
Bu Kadını ne sandın sen
Senin için ölürdüm ben
Bi savaş gibiydi sanki
Bi sevdadan daha fazla
Duydum ki;
Unutmak istemişsin adımı
Yakmak istemişsin hatıralarımı.
Ne diyebilirim ki ?
Ben senin günahlarına kefil olmuşken
Sen adımı unutmaktan başla ilk önce.
Sonra da hatıraları yakmakla devam et.
Yeter ki sen unut beni
Dağ olur katlanırım yalnızlığına
Toprak olur alışırım yokluğuna
Unuttuğunu bilsem de
Yine ben kefen olurum acılarına
Haydi adımı sil dudaklarından
Sonra da
Fakir yüreğimi sonsuza dek çıkar hayatından
İkimizde kaybettik bak sonunda ..
Yollarında toz
Dudaklarında söz olmuşken
Git hadi.
Sana verebileceğim tek birşey vardı;
Yamalı bir yürek
Canımı " canından " sök de git.
Merak etme
Gözlerimde kanasa da adın
Yüreğimde yine sana ağlarım.
Sen istemesen de
Sen beni sevmesen de
Koynundan ölüme koşarım
Giderken benli hatıraları sök takvimlerinden.
Sende hiç var olmadığımı
Yüreğine hiç dokunmadığmı düşün.
Yarım bedenimi dudaklarında öldürerek git
Hadi bekletme elindeki tetiği.
Körpe acılarını
Soğuk namlunun ağzına verip
Günahlarınla tam yüreğimden vur beni
Yüreği beş para etmez bu KADINI
Bir ikindi vakti
İki dudağın arasına kefensiz göm
akrep ağırbaşlı, vurdum duymaz
yelkovan inadına sabırsız böyle zamanlarda
bense beklemeyi öğrendim onlara inat
aşka tutsak vakitlerde gecenin soğuk elini tutup
gündoğumunu bekliyorum
sevgili geceyeli,bu manidar ve hassas cümlelerin arasında kaybolmamak elde değil,
ne mutlu böylesi güzelliği yaşayabilmeniz her ne vesile olmuşsa olsun,önemli olan
o ilahi tadı alabilmek,hoş buldum ruhu dingin güzel insan,tekrardan yüreğine sağlık