Halaskar

Halaskar

Üye
19.11.2005
Uzman Çavuş
5.566
Hakkında

  • Bu bana mail olarak gelmişti. Biri sürekli bunu mail atıyor herkese. 7000 insanın öleceğini gören kim merak ettim. Böyle bir şeyin doğruluğunu nasıl bileceğiz.
#26.12.2005 17:51 0 0 0
  • Türkiye Zeka Vakfı'nca düzenlenen yarışmada, Türkiye'nin en zeki 5 insanı seçildi. Birinciliği Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Mehmet Murat Sevim aldı.

    Türkiye Zeka Vakfı'nın, Milli Eğitim Bakanlığı, TÜBİTAK, ODTÜ, TOBB ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nin işbirliğiyle düzenlediği "Türkiye Zeka Oyunları Yarışması-Oyun 2005", tamamlandı. Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü hazırlık sınıfı öğrencisi Mehmet Murat Sevim, "Türkiye'nin en zeki insanı" seçildi.

    Yarışmada dereceye giren 5 kişi, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nde düzenlenen törenle ödüllendirildi.

    Sunuculuğunu Metin Uca'nın yaptığı törenin açılışında konuşan Türkiye Zeka Vakfı Başkanı Emrehan Halıcı, yarışmanın 10 yıldır düzenlendiğini belirtti. Zeka ile ilgili çeşitli toplantılar ve konferanslar, çalışmalar yaptıklarını bildiren Halıcı, "Bugüne kadarki çalışmalarımızın gelecek ve geçmiş yönünden muhasebesini yaptığımızda, yapmamız gerekenlerin çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Bireysel ve toplumsal olarak daha çok çalışmamız gerekiyor" dedi. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin hayalleri ve beklentileri gerçekleştirmek için fırsat olduğunu belirten Halıcı, "Bunun için akıllı insanlara ihtiyacımız var. Aklı ve gönlü zengin insanların çoğalmasını diliyorum" diye konuştu.

    "ZEKALAR İSRAF EDİLİYOR"
    TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tahsin Kesici de araştırmaların, insanların akıl ve zekalarının büyük bir kısmını kullanmadığını, israf ettiklerini gösterdiğini belirterek, bunu kullanmanın insanların kendi ellerinde olduğunu kaydetti.

    Konuşmaların ardından, yarışmada finale kalan 25 kişinin arasındandereceye giren 5 kişinin isimleri açıklanarak, ödüllendirildi. Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü hazırlık sınıfı öğrencisi Mehmet Murat Sevim, "Türkiye'nin en zeki insanı" seçildi. Sevim, bu unvanın yanı sıra 15 Cumhuriyet altınının da sahibioldu.

    Yarışmada, ikinciliği Hüseyin Kayabaşı, üçüncülüğü Kamer Alyanakyan, dördüncülüğü Orhan Nişancı, beşinciliği Hüsnü Sincar aldı.Yarışmanın ikincisi 10, üçüncüsü 5, dördüncüsü 3, beşincisi de 2 Cumhuriyet altını ile ödüllendirildi. Ayrıca dereceye girenlere birer saat hediye edildi.

    10. Türkiye Zeka Oyunları Yarışması'na, çoğunluğu İstanbul, Ankarave İzmir'den olmak üzere 5 bine yakın kişi başvurmuş, ilk elemeyi başarıyla geçen yaklaşık bin kişi 27 Kasım'da yarı finalde yarışmıştı.Yaş ve öğrenim durumu gibi sınırlamanın bulunmadığı yarışmada, 25 kişifinale kalmıştı.
#26.12.2005 08:38 0 0 0
  • noimage


    Türkiye çapında iki yıldan uzun süren bir araştırmaya göre, Anadolu'da yaşayan 550 bitki, sekiz balık, bir kurbağa, bir memeli ve bir kelebek türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

    Doğa Derneği'nin öncülüğünde sekiz üniversiteden bilim adamlarının katılımıyla yapılan araştırmada, sadece Türkiye'de bulunan 561 canlı türünün nesillerinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirlendi.

    550 bitki, sekiz balık, bir kurbağa, bir memeli ve bir kelebek türünden oluşan bu canlılar, Türkiye'de tek bir noktada yaşıyor ve büyük oranda insanların yarattığı tahribat nedeniyle yok olmak üzereler.

    Ağırlıkla Akdeniz'de

    561 türün önemli bir kısmı Akdeniz Bölgesi'nde, özellikle Antalya'da yaşam buluyor. Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu yok olan türlerin yoğunlaştığı bölgeler. Göller Bölgesi ve Orta Anadolu'da ise sekiz balık türü küçük kıyameti yaşıyor.

    Türkiye'nin en nadir kurbağası Toros kurbağası (Rana holtzi) Niğde'de, memeli türü Silifke kirpifaresi (Acamys cilicicus) Mersin'de, kelebek türü Malatya kelebeği (Polyommatus dama) ise Malatya'da bir tek noktada yaşıyor.

    Yok olan bitki türleri arasında en çok dikkat çekenlerden biri olan Likya orkidesinden (Ophrys Iycia) tüm dünyada sadece 40-200 birey kaldığı tahmin ediliyor. Likya orkidesinin yok olmasının nedeni, köklerinden salep ve dondurma yapılması.

    İnsan doğayı yok ediyor

    Türlerin yok olması doğal bir süreç olsa da, insan kaynaklı yok oluş süreci doğal süreçlere göre bin kere daha yüksek. Yakın tarihte, çoğu türün yok oluşu kedi ve fareler gibi hayvanların ıssız adalarda yerleştirilmesiyle meydana gelmişti.

    Son çalışmalar ise yok oluş krizinin şimdi genişleyerek dünyanın ana kara kütlelerine de büyük bir hızla yayıldığını ve risk altındaki türlerin çoğunlukla ana karalardaki dağlarda ve alçak arazilerde bulunduğunu gösteriyor.

    Geçtiğimiz günlerde küresel ölçekte yapılan bir araştırmada ise dünyanın 595 kritik bölgesinde yaşayan 794 memeli, kuş, amfibi, sürüngen ve kozalıklı ağaç türünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirlenmişti.
#26.12.2005 08:19 0 0 0
  • noimage

    Hollanda'nın Rotterdam kenti Rotterdam caddelerinde boy gösteren 'Parkshuttle' adlı şoförsüz minibüsler toplu taşımacılıkta yeni bir dönemin başlangıcı olarak görülüyor.

    İlk etapta Rotterdam Kralingsezoom Metro İstasyonu ile Cappelle aan de JIsel sanayi bölgesi arasında yolcu taşımaya başlayan altı adet şoförsüz minibüs, dört durağın bulunduğu 8 kilometrelik hattı 15-20 dakikada alıyor.

    Saatte 34 kilometre hız yapan araçların yolcu kapasitesi ise 20 ile sınırlı. Şoförsüz minibüsler dokuz ayrı yerde kurulan güvenlik kameraları yardımıyla tek bir merkezden kontrol ediyor.

    Yatay asansör mantığı

    Connexxion firması görevlisi ve Parkshuttle araçları sorumlusu Harry Hattink, kısa süre önce hizmete giren bu araçların en büyük özelliklerinin herhangi bir ray sistemi olmadan şoförsüz bir şekilde yol almaları olduğunu belirtti.

    Çalışma sisteminin yatay çalışan asansöre benzeten Hattink, şunları kaydetti: "Araca binecek olan yolcu, 8 kilometrelik yol güzergahında bulunan dört duraktan birine geldiğinde, duraklarda bulunan araç çağırma düğmesine basıyor...

    "Merkezi bilgisayar durak bilgilerini dolmuşlara bildirdikten sonra en kısa zamanda şoförsüz araçlar durak yerine geliyor. Şoförsüz minibüslere binen yolcular aracın içinde olan kontrol panelinde inecekleri dört duraktan birini tercih ediyor...

    "Daha sonra şoförsüz araçlar yolcuyu istediği yere götürüyor. Yolcular gideceği yer için bilet ücretini Ovchipcard (akıllı bilet) ile araca bindikleri istasyonda ödüyor. Araç sadece bu dört durakta yolcu alıp indiriyor."

    Daha önce de denendi

    Hollanda'da şoförsüz minibüs projesi ilk olarak 1990'lı yılların sonlarında 'Peoplemover' adıyla hizmete sokulmak istenmiş, ancak sıkça çıkan problemler sonrasında proje askıya alınmıştı.

    Belediyenin toplu taşıma bütçesinden toplam 6.35 milyon euro harcanan projenin tekrar hayata geçirilmesi için 2 milyon euro daha harcandı. Böylece şofjörsüz minibüs projesinin toplam maliyeti 8.35 milyon euro'yu buldu.
#26.12.2005 08:17 0 0 0
  • noimage


    Formula 1'de yer alması tüm takımlar tarafından onaylanan Super Aguri'ye 2006 sezonunda yarışması için şans doğdu.

    Formula 1'deki 11'inci takım olabilmek için uğraş veren Super Aguri, bu hedefe ulaşma yolunda çok önemli bir adım attı.

    Honda tarafından desteklenen Super Aguri'nin 2006 Formula 1 sezonunda yarışmasına tüm takımlar onay verdi.

    Uluslararası Otomobil Federasyonu'ndan da (FIA) izin çıkması halinde Super Aguri yeni sezonda Formula 1 organizasyonunda yer alacak 11'inci ekip olacak.

    Takımın kurucusu Aguri Suzuki yaptığı yazılı açıklamada, "10 F1 takımının da Formula 1 dünya şampiyonasına katılma başvurumuzu onayladığını duyurmaktan mutluluk duyuyorum" ifadelerini kullandı.

    FIA, geçtiğimiz ay 48 milyon dolarlık başvuru parasını yatırmakta geç kaldığı için Super Aguri'nin Formula 1'de yarışma talebini geri çevirmişti.

    Honda motorlarıyla yarışacak Super Aguri'nin iki pilotundan birisi büyük ihtimalle BAR tarafından serbest bırakılan Japon Takuma Sato olacak.
#26.12.2005 08:15 0 0 0
  • noimage

    McLaren Mercedes, 2007 ataklarına devam ediyor. Renault'nun en genç dünya şampiyonu unvanlı İspanyol sürücüsü Fernando Alonso 2007'de McLaren için yarışacak.

    Geçtiğimiz hafta İngiliz telekom şirketi Vodafone ile 2007 yılı için sponsorluk anlaşması imzalayan İngiliz takım, şimdi de dünya şampiyonu Fernando Alonso ile yine 2007 yılı için imza attı.

    İspanyol Alonso, bu yıl 24 yaşında Renault ile dünya şampiyonluğuna ulaşarak, Formula 1'in en genç dünya şampiyonu unvanını almıştı.

    Genç pilot, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "2007 sezonu için çok heyecanlıyım. Vodafone ve McLaren-Mercedes için yarışmak, benim için harika bir fırsat...

    "Renault'dan ayrılacağım için üzgünüm ama insanın eline geçen bazı fırsatlar kaçırılmak için fazla iyidir" diye konuştu.

    McLaren Mercedes'te Fernando Alonso'nun gelişinin kimi pilotluktan edeceği ise şimdiden merak konusu oldu. McLaren'da Fin pilot Kimi Raikkonen ve Kolombiyalı Juan Pablo Montoya'nın sözleşmeleri sürüyor.

    Formula 1 yazarları ve otoritelerin görüşü ise, şu an takımın birinci pilotu olan Kimi Raikkonen'in ikinci pilotluğa getirilerek Juan Pablo Montoya ile takımın yollarının ayrılacağı yönünde.
#26.12.2005 08:13 0 0 0
  • noimage


    Yaşlılarda görülen unutkanlık, 65 yaş sınırından 20'ye geriledi.

    Özel Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi doktorlarından Psikiyatr İbrahim Bilgen, yoğun iş temposu, stres, fiziksel ve ruhsal yorgunluk gibi sorunların unutkanlık belirtilerinin başladığı yaşı düşürdüğünü açıkladı.

    Bilgen, stresli yaşamın kişinin beyinsel fonksiyonlarını yavaşlattığını, bu nedenle kişilerin çevrelerinde yaşanan olayları geç algılandığı veya unuttuğunu açıkladı: ''Önceden, yaşla birlikte ilerleyen ve basit gündelik işlerin bile yerine getirilmesinde sorunlar yaratan unutkanlık şimdi gençler üzerinde etkili.

    Yaptığımız gözlemler, unutkanlığın 65 yaş sınırından 20'ye kadar düştüğünü ortaya koyuyor.'' Gençlerin büyük çoğunluğunun depresyonda olduğunu vurgulayan Bilgen, bunalımda olan kişilerin çevreye karşı duyarsızlaştığını ve ilgi azlığıyla konsantrasyon bozukluğu yaşadığını söyledi.

    İbrahim Bilgen, unutkanlığın ciddiye alınması ve bir hastalık olarak görülmesi gerektiğini de vurguladı:

    ''Unutkanlık, yaşlılıkta doğal kabul edilebilir. Ancak bunun genç yaşlarda yaşanması, kişi için ciddi bir problem teşkil edebilir.Ayrıca küçük unutkanlıkları göz ardı edenler, halk arasında 'bunama' diye bilinen Alzheimer hastalığına da davetiye çıkarıyor.''

    Teknoloji de 'suçlu'

    Psikiyatr İbrahim Bilgen, teknolojinin hayatı kolaylaştırdığı kadar tembelliğe de sürüklediğini savundu: ''Artık numaraları aklımızda değil de cep telefonlarımızda tutuyoruz. Bilgilerimiz bilgisayarımızda kayıtlı ya da önemli günlerimizi çağrı cihazlarını not alıyoruz.

    Herkes öyle bir noktaya gelmiş ki telefon numarasını kaydettiği kişinin kim olduğunu veya çağrı cihazına yazdığı notu neden yazdığını unutuyor. Bu nedenle teknoloji bile unutkanlığımıza çare değil. Hatta güvence olarak gördüğümüz cihazlar, bizim ilgisizliğimizi daha fazla tetikliyor.''

    Bilgen, unutkanlığını ciddi problemlere yol açacağını ve kişinin ailesiyle ya da çevresiyle olan ilişkilerini de zedeleyebileceğini belirtti:''Daha güçlü bellek için, düzenli ve dengeli bir yaşam sürdürün. Yeterli ve dengeli beslenin, iyi uyuyun, alkolü azaltın, sigara kullanmayın.

    Sık sık temiz havada, park ve ormanda yürüyüş yapın. Zihni zorlamadan, önemli olan olayları planlayın, işinizle eğlenceyi dengeleyin, egzersiz yapın.''

    Bilgin, düzenli uyku alışkanlığının beyin fonksiyonlarının daha iyi çalışmasını sağladığını ve günde ortalama sekiz saat uykunun önemli bir ihtiyaç olduğunu belirtti.
#26.12.2005 08:10 1 0 0
  • noimage
    Akşam kalmayı önlemek için kulaktan kulağa dolaşan sekiz efsaneyi inceleyen uzmanlar sürpriz bir sonuçla karşılaştı: Tek yol ayık kalmak!

    Araştırmacılar, akşamdan kalmaya çare olarak bilinen sekiz efsanevi ürün üzerinde yaptıkları araştırma sonucu bu ürünleri işe yaradığına dair hiçbir bilimsel kanıt bulamadı.

    Uzmanlar, raporlarında ilaç ya da doğal ürünlerin akşamdan kalmalığı iyileştirdiğine dair hiç bir somut kanıt yok sonucuna ulaştı.

    Artaştırmanın sonucu olarak akşamdan kalma olmaktan kaçınmanın en etkili yolu ya hiç içmemek ya da çok az içmek ifadesine yer verildi.

    Maliyeti yılda 2 milyar sterlin

    Araştırma ekibine başkanlık yapan İngiltere'deki Exeter Peninsular Tıp Fakültesi doktorlarından Mark Pittler, akşamdan kalmaların hasta olup işe gitmemelerin her yıl İngiltere ekonomisine 2 milyar sterline mal olduğunu söyledi.

    Akşamdan kalmalığın belirtileri arasında, hafıza ve görsel mesafe kavramı bozukluğu, gamsızlık, bulantı ve konsantrasyon ekisikliği bulunuyor.

    Tavsiye edilen alkol limitinden daha az içilmesi halinde bile ölüm riski önemli oranda artıyor. İngiltere'de Noel ve yılbaşında alkol tüketim miktarında görülen her yüzde 1'lik artış için alkolden zehirlenerek ölenlerin sayısı yüzde 0.4 oranında artıyor.

    Çivi çiviyi sökmüyor

    İnternette değişik sitelerde akşamdan kalmalığa çare olarak aspirin, parasetamol, muz, lahana, yumurta, egsersiz, yeşil çay, meyvalı süt, pizza ve 'çivi çiviyi söker' sözüne dayanılarak alkollü içkiler tavsiye edildiği belirlendi.
#26.12.2005 08:09 1 0 0
  • Orjinal Yazarı: nurcan

    Paylaşımın için çok teşekkür ederiz.. Allah razı olsun.. Ama geyik muhabbeti bölümünde eften püften bir konuya 1000 kişi cevap yazarken böyle önemli bir mevzuda hiç kimsenin yorum yada cevap yazmaması enteresan..

    Haklısın arkadaşım ama ne yaparsın. Biz burda söyleyeceğimizi söyleyelim de isteyen alır isteyen almaz.
#23.12.2005 09:28 0 0 0
#22.12.2005 19:55 0 0 0
  • Ey birader! Benden, namazın şu muayyen beş vakte hikmet-i tahsisini soruyorsun. Pek çok hikmetlerinden yalnız birisine işaret ederiz.Evet herbir namazın vakti, mühim bir inkılab başı olduğu gibi, azîm bir tasarruf-u İlahînin âyinesi ve o tasarruf içinde ihsanat-ı külliye-i İlahiyenin birer ma'kesi olduğundan, Kadîr-i Zülcelal'e o vakitlerde daha ziyade tesbih ve ta'zim ve hadsiz nimetlerinin iki vakit ortasında toplanmış yekûnüne karşı şükür ve hamd demek olan namaza emredilmiştir....

    Dördüncü Nükte: Nasılki haftalık bir saatin saniye ve dakika ve saat ve günlerini sayan milleri birbirine bakarlar, birbirinin misalidirler ve birbirinin hükmünü alırlar. Öyle de; Cenab-ı Hakk'ın bir saat-ı kübrası olan şu âlem-i dünyanın saniyesi hükmünde olan gece ve gündüz deveranı ve dakikaları sayan seneler ve saatleri sayan tabakat-ı ömr-ü insan ve günleri sayan edvar-ı ömr-ü âlem birbirine bakarlar, birbirinin misalidirler ve birbirinin hükmündedirler ve birbirini hatırlatırlar. Meselâ:

    Fecir zamanı, tulûa kadar, evvel-i bahar zamanına, hem insanın rahm-ı madere düştüğü âvânına, hem semavat ve arzın altı gün hilkatinden birinci gününe benzer ve hatırlatır ve onlardaki şuunat-ı İlahiyeyi ihtar eder.Zuhr zamanı ise, yaz mevsiminin ortasına, hem gençlik kemaline, hem ömr-ü dünyadaki hilkat-ı insan devrine benzer ve işaret eder ve onlardaki tecelliyat-ı rahmeti ve füyuzat-ı nimeti hatırlatır.

    Asr zamanı ise, güz mevsimine, hem ihtiyarlık vaktine, hem âhirzaman Peygamberinin (Aleyhissalâtü Vesselâm) asr-ı saadetine benzer ve onlardaki şuunat-ı İlahiyeyi ve in'amat-ı Rahmaniyeyi ihtar eder.Mağrib zamanı ise, güz mevsiminin âhirinde pekçok mahlukatın gurubunu, hem insanın vefatını, hem dünyanın kıyamet ibtidasındaki harabiyetini ihtar ile, tecelliyat-ı celaliyeyi ifham ve beşeri gaflet uykusundan uyandırır, ikaz eder.

    İşâ' vakti ise, âlem-i zulümat, nehar âleminin bütün âsârını siyah kefeni ile setretmesini, hem kışın beyaz kefeni ile ölmüş yerin yüzünü örtmesini, hem vefat etmiş insanın bâkiye-i âsârı dahi vefat edip nisyan perdesi altına girmesini, hem bu dâr-ı imtihan olan dünyanın bütün bütün kapanmasını ihtar ile Kahhar-ı Zülcelal'in celalli tasarrufatını ilân eder.

    Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i Berzahı ifham ile, ruh-u beşer rahmet-i Rahman'a ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır. Ve gecede teheccüd ise, kabir gecesinde ve Berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir, ikaz eder ve bütün bu inkılabat içinde Cenab-ı Mün'im-i Hakikî'nin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile ne derece hamd ü senaya müstehak olduğunu ilân eder.

    İkinci sabah ise, sabah-ı haşri ihtar eder. Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar makul ve lâzım ve kat'î ise, haşrin sabahı da, Berzahın baharı da o kat'iyyettedir.Demek bu beş vaktin herbiri, bir mühim inkılab başında olduğu ve büyük inkılabları ihtar ettiği gibi; kudret-i Samedaniyenin tasarrufat-ı azîme-i yevmiyesinin işaretiyle; hem senevî, hem asrî, hem dehrî, kudretin mu'cizatını ve rahmetin hedâyâsını hatırlatır. Demek asıl vazife-i fıtrat ve esas-ı ubudiyet ve kat'î borç olan farz namaz, şu vakitlerde lâyıktır ve ensebdir.

    Beşinci Nükte: İnsan fıtraten gayet zaîftir. Halbuki her şey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir. Halbuki belaları ve düşmanları pek çoktur. Hem gayet fakirdir. Halbuki ihtiyacatı pek ziyadedir. Hem tenbel ve iktidarsızdır. Halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Hem insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir. Halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zeval ve firakı, mütemadiyen onu incitiyor. Hem akıl ona yüksek maksadlar ve bâki meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır.

    İşte bu vaziyette bir ruh, fecir zamanında bir Kadîr-i Zülcelal'in, bir Rahîm-i Zülcemal'in dergâhına niyaz ile namaz ile müracaat edip arzuhal etmek, tevfik ve meded istemek ne kadar elzem ve peşindeki gündüz âleminde başına gelecek, beline yüklenecek işleri, vazifeleri tahammül için ne kadar lüzumlu bir nokta-i istinad olduğu bedaheten anlaşılır.

    Ve Zuhr zamanında ki, o zaman, gündüzün kemali ve zevale meyli ve yevmî işlerin âvân-ı tekemmülü ve meşâgılin tazyikından muvakkat bir istirahat zamanı ve fâni dünyanın bekasız ve ağır işlerin verdiği gaflet ve sersemlikten ruhun teneffüse ihtiyaç vakti ve in'amat-ı İlahiyenin tezahür ettiği bir andır. Ruh-u beşer, o tazyikten kurtulup, o gafletten sıyrılıp, o manasız ve bekasız şeylerden çıkıp Kayyum-u Bâki olan Mün'im-i Hakikî'nin dergâhına gidip el bağlayarak, yekûn nimetlerine şükür ve hamd edip ve istiane etmek ve celal ve azametine karşı rükû ile aczini izhar etmek ve kemal-i bîzevaline ve cemal-i bîmisaline karşı secde edip hayret ve muhabbet ve mahviyetini ilân etmek demek olan zuhr namazını kılmak; ne kadar güzel, ne kadar hoş, ne kadar lâzım ve münasib olduğunu anlamayan insan, insan değil...

    Asr vaktinde ki o vakit, hem güz mevsim-i hazînanesini ve ihtiyarlık halet-i mahzunanesini ve âhirzaman mevsim-i elîmanesini andırır ve hatırlattırır. Hem yevmî işlerin neticelenmesi zamanı, hem o günde mazhar olduğu sıhhat ve selâmet ve hayırlı hizmet gibi niam-ı İlahiyenin bir yekûn-ü azîm teşkil ettiği zamanı, hem o koca Güneşin ufûle meyletmesi işaretiyle; insan bir misafir memur ve her şey geçici, bîkarar olduğunu ilân etmek zamanıdır. Şimdi ebediyeti isteyen ve ebed için halkolunan ve ihsana karşı perestiş eden ve firaktan müteellim olan ruh-u insan, kalkıp abdest alıp şu asr vaktinde ikindi namazını kılmak için Kadîm-i Bâki ve Kayyum-u Sermedî'nin dergâh-ı Samedaniyesine arz-ı münacat ederek, zevalsiz ve nihayetsiz rahmetinin iltifatına iltica edip, hesabsız nimetlerine karşı şükür ve hamd ederek, izzet-i rububiyetine karşı zelilane rükûa gidip, sermediyet-i uluhiyetine karşı mahviyetkârane secde ederek, hakikî bir teselli-i kalb, bir rahat-ı ruh bulup huzur-u kibriyasında kemerbeste-i ubudiyet olmak demek olan asr namazını kılmak, ne kadar ulvî bir vazife, ne kadar münasib bir hizmet, ne kadar yerinde bir borc-u fıtrat eda etmek, belki gayet hoş bir saadet elde etmek olduğunu; insan olan anlar.

    Mağrib vaktinde ki o zaman, hem kışın başlamasından yaz ve güz âleminin nazenin ve güzel mahlukatının veda-i hazînanesi içinde gurub etmesinin zamanını andırır. Hem insanın vefatıyla bütün sevdiklerinden bir firak-ı elîmane içinde ayrılıp kabre girmek zamanını hatırlatır. Hem dünyanın zelzele-i sekerat içinde vefatıyla, bütün sekenesi başka âlemlere göçmesi ve bu dâr-ı imtihan lâmbasının söndürülmesi zamanını andırır, hatırlatır ve zevalde gurub eden mahbublara perestiş edenleri şiddetle ikaz eder bir zamandır. İşte akşam namazı için böyle bir vakitte, fıtraten bir Cemal-i Bâki'ye âyine-i müştak olan ruh-u beşer, şu azîm işleri yapan ve bu cesîm âlemleri çeviren, tebdil eden Kadîm-i Lemyezel ve Bâki-i Layezal'in arş-ı azametine yüzünü çevirip bu fânilerin üstünde "Allahü Ekber" deyip onlardan ellerini çekip hizmet-i Mevlâ için el bağlayıp Daim-i Bâki'nin huzurunda kıyam edip "Elhamdülillah" demekle; kusursuz kemaline, misilsiz cemaline, nihayetsiz rahmetine karşı hamd ü sena edip İYYAKE NA'BUDU VE İYYAKE NESTAİN demekle, muinsiz rububiyetine, şeriksiz uluhiyetine, vezirsiz saltanatına karşı arz-ı ubudiyet ve istiane etmek, hem nihayetsiz kibriyasına, hadsiz kudretine ve acizsiz izzetine karşı rükûa gidip bütün kâinatla beraber za'f ve aczini, fakr ve zilletini izhar etmekle, SUBHANE RABBİYEL AZİM deyip Rabb-ı Azîm'ini tesbih edip; hem zevalsiz cemal-i zâtına, tegayyürsüz sıfât-ı kudsiyesine, tebeddülsüz kemal-i sermediyetine karşı secde edip hayret ve mahviyet içinde terk-i masiva ile muhabbet ve ubudiyetini ilân edip, hem bütün fânilere bedel bir Cemil-i Bâki, bir Rahîm-i Sermedî bulup, SUBHANE RABBİYEL A'LA demekle zevalden münezzeh, kusurdan müberra Rabb-i A'lâsını takdis etmek; sonra teşehhüd edip, oturup bütün mahlukatın tahiyyat-ı mübarekelerini ve salavat-ı tayyibelerini kendi hesabına o Cemil-i Lemyezel ve Celil-i Lâyezal'e hediye edip ve Resul-i Ekrem'ine selâm etmekle biatını tecdid ve evamirine itaatını izhar edip ve imanını tecdid ile tenvir etmek için şu kasr-ı kâinatın intizam-ı hakîmanesini müşahede edip Sâni'-i Zülcelal'in vahdaniyetine şehadet etmek; hem saltanat-ı rububiyetin dellâlı ve mübelliğ-i marziyatı ve kitab-ı kâinatın tercüman-ı âyâtı olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletine şehadet etmek demek olan mağrib namazını kılmak ne kadar latif, nazif bir vazife, ne kadar aziz, leziz bir hizmet, ne kadar hoş ve güzel bir ubudiyet, ne kadar ciddî bir hakikat ve bu fâni misafirhanede bâkiyane bir sohbet ve daimane bir saadet olduğunu anlamayan adam, nasıl adam olabilir!

    İşâ' vaktinde ki o vakit, gündüzün ufukta kalan bâkiye-i âsârı dahi kaybolup, gece âlemi kâinatı kaplar. MUKALLİBUL LEYLİ VENNEHAR olan Kadîr-i Zülcelal'in o beyaz sahifeyi bu siyah sahifeye çevirmesindeki tasarrufat-ı Rabbaniyesiyle yazın müzeyyen yeşil sahifesini, kışın bârid beyaz sahifesine çevirmesindeki MUSAHHİRUŞŞEMSİ VEL KAMER olan Hakîm-i Zülkemal'in icraat-ı İlahiyesini hatırlatır. Hem mürur-u zamanla ehl-i kuburun bâkiye-i âsârı dahi şu dünyadan kesilmesiyle bütün bütün başka âleme geçmesindeki Hâlık-ı Mevt ve Hayat'ın şuunat-ı İlahiyesini andırır. Hem dar ve fâni ve hakir dünyanın tamamen harab olup, azîm sekeratıyla vefat edip, geniş ve bâki ve azametli âlem-i âhiretin inkişafında Hâlık-ı Arz ve Semavat'ın tasarrufat-ı celaliyesini ve tecelliyat-ı cemaliyesini andırır, hatırlattırır bir zamandır. Hem şu kâinatın Mâlik ve Mutasarrıf-ı Hakikîsi, Mabud ve Mahbub-u Hakikîsi o zât olabilir ki; gece gündüzü, kış ve yazı, dünya ve âhireti, bir kitabın sahifeleri gibi sühuletle çevirir, yazar bozar, değiştirir. Bütün bunlara hükmeder bir Kadîr-i Mutlak olduğunu isbat eden bir vaziyettir. İşte nihayetsiz âciz, zaîf, hem nihayetsiz fakir, muhtaç, hem nihayetsiz bir istikbal zulümatına dalmakta, hem nihayetsiz hâdisat içinde çalkanmakta olan ruh-u beşer, yatsı namazını kılmak için şu manadaki işâ'da İbrahimvari LA UHİBBUL AFİLİN deyip Mabud-u Lemyezel, Mahbub-u Layezal'in dergâhına namaz ile iltica edip ve şu fâni âlemde ve fâni ömürde ve karanlık dünyada ve karanlık istikbalde, bir Bâki-i Sermedî ile münacat edip bir parçacık bir sohbet-i bâkiye, birkaç dakikacık bir ömr-ü bâki içinde dünyasına nur serpecek, istikbalini ışıklandıracak, mevcudatın ve ahbabının firak ve zevalinden neş'et eden yaralarına merhem sürecek olan Rahman-ı Rahîm'in iltifat-ı rahmetini ve nur-u hidayetini görüp istemek; hem muvakkaten onu unutan ve gizlenen dünyayı, o dahi unutup, dertlerini kalbin ağlamasıyla dergâh-ı rahmette döküp; hem ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya girmeden evvel, son vazife-i ubudiyetini yapıp, yevmiye defter-i amelini hüsn-ü hâtime ile bağlamak için salâte kıyam etmek, yani bütün fâni sevdiklerine bedel bir Mabud ve Mahbub-u Bâki'nin ve bütün dilencilik ettiği âcizlere bedel bir Kadîr-i Kerim'in ve bütün titrediği muzırların şerrinden kurtulmak için bir Hafîz-i Rahîm'in huzuruna çıkmak.. hem Fatiha ile başlamak, yani bir şeye yaramayan ve yerinde olmayan nâkıs, fakir mahlukları medih ve minnettarlığa bedel, bir Kâmil-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Rahîm-i Kerim olan Rabb-ül Âlemîn'i medh ü sena etmek; hem İYYAKE NA'BUDU hitabına terakki etmek, yani küçüklüğü, hiçliği, kimsesizliği ile beraber, ezel ve ebed sultanı olan Mâlik-i Yevmiddin'e intisabıyla şu kâinatta nazdar bir misafir ve ehemmiyetli bir vazifedar makamına girip, İYYAKE NA'BUDU VE İYYAKE NESTAİN demekle bütün mahlukat namına kâinatın cemaat-ı kübrası ve cem'iyet-i uzmasındaki ibâdât ve istianatı ona takdim etmek; hem İHDİNASSIRATAL MUSTAKİM demekle, istikbal karanlığı içinde saadet-i ebediyeye giden, nuranî yolu olan sırat-ı müstakime hidayeti istemek; hem şimdi yatmış nebatat, hayvanat gibi gizlenmiş Güneşler, hüşyar yıldızlar, birer nefer misillü emrine müsahhar ve bu misafirhane-i âlemde birer lâmbası ve hizmetkârı olan Zât-ı Zülcelal'in kibriyasını düşünüp "Allahü Ekber" deyip rükûa varmak; hem bütün mahlukatın secde-i kübrasını düşünüp, yani şu gecede yatmış mahlukat gibi her senede, her asırdaki enva'-ı mevcudat, hattâ Arz, hattâ Dünya, birer muntazam ordu, belki birer mutî nefer gibi vazife-i ubudiyet-i dünyeviyesinden emr-i kun-feyekun ile terhis edildiği zaman, yani âlem-i gayba gönderildiği vakit, nihayet intizam ile zevalde gurub seccadesinde "Allahü Ekber" deyip secde ettikleri; hem emr-i kun-feyekun'den gelen bir sayha-i ihya ve ikaz ile yine baharda kısmen aynen, kısmen mislen haşrolup, kıyam edip, kemerbeste-i hizmet-i Mevlâ oldukları gibi, şu insancık onlara iktidaen o Rahman-ı Zülkemal'in, o Rahîm-i Zülcemal'in bâr-gâh-ı huzurunda hayret-âlûd bir muhabbet, beka-âlûd bir mahviyet, izzet-âlûd bir tezellül içinde "Allahü Ekber" deyip sücuda gitmek, yani bir nevi mi'raca çıkmak demek olan işa namazını kılmak, ne kadar hoş, ne kadar güzel, ne kadar şirin, ne kadar yüksek, ne kadar aziz ve leziz, ne kadar makul ve münasib bir vazife, bir hizmet, bir ubudiyet, bir ciddî hakikat olduğunu elbette anladın.

    Demek şu beş vakit, herbiri birer inkılab-ı azîmin işaratı ve icraat-ı cesîme-i Rabbaniyenin emaratı ve in'amat-ı külliye-i İlahiyenin alâmatı olduklarından; borç ve zimmet olan farz namazın o zamanlara tahsisi, nihayet hikmettir...
#22.12.2005 19:50 0 0 0
  • Konu: organizasyon
    Beyin Fırtınası gibi bir teknik galiba
#22.12.2005 15:15 0 0 0
  • Konu: organizasyon
    Kuracağın organizasyonun amacı nedir? Ne amaçla oluşturulacak bunları bilsek belki yardımcı oluruz arkadaşım sana. Siyasi bir oluşum mu yoksa sosyo kültürel bir oluşum mu yoksa başka bir hiyerarşi düzeni içinde vuku bulacak bir oluşum mu?
#21.12.2005 19:54 0 0 0
  • yardımcı olmak isterim ama daha net bir şekilde ifade edebilir misin.

    Benim anladığım İslam cezalandırıcı, Hıristiyanlık ise bağışlayıcıdır. Anladığım buysa eğer o öğretmenine Kur'an-ı Kerimden Bağışlamak ile ilgili ayetleri örnek gösterebilirsin.

    Bir Kur'an tefsiri al ve Bağışlamak ile ilgili ayetleri döküman olarak bir kağıda yaz.

    Ve hocan olan adama şunu sor. Haçlı seferlerinden haberi var mı bu salak herifin. Orda olanlardan haberdar mı acaba. o kadar müslümanı katleden bir topluluk ve sahip olduğu din. Yemesinler bizi
#21.12.2005 13:18 0 0 0
#19.12.2005 12:51 0 0 0
  • Hemşom olmadı şimdi sen burda şiir yazıyosun benim haberim olmayi. Bak hemşom ayup ettun. Kizdurdun beni. Kiss erum seni ona göre

    Bu arada şiirini de beğendiğimi söylemeden edemicem. Yüreğine sağlık hemşom. devamını beklieyrum ona göre
#19.12.2005 00:35 0 0 0
  • noimage

    Formula 1 markalar şampiyonu Renault, Michelin'in 2008 sezonu sonunda pistlerden çekilemesinin 2006 performanslarını etkilemeyeceğini düşünüyor.

    Renault'nun da lastik sağlayıcısı olan Michelin, Formula 1 yönetiminin gelecekte tek marka lastik kullanılması kararının ardından 2008 sezonu sonunda yarışlardan çekileceğini açıklamıştı.

    Renault'nun teknik direktörü Bob Bell, "2006'ya şampiyon olarak giriyoruz ve unvanımızı kormaya kararlıyız. Michelin'in bırakma kararının lastik performansında düşme yaratacağını düşünmüyorum" dedi.

    McLaren Mercedes ve Renault'ya da lastik veren Michelin, geçtiğimiz sezon Bridgestone kullanan sadece üç firmanın altı otomobilinin yarıştığı tartışmalı ABD Grand Prix'si haricinde tüm yarışları kazandı.

    Renault'nun 24 yaşındaki İspanyol sürücüsü Feranando Alonso, 2005 sezonunda sekiz yarış kazanarak en genç şampiyon unvanına ulaştı.

    Alonso cuma günü Güney İspanya'daki Jerez kentinde, V10'dan V8'e düşürüldüğü için güçleri azalan otomobilleri test etmek için kasım ayından beri ilk kez test sürüşüne çıktı.

    Renault sözcüsü Alonso için, "sadece otomobilin nasıl olduğunu hissetmek için direksiyona geçti. Yılbaşı sonrasında testlere yeniden başlayacak ve gelecek yıla hazır olacak" dedi.

    Renault, 2006 sezonunda kullanacağı otomobili 10 ocağa kadar pistlere çıkarmayacak ve otomobil ilk kez gelecek hafta denenecek. Sınırlandırılmış V10 otomobilin testleri ise iyi gidiyor.

    Sözcü, "sürücüler otomobile oldukça farklı bir sistem kuruduğumuzu gördüler. Bu yüzden neye ihtiyacımız olduğunu anlamak için çok çalıştık ve kendimize ocak ayı sonuna kadar tanıdık" dedi.
#18.12.2005 16:36 0 0 0