Halaskar

Halaskar

Üye
19.11.2005
Uzman Çavuş
5.566
Hakkında

  • Soğuk algınlığı, nezle ve sinüzit, aralık ve mart ayları arasında daha çok ortaya çıkıyor.

    Havadaki ısı, nem ve kirlilik de bu gibi hastalıkların oluşmasında önemli rol oynuyor.

    İdeal çevre şartları, örneğin yüzde 45 nem, çok fazla değişiklik göstermeyen hava sıcaklığı ve temiz hava ise hastalıklara karşı olan direnci artırıyor.

    Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Tamer Haliloğlu, soğuğun iki ayrı şekilde üst solunum yolları enfeksiyonunun oluşumunda rol oynadığını söyledi.

    Haliloğlu, bu yollardan ilkinin soğuk havanın hastalıklara karşı direnci azaltması ikincinin ise burun içindeki gibi üst solunum yollarını kaplayan dokularda refleks olarak kasılmaya yol açması olduğunu da belirtti.

    Nem miktarında büyük düşüş

    Opr. Dr. Haliloğlu, nezle ve sinüzit oluşumunu kolaylaştıran faktörleri de anlattı:

    Üst solunum yollarını kaplayan dokulardaki kasılma, sinüs boşluklarının burun içinde açılan deliklerin daralmasını sağlar. Kışla birlikte soluduğumuz havadaki ideal nem miktarı yüzde 45lerden yüzde 15lere kadar düşer.

    Bu, burun içinde bulunan dokulardaki suyun kurumasına ve hastalığa neden olan etmenlerin daha kolay üremelerine yol açar.

    Nem miktarının artması da burun içindeki dokularda buharlaşmaya engel olarak, dokularda şişmeye ve burun tıkanıklığına neden olur. Bütün bunlar nezle ve sinüzit gelişimini kolaylaştıran faktörlerdir.

    Hava sıcaklığındaki hafif değişikliklerin nemli havalarda daha fazla hissedildiğini ve buna bağlı olarak soğuğa karşı daha fazla reaksiyon gösterildiğini de belirten Opr. Dr. Haliloğlu, nezle ve sinüzite yol açan diğer nedenleri de sıraladı:

    Burun tıkanıklığına yol açan deviasyon (burun bölmesini oluşturan kemiğin eğriliği), burun etlerinin büyümesi, özellikle çocuklarda geniz eti bulunması nezle ve sinüzit gelişimini artırır.

    Ayrıca, alerjik sinüzite bağlı polipler ve geçirilmiş ameliyatlara bağlı burun içerisindeki yapışıklıklar, hastalık gelişimini kolaylaştıran diğer faktörlerdir.

    Nasıl tedavi edilmeli?

    Opr. Dr. Haliloğlu nezle ve sinüzit tedavisinin medikal ya da cerrahi olduğunu da vurguladı.

    İlk etapta mutlaka medikal tedavinin gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Opr. Dr. Haliloğlu, medikal tedavi, antibiotikler, ağrı kesici ateş düşürücüler, burun akıntısını azaltan ilaçlar ve burun spreyleri şeklinde düzenlenmelidir. Cerrahi tedavi akut sinüzitlerde genellikle gerekmez. Ancak kronik sinüzitlerde, komplikasyonlu vakalarda ve uygun süreli medikal tedaviye yanıt vermeyen vakalarda cerrahi tedavi gerçekleştirilmelidir" dedi.

    Nezle ve sinüzitin belirtileri

    Başta basınç hissi ile beliren yüz ve baş ağrısı
    Burun tıkanıklığı
    Koku alma hissinin azalması
    Sarı-yeşil renkte burun akıntısı
    Burun delikleri etrafında kızarıklık
    Uyuşukluk
    Çalışma isteksizliği
    Ateş
    Alt solunum yollarına yayılması durumunda öksürük ve ses kısıklığı
#01.12.2005 23:58 0 0 0
  • Kış aylarının gelmesiyle cilt rahatsızlıklarının görülme sıklığı artıyor.

    Rüzgar, düşük nem, kirli hava ve kapalı ortamlarda daha uzun süre vakit geçirme zorunluluğu hem sivilcelerin hem de sedef, egzama gibi cilt hastalıklarının artmasına neden oluyor.

    Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü'nden Uzm.Dr. Ayfer Bankaoğlu, cilt hastalıklarının neden kış aylarında arttığını anlattı:

    "Cildimiz her an dış dünyayla irtibat halinde olduğundan fiziksel etkenlerden ciddi oranda etkileniyor. Özellikle kış mevsiminde cilt sağlığını tehdit eden faktörler çoğalıyor.

    Soğuk ve kuru hava, düşük nem, rüzgar, kirli hava ve asit yağmurlarına özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Bu doğal etkenlerin yanı sıra kapalı ortamlarda geçirilen zamanın artması da cilt sağlığını olumsuz etkiliyor.

    Melatoin hormonunun güneşsiz ortamlarda daha fazla salgılanması insanların kış aylarını daha stresli ve depresyona eğilimli geçirmelerine yol açıyor.

    Bu faktörlerin birleşmesi, sivilce ve egzama gibi cilt hastalıklarının görülmesinin yanı sıra stresle tetiklenen sedef, vitiligo gibi önemli deri hastalıklarının da artmasına neden oluyor.

    Ayrıca soğuk havanın neden olduğu cilt kuruluğu cildin yaşlanma sürecini de kolaylaştırıyor."

    El sabunu ayrı cilt sabunu ayrı

    Kuru cilt tipine sahip olanların, çocukların ve yaşlıların bu kış mevsiminden daha çok etkilendiğini belirten Uzm.Dr. Ayfer Bankaoğlu, cilt sağlığını kışın olumsuz etkilerinden korumanın yollarını anlattı:

    "Yaşlılar, çocuklar ve derisi kuru olanlar kış mevsiminden en çok etkilenen grubu oluşturuyor. Bu aylarda havadaki nem azalırken kalorifer, soba ve klima gibi cihazlar nem oranını daha da aşağıya çekiyor.

    Bu aşamada deri kuruluğuna bağlı gelişen veya şiddetlenen deri hastalıklarının önlenmesinde nemlendiricilerin kullanılması büyük önem taşıyor.

    Cilt temizliğinde, cildin PH değerine uygun tıbbi temizlik ürünleri kullanılmalı. El temizliği için kullanılan sabunların, yüz temizliği için kullanılması son derece yanlıştır.

    Çünkü el derisi, yüze oranla daha kalındır, bu yüzden cilt tipinize uygun temizleyicilerin kullanılması gerekmektedir. Günde birkaç kez duş almak, sık sabun kullanmak cilt kuruluğunu artıran faktörlerdir.

    Özellikle çok sık duş alan kişiler, cilt bakımlarını ihmal etmeyerek, banyodan sonra mutlaka nemlendirici kullanmalıdırlar. Ayrıca cildin yağlı olması, nemle karıştırılmamalıdır, yağlı cilde sahip kişiler de kış aylarında nemlendirici kullanmalıdırlar."

    Cildiniz için odanızı nemlendirin

    Cildin nemlendirilmesi kadar evin nemlendirilmesinin de önemli olduğunu belirten Uzm.Dr. Bankaoğlu, günde en az 1 -1.5 litre su içilmesini de önerdi:

    "Soğuğun cilde olumsuz etkisini önlemek için nemlendirici dışında, sokağa çıkıldığında soğuktan koruyucu giysiler giyilmesi ve eldiven kullanılması yararlı olacaktır. Evlerin nemlendirilmesi de cilt nemlendirilmesi kadar önemlidir.

    Kalorifer peteklerinin üzerine ıslak havlu konulması, soba kullanılıyorsa, sobanın üzerine su koyulması odanın nemlendirilmesi açısından faydalı olacaktır.

    Günde en az 1-1.5 litre su içilmesi de derideki nem oranını artıracaktır. Saçların kirli ve kuru havaya daha fazla maruz kalacağı için bere veya şapka kullanılarak korunması da faydalı olacaktır."
#01.12.2005 23:56 1 0 0
  • arkadaslar arkadasimin fx5200 ü taktim pcye hiçbir hata vermeden çalıştı? biliyorum çok uzadı yaa ama 256mb alacağım ısrarla :) artık olmazsa burdan yazarım sizlere uyuşmadı diye

    hayırlısı olsun artık
#01.12.2005 21:26 0 0 0
  • evlenilecek erkek modeli

    1-Boyu en ideal 1.75 olacak öyle yolda yürürken ne dev gibi durmalı ne de ufacık..

    2-renkli gözlü olmalı. ama çok açık renk değil. bakışı daha önemli. çakmak çakmak bakarken yumuşayıp eritebilmeli

    3-hafif bi top sakal yada kirli sakal olmalı. Tüysüz kesinlikle olmamalı. Temiz ve kısa traş tercih sebebidir.

    4-Eller bakımlı temiz olmalı. Ne büyük nede tombul olmamalı. Kolları sert ve adeleli, koluna girince hatuna gücünü hissettirmeli

    5-kesinlikle ama kesinlikle vücut çalışmış OLMAMALI! pek çok kız siz erkeklerin sandığının aksine şiş vücut sevmez. sakin mütevazi ama sert ve sarkmayan bir vücut gibisi yoktur.

    6-popoya ve bacaklara dikkat. atletik olmasada hantal olmayacak.

    7-sarışın kumral olabilir ama kesinlikle koyu esmer olmamalı. Dişler beyaz ve temiz olmalı, tercihen sigara içmeyecek.

    8-Güzel kokacak. sık sık duş alacak. kendine özgü kaliteli bir parfümü olacak öyleki hatun kısmı nerde o kokuyu alsa erkeğini hatırlayacak.

    9-çok etli yada çizgi gibi incecik dudaklı olmaz. alt biraz kalın üst dudak biraz ince .. kulağındaküpe olabilir. olmasada önemli olmaz:)

    bunlar az çok dış görünüş huyuna suyuna gelince...

    1-eğitimli. en az 4 yıllık adam gibi bir lisans eğitimi olmalı. Öyle uluslar arası ilişkiler olmasada su ürünleride olmamalı.

    2-biz kızlar arabaya paraya bayılırız sanırsınız. alakası yok desem. adam gelecek vadetsin. eğitimli olsun, hırslı çalışkan olsun yeter. o hayatını kazanır zaten. kaliteli hatun kaliteli adam bulunca sabreder destek olur..

    3-iyi modern görüşlü ailesi olsun. Bİ KAHVE İÇMEYE BİZE GELEBİLSİN. Annemle tanışssın. Kal gelmesin!:)

    4-arkadaşlarımı sevsin. Benim geçmişimle çocukluk resimlerimle ilgilensin.

    5-kendi arkadaşlarıyla tanıştırsın. Halı saha maçına götürsün.

    6-çocukları sevsin.. Bu çok önemli. Şevkatli erkek çocuk yanında belli olur.

    7-KARAKTERLİ OLSUN. KENDİNİ KULLANDIRMASIN. GİRDİĞİ ORTAMDA ADAM SAYILSIN.

    8-sert olsun kuralları olsun. tamam göbeği açık vs falan giydirmesin ama herşeyin orta yolunu da bulabilsin. İkna edici olsun. Tatlı tatlı dediğini yaptırsın.

    9-hatununu deli gibi sevsin. BAŞKASINDA GÖZÜ OLMASIN. sevdiğini ara sıra belli etsin

    10-hatunun sağlığıyla ilgilensin.ayın belli günlerinde anlayışlı olun.

    11-kıskanç olsun

    12-adam olsun. kızdımı vursun masaya yumruğunu. ama hatalıysa da özür dilemeyi bilsin

    13-kesinlikle çiçek göndermeyi ve hediye almayı unutmasın (yılda iki çiçek bi böcek sizi öldürmez dimi beyler?)

    14-önemli günleri unutmasın.

    15-saçımızı kestirip boyatınca dalga geçmesin iltifat etsin.

    16-eski kız arkadaşlarıyla kesinlikle görüşmesin.

    17-müzik konser kitap fuarı nedir bilsin yeri gelince evde mısır patlatıp maç dvd izleriz ama bazen de gece çıkıp hafif çakırkeyif olmayıda bilsin

    18-asosyal olmasın

    19-delikanlı olsun. sevmiyosa uzatmasın. eğlence peşindeyse hatunun canını yakmasın. günahını almasın..

    20-bekaret konularında çok tutucu olmasın. ne kızlar vardır. el deymemiştir ama kızın ruhu kaşardır. elinden geçmediği adam kalmamıştır. ne kızlar vardır, kötü bir deneyim geçirmiştir ama senin için de, çocukları içinde yeri gelir ölür. akıllı olun. herkesi ayrı ayrı değerlendirin. ayağınıza gelen fırsatı tepmeyin


    son olarak insan olsun....yeter...


    Evlenilecek Kız Modeli

    1.65 boylarında,
    iri yeşil gözlü (mümkünse mevsimsel olarak güneşe göre rengi değişebilsin)
    minik çene, bıdık burun,
    öpülesi, kendinden pembe dudaklar minik bir ağız.
    ince bir boyun,
    saçlar uzun beline doğru şöyle, esmer
    yarım washinton portakalı büyüklüğünde (avuçtan taşmayacak...) gögüsler. (80 - 85 ayarında yani)
    gergin bir göbek (şöyle dokunduğunda irkilmesini izleyebilecen...)
    bel bölgesindeki kemikleri belli olmasın hafif basenler şöyle (hatun dediğin ele gelecek...)
    hafiften iri kalçalar (basenlerle uyum içinde olacak, kalp şekli yakalanabilirse enfes olur)
    düzgün bacaklar (kemikleri belli olmayacak)
    ince ayak bilekleri
    37 yada 38 numara ayaklar
    bakımlı parmaklar, pembe topuklar

    fiziksel olarak böyle bişey benim düşündüğüm.

    gelelim huyuna suyuna,
    1 kere eğitimli olmalı, mesela kütüphanecilik, işletme, iktisat, dietisyen mesela
    2 benden az kazanmalı (uçurum olmadan, misal ben 1milyar kazanıyorsam oda 700m olsun)
    3 aşret bir kız olsun, oturmayı kalkmayı, büyüklerine hürmet etmeyi bilsin.
    4 herşeye peki demesin ama orta noktada buluşmayıda bilsin
    5 deli gibi aşık olsun bana etrafdaki daha iyi alternatiflerle bana boynuz takmayacak kadar sevsin beni
    6 anne vasıflarına sahip olsun şevkat göstermeyi bilsin (kendi isteyince anne olucak, ısrar etmeyecez...)
    7 acımızdan ölmeyecek kadar yemek pişirmeyi bilsin yeter (misal yumurta, pilav, makarna)
    9 hanım hanımcık giyinsin. (öyle g-string, göbeği açık gömlek tişört olayı bize ters)
    10 dinlemeyi bilsin aynı zamanda kendini dinlettirsin benimle ağlasın benimle gülsün.
    11 damak zevkimiz birbirine yakın olsun. yemeğe çıktığımızda birimiz aç kalmasın
    12 yapmacık/yalancı olmasın, sevdiğine sevdim, sevmediğine sevmedim diyebilsin.
    13 arkadaşlarımı sevsin, arkadaşlarımın kız arkadaş/eşlerini sevsin, sevmesede katlanabilsin.
    14 ailesi çok zengin olmasın ama bize muhtaç durumda da olmasınlar.
    15 ailesi çocuk sever olsun torunları üstlerine atıp tatile gidebilelim.
    16 beni çevremdeki hatunlardan kıskansın, zaman zaman bu yüzden bana trip yapsın.
    17 eski erkek arkadaşlarının büyük bir kısmı ölmüş olsun. ölmemişler evli ve çocuklu olsun görüşmeyelim.
    18 kitap okusun, banada döve döve okutsun. entellektüel birikimi olsun ama entel olmasın.

    işte böyle bişiy...

    gelen mesajlar üzerine benim eklemeyi unuttuklarım :

    19 öyle kulağına göbeğine metal şeyler takmasın
    20 hiç bi yerinde dövme olmasın
    21 metal müzik dinlemesin
    22 evde eğlenmeyi tercih etsin ama dışarda da eğlenmeyi bilsin
    23 cebinde faturalı hat kullansın, ayrıntılı faturası bana gelsin ben ödeyeyim.
    24 yoga, solaryum, fitness gibi abu işlerle uğraşmasın ama kuaföre gitsin, güzellik salonuna gitsin.
#01.12.2005 17:09 1 0 0
#30.11.2005 16:00 0 0 0
#30.11.2005 10:46 0 0 0
  • noimage

    Japonya'nın uzaya gönderdiği 'Hayabusa', motorundaki bir arızadan ötürü dönüşte sorun yaşıyor.

    Arızanın, 'Hayabusa'nın misyonun başarısızlıkla sonuçlanmasına ve seyahatinin sona ermesine yol açabileceği belirtiliyor.

    Sondayı uzaya gönderen Japon Uzay Keşif Ajansı (JAXA) yetkilileri, Hayabusa'nın motorlarından birisinde bir hasar tespit ettiklerini ve bu sorundan ötürü Hayabusa'nın antenini dünyaya doğru yönlendiremediklerini açıkladı.

    JAXA, bu soruna önümüzdeki ay ortasına kadar bir çözüm bulamazsa 'Hayabusa'nın dünyaya dönüşünde uygun bir pozisyon ve uzaklık bulunması için üç yıl kadar beklemesi gerekiyor.

    Japonya'nın tarihte ilk kez bir göktaşından numune alarak dönmesi beklenen 'Hayabusa', geçtiğimiz hafta İtokava asteroidine inmeyi başarmış ve asteroidden ayrılarak dünyaya dönüş yoluna girmişti.

    2003 yılında fırlatılan ve iki aydır Itokawa asteroidinin çevresinde turlayan Hayabusa'nın uzayda 2 milyar km yol yaptıktan sonra 2007'de dünyaya dönmesi planlanıyor. Sefer başarılı olursa bir asteroidin parçaları ilk kez dünyaya getirilmiş olacak.

    Bilim adamları, asteroidin yüzeyinden alınan örnekleri inceleyerek evrenin kökenleri hakkında daha fazla bilgiye sahip olmayı umut ediyor.

    Dünya ve Mars arasında bir yörüngede dönen 600 metre uzunluğundaki asteroid Itokawa, adını JAXA'nın kurucusu Hidea Itokawa'dan alıyor ve şu anda dünyadan yaklaşık 290 milyon kilometre uzakta bulunuyor.
#30.11.2005 00:46 0 0 0
  • Bilim adamları atmosferde sera etkisi yaratarak küresel ısınmaya yol açan gazların son 650 bin yıl içinde en yüksek orana ulaştığını belirledi.

    'Science' dergisinde yayımlanan araştırmada Antarktika'da yüzeyin 3 kilometre altından alınan ve 900 bin yıl önceki atmosfer değerleri hakkıda bilgi veren bir buz parçası kullanıldı.


    noimage

    Yapılan incelemede bu süre içinde karbondioksit (CO2)ve metan gazı oranının son 650 bin yıl içinde en yoğun orana ulaşmış olduğu belirlendi.

    Kritik eşik

    Tespit edilen değerler bu süre içinde meydana gelen altı büyük küresel ısı dalgalanması sırasında yaşanan en yüksek artışa karşılık geldiği için 'kritik' olarak yorumlanıyor.

    Denizler yükseliyor

    Dergide yayımlanan başka bir makalede ise deniz seviyesindeki yükselme oranı ele alındı. Deniz seviyesindeki yükselme oranlarında iki kat artış tespit edildi.

    Makalede bu yüzyıl sonuna kadar deniz seviyesinin 88 santimetre yükselebileceği vurgulandı.
#30.11.2005 00:45 0 0 0
  • noimage

    ABD'de en yaygın sağlık sorunu haline gelen obezite, görülmeyen bir probleme daha yol açıyor.

    Obezite ve aşırı şişmanlık yüzünden kalçadan yapılan enjeksiyonlarda kullanılan iğne boylarının kısa geldiği ve özellikle her 25 obez kadından 23'üne yapılan enjeksiyon dozunun bu yüzden eksik kaldığı belirtiliyor.

    İrlanda'daki The Adelaide ve Meath Hastanesi'nce yapılan çalışmanın sonuçlarına göre, araştırmaya katılan ve iğne yapılan 50 hastanın üçte ikisinde dozaj eksikliği tespit edildi.

    Sonuçları ABD'de düzenlenen bir kongrede sunulan araştırma, şişman hastalarda enjeksiyonun hedeflenen kaba et yerine yağ tabakasına yapıldığını gösterdi.

    İğne boylarının kısalığından dolayı gerekli dozun altında ilaç tatbik edilen bu hastaların gerekli tedaviyi göremedikleri gibi iğnenin verdiği rahatsızlığa ve sebep olduğu enfeksiyon riskine boşu boşuna maruz kaldıklarına da dikkat çekiliyor.

    Uzmanlar, içinde enjekte edilecek ilacı taşıyacak yeterlilikte küçük damarcıklar bulunan kaba etin enjeksiyon için ideal bir bölge olduğunu da belirtti.

    Yağ tabakasında çok daha az sayıda damarcık bulunmasından dolayı enjeksiyonun vücudun kalan kısmına taşınamadığı da belirtiliyor.
#30.11.2005 00:42 0 0 0
#29.11.2005 22:44 0 0 0
  • Konu: HAKKA DAVET
    Cennet sevdiklerini alıp götürecek ve iki taraf arasındaki bağ kopacaktır. Uçak kalkacak, kapılar kapanacak; kalanlar bu çırpınış meydanında terkedilecektir. Hz. Peygamber (asm) herkese yolu açmak üzere cennetin kapısına vardığında, bir kadının kendisinden önce cennete girmeye çalıştığını görür. Kendisine "Ne yapıyorsun, kimsin?" diye sorar. Kadın " Ben yetimlerine bakma yolunda evlenmeyen dul kadınım." cevabını verir.(1)

    Kimi bedenler tükenmiş; kimileri parçalanmışcasına kapıya varmış; kurtuluş yurduna akın akın uçuşlar başlamıştır. Son cennetliklerde alınır ve artık kimse kalmamışcasına kapılar kapanır. Tam o sırada kimileri canlarının son enerjisiyle cennetin kapısına kadar sürünüp ulaşabilmişler; ama, içeriye girememişlerdir. Kimilerine Peygamberlerin, kimilerine meleklerin şefaati, kimilerine Allah'ın doğrudan affı rahmeti yetişir. Kimilerinde de gönüllerinden düşürmedikleri "Kelime-i şehadet yakalar ve onları hızla içeriye alır."(2)

    Dışarda kalanlar artık aradaki Araf ülkelerinde yaşayacaklar; asırlar içerisinde nurlarının gelişmesi ve bağışlanmaları; onlara cennetin kapısını yeniden açtıracak. Gidenler gider de, sırat yolundaki can pazarı devam eder. Meydanlarından göklere baktıklarında, ötelere uçan dolunaylar, kayıp giden yıldızlar, parlayıp giden şimşekler görürler. Hz. Peygamber (asm) "Cennete ilklerin dolunay parlaklığında, sonrakilerin parlak yıldızlar gibi gireceklerini"(3) bildirmiştir.

    Allah'ı sevenler, şükreden fakirler, imkanlarını hep iyiliğe harcayan zenginler, borçsuzlar, mütevaziler o ilk girenler arsında cennetteki yurtlarına dağıtırlar. Birbirlerini cennetlik çabalarda teşvik eden eşler birlikte cennetin kapısına varırlar ve onlara "Siz ve eşleriniz cennete girin sevinç içinde ağırlanacaksınız. "(4) denilir. İçeriye girdiklerinde, cennetin enginliğinden şaşkına dönerler.

    İnsan bir hücreden cenin vücuduna açılmış; anne vücudundan engin dünyalara geçmişti. Ölüm onu ceset kafesinden kurtararak berzahın sırat okyanusa açmıştı. Şimdiyse, sırattan çok daha muhteşem bir enginlik hissine açılmakta; adete bir bakışla tüm evreni avucunda görmektedir.
    Birkaç yıllık dünya yorgunluğuna ve acısına karşılık muhteşem saltanatlara sahip olmak. . . Şükrü adedince köşklerin, sarayların, vadilerin, ülkelerin, dostluların anahtarını almak ne inanılmaz bir ikramdır. Cennete girdiklerinde göklerde inciler gibi parlayan yıldızları görürler. Birazdan o yıldız gibi parlayan menzillerdeki muhteşem saraylarında gezinecekler.(5)

    Sırat yolculuğu kimisi için tarifsiz korkularla ve ıstıraplarla geçmiştir. Kimisi de hayal hızıyla uçarak çoktan buralara varmıştır. Yeni gelenler binlerce yıldır gelmiş olanların yüzlerindeki mutluluktan ve sevinçten şaşkındırlar. Öyle bir huzur hücrelerini sarar ki, coşkusu geçmişin tüm acılarını silip unutturur.

    Artık kurtuluş yurdundasınız. O muhteşem giriş koridorlarında Kur'an'ın selamı sizi karşılar: "Koşuşun Rabbinizden bir bağışlamaya ve cennetteki onun genişliği yer ve gökler genişliğidir. "(6) "Allah inananlardan canlarını ve mallarını, cennet kesinlikle kendilerinin olması pahasına satın aldı. Allah'dan daha çok sözünü yerine getirecek kim vardır? Yaptığınız bu alışverişten dolayı size müjdeler olsun! İşte o büyük kurtuluş budur.(7)

    Şu an, şu kurtuluşa ulaşabilmenin içinizde oluşturduğu minnet ve şükran hisleriniz tarifsizdir. Baba yurdunuza kavuştunuz. Artık kimse gönlünüzü kıramayacak; artık herkes ve her şey sizinle saygı ve sevgi diliyle konuşacak. . . Sonsuza dek buralarda ne akla hayale gelmez maceralar yaşayacağınızı bir bilseniz. . .

    Cennet Türleri

    Kur'an yorumcuları, sekiz cennetin yaratıldığını düşünüyordular. Bunlar darü''ül-Cinan, Darü's-selam, Darü'l-Karar, Me'va, Huld, Naim, Firdevs ve Adn Cennetleridir. Kur'an bazen "cennetten", bazende "cennetlerden" söz eder. Altlarında ırmaklar akan cennetler;( 8 ) Adn,(9) Naim,(10) Me'va(11) veya Firdevs(12) cennetleri gibi çoğul anlatımlar kullanılır.

    Her cennet gerçek bir evren boyutudur ve her boyutta süper hızlı gelişmeler yaşanır. Ama, cennet evrenleri arsında örneğin Firdevs'ten Adn'e geçiş, bir uzay/zaman sisteminden çıkıp ötekine geçişe benzemelidir.(13)

    Rivayetlerde, cennet halkına sunulacak genel cennetlerin yüzyıllar genişliğinde olduğu bildirilir.(14) Hz. Peygamber (asm) Cennetin yüksek köşklerinde kalanların, doğudan batıya giden inci parlaklığındaki yıldızlar gibi görüleceğini söyler.(15) Cennetin sayısız gezegenleri ve paralel cennetler, birinden diğerine yüz ve hatta bin yıllar içerisinde varılacak enginliktedir.

    Cennetin genel sınırları belki de yüz binlerce yılda gezilip bitirilemez. Bu mesafeler sadece büyüklüğü hissetmemiz içindir. Yürüyerek mi gideceksiniz; uçakla mı uçacaksınız? Dünya cisminin ulaşabildiği en yüksek hız, saniyede 300 bin kilometredir. Bu hızla Ay'a 1,5 saniyede; Güneş'e 8 dakikada varabiliriz; ama, Samanyolu galaksimizin bir ucundan diğerine ancak 100 bin yılda ulaşabiliriz. Oysa cennetin en alt katmanında bile, ışıktan hızlı hareket edebilecek yetenekte olacağız. Cennette Samanyolu galaksisi enginliğinde bir alana serpilen saraylarınızda gezinebileceğinizi düşünün.

    İkinci cennet alanı, genel cennet içerisindeki özel cennetlerdir. Genel cennetimiz dünya olsa; özel cennetleriniz, mülkiyedeki adalar, vadiler, köşkler, parklar, saraylar olurdu. Özel cennetleriniz mutlak kullanımınızda olduğu halde, genel cennet alanını diğer mümin kardeşlerinizle paylaşırsınız.

    Özel cennetlerinizin ne kadar çok, zengin ve geniş olacakları, dünyada ne kadar çok sayıda ve türde iyilik yaptığımıza bağlıdır. Mevlana'nın deyişiyle, "yoksullara ihsanda bulundun, zekat verdin, elinle bir iyilikte bulundun mu, o alemde bu iyilik ağaçlık, çayırlık çimenlik olur. Sabır suyun cennet ki nehirler. . . Cennetin süt ırmağı sevgin ve aşkındır. Ağzından Allah'a bir takdir ulaştı mı, tan yerini ağartan Allah o övgüyü bir cennet kuşu yapar. Nasıl oldu da Allah bu sebeplerin yerine o eserleri getirdi; kimse bilmez. "(16)

    Her bir şükür , cennetin sonsuzluğunda bir saray olmuştur. Delikanlı veya genç kız bin kez bağışlanma dilemiş; bin yerden kendilerine cennet vadileri tahsis edilmiştir.

    Ahlak, doğruluk, cömertlik, yardımseverlik, ibadet gibi her bir değerin enginliğini temsil eden farklı cennetler hazırlanmıştır. Bir cennet, erken yaşta ölen çocuklarının acısına sabredip doğruluğa, iyiliğe daha azimli çalışan anne babalar içindir. Bir diğer cennet zerre miktarınca kul hakkına dikkat eden cennetliklere hazırlanmıştır.

    Hz. Peygamber (asm) der ki: "Cennette yüz derece vardır. Bir tanesi bütün alemleri içine alır. "(17) Bunların doksan dokuzu akıl(ve ilim) sahiplerine; geriye kalan biride diğer insanlaradır. "(18 ) Dolayısıyla, ilimle imanları güçlendirmemiş, azimsiz yaşamış cennetlikler, o muhteşem enginliklere doğruda açılamazlar.

    Belki onlardan bazılarını kazandıracak işler yapmadık. Giremediğimiz o vatanlarda , dualarımızla desteklediğimiz dostlarımız yaşamaktadır. Peygamberler, Allahın sevgili kulları oradadırlar. Kazanmadığımız öylesi cennetlere, oralardaki dostlarımız sayesinde girebiliriz.

    "(Cennette ) dost dostuyla beraber bulunacaktır."(19) Bir gün Hz. Peygamber (asm) sizi çağıracak; başka günlerde dostlarınız Hz . İsa, Hz. İbrahim, Hz. Musa sizinle ziyafetlerinde buluşmak isteyecektir. Işınlanırcasına aniden birbirinizin yanında olacaksınız. Ama, yükseklerden dostlarınız yoksa, oralara gitmenizi sağlayacak bir sebep kalmaz.


    Dipnotlar:

    1-Müslim, İman, 333; Heysemi, VIII , 172
    2-İlgili hadis için bk. Camiu's-Sağir 2/1456
    3-Müslim , Hadis No:5062
    4-Kur'an , Zuhruf 70
    5-"Şüphesiz ki cennet ehli cennetteki köşkü sizin gökte yıldızı gördüğünüz gibi görecek. "Müslim , Hadis No:5058
    6-Kur'an , Al-i İmran 133
    7-Kur'an , Tövbe 111
    8-Kur'an , Bakara 25
    9-Kur'an , Tövbe 72
    10-Kur'an , Yunus 9
    11-Kur'an, Secde 19
    12-Kur'an, Kehf 107
    13-Yaratılış bölümünü hatırlayalım: Vücudunuz bir evrendeyse, sonsuza dek onun içinde dolaşırsınız. Başka evrene geçebilmeniz için, beden maddenizin temeli değişmeli, boyut değiştirebilmelisiniz.
    14-Konu hakkında bk. Bediüzzaman, Lem'alar, 21. Lem'a; Sözler, 28. Söz
    15-Müslim , Cennet 11, 2831
    16-Mevlânâ, Mesnevi, c. 3, s. 282
    17-Ramuzü'l Ehadis, 1:125/8
    18-Ramuzü'l Ehadis, 1:200/11
    19-Buhâri, Edeb 96; Müslim, Birr 165; Tirmizî, Zühd 50
#29.11.2005 02:56 0 0 0
  • noimage

    Hamilelik döneminde bebeğini düşük yaparak kaybeden veya ölü doğum yapan anne adaylarının diyabete yakalanma riski yükseliyor.

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan Prof. Dr. Tamer Tetiker, gebelik döneminde kadında fiziksel ve hormonsal değişikliklerin ortaya çıkmasıyla kandaki şeker oranının yükseldiğini ve düşük tehlikesinin oluştuğunu söyledi.

    Prof. Dr.Tetiker, bebeklerini kaybeden kadınlarda şeker oranı yüksekliğinin devam etmesi ile diyabetin (şeker hastalığı) ortaya çıkabileceğini de açıkladı:

    ''Düşük yapan kadınlar, ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrardan yakınma, nedensiz yere kilo kaybı, özelikle geceleri oluşan ellerde ve ayaklarda iğnelenme veya karıncalanma gibi rahatsızlıkları olanlar büyük bir ihtimalle şeker hastalığına yakalanmış olabilirler.

    Bu nedenle sorunları yaşayan kadınlar uzmanlara başvurmalı diyabetin ilerlemesini sağlayacak önlemler almalı.''

    Prof. Dr. Tetiker, kadınlara hamilelik döneminde düzenli egzersizler yapmalarını da önerdi.
#29.11.2005 02:11 1 0 0
  • Damar tıkanıklığına bağlı kalp krizi, inme ve kangren nedeniyle hastaneye başvuran her 10 hastadan 7'sinin yaşam şeklini değiştirmeden ölüme meydan okuduğu belirlendi.

    Antalya'da devam eden 21'inci Ulusal Kardiyoloji Kongresi'nde damar tıkanıklığına bağlı kalp krizi, inme ve kangren nedeniyle hastaneye başvuran 793 hastanın bir yıl boyunca takip edilmesiyle yapılan araştırmada, hastalardaki risk faktörlerinin değişimi değerlendirildi.

    noimage

    Araştırmaya katılan hastaların yüzde 58.7'sinin kalp krizi geçirdiği ve bunların yüzde 54'ünün 40-59 yaşları arasında olduğu belirtildi.

    Kangren ve kalp krizi nedeniyle hastaneye başvuranların çoğunluğunu erkek, inme geçirenlerin çoğunluğunu ise kadınlar oluşturdu.

    Hastaların bel çevresine bakıldığında ortalama kalınlık, 96.7 santimetre olarak belirlendi. Kangren olanların yüzde 90'ı, kalp krizi geçirenlerin yüzde 70'i, inme geçirenlerin yüzde 40'ının sigara kullandığı veya hayatlarının bir döneminde sigara içtikleri kaydedildi.

    İnme geçirenlerin yüzde 72'sinde, kangren ve kalp krizi geçirenlerin de yüzde 45'inde hipertansiyon saptandı. İnme geçirenlerin yarısı, kalp krizi geçirenlerin üçte biri ve kangren olanların yüzde 10'unun obez olduğu belirlendi. Düzenli egzersiz yapanların oranı ise yüzde 10 oldu.

    Türk insanı riski seviyor

    Türk Kardiyoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zeki Öngen, araştırmadan elde ettikleri en şaşırtıcı sonucun, insanların ölüm riski taşıyan hastalıklara karşın yaşam şekillerinde değişiklik yapmamaları olduğunu söyledi.

    Damar tıkanıklığına bağlı hastalık geçiren her 10 hastadan 7'sinin risklerinde hiçbir değişiklik saptanamadığını vurgulayan Öngen, ''bir yıl boyunca izlenen hastaların yüzde 80'inin sigara içmeye devam ettiği, yüzde 76.6'sının hipertansiyonunda değişiklik olmadığı ortaya çıktı. Her 100 hastadan sadece 3'üne düzenli egzersiz yaptırılabildi'' dedi.

    Türklerin çok genç yaşta kalp krizi geçirdiğine dikkat çeken Öngen, "kalp krizi,
    ülkemizde Avrupa ve ABD'ye göre 7-8 yaş erken görülüyor. Kalp krizi önlenebilir bir hastalık. Buna rağmen kalp krizi geçirdikleri halde insanlar kendilerine iyi bakmıyorlar" diye konuştu.

    Öngen, damar tıkanıklığına bağlı hastalık riskinin sigara içimini azaltmak, geleneksel yiyeceklere dönmek ve düzenli egzersizle düşürülebileceğini de kaydetti.
#29.11.2005 02:09 1 0 0
  • Kardeşim bahsettiğin arkadaşına bu yazıyı okumasını söyler misin. Yardımcı olacaktır sıkıntısı hakkında.

    DOMUZ ETİ

    İslâm dini birtakım hayvanların etlerini yemeyi serbest bırakmışken, bazılarını yasaklamıştır. Meşrû kılınan veya yasaklanan hayvan çeşitleri incelendiğinde insan sağlığı için yararlı hayvanların etinin meşnî, zararlı olanların ise yasaklanmış olduğu anlaşılır. İşte domuz da beslenme tarz, görünüşü, insanı tiksindiren tabiatı ve bünyesinde, etini yiyenlere geçebilen trişin vb. zararlı unsurlar taşıması nedeniyle yasaklanmıştır.

    Kur'ân'ı Kerîm'de beş âyette domuzdan söz edilir. Âyetler şöyledir:
    "Allah sizlere yalnız leşi, kanı, domuz etini, bir de Allah'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı" (el-Bakara, 2/173; Nahl, 16/115)

    "Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen... hayvanlar sizin için haram kılınmıştır"
    (el-Mâide, 5/3)

    "Ey Muhammed, de ki: Bana vahyolunanlar arasında, yiyen bir kişinin yediği herhangi bir şeyin haram olduğuna dair bir hüküm bulamıyorum. Ancak leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti ki bunlar pistir, yahut doğru yoldan çıkarak, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen hayvanların yenmesi haramdır... " (el-En'âm, 6/145)

    Aşağıdaki âyette de domuzun çirkin hâline işaret edilmiştir.
    "...Allah kime lânet eder ve gazabına uğratırsa ve kimlerden de maymunlar, domuzlar ve tağûta kullar yaparsa, işte bunlar, makamları en kötü, yolları da en sapık olanlardır" (el-Mâide, 6/60).

    Câbir b. Abdillah'tan, Allah Rasûlünün Mekke'nin fethi yılında Mekke'de iken şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Şüphesiz Allah ve Rasûlü şarabın, ölü hayvan etinin, domuzun ve putların alım-satımını haram kılmıştır" (Buhârî, Büyü', 112; Tecrîd-i Sarih Tercümesi VI, 537, 538)

    Domuz eti diğer birçok dinlerde de yasaktır. Meselâ yahudilerin kitabı Tevrat'ın tesniye bölümünde yenilmesi yasak olan hayvanlar sıralanırken "... ve domuz... çünkü tırnaklıdır fakat geviş getirmez. O size murdardır bunların
    etinden yemeyeceksiniz ve leşlerine dokunmayacaksınız" (Tevrat, Tesniye, bab, 14/8) denilmektedir.

    Allah insanlara rızıkların güzel ve temiz olanlarından yemeyi ve buna karşılık da şükretmeyi emretmiştir. Helâl yemek duânın ve ibadetin kabulüne sebeptir. Haram yemek ise bunların geri çevrilmesine sebep olur. Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar, şüphesiz Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Şüphesiz Allah, müminlere, peygamberlere emrettiği şeyleri emretmiştir. Allah şöyle buyurmuştur: Ey peygamberler, güzel rızıklardan yiyin, sâlih amel işleyin, ben sizin yaptıklarınızı bilirim " (Mü'minûn, 23/51). Yine buyurdu: Ey iman edenler, size rızık olarak verilenlerin temiz olanlarından yiyiniz. " (Tâhâ, 20/81). Sonra Allah Rasûlü, uzun yolculuğa çıkan, saçı başı karışmış, toza batmış, ellerini göğe kaldırmış, ey Rabbim, ey Rabbim. diye dua eden bir adamı zıkretti: "Bu kimsenin yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, haramla beslenmiş, duası nasıl kabul olunsun?" (Müslim, Tirmizî,Ahmed b. Hanbel)Âyette şöyle buyrulur: "O, pis olan bütün Şeyleri insanlara haram kılar" (el-Â'râf, 7/157)

    Domuz etinin insana zararlı olduğu tıp tarafından da ortaya konulmuştur. Doktor Glen Shepherd, Washington Post gazetesinin 31 Mayıs 1952 tarihli nüshasında yazdığı bir makalede bu konuda özetle şunları yazmıştır: "ABD ve Kanada'da yaşayan insanların 1/6'nin adalelerinde, trişinli domuz eti yedikleri için, trişin kurtları vardır. Bunların çoğunda hastalık arazı görülmez. Yavaş yavaş iyileşir, bazıları da ölür. Bir kısmının sol tarafı felç olur. Hepsi de dikkatsizce domuz eti yemişlerdir. Bu hastalığın bağışıklık ve tedavisi
    yoktur. Ne antibiyotikler, ne de diğer ilaç ve aşılar bu küçük ve öldürücü kurda tesir etmez.

    Tek çare bu mikrobun bulaşmasını önlemektir... Trişinlerin sebep olduğu hastalığın belirtileri elliden fazla hastalığın belirtilerine benzer. Etleri tuzlama ve tütsüleme gibi metotlar trişinleri öldürmez. Mezbaha kontrolleri de trişinli etleri teşhis için yeterli değildir."

    Bu konuda birçok araştırıcılar domuz eti yemeğe devam etmenin insandaki kıskançlık duygusunu zayıflattığını söylerler. Çünkü hayvanlar içinde dişisini kıskanmayan tek hayvan domuzdur.

    Diğer yandan beslendiği yerde her türlü pisliği yediği için, çevreye hoş olmayan bir koku yayar ve eti, proteindeki kimyevî maddeler bakımından düşük değerdedir. Domuz etinin trişin kurdundan temizlenmesi fennî bakımdan imkansız görülmüştür. Yeryüzünün hıfzısıhha otoritelerinden Prof. Hirş bunu açıkça belirtmiştir.

    İşte tıbbın bir kısım zararlarını ortaya koyduğu domuz etini yemek önceki bazı dinlerde yasaklandığı gibi İslâm'da da yasaklanmıştır. (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, VII, 537 vd.; Yusuf el-Kardâvî, İslâm'da Helal ve Haram, Terc. Mustafa Varlı, Ankara 1970, 50-53)
#29.11.2005 01:09 0 0 0
  • Üstad senin anakartın özelliklerini ve GTA nın istediği minimum sistem gereksinimlerini yazdım. Onay verildi yani Ama almak istediklerinde sorun çıkacağını söyledim. 128 bitlerde sorun yapabilir diye söyledim.
#28.11.2005 22:14 0 0 0
#28.11.2005 20:23 0 0 0
  • selam
    şuanki sistemim

    P4 1.7 GHZ
    1024 DDR RAM
    80 GB HDD
    64 MB EKRAN KARTI var. sanirim tek eksigim ekran karti oyunu iyi oynayabilmek için. bu hafta nVidia GeForceFX 5200 almayı planlıyorum ama boardda sorun çıkarmaz inşallah?

    senin sistem belli oyunun istedikleri belli. Rahat rahat oynarsın kardeşim merak etme
#28.11.2005 15:43 0 0 0
  • full performansata oynamak için
    P4 2.4
    384MB RAM
    4.7 GB HDD
    128(+)EKRAN KARTI

    MİNİMUM SİSTEM
    1GHZ
    256MB RAM
    64 MB EKRAN KARTI (BU SİSTEMDE OYNUCAĞINA HİÇ OYNAMA DERİM.)

    Bu özelliklere bakınca anlarsın kardeşim. Oynarsın kısacası
#28.11.2005 10:33 0 0 0
  • İyiki şiir var ve iyiki seni tanımışım abi. hep söylüyorum sunduğun güzelliklere diyecek birşey bulamıyorum.

    Harikasın abim. İyi ki varsın
#28.11.2005 01:15 0 0 0