ykalaman

ykalaman

Üye
03.03.2004
Uzman Çavuş
7.488
Hakkında

  • Konu: Ezan Sesi
    Ezan Sesi


    Mahrum kalanları dinle, bu ulvi sesten?
    Şayet uzaktaysan bu ilahi nefesten,
    Zenginlik, lüks, şatafat seni oyalar mı?
    Uzak gurbetin ne farkı var ki kafesten?


    Ekrem ŞAMA
    17.06.2004
#19.06.2004 07:34 1 0 0
  • Büyük Deprem


    Kulaklar tetikte, bekliyor herkes depremi,
    Yüreğim bile çarpsa incelerim çevremi,
    Masa altı, kapı ve pencere kenarları...
    Bunları yapmak acep ölüme bir çare mi?

    Düşünmediğimiz dünyada neler oluyor?
    Azrail günde kaç kere bizlere geliyor?
    Ölmeye hazırlık yapılacak bir zamanda,
    Bizim aklımız hep yalan dünyada kalıyor.


    Ekrem ŞAMA
    17.06.2004
#19.06.2004 07:33 1 0 0
  • Konu: Kör Şeytan
    Kör Şeytan


    Kör şeytan, söyle nasıl birisin?
    Kaç kez öldürdüm, hala dirisin.
    Lekesiz bir hayattı bütün arzum,
    Beyaz kumaşımın siyah kirisin.


    Ekrem ŞAMA
    17.06.2004
#19.06.2004 07:31 1 0 0
  • Yağız Atlı Başkan


    Bir çalımla geldi başkan peh peh peh!
    Yağız ata bakar mısınız, deh deh deh!
    Şu büyük dağları Allah yaratmış ise,
    Alçaklarını da başkan! Breh breh breh!

    Huysuzlanma yağız atım çok ağır ol,
    Alkışa, tezahürata karşı biraz sağır ol!
    Başkanımız sırtında çalımlar atacak,
    Deliliği bırak da tarihi yüke hazır ol.

    Aman aman, başkana bakın başkana!
    Nasıl zıplayıverdi yağız atın sırtına!
    Bundan daha büyük başkan var mı?
    Ey ahaliii, alkışlayın yaradan aşkına!

    Yağız at sıçramaya başladı havalara,
    Sandık ki başkandandır bu numara,
    Bu ne kadar da hafif bir başkanmış,
    Uçup yere düşüşü, garip bir manzara.
#19.06.2004 07:30 1 0 0
  • Bir tebessümü esirgedin benden
    Bir tebessüm bu kadar zor mu?
    Bir selamı esirgedin benden
    Bir selam bu kadar zor mu?
    Seni hala anlayamadım
    Seni anlamak bu kadar zor mu?

    Işıldardı gözlerim seni gördüğümde
    Bunu görmen bu kadar zor mu?
    Çarpardı kalbim hızlıcana
    Bunu duyman bu kadar zor mu?
    Seni Seviyorum
    Bunu anlaman bu kadar zor mu?
#19.06.2004 07:29 1 0 0
  • Mezarımı Taştan Oysunlar


    Ağır ağır çıkıyorum Eyüp yokuşundan,
    Maziye gidiyorum taşların duruşundan.

    Mezar taşları, koca bir tarihi okutur,
    Hep bir şeyler anlatır bize, en, boy ve kutur.

    Şu taşın baş kısmı kocaman kat kat sarıklı
    Mutlaka mevtada dünya kadar ilim saklı,

    Bak bak, heybetli kavuğunun yarısı dökük,
    Ümera sınıfından biri, hem de çok büyük.

    Şu taşın desenleri zannedersin körüklü,
    Erkanı harpten olmalı bu, hem de çarıklı.

    Bu taş varya, işte surada, amma da iri,
    Sanıyordu ki, kendisi vazgeçilmez biri.

    Zorbanın biri olmalı şu taşın sahibi,
    O da topraklara düşmüş celaliler gibi.

    Şu tarihi okur musunuz beşyüzon yıllık?
    Mazide kalmış arkasından atılan çığlık.

    Uzun külahlı şu taşın süsleri kallavi,
    Anlıyoruz ki bunun meşrebi de Mevlevi.

    Hokka kalem desenlerini buraya çizip,
    Anlatmak istiyor ki, buradaki bir katip.

    Anladın mı celladın taşı niçin desensiz?
    Nefretli anıştan korunmak içindir bir giz.

    Şu da kul hakkı almış olmalı hem de büyük
    Taşlarının bile ağırlıktan beli bükük.

    Bebek mezarı bu, kalmış küçük bir bölümü.
    Kimbilir kaç aylıktı, o da tatmış ölümü.

    Yelkenli şeklinde yapılmış bir mezar taşı,
    Anlatmak istiyor bir denizci arkadaşı.

    Yeniçeri mezarı bu, toprağa karılmış,
    Askere duyulan hınçla başı koparılmış.

    İşte bir taş daha, üstüne hotoz işlenmiş,
    Bir kadına ait olduğu böyle fişlenmiş.

    Bakar mısınız, boynunda kement resmi belli?
    Asılarak öldürülmüş birisi besbelli.

    Bu taşın kafasına sarık değil konmuş fes,
    Osmanlının son dönemi, ama sanat enfes.

    Çiçeklerle süslenmiş bu başı, iyi bilin
    Ki, daha murada ermeden ölmüş bir gelin.

    Bu sade bir taş, yıkılmış yerlere dökülmüş,
    Sıradan biriymiş, o da buraya gömülmüş.

    Her taş tarihin aynasını bize tutuyor,
    Öyle ilginç ki, hepsi kendini okutuyor.


    Ekrem ŞAMA
    17.06.2004
#18.06.2004 19:50 1 0 0
  • KÖTÜRÜM TILKI ILE ARSLAN




    Kalenderin biri,bir gün gündelik rizkini kazanmak üzere evinden çikar.Dag
    ,ova demeden aksama kadar dolasirda dolasir;fakat karnini doyuracak hiç
    bir sey bulamaz.Hava kararmaya yüz tutmus;gün aksam olmustur.Yeni bir
    günün sabahinda tekrar geçimini aramaya çikmak üzere geriye dönerek evinin
    yolunu tutar.Göz gözü görürken yuvama ulasayim diyerek hizli adimlarla bir
    düzlüge iner.Iyiden iyiye yorulmus,adim atacak takadi kalmamisti.

    Bir kayanin dibinde bir kaç dakikalik nefes almak için mola vererek
    seriliverir.Az sonra kulagina inelmeye benzer bazi sesler gelir.Nefesini
    tutup dikkatle dinleyince inleme seslerinin gölgesine sigindigi kayanin
    üst tarafindan gelmekte oldugunu anlar.Yavasça yerinden dogrularak kayaya
    tirmanir.Öteyi beriyi yoklarken önüne karanlik bir kaya çikar.Zaten kesik
    kesik kulagina gelen iniltiler de oraciktan yükselmektedir.Dikkatle
    içeriye göz gezdirince yere serilmis kötürüm bir tilki ilisir gözlerine.

    Anlasilan hayvancagiz bizim kalender yolcumuz gibi günlerden beri aç
    kalmistir.Yere bir posteki serilmis,yani basina dikilmis olan kalenderi
    gördügü halde kili bile kimildamiyordu. Yalniz arada bir durup tembel
    tembel inliyor o kadar.Bu ölgün sesler de olmasa hayvanin diri oldugunu
    ispat etmek için bin sahit lazimdi.

    Derken uzaklardan bir karalti göründü.Uzun yeleli,iri kuyruklu bir arslan
    tozu dumana katmis kayaliga dogru geliyor.Arada bir durup
    kükrerken,çikardigi erkekçe ses vadiyi çevreleyen dag eteklerine çarpiyor
    ve yankilanarak dakikalarca devam ediyor.

    Arslanin ortalikta belirmesi ile bütün vadiye korkak bir ürküntü siner. Bu
    arada kötürüm tilkinin ölüm kokan kesik kesik inlemesi kesiliverdigi gibi
    bizim kalenderden de soluk duyulmaz olur. Gelisi ile ortaligi titreten
    koca yeleli arslan agir agir ilerleyerek üst kisminda kalender yolcu ile
    kötürüm tilkinin barindigi kayanin dibinde konaklar.O sirada kayanin
    yakinlarinda bir ürkek ceylan beliriverir.Pusuda yatan koca arslan hemen
    üzerine
    çullanarak hayvancagizi bir iki pençe vurusu ile paramparça eder.

    Arslan,oturup afiyetle avini midesine indirdikten sonra epeyce et ve kemik
    artigi birakarak kükreye kükreye yoluna devam ederek gözlerden
    uzaklasir.Arslanin çekilmesi ile deminden beri vadiyi bürüyen korku
    bulutlari da dagilir.Az öncesi gibi tekrar kuslar civildamaya,diger
    canlilar öteye beriye kosusmaya baslar.

    Bu arada barsaklari açliktan birbirine dügümlenmis olan kötürüm tilki de
    yavas yavas yerinden dogrulur.Agir agir emekleyerek arslanin av
    artiklarina dogru ilerler.Oturup güzelcene karnini doyurduktan sonra
    oldukça canli adimlarla tekrar yuvasina döner.Anlasilan sancilarinin çogu
    açliktan ileri geliyordu.Karni doyduktan sonra,miskin tilkinin inlemesi
    kesilmisti.

    Kaya kovugunun yani basinda yaslanmis dinlenen kalender yolcu bu
    gördükleri üzerinde söyle düsündü:Yüce Allah(c.c)in merhameti ne kadar
    büyük ve ne derece genismis.Baksana dört ayagi üzerine dikilmeye gücü
    olmayan su topal tilkiyi bile acikinca en iyi sekilde rizkini
    gönderiverdi.O halde benim SIKINTILI ugrasmalarim,rizkimi temin edeyim
    diye dag bayir demeden kosusmalarim bosunadir.Nasil olsa,az önceki güçlü
    arslani araya koyarak su yatalak tilkiyi doyuran Ulu
    Allah(c.c.),beklemedigim yerden bir sebep yaratacak benim de rizkimi
    gönderecektir.

    Zaten yasasam ne kadar yasarim.Üç günlük dünya için bu kadar ugrasmaya, bu
    kadar didismeye, böylesine kara kara düsünmeye degermi? En iyisi iyice
    Allah'a(c.c.)dayanmali;tamamen o'nun yaygin merhametine güvenmeliyim.
    Baksana topal tilki,ayagina gelen hazir rizkini mideye indirdikten sonra
    daha tok bir karinla uzanmis horul horul uyumaktadir. Bu güne kadar
    çektigim bunca SIKINTILAR benim akilsizligimin cezasi imis. Simdi artik
    aklim basima geldi.

    Bu düsünceler içinde oracikta uyuyakalan kalender sofu yakinlarda bir
    magara bularak oraya kapanir.Gece gündüz Allah'a(c.c.)yalvararak rizkini
    beklemeye karar verir.Birinci günü bir taraftan istahla ibadet ederken bir
    yandan da durmadan magaranin kapisini gözetleyerek ayagina gelecek olan
    rizkini bekler. Bekler ama bosuna! Ne gelen vardir,ne de giden.

    Her halde yarin isler yoluna girecek diye düsünüp aç mide ile o geceligine
    de uykuya dalar.Sabah olunca açliktan gözleri dogan günesi bile zor
    görecek hale gelir.Havanin iyice karardigi ana kadar sabirsizlikla
    kapiyi kollamasina ragmen yine rizki ayagina gelmez.Ama artik yerinden
    kimildamaya elini kolunu kipirdatmaya takat bulamadigini görerek yavas
    yavas hayatindan endise duymaya baslar.

    Ama herseye ragmen gücünün yettigi kadar ibadetine devam ederek topal
    tilkiye avinin artiklarini birakan pençesi güçlü ve koca yeleli arslanin
    kapida belirecegi ve ona da rizkini getirecegi ani gözleme kararindan
    caymaz. Ümitlerini canli tutmak için kendini söyle teselli etmeye
    koyulur;"kulun basi iyice SIKISMADIKCA Allah'in yardimi gelmez.Iyice
    aciktigima göre benim rizkim da yakinda muhakkak su issiz magaranin
    karanliginda beni bulacaktir."

    Fakat durumu teselli ile geçistirilecek gibi degildir.Günlerden beri açlik
    sancisi çeke çeke vücudu erimis, süzülen gözleri iyice ufalarak
    derinlesen yuvalarina gömülür.Kararan gökyüzü ile birlikte seccadesinin
    üzerine yigilir.Ama simdi daldigi sessizlik uyku degildir,artik. Kalender
    dervis,günlerin biriktirdigi halsizligin getirdigi ölüme yakin uyusukluga
    kendini koyuvermistir!..

    Bu halde iken kulaklarina söyle bir ses gelir;"behey miskin kul!.. Niçin
    yatip kötürüm tilki olmak istiyorsun? Dolas da yirtici arslan
    kesilsene!... Elin,kolun tuttuguna göre çalisip kazansan da artiklarinla
    güçsüz bir kaç yatalak geçinse daha iyi olmaz mi? Sen
    Allah'a(c.c.)güvenmeyi tembel tembel oturup kapidan girecek rizki beklemek
    mi sandin,yaziklar olsun sana!.."

    Duydugu bu tesirli sözler,kalender dervisin,açliktan süzülen iliklerine
    kadar isledi.Uzandigi yerde söyle bir sarsildi.Gücünün son damlasini
    harekete getirerek silkinip iki ayagi üzerine dogruldu.Kararli adimlarla
    ilerleyerek magaranin kapisindan çikti. Içinden cosup gelen bir kuvvet onu
    karanliga sürüklüyordu.Gönlü bir seyler yapmak ve bir seyler ele geçirmek
    azmi ile dolup tasiyor,adeta kabina sigamiyordu.Içinden gelen ve ileriye
    dürten kuvvete ayak uydurarak yokustan asagi su akar gibi yürüyordu.
    Nereye gidecekti?isin orasini o da kesinlikle bilmiyordu,ama neresi olursa
    olsun kafa ve el emegini birlestirerek Allah'in(c.c.)yarattigi nimetlerden
    rizkini kendi eli ile kazanmaya gidiyordu!.. Böyle düsündükten sonra
    gidecegi yerin ne önemi vardi.Nasil olsa yeryüzünün her yani Ulu Allh'in
    (c.c.)degilmiy di?Karni aç olmasina açti.Ama artik o bir iki saat önceki
    gözlerini nerede ise sineklerin yuva yapacagi uyusuk miskin ve yüreksiz
    dervis degildi.Karanliga dalip kaybolurken yüzü gülüyordu.

    Simdi gelelim kissadan hisseye.Islam dünyasi yüz yillardan beri akil almaz
    bir tembelligin ve verimsiz didismelerin içine gömülüp, canliligini
    kaybettigi için bugün batinin hiristiyan dünyasina el açmis,gündelik
    ekmegini dilenmektedir. Yirtici arslanlar gibi ekmegini tastan çikaran
    yürekli müslüman toplulugunu dünya ne zaman görebilecek acaba? Yasli ve
    özlem dolu gözlerle bekliyoruz!...
#18.06.2004 19:39 1 0 0
  • Fısıltıyı dinle taşı bekle


    Genç bir yönetici, yeni Jaguar'ı içinde kurulmuş,

    biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların
    arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle

    dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını
    görünce hemen

    fren yaptı ama

    aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine,
    yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene
    yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti. Sinirlenmiş
    olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi
    yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken
    de bağırıyordu:

    'Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O
    gördüğün yepyeni ve pahalı

    bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya
    bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu?'

    Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi.

    'Lütfen amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim,
    bilemedim. Taşı attım, çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı.'

    Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park

    etmiş bir aracın arkasına işaret etti.

    'Abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü
    ve ben onu kaldıramıyorum.'

    Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama

    sordu:

    'Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz?
    Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.'

    Genç yönetici ne diyeceğini bilemez halde boğazındaki düğümden yutkunarak
    kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli
    sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli
    yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye
    çalıştı. Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam,
    abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun
    ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve
    yol ona çok uzun geldi. Arabanın yan kapısında

    taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiç
    bir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için
    sakladı: Hiç bir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek
    için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı

    kadar hızlı geçme. Allah ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu

    dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda

    kalır.

    Fısıltıyı dinle veya taşı bekle

    Seçim senin
#18.06.2004 19:37 1 0 0
  • Sensizliğe sitem

    En acı yalnızlık, senin verdiğin yalnızlık oluyor.Sen yokken bir şey düğümleniyor boğazıma, yutkunamıyorum.Nefes alamıyorum, sıkışıyor kalbim.Bulunduğum yerde yığılıp kalacakmışım ve bir daha hiç kalkamayacakmışım gibi geliyor bana.Oysa senden önce de yalnız kaldı bu yürek.Gidenlerin bıraktığı tortuyu taşımayı bildi.Bir tek sen böyle çaresiz bırakıyorsun beni.Bir tek sen yokluğunla beni ölüme taşıyorsun.

    Ama elini uzattığında değişiyor her şey.Yokluğunun dilimde bıraktığı o acı tat, kalbimdeki o ağrı, yüzümdeki o üzgün tavır kayboluyor.Yüreğim deli bir ırmak gibi çağlamaya başlıyor.Hiç bitmeyen bir coşkunun içinde buluyorum kendimi.
    Renklerin güzelliğini yeniden keşfediyorum.Her renge senin adını veriyorum Başka hiçbir duygu sana yakın olmanın, seninle olmanın verdiği hazzı vermiyor bana.Sana ulaşacaksam eğer, hiç şikayet etmeden kat ediyorum kilometreleri.
    Yolları, içimdeki tarif edilmez o deli heyecanla aşıyorum. Ne güzel diyorum.Yaşamak ne güzel Gerçekten de öyle. Seninleyken hiçbir şeyden korkmuyorum.Her zorluğa
    Katlanabilecek gücü sen veriyorsun bana.Yaptığım her şeyde, gittiğim her yerde sen de oluyorsun. Yine de seni sana şikayet etmekten başka çarem yok.Zamansız gidişlerin
    felç ediyor beni, yapma.Böylesine severken seni, yokluğun acısına dayanmak kolay olmuyor.Hani sen varken tıkır tıkır işleyen zaman, yokluğunda duruyor.Ne gece geçiyor, ne gündüz.Ne içtiğim suyun tadı var ne yediğim yemeğin.Günlerce aç kalsam hissetmem, biliyorum.


    Sitemimdir, doğru.Yokluğunun bu kadar dayanılmaz olduğunu söylemeyip de saklasam kime faydası olacak?Ben, bunu saklayabilir miyim ki ? Gitme yar, sensizliğin o korkunç girdabında tek başıma bırakma beni.Seni
    Yaşamak istiyorum, seni....



    GoNuL_GoZuM
#18.06.2004 19:36 1 0 0
  • Konu: Kader Nedİr
    KADER NEDİR

    Sicak bir temmuz sabahiydi. O daha sabahin erken saatlerinde
    bogucu bir sicakligin etrafi sarmaya basladigi gunlerden biri.
    Kadin kahvesini yudumlarken bir yandan da gazetesini okuyordu.
    Gazeteler bir gun onceki terorist saldirisindan bahsediyordu.
    Ilk sayfanin tam ortasi yine sira sira dizilmis bir onceki gun
    hayatini kaybetmis insanlarin vesikalik fotograflariyla doluydu.

    Gozlerini cabucak resimlerin uzerinde gezdirdi ve rahat bir
    soluk aldi. Tanidik bir yuze rastlamamisti bugun de. Allaha
    cok sukur diye gecirdi icinden.

    Artik gazeteyi acip bir solukta saldirida olen insanlarin
    isimlerini okuyup, o icler acisi resimlerine bakmak bir
    aliskanlik haline gelmisti. Patlayan otobus iskeletleri,
    yollara savrulmus cansiz bedenler, aglayan insanlar ve
    cenaze resimleri bunlarin hepsi mutlaka hergun gazetelerde
    bulabileceginiz sahnelerdi. Devamli tekrarlanan bu dehset
    sahneleri, korkular ve endiseler ne zaman sona erecek, ne
    zaman baris ve huzur icinde yasayacagiz acaba diye gecirdi
    icinden.

    Birden asagi yukari 6 ay once gazetelere cikan oglunun resmi
    gozlerinin onune geldi. O dunyalar yakisiklisi, daha 26
    yasinda hayatinin baharinda olan oglu. Universitede muhendislik
    okuduktan sonra bir sene Amerika'yi bastan sona gezen oglu.
    Hiz ve spor arabalari meraklisi oglu. Ne yazik ki bu sevdasi
    ona pahaliya patlamisti, evet bir trafik kazasinda kaybetmisti
    oglunu. Aradan 6 ay gecmesine ragmen ici hala kan agliyordu.
    O son gece oglu evden cikarken yine ona hizli surmemesini,
    dikkatli olmasini soylemisti. O da her zamanki vurdumduymaz
    tavirlari ile kendisine birsey olmayacagini, bu kadar kendini
    yipratmamasini soylemisti.

    Hep iyimserdi asla basina birsey gelebeilecegini dusunmezdi.
    Ama ne yazik ki kader onu o genc yasinda direksiyon basinda
    yakalamisti. O gece arabadan diger 2 arkadasi sag saglim
    burunlari bile kanamadan kurtulurken oglu hemen oracikta can
    vermisti. Arkadaslarindan birinin unlu bir sanayicinin oglu
    olmasi o kazayi gazete mansetlerine tasimisti. Oglunun o yaz
    deniz kenarinda cekilmis gulen yuzu gazeteleri suslemis,
    sanki herkese meydan okuyan bir tavirla bana birsey olmaz
    diyordu.

    O kaza sonrasi, cenaze, aci ve gozyaslari bir film seridi gibi
    gozlerinin onunden gecti. Aileye buyuk bir darbe inmisti.
    Kendisine en cok destek olan 19 yasindaki kiziydi. O olmasaydi
    bu kadar aciya asla katlanamazdi. Sevgili kizi, o kivir kivir
    saclari ve yesil gozleri ile ogluna cok benzeyen dunyalar guzeli
    kizi. Bu benzerlik ona aci veriyordu. Her kizina bakisinda oglu
    gozlerinin onune geliyordu. Kalkip kendine bir kahve daha
    doldurdu. Kizi su anda askerligini yapiyordu. Birden akli ona
    takildi. Her sabah otobuslerle yada otostop cekerek kislasina
    ulasiyordu. 2 hafta sonra dogum gunu vardi ve uzun zamandir
    aklinda olan arabayi alip supriz yapmak istiyordu ona. Daha
    gecenlerde ehliyet cikarmis ve bir arabasi olsun diye muthis
    bir istek duyuyordu. Ama hicbir zaman ailesine bunu aciklayip
    para istememisti. Seneye askerligini bitirip calismaya baslayinca
    biriktirecegi paralarla ufak kullanilmis bir araba almakti niyeti.
    Kendi kendine gulumsedi ne kadar da alcak gonullu ve dusunceli
    bir kizdi. Esimle konusup en iyisi hemen bu araba isini dogum
    gunune yetistirelim diye dusundu. Artik hergun yapilan bu
    saldirilar ve sokaklardaki belirsizlik yuzunden kizinin basina
    birsey gelsin istemiyordu. Cani, tek dayanagi, hayattaki en buyuk
    destegiydi kizi. Ona birsey olursa ben yasayamam yasamakta istemem
    diye dusundu. Biraz sonra esi sirkete varinca onu arayacak ve
    hemen bu isi halledelim diyecekti.

    Bu vermis oldugu kararla ici biraz olsun ferahlamisti.Gazeteyi
    bir kenara itti. Daha fazla okumak istemiyordu. Gidip televizyonu
    acti.Sevdigi sabah programinin baslamasina az kalmisti. Program
    oncesi verilen reklamlardan birinin muzigini mirildanmaya basladi.
    Iste programin guleryuzlu sevimli spikeri o gunku programin konu
    iceriklerini aciklamaya baslamisti. Cikolatali kek tarifi
    verilecekti bugun. Bu tarifi mutlaka bir yere not etmeliyim
    diye dusundu aksama hazirlar kizina supriz yapardi. Son
    zamanlarda devamli kilosunu dert etmesine ragmen cikolatali
    keke asla hayir diyemezdi kizi.

    Birden ekrandaki spikerin yuzu degisti. Sevgili seyirciler su
    anda elimize ulasan bir son dakika haberini sunuyoruz dedi.
    Bir muddet once Tel-Aviv'de bir otobuse bombali bir saldirida
    bulunulmustur. Su ana kadar elimize ulasan bilgilere gore bir
    intihar komandosu uzerinde patlayicilarla yolcu dolu bir
    otobuse binip kendini patlatmistir. Su ana kadar 5 olu ve 20
    yarali oldugu saptanmis ama bu sayinin daha da yukseleceginden
    suphelenilmektedir. Birazdan patlama yerinden canli yayinla
    karsinizda olacagiz. Az sonra dedi ve reklamlara gecildi. Yine
    o biraz onceki reklam cikti ekranlara ama kadin bu sefer
    mirildancak halde degildi. Aklina kizi geldi tekrar. Kocasi
    onu bu sabah her sabah oldugu gibi Tel-Aviv'deki otobus duragina
    birakip ordan da isine gidecekti. Acaba kac numarali otobuste
    olmustu bu saldiri. Kizi kislasina gitmek icin hep ayni 962
    numarali otobusu alirdi. Hemen telefonu eline alip kocasinin
    cebini aradi. Ama cep teline ulasilamiyordu. Her saldirida
    oldugu gibi yine cep telefonlari kilitlenmisti anlasilan.
    Allah kahretsin diye dusundu reklamlarda bir turlu bitmek
    bilmiyordu. Hemen radyoyu acmaya gitti belki ordan yeni bilgiler
    edinebilirdi. Henuz degisik birsey yoktu ayni televizyonda
    soylenenler tekrarlaniyordu.

    SIKINTIIYLA odanin icini arsinlamaya basladi. Bir yandan kulagi
    radyodayken bir yandan da gozleri televizyondaki reklamlarin
    bitmesini bekliyordu. Sonunda reklamlar bittiginde tekrar o
    cok sevdigi spiker bu seferde gayet ciddi bir tavirla konusmaya
    basladi. "Sevgili seyirciler su anda olay yerinde canli yayin
    yapan arkadasimiza baglanip son gelismeleri alacagiz" Birden
    tel-aviv'deki o cok tanidik cadde ekrana geldi. Yuksek binalarin
    bulundugu, mucevher piyasasinin kalbinin attigi yerde, bir
    zamanlar kirmizi renkte oldugu belli olan otobuse benzer bir
    kalinti goruldu. Otobus iskeletinden hala dumanlar tutmekteydi.
    Etrafi koyu bir sis tabakasi kaplamisti. Polis kuvvetleri otobusu
    cember altina almis, saglik gorevlileri sedyelerle ordan oraya
    kosturmaktaydi. Ortalikta yaralilar ya da cansiz bedenler
    gozukmuyordu herhalde cogu hastanelere kaldirilmisti bile.
    Spiker konusmaya basladiginda o dehsetten acik kalmis agzini
    kapayip yutkundu. Aman Allahim Aman Allahim diye mirildaniyordu
    kendi kedine. Spikerin su ana kadar 17 olu 52 yarali oldugunu
    hayal meyal isitti.

    Birden ekranda yaralilarin kaldirildigi hastanelerin isimleri
    ve telefon numaralari gozuktu. Hemen bir kalem kagit bulmaliydi.
    Telasla ordan oraya kosturmaya basladi. Hergun onlarca kalemin
    ortalarda oldugu masanin ustunde bugun bir tane bile yoktu. Bu
    arada spikerin verdigi numaralari da aklinda tutmaya calisiyordu.
    Sonunda ucu kirik bir kursun kalem bulup demin itekledigi gazeteyi
    eline aldi ve tel numaralarini not etmeye basladi. Televizyon
    hastanelerden canli yayin yapmaya baslamisti. Elleri tir tir
    titriyordu. "Sakin ol dedi kendi kendine panik yapma. Once kizina
    ve kocana ulasmaya calis beceremezsen o zaman hastaneleri aramaya
    baslarsin" diye gecirdi icinden. Kocasinin cebini aradi
    ulasilamiyordu, kizini aradi ona da ulasilamiyordu. Patlamanin
    uzerinden 45 dk. gecmis ve artik iyiden iyiye korkmaya baslamisti.
    Muthis bir panik duygusunun bastan asagi kendisini sardigini
    hissetti. Gidip kendine bir bardak su doldurdu agzi kupkuruydu.
    Salona gecip bu sefer de not ettigi hastane numaralarini cevirmeye
    basladi. Birinci numara mesgul, ikinci numara mesgul ve ucuncusu
    de mesguldu. Kahretsin ne yapacagim ben simdi diye aglamaya basladi.

    Son bir umitle esinin is yerini aradi. Cikan esinin 10 senelik
    sekreteri esinin hala ise gelmedigini soyledi. Anlasilan hala
    patlamayi duymamis cunku sesi cok sakin cikiyordu. Hic saldiridan
    bahsetmeden tesekkur edip telefonu kapadi. Bosun bosuna telefonu
    mesgul tutmak istemiyordu esi yada kiz arayabilirdi. Tekrar
    hastanelerin numaralarini cevirmeye basladi. Bu sefer ilk numaradan
    yanit gelmisti. Esinin ve kizinin ismini verdi korkuyla. Hayir bu
    isimlerde birileri getirilmemisti hastanelerine rahat bir nefes
    aldi. Ikinci numarayi cevirirken birden cep telefonu calmaya
    basladi. Can havliyle arayanin kim olduguna bile bakmadan hemen
    yanit verdi.

    "Annecim benim nasilsin? Biz iyiyiz niye telefon devamli mesgul?"

    Hayatinda kizinin sesini duymaktan bu kadar mutlu oldugu bir an
    daha olmamisti. Birden butun sinirleri bosalip sessiz hickiriklarla
    aglamaya basladi.

    " Anne, annecim orda misin ne oldu?"

    "Iyiyim kizim televizyonda saldiri ile ilgili haberleri
    seyrediyordum
    canim SIKILDI biraz. Sen nerdesin, baban nerede?

    "Evet annecim biz de duyduk. Anlatsam hayatta inanamayacaksin. Seni
    aramak istedik ama cep telefonlari kilitlenmisti. Yolda lastigimiz
    patladi, onla ugrasiyorduk ve otobusumu kacirdim. Yoksa ben de o
    otobuste olacaktim. Ne sans degil mi?"

    Sevincten icinden dans etmek geliyordu. Evet Allah kizini korumus
    onu kendisine bagislamisti. Tanrim ne buyuksun sen kizimi bana
    bagisladin.

    "Nerdesiniz kizim simdi" diye sordu.

    " Bu korkunc saldiridan sonra babam benim otobuse binmemi istemedi
    simdi arabadayiz, beni kislama kadar birakip sonra ise gidecek "

    "Tamam canim cok iyi fikir kendinize iyi bakin. Sana aksama
    cikolatali
    kek yapacam. Cok zayifsin bir iki kilo alsan hic fena olmayacak "
    diye takildi kizina.

    "Aman anne perhizde oldugumu bilmiyor musun? Mahsus yapiyorsun degil

    mi? Ama sen hazirlarsin da ben yemez miyim hic. Saol annecim seni
    cok
    seviyorum aksama gorusuruz babam selam soyluyor"

    Muthis bir rahatlama duygusu ile telefonu kapadi. Televizyon hala
    hastanelerden canli yayin yapiyordu. Kimbilir bugun yine kac aile
    parcalanmis, kac cocuk oksuz, kac anne baba evlatsiz kalmisti.
    Bitsin
    artik bu iskence, biraz rahat ve huzurlu yasamanin zamani gelmemis
    miydi?

    Televizyonu acik birakip mutfaga gecti ve cikolatali keki
    hazirlamaya
    koyuldu. Bir saat kadar sonra kek firindan cikmis etrafa guzel bir
    koku yayilmisti. Televizyon artik hep ayni seyleri tekrar edip
    duruyordu. Bugunku mutlulugunu bozmak istemiyordu televizyonu
    kapatip
    muzik setine bir Cd koydu. Neseyle ev islerine giristi. Biraz
    dinlenmek
    icin mola verdiginde aradan 3 saatin gectigini gordu. Bir kahveyi
    hak
    etmisti. Mutfaga gecerken kapinin calindigini duydu. Kapiya yoneldi
    ve
    actiginda karsisinda 2 polis gordu. Hayretle:

    "Buyrun kimi aramistiniz ?" diye sordu.

    "Hanimefendi esinizin beyaz bir Subaru marka arabasi var mi?"

    "Evet 1996 model" dedi kadin.

    " Esiniz 2 saat kadar once direksiyon hakimiyetini kaybederek aksi
    istikamete sapmis ve karsidan gelen bir kamyona carparak trafik
    kazasi gecirmistir."

    Kadinin gozleri kararmaya baslayip suurunu kaybetmeden once duydugu
    son sozler sunlardi.

    "Maalesef esiniz ve kiziniz olay yerinde can vermistir. Basiniz
    sagolsun."
#18.06.2004 19:33 1 0 0
  • Bahar Monologlari
    .
    I

    Acemi günlerinden biriydi yazin,
    yürekler tam yesillenmemisti,
    damarlarimda sevdanin filizleri,
    yüregimde, yalniz gecelerin üsümeleri,
    ve sicak gölgesi yalnizligimin
    kavuruyordu degdigi yeri..

    Ölen bahardi..

    II

    Yalniz alinlariyla degil,
    tüm vücutlariyla secde etmis yilanlar
    kasimpatilarin gölgesinde, namazdaydilar.
    Gözleri biraz ötelerindeki serçelerde.

    Namazdayken bile yilandilar...

    III

    Siranin sonundaki karanfil, asikti bastaki karanfile
    kavusabilmekten yana umutsuz,
    uykusuz ve susuzdu.

    Ilk yapragini dökecek kadar..

    IV

    Ve sanki kislar bir daha gelmeyecekmis gibi geri,
    basi dik, gururlu ve gökyüzüne uzanmis,
    ölümden uzakti, parklarin beyaz çiçekleri..

    Ne kadar saftilar..
    .
    Orhun Basat
#17.06.2004 07:56 1 0 0
  • Konu: Aynalar
    Aynalar
    .
    Ey ask! ../ Varligindir beni umutlandiran.../ Ve bütün uzuvlarimi kanatlandiran! / Yoklugun, umut lâhitlerinde hapsediyor beni:/ /Ruhsuz ve karanlik.../
    Kim bilir, belki de sana adiyor beni! ..
    Aralik 2000 -Bayburt

    Adimlarimda sirdir yillarin mesakkati.
    Ve yorgun yüregimde rastlanir izlerine!
    Bosa geçmis yillarin tarumar ettigi ben;
    ...Yüklenir geçmisini yorgun omuzlarina..!

    ...Ne yâre kulaç oldum, ne kulaç oldu yârim,
    ...Ne yâr bahtiyar oldu, ne de ben bahtiyarim...

    Yüregim kirik dökük, bogazim dügüm dügüm,
    Darmadagin bir surat aynalarda gördügüm...
    Ne kiymeti var simdi bilerek öldürdügüm
    ...Ruhumun benim için? Bir ceset kadar varim.

    ...Ne yâre ilâç oldum, ne ilâç oldu yârim,
    ...Ne yâr bahtiyar oldu, ne de ben bahtiyarim...

    Kirik aynalardaki suretime bir bakin:
    Hangisinde, suretim suretinize yakin? ..
    Yok birbirinden farki, seyretmeyi birakin!
    ...Yâr gibi yâr bulmadan gelip geçmis yillarim

    ...Ne yâre muhtaç oldum, ne muhtaç oldu yârim,
    ...Ne yâr bahtiyar oldu, ne de ben bahtiyarim...
    .
    Ahmet Turan Altunsu
#16.06.2004 13:41 1 0 0
  • Tuvaldeki Bugu
    .
    Bir dilim seç yasanmisliklarindan...

    Yek, yüklü, azgin
    Bir siyah yelenin dört nala kostugu
    Bir burun farkiyla, doyumsuz
    Adrenalin dolu lali yudumladigi ani

    Bir gece seç kendine
    Mühürlü iki bedendin tuvalde
    Kirmizilari oluk oluk akan, kor
    Alazlar içinde uzanan iki nü, arzulari
    Saha kaldirdiginda yanik kisragi,klasik
    Bir eser ezgisi, bilmem kaçinci senfoni
    Yüreklerinde si bemol
    Belli belirsiz derinlerinde
    Duyarak dal,gözleri mil
    Bir büyük usta saklanir

    Es/me Beethoven

    Iki gögüs arasi bir agri
    Ilik bir billur akarken, aheste
    Sizdi aykiri yukari
    Beyinlerin dikenli kivrimlarina
    Damgaladi adini, mümkünü yok
    Kronik hastalik ne çare,sizliyor
    A. M. O. R. E.

    Desem ki
    Süzülsen usulca allar arasina
    Seçilmis tuvalde ki
    Dilimledigin zamana
    Azad etsen ruhunu, yativersen
    izinin seni çagiran solgun
    kör siluetine

    Yogun tereddüt sonrasi
    Son bir hamle

    Nü lerin nefesi
    Tuvalde belirgin bugu
    Dirildigindendir duyumsadigin

    Simdi
    Simsiki saril,yek yüklü azgin
    Inkar ettigin, o eskidigini sandigin
    Zamandir aslinda bütün yasamin
    .
    Burcu Topuz
    .
    .
#15.06.2004 11:03 1 0 0
  • Konu: Çamasir
    Çamasir
    .
    Ne diye çikmistik yola biz sahi
    Unuttuk gitti
    Tuttugu gibi ensemizden bizi hayat
    tahta mandallarla çamasir ipine dizdi

    Yazdi eskiden
    sallanip dururduk
    Nesemiz daimi
    kurudukça kururduk

    Ayy! yan tarafta bir visne agaci
    Ya degerse bize olalim hercai
    Bembeyazdik oysa
    Çamasir sularindan defalarca geçtik
    Yok yahu o degildi
    Ama o zamanlar çivit vardi ya
    Üstüne üstlük
    kaynatilmistik ya öncesinde bir nevi

    Bir sigara yakardi
    bizi yikayan hayat yoruldugunda
    Içimiz giderdi
    Izin vermezdi bize kokariz diye
    Olsa olsa
    bordo ve eksi
    bir korku düserdi payimiza

    Komsununkinden daha beyaz olmaliydik
    ak pak
    Ya gri bir bulut geçerse üzerimizden
    diye uyku girmezdi gözümüze
    öglen vakitleri

    Aksamüzeri olurdu da durulurdu
    yüregimizin çarpintisi bir parçacik
    Kirlangiçlar bir telas dönerdi eve
    Biz beklerdik
    toplasin diye bizi hayat
    koydugu yerde birakmayarak
    gögsümüzde ip izleri

    (20 Subat 2004)
    .
    Esra Balaban
#14.06.2004 07:28 1 0 0
  • Gece Tutanaklari
    .
    1.
    bez parçalariymis gecelerime adini veren

    2.
    vahsiligin melodisi oksarken kulagimi
    bir baykus oluyor ellerim gizlice

    3.
    sah degilim ama mat edildim
    sipersizim filler akiyor gövdeme
    siginilmayacak kadar küçülmüs kaleler

    4.
    parçalaniyor sayfalari kanunlarin
    içimde bir Habil can çekisiyor
    sanci düsüyor yapraklarina agaçlarin
    ölümleri dogumlarimi kör ediyor

    5.
    sonunda sabun köpügüdür bana düsen
    kadim bir sirdir saklanan bana
    bir seydir bu dokunsam sönecek
    sehvetlerin gözlerini açtigi odalarda
    rüyanin Yûsuf'u görmesidir olan

    6.
    tükenmiyor arlanmaz tükenmekligim
    içimde diriliyor ölüm tekrar tekrar
    sariyor bacaklarimi bir ölü serinligi
    geceye ayaklarimi uzattigim su an
    kani çekilmis bir ask var elimde
    ve ask beni yasiyor sapsari

    7.
    buna dairdi tüm çabalar
    gündüzleri geceye çekmek
    ve geceyi gündüzlere
    kis ve yaz yasanmisti
    görülmüstü güz ve bahar
    lâkin islenmemisti göz bebeklere
    kan kirmizi mevsimim

    8.
    bizimdir gebe kalmayan geceler
    çünkü bilmekteyiz
    gecelerin er yüzü görmedigini
    ve yine biliriz
    hüzünbaz dügünlerimiz oldugunu
    en bilinmeyen köselerde
    umutsuz oldugunu bir seyin
    ve beklemekte oldugunu bir seyi

    9.
    ardalanir gece ve gündüz
    geçilir aktan ve karadan
    bir an gelir ates olur
    ve buz tutar bir zaman
    hüzün taht kurar bazen
    bazen de fütursuzca kahkahalar
    halbuki arinmis bir yasamakti bizimkisi
    gecede yitirmemek sabahi
    ve gündüzde unutmamak geceyi

    10.
    ellerimde bir kelepçe gibi durdu gece
    sardi gövdemi halatlari yalnizligin
    ve ask sinsice gelip
    doladi boynuma yagli urganini
    husuyla acilar biriktirdim
    perçinledim sarimsi sevdalari
    bir an gizlenemedim aci dipçiklenmelerden
    çünkü ögretmemisti bana geometri
    fasit dairelerin oldugunu
    ve birilerinin içinde dönüp dönüp durdugunu

    11.
    dinamitlenmis yürekler gördüm
    genlesen gövdelerinde paramparça
    aliklasan çehrelerde beliriyorlardi
    yasiyorlarken habersizce ramazanlardan
    sevvallerin görülecegine dair
    umutlar besliyorlardi kocaman
    yoktu hiç bir cevap
    atilan tohumlara karsi tarlalarda
    cinsi mekanlarda vurgulanan
    ve öylece ihraç edilen
    kahkahalar vardi bitmez sanilan

    12.
    bu gece beni soludu çiçekler
    bosaldim geceye tüm arsizligimla
    tir tir titredi kilifsiz iskeletim
    hafif hafakanlar doldu hafizama
    agir kargilar dolandi ayaklarima
    hiç bir soru sorulmadan
    bir fitne büyütüldü bana
    ben de içimdeki imama uydum
    bir mevlevilik oluyordu halim
    dönüp dönüp durdum
    artik görebiliyordum ifritleri
    nedense yüzler hep çirkindi

    13.
    gece bitmiyor fakat
    bir gün batip baska bir gün doguyor
    yanina on yedi mumun
    ekleniyor bir mum daha
    çabuk çabuk uzuyor alevler
    agir agir yitiyor alevler
    artik yargila karar ver
    kalem kir dâre çek beni
    kümeslerinde gizli gizli ölünen
    daragaçlari yakilan bu ülkeden
    kaçir sürgünlere beni
    mumlar üzerine kur iskemlemi
    sonra üfle mumlari
    .
    Bilal Zilan
#10.06.2004 09:19 1 0 0
  • ÜCRETSIZ LÖSEMILI COCUKLAR HASTANESI..........
    Merhabalar,
    LÖSEV ( losemili cocuklar saglık ve egitim vakfı 3.5 yıllık bir vakıf olmasına rağmen Türkiye' nin ilk losemili çocuklar hastanesini Ankara'da kurdu.Yemeginden pijamasına, muayenesinden tahliline her sey ucretsiz olarak çocuklara sunuluyor.Ankara dışından gelen ailelere de apart oda hizmeti veriliyor.Vakıf kullanmadığımız giysi,ev eşyası,oyuncak,bisiklet ve yiyecek yardımlarını kabul ettigi gibi, YKB 477 şube 1-002666 hesaba tutar ne olursa olsun bağışda yapılabiliyor.
    Tel : 0312- 447 06 60
    NOT: Belki bu maili 10 kişiye yollarsanız hayatınızda büyük değişiklikler olmayacak. Yada kimseye yollamazsanız hayatınız kararmayacak.
    Fakat bu iş için harcadığınız zaman ve emek, çok daha iyi değerlendirilmiş olacaktır.Lutfen en azindan tanidiklariniza gönderin
    Tel: 0216 545 09 80 (2418)
    Fax: 0216 545 05 43
#08.06.2004 07:15 1 0 0
  • Konu: Ask
    Ask
    .
    Ask kanatlarina takmis pençesini
    sinsi bir rüzgar müjdeler
    kirilgan
    Pesine takil kos hadi
    yetis ardindan
    sana bir sevdadan
    çaresiz çirpinislar müjdeler
    ask sarhosu
    sendeler
    simdilerde senden arta kalan
    tuzu kuru bir gerilim
    sevgilim
    sen gitmene bak
    ben buradan bütün cesaretimle
    baska kollara yelken açisini
    seyredebilirim


    uzaktan el sallayan
    dizginlenememis
    bir sevdacik törpüsü bu seni çagiran
    karsiliginda gözlerinden süzülen
    bir damla gülücük bekleyen
    ve sen
    çok sevecek
    çok sevileceksin
    bilirim
    tirnaginin tekine ömrünü vereceksin
    git baska tadlari yüregin tanimadan
    git seni gönderdigime pisman olmadan
    simsiki saril
    bir an bile birakma
    sende bilirsinki
    istesem seni durdurabilirim
    ama sen öyle bir sev ki
    seni tutmaya gücüm yetmesin
    sevgilim
    ben buradan
    yalniz basimada olsa
    seni
    ikinizin
    birbirinizi
    sevdiginizin
    toplami kadar
    sevebilirim
    .
    Ismail Cem Dogru
#08.06.2004 07:00 1 0 0
  • Var Içinde Kasidesi
    .
    Sözüm ibret doludur. Sanma hikâyet var içinde
    Göreceksin, ne kadar ders-i hakîkât var içinde.

    Aci fürkat tasiyan sözlerim azcik kati lâkin
    Kalemin kavli kibâr, hem de halâvet var içinde.

    Gece rü’yamda meleklerle berâber bunu yazdik
    Yüce Rabb sâhidim olsun ki selâmet var içinde.

    Lafi manzum bu beyitlerde redif kâfiyelerle
    Aruzun verdigi âhenge sadâkat var içinde.

    Emelim burdaki efkârimi göstermeden ayri
    Edebî gençlere yardim ve delâlet var içinde.

    Felegin verdigi dünyâdaki sehvetli hayâta
    Kimi çok ragbet eder amma, nedâmet var içinde.

    Basi bos dostlari isrette ve meyhânede gördük
    Iyi bir hâne degil gizli felâket var içinde.

    Senelerden beri zahmet ve zarûretle bogusmus
    Nice gurbetçilerin sâdece mihnet var içinde.

    Saman otlar ve çamurlarla yapilmis yere girdik
    Fakir insanlara ihsân ve inâyet var içinde.

    Âdemiyyet güdülen duygulu sosyal kurulusta
    El uzatmakla beraber çok atiyyât var içinde.

    Kuru dallardan örülmüs yedi dershâne gözettik
    Ari san’atli ilim, bilgili hikmet var içinde.

    Çekicin kiymeti artmaz kizarak dövsede zerri
    Deger altin’da kalir. Dengeli kiymet var içinde.

    Yüce kiymet verilen devletin izzetli makâmi
    Görünür herkese kasr amma harâbât var içinde.

    Ilim ögretmek için herkese bes yüz sene evvel
    Kurulan medresenin ser-kitabiyyat var içinde.

    Sen eger görmez isen sevgiyi kalbinde yakindan
    Yine bak gönlüne, bir sirr-i muhabbet var içinde.

    Uzak illerde mukaddes sayilan mâbede girdik
    Ulu Kur’ân-i Kerîm’den yüce âyet var içinde.

    Yaradan hikmeti, her cümlede Kur’âni Kerîm’in
    Çogalan kuvve-i kudsîyeli sevket var içinde.

    Bir ibâdet yeridir, kûsede metruk bile olsa
    O nazargâh-i ilâhinin uhuvvet var içinde.

    Kamu insanlarin iymânini ahlakça yücelten
    Mütenevvir köselerdir ki ibâdet var içinde.

    Yüce rûhî heyecanlarla bir aksam namazinda
    Hele bir secdeye gel, sabr-i selâmet var içinde.

    Koca dünyâda fütursuz yasariz bir süre amma
    Ecelin geldigi gün, cebren azîmet var içinde.

    Hem uzak hem de garip yerde yasam zor ve çekilmez
    Aci gaybûbiyetin sâdece zahmet var içinde.

    Kara toprak bile bilmez, ölümün verdigi vehm’i
    Kazilan kabre inen sandigin uzlet var içinde.

    Bu derin hisleri vahdet duyarak beyt’lere kazdim
    Olamaz lâf-i güzâf, kavl-i mücerret var içinde.

    Bu atîk si’ri kim anlar diye hiç gam yeme Bâki
    Kalemin çizdigi san’at ve fazîlet var içinde.

    Mehmet Fatin Baki

    Ibret = ders, Fürkat = ayrilik, Kavli = sözü,
    Halâvet = tatlilik, Selâmet = emniyet ve esenlik,
    Edebî = edebiyyatla ugrasan, Delâlet = kilavuzluk,
    Nedâmet = pismanlik, Isret = içki içme,
    Mihnet = eziyet, gam, keder, Ihsân = bagis
    Inâyet = lutûf, Atiyyât = ihsanlar, bagislar,
    Hikmet = güzel sözler, Zerr = altin, Izzet = deger, onur, yücelik, Kasr = kösk, saray,
    Ser-kitabiyyat = kitaplarla ilgili en iyi bilgiler, Sirr-i muhabbet = sevginin sirri, Kuvve-i Kudsiye = Kutsal güç, Sevket = ululuk, Kûse = kuytu bir yer,
    Naargâh-i ilahi = Allahin korudugu yer,
    Uhuvvet = kardeslik, dostluk, Mütenevvir = nurlanan,
    Cebren azîmet = mecburi yolculuk, Gaybûbiyetin = gözden uzak olmanin, Vehm = korku, Uzlet = yalnizlik, Atîk = eski Fazîlet = deger, hüner, güzellik, Kavl-i mücerret = katiksiz dogru söz,
    Feilâtün feilâtün feilâtün feilâtün
    . . / / . . / / . . / / . . / /


    Nâbi’nin, Nedim’in ve Seyh Galib’in yazdigi
    gazellerden beyitler:


    Verdim sana dürc-i dil-i ser-bestemi amma
    Pek sakla, büyük yerden emânet var içinde.

    Dürc-i dil-i ser-beste gönül bagi kutusu,
    Nâbi (1712)
    -
    Meyhâne mukassî görünür tasradan amma
    Bir baska ferah, baska letâfet var içinde.

    Mukassî = kasvetli Tasradan = disardan
    Nedim (1730)
    --
    Çâk eylemem sînemi her dilbere, zirâ
    Sultânima âit bir emânet var içinde.

    Çâk = yirtik Sîne = gögüs, yürek
    Seyh Galip (1709)
    ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
    .
    Mehmet Fatin Baki
#07.06.2004 18:53 1 0 0
  • Anerka'ya Mektuplar
    .
    I
    Hüznüm; süngülü yalnizliklara itilmis bir Dersim gecesi,
    açligim; bir deri bir kemik,
    sabrim; alti aylik unutulmusluguyla bir Bahçesaray'li
    ve korkum; yollarina sinmis bir çakal
    ya gidenler evin yolunu bir daha bulamazsa Anerka!
    geçitlerinde yasaklanmis mevsim hatiralariyla
    sana nereden geleyim?

    Artik her ses içimdeki bir sözün katili
    oysa, bir seni bildim Anerka
    bir de kaçmaya hazir gözlerindeki, yari uykuyu
    ki henüz bir kaç asirlik olsa da sensiz kalmisligim
    bir seni bildim,
    bir de sensizligi...

    dilimde, kavimler göçünden kalma bir yol türküsü,
    aklimda, söze dönüsmeyen sesler,
    yüzümde gülücük diye tasidigim hüzün,
    boynumda, mor hamayli gözlerin
    ve yüregimde
    askin kehanet korkulariyla
    sabrimi yoklayan esmer geceyi
    ayin öbür yüzündeki ihaneti
    tanriyi
    ve
    seni,
    hakimin hükmüne kirilan kalemi,
    ve
    çekilen biçagin
    askin kirli tarihinden akittigi kanlari
    soluk ve soguk yüzlerin sinsi pusularini
    celladin cüzzamli, kanli avuçlarini
    ve her an tetikte, akli firarda sevgilileri...

    bir seni bildim Anerka
    bir de sol gögsünde kizil alev güllerini
    yüzünün yasama dönüsüp,
    gözlerinin felsefe ile anlastigini
    ve bir ben bildim
    Platon'un gözlerine ne denli yakistigini...

    bir seni bildim Anerka
    bir de yirmi dört saatin gece oldugunu
    geçmis zaman kipinde bütün umutlari
    gelecek zaman baglayan
    baglantisiz bir baglaç
    ve
    günese devrilmeyen
    devrik bir cümle gibi
    her seyin anlamindan koptugumu

    II
    Askinla,
    atesinde yanan saskin bir pervaneydim Anerka!
    yasamin baslangiç noktasi
    ve ölümle baslayan baslangiçlarin son noktasi...

    görünmez bir kazaydim kendi seyrimde
    gece; zarf
    ölüm; fiil
    isik; fail
    ben ise bütün intiharlarin öznesiydim

    Pusuda iken bütün Firavunlar
    kimseler sevmedi benim kadar gözlerindeki yari uykuyu
    bir intihar pervanesiydim, bir isiga asik
    bir saskin düs kanadiydim
    gözlerinde kirik,
    gözlerine asik...

    oysa simdi Anerka,
    oysa simdi, kum saatinin ince belinden tek saniye süzülmezken
    Bruki göçü gibi diyar diyar sürülen yüregimde(n) vuruyor zaman
    Babil'im, Ninova'yim.
    yitik ve mistik bir zaman tüneliyim
    bir çigin agir çigligi
    ve agir bir sevda enkaziyim Anerka!

    III
    Hislerimi bir dervise satip
    tanimsiz hiçligimle dualarin ürpertisine gizledim umudumu
    boynumda bilmece gibi ismin
    bir sevda türküsünün son notasi özetinde
    ve
    her kulacimda dibe çekildigim
    anasindan ayri Van Gölü hüznündeyim

    özü bilinmeyen dinler adina
    Leyla ile Mecnun askina Anerka!
    yut dudaklarimi
    yut ki öpeyim yüreginden
    yoksa,
    sol yanimda agir bir kanamayla cebimde cerahatimi tasiyarak
    kötücül varliklar
    ve kaybolmus yüzlerin arkasinda yatan hiçlikle
    kendime yamanarak
    ve yanarak
    ve yalinayak Tamara çaresizliginde
    kokunun sindigi kaleden bozma satomun dehlizlerinde yitip
    talihim gibi kör çiyanlarin
    bedenini oydugu Akdamar olurum Anerka!
    kivranan narin çaresizlik,
    titreyen özüme bulasmis acemilik,
    ve
    günah desenleriyle
    ruhumun ölüsünde dirilen beden neye yarar?

    yoklugun ölüm olur Anerka!
    yoklugun, Batman'da sirri asikar bir cinayet
    ve Zilan Deresinde ölen çocuk ürpertisiyle
    asi, direngen yüregimdeki isyani bastiran zulüm olur...

    ey gögsüne yaslanip çirilçiplak agladigim!
    kaslarini agitlarima,
    gözlerini çaresizligime,
    yalnizligim kadar prüzsüz bir ten
    ve isigi bogan gölgem kadar yoksul çizgileriyle
    yüzünü yüzüme benzettigim siluetsiz sevgili
    bilirsin ''ask bir siginma talebidir''
    anadilim gibi dilimin ucunda ve yasak olsan da
    iri gözlerine beni de al Anerka!

    Iri gözlerine beni de al...
    .
    Özhan Hakan
#07.06.2004 07:56 1 0 0