Mahrum kalanları dinle, bu ulvi sesten?
Şayet uzaktaysan bu ilahi nefesten,
Zenginlik, lüks, şatafat seni oyalar mı?
Uzak gurbetin ne farkı var ki kafesten?
Kulaklar tetikte, bekliyor herkes depremi,
Yüreğim bile çarpsa incelerim çevremi,
Masa altı, kapı ve pencere kenarları...
Bunları yapmak acep ölüme bir çare mi?
Düşünmediğimiz dünyada neler oluyor?
Azrail günde kaç kere bizlere geliyor?
Ölmeye hazırlık yapılacak bir zamanda,
Bizim aklımız hep yalan dünyada kalıyor.
Bir çalımla geldi başkan peh peh peh!
Yağız ata bakar mısınız, deh deh deh!
Şu büyük dağları Allah yaratmış ise,
Alçaklarını da başkan! Breh breh breh!
Huysuzlanma yağız atım çok ağır ol,
Alkışa, tezahürata karşı biraz sağır ol!
Başkanımız sırtında çalımlar atacak,
Deliliği bırak da tarihi yüke hazır ol.
Aman aman, başkana bakın başkana!
Nasıl zıplayıverdi yağız atın sırtına!
Bundan daha büyük başkan var mı?
Ey ahaliii, alkışlayın yaradan aşkına!
Yağız at sıçramaya başladı havalara,
Sandık ki başkandandır bu numara,
Bu ne kadar da hafif bir başkanmış,
Uçup yere düşüşü, garip bir manzara.
Bir tebessümü esirgedin benden
Bir tebessüm bu kadar zor mu?
Bir selamı esirgedin benden
Bir selam bu kadar zor mu?
Seni hala anlayamadım
Seni anlamak bu kadar zor mu?
Işıldardı gözlerim seni gördüğümde
Bunu görmen bu kadar zor mu?
Çarpardı kalbim hızlıcana
Bunu duyman bu kadar zor mu?
Seni Seviyorum
Bunu anlaman bu kadar zor mu?
Kalenderin biri,bir gün gündelik rizkini kazanmak üzere evinden çikar.Dag
,ova demeden aksama kadar dolasirda dolasir;fakat karnini doyuracak hiç
bir sey bulamaz.Hava kararmaya yüz tutmus;gün aksam olmustur.Yeni bir
günün sabahinda tekrar geçimini aramaya çikmak üzere geriye dönerek evinin
yolunu tutar.Göz gözü görürken yuvama ulasayim diyerek hizli adimlarla bir
düzlüge iner.Iyiden iyiye yorulmus,adim atacak takadi kalmamisti.
Bir kayanin dibinde bir kaç dakikalik nefes almak için mola vererek
seriliverir.Az sonra kulagina inelmeye benzer bazi sesler gelir.Nefesini
tutup dikkatle dinleyince inleme seslerinin gölgesine sigindigi kayanin
üst tarafindan gelmekte oldugunu anlar.Yavasça yerinden dogrularak kayaya
tirmanir.Öteyi beriyi yoklarken önüne karanlik bir kaya çikar.Zaten kesik
kesik kulagina gelen iniltiler de oraciktan yükselmektedir.Dikkatle
içeriye göz gezdirince yere serilmis kötürüm bir tilki ilisir gözlerine.
Anlasilan hayvancagiz bizim kalender yolcumuz gibi günlerden beri aç
kalmistir.Yere bir posteki serilmis,yani basina dikilmis olan kalenderi
gördügü halde kili bile kimildamiyordu. Yalniz arada bir durup tembel
tembel inliyor o kadar.Bu ölgün sesler de olmasa hayvanin diri oldugunu
ispat etmek için bin sahit lazimdi.
Derken uzaklardan bir karalti göründü.Uzun yeleli,iri kuyruklu bir arslan
tozu dumana katmis kayaliga dogru geliyor.Arada bir durup
kükrerken,çikardigi erkekçe ses vadiyi çevreleyen dag eteklerine çarpiyor
ve yankilanarak dakikalarca devam ediyor.
Arslanin ortalikta belirmesi ile bütün vadiye korkak bir ürküntü siner. Bu
arada kötürüm tilkinin ölüm kokan kesik kesik inlemesi kesiliverdigi gibi
bizim kalenderden de soluk duyulmaz olur. Gelisi ile ortaligi titreten
koca yeleli arslan agir agir ilerleyerek üst kisminda kalender yolcu ile
kötürüm tilkinin barindigi kayanin dibinde konaklar.O sirada kayanin
yakinlarinda bir ürkek ceylan beliriverir.Pusuda yatan koca arslan hemen
üzerine
çullanarak hayvancagizi bir iki pençe vurusu ile paramparça eder.
Arslan,oturup afiyetle avini midesine indirdikten sonra epeyce et ve kemik
artigi birakarak kükreye kükreye yoluna devam ederek gözlerden
uzaklasir.Arslanin çekilmesi ile deminden beri vadiyi bürüyen korku
bulutlari da dagilir.Az öncesi gibi tekrar kuslar civildamaya,diger
canlilar öteye beriye kosusmaya baslar.
Bu arada barsaklari açliktan birbirine dügümlenmis olan kötürüm tilki de
yavas yavas yerinden dogrulur.Agir agir emekleyerek arslanin av
artiklarina dogru ilerler.Oturup güzelcene karnini doyurduktan sonra
oldukça canli adimlarla tekrar yuvasina döner.Anlasilan sancilarinin çogu
açliktan ileri geliyordu.Karni doyduktan sonra,miskin tilkinin inlemesi
kesilmisti.
Kaya kovugunun yani basinda yaslanmis dinlenen kalender yolcu bu
gördükleri üzerinde söyle düsündü:Yüce Allah(c.c)in merhameti ne kadar
büyük ve ne derece genismis.Baksana dört ayagi üzerine dikilmeye gücü
olmayan su topal tilkiyi bile acikinca en iyi sekilde rizkini
gönderiverdi.O halde benim SIKINTILI ugrasmalarim,rizkimi temin edeyim
diye dag bayir demeden kosusmalarim bosunadir.Nasil olsa,az önceki güçlü
arslani araya koyarak su yatalak tilkiyi doyuran Ulu
Allah(c.c.),beklemedigim yerden bir sebep yaratacak benim de rizkimi
gönderecektir.
Zaten yasasam ne kadar yasarim.Üç günlük dünya için bu kadar ugrasmaya, bu
kadar didismeye, böylesine kara kara düsünmeye degermi? En iyisi iyice
Allah'a(c.c.)dayanmali;tamamen o'nun yaygin merhametine güvenmeliyim.
Baksana topal tilki,ayagina gelen hazir rizkini mideye indirdikten sonra
daha tok bir karinla uzanmis horul horul uyumaktadir. Bu güne kadar
çektigim bunca SIKINTILAR benim akilsizligimin cezasi imis. Simdi artik
aklim basima geldi.
Bu düsünceler içinde oracikta uyuyakalan kalender sofu yakinlarda bir
magara bularak oraya kapanir.Gece gündüz Allah'a(c.c.)yalvararak rizkini
beklemeye karar verir.Birinci günü bir taraftan istahla ibadet ederken bir
yandan da durmadan magaranin kapisini gözetleyerek ayagina gelecek olan
rizkini bekler. Bekler ama bosuna! Ne gelen vardir,ne de giden.
Her halde yarin isler yoluna girecek diye düsünüp aç mide ile o geceligine
de uykuya dalar.Sabah olunca açliktan gözleri dogan günesi bile zor
görecek hale gelir.Havanin iyice karardigi ana kadar sabirsizlikla
kapiyi kollamasina ragmen yine rizki ayagina gelmez.Ama artik yerinden
kimildamaya elini kolunu kipirdatmaya takat bulamadigini görerek yavas
yavas hayatindan endise duymaya baslar.
Ama herseye ragmen gücünün yettigi kadar ibadetine devam ederek topal
tilkiye avinin artiklarini birakan pençesi güçlü ve koca yeleli arslanin
kapida belirecegi ve ona da rizkini getirecegi ani gözleme kararindan
caymaz. Ümitlerini canli tutmak için kendini söyle teselli etmeye
koyulur;"kulun basi iyice SIKISMADIKCA Allah'in yardimi gelmez.Iyice
aciktigima göre benim rizkim da yakinda muhakkak su issiz magaranin
karanliginda beni bulacaktir."
Fakat durumu teselli ile geçistirilecek gibi degildir.Günlerden beri açlik
sancisi çeke çeke vücudu erimis, süzülen gözleri iyice ufalarak
derinlesen yuvalarina gömülür.Kararan gökyüzü ile birlikte seccadesinin
üzerine yigilir.Ama simdi daldigi sessizlik uyku degildir,artik. Kalender
dervis,günlerin biriktirdigi halsizligin getirdigi ölüme yakin uyusukluga
kendini koyuvermistir!..
Bu halde iken kulaklarina söyle bir ses gelir;"behey miskin kul!.. Niçin
yatip kötürüm tilki olmak istiyorsun? Dolas da yirtici arslan
kesilsene!... Elin,kolun tuttuguna göre çalisip kazansan da artiklarinla
güçsüz bir kaç yatalak geçinse daha iyi olmaz mi? Sen
Allah'a(c.c.)güvenmeyi tembel tembel oturup kapidan girecek rizki beklemek
mi sandin,yaziklar olsun sana!.."
Duydugu bu tesirli sözler,kalender dervisin,açliktan süzülen iliklerine
kadar isledi.Uzandigi yerde söyle bir sarsildi.Gücünün son damlasini
harekete getirerek silkinip iki ayagi üzerine dogruldu.Kararli adimlarla
ilerleyerek magaranin kapisindan çikti. Içinden cosup gelen bir kuvvet onu
karanliga sürüklüyordu.Gönlü bir seyler yapmak ve bir seyler ele geçirmek
azmi ile dolup tasiyor,adeta kabina sigamiyordu.Içinden gelen ve ileriye
dürten kuvvete ayak uydurarak yokustan asagi su akar gibi yürüyordu.
Nereye gidecekti?isin orasini o da kesinlikle bilmiyordu,ama neresi olursa
olsun kafa ve el emegini birlestirerek Allah'in(c.c.)yarattigi nimetlerden
rizkini kendi eli ile kazanmaya gidiyordu!.. Böyle düsündükten sonra
gidecegi yerin ne önemi vardi.Nasil olsa yeryüzünün her yani Ulu Allh'in
(c.c.)degilmiy di?Karni aç olmasina açti.Ama artik o bir iki saat önceki
gözlerini nerede ise sineklerin yuva yapacagi uyusuk miskin ve yüreksiz
dervis degildi.Karanliga dalip kaybolurken yüzü gülüyordu.
Simdi gelelim kissadan hisseye.Islam dünyasi yüz yillardan beri akil almaz
bir tembelligin ve verimsiz didismelerin içine gömülüp, canliligini
kaybettigi için bugün batinin hiristiyan dünyasina el açmis,gündelik
ekmegini dilenmektedir. Yirtici arslanlar gibi ekmegini tastan çikaran
yürekli müslüman toplulugunu dünya ne zaman görebilecek acaba? Yasli ve
özlem dolu gözlerle bekliyoruz!...
biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların
arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle
dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını
görünce hemen
fren yaptı ama
aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine,
yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene
yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti. Sinirlenmiş
olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi
yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken
de bağırıyordu:
'Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O
gördüğün yepyeni ve pahalı
bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya
bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu?'
Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi.
'Lütfen amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim,
bilemedim. Taşı attım, çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı.'
Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park
etmiş bir aracın arkasına işaret etti.
'Abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü
ve ben onu kaldıramıyorum.'
Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama
sordu:
'Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz?
Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.'
Genç yönetici ne diyeceğini bilemez halde boğazındaki düğümden yutkunarak
kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli
sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli
yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye
çalıştı. Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam,
abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun
ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve
yol ona çok uzun geldi. Arabanın yan kapısında
taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiç
bir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için
sakladı: Hiç bir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek
için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı
kadar hızlı geçme. Allah ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu
dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda
En acı yalnızlık, senin verdiğin yalnızlık oluyor.Sen yokken bir şey düğümleniyor boğazıma, yutkunamıyorum.Nefes alamıyorum, sıkışıyor kalbim.Bulunduğum yerde yığılıp kalacakmışım ve bir daha hiç kalkamayacakmışım gibi geliyor bana.Oysa senden önce de yalnız kaldı bu yürek.Gidenlerin bıraktığı tortuyu taşımayı bildi.Bir tek sen böyle çaresiz bırakıyorsun beni.Bir tek sen yokluğunla beni ölüme taşıyorsun.
Ama elini uzattığında değişiyor her şey.Yokluğunun dilimde bıraktığı o acı tat, kalbimdeki o ağrı, yüzümdeki o üzgün tavır kayboluyor.Yüreğim deli bir ırmak gibi çağlamaya başlıyor.Hiç bitmeyen bir coşkunun içinde buluyorum kendimi.
Renklerin güzelliğini yeniden keşfediyorum.Her renge senin adını veriyorum Başka hiçbir duygu sana yakın olmanın, seninle olmanın verdiği hazzı vermiyor bana.Sana ulaşacaksam eğer, hiç şikayet etmeden kat ediyorum kilometreleri.
Yolları, içimdeki tarif edilmez o deli heyecanla aşıyorum. Ne güzel diyorum.Yaşamak ne güzel Gerçekten de öyle. Seninleyken hiçbir şeyden korkmuyorum.Her zorluğa
Katlanabilecek gücü sen veriyorsun bana.Yaptığım her şeyde, gittiğim her yerde sen de oluyorsun. Yine de seni sana şikayet etmekten başka çarem yok.Zamansız gidişlerin
felç ediyor beni, yapma.Böylesine severken seni, yokluğun acısına dayanmak kolay olmuyor.Hani sen varken tıkır tıkır işleyen zaman, yokluğunda duruyor.Ne gece geçiyor, ne gündüz.Ne içtiğim suyun tadı var ne yediğim yemeğin.Günlerce aç kalsam hissetmem, biliyorum.
Sitemimdir, doğru.Yokluğunun bu kadar dayanılmaz olduğunu söylemeyip de saklasam kime faydası olacak?Ben, bunu saklayabilir miyim ki ? Gitme yar, sensizliğin o korkunç girdabında tek başıma bırakma beni.Seni
Yaşamak istiyorum, seni....
Sicak bir temmuz sabahiydi. O daha sabahin erken saatlerinde
bogucu bir sicakligin etrafi sarmaya basladigi gunlerden biri.
Kadin kahvesini yudumlarken bir yandan da gazetesini okuyordu.
Gazeteler bir gun onceki terorist saldirisindan bahsediyordu.
Ilk sayfanin tam ortasi yine sira sira dizilmis bir onceki gun
hayatini kaybetmis insanlarin vesikalik fotograflariyla doluydu.
Gozlerini cabucak resimlerin uzerinde gezdirdi ve rahat bir
soluk aldi. Tanidik bir yuze rastlamamisti bugun de. Allaha
cok sukur diye gecirdi icinden.
Artik gazeteyi acip bir solukta saldirida olen insanlarin
isimlerini okuyup, o icler acisi resimlerine bakmak bir
aliskanlik haline gelmisti. Patlayan otobus iskeletleri,
yollara savrulmus cansiz bedenler, aglayan insanlar ve
cenaze resimleri bunlarin hepsi mutlaka hergun gazetelerde
bulabileceginiz sahnelerdi. Devamli tekrarlanan bu dehset
sahneleri, korkular ve endiseler ne zaman sona erecek, ne
zaman baris ve huzur icinde yasayacagiz acaba diye gecirdi
icinden.
Birden asagi yukari 6 ay once gazetelere cikan oglunun resmi
gozlerinin onune geldi. O dunyalar yakisiklisi, daha 26
yasinda hayatinin baharinda olan oglu. Universitede muhendislik
okuduktan sonra bir sene Amerika'yi bastan sona gezen oglu.
Hiz ve spor arabalari meraklisi oglu. Ne yazik ki bu sevdasi
ona pahaliya patlamisti, evet bir trafik kazasinda kaybetmisti
oglunu. Aradan 6 ay gecmesine ragmen ici hala kan agliyordu.
O son gece oglu evden cikarken yine ona hizli surmemesini,
dikkatli olmasini soylemisti. O da her zamanki vurdumduymaz
tavirlari ile kendisine birsey olmayacagini, bu kadar kendini
yipratmamasini soylemisti.
Hep iyimserdi asla basina birsey gelebeilecegini dusunmezdi.
Ama ne yazik ki kader onu o genc yasinda direksiyon basinda
yakalamisti. O gece arabadan diger 2 arkadasi sag saglim
burunlari bile kanamadan kurtulurken oglu hemen oracikta can
vermisti. Arkadaslarindan birinin unlu bir sanayicinin oglu
olmasi o kazayi gazete mansetlerine tasimisti. Oglunun o yaz
deniz kenarinda cekilmis gulen yuzu gazeteleri suslemis,
sanki herkese meydan okuyan bir tavirla bana birsey olmaz
diyordu.
O kaza sonrasi, cenaze, aci ve gozyaslari bir film seridi gibi
gozlerinin onunden gecti. Aileye buyuk bir darbe inmisti.
Kendisine en cok destek olan 19 yasindaki kiziydi. O olmasaydi
bu kadar aciya asla katlanamazdi. Sevgili kizi, o kivir kivir
saclari ve yesil gozleri ile ogluna cok benzeyen dunyalar guzeli
kizi. Bu benzerlik ona aci veriyordu. Her kizina bakisinda oglu
gozlerinin onune geliyordu. Kalkip kendine bir kahve daha
doldurdu. Kizi su anda askerligini yapiyordu. Birden akli ona
takildi. Her sabah otobuslerle yada otostop cekerek kislasina
ulasiyordu. 2 hafta sonra dogum gunu vardi ve uzun zamandir
aklinda olan arabayi alip supriz yapmak istiyordu ona. Daha
gecenlerde ehliyet cikarmis ve bir arabasi olsun diye muthis
bir istek duyuyordu. Ama hicbir zaman ailesine bunu aciklayip
para istememisti. Seneye askerligini bitirip calismaya baslayinca
biriktirecegi paralarla ufak kullanilmis bir araba almakti niyeti.
Kendi kendine gulumsedi ne kadar da alcak gonullu ve dusunceli
bir kizdi. Esimle konusup en iyisi hemen bu araba isini dogum
gunune yetistirelim diye dusundu. Artik hergun yapilan bu
saldirilar ve sokaklardaki belirsizlik yuzunden kizinin basina
birsey gelsin istemiyordu. Cani, tek dayanagi, hayattaki en buyuk
destegiydi kizi. Ona birsey olursa ben yasayamam yasamakta istemem
diye dusundu. Biraz sonra esi sirkete varinca onu arayacak ve
hemen bu isi halledelim diyecekti.
Bu vermis oldugu kararla ici biraz olsun ferahlamisti.Gazeteyi
bir kenara itti. Daha fazla okumak istemiyordu. Gidip televizyonu
acti.Sevdigi sabah programinin baslamasina az kalmisti. Program
oncesi verilen reklamlardan birinin muzigini mirildanmaya basladi.
Iste programin guleryuzlu sevimli spikeri o gunku programin konu
iceriklerini aciklamaya baslamisti. Cikolatali kek tarifi
verilecekti bugun. Bu tarifi mutlaka bir yere not etmeliyim
diye dusundu aksama hazirlar kizina supriz yapardi. Son
zamanlarda devamli kilosunu dert etmesine ragmen cikolatali
keke asla hayir diyemezdi kizi.
Birden ekrandaki spikerin yuzu degisti. Sevgili seyirciler su
anda elimize ulasan bir son dakika haberini sunuyoruz dedi.
Bir muddet once Tel-Aviv'de bir otobuse bombali bir saldirida
bulunulmustur. Su ana kadar elimize ulasan bilgilere gore bir
intihar komandosu uzerinde patlayicilarla yolcu dolu bir
otobuse binip kendini patlatmistir. Su ana kadar 5 olu ve 20
yarali oldugu saptanmis ama bu sayinin daha da yukseleceginden
suphelenilmektedir. Birazdan patlama yerinden canli yayinla
karsinizda olacagiz. Az sonra dedi ve reklamlara gecildi. Yine
o biraz onceki reklam cikti ekranlara ama kadin bu sefer
mirildancak halde degildi. Aklina kizi geldi tekrar. Kocasi
onu bu sabah her sabah oldugu gibi Tel-Aviv'deki otobus duragina
birakip ordan da isine gidecekti. Acaba kac numarali otobuste
olmustu bu saldiri. Kizi kislasina gitmek icin hep ayni 962
numarali otobusu alirdi. Hemen telefonu eline alip kocasinin
cebini aradi. Ama cep teline ulasilamiyordu. Her saldirida
oldugu gibi yine cep telefonlari kilitlenmisti anlasilan.
Allah kahretsin diye dusundu reklamlarda bir turlu bitmek
bilmiyordu. Hemen radyoyu acmaya gitti belki ordan yeni bilgiler
edinebilirdi. Henuz degisik birsey yoktu ayni televizyonda
soylenenler tekrarlaniyordu.
SIKINTIIYLA odanin icini arsinlamaya basladi. Bir yandan kulagi
radyodayken bir yandan da gozleri televizyondaki reklamlarin
bitmesini bekliyordu. Sonunda reklamlar bittiginde tekrar o
cok sevdigi spiker bu seferde gayet ciddi bir tavirla konusmaya
basladi. "Sevgili seyirciler su anda olay yerinde canli yayin
yapan arkadasimiza baglanip son gelismeleri alacagiz" Birden
tel-aviv'deki o cok tanidik cadde ekrana geldi. Yuksek binalarin
bulundugu, mucevher piyasasinin kalbinin attigi yerde, bir
zamanlar kirmizi renkte oldugu belli olan otobuse benzer bir
kalinti goruldu. Otobus iskeletinden hala dumanlar tutmekteydi.
Etrafi koyu bir sis tabakasi kaplamisti. Polis kuvvetleri otobusu
cember altina almis, saglik gorevlileri sedyelerle ordan oraya
kosturmaktaydi. Ortalikta yaralilar ya da cansiz bedenler
gozukmuyordu herhalde cogu hastanelere kaldirilmisti bile.
Spiker konusmaya basladiginda o dehsetten acik kalmis agzini
kapayip yutkundu. Aman Allahim Aman Allahim diye mirildaniyordu
kendi kedine. Spikerin su ana kadar 17 olu 52 yarali oldugunu
hayal meyal isitti.
Birden ekranda yaralilarin kaldirildigi hastanelerin isimleri
ve telefon numaralari gozuktu. Hemen bir kalem kagit bulmaliydi.
Telasla ordan oraya kosturmaya basladi. Hergun onlarca kalemin
ortalarda oldugu masanin ustunde bugun bir tane bile yoktu. Bu
arada spikerin verdigi numaralari da aklinda tutmaya calisiyordu.
Sonunda ucu kirik bir kursun kalem bulup demin itekledigi gazeteyi
eline aldi ve tel numaralarini not etmeye basladi. Televizyon
hastanelerden canli yayin yapmaya baslamisti. Elleri tir tir
titriyordu. "Sakin ol dedi kendi kendine panik yapma. Once kizina
ve kocana ulasmaya calis beceremezsen o zaman hastaneleri aramaya
baslarsin" diye gecirdi icinden. Kocasinin cebini aradi
ulasilamiyordu, kizini aradi ona da ulasilamiyordu. Patlamanin
uzerinden 45 dk. gecmis ve artik iyiden iyiye korkmaya baslamisti.
Muthis bir panik duygusunun bastan asagi kendisini sardigini
hissetti. Gidip kendine bir bardak su doldurdu agzi kupkuruydu.
Salona gecip bu sefer de not ettigi hastane numaralarini cevirmeye
basladi. Birinci numara mesgul, ikinci numara mesgul ve ucuncusu
de mesguldu. Kahretsin ne yapacagim ben simdi diye aglamaya basladi.
Son bir umitle esinin is yerini aradi. Cikan esinin 10 senelik
sekreteri esinin hala ise gelmedigini soyledi. Anlasilan hala
patlamayi duymamis cunku sesi cok sakin cikiyordu. Hic saldiridan
bahsetmeden tesekkur edip telefonu kapadi. Bosun bosuna telefonu
mesgul tutmak istemiyordu esi yada kiz arayabilirdi. Tekrar
hastanelerin numaralarini cevirmeye basladi. Bu sefer ilk numaradan
yanit gelmisti. Esinin ve kizinin ismini verdi korkuyla. Hayir bu
isimlerde birileri getirilmemisti hastanelerine rahat bir nefes
aldi. Ikinci numarayi cevirirken birden cep telefonu calmaya
basladi. Can havliyle arayanin kim olduguna bile bakmadan hemen
yanit verdi.
"Annecim benim nasilsin? Biz iyiyiz niye telefon devamli mesgul?"
Hayatinda kizinin sesini duymaktan bu kadar mutlu oldugu bir an
daha olmamisti. Birden butun sinirleri bosalip sessiz hickiriklarla
aglamaya basladi.
" Anne, annecim orda misin ne oldu?"
"Iyiyim kizim televizyonda saldiri ile ilgili haberleri
seyrediyordum
canim SIKILDI biraz. Sen nerdesin, baban nerede?
"Evet annecim biz de duyduk. Anlatsam hayatta inanamayacaksin. Seni
aramak istedik ama cep telefonlari kilitlenmisti. Yolda lastigimiz
patladi, onla ugrasiyorduk ve otobusumu kacirdim. Yoksa ben de o
otobuste olacaktim. Ne sans degil mi?"
Sevincten icinden dans etmek geliyordu. Evet Allah kizini korumus
onu kendisine bagislamisti. Tanrim ne buyuksun sen kizimi bana
bagisladin.
"Nerdesiniz kizim simdi" diye sordu.
" Bu korkunc saldiridan sonra babam benim otobuse binmemi istemedi
simdi arabadayiz, beni kislama kadar birakip sonra ise gidecek "
"Tamam canim cok iyi fikir kendinize iyi bakin. Sana aksama
cikolatali
kek yapacam. Cok zayifsin bir iki kilo alsan hic fena olmayacak "
diye takildi kizina.
"Aman anne perhizde oldugumu bilmiyor musun? Mahsus yapiyorsun degil
mi? Ama sen hazirlarsin da ben yemez miyim hic. Saol annecim seni
cok
seviyorum aksama gorusuruz babam selam soyluyor"
Muthis bir rahatlama duygusu ile telefonu kapadi. Televizyon hala
hastanelerden canli yayin yapiyordu. Kimbilir bugun yine kac aile
parcalanmis, kac cocuk oksuz, kac anne baba evlatsiz kalmisti.
Bitsin
artik bu iskence, biraz rahat ve huzurlu yasamanin zamani gelmemis
miydi?
Televizyonu acik birakip mutfaga gecti ve cikolatali keki
hazirlamaya
koyuldu. Bir saat kadar sonra kek firindan cikmis etrafa guzel bir
koku yayilmisti. Televizyon artik hep ayni seyleri tekrar edip
duruyordu. Bugunku mutlulugunu bozmak istemiyordu televizyonu
kapatip
muzik setine bir Cd koydu. Neseyle ev islerine giristi. Biraz
dinlenmek
icin mola verdiginde aradan 3 saatin gectigini gordu. Bir kahveyi
hak
etmisti. Mutfaga gecerken kapinin calindigini duydu. Kapiya yoneldi
ve
actiginda karsisinda 2 polis gordu. Hayretle:
"Buyrun kimi aramistiniz ?" diye sordu.
"Hanimefendi esinizin beyaz bir Subaru marka arabasi var mi?"
"Evet 1996 model" dedi kadin.
" Esiniz 2 saat kadar once direksiyon hakimiyetini kaybederek aksi
istikamete sapmis ve karsidan gelen bir kamyona carparak trafik
kazasi gecirmistir."
Kadinin gozleri kararmaya baslayip suurunu kaybetmeden once duydugu
son sozler sunlardi.
"Maalesef esiniz ve kiziniz olay yerinde can vermistir. Basiniz
sagolsun."
Aynalar
.
Ey ask! ../ Varligindir beni umutlandiran.../ Ve bütün uzuvlarimi kanatlandiran! / Yoklugun, umut lâhitlerinde hapsediyor beni:/ /Ruhsuz ve karanlik.../
Kim bilir, belki de sana adiyor beni! ..
Aralik 2000 -Bayburt
...Ne yâre kulaç oldum, ne kulaç oldu yârim,
...Ne yâr bahtiyar oldu, ne de ben bahtiyarim...
Yüregim kirik dökük, bogazim dügüm dügüm,
Darmadagin bir surat aynalarda gördügüm...
Ne kiymeti var simdi bilerek öldürdügüm
...Ruhumun benim için? Bir ceset kadar varim.
...Ne yâre ilâç oldum, ne ilâç oldu yârim,
...Ne yâr bahtiyar oldu, ne de ben bahtiyarim...
Kirik aynalardaki suretime bir bakin:
Hangisinde, suretim suretinize yakin? ..
Yok birbirinden farki, seyretmeyi birakin!
...Yâr gibi yâr bulmadan gelip geçmis yillarim
...Ne yâre muhtaç oldum, ne muhtaç oldu yârim,
...Ne yâr bahtiyar oldu, ne de ben bahtiyarim...
.
Ahmet Turan Altunsu
Tuvaldeki Bugu
.
Bir dilim seç yasanmisliklarindan...
Yek, yüklü, azgin
Bir siyah yelenin dört nala kostugu
Bir burun farkiyla, doyumsuz
Adrenalin dolu lali yudumladigi ani
Bir gece seç kendine
Mühürlü iki bedendin tuvalde
Kirmizilari oluk oluk akan, kor
Alazlar içinde uzanan iki nü, arzulari
Saha kaldirdiginda yanik kisragi,klasik
Bir eser ezgisi, bilmem kaçinci senfoni
Yüreklerinde si bemol
Belli belirsiz derinlerinde
Duyarak dal,gözleri mil
Bir büyük usta saklanir
Es/me Beethoven
Iki gögüs arasi bir agri
Ilik bir billur akarken, aheste
Sizdi aykiri yukari
Beyinlerin dikenli kivrimlarina
Damgaladi adini, mümkünü yok
Kronik hastalik ne çare,sizliyor
A. M. O. R. E.
Desem ki
Süzülsen usulca allar arasina
Seçilmis tuvalde ki
Dilimledigin zamana
Azad etsen ruhunu, yativersen
izinin seni çagiran solgun
kör siluetine
Yogun tereddüt sonrasi
Son bir hamle
Nü lerin nefesi
Tuvalde belirgin bugu
Dirildigindendir duyumsadigin
Simdi
Simsiki saril,yek yüklü azgin
Inkar ettigin, o eskidigini sandigin
Zamandir aslinda bütün yasamin
.
Burcu Topuz
.
.
Çamasir
.
Ne diye çikmistik yola biz sahi
Unuttuk gitti
Tuttugu gibi ensemizden bizi hayat
tahta mandallarla çamasir ipine dizdi
Yazdi eskiden
sallanip dururduk
Nesemiz daimi
kurudukça kururduk
Ayy! yan tarafta bir visne agaci
Ya degerse bize olalim hercai
Bembeyazdik oysa
Çamasir sularindan defalarca geçtik
Yok yahu o degildi
Ama o zamanlar çivit vardi ya
Üstüne üstlük
kaynatilmistik ya öncesinde bir nevi
Bir sigara yakardi
bizi yikayan hayat yoruldugunda
Içimiz giderdi
Izin vermezdi bize kokariz diye
Olsa olsa
bordo ve eksi
bir korku düserdi payimiza
Komsununkinden daha beyaz olmaliydik
ak pak
Ya gri bir bulut geçerse üzerimizden
diye uyku girmezdi gözümüze
öglen vakitleri
Aksamüzeri olurdu da durulurdu
yüregimizin çarpintisi bir parçacik
Kirlangiçlar bir telas dönerdi eve
Biz beklerdik
toplasin diye bizi hayat
koydugu yerde birakmayarak
gögsümüzde ip izleri
Gece Tutanaklari
.
1.
bez parçalariymis gecelerime adini veren
2.
vahsiligin melodisi oksarken kulagimi
bir baykus oluyor ellerim gizlice
3.
sah degilim ama mat edildim
sipersizim filler akiyor gövdeme
siginilmayacak kadar küçülmüs kaleler
4.
parçalaniyor sayfalari kanunlarin
içimde bir Habil can çekisiyor
sanci düsüyor yapraklarina agaçlarin
ölümleri dogumlarimi kör ediyor
5.
sonunda sabun köpügüdür bana düsen
kadim bir sirdir saklanan bana
bir seydir bu dokunsam sönecek
sehvetlerin gözlerini açtigi odalarda
rüyanin Yûsuf'u görmesidir olan
6.
tükenmiyor arlanmaz tükenmekligim
içimde diriliyor ölüm tekrar tekrar
sariyor bacaklarimi bir ölü serinligi
geceye ayaklarimi uzattigim su an
kani çekilmis bir ask var elimde
ve ask beni yasiyor sapsari
7.
buna dairdi tüm çabalar
gündüzleri geceye çekmek
ve geceyi gündüzlere
kis ve yaz yasanmisti
görülmüstü güz ve bahar
lâkin islenmemisti göz bebeklere
kan kirmizi mevsimim
8.
bizimdir gebe kalmayan geceler
çünkü bilmekteyiz
gecelerin er yüzü görmedigini
ve yine biliriz
hüzünbaz dügünlerimiz oldugunu
en bilinmeyen köselerde
umutsuz oldugunu bir seyin
ve beklemekte oldugunu bir seyi
9.
ardalanir gece ve gündüz
geçilir aktan ve karadan
bir an gelir ates olur
ve buz tutar bir zaman
hüzün taht kurar bazen
bazen de fütursuzca kahkahalar
halbuki arinmis bir yasamakti bizimkisi
gecede yitirmemek sabahi
ve gündüzde unutmamak geceyi
10.
ellerimde bir kelepçe gibi durdu gece
sardi gövdemi halatlari yalnizligin
ve ask sinsice gelip
doladi boynuma yagli urganini
husuyla acilar biriktirdim
perçinledim sarimsi sevdalari
bir an gizlenemedim aci dipçiklenmelerden
çünkü ögretmemisti bana geometri
fasit dairelerin oldugunu
ve birilerinin içinde dönüp dönüp durdugunu
11.
dinamitlenmis yürekler gördüm
genlesen gövdelerinde paramparça
aliklasan çehrelerde beliriyorlardi
yasiyorlarken habersizce ramazanlardan
sevvallerin görülecegine dair
umutlar besliyorlardi kocaman
yoktu hiç bir cevap
atilan tohumlara karsi tarlalarda
cinsi mekanlarda vurgulanan
ve öylece ihraç edilen
kahkahalar vardi bitmez sanilan
12.
bu gece beni soludu çiçekler
bosaldim geceye tüm arsizligimla
tir tir titredi kilifsiz iskeletim
hafif hafakanlar doldu hafizama
agir kargilar dolandi ayaklarima
hiç bir soru sorulmadan
bir fitne büyütüldü bana
ben de içimdeki imama uydum
bir mevlevilik oluyordu halim
dönüp dönüp durdum
artik görebiliyordum ifritleri
nedense yüzler hep çirkindi
13.
gece bitmiyor fakat
bir gün batip baska bir gün doguyor
yanina on yedi mumun
ekleniyor bir mum daha
çabuk çabuk uzuyor alevler
agir agir yitiyor alevler
artik yargila karar ver
kalem kir dâre çek beni
kümeslerinde gizli gizli ölünen
daragaçlari yakilan bu ülkeden
kaçir sürgünlere beni
mumlar üzerine kur iskemlemi
sonra üfle mumlari
.
Bilal Zilan
ÜCRETSIZ LÖSEMILI COCUKLAR HASTANESI..........
Merhabalar,
LÖSEV ( losemili cocuklar saglık ve egitim vakfı 3.5 yıllık bir vakıf olmasına rağmen Türkiye' nin ilk losemili çocuklar hastanesini Ankara'da kurdu.Yemeginden pijamasına, muayenesinden tahliline her sey ucretsiz olarak çocuklara sunuluyor.Ankara dışından gelen ailelere de apart oda hizmeti veriliyor.Vakıf kullanmadığımız giysi,ev eşyası,oyuncak,bisiklet ve yiyecek yardımlarını kabul ettigi gibi, YKB 477 şube 1-002666 hesaba tutar ne olursa olsun bağışda yapılabiliyor.
Tel : 0312- 447 06 60
NOT: Belki bu maili 10 kişiye yollarsanız hayatınızda büyük değişiklikler olmayacak. Yada kimseye yollamazsanız hayatınız kararmayacak.
Fakat bu iş için harcadığınız zaman ve emek, çok daha iyi değerlendirilmiş olacaktır.Lutfen en azindan tanidiklariniza gönderin
Tel: 0216 545 09 80 (2418)
Fax: 0216 545 05 43
Ask
.
Ask kanatlarina takmis pençesini
sinsi bir rüzgar müjdeler
kirilgan
Pesine takil kos hadi
yetis ardindan
sana bir sevdadan
çaresiz çirpinislar müjdeler
ask sarhosu
sendeler
simdilerde senden arta kalan
tuzu kuru bir gerilim
sevgilim
sen gitmene bak
ben buradan bütün cesaretimle
baska kollara yelken açisini
seyredebilirim
uzaktan el sallayan
dizginlenememis
bir sevdacik törpüsü bu seni çagiran
karsiliginda gözlerinden süzülen
bir damla gülücük bekleyen
ve sen
çok sevecek
çok sevileceksin
bilirim
tirnaginin tekine ömrünü vereceksin
git baska tadlari yüregin tanimadan
git seni gönderdigime pisman olmadan
simsiki saril
bir an bile birakma
sende bilirsinki
istesem seni durdurabilirim
ama sen öyle bir sev ki
seni tutmaya gücüm yetmesin
sevgilim
ben buradan
yalniz basimada olsa
seni
ikinizin
birbirinizi
sevdiginizin
toplami kadar
sevebilirim
.
Ismail Cem Dogru
Anerka'ya Mektuplar
.
I
Hüznüm; süngülü yalnizliklara itilmis bir Dersim gecesi,
açligim; bir deri bir kemik,
sabrim; alti aylik unutulmusluguyla bir Bahçesaray'li
ve korkum; yollarina sinmis bir çakal
ya gidenler evin yolunu bir daha bulamazsa Anerka!
geçitlerinde yasaklanmis mevsim hatiralariyla
sana nereden geleyim?
Artik her ses içimdeki bir sözün katili
oysa, bir seni bildim Anerka
bir de kaçmaya hazir gözlerindeki, yari uykuyu
ki henüz bir kaç asirlik olsa da sensiz kalmisligim
bir seni bildim,
bir de sensizligi...
dilimde, kavimler göçünden kalma bir yol türküsü,
aklimda, söze dönüsmeyen sesler,
yüzümde gülücük diye tasidigim hüzün,
boynumda, mor hamayli gözlerin
ve yüregimde
askin kehanet korkulariyla
sabrimi yoklayan esmer geceyi
ayin öbür yüzündeki ihaneti
tanriyi
ve
seni,
hakimin hükmüne kirilan kalemi,
ve
çekilen biçagin
askin kirli tarihinden akittigi kanlari
soluk ve soguk yüzlerin sinsi pusularini
celladin cüzzamli, kanli avuçlarini
ve her an tetikte, akli firarda sevgilileri...
bir seni bildim Anerka
bir de sol gögsünde kizil alev güllerini
yüzünün yasama dönüsüp,
gözlerinin felsefe ile anlastigini
ve bir ben bildim
Platon'un gözlerine ne denli yakistigini...
bir seni bildim Anerka
bir de yirmi dört saatin gece oldugunu
geçmis zaman kipinde bütün umutlari
gelecek zaman baglayan
baglantisiz bir baglaç
ve
günese devrilmeyen
devrik bir cümle gibi
her seyin anlamindan koptugumu
II
Askinla,
atesinde yanan saskin bir pervaneydim Anerka!
yasamin baslangiç noktasi
ve ölümle baslayan baslangiçlarin son noktasi...
görünmez bir kazaydim kendi seyrimde
gece; zarf
ölüm; fiil
isik; fail
ben ise bütün intiharlarin öznesiydim
Pusuda iken bütün Firavunlar
kimseler sevmedi benim kadar gözlerindeki yari uykuyu
bir intihar pervanesiydim, bir isiga asik
bir saskin düs kanadiydim
gözlerinde kirik,
gözlerine asik...
oysa simdi Anerka,
oysa simdi, kum saatinin ince belinden tek saniye süzülmezken
Bruki göçü gibi diyar diyar sürülen yüregimde(n) vuruyor zaman
Babil'im, Ninova'yim.
yitik ve mistik bir zaman tüneliyim
bir çigin agir çigligi
ve agir bir sevda enkaziyim Anerka!
III
Hislerimi bir dervise satip
tanimsiz hiçligimle dualarin ürpertisine gizledim umudumu
boynumda bilmece gibi ismin
bir sevda türküsünün son notasi özetinde
ve
her kulacimda dibe çekildigim
anasindan ayri Van Gölü hüznündeyim
özü bilinmeyen dinler adina
Leyla ile Mecnun askina Anerka!
yut dudaklarimi
yut ki öpeyim yüreginden
yoksa,
sol yanimda agir bir kanamayla cebimde cerahatimi tasiyarak
kötücül varliklar
ve kaybolmus yüzlerin arkasinda yatan hiçlikle
kendime yamanarak
ve yanarak
ve yalinayak Tamara çaresizliginde
kokunun sindigi kaleden bozma satomun dehlizlerinde yitip
talihim gibi kör çiyanlarin
bedenini oydugu Akdamar olurum Anerka!
kivranan narin çaresizlik,
titreyen özüme bulasmis acemilik,
ve
günah desenleriyle
ruhumun ölüsünde dirilen beden neye yarar?
yoklugun ölüm olur Anerka!
yoklugun, Batman'da sirri asikar bir cinayet
ve Zilan Deresinde ölen çocuk ürpertisiyle
asi, direngen yüregimdeki isyani bastiran zulüm olur...
ey gögsüne yaslanip çirilçiplak agladigim!
kaslarini agitlarima,
gözlerini çaresizligime,
yalnizligim kadar prüzsüz bir ten
ve isigi bogan gölgem kadar yoksul çizgileriyle
yüzünü yüzüme benzettigim siluetsiz sevgili
bilirsin ''ask bir siginma talebidir''
anadilim gibi dilimin ucunda ve yasak olsan da
iri gözlerine beni de al Anerka!