leotombak

leotombak

Üye
23.02.2006
Çavuş
1.223
Hakkında

  • Allah razı olsun kardeşim. Bu güzel paylaşımlarından bundan sonra da bizleri mahrum bırakma. Selametle.
#08.04.2006 23:00 0 0 0
  • Konuyla alakası yok ama bu vesile ile Semüre bin Cündüb (ra) hakkında kısa bir bilgi:
    Semüre bin Cündüp ve Rafi bin Hudeye 15 yaşlarındadır. Uhut savaşına iştirak etmek istediklerini Peygamber Efendimize bildiriyorlar. Peygamberimiz yaşları küçük diye kabul etmez. Rafi'nin iyi ok attığı söylenince Peygamberimiz Rafi bin Hudeye'ye izin veriyor. Semüre bin cündüb ise Rafi'ye izin verdiniz, ben onu güreşte yeniyorum diyerek Peygamberimizden kendisinede izin vermesini istemiş. Yaptıkları güreşte Semüre bin Cündüb Rafi'yi yenmiş ve Peygamber Efendimizden Uhut savaşına katılmak için izin almıştır. Günümüzdeki bazı çocukların ve gençlerin nelerle uğraştıklarını görünce insanın içi sızlıyor. Selametle.
#08.04.2006 22:43 0 0 0
  • Allah razı olsun arkadaşım paylaşımın için. Aktarılmış olan Peygamber Efendimizin gördüğü rüya; sahabeden Semüre bin Cündüb'ün anlatımıyla ve Buhari'nin rivayetlerinde yer alan bir rüyadır. Selametle.
#08.04.2006 22:24 0 0 0
  • Allah razı olsun sahabeler kardeşim. Senin ve tüm mümin kardeşlerimin kandilini kutlarım. Rabb'im hayırlara vesile kılsın ve dualarımızı kabul eylesin inşallah. Selametle.

    RESÛL-İ EKREM EFENDİMİZİN DÜNYAYA TEŞRİFLERİ

    Yeryüzünü mânevî bir karanlık kaplamıştı.
    Mevcudat, beşerin zulüm ve vahşetinden âdetâ mâteme bürünmüştü. Gözyaşı döken gözler değil, ruh ve kalblerdi. Kalb ve ruhların keder, elem ve gözyaşına âlem de iştirak etmiş, sanki umumi yas ilân edilmişti.
    Yeryüzü saâdetin, sevincin, huzurun kaynağı olan "Tevhid" inancından mahrumdu. Küfür ve şirk fırtınası ruh ve kalbleri kasıp kavurmuştu. Gönüllerde tek mâbud yerine, birçok batıl ilâhlar yer almıştı. Hakiki sahibini arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu.
    İnsanlar birbirini yiyen canavarlar misali vahşileşmiş; küfür şirk, cehâlet ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı. Zalimin zulüm kamçısı altında mazlum inim inim inler hale gelmişti.
    Âlem mahzun, varlıklar mahzun, gönüller mahzun ve sîmalar mahzundu&
    Akıl, ruh ve kalbleri mânevî kıskacı altına alıp olanca kuvvetiyle sıkan bu küfür ve şirke, bu dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya beşerin daha fazla katlanmasına Allah'ın sonsuz merhameti elbette müsaade edemezdi. Bütün bunlara son verecek zâtı şefkat ve merhametinin bir eseri olarak elbette gönderecekti.
    İşte, o zât geliyordu. Dünyanın mânevi şeklini beraberinde getirdiği nur ile değiştirecek eşsiz insan, Allah'ın son peygamberi geliyordu. Cin ve inse ebedî saâdetin yolunu gösterecek Hazret-i Muhammed (a.s.m.) geliyordu.
    Kâinat, hürmet ve haşyet içinde efendisini beklemekte idi. Her varlık, kendisine mahsus diliyle, hâl ve hareketiyle bu emsâlsiz insana "hoş-âmedîde" bulunmak üzere sevinç içinde hazır durumda idi.
    Tarih Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi&
    Fil Vak'asından elli veya elli beş gece sonra. Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.
    Mekke'de mütevâzî bir ev, günlerden Pazartesi...
    Vakit, vakitlerin sultanı, seher vakti.
    Bu mütevâzî evde ve bu eşsiz vakitte muazzam ve eşsiz bir hâdise vuku buldu: Kâinatın Efendisi Hazret-i Muhammed Sallallahü Aleyhi Vesellem dünyaya gözlerini açtı.
    Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve mâtemini unutarak sürura gark oldu. Karanlıklar anında nurla yırtılıverdi. Kâinat sevinç ve heyecan içinde âdetâ,
    "Doğdu ol saatte, ol Sultan-ı Dîn
    Nûra gark oldu semâvât ü zemîn" diye haykırdı.
#08.04.2006 18:58 0 0 0
  • gulcan kardeşim hırsızın suçu yok demiyorum. En başta suçlu olan hırsızın ta kendisidir. Ancak hırsıza yaptığı işin yanlış olduğunu ve suçlu olduğunu kabul ettiremiyorsan, onu yaptığından vazgeçiremiyorsan yapılacak tek şey kalıyor. Onun zararından korunmak için gerekli tedbiri almak ve ondan sonra da Allah'a sığınmaktır. Şiirinde de belirttiğin gibi firavunlar ve nemrutlar hortladı. Nasıl ki; Yüce Rabb'im firavuna karşı mücadelesinde Hz. Musa'ya, nemruta karşı mücadelesinde Hz. İbrahim'e yardım ettiyse inanıyorum ki günümüz firavun ve nemrutlarına karşı da inançlı insanların verdiği mücadelelerinde yardımını esirgemeyecektir. Selametle.
#08.04.2006 16:11 0 0 0
  • resimle ilgili bir yorum daha; Eğer Müslümanlar olarak mukaddes camilerimizi ibadet niyetiyle saf saf olup doldurmaz olursak, elin zalimleri camilerimizi böyle doldururlar malesef. Selametle.
#08.04.2006 14:48 0 0 0
  • SAhabeler kardeşimden Allah razı olsun. Allah bu günün önemini anlamayı ve bu günü anmaktan ziyade anlamayı ve yaşamayı nasib etsin inşallah. Selametle.

    Anmak mı, anlamak ve yaşamak mı? ( Sami HOCAOĞLU nun yazısı)

    Peygamberimiz bir Müslüman için "anı" olabilir mi? Anılar "geçmişte kalanı", "geçip gitmiş olanı" temsil ederler. Peygamberimiz bir Müslüman için "anılarda kalan", "geçip gitmiş olan", dolayısıyla "anılan" mıdır?

    Hemen belirtelim ki, tüm "anmalar", unutmanın zımni bir itirafıdır. Unutulmayanın, hele hayatın ta merkezinde olanın, "anılmasından" söz edilemez. Birini anmak, hatırlamaktır. Hatırlamak, iyidir. Ama bu Peygamberimiz ise, onu hatırlamakla teselli olmak, bir o kadar düşündürücüdür.

    Allah onu "izlememizi" emretti. Çünkü o yeryüzünde iz bırakan, yerde yürüyen bir "insan" idi. Allah zatını izlememizi bunun için emretmedi. Zatına olan sevgimizi, Elçi'sini izleyerek isbat etmemizi emretti: "De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız, beni izleyin ki Allah da sizi sevsin; günahlarınızı mağfiret etsin."

    Kur'an'ın helak kıssasını anlattığı tüm inkarcı kavimler, kendilerine gönderilen "insan peygamberi" inkar hususunda ortak tavır gösterirler. Kur'an hepsinin de gönderilen elçiyi reddederken "Bize bir melek gönderilmeli değil miydi?" dediğini nakleder.

    Bu iki şeyin göstergesidir:

    1) İnkarcı kavimlerin iman etmeye gönüllü olmadıklarının. Zira bu bir sahte mazerettir. Bununla, "Biz hayat tarzımıza müdahale ettirmeyiz" demeye getirirler. Zira bir meleğin davranışları bir insan tarafından "örnek" alınıp üretilemez. Mahiyetleri farklıdır. Eğer elçi gönderilen bir melek olsaydı, bu kez de "O melek, biz insanız; biz nasıl onu örnek alalım?" diyeceklerdi.

    2) İnkarcı kavimlerin insan soyuna olan güvenlerini tamamen yitirdiklerinin. Baksanıza "Bize bir melek gönderilmeli değil miydi?" diyorlar. Bu "herkesi kendi gibi görmek" deyiminde ifadesini bulan ruh halidir. Kendileri o kadar sapmışlardır ki, bu sapma onların insan türüne olan güvenlerini kökten yok etmiştir.

    Peygamberimiz bir Müslüman için sadece bir "anı" değilse, Kutlu Doğum münasebetiyle içinden geçilen şu günlerdeki etkinlikler de, "Dostlar beni hatırlasın" türünden bir "anı"ya dönüştürülmemelidir.

    Diyanet'in yuvarladığı küçük kar topu, büyüdü büyüdü kocaman bir dağ oldu. Günlere, haftalara sığmadı. Kutlu Doğum Haftası olarak başlatılan merasimler, Nisan'ın tamamına yayıldı, Nisan neredeyse kutlu doğum ayı haline geldi. Camilere sığmadı. Salonlara, hatta statlara taştı.

    Bu yıl kutlamalar isim değiştirdi. Anlamlı bir jestle "Kutlu Doğum Haftası" artık "Peygamberler Haftası" olarak kutlanacak. Geçen yıl Danimarka'da ortaya çıkıp bir çok Batı başkentinde yayımlanan çirkin karikatürler, insanlığın son adası olan Hz. Peygamber'i dünyanın gündemine oturttu. Bu iş âdetâ, cüzi şerle murad olunan külli hayra dönüştü. Müslümanların alemlere rahmet Hz. Muhammed'le olan irtibatları tazelendi.

    Batı, Müslümanların verdiği tepkiyi anlamadı. Biz de Batı'nın anlamayışını anlamadık. Bunun temelinde, Hıristiyan Batı'yı peygamberli saymamız yatar. Oysa, Hıristiyan Batı (ateist Batı'dan söz etmiyorum) bizim inandığımız anlamda bir "peygamber tasavvurundan" yoksundu. Yani peygambersizdi. Onlar Hz. İsa'yı tanrılaştırdıkları günden beri peygambersizler. Teslise inanan birinin inancında peygambere yer kalmamıştır. Onun için de, peygamberli bir dini, toplumu ve ferdi anlayamıyorlar.

    Biz Müslümanların peygamber sevgisini de anlayamadılar. Hatta geçmişte Hz. Meryem'e yönelik Batı'da ortaya çıkan çirkin davranışlara Müslümanların tepki göstermesini de anlayamadılar. Zaten bu, karikatür terbiyesizliği münasebetiyle girdikleri "Siz de İsa için aynısını yapın, ödeşelim" tavrından anlaşılıyordu.

    Bu arada, her zaman olduğu gibi bizde de işin istismarını yapanlar çıkmıyor değil. Peygamberimizle ilgili yayıncılık alanında yaşanan şu enflasyona bir bakın. Nasreddin Hoca'nın kazanı gibi, eski kitaplar yeni yavrular doğuruyor. Ciddi bir siyer okuru bile olmadan siyer yazmaya kalkanların haddi hesabı yok. Kaş yapayım derken göz çıkarılıyor. Vahyin inşa ettiği bir peygamber tasavvurundan mahrum olarak yazılmış, hakikate ve kaynağa sadakat kaygısı taşımayan harcıalem ve çala kalem eserler.

    En tehlikelisi de, bu işin Cahiliyye şiirininn ana damarlarından biri olan "mehdiye" yarışına dönmüş olması. "Kim daha çok övecek?" yarışı çığırından çıkınca, iş Hz. Peygamber'i "tanıtma" değil, "tezgahlama" yarışına dönüşüyor. Olan, vahyin inşa etmeye çalıştığı sahih "peygamber tasavvuruna" oluyor. Efendimizi tanıtma iddiasıyla çıkılan yolda, efendimiz tanınmaz hale getiriliyor. Allah'ın "örnek" göstererek hayatımızda üretmemizi istediği bir değeri, bizler acımasızca ve arsızca "tüketmeye" koyuluyoruz.

    Şimdi cevaplanması gereken sualler şunlar: Peygamberimizin bizim methiyemize mi ihtiyacı var, yoksa bizim onu örnek alıp hayata taşımamıza mı ihtiyacımız var? Bu ikincisi gerçekleşmiyorsa, birincisi ona ödenmiş bir "manevi rüşvet" olmaz mı? Dahası, o adıyla sanıyla zaten "övülmüş"tür. Onu Allah övmüştür. Onun bizim övgümüze ihtiyacı yok, ama bizim onun modelliğine ihtiyacımız hadsiz. Hal bu iken, neden böyle yaparız?
#08.04.2006 10:25 0 0 0
#07.04.2006 18:01 0 0 0
  • göksahan kardeşim bu resim Müslümanlar açısından içler acısı bir resim. Müslümanların günümüz dünyasında düştüğü durumu gösterir bir belgedir. Böyle bir resmin ortaya çıkmasında en büyük pay malesef Müslümanlara ait. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır ilkesi unutulmuş ve Müslümanlar hep ezilen taraf olmuştur. Resimde bulunan dangalaklar açısından düşünecek olursak onlar için sorun yok. Zaten onlar bizim kutsallarımıza saygı duymuyorlar ki; duysalardı kimyasal silah saçmalığını uydurup ve bir dikdatörü bahane edip sayısız Müslüman kardeşlerimizi katletmezlerdi. Resmi görünce daha önceden karşılaştığım bir durum aklıma geldi. İstanbul'da arkadaşlarla Sultanahmet camiine gittik. Tabi turistlerde Sultanahmet camiini gezmeye geliyorlar. İçeri girerlerken yetkililerin verdiği örtüleri takarak giriyorlar ve girince çıkartıp omuzlarına atıyorlar. Hatta bazılarının kafalarını birbirlerinin omuzlarına koyarak bir güzel uzanıp yattıklarını gördüm. Bu turistlerin yaptıklarıyla amerikan askerlerinin verilen resimdeki halleri arasında ne fark var ki. İnşallah kutsal değerlerimize gereken saygının gösterileceği zaman gelecektir. Selametle.
#07.04.2006 17:41 0 0 0
  • Hazreti Muhammed (s.a.)...

    Allah'ın habibi...

    O'nu hecelemeyi; Hira Dağı'ndan Hazreti Ebubekir'in "Hayatın da güzeldi ölümün de güzel" dediği zamana kadar geçen bir kutlu hayatın ruhi iklimini içimize taşımayı; Mekke ateşinde, Hicret yolunda, Taif taşlanışında, Bedir berzahında, Uhud'un can pazarında, her namazdaki Mirac yücelişinde, duaların göz yaşında O'nunla bir noktacık da olsa buluşmayı Allah cümlemize nasib etsin inşallah. Selametle.
#06.04.2006 22:04 0 0 0
  • Bana sevgini bahşet ey Fahri Kainat,ey Alemlere Rahmet Nebi!

    Sadece benim yüreğim değil,tüm yürekler senin sevgi yağmurlarına muhtaç Efendim!Küçük elleri büyük yürekleriyle,ebabiller gibi zulmün üstüne taş olup yağan,Filistinli çocuğun kalbine de yağdır sevgi yağmurunu sağanak sağanak..
    Sadece inancını yaşamak,iffetin timsali örtüsüyle toplum sahnesine çıkmak istediği için,alay edilen,dışlanan ve yok edilmeye çalışılan Zeyneplerin yüreğine de yağ ey Nebi!!Yağ ki;bu sevgi yağmurları onlara direnme gücü versin .Her türlü zulme rağmen ,sevgiyle ve güler yüzle bu kutlu dava yolunda yürüme azmi versin....

    ZALİMLERİN YÜREĞİNE DE YAĞ EY NEBİ!!!!!!
    Gerçi onların yürekleri taş,beyinleri taş,ruhları hep taş ama;Hz. Ömerin ve Hz. Halitin taşlaşmış gönüllerinde bile iman tohumlarını yeşerten Mevlam, belki onlardan da yeni Ömerler yeni Halitler yeni Vahşiler çıkartır.Eğer hidayet nasipleri değilse,eğer iman tohumları yeşermeyecek kadar kalpleri taşlaşmışsa,onların üzerlerine azap olup yağ ey Nebi,tıpkı Bedirde Ebu Cehillerin üzerine yağdığın gibi......

    Bütün bunlardan sonra yine bana gel!Şu günahkar,şu katı kalbime, sevgine muhtaç,aşkına susamış yüreğime gir ya Muhammed!!Ayı böldüğün gibi yüreğimi de aşkınla ikiye böl!Bir tarafında EN BÜYÜK SEVGİLİ taht kursun en zirveye,bir tarafında sen kur saltanatını Ey Nazlı Sultan!İbrahimin baltasını al eline ve kır yüreğimdeki bütün putları.Musanın elini getir yüreğime ve aydınlat yüreğimi.Musanın asasını vur gönlüme!Böl yürek denizimi ikiye ve EN BÜYÜK SEVGİLİ NİN sevgisiyle senin sevgin,el ele geçsin yüreğimin en derinine ve en zirvesine giden yoldan ve sonra kapansın yürek denizim, firavunî sevgiler boğulsun iman denizlerimin dalgalarında.Gel yüreğime ya MUHAMMED!Yüreğim;hicretinden önceki Medine gibi seni bekliyor.Yüreğime hicret etya MUHAMMED! Gel ve mescidini kur gönlüme..Münafıklığı ve küfrü kov kalbimden..Ve iman devletini kur yüreğime...

    Yüreğime gel ya MUHAMMED! Misafirlerin en azizi,en güzeli! En mübareği ve en mukaddesi!Misafirlerin gülü,en güler yüzlüsü,en güldüren yüzlüsü,güllerin kendisinden güzellik ve ilham aldığı,gül yüzlü ve gül yürekli Nebi!!!Gel ve gülle donat kalbimi!Gel ve nurunla doldur,gel ve sevginle kandır, gel ve aşkınla yandır yüreğimi!Sensiz ana babasını kaybetmiş gözü yaşlı,kalbi yaralı bir yetimim ey Nebi!Gel ve sevindir beni,okşa saçlarımı,al gönlümü.Tut ki;erken yitirdiğin Kasımınım,doyamadığın Abdullahınım.Tut ki; canının goncası torunun Hüseyinim.Şefkatinle sar beni,muhabbetinle kuşat beni ey Nebi...

    Ve Ümmetin boynu bükük, ümmetin diz çökmüş yüreğimde. Haydi! Yüreğime gel ey Nebi!Cebraille,Burakla gel!Ve imanı yaralanmış,izzeti paralanmış,namusu ayaklar altına alınmış,her cephede yenik düşmüş ümmetinin yüreğini sevgi yağmurlarınla yıka ve çıkar miraca!!!!!

    Ey Nebi!Sevdiğinize sevginizi söyleyinbuyuruyorsun.İşte söylüyorum,işte haykırıyorum sana;SENİ SEVİYORUM EY NEBİ.......................
    SENİ ÇOK SEVİYORUM!!!!!

    VE EN BÜYÜK SEVGİLİ DEN ;önce Onu ve sevgisini,sonra da seni ve sana kavuşmayı diliyorum...Seni seviyorum Efendim!Seni çok seviyorum ey SEVGİLİ!!!!!!!!!!!!!!
    Selametle.
#06.04.2006 20:06 0 0 0
  • Evet arkadaşlar sizi fazla bekletmeden hikayenin sonuç bölümünü de aktarıyorum. Bakalım sonucunu okuduktan sonra ne düşüneceksiniz.

    Eğer ikinci seçeneği seçtiyseniz ya çok kendinize güveniyorsunuz ki helal olsun size ya da ümitsizsiniz, nasıl olsa değişecek bir şey olmayacak diye düşünüyorsunuzdur. Bu durumda unutulmamalıdır ki; cennet hiç kimsenin garantisi altında değildir, garantiye aldım gafına kapılmamak lazım ve de ALLAH ESİRGEYEN VE BAĞIŞLAYANDIR ümitsizliğe kapılmayalım, Müslüman ümidini hiçbir zaman kaybetmemeli.

    Yok eğer birinci seçeneği seçtiyseniz şunu bilin ki öyle bir şans bir daha asla ve asla verilmeyecek bu sadece bir hikaye kendimizi kandırmayalım ve bunu hepimiz biliyoruz. Ayrıca şu anki yaşadığımız hayat bize verilen bir fırsat değil mi? Niçin bu fırsatı şu andan itibaren gerektiği gibi değerlendirmiyoruz?

    SONUÇ: ŞU AN YAŞIYORUZ VE NE ZAMAN ÖLÜM KAPIMIZI ÇALACAK BİLMİYORUZ. CENNETİ GARANTİLEMEDİĞİMİZİ VE HİÇBİR ZAMAN MÜSLÜMANIN ÜMİTSİZ OLMAMASI GEREKTİĞİNİ BİLİYORUZ. PEKİ O ZAMAN NEYİ BEKLİYORUZ?????????? Selametle.
#06.04.2006 19:37 0 0 0
  • Gerçekten de yıldız yağmuru var göksahan kardeş. Allah bu yağmura vesile olanlardan razı olsun. Selametle.
#06.04.2006 16:48 0 0 0
  • Konu: CÖMERTLİK
    Allah neşenizi dâim eylesin kardeşler. Selametle.
#05.04.2006 21:06 0 0 0
  • Kırk bin kere maşallah gulcan57 kardeşim. Allah senden razı olsun ve seni aramızdan eksik etmesin. Bu gayretinden dolayı seni kutlarım. Allah'ın izniyle duamızı yaparız ve duada hizmetlerin için özellikle sana da yer vereceğim. Selametle.
#05.04.2006 19:15 0 0 0
  • Konu: CÖMERTLİK
    Allah razı olsun kardeşim. Bilgi birikimini paylaşmakta cömertliktir. Yüce Rabb'im de sana cömertçe ihsanda bulunur inşallah. Selametle.
#05.04.2006 14:13 0 0 0
  • Bir üniversite hocasının anlattığı bir farazî hikayeyi aktarmak istiyorum sizlere.

    ŞÖYLE BİRŞEY TASVİR ET KAFANDA

    Yarın güzel bir tatile çıkacaksın.

    Akşam erkenden yattın. Sabah oldu uyandın çok heyecanlısın tatile çıkacağın için. Alelacele toparlandın ve eşyalarını alarak terminale geldin. Otobüs kalkmak üzere ve hemen bindin; yolculuk başladı.
    Camdan dışarıyı seyrediyorsun ve çok güzel hayaller kuruyorsun,değişik yerler ve insanlar göreceksin.
    Birden otobüsün yavaş yavaş hızlandığını ve kontrolden çıktığını fark ediyorsun. Otobüsteki insanlar telaşlanıp paniğe kapılıyorlar tabii sende çok korkuyorsun derken aniden bir gürültü kopuyor ortalık toz duman.
    Hemen kendini dışarı atıyorsun bakıyorsun ki bir uçurumdan yuvarlanmışınız her taraf ta insanların cansız bedenleri saçılmış bir şekilde; korkuyla onlara bakarken birden kendini görüyorsun yerde uzanmış ve hiç hareket etmiyorsun. Ama bu nasıl olur diyorsun ?
    EVET kardeşim sen şu an ölüsün ve ruhun bedenini orda bırakıp ait olduğu yere doğru gidiyor.Nereye mi ?
    Tabi ki hesap vermeye ALLAH'ın huzuruna mahşere.
    Öyle bir gün ki, Annenin evladından; evladın anne babasından kaçtığı bir gün. Bir sürü insan toplanmış ve herkes sırasıyla sorguya çekiliyor; sonra kimisi sağa, kimisi sola doğru hareket ediyor. Sağa gidenlerin yüzlerinde bir nur ve sevinç ya diğer tarafa gidenler haykırıyorlar 'YARABBİM AFFET BİZİ,BİLEMEDİK' ama nafile kaçınılmaz son.
    Sen bütün bu olanları dehşetle izlerken sıra sana geliyor. Ama sen çok şanslısın ki; Melek ' Ey ademoğlu senin için iki seçenek sunuyorum.

    1. seçenek eğer istersen seni tekrar dünyaya gönderip,yaşamana müsade edeceğiz ta ki tekrar ölüm senin kapını çalıncaya kadar.

    2. seçenek 'Yok ben hazırım hesap günü için buyrun sorgulayın beni dünyaya dönmek istemiyorum ' diyorsan o zaman başlayalım sorgulamaya diyor.

    SİZ OLSAYDINIZ ŞU ANA KADAR YAŞADIKLARINIZI DÜŞÜNEREK HANGİSİNİ SEÇERDİNİZ ?

    Eğer 1. yi seçtiyseniz niçin?
    Eğer 2. yi seçtiyseniz niçin?

    Düşüncelerinizi aktarabilir misiniz. Cevaplar yazıldıktan sonra bu hikayenin sonuç bölümünü de aktaracağım. Selametle.
#05.04.2006 14:04 0 0 0
  • Hiçbir zaman insanoğlu sorumluluğunu unutmamalı, kulluğunun gereklerini yerine getirmeli. Bu sorumlulukları bu paylaşımlarınla hatırlattığın, unutmamaya vesile olduğun için Allah razı olsun goksahan kardeşim. Selametle.
#05.04.2006 13:32 0 0 0
#05.04.2006 13:22 0 0 0