leotombak

leotombak

Üye
23.02.2006
Çavuş
1.223
Hakkında

  • Peygamber Efendimiz, Allahın elçisi olması dolayısıyla ciddi, vakarlı, ağırbaşlı ve heybetli bir insandı. Bu hali zaten normaldi. Çünkü taşıdığı görev, üstlendiği vazife bunun gereğiydi. Ancak her haliyle o da bir insandı. Hem de çok cana yakın.

    Herkese samimi ve içten davranırdı. Zaman olur, şakalaşır, tatlı ve güzel bir hava oluştururdu. Çünkü başka türlü olsaydı, insanlar Peygamberimize yaklaşamazlar, Ona soru bile soramazlardı.

    Zaten insan her zaman ciddi ve ağır meseleleri konuşamaz, bazen ortamın yumuşatılması ve insanların rahatlatılması gerekir.

    Bunun yanında, Peygamberimiz insanlarla alay etmez, hafife almaz, dalga geçmez, küçük düşürmez, mahcup etmez, zor durumda bırakmaz, işletme gibi olumsuz tavırları hoş karşılamazdı.

    Peygamberimizin yaptığı şakalar yerli yerinde ve mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla, hanımlarıyla, yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması bu türdendi.

    Peygamberimiz aile içinde mükemmel bir eş, şefkatli ve sevimli bir babaydı. Zaman zaman eşleriyle şaka yapar, onlarla olan samimiyetini geliştirirdi. Hz Aişe genç ve zeki bir hanım olduğu için Peygamberimiz ona ayrı bir ilgi gösterdi. Hazreti Aişe anlatıyor:

    Ben zayıf, ince belli, genç bir hanımdım. Bir seferde Peygamberimizle birlikte bir yolculuğa çıktım. Peygamberimiz bir yerde sahabilere:

    Siz ilerleyin dedi. Onlar gidince ikimiz arkada yalnız başına kaldık. Bana:

    Gel seninle yarışalım dedi ve koşmaya başladık. Ben kendisini geçtim.

    Aradan birkaç yıl geçmişti. Yine onunla birlikte bir yolculukta iken bir yerde sahabilere:

    Siz ilerleyin dedi ve ikimiz yalnız kaldık.

    Gel yarışalım dedi. O zamanlar ben kilo almıştım. Önceki yarışmayı da unutmuştum. Koşmaya başladık. Fakat bu sefer de o beni geçti. Gülümseyerek:

    Bu sefer ki benim seni geçişim, o gün beni geçişine bedel olsun buyurdu.

    Peygamberimizin buna benzer bir lâtifesini Hasan-ı Basri Hazretleri rivayet ediyor.

    Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimize gelerek:

    Ya Resûlallah! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?dedi.

    Peygamber Efendimiz:

    Yaşlı kadınlar Cennnete giremez diye ona takıldı.

    Bunun üzerine kadın ağlayarak oradan ayrıldı.

    Peygamberimiz sahabilere:

    Gidin ona söyleyin, Sen Cennete yaşlı olarak giremezsin . Cenâb-ı Hak, Biz onları yepyeni bir yaratılışla yarattık da, eşlerine sevgi ile düşkün hep aynı yaşta genç kızlar yaptık buyurmuyor mu? (Vakıa Sûresi, ../36)

    Avf bin Malik anlatıyor:

    Tebük savaşında Peygamberimizin huzuruna gittim. Deriden yapılmış bir çadırın yanındaydı. Kapıdan selam verdim. Selamımı aldı ve bana:

    Buyur, gir dedi.

    Bütün vücudumla mı gireyim? dedim.

    Bütününle gir dedi ve girdim.

    Çadır küçük olduğu için Avf şakayla, Bütün vücudumla mı gireyim demişti.

    Böylece Peygamberimiz şakaya şakayla karşılık vermişti.

    Bütün sahabilerin şahit olduğu bir lâtifeye de yer verelim:

    Sahabilerin içinde Nuayman adında çok şakacı birisi vardı. Yaptığı şakalar bazen aşırıya kaçardı. Fakat yine de Peygamberimiz onu anlayışla karşılardı. Bir gün çölde yaşayan bedevi Araplardan birisi Peygamberimizi ziyarete gelmişti. Devesini Mescidin avlusuna bağlayıp içeri girmişti.

    Sahabilerden birisi deveyi görünce Nuaymana:

    Şu deveyi kessen de etini yesek, eti çok özledik. Nasıl olsa Peygamberimiz devenin parasını ödeyecektir.

    Nuayman da itiraz etmedi ve deveyi yere yatırdı, kesti ve başladı yüzmeye.

    Devenin sahibi Peygamberimizin huzurundan çıkınca bir de ne görsün, devesinin deresi yüzülüyor.

    Eyvah! Devemi kesmişler diye feryada başladı.

    Peygamber Efendimiz dışarı çıktı.

    Bunu kim yaptı diye sordu.

    Nuayman yaptı dediler.

    Nuayman kaçmıştı. Peygamber Efendimiz Nuaymanın peşine düştü, aramaya koyuldu.

    Sonunda Duabaa adında bir kadının evinin bahçesinde buldu. Nuayman evin avlusundaki çukura girmiş, üzerini de hurma ağacı yaprağı ile örtmüştü.

    Peygamberimiz eve girince birisi bir taraftan yüksek sesle:

    Biz onu görmedik diyor, bir taraftan da parmağıyla Nuaymanın saklandığı çukura işaret ediyordu.

    Peygamberimiz gitti, onu çukurdan çıkardı. Nuaymanın yüzü gözü toz toprak içinde kalmıştı. Peygamberimiz sordu:

    Niçin böyle yaptın?

    Nuayman:

    Ya Resûlallah, size burada olduğumu söyleyenler yaptırdılar bana...

    Peygamber Efendimiz bir yandan Nuaymanın yüzünü gözünü siliyor, diğer yandan da gülüyordu.

    Peygamberimiz daha sonra deve sahibine devesinin parasını ödedi ve işi tatlıya bağladı. Selametle.
#16.04.2006 10:10 0 0 0
  • Konu: Dost
    Estağfirullah gulcan kardeşim biz olsak olsak senin gibi çalışkan bir ustanın yanında çırak olabiliriz. goksahanın yerinde olsam senle uğraşmazdım. Bu arada msn yi açsa konuşacağımda bir türlü yakalayamıyorum. Selametle.
#15.04.2006 22:20 0 0 0
  • Konu: Dost
    *Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (4/45)*

    Allah dostluğunun şifreleri neler olabilir?

    Kur'an'dan yola çıktığımızda belki "Allah anıldığında kalbleri titrer" ayetlerinde buluruz dostluk şifresini... Belki ihlas'ta, belki "Namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm eşi bezeri olmayan Allah içindir" teslimiyetinde, belki "Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz" adanışında, belki "kalb-i selim" çağrısında...

    Belki Allah için sevmektir Allah dostluğunun sırrı. Yüce kudret, yarattıklarının bağışlanan ilahi düzende ahenk içinde olmasından hoşnud olmaktadır belki kimbilir...

    Zünnun Mısri "Allah dostları"nı anlatırken, "Bunların etlerine ve kanlarına Kur'an işlemiştir. Onunla gamları dağılmış, gayrete gelmişlerdir. Kur'an'ı manevi karanlıkları için aydınlatıcı, uykuları için beşik, yollarına rehber, delillerine kaynak yapmışlardır. ... Kur'an'ın getirdiği ilahi düsturlara göre kurtuluş merdivenlerinden çıkarlar. Benliklerini Rablerinin nuruyla aydınlatırlar. İsteklerine Kur'an'la ulaşırlar. Onlar kötü sözler için dilsiz, haram işler için kördürler." (Allah Dostları, c.1, shf. 63. Şule Yay.) diyor. Bu da bir çerçeve...

    Orada bir yerde, "Allah'ın dostları" defteri açık duruyor... Bir u fuk o. Oraya doğru bir koşu mü'minin hayatı... Yakalar, yakalamaz, defter açık, koşu durmamalı ve bir umutla, bir özlemle, bir iştiyakla, derin bir susuzlukla, aşkla yol almalı... O yolda bulunmak da önemli... O yolda son nefesi vermek. Selametle.
#15.04.2006 20:18 0 0 0
  • 1.İslami kimlik: İyiliğe karşı iyilik her kişinin harcıdır. Kötülüğe karşı iyilik er kişinin harcıdır. O er kişide hakiki Müslüman olsa gerek. Çünkü kötülüğe karşı iyilik İslam dininin öğütüdür. Selametle.

    Hz Ali'nin Büyüklügü

    Birgün ashab Peygamberimiz (s.a.v)'den Hz. Ali'yi niçin çok sevdiğini sordu. Hz Peygamber o anda mecliste bulunmayan Hz. Ali'yi çağırmaya adam gönderdi ve orada bulananlara sordu:

    - Birisine iyilik etseniz, o da size kötülük etse ne yapardınız? Cevap verdiler:

    - Yine iyilik ederiz.

    - Yine kötülük yapsa?

    - Biz yine iyilik ederiz?

    - Yine kötülük yapsa?

    Ashab cevab vermedi, başlarını öne eğdiler. Bunun anlamı kötülüğe kötülükle mukabele etmesek bile iyilik yapmaya devam etmeyiz, demekti.

    Bu sırada Hz. Ali o meclise geldi. Rasulullah Hz. Ali'ye sordu:

    - Ya Ali, iyilik ettiğin biri sana kötülük etse ne yapardın?

    - Yine iyilik ederdim.

    - Yine kötülük yapsa?

    - Yine iyilik yapardım.

    Hz. Peygamber soruyu tam yedi defa tekrarladı. Hz. Ali yedi defasında da "yine iyilik ederdim" diye cevap verdi. Ashab,

    - Ya Rasulallah, Ali'yi çok sevmenizin sebebini şimdi anladık, dediler.
#15.04.2006 19:56 0 0 0
  • İNSANI DÜZELTMEK

    Adam,bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü.Tam bunları düşünürken oğlu koşarak yanına geldi ve babasına,sinemaya ne zaman gideceklerini sordu.Baba,oğluna daha önce söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu.

    Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti.Önce dünya haritasını küçük küçük parçalara ayırdı ve oğluna;eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi.Sonra düşündü;oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez.

    Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve baba haritayı düzelttim,artık sinemaya gidebiliriz dedi.Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içinde kaldı ve bunu nasıl yaptığını sordu.

    Çocuk şöyle cevap verdi=

    - Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı.İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ. Selametle.
#15.04.2006 19:48 0 0 0
  • TERZİNİN TÖVBESİ

    Bir terzi Allah dostlarından birine sorar:

    -Peygamberimizin, "Allahü teâlâ, günahkâr kulunun tövbesini, canı gargaraya gelmeden kabul eder" hadis-i şerifi hakkında ne buyurursunuz?

    Cevap vermeden o kimseye sorar mubarek zat.

    - Mesleğin nedir?

    -Terziyim, elbise dikerim.

    -Terzilikte en kolay şey nedir?

    -Makası tutup, kumaş kesmektir.

    -Kaç senedir, bu işi yaparsın?

    -Otuz senedir.

    -Canın gargaraya geldiği zaman kumaş kesebilir misin?

    -Hayır, kesemem!

    -Bir müddet zahmet çekip, öğrendiğin ve otuz sene kolaylıkla yaptığın bir işi, o zaman yapamazsan, ömründe hiç yapmadığın tövbeyi o zaman nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tövbe et! O zaman belki yapamazsın, buyurdu. Selametle.
#15.04.2006 19:45 0 0 0
  • Bu hadisi aktarıp açıklamasını da vermekle düğmeye bastım zaten, tabi ki devam. Burada Müslümanlara çok güzel mesajlar verilmektedir.
    1. Müslümanlar İslami bir kimliğe bürünecekler.
    2. Bir Müslüman farklılığını koruyacak. Yani günümüzde isalm dininde yer almayan uygulamalara taklit çılgınlığı ile ayak uydurmayacak. Şüphesiz taklit üzere yaşayan imsan kendi öz kimliğini zaman içerisinde kaybeder.
    3.Her zaman haklılığını koruyacak. Bir Müslüman kendisine yapılan haksızlıklara karşı çıkacak. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır, hadisini hiç aklından çıkarmayacak. Selametle.
#15.04.2006 17:54 0 0 0
  • arada bir böyle takılıyoruz işte sahabeler kardeşim ne yapalım. bu arada konuyu dağıttık. Kusurumuza bakma goksahan kardeşim. Selametle
#15.04.2006 17:34 0 0 0
  • geldim kardeşim gardımı almaya gittim bulamadım, şanslısın hadi. Ya kardeşim biz dostlarımızdan öğrendiklerimizle kendimizi geliştiriyoruz. Senin gardın nerde. Selametle.
#15.04.2006 17:24 0 0 0
  • goksahan kardeşim içimdeki sızıyı depreştirdin. Şu ana kadar gidemediğim ve gidip görmeyi çok istediğim yerlerden biri balıklı göl. Paylaşımın için Allah razı olsun. gulcan57 kardeşim hadi gözün aydın. Selametle.
#15.04.2006 16:39 0 0 0
  • sükut kardeşim sükut mauncan kardeşimin kim ve ne olduğunu çok iyi biliyorum. Uzun zamandır bizi unuttu takılmıyordu da şakayla karışık biraz sitem yapmıştım. Selametle.
#15.04.2006 16:32 0 0 0
  • Allah razı olsun kardeşlerim, ellerinize sağlık. mauncan kardeşim hoş geldin diyeyim, değerli paylaşımlarından bizleri mahrum bırakmazsın inşallah. Selametle.
#15.04.2006 16:24 0 0 0
#15.04.2006 16:14 0 0 0
  • Mükemmellik sadece Allah'a mahsus. Beser ise şaşar. Beserin de hepsi bir değil. Bazısı bazen şaşar, bazısı daha çok.

    Şaşmak, yani hata etmek, her şeyi mahveden, telafisi imkansız bir eksiklik değil insan için, insan olmanın bir tabiatı.

    Fakat normal olmayan, hoş görülemeyecek olan, hatada ısrarlı olmak. Şaşmayı, hataya düşmeyi hal edinmek. Bir elbise gibi giyinmek. Beser olma durumunu zaaflarına, hatalarına kalkan edinmek.

    İşte bu durum beser olmaya yakışan, yarasan bir hal değil. Zira hatada ısrarla insanlık haysiyeti tehlikeye girer. Kişinin izzeti nefsi yaralanır, şerefi düşer. Oysa insan, şerefli yaratıldı. Ona şerefini Yaradanı verdi. Ona eşref-i mahlukat dedi.

    Bu durumda beserin en önemli görevi, kendisine bahsedilen bu şerefi korumak değil midir? Öyledir, öyle olmalıdır.

    Hatalara rağmen şerefli kalmak çok mu zor? Değil elbette. Yolu öğretilmiş. Tarihin en başından beri insanlığa rehber kılınmış kutlu elçiler tarafından.

    Çok kolaymış meğer. Yolun asli hataya pişman olmak imiş.

    Pişman olmak sadece insana özgü. O halde çok insanî, tamamen insanî.

    Önce hataları hata kabul etmek. Yakışmadığını, insanlık şerefiyle uyuşmadığını idrak etmek. Sonra yaptığına pişman olmak. Sonra bir daha yapmamaya karar vermek, azmetmek...

    Nihayet güzel bir dönüşle dönmek. Doğruya, doğru istikamete... Hep doğruya gitmek, yani dosdoğru olmak... Selametle.
#15.04.2006 15:59 0 0 0
  • Ecel nedir? Ömür kısalır ya da uzar mı?
    Ecel, kelime olarak mutlak vakit, bir şeyin müddeti veya bir şeyin müddetinin sonu demektir. Dinî bir terim olarak ecel, insan ömrünün sonu anlamına gelmektedir. Ecel hayatın son bulması ve ölümün gerçekleştiği zamandır. Bu anlamı ile her canlı için tek bir ecel vardır. Bu ecel Allâh'ın kaza ve takdiriyle olup, asla değişmez. Belirlenen ecel, vaktinden ne önce gelebilir ne de o vakitten sonraya kalabilir. Bu hususla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulmaktadır.
    "&Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler." (Yunus 10/49); "Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Münâfikûn 63/11).
#15.04.2006 15:43 0 0 0
  • Hadisimizin Mesaji

    Hadisimiz, muslumanlari tam bir Islam sahsiyetciligine cagirmakta, farklilik ve hakliliklarini her zaman ve her yerde korumalarini istemektedir: Insanlar iyi olur, iyilik yaparlarsa iyi olmaya, iyilik yapmaya; kotu olurlar ve haksizlik yaparlarsa, kotu olmamaya, zulum yapmamaya kendinizi alistirin, kendiniz icin bu tavri degismez ve vazgecilmez bir tavir olarak benimseyin. Herkes bilir ki, zulum yapmamak da basli basina bir iyilik ve ihsandir.

    Hadisimizin birinci cumlesi olan; insanlar iyi olursa biz de iyi olur; kotu olur, kotuluk yaparlarsa biz de kotu oluruz diyen sahsiyetsizlerden olmayin! ifadeleri, muslumanlara islami ve insani misyonlarini hatirlatmakta, hayatin akisi icinde iyiliklerin, guzelliklerin ve mutlak dogrunun hakimiyeti icin gayret gostermeleri geregini cok acik bir sekilde duyurmaktadir. Tabiatiyla bunun icin de yeterli bir bilgi, bilinc ve sorumluluk duygusu gerekmektedir.

    O halde muslumanlar, toplumun gidisinin iyi mi kotu mu oldugunu dikkate alacak ve mutlaka kendileri, ihsan (iyilik) cizgisi uzerinde olmaya, cevrelerini de bu cizgiye cekmeye gayret edeceklerdir. Zamana ya da topluma uyma diye bir gorevlerinin olmadigini bilecekler asla kotuluge ve haksizliga iltifat etmeyeceklerdir. Onlar, kendi degerleriyle kendilerini bagimli bilecekler ve tek baslarina da kalsalar dogruya, iyilige ve hakka sahip cikacaklardir. Onlardan beklenen budur. Nitekim, Sarih Aliyyul-Kaarinin isabetle belirttigi gibi bu hadiste, inanc ve ibadetler bir yana, ahlaki konularda bile taklidin nehyolunduguna isaret bulunmaktadir.

    Son olarak sunu da belirtelim ki, hadisimiz, bir butun halinde islam sahsiyetciligine sahip cikabilmek, her seviye ve sahadaki taklidden kurtulabilmek icin, Islami ogrenmeyi yani ilim tahsilini gerekli gormekte, muslumanlari bununla gorevlendirmektedir. Zira en buyuk guc, en muessir uyarici ilimdir.

    (HADISLERLE GERCEKLER3, 61)
#15.04.2006 15:28 0 0 0
  • MUSLUMAN KIMLIGININ GEREGI

    Huzeyfe radiyallahu anhden; demistir ki, Resulullah sallellahu aleyhi ve sellem soyle buyurdu:

    *Insanlar iyi olur, iyilik yaparlarsa, biz de iyi olur, iyilik yapariz; yok onlar zulm ederlerse biz de zulmederiz diyen sahsiyetsizler(den) olmayin. Aksine siz kendinizi, insanlar iyi olurlarsa iyi olmaya, kotu olurlarsa, kotu (zalim) olmamaya alistirin!*

    Islamiyet, Allah'in yarattigi insanlari, Allah'a kul olma kisiligine sahip kilan, bu sebeple de muslumanlarin her yaptiklarini bilincli olarak yapmalarini isteyen; eyyamciligi, kor taklidciligi ve uydum kalabaliga anlayisini asla tasvib etmeyen bir dindir. Teslimiyetci ve tavizci tavirlari, iradesizligi degil; kendi degerlerine sonuna kadar ve kendine has ozellikleri icinde sahip cikan soylu davranislari istemektedir. Daha kisa bir ifade ile, muslumanlarin islami kimligine her hal u karda sahip olmasini ongormektedir. Bu yuzden de somurgeci guclerin ve cikarcilarin propaganda ettigi gibi, *zaman sana uymazsa, sen zamana uy* kolayciligini ve bukalemunlugunu asla benimsememekte; muslumanlara, hayata uymayi degil, hayatlarini hakka uydurmayi hedef olarak gostermektedir. Hadisimiz, iste bu temel tesbit ve ilkenin belgelerinden biridir.
#15.04.2006 15:26 0 0 0
  • Konu: Dost
    İşte dostluk budur. Müslümanların birşeyleri paylaşmaları ve birbirlerine hayır duada bulunmalarıdır. Allah hepinizden razı olsun kardeşler. Yüreklerin aynı ilahi amaç uğruna çarpmasıdır. Selametle.
#15.04.2006 15:06 0 0 0
  • Uçak, füze, top, atom bombası hepsi hikaye. Zalimlerin güvendikleri bu şeylerin hepsi Allah'ın gönderdiği ebabil kuşları karşısında aciz kalırlar biiznillah. Selametle.
#15.04.2006 11:29 0 0 0