leotombak

leotombak

Üye
23.02.2006
Çavuş
1.223
Hakkında

#22.04.2006 17:42 0 0 0
#22.04.2006 17:11 0 0 0
  • Arkadaşlar hep aynı düşünceleri taşıyoruz. Sabır ve gayret. Sabretmek Müslüman için hiçbir zaman her şeyi kabullenmek değildir. Mevcut sorun karşısında bilinçli bir şekilde en iyi çözümü bulmaktır. Müslüman hakkını savunmalı ve korkup geri durmamalıdır. Cesaretsizlik aslında bir sondur, bilinçsiz cesaret ise özür dileyerek söylüyorum tam bir aptallıktır.
    Bununla ilgili bir hikaye aktarayım:

    Cesaretin bittiği yerde esaret başlar

    Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endise içinde yasayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüstürür.
    Fare,kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüstürür. Kaplan olan fare,sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.

    Ve der ki,

    "Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var.O yüzden ben sana yardım edemem."


    Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor:
    "insanlarin çogu kaybetmekten korktugu için sevmekten korkuyor..
    Düsünmekten korkuyor, sorumluluk getirecegi için.
    Konusmaktan korkuyor, elestirilmekten korkttugu için.
    Yaslanmaktan korkuyor, gençligin kiymetini bilmedigi için.
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir sey vermedigi için.
    Ve ölmekten korkuyor, aslinda yasamayi bilmedigi için." Kim söylemiş olursa olsun bu sözleri kabul etmemek mümkün değil. Selametle.
#22.04.2006 16:47 0 0 0
  • Arkadaşlar bu konuyu dikkatle okuyalım lütfen. Bu besin maddesini kullananlar varsa Allah rızası için uyaralım. Sitenin sağlık bölümünde kefir ile ilgili birkaç başlık gördüm. Kefirin faydalı olduğundan bahsediliyor. Bazı arkadaşlar kullandıklarını, bazılarının ise kullanacaklarını söylemişler. Bu maddeyi tavsiye eden arkadaşlar inanıyorum ki iyi niyetliler. Ama bu besin maddesinin içersinde alkol olduğu belirtilmektedir.

    Bu konuda fikri olan, görüşü olan, daha doğru olduğuna inandığı bilgi kaynağı olan kardeşlerimiz için kapımız her zaman açık olacaktır. Niyetimiz ve hedefimiz en doğrusunu bulmak ve hayatımıza uygulamaktır. Öncelikle sağlık bölümünde kefir ile ilgili verilmiş bilgileri aktarıyorum. Bir sonraki yazıda kefirin içerisinde alkol olduğunu belirten yazıyı aktaracağım.


    GIDA RAPORU

    Kefir tanelerinin süt içerisinde kapalı bir ortamda belli bir sıcaklıkta ve belli bir zaman içerisinde bekletilmesi ile kimyasal bir olay olan Fermantasyonun devreye girmesi sonucunda, ayran veya yoğurt benzeri oluşan kıvamlı sıvıya Kefir denmektedir. Yoğurt ve ayranın oluşumundan farklı olarak, kefirin Fermantasyon sonucu oluşması sebebi ile beraberinde alkolün oluşması problemini de getirmektedir. Bu konuda bilgi veren kaynakların orijinal bilgi notunu aşağıda bilginize sunuyoruz. Bu bilgiler ışığında kefir içkisini tükettiğimizde, az da olsa bir alkol maddesini de tüketmiş olabileceğimiz anlaşılmaktadır. Çoğu sarhoşluk veren maddenin azından da kaçınmamız gerektiğini düşünüyoruz.

    En iyisini Allah(cc) bilir

    1-En genel manasıyla, Fermantasyon, oksijen katışmaksızın glukoz gibi bir besin molekülünün havasız bir ortamda metabolik (hücre içerisinde) olarak bozulmasıdır. Fermantasyonda enerjinin doğrudan hücre içinde üretilmesi durumu söz konusu değildir, sadece glikolizin devam ettirilmesi söz konusudur. Fermantasyon sonucunda laktat, asetik asit, etil alkol v.b. gibi bazı basit ürünler ortaya çıkar.
    Fermantasyon için verdiğimiz açıklamadan daha çok kullanılan ve ayrıntılı açıklaması ise küçük mikro organizmaların beslenmeye ve büyümeye elverişli ortamlarda yüksek miktarda çoğalması olayıdır. Bu açıklama açısından bakıldığı zaman oksijenli (aerobik) veya oksijensiz (anaerobik) metabolizmalar arasında bir fark olmadığı görülmektedir.
    Bu işlem genel olarak besin üretiminde veya besinlerin korunması amacıyla kullanılır. Fermantasyon genellikle şekerin alkole fermante edilmesi olarak ifade edilir bunun yanında diğer fermante işlemleri sonucunda yoğurt oluşması durumu da söz konusudur. Fermantasyon, genellikle arzu edilen mikro organizmaların aksiyonunu dolaylı olarak içerir ve diğer zararlı mikro organizmaların gelişmesini önler. Gıdayı patojenik ve çürüme bakterilerinden korur.

    2. Kefirin tadı neye benzer? Kefirin tadı ayrana veya yoğurta benzemektedir ama kıyas edildiği zaman daha lezzetli ve hoştur. Bunun sebebi kısmen birçok probiotic bakterinin işlem esnasında görev almasında, kısmen de içinde küçük bir miktar alkol bulunmasındandır. Bunun bir sebebi de şampanyanın fermante edilmesine benzer bir şekilde fermante edilmesidir. İçinde dile hoş gelen birada ve turşuda bulunan hafif bir ekşilik vardır.

    3. Dolapta bekleyen kefir sağlık açısından bir olumsuzluk etmeni oluşturmaz. Düşük sıcaklıklarda bile, içerisinde bulunan Acetobakterler tarafından üretilen asetik asit nedeni ile ekşiliğin artmasına neden olur. Hatta bir araştırmada bir yıl boyunca bekletilen kefirin tadının biraz ekşi olduğu ve içerisinde yer alan mayalar nedeni ile alkol miktarının % 4 civarına çıktığı belirtilmiştir. ( RAHMİ LALE)

    4. Kefir krem gibi kaygan bir kıvamdadır. Bir parça ekşi lezzette ve bira gibi hafif taze maya aromalıdır ve tabii olarak köpürtülür. 40 civarında aromatik bileşenden oluşur. Bütün bunların yuvarlatılması durumunda, 24 saatte demlenmiş kefir %0.08-2 arasında, daha gerçekçi bir yaklaşımla %0.08-5 arasında alkol içerir.

    5. Yoğurt, sütün bakteriyel Fermantasyonu yolu ile üretilen bir mandıra ürünüdür. İşlem, süt şekeri(laktoz)u laktik aside dönüştüren, bir Fermentasyondan ibarettir. Sonuçta keskin lezzeti olan ve pelte kıvamında yoğurt elde edilir. Bakteriler, doğal süt şekerini yer ve yan ürün olarak laktik asidi serbest bırakır. Artan asitlik, süt proteinlerinin sıvı kitle içerisinde lifleşerek çökmesini sağlar. Yaklaşık 4-5 pH değerine çıkan asitlik, aynı zamanda potansiyel patojenik bakterilerin hızla oluşmasını da engeller&
    7. Ayran, yoğurt ve suyun karıştırılması ile ve lezzet vermek için bir miktar tuz eklenerek elde edilen bir içecektir

    8.Kefir çeşitleri mayalama süreleri itibariyle; tatlı ekşi-sert, normal ekşi-sert, orta ekşi-sert ve çok ekşi-sert diye sınıflandırılmaktadır. Doğal alkol oluşumu bu mayalama süreleri ile doğru orantılı olarak gerçekleşmektedir.

    Elbette dünyada üretilen kefir çeşitleri genellikle çok sert-ekşi sınıfındandır.
    Örneğin arpa ve bira mayasından elde edilen ürünlere baktığımızda alkollü ve alkolsüz bira olarak oluşumlar çok iyi bir örnektir(altıkılıç)

    9. "Kefiriniz tatlı ise ve ekşi seviyorsanız mayalanma süresini 48 saate
    kadar uzatın. Kefir ekşidikçe faydası artar. Ayrıca alkol miktarı da artar.
    Tatlı kefir istiyorsanız mayalanma süresini 24 saatten fazla uzatmayın ve
    kefiri buzdolabında saklayın. Kefirinizin daha katı olmasını istiyorsanız
    ayırdığınız kefir ayranını birkaç saat buzdolabında tutun."(Prof.Dr. Ahmet
    AYDIN)(www.beslenme.bulteni.com)

    İslam Fıkhında Durum Nedir?
    Kuran ı Mübinde, sarhoşluk veren içkilerin kademeli bir şekilde yasaklandığını bildiren ayetler dikkat çekicidir. Bu ayetler incelendiği zaman sarhoşluk veren içkinin(hamrın, şarabın) haram oluşu ile ilgili on delil çıkartılabilir: 1. Cenab ı Hak Hamrı kumar ile birlikte ele almış ve kumara atfetmiştir. 2. Hamra necis demiştir. 3. Hamrı şeytanın amellerinden saymıştır. 4. Hamrdan sakınılmasını emretmiştir. 5. Selameti Hamrdan sakınmaya bağlamıştır. 6. Şeytanın Hamrla düşmanlığı yayma özelliğini belirtmiştir. 7. Buğzu yerleştirmeyi Hamra bağlamıştır. 8. Allahın zikrinden uzaklaşmayı Hamra bağlamıştır. 9. Namazdan menetme özelliğini Hamra bağlamıştır. 10. Tehdidi ilân eden soru sigasıyla açık bir yasaklama getirmiştir.
    Bu şartlar altında Hamr(şarap), liaynihi, yani bizatihi aynıyla haramdır. Hamr sarhoşluk vermesi şartıyla haram değildir, bilakis onun tek damlası dahi haramdır. Hamr, galiz bir necasettir. Çünkü Cenab ı Hak onu rics olarak adlandırmıştır. Yani sidik ve akıtılmış kan gibidir. Onu helal gören kâfir olur. Onun içilmesini kesinlikle haram kılan, onun alışverişini, onun bedelini yemeyi ve üretimini de haram kılmıştır. Onu çamur karmada da kullanmak haramdır. Tedavide de kullanmak haramdır. Başka yerlerde de kullanmak haramdır. Hamr içene had vurulur. Sadece ölüm tehlikesi halinde susuzluğu giderecek miktara izin verilmiştir.

    Konu ile ilgili Peygamberimiz(s.a.v.)in hadislerine bakarsak:

    Her sarhoş edici hamrdır, Her sarhoş edici haramdır., Çoğu sarhoşluk verenin azı da haramdır.O dönemde hamr genellikle üzüm ve hurmadan yapıldığından konunun genelliliğini açıklamak için Kesinlikle buğdaydan bir hamr, arpadan bir hamr vardır. Kesinlikle kuru üzümden bir hamr vardır. Kesinlikle baldan bir hamr vardır.

    El Kuhistaniye göre: Hamrın asılları üzüm ve hurma gibi meyvelerden; buğday, arpa, darı, mısır gibi hububattan; şeker, paluze ve bal gibi tatlılardan; deve ve kısrak sütü gibi sütlerden meydana gelir, ayrıca her birinin çiğ ve pişirilmiş olmak üzere iki çeşidi vardır.

    Hamrı oluşturan Fermantasyon olayının başlangıcı ile hamr noktası arasında, farklı maddelerden oluşturulmuş içecekler söz konusu olmuştur. Bunlar Tılâ, Bâzîk, Seker ve Nakî isimleri ile anılan içeceklerdir. Bu içecekleri içenlere had vurulmasında farklı görüşler ortaya çıkmasına karşılık alîmlerin yaygın kanaati, bu içeceklerin haram olarak nitelenmeleri istikametindedir.

    Bunların dışında Nebiz denilen bir içecek daha var ki, bu içecek konumuz olan kefire benzer tarafları ile dikkatimizi çekmektedir. Nebiz, kuru veya yaş üzüm ve hurmadan başka bal, incir, buğday, arpa, darı veya başka danelerden yapılabilen bir içkidir. Bu daneler suya atılır ve bir müddet bekletilir. Çiğ veya pişirilmiş şekilde olabilir. Bu şekilde elde edilen içki ister sarhoşluk versin, ister vermesin Nebiz ismi ile anılmaktadır.
    Nebis konusunda, birbiri ile taarruz halinde olan rivayetler arasında iki rivayeti burada zikredelim. İbn-i Abbas(r.a.) kanalı ile gelen rivayette; İbn-i Abbas(r.a.) şöyle demiştir, Resulullah(s.a.v) nebiz yapıyor ve bundan üçüncü günün akşamına kadar içerdi.Bu zamandan sonra kapta bir şey kalmışsa içmez, dökerdi.(Muslim,Eşribe 79-82; Nesaî, Eşribe 56 )

    Yukarıdan itibaren, tarafsız bilim kaynaklarından ve fıkıh kitaplarından aktardığımız bilgiler önümüzdedir. Şunu bilelim ki Fermantasyon olayı ucu açık bir olaydır. Yani bir içecekte Fermantasyon olayı başlamışsa ve bu olay alkol oluşturan bir olaysa zaman ve sıcaklığa bağlı olarak alkolleşme sonuna kadar devam eder. Kefir oluşumu ile yoğurt oluşumunun farklı olaylar olduğu da yukarıdaki belgelerden açıkça görülmektedir. Ansiklopediler ve kefir üreticileri de kefirde az veya çok bir alkol oluşumunu kabul etmektedirler. Bilhassa Türkiyede kefir üreten firmanın bize gönderdiği broşürden alıntıladığımız 8 no.lu belge de bizi teyid etmektedir. Nebiz gibi, kefir gibi, boza gibi Fermantasyon sonucunda alkol oluşturan içeceklerin ticarî bir mal olarak piyasada pazarlanmasının, günlerce raflarda durmasının dinine bağlı Müslümanlar için tehlike arz ettiği bilinmelidir. Bu sebeple, ilanlarda, reklâmlarda, Üniversite raporlarında, bulunmaz bir nimet gibi takdim edilen kefir içkisine karşı dikkatli olmamız gerektiğini hatırlatırız. İslamî kesime hitap eden yazılı, sesli ve görsel basın kurumlarımızın, bu tip ürünlerin reklâmını yayınlamadan önce inceleme yapmalarının önemini de vurgulamak isteriz.
    En iyisini Allah(cc) bilir.
    GIDA RAPORU
    Kaynakça: 1- Wikipedia Ansiklopedi
    2- Doms kefir sitesi
    3- Kefir FAQ
    4- Rahmi Lale kefir yazısı
    5- Altıkılıç Kefir Firması Broşürü
    6- İbn Abidin Eşribe bahsi
    7- Şamil İslam Ansiklopedisi Nebis bahsi
    8- İslam Fıkhı Ansiklopedisi,4.cü cilt, İçecekler bahsi(Prof.Dr.Vehbe Zuhaylî)
    9. (Prof.Dr. Ahmet AYDIN) Selametle.
#22.04.2006 16:17 0 0 0
  • goksahan kardeşim. Geçmiş olsun dileklerimi yineliyorum. Allah acil şifalar ihsan eder inşallah. Dediğin gibi yapılan şakaların dozunu ve yapılabilirliğini düşünmek gerekiyor. Başkasına zarar veren ve adına da şaka debilen şeyler artık şaka olmaktan çıkıyor. Adını siz koyun. Şakalaşma konusunda her şeyde olduğu gibi Peygamber Efendimizi örnek almak gerekiyor. Selametle.
#22.04.2006 16:11 0 0 0
#22.04.2006 14:23 0 0 0
#22.04.2006 13:21 0 0 0
  • Allah razı olsun arkadaşım. Üzerinde durulması gereken bir konu. Bu konuyla ilgili bir hikaye:

    Bir gün erenelrden İbrahim Ethem Basra sokaklarında dolaşırken kalabalık bir halk gurubu etrafını kuşatarak kendisine *ey İbrahim! Yüce Allah Kitabında, bana dilekte bulununuz ki, dileğinizi kabul edeyim, buyuruyor. Halbuki bir bu zamandır dua edip dilekte bulunup durmaktayız. Fakat bir türlü kabul olmuyor. Neden?*

    Bunun üzerine İbrahim Ethem halka dönerek şöyle seslenir: *Ey Basralılar! Şu on hususta artık sizin kalpleriniz ölmüş ve kararmıştır. Bir de nasıl olupta dileklerinizin kabul olmasını bekliyorsunuz?

    1-Allah'a kesin olarak iman ediyorsunuz ama kulluk vazifelerinizi hakkıyla yerine getirmiyorsunuz.

    2-Kuran okuyorsunuz fakat emirlerini tatbik etmiyorsunuz.

    3-Lanetlik şeytanın amansız düşmanınız olduğunu ileri sürüyorsunuz fakatb onun peşinden gitmekten de geri durmuyorsunuz.

    4-Muhammed'in ümmetindeniz diyorsunuz ama onun yoluna uygun söz ve hareketlerde bulunmuyorsunuz.

    5-Cennete girme özlemiyle didinip çırpınıyorsunuz. Ama cennete götürecek iyi amelleri işlemiyorsunuz.

    6-Cehennem ateşinden kurtulmak istiyorsunuz fakat işlediğiniz kötülüklerle öz varlıklarınızı cehennem ateşi içine atmakta olduğunuzun farkında değilsiniz.

    7-Ölüm her canlının değişmez alın yazısı ve kesin Allah emridir diyorsunuz ama ölüm savaşı için bir hazırlık yapmıyorsunuz.

    8-Ötekinin berikinin kusurlarını açığa vurmakla uğraşıyorsunuz ama kendi kusurlarınızı hiç görüp meydana çıkarmıyorsunuz.

    9-Rabb'inizin çeşit çeşit nimetlerini yiyorsunuz fakat karşılığında O'na şükür ve minnet borcunuzu yerine getirmeyi düşünmüyorsunuz.

    10-Dizi dizi ölüler gömüyorsunuz fakat ölülerden alınması gereken ibret dersini gereğince almıyorsunuz.

    Allah cümlemizi duaları kabul olunanlar zümresinden eylesin inşallah. Selametle.
#22.04.2006 13:05 0 0 0
  • Ezan okunurken aklıma gelen şey; insanın bu dünyadan ve dünyanın meşgalelerinden alakayı kesmesi, bu dünya hayatının dışında ahiret hayatınında olduğunu unutmayıp o hayat için yerine getirmesi gereken en önemli görev vaktinin geldiğidir. Hz. Bilal ve İslam için verdiği mücadele aklıma gelir. Gurbette olan arkadaşlarda her ne kadar ezanı işitmeseler bile ezanın manevi hazzını yüreklerinin derinliklerinde hissedeceklerinden eminim. Selametle.
#22.04.2006 12:35 0 0 0
  • Konu: Dost
    Bir gece Medine sokaklarında Halife Hazreti Ömer ve Abdurrahman bin Avf hazretleri gezerken bir evin içinden karışık seslerin geldiğini duyarlar.Biraz yaklaşınca sorar Halife:Ey Abdurrahman ,bu evin kime ait olduğunu biliyor musun?Abdurrahman bin Avf, "Bilmiyorum"der.Burası Rebi'a bin Ümeyye'nin evidir.İçindekiler de sarhoşlar,içmişler bağırıp çağırışıyorlar.Ne dersin,bunlara ne türlü bir ceza uygulayalım? Gecenin bu saatinde bu haldeler...Abdurrahman bin Avf der ki: Bana kalırsa ceza uygulanacaklar onlar değil, biziz!İrkilir Halife.Neden?diye sorar. Şöyle izah eder büyük sahabe:Allahü Azimüşşan 'İnsanların gizli ayıplarını araştırmayınız'buyuruyor.Biz ise gecenin bu saatinde evinin içindeki ayıplarını araştırıp meydana çıkarmakla meşgulüz. Aslında cezalık işi biz yapıyoruz demektir! Bunun üzerine düşünmeye başlayan Halife,elini Abdurrahman bin Avf'in eline uzatarak der ki: Tut şu elimden de bir an evvel buradan uzaklaşalım;yoksa biz onlara değil ,onlar bize ceza isteyebilirler.Oradan hızla uzaklaşırken de söylenmekten kendini alamaz Halife!Allah insanları doğru düşünen dostlardan mahrum etmesin. Kimseyi de kendi kanaatinde ısrarcı eylemesin. Kendi kanaatini dostlarına kontrol ettirmek,daha doğrusunu duyunca da hemen kabul etmek ne güzeldir! Selametle.
#22.04.2006 11:54 0 0 0
  • NAMAZ BEYANNAMESİ

    (1) Beş vakit namaz farz-ı ayndır; İslâmın eyleme ve ibadete dair en temel ve önemli emridir. Bütün Müslümanların bu ibadeti eda etmeleri (dosdoğru bir şekilde yerine getirmeleri) gerekir.

    (2) Son yıllarda Müslüman toplumda namazın terki yahut namaz konusunda tehâvün (önemsememe, hafife alma) yaygınlaşmıştır. Bu husus elem ve kaygı duymayı gerektirir.

    (3) Beş vakit namazın kılınmasını emir ve tavsiye, bütün ilgililer ve sorumluların borcudur; yine namazın terkinden dolayı Müslümanları uyarmak aynı şekilde bir borçtur.

    (4) Mukim (seferi olmayan) ve hür (hukuken köle statüsünde bulunmayan) bütün erkek Müslümanların beş vakit namazı cemaatle kılmaları Hanefî mezhebine göre, vâcibe yakın çok kuvvetli bir Sünnet-i Müekkededir. Şerî bir özür olmaksızın bu kuvvetli sünnetin terki câiz değildir. (Bazı müctehidler ve fukaha cemaatin farz olduğunu söylemişlerdir.)

    (5) Namazı ve cemaati büyük ölçüde terk eden bir İslâm toplumunun başına uğursuzluklar, belâlar, felâketler, âfetler ve azab gelmesinden korkulur. Her hâl-ü kârda târik-i salât olan bir topluluk zillete, esarete, yenilgiye mâruz kalır.

    (6) Namaz Müslümanların, eyleme ait en temel değeridir. Hangi mezhebe, meşrebe, cereyana, tarikata, fırkaya mensup olurlarsa olsunlar bütün Müslümanların bu müşterek ana değer ve kurumda birleşmeleri gerekir.

    (7) Sevgili Peygamberimiz Men terekes-salâte müteammiden fekad kefer buyurmuşlardır. Farziyyetini inkâr ederek namazı terk edenlerin durumlarının ne kadar vahim olduğunu bu hadîs göstermektedir.

    (8) Müslümanlara nasihat etmek durumunda bulunan, sözleri ehl-i iman katında dinlenen, temsilci sıfatına sahip herkesin; İslâmın emr bil-maruf ve nehy anil-münker farizası gereğince namazın kılınması ve cemaate dikkat edilmesi konusunda Müslümanları uyarması gerekir.

    (9) Ayrıca Cuma günleri ezan okununca Müslümanlar işyerlerini ve dükkânlarını kapatarak Cuma namazını kılmaya gitmelidirler. Bu konuda da Ümmete nasihat edilmelidir.

    (10) Sahih hadîslerde, bir Müslümanın Büyük Hesap Gününde Ulu Mahkeme huzurunda önce namaz konusunda hesaba çekileceği, bunun hesabını verebilirse geri kalan hesaplarının âsan (kolay) olacağı, bu hesabı veremezse halinin yaman olacağı bildirilmiş ve Müslümanlar uyarılmıştır.

    (11) 1400 küsûr yıldan beri her asırda gelip geçen Müslümanlar namaza ve cemaate dikkat etmişler; maalesef yakın zamanda tarihî ârızalar yüzünden bu konuda bir kopukluk olmuştur, bugünkü gidişin sonu iyi değildir, gaflet mâzeret olamaz.

    (12) İş bu beyannamenin yayınlanmasından itibaren Türkiye çapında beş vakit namaz ve cemaat seferberliği başlamıştır. Üzerlerine vazife düşen erkek kadın bütün Müslümanların bu konuda çalışmaları gerekir.

    Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri Hepiniz çobansınız ve her biriniz kendi sürünüzden sorumlusunuz buyurmuşlardır. Âile reisleri ev halkından, cemaat başkanları cemaatlerinden, iş sahipleri çalıştırdıklarından sorumludur. Allahtan başarı diliyoruz. Selametle.
#22.04.2006 11:39 0 0 0
#21.04.2006 19:41 0 0 0
  • lutfullah kardeşim gerçekten belirtilen yaşta isen; bu tür konuları okuyup, Peygamber Efendimizi anıyorsan ne mutlu sana. Allah sana hayırlı ve uzun ömürler versin. Selametle.
#21.04.2006 19:35 0 0 0
  • Ben de bir ekleme yapayım: Peygamber(sav) iki kabre rastladığında *Bu kabirlerdeki iki kişi insanlarca önemsenmeyen bir suçtan azap görüyorlar. Biri bevlettikten sonra korunmadığı ve dikkatsiz davranıp, pislikten kaçınmadığı için; diğeri de koğuculuk yaparken, insanların arasını bozduğu için azap görüyor.* buyurmuşlardır. Selametle.
#21.04.2006 19:28 0 0 0
  • Bu konuyla ilgili fikrimizi daha önce değişik konular içerisinde dile getirdik ama nafile ben bununla ilgili bir şey demiyorum artık. Sadece haklısın diyorum. Selametle.
#21.04.2006 15:38 0 0 0
  • Pekala aslında ben bugünlük tamamlamıştım ama son defa bir soru daha.
    Bu arada İstanbul'un fethi ile ilgili hadisin uydurma hadislerden olduğu söyleniyor.
    Bir şey zararlı olduğu için mi haram edilmiştir, yoksa haram edildiği için mi zararlıdır? Selametle.
#20.04.2006 22:56 0 0 0
  • Ahmed bin Hanbel'in Müsned isimli eserinde var. Herkese hayırlı geceler. Selametle.
#20.04.2006 22:32 0 0 0
  • Doğrudur cristiana kardeşim. Sehl bin Sad hakkında kısa bir bilgi:
    Sehl bin Sa'd çok genç yaşta olduğundan Peygamberimizle hiçbir savaşa katılamadı, ama ondan, çok ilim öğrendi. Hz. Sehl'in babası Sa'd bin Mâlik, Bedir savaşında çok yararlıklar gösterdi. Müslümanlar arasında kahramanca savaşırken ansızın yemiş olduğu bir darbe ile şehîd oldu. Peygamberimizin duâsını alarak, "Eshâb-ı Bedir" sıfatını kazandı. Bu sırada Sehl bin Sa'd sekiz yaşlarında idi. Peygamberimiz yetim kalan Sehl'e Bedir savaşında kazanılan ve dağıtılan ganimetlerden babasının hissesini ayırarak verdi.
    Hz. Sa'd, Ensârın Hazrec kabîlesi kolundandır. Babasının ismi Sa'd bin Mâlik olup, hicretten önce Müslüman olmuştur. Sa'd, dört halîfe devrinde çeşitli savaşlara katıldı. Gittiği şehirlerde yeni Müslüman olanlara dîn bilgilerini öğretti. 712 yılında Medîne'de vefât etti. Sıra sende. Selametle.
#20.04.2006 22:16 0 0 0
  • bilinmez kardeşimin söylediklerine katılıyorum. Bununla ilgili bizzat şahit olduğum bir olay var. Mahalledeki caminin tamiratını yapacaktık. Yapacağımız çalışmada gönüllü çalışacak Müslüman! kardeşlerimizi bulamadık. Hatta bana mahallenin gençlerinden birkaçını para vererek çalıştıralım, başka türlü çalışacak birilerini bulamayız dediler. Gerçekten acınacak bir durum. Allah Müslümanım diyenlere hizmet şuuru versin. Selametle.
#20.04.2006 22:12 0 0 0