888888

888888

Üye
13.08.2010
Astsubay
8.550
Hakkında

  • sendikaların kurulması - sendikaların özellikleri - sendikaların yönetimi - sendika türleriSendikaların Kurulması;İşçilerin ve işverenlerin çalışma ilişkilerinde ortak ekonomik, sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri tüzel kişiliğe sahip kuruluşlara sendika adı verilir.

    Sendikaların Türleri;
    1-İşçi Sendikaları;İşçi sendikaları iş kolu esasına göre işyerinde çalışan işçiler tarafından ve Türkiye çapında faaliyette bulunmak üzere kurulurlar.Bir iş kolunda birden çok sendika kurulabilir.
    2-İşveren Sendikası;İşverenler tarafından iş kolu esasına göre Türkiye çapında faaliyette bulunmak üzere kurulurlar.Bir iş kolunda birden çok sendika kurulabilir.
    3-Kamu Görevlileri Sendikaları;2001 tarihli Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu hukuki dayanağına göre kamu görevlilerine hizmet koluna göre sendikalaşma hakkı verilmiştir.Kamu görevlileri sendikalarına grev hakkı tanınmamıştır.
    Not;İş kolunun saptanması Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapılır.Tespit ile ilgili karar Resmi Gazete?de yayınlanır.15 gün içinde taraflarca iş mahkemesine itiraz edilebilir.
    Not;Değişik iş kollarından en az 5 sendikanın bir araya gelerek oluşturduğu üst kuruluşa konfederasyon denir.

    Sendika Kurucularında Aranılan Nitelikler;
    1-İşçi sendikaları kurucularının işçi, işveren sendikası kurucularının işveren niteliğine sahip olmaları,
    2-Türk vatandaşı olmak,
    3-Medeni hakları kullanmaya ehil olmak,
    4-Sendikaların kurulacağı iş kolunda fiilen çalışır olmak,
    5-Kamu hizmetlerinden mahrum edilmemiş bulunmak,
    6-Türkçe okur-yazar olmak
    7-18 yaşını doldurmuş olmak
    8-Yüz kızartıcı dolandırıcılık, hırsızlık gibi suçlardan hüküm giymemiş kilerden oluşmak zorundadır.En az 7 kişinin bir araya gelmesiyle kurulurlar.

    Sendikaların Kuruluşu;Sendikaların ve konfederasyonların kurulması isteğe bağlıdır.Her hangi bir makamdan izin veya onay alınmaz.Tüzel kişiliği kazanabilmesi için tüzük sendika merkezinin bulunduğu ilin valiliğine kuruculardan istenilecek belgelerin verilmesiyle gerçekleşir.
    Valiliğe Verilecek Belgeler;
    *Kurucuların nüfus cüzdan suretleri
    *İkametgah belgeleri, sabıka kayıtları
    *Meslek ve sanat özgeçmişleri
    *Sendikaların iş kolunda fiilen çalışır olduğunu kanıtlayan belge
    *İlk genel kurula kadar kuruluşu sevk ve idare edecek olan ile bunların eşleri ve çocuklarına ait noter tasdikli mal beyanı.


    alıntı
#30.03.2012 17:15 0 0 0
  • iş ve sosyal güvenlik hukuku bütünlemeye hazırlık - iş ve sosyal güvenlik hukuku vize notlarıİş Hukuku, ''statü hukuku hükümlerine bağlı olanlar dışında, bir iş sözleşmesine dayanarak ücret geliri karşılığında, bir başkası adına ve ona bağlı olarak işçi statüsü altında çalışanlar ile bunları çalıştıran işverenler arasındaki iş ilişkilerini düzenleyen uyulması zorunlu kuralların tümüdür'' şeklinde tanımlanır.
    İş sözleşmesinin tarafları arasındaki hukuki ilişki; işveren adına ve hesabına iş görmesine yol açarak, işçiyi işverene bağımlı kılar. Öğretide tabiiyet olarak ifade edilen bu bağımlılık teknik, ekonomik ve hukuki bağlamda karşımıza çıkar. İşçinin; işverene işin yapılması ile yürütüm biçimi ve koşulları yönünden bağlı olması teknik, iş görmesi karşılığında işverenden düzenli ve sürekli bir gelir elde etmesi ekonomik, denetim ve yaptırım yetkileriyle de donatılmış bulunan işverenin gözetimi ve yönetimi, eş deyişle otoritesi altında iş görmesi ise hukuki yönden işverene bağımlılığını ifade eder.
    Kamu yönetiminde devlete bağlı (tabi) olarak çalışan memurların iş ilişkileri iş hukukunun değil, idare hukukunun kurallarıyla düzenlenir.
    İşçi ve işveren arasındaki bireysel nitelikli iş ilişkilerini düzenleyen kurallar, iş hukukunun bireysel (ferdi) iş hukuku olarak adlandırılan bir dalını oluşturur. Örneğin; bir iş ilişkisinin kurulması, düzenlenmesi, son bulması ve sonuçları, çalışma yaşamının denetlenmesi vb. başlıklar altında ifade edilebilecek konular bireysel iş hukuku kapsamına girer.
    İşçiler ve işverenlerin sendikaları, işçi ve işveren sendikalarının birbirleri ve devletle olan karşılıklı iş ilişkileri ile bu ilişkilerden doğan uyuşmazlıkları iş hukukunun, toplu iş hukuku olarak ifade edilen bir başka konu alanını oluşturur. Sendikalara üye olmak, üyelikten doğan hak ve yükümlülükler, üyeliğin son bulması ve sonuçları, sendikaların kurulması, yönetimi ve faaliyetleri, yetkileri, toplu iş uyuşmazlıkları, grev ve lokavt vb. konular, toplu (kolektif) iş ilişkilerinin temel konularına örnek olarak gösterilebilir.
    Toplu iş hukukunun işçilerin ve işverenlerin sendikaları ile olan ilişkilerini düzenleyen kuralları sendikalar hukuku, işçi sendikaları ile işveren, işverenler yada işveren sendikaları arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerden doğan uyuşmazlıkları düzenleyen kuralları ise, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt hukuku olarak adlandırılır.
    Sanayi Devrimi; önce buhar, daha sonra elektrik, gaz gibi yeni enerji güçlerinin bulunması ve bu enerji güçlerinin uyarlandığı makinelerin üretimde kullanılması ile birlikte XVIII. Yüzyıl sonlarında İngiltere'de yaşanıldı.
    1802 yılında İngiltere'de dokuma sanayinde çalışan çocukların iş süreleri ve koşulları yönünden korutulmasını öngören ve çocuk işçilerin günlük iş sürelerini 12 saat ile sınırlandıran kanun, iş hukuku dalında dünyada atılan ilk adım olmuştur.
    Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk sanayileşme hareketleri Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde başlamıştır.
    1865 yılında çıkarılan Dilaver Paşa Nizamnamesi ile 1869 yılında çıkarılan Meaddin (maden) Nizamnamesi bunların ilk örnekleridir. Nizamnamelerde yer alan hükümlerle, maden işletmelerinde işçi statüsüyle çalışanların iş ilişkileri ve yaşamında korunmaları hedeflenmişti.
    1877 yılında ise, ülkemizin ilk medeni kanunu olan Mecelle yürürlüğe girmiştir. Mecelle'de işçi ile işveren arasındaki iş ilişkilerini, sözleşme (akit) serbestîsi ilkesine dayalı olarak liberal bir yaklaşımla irdeleyen hükümlere de yer verilmişti.
    Geçerliliği XX. Yüzyıl ortalarına dek sürdürecek Tatili Eşgal Kanunu, giderek çoğalan işçi eylemlerini yasaklamak üzere 1909 yılında yürürlüğe konmuştur.
    Kanun hükümleriyle Ereğli ve Zonguldak kömür madenlerinde çalışan işçilerin günlük çalışma süreleri 8 saat, yer altı işlerinde asgari çalışma yaşı 18 olarak belirlenmiş, zorunlu çalıştırma yasaklanmış, asgari ücretlerin üçlü bir komisyon tarafından saptanılması ilkesi benimsenmiş işçilerin konut sorunu ele alınarak kömür işçileri ile ilgili ilk sosyal sigorta kolları (hastalık, ihtiyarlık, iş kazası) yürürlüğe konmuştur.
    Ülkemizde bireysel iş ilişkileri ilk kez 1926 yılında yürürlüğe konulan Borçlar Kanunu'nun ''hizmet akdi'' başlığı altında yer verilen hükümleriyle düzenlenmeye başlamıştır. Bu hükümlerin geçerliliği, yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu'nun uygulama alanı dışında bırakılan işlerde günümüzde de sürmektedir.
    Yetişkin işçilerin yanı sıra, kadın, genç ve çocuk işçilerin çalışma yaşı, süreleri, işin nitelik ve koşulları yönünden koruyan Umumi Hıfsızsıhha Kanunu işte böyle bir ortam içinde hazırlanarak yürürlüğe konulmuştu.
    3008 sayılı İş Kanunu 1937'de yürürlüğe konmuştur.
    1945 yılında önce Çalışma Bakanlığı kurulmuştur. Aynı yıl 4772 sayılı İş Kazalarıyla Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortası Kanunu ile Ülkemizde ilk kez bir sosyal sigorta koluna işlerlik kazandırılmıştır. Ayrıca, 4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu yine aynı yıl içinde hazırlanarak yürürlüğe konulmuş 1946 yılında ise, tek partiye dayalı siyasal rejimden, çok partili demokratik bir yaşama geçilmiştir.
    1946 yılında Cemiyetler Kanunu değiştirilerek sendikaların kurulup, mesleki faaliyetlerde bulunabilmeleri hukuken meşru hale getirilmiştir.
    Aynı yıl (1946) yürürlüğe konulan bir kanunla ise İş ve İşçi Bulma Kurumu kurulmuştur. 1949 yılında kamu görevlilerine yönelik olarak önceki tarihlerde kurulmuş olan çeşitli kurum ve kuruluşlara ait yardım ve biriktirme sandıkları ise, 5434 sayılı kanun ile kurulan T.C. Emekli Sandığı çatısı altında bir araya getirilmiştir.
    1951 yılında yürürlüğe konulan bir kanun ile önce hafta tatili günü için yarım ücret ödenmesi ilkesi benimsenmiş, daha sonra 1956 yılında yapılan bir değişiklikle de yarım ücret, tam ücrete dönüştürülmüştür. 3008 sayılı İş Kanunu'nun düzenleme alanı dışında bırakılan deniz işlerinde, bireysel iş ilişkileri 1953 yılında çıkarılan Deniz İş Kanunu ile düzenlenmiştir.
    931 sayılı İş Kanunu, 3008 sayılı İş Kanunu'ndan sonra ülkemizde yürürlüğe giren ikinci İş Kanunu olmuştur.
    1475 sayılı İş Kanunu, 1971 yılında yürürlüğe girmiştir. Aynı yıl 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu yürürlüğe konulmuştur.
    Ülkemizde bireysel iş ilişkileri halen 22.05.2003 günü kabul edilerek, 10.06.2003 günü yürürlüğe konulan 4857 sayılı İş Kanunu ile düzenlenmektedir.
    İş hukuku, özel ve kamu hukukuna ait özellikleri bir arada bulunduran ''karma'', bağımsız, kendine özgü bir hukuk dalı olarak kabul edilir.
    Genelde kabul gören ilkeler; işçinin korunması ve işçi yararına yorum ilkeleridir.
    alıntı
#30.03.2012 17:05 0 0 0
  • frankfurt okulunun menşei - frankfurt okulunun özellikleri - eleştirel kuramcılar1930'lu ve 1940'lı yıllar boyunca Horkheimer'in yönetimindeki Toplumsal Araştırma Enstitüsü, bireysel kimlik oluşumu, aile ilişkileri, bürokrasi, devlet, ekonomi ve kültürü içeren birkaç farklı alanda araştırma ve çözümleme gerçekleştirdi. "Frankfurt" toplumsal kuramı olarak biline gelen eleştirel kuram genellikle bildik Marxçı aksiyomlarla işe başlamış olsa da, bulgulan görülebilir bir gelecekte toplumsal dönüşümün önündeki pek çok engeli aydınlattıkça, vardığı sonuçların çoğunluğu geleneksel Marksist kurama aykırı düştü. Aşağıda belirtilen öğeler takımı, Frankfurt okulunun kapitalist toplumda meydana gelen çağdaş gelişmeleri değerlendirmeleri açısından önem taşımaktaydı.

    BİRİNCİSİ, ekonomik ve siyasi olanın giderek daha çok bütünleşmesini getiren bir yönelim saptadılar. Tekeller ortaya çıkıp, devlete müdahale ederken, devlet ekonomik süreçleri himaye etmek ve sürdürmek için müdahalede bulunmaktadır.

    İKİNCİSİ, ekonomi ile siyasal toplumun (polity) giderek artan kenetlenmesi, yerel girişimin bürokratik kararlara ve kaynaklara, pazar için- deki dağılımın merkezi planlamaya boyun eğişini garantilemektedir. Toplum, giderek daha kendine yeterli hale gelen ama tek yönlü bir biçimde üretime yönelen, güçlü (özel ve kamusal) yönetimler tarafından düzenlenmektedir.


    ÜÇÜNCÜSÜ, bürokrasinin ve örgütlülüğün yayılması sonucu, araçsal aklın, yani önceden belirlenmiş hedefler doğrultusunda araçları verimli olarak kullanmaya yönelik ilginin yayılması aracılığıyla toplumsal yaşam artan bir biçimde rasyonelleşmektedir.

    DÖRDÜNCÜSÜ, işbölümünün sürekli olarak genişlemesi, yapılması gereken işleri de parçalamaktadır. Yapılan işler giderek artan ölçüde makineleştikçe, erkek ve kadın işçilerin kendi emekleri üzerinde düşünme ve örgütlenme şansları azalmaktadır. Toplam iş sürecine ilişkin bilgi, daha az ulaşılabilir hale gelmektedir. Mesleklerin çoğu, atomize olmuş ve yalıtılmış birimler haline gelmektedir.

    BEŞİNCİSİ, yapılan işlerin ve bu işlere ait bilginin parçalanması, sınıfsal tecrübeyi zayıflatmaktadır. Tahakküm hiçbir zaman olınadıgı ölçüde giderek kişisellik dışı olmaktadır. İnsanlar, kendine ait bir varoluşa sahip olduğunu gösteren amaçların yerine getirilmesi için araçlar haline gelmektedir. Bu süreçleri koşullandıran belirli toplumsal ilişki örüntüleri -kapitalist üretim ilişkileri- şeyleşmektedir. Toplumsal yaşamın giderek daha çok alanı, salt meta özellikleri kazanmaya başladıkça, şeyleşme desteklenmekte ve toplumsal ilişkiler görülmedik biçim- de daha az anlaşılır hale gelmektedir Çatışma, giderek, toplumun temelini sorgulamayan marjinal sorunlarda onaya çıkmaktadır.

    Frankfurt okulunun bu süreçleri çözümlemesi, görünürde anonim olan tahakküm biçimlerinin özgül toplumsal temelini ortaya çıkartmak ve böylece de, insanların, kendiliğindenlik ve pozitif eylem yeteneğine sahip "özneler olarak kendilerinin bilincine varmaları"nı neyin engellediğini göstermek için yola çıkmıştır. Bu temanın izlenmesinde dikkat, "popüler kültür" aracılığıyla fikir ve inançların aktarılması yolunun yani, benliğin dışsal (aile dışı) toplumsallaşması aracılığıyla kişisel, özel alanın zayıflatılmasının yolunun değerlendirilmesi üzerinde odaklanmıştır.

    Horkheimer ve Adorno, burjuva döneminin büyük sanatçılarının ürünlerinin, tıpkı Rönesans ve Hıristiyan Ortaçağı'nın büyük sanatçılarının ürünleri gibi, tamamen pragmatik olan çıkarlar dünyasından belirli bir özerkliği koruduğuna inanıyorlardı (Horkheimer ve Adorno 1947). Bu sanatçıların yapıtları, biçim ya da üslupları aracılığıyla, bireysel tecrübelerini, bu tecrübelerin anlamına ışık tutacak bir biçimde temsil ediyordu. Adorno'nun sıkça başvurduğu adıyla "özerk" sanat, güzellik ve düzen ya da çelişki ve uyumsuzluk imgeleri gerçeklikten aynı anda hem uzaklaşan ve hem de onu aydınlatan bir estetik alan üretmektedir Bu estetik alanın nesne dünyası kurulu düzenden türetilmekte, ancak bu düzen konvansiyonel olmayan bir biçimde resmedilmektedir. Bu suretle sanat, hem bilişsel hem de başkaldırıcı bir özelliğe sahiptir. Sanatın "hakikat- içeriği", konvansiyonel anlam örüntülerini yeniden yapılandırması yeteneğinde yatar.

    Frankfurt okulu kuramcıları, onların dönemine kadar kültürün kendisinin bir "endüstri" ve kültürel varlıkların çoğunun da metalar haline gelmiş bulunduğunu öne sürdüler. Burada "endüstri" terimi, kültürel yapıntıların (artifact) "standartlaşması" ve "sözde bireyselleşme" ya da farklarının marjinal olmasına (örneğin, televizyon Westernleri ya da film müzikleri) ve bu ürünlerin tanıtma ve dağıtım tekniklerinin rasyonelleşmesine işaret eder. Sanatsal biçimin bütünselliğine önem vermeyen kültür endüstrisi, yaratılacak "etkinin öncelikle hâkimiyeti" ile ilgilidir. Kültür endüstrisinin öncelikli amacı, gündelik hayatın sorumluluk ve ağır, sıkıcı işlerinden geçici bir kaçış sağlayarak, oyalanma ve zihinsel uzaklaşma yaratmaktır. Bununla birlikte kültür endüstrisinin sunduğu kaçış hakiki değildir. Çünkü onun sağladığı -talepler ve çabalardan yalıtılmış- dinlenme, insanları yalnızca yaşamlarındaki temel baskılardan uzaklaştırmaya ve çalışma azimlerini yeniden üretmeye hizmet eder. Televizyon, sanat, popüler müzik ve astroloji çözümlemelerinde Adorno, özellikle "endüstri" ürünlerinin insanların kaçındıkları dünyanın yapısını nasıl yalnızca kopyaladığını ve güçlendirdiğini göstermeye çalıştı. Kültür endüstrisi ürünleri, hayattaki olumsuz faktörlerin doğal nedenlere ya da şansa bağlı olarak ortaya çıktığı inancını ve böylece de, bir tür kadercilik, bağımlılık ve yükümlülük anlayışını güçlendirirler. Kültür endüstrisi, mevcut düzen için bir "toplumsal sıva" üretir. (Adomo bunun bütün sanat ve müziğin kaderi olduğu düşüncesinde değildi. Örneğin, Schönberg'in yaptığı atonal müziğin eleştirel, olumsuzlayıcı bir işlevi saklı tuttuğu fikrini yorulmadan sürekli vurguladı.) Frankfurt okulu, modern sanat ve müzik incelemeleri aracılığıyla, çeşitli kültürel olguların doğasını değerlendirmeye çalıştı. Bu araştırmada, boş zaman etkinliklerinin nasıl denetlendiği ve kontrol edildiğini göstermeye çalıştılar. Hem üretim hem de tüketim alanlarının, bireyin toplumsallaşması üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Kişisel olamayan güçler yalnızca bireylerin inançları üzerinde değil, ama aynı zamanda onların sâikleri üzerinde de hükmünü sürdürür.

    Frankfurt okulu, kullandığı pek çok psikanalitik kavram aracılığıyla, toplumun, toplumsal karakter tiplerini üreterek bireyi nasıl oluşturduğunu inceledi. Toplumsallaşma sürecinde ailenin öneminin giderek azaldığını tespit ettiler. Aileler, dış dünyanın çok güçlü baskılarına karşı giderek zayıflamaya başladı. Bunun sonucu, örneğin, erkek çocuğun babası gibi olmayı özlemek yerine, giderek daha çok, genel olarak kültür endüstrisi (ya da Nazi Almanyası'nda Faşizm) tarafından sunulan imajlara benzemeyi özlemesidir. Baba belirli bir gücü sürdürmekte, ancak talepleri ve koyduğu yasaklar çocukta, en iyi haliyle, zayıf bir içselleşmeyle sonuçlanmaktadır. Babanın iktidarı, bu nedenle, keyfi görünmektedir. Bu durumda çocuk, soyut bir iktidar ve güç fıkri edinmekte ve bu imaja uygun daha güçlü bir "baba" figürü aramaktadır. Dışsal güçlere karşı böylece genel bir dayanıksızlık durumu yaratılmış olmaktadır faşist demagojilere karşı, örneğin. The Authoritarian Personality adlı klasik çalışmaları (Adorno ve arkadaşları 1950), bu dayanıksızlık durumunu, böyle baskılar altında belirginleşen bir kişilik sendromu aracılığıyla çözümlemeyi amaçladı. Bu çalışma, belirli kişilik özellikleri ile, saldırgan milliyetçilik ya da ırkçı önyargı gibi, potansiyel olarak faşist diye tanımlanabilecek siyasal görüşler arasındaki iç bağlantıları kurmaya yönelmişti. Çalışma, stereotipler kullanmaya eğilimli olan katı bir düşünce tarzına sahip, konvansiyonel değerlere ve otoriteye körlük derecesinde itaatkâr ve bâtıl inançlı olan bir "standartlaşmış" birey ortaya çıkardı. İdeolojinin ne kadar derinde kök salmış olduğunu ve insanların "kendi rasyonel çıkarına karşıt" inanç sistemlerini neden kabul edebildiklerini gösterdi. Çalışmada otoriter kişilik tipi, eleştirel yargı yeteneğine sahip olan özerk bir bireye karşıt olarak ortaya konuyordu.

    Frankfurt okulunun çağdaş kültür, otoriterlik örüntüleri vb. değerlendirmeleri, özgürleşme için yapılan mücadelenin büyümesine yardım niyeti taşıyordu; ancak, bu tasarımın kati anlamı üzerinde okul üyeleri arasında bir tartışma bulunduğu gerçeği de hemen ardından eklenmelidir. Zaten, Frankfurt okulunun çalışmalarında belirgin bir paradoks bulunduğu açıktır, bu, insani ve toplumsal değişme potansiyellerinin tarihsel olarak temellendirilmesi gerekliliğini savundukları için özellikle rahatsız edicidir. Sundukları kuram temelden bir toplumsal dönüşümün önemini vurgulamasına rağmen, bu temel pek de toplumsal mücadelede yatmıyordu. Eleştirinin ilişkilendirme terimlerini ve siyaset kavramını genişletmeleri, kendi konumlarından dolayı ortaya çıkan gerilimleri birarada tutmada önemli bir adım oluşturuyordu. Tam da, kapitalizmin dönüşmesinin kaçınılmaz olmadığını gördükleri için, ideoloji eleştirisiyle bu denli ilgileniyor ve böylece varolan hâkimiyet yapısından bir kopuşun olanaklılığına dair bir farkındalık yaratılmasına yardım ediyorlardı. Ancak gerilimler, sorgulanabilir bir tezden kaynaklanmaktadır: Hem belirli siyasal mücadele tiplerinin ve hem de kendi çalışmalarının bu mücadeleler için önemini değerlendiremeyen bir tezden.

    Frankfurt okulunun başlıca ilgilerinden bir tanesi, Marx'ın düşündüğü gibi devrimin neden Batı'da gerçekleşmediğini açıklamaktı. Devrimin olmaması durumunu yorumlamaya çalışırken, siyasal olayların karmaşıklığını gözardı ettiler. Değişmenin mevcut düzenle kat'i bir kopuş onucu gerçekleşmesi gerektiğine dair var- sayımlan, toplumu dengede tutmak üzere çalı- şan güçlerin kudretine gereksiz bir önem ver- melerine neden oldu. Umduklarının neden gerçekleşmediğini açıklamaya çalışırken, "sistem"in muhalefeti emme kapasitesini abarttılar. Bunun sonucu olarak, eleştirel kuram, Batı'da ve Batı dışındaki önemli toplumsal ve siyasal mücadeleler -siyasetin yüzünü değiştiren ve hâlâ da değiştirmekte olan mücadeleler- alanının önemini kavramakta yetersiz kaldı.

    Frankfurt okulu kuramcıları, değişen siyasal olaylar kümesine her zaman gerekli kıymeti verememelerine rağmen, yine de kuram, eleştiri ve radikal siyasal hareketleri kısıtlayan birçok tahakküm biçimini çözümlenmesi konularındaki ilgileri, dikkate değer pratik bir etkide bulunmuştur. Bu alandaki çalışmaları, Marksist geleneğin bütünleyici ve önemli bir parçası durumundadır.

    Burada ele alınamayacak olmasına karşın, Frankfurt okulunun konumuna ilişkin başka eleştiriler de mevcuttur . En önemli kusurlara, eleştirel kuramcıların ikinci kuşağına mensup üyelerin yazılarında, özellikle de düşüncelerini Adorno, Horkheimer ve Marcuse'ninkinden temelden farklı bir çerçevede oluşturan ikinci kuşagın önde gelen ismi Habermas tarafından değinilmiş olması anlamlıdır. Habermas, özellikle, eleştirel kuramın rasyonellik ve "iyi toplum" konusundaki ön gereklilikleri açımlamaya girişerek eleştirel kuramın felsefi temellerini derinlemesine araştırmış ve eleştirel kuramın kapitalist toplumun gelişme olanakları konusundaki yorumunu yeniden değerlendirmiştir (Habermas 1968,1973). Henüz bir gelişme süreci içinde olan Habermas'ın çalışması, her ne kadar bugün biz eleştirel kuramın çoğu doktrinini eleştirmeden kendimize mal edemiyorsak da, eleştirel toplum kuramının geliştirilmesinin hâlâ canlı bir proje olduğu gerçeğine bir delil teşkil etmektedir.


    Frankfurt Okulu 1
#22.02.2012 19:23 0 0 0
  • kamu ekonomisi konu özeti - kamu yatırımları - ekonomide fayda maaliyet analiziÇoğu kamu yatırımında başvurulan fayda maliyet analizinin temel mantığını ve başlıca özelliklerini belirlemek, analizin hangi alanlarda yaygın biçimde uygulandığını saptamak.Fayda maliyet analizi kamu kesiminde kaynakların etkin kullanımını sağlamak amacıyla başvurulan önemli bir yöntemdir ve özellikle ulaşım (yol,köprü, metro gibi) ve baraj projelerinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Çünkü, fayda maliyet analizi piyasa değeri olan kamu projeleri için uygulanabilmekte, bölünmez nitelikteki tam kamusal mallar için tüketici tercihleri açıklanamadığı yada tüketicilerin bedava yararlanma istekleri nedeniyle uygulanamamaktadır.Fayda ve maliyet kavramının hangi anlamda kullanıldığını, nasıl tanımlandığını, neleri kapsadığını ve nasıl ölçüldüğünü açıklamak.Fayda maliyet analizi belirli bir projenin faydalarının ve maliyetlerinin belirlenmesine ve hesaplanmasına dayanmaktadır. Fayda ve maliyet tahmininden önce fayda ve maliyetin kapsamının belirlenmesi, yani hangi fayda ve maliyetlerin hesaba katılacağının kararlaştırılması, daha sonra ise bu fayda ve maliyetlerin ölçülmesi gerekmektedir. Elde edilen faydaya üretim ve gelir artışı yada bir maliyet azalışı şeklinde olabilir.

    Maliyet ise, yalnızca harcama olarak katlanılan maliyetleri kapsamamakta, alternatif maliyetleri de içermektedir.Projelerin gelecekteki fayda ve maliyet akımlarının homojenleştirilmesi için bugünkü değerlerinin bulunması gerekmektedir. Bu da gelecekteki değer akımlarının bir iskonto oranı kullanılarak bugünkü değerlere dönüştürülmesi demektir. Fayda ve maliyetlerin para birikimi ile ifade edilebildiği bir durumda, ne tür karar kriterleri ile sonuca ulaşıldığını açıklamak.Fayda maliyet analizinde projelere ilişkin iki tür karar söz konusu olabilmektedir. Bunlardan birincisi,bir projenin tek başına elverişli olmadığı kararı,ikincisi ise, birden çok projeyi karşılaştırma ve sıralama kararıdır.

    Bu kararlar için kullanılan yöntemler ise net bugünkü değer, fayda maliyet oranı ve iç verim oranı yöntemleridir.Net bugünkü değer yönteminde, faydalar akımının bugünkü değerinden, maliyetler akımının bugünkü değeri çıkarılmakta ve net bugünkü değer bulunmaktadır. Ancak bu yöntemle farklı ölçeklerdeki çeşitli projeleri karşılaştırmak mümkün değildir.Fayda maliyet oranı yönteminde, bugüne indirgenen faydalar bugüne indirgenen maliyetlere oranlanmakta ve bu oranın en yüksek olduğu proje seçilmektedir.

    iç verim oranı ise, gelecekteki faydalar akımı ile maliyetler akımı farkının değerini sıfıra eşitleyen faiz oranıdır. Bu oran tüm projeler için kullanılan ve önceden belirlenmiş bir oran ile karşılaştırılır.iç verim oranı daha yüksek ise, proje elverişli kabul edilir.Verilen örnekler ile değişik projelerden hangisinin daha uygun olduğunu saptamak.

    Net bugünkü değer yöntemine göre, verilen projelerden net bugünkü değeri pozitif olan proje, fayda maliyet oranı yöntemine göre verilen projelerden fayda maliyet oranı birden büyük olan proje, iç verim oranı yöntemine göre ise, verilen projelerden net bugünkü değeri sıfıra eşitleyen iskonto oranının genel iskonto oranından büyük olduğu projeler seçilmektedir.

    alıntı
#09.02.2012 03:52 0 0 0
  • ingilizce tavuk tarifi - chicken recipeIngredients:

    4 to 6 chicken breasts, boneless, skinless
    1/2 cup flour
    1 teaspoon Madras curry powder
    1 teaspoon garlic powder
    1/4 teaspoon salt
    1/4 teaspoon pepper
    1 tablespoon vegetable oil
    1 can cream of mushroom soup
    1 can or jar mushrooms (4 ounces or more - or use fresh)
    1/4 cup amaretto
    1 teaspoon Gravymaster or Kitchen Bouquet
    2 tablespoons lemon juice

    Preparation:

    Mix flour, curry powder, garlic powder, salt, and pepper in a plastic or paper bag. Add chicken breasts (rinsed and patted dry) and toss to coat. Brown quickly in hot vegetable oil over medium high heat. Transfer to Crock Pot. Mix remaining ingredients and spoon over chicken. Cover and cook on low for 6 to 8 hours. Serve with rice.


    alıntı
#28.01.2012 23:10 0 0 0
  • kolay tavuk tarifi - ingilizce tavuk tarifi - easy chicken recipeCook Time: 3 hours
    Total Time: 3 hours

    Ingredients:

    1 can (15 oz) black beans, rinsed and drained
    2 cans (15 oz) whole kernel corn, drained
    1 cup bottled thick and chunky salsa, your favorite
    5 or 6 skinless, boneless chicken breast halves (about 2 lbs)
    1 cup shredded Cheddar cheese

    Preparation:

    In a 3-1/2- to 5-quart slow cooker, mix together the black beans, corn, and 1/2 cup of the salsa. Top with the chicken breasts, then pour the remaining 1/2 cup salsa over the chicken. Cover and cook on HIGH for 2 1/2 to 3 hours, or until the chicken is tender and white throughout; do not overcook or the chicken will be dry. Sprinkle cheese on top; cover and cook until the cheese melts, about 5 to 15 minutes.

    alıntı
#28.01.2012 23:10 0 0 0
  • baharatlı krem şanti - ingilizce krem şanti tarifi - whipped cream recipeGround cinnamon adds flavor to this tasty whipped cream recipe. Serve this whipped cream with pumpkin pie, peach cobbler, apple dumplings, or other desserts.

    Ingredients:

    1/2 cup heavy whipping cream
    1 tablespoon powdered sugar
    1/4 teaspoon ground cinnamon

    Preparation:

    Beat cream until thickened; beat in sugar and cinnamon. Continue beating until stiff.

    Makes about 3/4 to 1 cup of Spiced Whipped Cream.

    alıntı
#27.01.2012 23:12 0 0 0
  • hatmi sosu - zefir sosu - ingilizce sos tarifi - sauce recipeIngredients:

    18 marshmallows
    1/2 cup heavy cream
    1/2 teaspoon vanilla

    Preparation:

    Heat marshmallows and cream in top of double boiler over boiling water, folding and stirring until marshmallows are almost melted. Add vanilla and continue cooking and stirring until completely melted and well blended with cream. Serve hot. Sauce will thicken as it cools.
    Makes just over 1 cup.

    alıntı
#27.01.2012 23:11 0 0 0
  • vanilyalı krem şanti - krem şanti ingilizce tarif - whipped cream recipeUse this sweetened whipped cream topping for cream pie topping or serve with gingerbread, cobbler, or other desserts.

    Ingredients:

    1 cup heavy cream
    1/4 cup sugar
    1 teaspoon vanilla

    Preparation:

    Whip cream until almost stiff. Add sugar and vanilla; beat until cream holds peaks. Spread over top of cooled pie or dollop on bread pudding, gingerbread, cobblers, or other desserts.

    alıntı
#27.01.2012 22:56 0 0 0
  • krem şanti nasıl yapılır - ingilizce krem şanti tarifi - whipped cream recipeMaple whipped cream is delicious served on a cheesecake or gingerbread, or use it to garnish pancakes or waffles for an extra-special breakfast or brunch.

    Ingredients:

    1/2 cup cold whipping cream
    2 tablespoons cold maple syrup, Grade B if possible

    Preparation:

    Have mixing bowl and beaters chilled for best results.
    Beat whipped cream until soft peaks form; add maple syrup and beat until firm.

    Makes about 1 cup of whipped cream. Note: this recipe is easily doubled.

    alıntı
#27.01.2012 22:53 0 0 0
  • El Biruni'nin çalışmaları - El Biruni eserleri11. yüzyılın ilk yarısının en ünlü astronom ve matematikçisi, Felsefe ve coğrafya alanlarında da çalışmalar yaptı. Sayılar kuramı, Hint hesabı, ay ve güneş tutulmaları, matematik coğrafya, enlem ve boylam tayini, kuyruklu yıldızlar, küre geometrisi gibi konularda yazılmış 113 kadar eseri (toplam sayfası 13.000 'u geçer) bilinir.

    Geometride, açıyı üçe bölme problemini de içeren cetvel ve pergel ile çözülemeyen bir grup problem vardır ki, bunlar matematik tarihinde "Biruni problemleri" olarak bilinir.

    Daire içine çizilmiş 9 kenarlı düzgün poligonun bir kenarının uzunluğunu özgün bir yöntemle hesapladı. Pi sayısının hesabı üzerine çalıştı, sinüsler teoremini kendine özgü bir yöntemle kanıtladı.
    El Biruni Trigonometriye sekant, cosecant ve cotangent fonksiyonlarını eklemiştir.

    Diğer bir eserinde jeodeziyle ilgili temel bilgiler verdiği için bu bilimin kurucusu sayılmaktadır. Ayrıca, madenlerin yoğunluklarını az bir hata ile bulmuştur.(Fe=7.82;gerçek değer Fe=7.86).


    Yerçekimi kanununun İngiliz bilimadamı Newton tarafından keşfedilmiştir. Ancak, bu olay için, ilk defa fikir ortaya atıp incelemelerde bulunan Biruni'dir.

    Biruni; Dünya dönüyorsa ağaçlar, taşlar vb. yerlerinden neden fırlamıyor? diye soranlara;
    "Bu dünyanın dönmesi olayını çürütmez. Çünkü herşey dünyanın merkezine düşüyor. Bu da gösterir ki, merkezde bir çekicilik vardır ve bu yerçekimi, yeryüzündeki nesnelerin dışarı fırlamasına mani olmaktadır"

    demektedir. Bu konuyu bilim tarihçisi Carl L. Boyer, A History of Mathematics adlı kitabında belirtmektedir.

    Biruni' nin eserlerini bilimin objektive yaklaşımıyla inceleyen bilim adamlarının ve bilim tarihçilerinin görüşü Biruni' nin bilim dünyasına yol gösterecek, metodu ve kavrayış özelliklerinden gereği gibi yararlanılması yönündedir. Amerika'lı bilim tarihçisi George Sarton 11. asra Biruni asrı demektedir. Biruni, salt kuramsal felsefeye ve gizemciliğe karşı çıkmıştır.

    Biruni muhtelif ilimlere dair 1037 senesine kadar 113 eser yazmıştır. Daha sonra vefat edene kadar 12 sene zarfında ise , 83 eser telif etmiştir. Biruni'nin eserlerini incelediğimizde , onun esaslı bir din kültürü almış ve aldığı bu din ilimleri kültürünü tam anlamıyla hazmetmiş , bütün hayatına ve çalışmalarına sirayet ettirmiş olduğu görülmektedir. Biruni'nin dehasını ve ilmi başarılarının sırrını esasında onun bu yönünde aramak lazımdır.

    Asar-ül-Bakiyye: Biruni bu eserini 28 yaşında yazmıştır. Arapça telif eser olup , Cürcan hükümdarı Kabus bin Yaşgir'e ithaf edilmiştir. 1878-1879 senesinde İngilizce'ye tercüme edilen eser 1923 yılında tekrar basılmıştır. Eser beynelmilel bir kronoloji, takvim, tarih, kültür ve astronomi konularını ihtiva etmekte olup, ilmi değerini günümüzde bile sürdürmektedir.

    alıntı
#25.01.2012 01:47 0 0 0
  • Konu: Atomculuk
    aöf felsefe dersleri - atomculuk okulu - atom düşüncesiyle anılan felsefe okuluAtomculuk Okulu, maddeci filozoflar Empedokles ve Anaxagoras'ın ardından Leukippos ve onun öğrencisi Demokritos tarafından benzer bir materyalizm doğrultusunda oluşturdukları ve geliştirdikleri atom düşüncesiyle anılan felsefe okulu.

    Atomcu okul bir yandan Parmanides'ın monist yaklaşımına öte yandan Anaxagoras'ın çoğulcu yaklaşımına bir tür tepki olarak gelişmiştir; özellikle de birincisine karşı.

    Demokritos yalnızca varolanları değil ruhu da atomlardan oluşan bir şey olarak düşünerek materyalizmi ileri noktalara taşımış, felsefe tarihinde materyalizm eğilimi için en güçlü başlangıç noktalarından birini meydana getirmiştir.

    Atomcu okula göre evren bileşik cisimlerden oluşur, bunlarsa maddenin en küçük ve bölünemez parçası olarak kabul edilen atomlardan meydana gelir.

    Başka bir açıdan bu okul, evrendeki her şeyin boşluk içindeki hareketleri sonucu meydana geldiğini, dolayısıyla evrende mutlak anlamda bir nedenselliğin varolduğunu, insan ruhunun da daha incelmiş atomların hareketinden oluştuğunu, hatta bir yerde tanrıların bile maddesel olduklarını öne sürer.

    Atomculuk, materyalizmin bir bicimi olarak daha sonra Epiküros ve Lukre*tius tarafından savunulacak ve uzun bir dönem sonra etkisini kaybedecektir. Onun 17. yüzyılda bilimsel çalışmalar ve teoriler içinde yeniden canlandığını görüyoruz.

    alıntı
#25.01.2012 01:29 0 0 0
  • tersinim teorisi nedir - tersinim teorisinin kurgulama yöntemleri - değişim teorisiTersinim genel anlamda değişim demektir. Fakat bu değişim negatiftir ve canlı cansız tüm varoluşu kapsar. Bu nedenle tersinim olayı evrenseldir; durdurulması, engel olunması mümkün değildir. Bazı karşıt düzenlerle (örneğin yararlanma mekanizmalarıyla) yavaşlatılabilir fakat etkisi asla sıfırlanamaz.

    Bunun nedeni de evrenimizin kapalı bir sistem olmasıdır. Bir bakıma evrenimizin kapalı bir sistem olması ve buna bağlı olarak kütle çekimi, maddenin sakımı, entropi gibi tüm kanun ve ilkeler tersinimin kanıtları olur.

    Tersinimsel değişim karşımıza genelde çeşit azalması, sistemlerin bozulması, metal yorgunlukları, eskime, canlılarda ihtiyarlama vb. gibi onlarca şekilde karşımıza çıkar.

    Evrenimiz saf enerjiden oluşmuş, ezelden gelip ebede giden bu nedenle durağan Bir Büyük Bütünün içinde (tıpkı okyanuslardaki hava kabarcıkları gibi, insansı ölçülerimize göre dev, evrensel ölçülere göre hiç denecek kadar küçük) bir küre şeklindedir. Tersinim teorisi bu varsayımına kanıt olarak maddenin sakımı kanununu gösterir.

    Tersinim teorisine göre ezelden gelip ebede giden, her şeyi sarıp kuşatan bu Büyük Bütünün içinde evrenimize benzeyen ya da benzemeyen sonsuz sayıda başka evrenler vardır.

    = = = =

    Öncelikle şunu belirtelim ki Tersinim Teorisi pozitif bilimi temel alır. Akıl, mantık ve bilim dışı verilerden uzak durmaya çalışır.

    Uzak durmaya çalışır ama insan aklının bir algılama sınırının olduğunu da bilir. Bunun nedeni algılama yeteneklerimizin sınırlı ve hatalara açık olmasıdır.

    Gerçeklerin sonsuz dünyasına daracık bir pencereden şaşı gözlerle bakabiliyoruz. Bu nedenle sık sık yanılıp aldanabiliyoruz.

    Diğer ifade ile öğrenebilme imkanlarımız sınırsız değildir. Her zaman yanılma ve aldanmalar açıktır.

    Şu ya da bu şekilde algıladığımız şu anın ne olduğunu neyi ifade ettiğini gerçekte bilemeyiz.

    En güçlü ve hızlı algılama duyularımız bile evrensel büyüklüklerin yanında hiç denecek kadar küçük ve zayıftır.

    Örneğin biz güneşin dünyamızı aydınlatıp ısıttığını, hayat verdiğini biliriz ya da öyle zannederiz.

    Gerçekte bizi şu anda aydınlatıp ısıtan yedi dakika önce güneşten kopup gelmiş ısı ve ışık dalgalarıdır.

    Şu anda var olduğunu gözlemlediğimiz güneşi biz gerçekte yedi dakika öncesindeki durumuna göre gözlemleyebiliyoruz.

    Bu da güneşe bir şey olsa bunu ancak en erken yedi dakika sonra algılayabileceğiz demektir.

    Evrensel boyutlarda düşündüğümüzde algılamalarımız çok vahim ve büyük hatalara açık olduğu bir gerçektir.

    Başımızı kaldırıp gökyüzünü incelediğimizde ışıldayan milyonlarca yıldız görürüz de gözlemlediğimiz o yıldızların o anda gerçekte var olup olmadıklarını asla bilemeyiz.

    Örneğin güneş sistemine en yakın yıldız olan Alfa Centauri'yi gözlemlediğimizde bu yıldızın 4.8 yıl önceki haline görebiliyor ve gözlemleyebiliyoruz.

    Evrensel boyutta gözlemleyip algılayabildiklerimiz bir kaç yıldan milyarlarca yıla doğru uzanan kademeli bir geçmiştir. Asla şimdiki zaman değildir.

    Tersinim teorisi olayları bilimsel yönden irdelerken bu büyük gerçeği göz önünde bulundurur, materyalizmin bilim için gözlem ve deneylerle sınanma şartını hatalara açık olduğundan yetersiz görür. Tersinim teorisine göre algılama sınırlarımızın dışında pek çok gerçekler vardır.

    Algılama sınırlarımızın dışında olduğundan ret ve inkar etmek gerçeklere bir zarar vermez, ancak bizim bu konudaki acizliğimizi gösterir.

    Materyalizmin gözlem ve deneylerle sınama kuralı bilimi dar ve şaşı olan; sık, sık aldanıp yanılabilen algılama yeteneklerimizle sınırlar. Bu nedenle gerçekler dünyasından alabildiklerimiz koca bir okyanusta bir damla bile değildir.

    Söylemek istediğimiz; gözlem ve deneylerle sınanamayan, algılama yeteneklerimizin dışında kalan pek çok gerçeklerin olduğudur. Kendimizi gereğinden daha büyük görmekteyiz. Bu da bize pek çok ve vahim hatalara sürüklemektedir.

    Eğer algılama yeteneklerimiz biraz daha geniş ve derin olsaydı bu gün bilgi dağarcığımız çok daha çeşitli ve zengin olacaktı.

    Tersinim Teorisi bu gerçeğin farkındadır. Yorumlarını bu gerçeğe uygun yapmaya çalışır.

    Bir teori genelde doğruluğu kuvvetle inanılan bir ya da bir kaç varsayım üzerine kurgulanır. Bu varsayım ya da varsayımlar temel alınarak ayrıntılanır.

    Bu temele uygun kanıtlar aranır, bulunanlarda bu temele uygun yorumlanır. Kanıtlar doğruluğu kuvvetle inanılan temel varsayıma ya da varsayımlara uygun yorumlamak o varsayım taraftarlarının gerçek bilimden uzaklaştırmakta, koyu bir taassuba yöneltmekte, vahim hatalara düşmelerine neden olmaktadır.

    Materyalizm ve uzantısı teoriler bu büyük ve vahim hataların içindedir.

    Tersinim teorisi ise doğruluğu kuvvetle inanılan herhangi bir varsayıma ya da varsayımları temel almaz. Tersinim teorisi hatalı ya da yanlış olmaları muhtemel sonuçlardan nedenler çıkarmaz.

    Temelsiz bilgilere ulaşmaya çalışmaz.

    Tam tersine insanlık tarihi boyunca elde edilmiş tüm bilgileri her hangi bir ayırım yapmadan kendine temel ve esas alır; bu bilgileri gruplandırır; kıyaslar, senaaaler; doğru oldukları kanaatine varılanlarla gerçekleri bulmaya çalışır.

    Her alanda, her konuda, her kaynaktan alıntılar yapar.

    Yanlış olduğu sonucuna varılanları da kaldırıp atmaz.

    Çünkü tersinim yanlış bilgilerin doğruların kanıtları olduğunu çok iyi bilir. Buna bilim dilinde olmayana ergi metodu denilir.

    Bu nedenle tersinim teorisinin temel aldığı her varsayım çok ve çeşitli kanıtlarla ortaya konulmuş kuvvetle gerçek zannedilenlerdir.

    Tersinim teorisi bu nedenle çelişkili, karşıt gibi görünen varsayımların, teorilerin bir senaaalenme yeridir.

    Nitekim tersinim teorisi karşıtı gibi görünen evrim teorisinin hemen hemen tüm mekanizmalarını, varsayımlarını yorum faklılığıyla kendisine mekanizmalar, varsayımlar olarak almıştır.

    Sonuç olarak şunları söyleyeceğiz. Tersinim teorisi Epikür'den, Lucretus'tan, Lamarck'tan, Charles Darwin'den, Haeckel'den, Enstein'den, Davkins'ten, Berry'den, Jan Gould'dan, Behe'den, Hawking'den.vb gibi ulaşabildiğimiz tüm düşünür ve bilim insanlarından alınmış fikirlerin, görüşlerin, gözlem ve deney sonuçlarının birleştirilme, yorumlanıp, senaaaleme yeridir ve tamamen bilimseldir.

    Temel aldıkları çeşitli fikir ve düşüncelerin, varsayımların, gözlem ve deneylerin senaaalenme, kıyaslanma, birleşme, ayrışma sonucu ortak ulaştıklarıdır.

    Tersinim hata ve yanlışlara düşebileceğinin farkındadır.

    Hata ve yanlışlara düşmekten sakınmaya çalışır ama akıllı insanlar için hata ve yanlışların iyi bir öğretmen olduğunu da çok iyi bilir.

    Düştüğü hata ve yanlışlardan ders almaya çalışır. Bu nedenle eleştirilere, ikazlara büyük değer verir.

    Herhangi bir varsayımı ya da varsayımları değişmez temel almadığından, taassupla bağlanmadığından gerektiğinde düzeltilip değişebilir. Bu da tersinim teorisinin önünü açar, özgürleştirir, bilimin sonsuzluklarına doğru uçmasını sağlar.


    Sonu olarak şunları söyleyeceğiz.

    Biz sadece gerçeklere, doğrulara ulaşmaya çalıştık; kimi yerlerde yanılmış, aldanmış olabileceğimizi de biliyoruz. Fakat hiç bir zaman peşin fikirli olmadık. Taassubun karanlıklarına kendimizi bırakmadık. Fikir ve düşünce özgürlüğünün bilimin kanatları olduğunu çok iyi biliyoruz.

    Muhakkak ki Tersinim felsefesi yakın bir gelecekte gerçekler dünyasına yeni bir pencere açacak, yeni bir görüş ve anlayış getirecektir.

    alıntı
#25.01.2012 01:25 0 0 0
  • felsefe dersleri - genç hegelcilerin özellikleri - genç hegelci düşünceGenç Hegelciler ,Hegel'in ölümü sonrası(1830) Hegel'in tartışmalı mirasını üstlenen demokrat-cumhuriyetçi ve laisizm taraftarlarıdır.

    Hegel'in "Tin"in kendisini Prusya devletinde şeklen ve kendi felsefesinde düşünce itibarı gerçekleştirdiği fikri tarih boyunca süren "özgürlüğün ve akli yönetimin" sonunda gerçekleştiği ve tarihin sonuna gelindiği düşüncesini doğurmuştu.Bu fikre geleneksel Hegelciler olumlu baktılar.

    Ancak Genç Hegelciler ,dialektik sürecin henüz tamamlanmadığını zira Prusya devletinde gerçek ifade ve vicdan özgürlüğünün bulunmadığını ileri sürdüler.

    Politik ve vicdani özgürlük elde etmek üzere harekete geçmek isteyen bu grubun içinde David Strauss,İsa'nın hiç yaşamadığını ileri süren Bruno Bauer,Max Stirner,Feuerbach ,Karl Marx ve Frederich Engels gibi isimle bulunmaktaydı.

    1840 da iktidara gelen Prusya kralı IV. Wilhelm ,politik anlamda özgürlüğe taraftar değildi ve bu yöndeki reform çabalarına tamamen karşı bir tavır aldı.

    Ancak dini işler ile ilgilenen bakanın ılımlı yaklaşımı çoğu demokrat ve cumhuriyetçi genç Hegelcinin daha çok dini doğmaları sorgulayan bir üslup ile işe koyulmalarına imkan verdi.

    Bauer ve Feuerbach Hıristiyanlığın en panteistik ve inceltilmiş formlarına bile karşı çıkarak ateistik öğretiyi temellendirmek istediler.Hareket dağılmaya başladığı bir süreçte Marx'ın kaba materyalizmi ve genç Hegelcileri eleştiren "Alman ideolojisi" eserinin çıkması ile (1843) dağıldı.alıntı
#25.01.2012 00:01 0 0 0
  • aöf felsefe dersleri - antropoloji disiplini - felsefi antropoloji tutumuFelsefi antropoloji, genel olarak insanbilim ya da antropoloji olarak bilinen disiplinin ekseninde tanımlanan bir felsefe etkinligidir.

    İnsanin özü ve bunun belrli ir somut yaşam içinde gerçekleştirilmek üzere kuruluşu ya da oluşturulması üzerine felsefi ve kuramsal etkinlikler ve ögretiler bu alana girer.

    İlk biçimleri Kant'a ve Herder'e kadar uzanmaktadır. 19. yüzyıl felsefesi içinde de etkisi görülür. 20. yüzyıl felsefesinde ise Max Scheler, William James, John Dewey felsefi antropolijinin önemli isimleridir.

    Bu felsefe tutumu, bir yandan bilimlerin geliştirdiği bilgilerden yararlanarak belirgin bir insan fikrini şekillendirmeye çalışırken, bir yandan da doğa bilimleri ile insan bilimleri ya da tin bilimlerinin sonuçlarını bağlantılandırmaya çaba gösterir.

    Bütün bunlar insan varlığının temel niteliğini ya da özünü kavramaya ve daha da ötesi bu varlığın anlamını metafizik yönden değerlendirmeye yönelik bir ilginin ögelerini meydana getiri.

    Bu felsefe tututmu, genel anlamda insan varlığının bir felsefesi olmak iddiasıyla ortaya çıkar. alıntı
#24.01.2012 23:37 0 0 0
  • ananaslı kek nasıl yapılır - ingilizce ananaslı kek tarifi - muffins recipeCook Time: 20 minutes
    Total Time: 20 minutes

    Ingredients:

    1 1/3 cup all-purpose flour
    1/2 cup granulated sugar
    1/3 cup light brown sugar, firmly packed
    1 teaspoon baking powder
    1/2 teaspoon baking soda
    1/2 cup chopped pecans
    2/3 cup rolled oats
    1 cup sour milk or buttermilk
    1/2 cup melted butter or margarine
    1 large egg
    1 can (approximately 15 ounces) crushed pineapple, drained well
    1/2 cup shredded sweetened coconut
    .
    Topping:
    1/3 cup light brown sugar
    1/4 cup all-purpose flour
    1/4 cup shredded sweetened coconut
    2 tablespoons rolled oats
    3 tablespoons cold butter, cut up

    Preparation:

    Grease 18 muffin cups or line with paper muffin liners.

    In a large bowl, mix together flour, sugar, brown sugar, baking powder, baking soda, pecans, and oats. Make a well in the center of the mixture.

    In a separate bowl, whisk together sour milk or buttermilk, melted butter or margarine, and egg. Pour into well in flour mixture; stir to blend just until dry ingredients are moistened, but do not overmix. Gently fold in drained pineapple and coconut.

    Spoon batter into prepared muffin cups, filling about 2/3 full.

    For topping, mix together brown sugar, flour, coconut, and oats. Cut in butter with a pastry blender until coarse crumbs have formed. Sprinkle coarse crumb topping over pineapple muffin batter.

    Bake muffins at 400° for about 20 minutes, or until tops are lightly browned and firm. Transfer pans to rack to cool for about 5 minutes. Gently turn pineapple muffins out onto rack to cool completely.

    alıntı
#23.01.2012 23:57 0 0 0
  • ingilizce kek tarifi - yaban mersinli kek - muffins recipeIngredients:

    1/4 cup butter, softened
    2/3 cup sugar
    1 teaspoon finely grated lemon peel
    1 egg
    1/2 teaspoon vanilla
    1 1/4 cups blueberries
    1 cup plus 2 tbsp cake flour, sifted
    1 teaspoon baking powder
    1/4 teaspoon salt
    1/3 cup milk
    1/4 cup chopped pecans, optional
    Topping:
    1 teaspoon sugar mixed with 1/8 teaspoon ground cinnamon or ground nutmeg

    Preparation:

    Preheat oven to 375°. In large bowl, cream butter, sugar, and lemon until light, about 4 to 5 minutes. Beat in egg and vanilla. Mash 1/4 cup of the blueberries and beat into batter. Whisk together flour, baking powder and salt. Fold dry ingredients into batter, a little at a time, alternating with milk. Fold in remaining 1 cup blueberries and the pecans, if using. Spoon into 8 paper lined muffin cups.
    Sprinkle each muffin with the sugar and spice mixture.
    Bake until muffins spring back when lightly touched, about 20 to 25 minutes.
    alıntı
#23.01.2012 23:54 0 0 0
  • islam sanat tarihi çıkmış sorular - Türk din musikisi sınav soruları ve cevapları1.bu dönemin önemli musikişinasları?
    *Yahya el mekki * ibn cami * İbrahim el mevsıli * ishak el mevsıli * İbrahim b. Mehdi *ziryab *barsüma

    2.musiki teorisi üzerinde çalışan ilk İslam filozofu?
    YAKUB BİN İSHAK KİNDİ..

    3.kindi'nin çalışmaları?
    * musikiye dair 10 risale yazmıştır * arap musikisinde ilmi ekolün kurucusudur. * ebced harflerine dayalı nota sistemi kurmuştur. * musikiyi felsefemantık geometriaritmetik ilimleriyle birlikte değerlendirmiştir.

    4. Kindiden sonra çalışmaları günümüze ulaşan İslam filozofu kimdir?
    FARABİ

    5.iyi bir icracı olan farabinin yazdığı üç eserden en genişi ?
    EL MUSİKAL KEBİR ( batı ve İslam dünyasında musiki teorisi ve felsefesi hakkında yazılmış en sistemli eserlerden biridir)

    6.eserde nelerden bahsedilmiş?
    * Greklerin bu konularda ileri sürdüğü fikirler açıklanmış *onlardan eksik olarak ulaşan bilgiler düzenlenerek tamamlanmış * musiki aletleri konusunda da en kapsamlı eser

    7. musiki konusunda farabiden sonra ki en ciddi çalışmalar?
    Muhammed b. Ahmed el Harizmi nin MEFATİHUL ULUM * trigonometrinin kurucusu Ebul Vefa el Buzcani nin "ika" ya dair eserleri

    8. X. yy da Basrada dinisiyasifelsefi ve ilmi amaçlarla ortaya çıkan İHVANI SAFA nın bu konulardaki düşünceleri nerde yer alır?
    İhvanı safa risaleleri adlı külliyatın musiki bölümünde

    9.ibni sina hangi eserlerinde musikiye uzun yer vermiştir?
    * eş-şifa * an necat * danişname i Alai

    10.bu alanda eser verenler?
    İbni sinanın talebesi ibni zeyle fahreddin er razi *nasiruddinii tusi

    11.musikişinasların hayatlarını anlatan eserler?
    Mesudinin miracüz zeheb *ebul ferec el isfahaninin el egani

    12.13. yy da musiki alanında yeni bir dönem başlatan?
    Fizik alimi safiyuddin el urmevinin yazdığı Kitabul etvar fi marifetin nagam vel evtar eseri

    13. eski Türklerdeki dini nitelikli 3 büyük ayin?
    1- avlarının bereketli olması için düzenlenen ve sığır adı verilen sürgün av ayinleri
    2-şeylanşilanşölençeşn yahut toy denilen kurban ayinleri
    3-ölen kişinin ruhunu n dinlenmesini sağlamak amacıyla düzenlenen ve yuğ adı verilen umumi matem ayinleri

    14.Türklerin musiki aletleriyle icra ettikleri terennümlere ne ad verilir?
    GÖK veya KÖK

    15.sesli okunanlarına ne denirdi?
    IR ve DULE

    16.şiirle beste yapma hangi halife devrindedir?
    HZ.Ömer devrinden itibaren

    17 Hz.Peygamber efendimizin " sana Davuda verilen mizmarlardan biri verilmiş" buyurdukları sahabe kimdir?
    Ebu musa el eşari

    18.güzel ses Kuran'ın metninin önüe geçmeye başlayınca hangi ilimler ortaya çıktı?
    Tecvit ve kıraat ilimleri

    19.önceden bestelenmemiş eserlere ne denir?
    İrticali veya doğaçlama

    20.dini musiki kaç bölümde incelenmiş?
    2 bölümde.1- cami musikisi 2- tekke (tasavvuf) musikisi

    21.cami musikisinin icracıları kimlerdir?
    İmam ve müezzin

    22.imam ve müezzinlerin birbirini takip eden okumalarda dikkat etmeleri gereken?
    Aynı makamları veya birbirine uyuşan makamları ve dizileri kullanmaya özen göstermeleri

    23.bütün müezzinlerin katılımıyla icrs edilen müezzinlik faaliyeti?
    Cumhur müezzinliği


    alıntı
#22.01.2012 01:40 0 0 0
  • islam sanat tarihi çıkmış sorular - Türk din musikisi soruları ve cevapları1.musikiyi birbirine benzemeyen çeşitli seslerden meydana gele icra" olarak tanımlayan kimdir?
    PİSAGOR

    2.ibni sinaya göre musiki nedİr?
    Birbiriyle uyumlu olup olmadığı yönünden sesleri ve bu sesler arasındaki zaman sürelerini araştıran matematiksel bir ilimdir.

    3.sesleri kulağa hoş gelecek şekilde düzenleme sanatı olarak taımlayan düşünür?
    JEAN JACQUES ROUSSECAU

    4.musikiyi sesler aracılığıyla birbirini takip eden güzel hisleri ifade etme sanatı olarak tanımlaya?
    EMMANUEL KANT

    5.Ana hatlarıyla musiki nasıl tarif edilebilir?
    Bir duygu bir düşünce veya tabii bir olayı tarif etmek gayesiyle ahenkli seslerin belli bir sanat anlayışı içerisinde ritimli/ritimsiz şekilde estetik olarak bir araya getirilme sanatı.

    6.bir milletin ahlaki yönüyle nasıl idare edildiğini anlamak istiyorsanız o milletin musikisini inceleyiniz sözü kime aittir?
    FİLOZOF KONFİÇYUS

    7." Müzik yerle gök arasındaki her varlığı hiç kimsenin dayanamayacağı bir kudretle sarsar " sözü kime aittir?
    İngiliz edebiyatçısıWİLLİAM SHAKESPCARE

    8.mevlana musikinin önemini hangi sözlerle belirtmiştir?
    Allah aşıkları için ruhun gıdasıdır.Zira musikide gerçek sevgiliye kavuşma ümidi vardır.

    9.müzik insanı Allah'a en fazla yaklaştıran şeydir ve bütün felsefelerin üstündedir" sözü kime aittir?
    Alman besteci LUDWİG VAN BEETHOVEN

    10. " musiki doğrudan doğruya ruha hitab eder ruh da kendisini ancak musikinin desteğiyle en iyi şekilde ifade edebilir" sözü kime aittir?
    Alman edebiyatçı JOHANN WOLFGANG VAN GOETHE

    11.musikinin seslerin doğal taklidinden doğduğunu iddia eden kimdir?
    LUCRECE

    12.arapların sesle yaptığı nağmeye ne ad verilirdi?
    Terennüm

    13.şiirle söylediklere nağmeye ne ad verilirdi?
    GINA

    14.arap musikisinde Hz.Osmana kadar hangi formlar icra edilirdi?
    HUDA ve NASB

    15.DAHA SONRA HANGİ FORMLAR İCRA EDİLMEYE BAŞLANDI?
    SİNAD ve HEZEC

    16.hicaz'da profesyonel okuyucular ( MUGAANNİLER) hangi dönemde çıkmıştı?
    Hz.Osman devri

    17.dört halife devrinin sonlarında düzenlenen form ve özellikleri?
    EL GINAÜ'L MUTKAN (veya gınaür rakik) adlı form.o zamana kadar icra edilen musiki formlarından sanat değeri yüksekaruza dayanan ve ağır ritmle seyreden bir formdur.

    18.musiki halife saraylarına hangi dönemde girmiştir de bu sayede devlet adamlarının musikiye ilgisi artmıştır?
    EMEVİLER devri

    19.bu devirde meşhur olan okuyucular?
    * tuveyz * azzetül meyla * gariz * said b. Miscah * ibni muhriz * ebu said cemile * ibni süreyc * mabed ve delal

    20. İslam aleminde ilk musiki nazariyesini yazan kimdir?
    YUNUS EL KATİB

    21. yunus el katip arap musikisinin 4 temel taşı olarak kimleri söyler?
    *said b. Miscah * ibni muhriz * gariz *ibni süreyc

    22.greklere ait nazari musiki eserlerinin tercümesine ne zaman başlanmıştır?
    ABBASİLER DÖNEMİNDE

    23.bu tercümeler nerede yapılmıştır?
    Bir tür İslam üniversitesi olan BEYTÜLHİKME De

    24. Beytülhikme kim tarafından yaptırılmıştır?
    830 da halife MEMUN tarafından

    25.abbasiler döneminde bestecilik yönüden zengin repertuvarın oluştuğu nasıl anlaşılabilir?
    Musikişinas Yahya el mekki nin kaleme aldığı KİTABÜL EGANİ nin 12 bin besteyi içine aldığından.

    alıntı
#22.01.2012 01:35 0 0 0